Yorumla.Net  


Geri Git   Yorumla.Net > Günlük Haberler > Yurtiçi Haberler

Yurtiçi Haberler Türkiye'den Günlük Haberler, gündemdeki Konular...

Yorumla.Net Forum'a Hoşgeldiniz

! FORUMDAN YARARLANMAK İÇİN ÜYE OLUN !


Yeni Konu Gönder  Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 06-12-2007, 08:39 AM   #1 (permalink)
Üye Bilgileri
Üstad
 
violet kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Oct 2006
Şehir : İstanbul
Yaş: 22
Mesaj: 62,550
Konuları: 19606
Thanks: 20
Toplam 3,711 Konusuna 8,273 Teşekkür Edilmiştir
Rep Gücü: 0
Rep Puanı : 208282
Rep Seviyesi: violet Repstarviolet Repstarviolet Repstarviolet Repstarviolet Repstarviolet Repstarviolet Repstarviolet Repstarviolet Repstarviolet Repstarviolet Repstar
Varsayılan 06/12/07 - Kim daha fazla dayatıyor testi istedi




Tuğçe Baran, 'Hangi taraf daha çok 'dayatıyor' sorusunun cevabını bulabilmek için yapılacak tek çare kapsamlı bir deney yapmak' dedi, kara çarşaf ve moya ile test istedi!


Tuğçe Baran'ın köşe yazısı
Her şey çok fazla birbirine girdi
Gazetemizin yazarlarından Mustafa Mutlu, Pazar günkü yazısında “tesettür otellerine tesettürsüz kadınların alınmayışını” eleştirip yazısını şöyle bitirmiş.
“Kendileri bikiniyle dolaşan bazı kadın meslektaşlarımızın son günlerdeki “özgürlükçü” yaklaşımlarına ve “türban-tesettür
savunuculuklarına” saygı duyarım...
Tek bir şartla:
Dayatmacılığın her türlüsüne karşı
çıkarlarsa!
Ama onlar, siyasi rüzgardan yararlanıp türban savunuculuğunun getireceği “okunma oranındaki artış” tan medet umarken, bu tesettür otellerinin keyfi yasaklarına tepki vermeyi akıllarına bile getirmiyorlar.”
Oysa bu otellerin yaptığı bal gibi “ideolojik dayatma” dır!
Herhangi bir otel, başı örtülü ya da çarşaflı olarak gelen bir müşterisine nasıl “Seni almıyorum” diyemiyorsa, kendilerine “tesettürlü otel” diyen bu işletmelerin de başı açık müşterilerine “Sen başörtülü değilsin, buraya giremezsin” diyememesi gerekir...
Tabii; Misak-ı Milli sınırları hâlâ geçerliyse ve bu ülke hâlâ Türkiye Cumhuriyeti’yse!

***

Son iki haftadır yazdığım üç beş türban lehtarı görünen (esasında sadece ve sadece her nevi özgürlükten yana olan) yazılarımdan dolayı Mustafa Bey’in sözlerini “ bikini giyen bir kadın meslektaş” olarak bir nebze olsun üzerime alınmış durumdayım. Kendisiyle yaptığım konuşmada beni hedef almadığını belirtmişse de bir iki cümle edemeden duramayacağım.
Türkiye Cumhuriyeti nedir tam olarak bir tarife varabilir miyiz ben açıkçası pek emin değilim. Nedir Türkiye Cumhuriyeti? Yazıdan yola çıkarak “Türkiye Cumhuriyeti herkesin, her yere her tür kıyafetle ve her tür inançla girebileceği bir yer” ise eğer o zaman öncelikle üniversite, devlet dairesi, orduevi gibi kamusal alandaki kıyafet zorunluluklarına değinmek gerekir.
O noktaları eğer “Temel özgürlük ve haklar” anlayışına göre düzenleyebildiğimiz, var olan yasakları eleştirdiğimiz/kaldırabildiğimiz taktirde ancak özel işletmelerdeki dayatmaları kıyasıya eleştirme hakkını elde edebiliriz. “O” özel işletmeye gitmesin olur biter. Alternatifi yüzlerce yer var. Ama mesela üniversite, “gitmezsin olur
biter” diyebileceğimiz bir yer değil. Bırak öğrenciyi, mezuniyet töreninde başı örtülü öğrenci annesini bile kampüse sokmayan üniversitelerimiz var. En azından iki yıl önce.
Ve o noktadan itibaren sakallı sakalsız, takım elbiseli takım elbisesiz, küpeli küpesiz, örtülü açık gibi bütün yasakları, dayatmaları tartışmamız gerek. Bırak başörtülü olmayı kadınların giremediği bazı dernekler ve
kulüpleri de eleştirmemiz gerek.
Hangi taraf daha çok “dayatıyor” sorusunun cevabını bulabilmek için yapılacak tek şey kapsamlı bir deney yapmak. Onun bunun dediklerini bir kenara bırakıp her iki “tarafa” da “kabul görülmeyeceğini var saydığımız” kıyafetlerle gitmek. Mesela ben çarşafa bürünmüş bir şekilde beraber Atatürk Kültür Merkezi’nin veya Papermoon’un kapısından girebilecek miyiz doğrusu çok merak ediyorum. Mini etek testini de sizin seçeceğiniz yerde yapalım.

***

Siyasi rüzgardan yararlanıp türban savunuculuğunun getireceği “okunma oranındaki
artış”tan medet umma konusu ise ne yalan
söyleyeyim biraz kalp kırıcı olmuş.
Birincisi: Siyasi rüzgar şu an her yerden esmekte. Rüzgar gülümüz fırıldak gibi dönmekte. Terör rüzgarı, ulusalcılık rüzgarı, Asker rüzgarı, laiklik rüzgarı, başörtüsü rüzgarı.. Neyi savunursan savun bir rüzgardan yararlanmamış olmak pek mümkün görünmüyor. Her rüzgarın okuru, her rüzgarın destekçisi var. Aynı anlayışla “Laiklik rüzgarından” yararlanıp okuma oranındaki artıştan medet ummak” diye bir şey de söylenebilir.
Ancak her iki cümle de yazarın samimiyetsizliği, reyting uğruna tribünlere oynadığı imasını içerir ki en hafifinden “ayıp” olur.
İkincisi: Hangi taraftan bakarsan bak, ne yazarsan yaz destek geldiği kadar ağır hakaretler de geliyor. Ayrıca okurunun çoğunluğunun “ laik” kabul edildiği gazetelerde “ana akım” dışında yazmak daha büyük cesaret istiyor. Okur hakareti bir yana bir gün bir bakarsın kapının önüne konuluvermişsin..
Fakat sevgili Mustafa Bey: Acıklı olan şu: Asla ve kat’a AKP’li olmayan, AKP’ye oy vermeyecek olanın “karşı” tarafın aşırılığı ve anti demokratlığı yüzünden durduk yerde AKP veya AKP kafasının sözcüsü durumuna düşmesi.
violet Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla


Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları



Saat 07:58 AM.


Powered by vBulletin Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0

Forums Directory
eXTReMe Tracker Hosting Hizmetleri TOPlist

Clicky Web Analytics Clicky