Yorumla.Net  


Geri Git   Yorumla.Net > Genel Bilgi > Türk Tarihi

Türk Tarihi Türk Tarihi Ve Türk Kültürü Hakkında Her Şey...

Yorumla.Net Forum'a Hoşgeldiniz

! FORUMDAN YARARLANMAK İÇİN ÜYE OLUN !

Hızlı Üye Ol
Ücretsiz ve HIZLI Bir Şekilde Üye Olara Sizde Yorumlarınızı Yazın

Nick Şifre Şifre Tekrar E-Mail: Confirm E-Mail:
 
Image Verification
Lütfen Resimdeki Harfleri Aynen Yazınız !

  Okudum Forum Kuralları 


Yeni Konu Gönder  Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 07-17-2007, 02:01   #1 (permalink)
Üye Bilgileri
Yorumsuz Bot
 
Yorumsuz kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jun 2006
Şehir : İstanbul
Yaş: 2
Mesaj: 85,787
Rep Gücü: 7662
Rep Puanı : 757473
Rep Seviyesi: Yorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz Repstar
Varsayılan Ata’nın OK’unu Batı'da buldular




Büyük bir kalabalık, meydanın ortasında toplanmış, bir direğin üzerinde kabağa bakıyor. Sessizlik hâkim koca meydana. Bir at kişnemesi ile bakışlar, atı üzerinde gelen kemankeşe yöneliyor.

Kemankeş atını mahmuzluyor ve dörtnala direğe doğru ilerliyor. Kısa süre sonra üzerinde kabak bulunan direği teğet geçen kemankeş üzenginin üzerinde doğrulup arkasına dönüyor ve yayını çekiyor. Atın dört ayağının birden yerden kesildiği saliselik bir anda okunu fırlatıyor ve ok kabağa saplanıyor. Hayranlığın ve hayretin sesi duyuluyor izleyicilerden. Bir başka atlı ise havada sakin sakin uçan kuşu elinde yayını çekmiş izliyor. Bir süre kuşla aynı yönde hareket eden atı üzerinde ilerliyor. Oku fırlatıyor ve ok saplanmış kuş bir kenara düşerken, uçuşan tüyleri yavaş yavaş yere iniyor.

Modern dünyada olimpik okçulukta en uzak atış hedefi 90 metredir. Osmanlı’da ise bu mesafe 295 metre idi. Menzil atışlarında ise 845 metreye kadar ulaşılmıştı. Şimdiki Okçuluk Federasyonu konumunda olan ‘atıcılar tekkesi’ne kayıtlı bir okçu olabilmek için 594 metrenin ötesine atış yapmak gerekiyordu. Teknik özellikleri ile dünyayı kendine hayran bırakan Osmanlı okçuluğu şimdilerde Türkiye’de müzelerdeki yay ve oklardan ibaret. Teknik olarak daha iyisi henüz yapılamayan geleneksel Osmanlı yaylarının üretimi günümüzde Kanada’da, Amerika’da ve Macaristan’da yapılıyor. Osmanlı okçuluğu hakkında Türkçe kaynaklar yok denecek kadar azken Almanca ve İngilizcede çok sayıda kitap ve makale bulunuyor. Türkiye’de ise Atatürk’ün ölümünden sonra tamamen unutulan Osmanlı okçuluğu, 3 yıl önce okçuluğa hobi olarak başlayan bir diş hekimi ve arkadaşlarının gayretleriyle gün yüzüne çıkıyor. Murat Özveri hem geleneksel atış teknikleriyle ok atıyor hem de tarihin tozlu sayfalarına gömülen geleneksel okçuluk hakkında bir dedektif gibi bilgi topluyor. Özveri’nin deyimiyle işin komik, bizce trajik olan tarafı geleneksel okçuluğumuz hakkında yabancı ülkelerden bilgi topluyor olması. New York kütüphanesinden kitap araştırıyor, Kanadalı Osmanlı kompozit yayları ustasından yay yapımı hakkında bilgi alıyor, Macaristan’da Osmanlı okçuluğu müsabakaları düzenleyen okçularla tanışıyor.

Özveri, yaptığı araştırmalar sırasında kendisi gibi geleneksel okçuluğa merak salmış insanlarla tanışmış. Kimi ile yabancı sitelerde Osmanlı okçuluğuna ilgi duyan tek Türk olduğu için... Kimi ile yayları incelemeye gittiği müzede; müze yetkililerine “Başka birisi de benim gibi Osmanlı okçuluğuna merak duyuyorsa telefon numaramı ona verin” diye bıraktığı telefon numarası vasıtasıyla irtibat kurmuş. Hepsinin ortak merakları, onları dernek kurmaya yönlendirmiş.

Tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla pehlivanlar ve atıcılar tekkesi de kapatılıyor. Atatürk 1937 yılında kemankeş ailelerinden bazılarına Türk okçuluğunu kurma görevini verir. Bu sayede okçuluk yeniden canlanıyor; ancak Atatürk’ün ölümünün ardından tepeden inme bir emirle bu spor tekrar unutulmaya terk ediliyor.

Şimdiki modern okçuluğun temelleri ise 1950 yılında ordudan genç bir subayın Anglosakson kökenli okçuluğu kurmasıyla atılıyor. Türkiye’de halen dünyanın norm kabul ettiği Anglosakson kökenli modern okçuluk yapılıyor.

Bugün at üzerinde hedef vurulabilir mi?

Evet vurulabilir; eğer gerekli destek verilirse Murat Özveri ve ekibi hem kendilerini yetiştirip hem de arzu edenleri yetiştirerek bir efsane olan at üstünde hareketli hedefleri vurma ve 700-800 metrelere atışlar yapabilir. Tabii futbol sahalarının yeşil çimleri dışında kalan tribün önünde yapılan antrenmanlarla değil. Zira fotoğraf çekimi için antrenmanlarına gittiğimizde tanık olduğumuz bir olay bunu gözler önüne seriyor: “Sakın çimlere doğru atış yapmayın. Alimallah ok parçaları kalır sonra futbolcuların ayağına batar sakatlanırlar” diye azarlayan stat görevlileri ile muhatap oluyorlar. Kışın ise Türkiye’de ki bütün okçular gibi statların tribün altlarında kalan havasız ve soğuk alanlarında çalışıyorlar. Macaristan’da Amerika’da ve dünyanın başka birçok yerinde Osmanlı ya da Türk okçuluğu biliniyor ve ilgilileri tarafından yaşatılıyor. Ama Türkiye’de bunun için atış yapacak imkân yok. Bir zamanların Okmeydanı gibi bir alanın okçulara tahsis edilmesi durumunda menzil okçuluğu (en uzağa ok atma), kabak okçuluğu (direk üzerindeki kabağı, at üstünde seyir halinde iken vurma) ve at üzerinde hareketli hedefleri vurma gösterilerinin yapılması mümkün olabilir. Folklorik bir unsurumuz olan geleneksel okçuluğumuzu yeniden canlandırmaya çalışan ekibe uygun bir alanın verilmesi, hem antrenmanlarını kolaylaştırır, hem de meraklılarının izlemesine imkân verir. Özveri, Sadabat Şenlikleri’nde Osmanlı yayı ile atışlar yaptığını, izleyenlerin bundan büyük keyif aldığını anlatıyor.

‘Çile çekmek’ ve ‘kepaze olmak’

Halihazırda kullanmakta olduğumuz bir çok deyim Osmanlı okçuluk geleneğinden geliyor. “Çile çekmek” ve “Kepaze olmak” deyimleri bunlardan ikisi. Kemankeş olmak için Atıcılar Tekkesi’ne başvuranlara önce çekiş ağırlığı düşük olan yay veriliyordu. Bu yaya da kepaze deniyordu. “Kepaze olmak-etmek” deyimi buradan geliyor. Yine Osmanlı yaylarının kirişlerine çile deniliyordu. Okçuluğa yeni başlayan öğrencinin sıkıcı yay çekme talimlerinin bu safhasına da “çile çekme” deniyordu. Haftalarca aylarca kasların güçlenmesi için çile çekilirdi. Osmanlı’da okçuların dervişlik yönü de olduğu için tasavvufa “çile çekme”deyimi yer etmiş.

Teknoloji harikası Osmanlı yayı

Osmanlı yayları atış hızı ve uzaklığı ile bugünkü teknolojinin bile üstünde özelliklere sahipti. Osmanlı kompozit yayı, boynuz, sinir ve tutkalın birleşiminden oluşuyor. Bu ise yayın daha esnek, daha güçlü ve daha kısa yapılmasını sağlıyor. Oku çok uzak mesafelere fırlatıyordu. Bir Osmanlı yayının yapımı 18 ay ile 3 yıl arasında sürüyor. Günümüzde ise Osmanlı yaylarını Kanadalı yay ustası Adam Karpowicz; Macaristan’da Csaba Grozer ve ABD’de Lucas Novotny yapıyor. Türkiye’de ise ziraat mühendisi Cem Dönmez Kanadalı ustası Karpowicz’den yay yapımını öğreniyor.



Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır...
Yorumsuz Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla


Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları



Saat 21:32.


Powered by vBulletin Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0

Hosting Hizmetleri TOPlist Forums Directory
lida

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210