“Terörsüz Türkiye” süreci bugün bölgesel gelişmeler ekseninde değerlendirildiğinde, atılması zorunlu bir adım olarak öne çıkıyor. İki yıl önce büyük bir öngörüyle başlatılan süreç, Çerçeve Yasa ve Mekke Anlaşması ile birlikte Türkiye’yi Ortadoğu’daki yeni denklemin etkili aktörlerinden biri haline getiriyor. Dışarıda güçlü olmanın en önemli şartının içeride güçlü olmak olduğu vurgusu ise, bu çerçeveyi belirleyen temel yaklaşım haline geliyor.
CHP İletişim Koordinatörü Ali Haydar Fırat, Türk siyasetinde seçim birliktelikleri ihtimallerini değerlendirirken CHP-DEM Parti ittifakı olasılığını gündeme getirdi. Ali Haydar Fırat, iki partinin “Terörsüz Türkiye” sürecine benzer bir pencereden baktığını anlatırken, 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun Doğu ve Güneydoğu illerinden aldığı yüksek oyları hatırlattı. Fırat, bu oyların tamamının yalnızca Kemal Kılıçdaroğlu’nun şahsına değil, aynı zamanda Erdoğan’ın karşısında oluşturulan geniş muhalefet bloğuna verildiğini vurguladı.
Yeni siyasi denklem seçim ittifakını aşan bir çerçeveye işaret ediyor
Türkiye’nin önündeki yeni siyasi denklem, yalnızca kimin kiminle seçim ittifakı yapacağından ibaret değil. CHP’nin mutlak butlan kararının ardından siyasal çizgisini önemli ölçüde değiştirdiği belirtiliyor. İktidarın attığı her adıma karşı çıkan muhalefet anlayışı yerine, yanlış bulduğu adımları eleştirmenin yanında yerine başka çözüm üreten bir çizgi yakalamaya çalıştığı ifade ediliyor. Bu değişim üzerinden, Cumhur İttifakı ile CHP arasında bazı temel devlet meselelerinde ortak bir zemin kurulup kurulamayacağı ihtimali tartışılıyor.
Bu ihtimalin günün siyasi şartlarında “uçuk” görülmesi normal karşılanırken, burada söz edilenin klasik anlamda bir seçim ittifakı olmadığı aktarılıyor. İktidarın iktidar olarak kaldığı; muhalefetin de denetleme ve eleştirme görevini sürdürdüğü, ancak terör, dış politika ve Türkiye’nin bölgesel güvenliği gibi temel meselelerde ortak devlet aklının oluşturulabildiği yeni bir siyaset modelinden bahsedildiği belirtiliyor. Türkiye’nin ihtiyacının bu tür bir ortak zemine dayanabileceği vurgulanıyor.
Ortak devlet aklı tartışması, uzlaşma alanını genişletmeyi hedefliyor
Farklı siyasi görüşlere sahip insanların ve partilerin Türkiye’nin temel meselelerinde aynı masada oturabilmesinin mümkün olabileceği belirtiliyor. Bugün uzak bir ihtimal gibi görünen CHP-Cumhur İttifakı ortaklaşmasının, yarınki siyasette şaşırtıcı olmayabileceği ifade ediliyor. Böyle bir zeminin yalnızca siyasetin dilini değiştirmeyeceği; DEM Parti’nin demokratik siyaset içerisinde sorumluluk üstlendiği daha geniş bir uzlaşma alanı da yaratacağı değerlendiriliyor.
Bu yaklaşımda “iç cephenin tahkimi” ifadesinin yalnızca siyasi bir slogan olmaktan çıkarak, Türkiye’nin yeni siyaset modeline dönüşebileceği vurgusu öne çıkıyor.

