2022’de 1,05 milyar ton gıda israfı: karar hatası öne çıkıyor
Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) 2024 Food Waste Index Report verilerine göre 2022’de dünyada yaklaşık 1,05 milyar ton gıda israf edildi. İsrafın %60’ı hanelerde, %28’i yemek hizmetlerinde, %12’si ise perakendede gerçekleşti. Türkiye’de hane halkı kaynaklı gıda israfı için tahmin yaklaşık 8,7 milyon ton, kişi başına ise 102 kilogram.
İsrafın hangi kararın sonucunda ortaya çıktığına dair kırılma ise işletme tarafında görülüyor. İsraf çoğu zaman ürün çöpe atıldığında değil, satın alma ve stok kararı verildiğinde başlıyor. Talep değişiyor, mevsimsellik etkiliyor, hava koşulları tüketimi değiştirebiliyor, kampanyalar satışları hareketlendirebiliyor; ancak birçok işletmede satın alma kararları hala geçmiş deneyim, Excel tabloları ve yöneticinin sezgisi üzerinden şekilleniyor. Sonuç, fazla stok ve bozulma ya da yetersiz stok ve kayıp satış olmak üzere iki uçta ortaya çıkıyor.
Yapay zeka, tahmin hatasını azaltmayı hedefliyor
Yapay zekâ, geçmiş satışları ve operasyonel verileri farklı değişkenlerle birlikte analiz ederek talep tahminini ve stok kararlarını iyileştirebiliyor. McKinsey’in analizlerinde, yapay zeka destekli tahmin sistemlerinin bazı tedarik zinciri uygulamalarında tahmin hatalarını %20–%50 arasında azaltabildiği belirtiliyor. Ancak teknolojinin de temel bir sınırı var: Veri güvenilir değilse karar da güvenilir olamaz.
Dolayısıyla mesele yapay zeka kullanmaktan öte; işletmenin karar mekanizmasını ölçülebilir ve güvenilir veri üzerine kurmak olarak ele alınıyor.
Sürdürülebilirlik ölçülmezse yönetilemiyor
Gıda israfının çevresel maliyeti açık. FAO’ya göre gıda kaybı ve israfı, küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %8–10’una karşılık geliyor. Ayrıca üretim için kullanılan su, enerji, arazi ve emeğin boşa gitmesine neden oluyor. Ancak sürdürülebilirliği yalnızca çevresel bir hedef olarak ele almak da yeterli değil; kaybın miktarını bilmekten öte, o kaybı doğuran kararı tespit etmek gerekiyor.
Bu nedenle sürdürülebilirlik, şirketlerin raporlarında yer alan bir başlık olmaktan çıkıp satın alma, stok, satış ve operasyon süreçlerinin içine girmek zorunda.
AB’de 2030 hedefleri: işleme ve imalatta %10, perakende ve tüketimde kişi başına %30
Avrupa Birliği’nde bu yaklaşım somut hedeflere dönüşüyor. 2025’te yapılan düzenlemeyle üye ülkeler için 2030’a kadar işleme ve imalat aşamasındaki gıda israfının %10, perakende ve tüketim tarafındaki israfın ise kişi başına %30 azaltılması hedefleniyor. Bu değişim, gıda israfının çevresel yanının yanı sıra ölçülmesi ve yönetilmesi gereken ekonomik bir performans alanına dönüştüğünü gösteriyor.
Tedarik zincirinde “geçmiş veri” yerine “ihtiyacı öngörme”
Gıda tedarikinde bugün hâlâ önemli ölçüde geçmiş veriye bakarak karar veriliyor. “Geçen ay ne kadar sattık, geçen yıl aynı dönemde ne oldu, depoda ne kadar kaldı?” sorularının yanıtlarına göre planlama yapılıyor. Ancak yeni nesil tedarik yönetiminde soru “Önümüzdeki dönemde neye, ne zaman ve ne kadar ihtiyacımız var?” şeklinde kuruluyor. Yapay zekânın değeri burada ortaya çıkıyor; insan muhakemesinin yerini almak yerine, karar verene daha erken ve daha doğru bir tablo sunmak hedefleniyor.
REELP: 2025’te geliştirilen veri tabanlı karar desteği
Bu dönüşüm ihtiyacından yola çıkarak girişimciler Şuheda Yeşil, Mehmet Akif Arıak ve Kemal Ergun 2025’te REELP’i geliştirmiş bulunuyor. Hedeflerinin işletmelerin “ne kadar almalıyım?” sorusuna daha sağlam bir veri zemini sunmak olduğunu belirten Yeşil, HORECA işletmeleriyle yürütülen erken aşama çalışmalarda veriye dayalı karar desteğinin satın alma süreçlerini hızlandırdığını ve operasyonel yükü azalttığını söylüyor.
Yeşil, rekabet avantajının yalnızca daha ucuza satın alan işletmelerde olmayacağını; hangi ürüne, ne zaman, ne kadar ve neden ihtiyaç duyulduğunu daha doğru hesaplayabilen işletmelerin öne çıkacağını dile getiriyor. Sürdürülebilir bir gıda tedarik zincirinin yalnızca daha az ürünün çöpe gitmesiyle kurulmayacağını, daha az kaynakla daha doğru karar verebilen işletmelerle kurulacağını ifade ediyor. Asıl meselenin teknoloji olmadığını, doğru kararı doğru zamanda verebilmek olduğunu vurguluyor.
Bu dönüşümün işletme kararları üzerindeki etkisi, satın alma ve stok kararları iyileştikçe bozulma ve kayıp satış gibi uç durumların azalması üzerinden ortaya konuyor. Daha dengeli gıda arzının sağlanması da hem kayıp ürünün ekonomide yarattığı boşluğu hem de israfın çevresel maliyetini sınırlamaya katkı sağlıyor. Daha az israf hedefi, daha sürdürülebilir gıda tedarikinin kalıcı hale gelmesiyle vatandaşın erişeceği gıdanın güvenilirliği ve sürekliliği açısından da destekleyici bir zemin oluşturuyor.

