Anayasa ve geleceğimiz
Dr. R.Bülend Kırmacı, anayasa değişikliği tartışmaları, TBMM'nin sorumlulukları ve kurumsal özerkliğin hukuki sınırlarına dikkat çekti.
Besbelli gündeme gelecektir...
'Anayasa değişikliği' tartışmalarında iki temel tespit yapılmalıdır.
Birincisi, Cumhuriyetimizin kuruluş ilkelerini güvence altına alan ilk dört madde, devletimiz ayakta durdukça varlığını korumalıdır. Koruyacaktır.
İkincisi, bugüne kadar defalarca değiştirilen anayasa maddeleri bağlamında TBMM'nin sorumluluklarının "sınırları" unutulmamalı, olası her değişiklik teklifi tarihsel, toplumsal ve güncel gerekliliklerden koparılmamalıdır.
Öte yandan, mevcut Siyasi Partiler Kanunu ve seçim sisteminde demokratikleşme iradesini sergilemekten adeta imtina eden egemen parti siyasetinin Anayasa üzerindeki ihtilafları, toplumu kolay kolay teskin edemez. Etmemektedir.
Tüm bu bağlamlarda ve daha geniş anlamda, Anayasa yurttaşı olduğu kadar devleti de korumak zorundadır...
Yine vazgeçilmez bir olgu olarak, demokrasinin temelinde halkın iradesi ve seçmenin özgür tercihi vardır.
Siyasi partilerin ve demokratik kitle örgütlerinin yönetimlerine seçim yoluyla verilen yetki, demokratik meşruiyetin vazgeçilmez dayanağıdır.
Bu iradeye saygı, gerçek demokratlığın ve demokratik hukuk devletinin temel gereğidir.
Ancak seçimle kazanılan meşruiyet, Anayasa'nın temel ilkelerinden ve hukukun üstünlüğünden bağımsız, sınırsız bir yönetim yetkisi anlamına gelmez.
TBMM bir yana, kitlesel kurumların özerkliği de Anayasa'nın ve devletin hukuki müktesebatının hilafına, keyfi bir özgürlük alanı olarak değerlendirilemez.

Kendi tüzükleriyle işleyen tüm bu kurumlarda, Anayasa'nın temel ilkelerine, hukukun üstünlüğüne ve kuruluşun varlık nedenine açıkça aykırı düşen yönetim tutumları söz konusu olduğunda;
mevcut yönetime karşı çıkan tek bir üyenin dahi haklarını korumak, anayasal güvenceler çerçevesinde bir kamu görevidir.
Kurumsal özerklik, hiçbir yönetime Anayasa'nın temel değerlerinden bağımsız, sınırsız ve denetimsiz bir yetki alanı tanımaz.
Aksi takdirde birlikler, odalar ve sendikalar birer "kurtarılmış bölgeye" dönüşür ve halktan büsbütün koparlar.
Aynı olası sakınca, halkın iradesiyle oluşan TBMM için de geçerlidir. Hiçbir seçilmiş organ, kendisine yetki veren halktan ve Anayasa'nın temel ilkelerinden koparak demokratik meşruiyetini tam anlamıyla koruyamaz.

"İstediği kadar oy alsın", nihayetinde görev süresi ve demokratik meşruiyeti bir sonraki seçimle yeniden sınanacak hiçbir kurulun, siyasi erkin veya yönetimin; en başta Anayasa'nın özüne ve dayandığı temel ilkelere aykırı sistematik tutumu kabul edilemez.
Aksi yöndeki bir tutum, o kuruluşun yıpratılması ve en hafif deyimiyle görevin kötüye kullanılması anlamına gelir.
Demokrasisi gelişen, ekonomisi güçlenen bir Türkiye: ihtiyacımız budur!
Bu gerçekler ışığında Türkiye'de halkımız, asli sorunların çözümü için inanıyorum ki 29 Ekim ruhunda ve umudunda bir kez daha birleşecek ve büyük uygarlığımız, ulusal birlik içinde, insanca ve hakça bir anlayışla güzel geleceğine yürüyecektir...
Dr. Reyhan Bülend Kırmacı
Dr. R. Bülend Kırmacı
Dr. Reyhan Bülend Kırmacı; akademisyen, yazar, ekonomist ve köşe yazarıdır. Lisans ve yüksek lisans eğitimini Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinde (İİBF) tamamlamıştır. Doktora derecesini Northwest…
Dr. Reyhan Bülend Kırmacı; akademisyen, yazar, ekonomist ve köşe yazarıdır. Lisans ve yüksek lisans eğitimini Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinde (İİBF) tamamlamıştır. Doktora derecesini Northwest Üniversitesi'nden (Northwest Uni) almıştır. Akademisyen kimliğinin yanı sıra AB-T Consultancy çatısı altında proje danışmanlığı yapmakta, çeşitli platformlarda köşe yazıları ve makaleler kaleme almaktadır. Çalışmalarını genellikle insancıl sol ideoloji, kalkınma, sanayileşme, gelir dağılımında hakkaniyet, gıda güvenliği ve ekonomi politikaları üzerine yoğunlaştırmaktadır.
Tüm yazılarını gör