![]() |
|
|
|||||||
| Türk Tarihi Türk Tarihi Ve Türk Kültürü Hakkında Her Şey... |
|
|
|
|
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Görünüm Modları |
|
|
#1 (permalink) |
|
Ben bir kasabayı alana kadar dünyanın zorluğunu çekiyorum Kanunı Sultan Süleyman Han, bir gün bir şehirde gezerken tanınmış bir şairi son derece pejmürde bir kı*lık ile görmüş. Her şair gibi bu şairin de sevgilisine şiir*lerinde bol keseden beldeler ve şehirler bağışlamış oldu*ğunu hatırlayan Padişah şaire şöyle der: -Eeee, Şair efendi, sevgilinin bir benine Semerkand ile Buhara"yı verecek kadar hovardalık edenin sonu işte budur. Ben bir kasabayı alıncaya kadar dünyanın zorluğunu çekiyorum. Sen her mısranda beşini-onunu birden harcıyorsun. Bir milletin ihyası ; kötülerin imhasıyla değil, Genç neslin Eğitim ve Terbiyesi ile mümkündür.
|
|
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
Benim Düğünüm Gibi Bir Düğün Şimdiye Kadar Yapılmamıştır
Padişah Kanuni Sultan Süleyman"ın kızkardeşi Hati*ce Sultan ile Sadrazam İbrahim Paşa"nın parlak düğün*lerinden altı sene sonra şehzadelere sünnet düğünü ya*pılmıştı. Padişah, sadrazama hangi düğünün daha par*lak olduğunu sorunca Sadrazam şöyle cevap vermişti: -Sultanım, benim düğünüm gibi bir düğün şimdiye kadar yapılmamıştır ve yapılmayacaktır. Padişah: -Bu nasıl olur, diye sadrazama sormuş. Sadrazam da: -Çünkü hünkarım, sizin düğününüzde benim gibi vezir, benim düğünümde ise sizin gibi bir Sultan bulunmuştur da ondan, cevabını vermiş. Bir milletin ihyası ; kötülerin imhasıyla değil, Genç neslin Eğitim ve Terbiyesi ile mümkündür.
|
|
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Benimle Padişahımın Arasına Kimse Giremez
Sultan Dördüncü Murat Han"ın sadrazamlarından Kemankeş Kara Mustafa Paşa, yazılarını padişaha doğ*rudan yazarmış ve hiç kimseye itimat etmezmiş. Padişa*hın musahibi Silahtar Mustafa Paşa, sadrazamın kendi*sini adam yerine koymayarak yazılarını kendisine gön*dermediğinden şikayet etmiş ve bunun üzerine padişah sadrazama, yazılarını musahibe de yazmasını emretmiş. Sadrazam bu emre şu cevabı vermiş: "Padişahım, önce bu kuluna bildir; Silahtar kulunun senin saltanatında ortaklığı var mıdır, yok mudur? Eğer varsa emir padişahımın, her emri ona da yazmak lazım gelir. Yok ise padişahım yalnız sizi padişah bilirim, an*cak size yazarım. Böyle olunca benimle padişahımın arasına kimse giremez." Bunun üzerine padişah emrini geri almış. Bir milletin ihyası ; kötülerin imhasıyla değil, Genç neslin Eğitim ve Terbiyesi ile mümkündür.
|
|
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
505 Kuruş
Çengeloğlu Tahir Paşa, cesur vatan evlatlarındandı. Gençliğinde korsanlık etmiş, sonra donanmaya katılmıştı. Mesleğinde süratle ilerleyen Tahir Paşa, bir süre sonra Kaptan Paşa oldu. Akdeniz’deki adalardan bir kısmının idaresi ona verildi. Paşa, adaların birindeki bir konsolostan memnun değildi. Onu uzaklaştırmak için nazikane telkinlerde bulundu. Adam oralı olmayınca, hiddetlendi, bir gün konsolosa: - Beni, 505 kuruştan çıkaracaksın, dedi. 500 kuruşa bir köle alıp seni öldürtecek, 5 kuruşluk iple de herifi astıracağım. Ertesi gün konsolos adayı terk etti. Bir milletin ihyası ; kötülerin imhasıyla değil, Genç neslin Eğitim ve Terbiyesi ile mümkündür.
|
|
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
Böyle Defterdar Gerekmez
Yeniçerilere üç ayda bir ulufe denilen maaş dağıtılırdı. III. Murat devrinde bir gün ulufe dağıtılmış ve huzuruna gelen Sadrazam şöyle demişti: “Hünkarım Leşker-i Hümayun"un ulufesini tevzi ettik. Lakin bir miktar akçe arttı. Ferman-ı Hümayunu*nuz olursa, ihtiyat akçe olarak hazine-i hassaya koyup saklayalum ... " Bu duruma öfkelenen Padişah ise; -Benim vezirim, her zaman ulufe dağıtırken akçe genelde gelmez, artmaz iken, bu kez gelmesinin ve artmasının sebebi nedir? Belli ki, defterdarımız bize yaran*mak için fazla akçe almış, hazinede fazla akçe toplanmıştır. Padişaha yaranmak için halka baskı yapıp zulme*den, halkın malını elinden alan defterdar bize gerekmez, demiş ve defterdarı kovmuştur." Bir milletin ihyası ; kötülerin imhasıyla değil, Genç neslin Eğitim ve Terbiyesi ile mümkündür.
|
|
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
|
Bunca pisliği neresinden çıkarıyor?
Şiir yazmaya hevesli zengin bir ağa, yazdığı şiirleri uşağı ile incelemesi için meşhur şair Keçecizade İzzet Molla"ya yollamış. İzzet Molla bakmış şiirlerin ipe sapa gelir yanı yok, ağaya, "Perhiz yapsın" diye haber göndermiş. Aradan zaman geçmiş. Ağa İzzet Molla"ya bir tomar daha şiir göndermiş. İzzet Mola yine "Perhiz yapsın, demiş. Bir müddet sonra ağa bir parti daha şiir yollamış. İzzet molla şiirlerin çokluğuna bakıp ağanın perhize devam etmesini isteyince uşak, -Efendim, ağam o kadar perhiz yaptı ki iğne ipliğe döndü, devam edecek hali kalmadı, demiş. İzzet Molla parlamış: -Ulan, ağan bu derece sıkı perhiz yapıyor da bunca pisliği neresinden çıkarıyor? Bir milletin ihyası ; kötülerin imhasıyla değil, Genç neslin Eğitim ve Terbiyesi ile mümkündür.
|
|
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
|
Doğrusu bu ateş bin altına değer
Kanuni Sultan Süleyman, Halkalı yakınlarında avla*nırken çıkan bir fırtınada yağmurdan ıslanmışlar. Bir eve sığınmışlar. Sultan, ateşin karşısına geçip şöyle demiş: -Doğrusu bu ateş bin altına değer. Bir müddet sonra konakladıkları evden ayrılırken padişah ev sahibine borcunun ne kadar olduğunu sorar. Köylü şöyle cevap verir: -Bin bir altın efendim. Bu cevaba çok şaşıran padişah, bu kadar fazla ücre*ti istemesinin sebebini sorar. Köylü bunada şöyle cevap verir: . -Efendimiz, ateş için bin altınlık değeri siz söylemiştiniz. Bir altın da konak ücretidir. Bir milletin ihyası ; kötülerin imhasıyla değil, Genç neslin Eğitim ve Terbiyesi ile mümkündür.
|
|
|
|
|
|
|
#8 (permalink) |
|
Ellisinide Ona Vurun
Sultan Üçüncü Murad Han"ın müsahiplerinden biri huzurdan ayrılırken bahşiş verileceği sırada padişaha şöyle der: -Padişahım, bu gün altın istemem. Onun yerine ba*na yüz değnek vurulsun. Padişah yüz değnek vurulmasını emretmiş. Dayağın elli sopası vurulunca müsahip şöyle demiş: . -Durun, bir ortağım var, ellisini de ona vurun. Padişah ortağın kim olduğunu sorar: -Her gün beni davet eden Bostancı, seni ben çağır*dım diyerek verilen bahşişin yarısını elimden alıyor. Bu*gün bana vurulan sopaların yarısı onun olsun. Padişah bu sözden çok hoşlanmış ve geri kalan elli sopayı da Bostancı"ya vurdurmuş. Bir milletin ihyası ; kötülerin imhasıyla değil, Genç neslin Eğitim ve Terbiyesi ile mümkündür.
|
|
|
|
|
|
|
#9 (permalink) |
|
Fransızlar korkak ademlerdir
19.yüzyılda Almanya nın Mülhaym şehrindeki Ren nehrinin bir yakasında Almanlar, öbür yakasında da Fransızlar oturuyordu. Fransızlar, her sene nehrin Almanlar"daki kısmına geçip mahsulün tümünü toplayıp götürüyorlardı. O sıralar, birliğini temin edemeyen güçsüz Almanlar ise buna fazla ses çıkaramıyorlardı tabiî. Her sene böyle olunca çareyi Osmanlı Sultanına durumu yazıp, imdat istemekte bulurlar. Mektupta şöyle denmektedir: "Fransızlar her sene bize zulmediyor, mahsulümüzü elimizden alıyorlar. Siz ki, dünyaya adalet dağıtan bir imparatorluğun sultanı, İslamiyet"in dehalifesisiniz. Bizi şu zulümden kurtarın. Asker gönderin. Ürünlerimizi bu sene olsun toplama imkanı sağlayın." Çöküş faslına girildiği bir zamana denk gelen yardım isteğini inceleyen padişah asker göndermeyi mümkün ve gerekli görmez; yalnızca asker elbisesi göndermeyi kâfi bulur ve cevabı bir mektupla beraber içi askeri elbise dolu üç çuval yollanır. Şaşkına dönen Almanlar, çuvalı alıp mektubu okurlar: "Fransızlar korkak ademlerdir. Onlara yeniçeri göndermemize gerek yoktur. Yeniçerimizin kıyafetini görmeleri kâfidir. Çuval içindeki Osmanlı askerinin elbiselerini adamlarınıza giydirin. Mahsul zamanı, nehrin görülecek yerlerınde dolaştırın. Karşıdan gören Fransızlar için bu kâfidir." Bağ bahçe sahipleri hemen Osmanlı askerinin kıyafetini kapışırlar. Hasat vakti büyük bir heyecanla yeniçeri kıyafetinde, nehir kıyısında dolaşmaya başlarlar. Ertesi gün, karşıdan gelen haber, Almanlar"ın sevinç çığlıkları atmalarına sebep olur: "Osmanlılar"dan imdat geldiğini düşünen Fransızlar, korkudan köylerini de terkederek iç kısımlara doğru kaçmaktalar. Mahsulünüzü rahatça toplayabilirsiniz. Zulüm sona ermiştir." Bu olay, Mülhaymli"lerin gönüllerin de taht kurmuştur. Giydikleri yeniçeri kıyafetlerini, daha sonra Mülhaym"a bağlı Linkleri Sadece Kayitli Uyelerimiz Gorebilir. Uye Olmak Icin Tiklayiniz...koyup ziyarete açarlar. Şehrin en yüksek binasına da Osmanlı bayrağı asarlar. Ayrıca, halen olayın yıldönümünde de şehirde bir karnaval düzenleyip, hadiseyi temsilen kutlarlar. Bir milletin ihyası ; kötülerin imhasıyla değil, Genç neslin Eğitim ve Terbiyesi ile mümkündür.
|
|
|
|
|
|
|
#10 (permalink) |
|
Gece yarısı doğurmasın
Mora isyanı sırasında İstanbul’un bozulan asayişini düzeltmek maksadıyla maruf Çengeloğlu Tahir Paşa İstanbul inzibatına baş tayin edildi. Paşa, pek ziyade şiddet gösteriyor, fakat, İstanbul’da o zamana kadar görülmemiş bir huzur temin ediyordu. Bir gece emir hilafına sokağa çıkan bir adam yakalandı, ertesi günü huzuruna çıkarıldı. Paşa sordu: - Sen geceleri sokağa çıkmanın yasak olduğunu bilmiyor musun? - Paşam biliyorum biliyorum ama, bizim hanım doğuracaktı da ebe aramaya çıktım. - Hadi bu sefer affediyorum. Fakat karına söyle bir daha gece yarısı doğurmaya kalkmasın. Bir milletin ihyası ; kötülerin imhasıyla değil, Genç neslin Eğitim ve Terbiyesi ile mümkündür.
|
|
|
|
|
![]() |
| Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
|
|