Yorumla.Net  


Geri Git   Yorumla.Net > Genel Bilgi > Türk Tarihi

Türk Tarihi Türk Tarihi Ve Türk Kültürü Hakkında Her Şey...

Yorumla.Net Forum'a Hoşgeldiniz

! FORUMDAN YARARLANMAK İÇİN ÜYE OLUN !

Hızlı Üye Ol
Ücretsiz ve HIZLI Bir Şekilde Üye Olara Sizde Yorumlarınızı Yazın

Nick Şifre Şifre Tekrar E-Mail: Confirm E-Mail:
 
Image Verification
Lütfen Resimdeki Harfleri Aynen Yazınız !

  Okudum Forum Kuralları 


Yeni Konu Gönder  Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 06-24-2008, 20:51   #1 (permalink)
Üye Bilgileri
Banned
 
Giriş: Feb 2008
Şehir : Belirtilmedi
Mesaj: 2,489
Rep Gücü: 0
Rep Puanı : 129692
Rep Seviyesi: Carta E RepstarCarta E RepstarCarta E RepstarCarta E RepstarCarta E RepstarCarta E RepstarCarta E RepstarCarta E RepstarCarta E RepstarCarta E RepstarCarta E Repstar
Kalp Türk Hat Sanatı




TÜRK HAT SANATI


Hat sanatı denilince Arab harfleri çevresinde oluşmuş güzel yazı sanatı akla gelir. İslam dünyasında gelişmiş olan yazı sanatı Arab harflerinin 6.-10. yüzyıllar arasında geçirdiği uzunca bir evrim döneminden sonra ortaya çıkmıştır.

Türkler, İslam'ı kabul etmelerinden ve Arab alfabesini benimsedikten sonra hat sanatını geliştirme alanındaki çabalarına Anadolu'ya geldikten sonra başladılar. Birkaç yüzyıl içerisinde hat sanatının en parlak dönemleri de Osmanlılar zamanında Anadolu'da ve özellikle İstanbul'da yaşandı.

Bağdat'taki Abbasi halifesinin himayesinde hat sanatını yeni bir evreye getiren ve Amasyalı olduğu nakledilen Yakut-ı Mustasımi'nin Anadolu'daki etkisi XIII. yüzyıl ortalarından başlayıp XV. yüzyıl ortalarına kadar sürdü. Bu yüzyılda yetişen Şeyh Hamdullah (1429-1520) Yakut-ı Mustasımi'nin harfler konusunda koyduğu kurallarda bazı değişiklikler yaparak Arab yazısına daha sıcak, daha yumuşak bir görünüm kazandırdı.

Türk hat sanatının kurucusu sayılan Şeyh Hamdullah'ın üslup ve anlayışı XVII. yüzyıla kadar sürdü. Hafız Osman (1642-98) Arab yazısına estetik bakımdan en olgun biçimini kazandırdı. Bu tarihten sonra yetişen hattatların hemen hepsi Hafız Osman'ı izlemişlerdir.

Türkler altı tür yazı (aklâm-ı sitte) dışında, İranlılar'ın bulduğu tâlik yazıda da yeni bir üslup yarattılar. Önceleri İran etkisinde olan tâlik yazı XVIII. yüzyılda Muhammed Esad Yesari (ölümü:1798) ile oğlu Yesarizade Mustafa İzzet'in (ölümü:1849) elinde yepyeni bir görünüm kazandı.


Türk hat sanatı 19. yüzyılda ve 20. yüzyıl başlarında da parlaklığını sürdürdü, ama 1928'de Arab alfabesinden Latin alfabesine geçilince yaygın bir sanat olmaktan çıkıp yalnızca belirli eğitim kurumlarında öğretilen geleneksel bir sanat durumuna geldi. Hat sanatı günümüzde yeniden gündeme alınarak yetişen sanatçılar elinde tekrar bir canlanma dönemine girmiştir.

Hat sanatı günümüzde klasik usta-çırak ilişkisi ile bu sanatı öğreten kurslar yanında akademik düzeyde de bazı üniversitelerde, Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü bünyesinde öğretilmektedir.


Yazı Türleri

Hat sanatının doğduğu dönemde ortaya çıkan altı tür yazı ile İranlılar'ın bulduğu tâlik dışında başka birçok yazı türü daha vardır. Bunların bir bölümü fazla yaygınlaşamamış, bir bölümü de belli alanlarda kullanılmıştır. Örneğin Türkler'in geliştirdiği divani yazı yalnızca Divan-ı Hümayun'da yazılan önemli belgelerde, yazılması ve okunması özel eğitim gerektiren siyakat ise mali kayıtlarda kullanılmıştır. Kolay yazıldığı için günlük yaşamda yaygın olarak kullanılan bir yazı türü olan rik'a da 19. yüzyılda sanat yazısı durumuna gelmiştir. Rik'a ile altı yazı türünden biri olan rika birbirine karıştırılmamalıdır.

Hat sanatında yazılar büyüklüklerine göre de farklı adlarla anılırdı. Duvarlara asılan levhalarda, cami, türbe gibi dinsel yapılardaki kuşak ve kubbe yazılarında, her tür yazıtta kullanılan ve uzaktan okunabilen yazılara iri anlamında celi adı verilirdi. Daha çok sülüs ve tâlik yazının celi'si kullanılmıştır. Alışılmış boyutlardan daha küçük harflerle yazılan yazılara hurde, gözle kolay seçilemeyecek boyuttaki yazılara da gubari (toz) denilirdi.


Hat Araç-Gereçleri

Hat sanatında da yazının temel aracı kalemdir. Hat sanatında kalem olarak daha çok kamış kullanılırdı. Kamışın ucu yazılacak yazının kalınlığına göre makta denilen sert maddelerden yapılmış altlığın üstünde eğik olarak tutulur ve kalemtıraş olarak adlandırılan özel bir bıçakla yontulurdu. Celi yazılar ise ağaçtan yapılmış kalın uçlu kalemlerle yazılırdı. Çok ince yazılar için madeni uçlar da kullanılmıştır.

Hat sanatında kullanılan mürekkep de özel olarak hazırlanırdı. Yağlı isin çeşitli katkı maddeleriyle karıştırılmasıyla elde edilen bu mürekkep akıcı biçimde yazı yazmayı sağlar, yanlış yazma durumunda da kolayca silinirdi. Hat sanatında kullanılan kâğıtlar da özeldi. Mürekkebi emip dağıtmaması, kaleme akıcılık sağlaması için kâğıtlar âhar denilen bir maddeyle saydamlaştırılırdı.

Klasik Hat Eğitimi

Hat sanatıyla uğraşan kişiye "hattat" adı verilir. Hattatlar yüzyıllar boyu usta-çırak ilişkisi içinde yetişmişlerdir. Hat sanatını öğrenmeye heveslenen kişi bir hattattan ders alırdı. Başlangıçta alıştırma niteliğinde çalışmalara dayanan ve "meşk" adı verilen bu dersler tek tek harflerin yazılışının öğrenilmesiyle başlar, harflerin birleşme biçimleriyle, sözcüklerin ve tümcelerin yazılış tarzlarının öğrenilmesiyle sürerdi.

Ortalama üç beş yıl kadar süren bu eğitimin sonunda hattat adayı iki ya da üç hattatın önünde yazı yazarak bir çeşit sınav verirdi. Hattatlar bu yazıyı beğenirlerse altına imzalarını koyarlardı. Buna, başarı ya da izin belgesi anlamına gelen "icazetname" adı verilirdi. İcazetname almamış kişi hattat sayılmaz, dolayısıyla yazdığı bir yazının altına adını koyamazdı.


TÜRK HAT SANATININ USTALARI


Türk Hat Sanatı'nın tarih boyunca asırlara direnen eserler vermiş en büyük ustaları Şeyh Hamdullah (1436- 1520), Ahmet Karahisari (irtihali:1556), Hafız Osman (1642-1698), Yesarizade Mustafa İzzet (irtihali:1849), Mahmud Celaleddin (1750-1829) ve Kazasker Mustafa İzzet (1801-1876) olarak bilinir.
Türkiye Cumhuriyeti döneminde de kısmen diğer plastik sanatlar yanındaikinci plana itilse de Türk hat geleneğinin bu dönemdeki ustaları tuğrakeş İsmail Hakkı Altunbezer (1873-1946), Hacı Ahmed Kamil Akdik (1861-1941), Mustafa Halim Özyazıcı (1898-1964), Hamid Aytaç (1891-1982) Hocazade Mehmed Hulusi Yazgan (1869-1940), Mehmed Necmeddin Okyay (1883- 1976), Kemal Batanay (1893-1981) olarak sıralanabilir.









ü













Carta E Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 06-24-2008, 20:56   #2 (permalink)
Üye Bilgileri
●..güℓüмѕєуιѕιм..●
 
uMuT_GüNeŞi^^ kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Nov 2006
Şehir : Antalya
Mesaj: 20,513
Blog Başlıkları: 56
Rep Gücü: 1132
Rep Puanı : 110904
Rep Seviyesi: uMuT_GüNeŞi^^ RepstaruMuT_GüNeŞi^^ RepstaruMuT_GüNeŞi^^ RepstaruMuT_GüNeŞi^^ RepstaruMuT_GüNeŞi^^ RepstaruMuT_GüNeŞi^^ RepstaruMuT_GüNeŞi^^ RepstaruMuT_GüNeŞi^^ RepstaruMuT_GüNeŞi^^ RepstaruMuT_GüNeŞi^^ RepstaruMuT_GüNeŞi^^ Repstar
Varsayılan

bayılıyorum bu sanata ...


Önümdüş,Arkam aşk,Sağım acı,Solum sevda



Bulsaydım kendimi, sobelicektim bu defa!!
uMuT_GüNeŞi^^ Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla


Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları



Saat 21:34.


Powered by vBulletin Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0

Hosting Hizmetleri TOPlist Forums Directory
lida

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210