Akademisyen Prof. Dr. Zakir Avşar, çocukların dijital çevreden uzaklaştırılmasının gerçekçi olmadığını belirterek tartışmanın “telefonu daha az kullan” çizgisinde bırakılmaması gerektiğini söyledi. Avşar’a göre mesele, teknolojinin varlığı değil; teknolojinin hangi amaçla ve hangi sınırlar içinde kullanıldığıdır. Avşar, dijital dünyanın nasıl işlediğine odaklanan bir yaklaşımın çocukları pasif tüketicilikten çıkarıp riskleri fark eden bireylere dönüştürebileceğini ifade etti.
Avşar, dijitalleşmenin çocukların eğitimine de kapı araladığına dikkat çekiyor. Bir çocuğun dünyanın önde gelen üniversitelerinin derslerine erişebilmesi, yabancı dil öğrenebilmesi ve bilimsel kaynaklara ulaşabilmesi gibi imkânların teknolojiyi tek başına sorun olmaktan çıkardığı görüşünü dile getiriyor. Avşar, yapay zekâ dâhil yeni araçların doğru kullanım halinde öğrenmeyi destekleyen bir bileşen olabileceğini vurguluyor.
Çocuklar için asıl ihtiyacın, dijital ortamı anlamaya dönük beceriler olduğunu belirten Avşar; bir algoritmanın belirli içerikleri neden öne çıkardığı, reklamların nasıl hedeflendiği ve kişisel verilerin neden değer taşıdığı gibi başlıkların eğitimde ele alınması gerektiğini aktarıyor. Avşar ayrıca yanlış bilginin ayırt edilmesi ve karşılaşılan riskler karşısında nasıl davranılacağının öğretilmesini, teknolojinin “zararını azaltma” yaklaşımının merkezine yerleştiriyor.
Avşar, dijital tartışmaların yalnızca sosyal medya ekseninde yürütülmesinin de yetersiz kaldığını savunuyor. Ona göre konu; insanın teknoloji karşısındaki konumu ve gelecekteki toplumsal yapının nasıl şekilleneceğiyle daha geniş bir perspektiften ele alınmalı. Gelecek yıllarda yapay zekâ ve dijital teknolojilerin yaşamın daha büyük bir bölümünü belirleyeceği uyarısı yapılırken, güçlü toplumların ancak teknolojiye hâkim, sorgulayan ve empati kurabilen bireylerle kurulabileceği ifade ediliyor.
Pratik karşılık olarak Avşar, ortak bir sorumluluk zemininin gerekliliğini vurguluyor. Ona göre devlet, aile, okul, bilim dünyası ve teknoloji sektörünün birlikte hareket ederek çocukların insanî gelişimine hizmet eden bir düzen fikrini hayata geçirmesi gerekiyor. “Geleceği korumak” ifadesinin de çocukları teknolojiden tamamen koparmak değil; teknolojiyi onların gelişimine uyumlu biçimde yapılandırmak anlamına geldiği aktarılıyor.
Avşar, dijital tartışmalarda sosyal medya ve dijital çevrenin çocukların gündelik hayatına etkisinin risk boyutuyla birlikte ele alınması gerektiğini belirtiyor. Teknolojiye uzaklaştırıcı bir çözüm yerine, dijital dünyanın işleyişini öğreten; risklerle baş etmeyi öğreten ve karar verme becerisi kazandıran bir çerçevenin daha gerçekçi olduğunu savunuyor. Böylece dijital çağın sunduğu imkânların korunurken karşılaşılabilecek olumsuzluklara karşı da daha hazırlıklı bir kuşak hedeflendiği ifade ediliyor.
Avşar’ın çağrısının arka planı: dijital okuryazarlık ve “pasif tüketimden çıkış”
Metinde, çocukların dijital araçlarla etkileşiminin yalnızca kullanım miktarı üzerinden tartışılmasının eksik kaldığı vurgulanıyor. Avşar’ın üzerinde durduğu nokta, dijital ortamın çalışma mantığını anlamaya dönük eğitimle birlikte kişisel mahremiyet ve risk farkındalığının da gündeme alınması. Bu bakış, medya okuryazarlığı yaklaşımıyla uyumlu bir çerçeve kuruyor.
Avşar’ın dijital çevre vurgusu, çocukların mahremiyeti ve kimlik inşasıyla doğrudan bağ kuran bir değerlendirmeye dönüşüyor. “İnsan kalabilmek” ifadesi, yalnızca psikolojik bir temenni olarak değil; dijital ortamın yönlendirme mekanizmalarını tanıma ve kendi iradesini koruma hedefiyle somutlaşıyor. Bu yönüyle metin, eğitim ve aile rehberliği boyutunu birlikte ele alan bir çağrı niteliği taşıyor.
Sonuç: “teknolojiden uzaklaştırma” değil, sınırları ve amaçları öğretme
Avşar’ın son vurgusu, teknolojiyi tamamen geri iten bir çizgiyi hedef almıyor; doğru kullanımın sınırlarının ve amaçlarının öğretilmesini talep ediyor. Avşar’a göre dijital tartışmalar, algoritma mantığı, hedefleme süreçleri ve yanlış bilgiyle baş etme gibi başlıklarda somut içerik üretilmediğinde yüzeyde kalıyor. Bu nedenle çocukların dijital dünyanın pasif izleyicisi olmak yerine bilinçli kullanıcıya dönüşmesi, metnin ana karar noktası olarak öne çıkıyor.
“Çocuklarımıza ‘telefonu daha az kullan’ demekle yetinmek yerine, dijital dünyanın nasıl işlediğini öğretmeliyiz.”
“Mesele teknolojinin varlığı değil, teknolojinin hangi amaçla ve hangi sınırlar içinde kullanıldığıdır.”
“Çocuklarımızın geleceğini korumak onları teknolojiden uzaklaştırmak değildir. Teknolojiyi çocuklarımızın insanî gelişimine hizmet edecek biçimde düzenlemektir.”

