Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi, yaklaşık dokuz yıldır tutuklu bulunan iş insanı Osman Kavala hakkında beklenen kararını verdi. AİHM Başkanı Mattias Guyomar tarafından açıklanan kararda, Kavala’ya ilişkin mahkûmiyetin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında çeşitli hak ihlallerine yol açtığı kaydedildi. Guyomar, alınan kararın Türkiye açısından Kavala’nın mümkün olan en kısa sürede serbest bırakılması yönünde açık bir sonuç ortaya koyduğunu söyledi.
Kararla birlikte AİHM, Kavala’ya manevi zarar nedeniyle tazminat ödenmesine de hükmetti. Guyomar, kararın bu bölümünde mahkûmiyet kararının yol açtığı manevi zarar bakımından tazminat ödenmesine karar verildiğini, ayrıca bireysel ve genel tedbirlere ilişkin değerlendirmelerin ortaya konulduğunu aktardı.
İfade özgürlüğü ve toplantı/örgütlenme özgürlüğü kapsamındaki değerlendirme
Kararda, Kavala’nın mahkûmiyetine dayanak olarak gösterilen faaliyetlerin niteliğine ilişkin değerlendirmeler de yer aldı. Mahkeme, söz konusu faaliyetlerin önemli bölümünün; kamuoyundaki tartışmalara katılım, sivil toplum çalışmaları için destek verme, bilgi paylaşımı ve Gezi Parkı olaylarıyla bağlantılı savunuculuk faaliyetlerinden oluştuğunu vurguladı.
Buna göre mahkeme, bu faaliyetlerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi kapsamında ifade özgürlüğü ile 11. maddesi kapsamında toplantı ve örgütlenme özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Müdahalenin “kanunla öngörülmüş” olarak kabul edilemeyeceği sonucuna varan mahkeme, ilgili maddelerin ihlal edildiğine hükmetti.
“Cebir ve şiddet” unsuruna ilişkin tespitte Gezi Parkı’ndaki olaylarla nedensellik bağının kurulamadığı aktarıldı
Kararda ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesi kapsamında düzenlenen suçun cebir ve şiddet unsurunu içerdiği hatırlatıldı. Mahkeme, Kavala’nın eylemleri ile Gezi Parkı protestoları sırasında yaşanan şiddet olayları arasında mahkemelerce somut bir nedensellik bağının kurulamadığını ifade etti.
Hukukun üstünlüğü vurgusu: AİHM kararlarının anayasal bağlayıcılığı
AİHM Büyük Dairesi, kararın Türkiye açısından taşıdığı anayasal öneme de dikkat çekti. Kararda, AİHM kararlarına uyma yükümlülüğünün yalnızca uluslararası hukuktan kaynaklanan bir sorumluluk olmadığı; Türkiye’nin anayasal düzeni açısından da bağlayıcı olduğu belirtildi. Mahkeme bu değerlendirmeyi şu ifadelerle aktardı:
“....Türkiye'de anayasal bir değere sahip olduğunu belirtmektedir. Bu nedenle, Mahkeme'nin kararlarını icra etme yükümlülüğü sadece bir uluslararası hukuk meselesi değil, aynı zamanda Anayasa'nın 2. maddesinde belirtildiği üzere hukukun üstünlüğünün bağlayıcı bir gereğidir.”
Kararda, tespit edilen hak ihlallerinin niteliği nedeniyle Kavala’nın mümkün olan en kısa sürede serbest bırakılması gerektiği vurgulandı. Mahkeme ayrıca, ihlal gerçekleşmemiş olsaydı başvurucunun bulunacağı duruma mümkün olduğunca geri dönülmesi gerektiğini de altını çizdi.
Mahkûmiyetin yok hükmünde sayılması ve iç hukukta yargılamanın yenilenmesi imkânı
AİHM’nin kararında Osman Kavala’nın mahkûmiyetine ilişkin dikkat çeken bir başka değerlendirme daha yer aldı. Mahkeme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi açısından Kavala’nın ceza mahkûmiyetinin yok hükmünde, hükümsüz ve geçersiz sayılması gerektiğini ifade etti.
Kararda, AİHS ihlalinin kesinleşmiş bir kararla tespit edilmesinin ardından iç hukukta yargılamanın yenilenmesi imkanının bulunduğu hatırlatıldı. Türkiye’nin ise tespit edilen ihlallerin sonuçlarını ortadan kaldırmak amacıyla gerekli tüm uygun tedbirleri alması gerektiği belirtildi.
Yargı bağımsızlığına ilişkin sistemik sorun tespiti
AİHM Büyük Dairesi, kararında yalnızca Kavala dosyasına ilişkin bireysel değerlendirmelerle sınırlı kalmadı. Mahkeme, Osman Kavala davasının sistemik bir soruna işaret ettiğini; özellikle siyasi açıdan hassas dosyalarda yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda yapısal eksiklikler bulunduğunu değerlendirdi.
Bu kapsamda hakimler üzerindeki haksız baskılara karşı kurumsal güvencelerin güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Mahkeme ayrıca ceza yargılamalarının adaletin düzgün işleyişiyle ilgisi bulunmayan amaçlarla kullanılmasının önüne geçilmesi gerektiğine dikkat çekti.
Tutukluluk, suç tanımları ve yeni kovuşturmalar için önlem çağrısı
- Tutukluluğun aşırı şekilde kullanılması
- Geniş kapsamlı suç tanımlarına başvurulması
- Art arda yeni kovuşturmalar yürütülmesi
AİHM ve AYM kararlarının eksiksiz ve gecikmeksizin uygulanması istendi
Kararda, yalnızca AİHM kararlarının değil, Türkiye’deki Anayasa Mahkemesi kararlarının da eksiksiz ve gecikmeksizin uygulanmasının önemine dikkat çekildi. AİHM, bu kararların uygulanmasının hukuk devleti açısından temel bir gereklilik olduğuna vurgu yaptı.
Müebbet hapis cezalarında tahliye imkânına ilişkin sistemik sorun
AİHM kararında Türkiye’deki ceza sistemiyle ilgili bir başka sistemik soruna da işaret edildi. Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında yaptığı değerlendirme doğrultusunda, tahliye imkânı bulunmayan müebbet hapis cezaları konusunda Türkiye’de ayrıca sistemik bir sorun bulunduğu sonucuna vardı. Kararda bu sorunun giderilebilmesi için uygun yasal düzenlemelerin yapılması gerektiği belirtildi.

