YENİ Parti, yeni ekonomi
SON (31 Mayıs 2024) belediye seçimlerinde oyların %39’unu alan CHP birinci parti olmuştu. CHP, sadece “siyasal” değil, “ekonomik” olarak da bir numaraydı.
SON (31 Mayıs 2024) belediye seçimlerinde oyların %39’unu alan CHP birinci parti olmuştu. CHP, sadece “siyasal” değil, “ekonomik” olarak da bir numaraydı. Bu hükme CHP’nin kazandığı 14 büyükşehrin ekonomik büyüklüğünün Türkiye’nin GSYH payının %66.5 olmasına bakarak varıyoruz. 1950’den beri Türkiye ekonomisi “Menderes-Demirel-Özal” çizgisinde yönetilmiştir. Erdoğan da 23 yıldır aynı “dış borç ve yabancı sermaye ile finanse edilen yatırımlarla” büyüme politikası izlemektedir. Edilgen yurdum okumuşları da bunu “Türkiye’de tasarruf oranı düşüktür, dıştan tasarruf çekmeden kalkınamayız” diyerek onaylamaktadır. “Hem dış borç almayı rakipleri gibi beceremediği, hem de yurt içi tasarrufları artırmaya solcu gönlü razı olmadığı için” beş kez başa gelen Ecevit’in iki gerçek iktidar dönemi de finansal krizle (1979 ve 2001) sonlanmıştır.
76 yıllık (1950-2026) deneye bakınca “sağcı” partilerin “alaturka ekonomiyi” daha başarılı yönettiği söylenebilir. Bir tanıma göre sağcı partiler “üretimci” solcu partiler “bölüşümcü” dür. Bu varsayıma dayalı olarak şöyle bir döngünün varlığından bahsedebiliriz: Seçmen, genelde üretimci sağ (İslamcı) partileri iktidara getiriyor, bu partilerin izlediği iktisadi politika gelir dağılımını çok bozunca mührü bölüşümcü sol (laikçi) partiye veriyor. Bölüşümcü parti “ideolojik takıntıları yüzünden” ekonomiyi krize sokunca, onu iktidardan indirip yine sağcıları başa geçiriyor.
PİŞMİŞ TAVUĞUN BAŞINA GELMEYEN CHP’NİN BAŞINA GELDİ
AKP ideologlarının yukarıdaki tahlille mutabık olduğunu sanıyorum. Yani onlar da 2024 belediye seçimi sonuçlarını AKP’nin iktidardan düşme sırasının geldiği şeklinde değerlendirmiştir. Anladığıma göre siyasetin uzmanları, bu akıbetin oluşmasına izin vermemek için bir operasyon planı yapmıştır. Bu plana göre CHP’li belediyeleri birer birer ele geçirmekle yetinilmedi, CHP de “içinden” parçalanmıştır. Yazıya ara verip babamdan dinlediğim bir hikâye anlatacağım.
YOK DELİL, YAP DELİL
Napolyon, kendisine rakip olacak parlak bir generalden kurtulmaya karar verir. Bunu da yasal yolla yapmak ister. Yaverinden, o generali “vatana ihanet” suçlamasıyla Divan-ı Harbe sevk edecek delil toplamasını ister. Yaver, çok uğraşır ama böyle bir delil bulamaz. Durumu Napolyon’a arz eder. Napolyon “Sen bana onun yazdığı herhangi bir raporu veya mektubu getir, ben o evrakın içinden onu idama mahkûm ettirecek delili bulur çıkartırım” der.
Ege Cansen
1938 Ankara doğumludur. 1961’de ODTÜ İşletme Bölümü’nü bitirdi. Aynı yıl Arçelik’te işe başladı. Şirketin verdiği bursla gittiği Pennsylvania Üniversitesi Wharton Finans ve Ticaret Fakültesi’ni 1966’da MBA derecesiyle bitirdi…
1938 Ankara doğumludur. 1961’de ODTÜ İşletme Bölümü’nü bitirdi. Aynı yıl Arçelik’te işe başladı. Şirketin verdiği bursla gittiği Pennsylvania Üniversitesi Wharton Finans ve Ticaret Fakültesi’ni 1966’da MBA derecesiyle bitirdi. Arçelik’te Genel Müdür Yardımcılığı ve Koç Holding’de Sınai İşler Koordinatörlüğü yaptı. 1980’de Koç’tan ayrılarak “yönetici-danışman” olarak çalışmaya başladı. 1986-2017 arasında Anadolu Grubu’nun üst yönetiminde görev yaptı. 1987-2000 yılları arasında Marmara Üniversitesi Göztepe’de İşletme Ekonomisi dersleri verdi. Kuruluş aşamasından beri hizmet ettiği Koç Üniversitesi’nin Mütevelli Heyeti’nde 2000-2017 üye olarak bulundu. 1983-2014 yılları arasında Hürriyet gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Ocak 2014’ten bu yana Sözcü gazetesinde yazmaktadır. 1987’de TRT-2’de başladığı görsel ekonomi yorumculuğuna NTV’de CNBC-e’de ortak programlar yaparak devam etti. Halen Bloomberg HT’de izleyicileriyle buluşmaktadır. AYGAZ AŞ’nin bağımsız yönetim kurulu üyesidir.