Yorumla.Net  


Geri Git   Yorumla.Net > Genel Bilgi > Turizm

Turizm Türkiye ve Dünyadan Resimler Tarihi Yerler Hakkında Açıklamalar...

Yorumla.Net Forum'a Hoşgeldiniz

! FORUMDAN YARARLANMAK İÇİN ÜYE OLUN !

Hızlı Üye Ol
Ücretsiz ve HIZLI Bir Şekilde Üye Olara Sizde Yorumlarınızı Yazın

Nick Şifre Şifre Tekrar E-Mail: Confirm E-Mail:
 
Image Verification
Lütfen Resimdeki Harfleri Aynen Yazınız !

  Okudum Forum Kuralları 


Yeni Konu Gönder  Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 09-13-2008, 01:13   #1 (permalink)
Üye Bilgileri
-.. Kι άλλο ..-
 
RoZa kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Aug 2007
Şehir : Eskişehir
Mesaj: 85,062
Blog Başlıkları: 10
Rep Gücü: 7000
Rep Puanı : 469092
Rep Seviyesi: RoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa Repstar
Cool Türkiye'yi Sevmek İçin 50 Neden






Kuyum ustaları
Kökü Urartulara kadar varan Anadolu kuyumculuğu en has ustalarını da yine bu topraklardan çıkarmıştır. Bu yüzden bir kuyumcuya zanaatkâr demek yanlıştır; çünkü onların hepsi birer sanatkârdır. Mardin'den, Trabzon'dan, Diyarbakır'dan, Van'dan yani bu toprağın dört bir yanından çıkar bu sanatkârlar. Ermeni, Türk, Süryani olurlar; ama adlarının sonuna mutlaka usta koyarlar. Çünkü usta olmayanın foyası ortaya çabuk çıkar...






Şener Şen
İnsanımızda ne varsa, onda da vardır. Bizden biridir. Güldürürken ağlatır, ağlatırken güldürür. "Züğürt Ağa"mız, "Çıplak Vatandaş"ımız, "Namuslu"muz, "Eşkıya"mız, "Muhsin Bey"imiz... "Hababam Sınıfı"nın çapkınlığa, kurnazlığa soyunurken her seferinde başını derde sokan beceriksiz jimnastik öğretmeni Badi Ekrem'i unutmak mümkün müdür? Bıkmadan seyreder, elinde topuyla yandan yandan yürürken, bir yandan genç güzel öğretmene göz süzüşüne kahkahayı basarsınız. Son yıllarda yaş aldıkça daha da bilgeleşti. Karakter rollerine başrol değeri kazandıran, dayanılmaz ağrılarına rağmen müzikalde oynama cesareti ve isteğini gösteren oyuncumuzdur o. Her nevi özveriyi göze alarak sahneye çıkmıştır. Son yıllarda bayağı azalttı oynadığı filmlerin sayısını





Hababam Sınıfı
Nostaljik tutkumuz. Defalarca okunan masallara doymayan çocuklar gibi, biz de doyamayız Hababam Sınıfı'na. Yavaşladığında ağlatan, hızlandığında güldüren efsane müziği; Tarık Akan, Halit Akçatepe, Adile Naşit, Kemal Sunal, Şener Şen ve Münir Özkul'a ne çok yakışır... Okul otoritesini bize, yaramazlığı otoriteye sevdirir Hababam Sınıfı. Yeni versiyonları ise ancak eskilerine sevgimizi artırır.






Yaşar Kemal
Edebiyatıyla, romanlarıyla bir yandan insanları sevmeyi öğretti, bir yandan da doğanın güzelliklerini tam da bunları yitirmeye başladığımız yıllarda tekrar fark etmemizi sağladı. Sonuçta insandan ve doğadan uzaklaşmış hayatımızın ne kadar yoksullaşmakta olduğunu düşünmemizi sağladı. Yaşar Kemal, antik çağlardan beri insanı ve doğayı sevmeden kendimizi yitirip gideceğimizi fark etmemizi sağladı ve böyle devam ediyor.





İnsan
"Ben Tanrı Misafiriyim"

Kapı tık tık tıklatılır. Tanrı misafiri gelmiştir. Galiba bir tek Türkiye'ye Tanrı misafiri gelir. Türkler, bu dünyada misafir olduklarını iyi bilir. En azından bilmeleri gerekir. Mevlânâ'dan Müslüm Gürses'e, hepsinin söylediği bu değil midir? Rakı kebap efsanesi kadar, Türk misafirperverliği de bilinir. Beş çayı misafirine börek açan anneden Şeker Bayramı şekeri reklam ailesine, güney ellerinde yüzünü güneşe vermiş kahve köşesi dedesinden "bozuk yoksa kalsın abla" minibüs şoförüne, dar sokaklarda hâlâ gazoz kapak oynanan mahallelerinden Doğu sokaklarında şiir şiir bakan veletlerine ve de Ferrari'sine LPG takan bilgelerine tabii... "Bir başkadır benim memleketim insanı" diyerek, seviyor insan Türkiye'yi...





Hamsi
"Hamsi balık değil, ayrı bir mahlukattır."

Karadeniz'de bu sözü sık sık duyarsınız. Hamsi sadece sofraları süslemekle kalmaz. Şarkılar, türküler, fıkralar, atasözleri onunla doludur. Hamsisiz bir öğün düşünülemez. Kahvaltıda yenir, reçeli bile vardır... Buğulamasını, kızartmasını, pilavını, dolmasını yemeğe doyamazsınız. Artık çiftlik çuprası ve çiftlik levreğinin işgal ettiği İstanbul ve Ankara'da da, lüks lokantalarda bile deniz tadını veren ender balıklardan biridir... Sonbaharın başında denizin soğumasıyla birlikte sahile eder. Şölen marta kadar sürer. Ucuzdur, fakir yemeğidir... Ama zenginin sofrasından da eksik olmaz...





Antalya
Hadrianus Kapısı'nı geç, aşağı doğru yürü... Nefesini tut. İstersen yivli minareden in, eski limana çıkarken nefesini tut. İster Kemer'e uzan, ister Belek'e... Beydağı orada hep, merak etme. Bu kadar mı cömertliği tutmuş Tanrı'nın, bundan mı hafifçe mahcubuz denizsiz ülkelilere, ondan mı bağırlara basarız onları da hiç gitmek istemezler... Güzel Antalya. Bizim cennet bahçemiz, vizesiz.






Orhan Pamuk
Askeri darbenin üzerinden henüz iki yıl geçmişti. İnce yapılı, hafif kambur duruşlu, dağınık saçlı genç adam -romancı olmaya karar verdikten yedi yıl sonra- kitapçı vitrinindeki romanına bakıyordu: "Cevdet Bey ve Oğulları." Cevdet Bey'in ardından "Sessiz Ev", "Beyaz Kale", "Kara Kitap", "Yeni Hayat", "Benim Adım Kırmızı", "Öteki Renkler", "Kar" ve "İstanbul" geldi. Ama en çok "Yeni Hayat" romanının ilk cümlesiyle sevdik onu: "Bir gün bir kitap okudum ve hayatım değişti." Milletçe tam olarak tadına varamasak da Nobel, artık onun sayesinde Türk edebiyatının.






Türk kahvesi
Üç vakte kadar gelecek umutlarımız saklıdır telvesinde. Aşkımız, paramız bir Türk kahvesi içimi sonrası beliriverecektir fincanın içinde. Aslında adı Türk kahvesidir ama Yemen'den gelmiştir bilindiğine göre. Dini ortamlarda, gece zikirlerinde uyarıcı olarak kullanılmıştır ilk önce. Kahve, 1550'li yıllarda İstanbul'a geldiğinde, Tahtakale'de hemencecik bir de kahvehane açtırır kendine. Türk kahvesi denilmesinin nedeni aslında pişirme yöntemidir. Pişirilip servis edilen Türk kahvesinin tortusu fincanın dibinde kalır. Zaten çok sevdiğimiz, hiç değilse ahir hayatta bir kere de olsa baktırdığımız kahve falının oluşması da bundan, bu "bizim" olan ritüelden değil midir?





Türk kadınları
Nâzım Hikmet'in şiirinde dediği gibi, onlar "Bizim kadınlarımız.... Anamız, avradımız, yârimiz..." Hiç yaşamamış gibi öldüler evet, bilmedik çoğunu, görmedik, duymadık. Sofradaki ekmeği kendi yemeyip çocuklarına veren annelerimiz. Beyaz tenlerinde ruhumuzu dinlendirdiğimiz sevgililerimiz. Belki de bizim gibi çok az ülkede kadın, sadece kadın olduğu için, dışlanıp, horlandı. Onlar, buna inat, güçlerini kendilerinden alarak, yükseldi. Kimi Sabiha Gökçen gibi göklerde istikbalimiz oldu. Kimi kadınımızın dillere destan güzelliğini dünya önünde tescil ettirdi, Azra Akın gibi. Geniş yüreğiyle sokaktaki sahipsiz çocuklara, hastalara, yaşlılara da ilk önce onlar koştu. Eşlerinin başarılarının arkasında dururken gururla, bir taraftan başarı listelerine girdiler






Tavla
Eğer zar tutmayı bilmiyorsan, düşeş atarsın, yek gelir inadına. Hayat gibidir tavla, umduğunu değil, bulduğunu oynatır adama. Şans oyunudur derler ya, aldanmayın söyleyenlere. Çünkü tavla, çok olasılıklı bir strateji oyunudur. Gürültücü ve kahkahacıdır. Hızlı oynanır. Bir tek, koltuğunun altına alan bozulur oyunun sonunda ya; ona da vuslat bir başka bahara...






Bayramlar
Bayramlar eskiden tekdüze hayatlarımızda bir keyif; siyah beyaz yaşamlarımıza renk; yoksulluğumuza bir avuntuydu. O yüzden eski bayramlar çocukluğu hatırlatır; hüzünlüdür biraz. Şimdi, bayramlar eski ihtişamından yoksun. Ama onun da çaresini bulduk: Tatiller... Hele ki 9 günlükleri... Söylesenize kuzum, böyle tatil kaç millete nasip ki?






Orhan Gencebay
"Sevgili Gönül dostlarım"

"Sevgili Gönül dostlarım, Ben Orhan Gencebay. Yıllardır size seslenen, dertlerinizi, acılarınızı sizlerle paylaşan, sizlerle ağlayıp sizlerle gülen, alkışlarınızla, ilginizle büyüyün Orhan Gencebay. Gücünü sizden alan..." der Orhan Gencebay, 1998 tarihli, okkalı çift CD'li klasikleri girişinde. Bu klasikler gibi Orhan Gencebay da bir klasiktir. Külttür, babadır, kibardır, doğudur, Batı'dır, köylüdür, şehirlidir, "Şikâyeti Yaratana" bir müzik filozofudur... "Besteleri kimimizin gençliğimize, anılarına, kimimizin doğup büyümesine ve yaşamasına eşlik edebilmiş", Türkiye gibidir. Türkiye, Orhan Baba için de sevilir.





Kebap
Şiş kebap - rakı... Uzun yıllar ülkemize gelen turistler, bu ikiliyi dillerinden düşürmedi. Bırakalım onlar kebabı şişle sınırlandırsın. Biz biliyoruz ki kebabın yüzlerce çeşidi var. Ve ne mutlu ki her restoran giderek uzmanlaştı. Artık Adana'sı, Antep'i, Kilis'i, Urfa kebabını en özgün tadıyla yiyebileceğimiz onlarca güzel mekân var.





İzmir'in kızları

Diyor ki Cahit Külebi:

İzmir'in denizi kız
Kızı deniz
Sokakları hem kız
Hem deniz kokar!
Peki nedir İzmir'in kızlarını ayrıcalıklı kılan? Hemen söyleyelim: Her daim bakımlıdırlar ama sadece dışı güzel değildir İzmir kızlarının, içleri de güzeldir. Akdeniz'in hemen dibinde yaşarlar; ama ne ani öfkelenir, ne hemen unuturlar. Bir de İzmir'in kızları hayattan alabildikleri kadar keyif almak ister. Alamazlarsa... "Ziyanı yok bugün olmaz belki yarın" derler... Hayal gibidir biraz da İzmirli kızlar; her aradığında bulamazsın onları; her bulduğunda da alamazsın...




Mavi yolculuk
Mavi gezinin yapılabileceği mevsim, haziran ayından ekim sonuna dek uzanır. Yaz ayları açık havada, güvertede yatmak için en elverişli aylarsa da, güz ayları denizlerin en sakin ve balığın en bol olduğu zamanlardır...






Rakı
Tekerlekten sonraki en yararlı ve yaratıcı, en eşitlikçi buluş... Bir içecek, el kadar yeşilliğin üstündeki gazete kâğıdına da, süt beyazı kolalı keten örtüye de bu kadar mı yakışır? Balığa da, maviye de, camsız meyhaneye de... Dilleri bülbül eder, milleti şair eder, alfabemizin az kullanışlı harfini abad eder... Aman saki... Canım saki... Doldur doldur da verr...





Yeşilçam sineması
Kimler gelip geçti o beyaz perdenin önünden. Kara Murat'ı, Tarkan'ı, yakışıklı esas oğlanları, aşkından, hicranından 'ince' hastalığa tutulan güzel kızları... Kendi derdimizi, aşkımızı mutlu sonlarında unuttuğumuz bizim sinemalarımız. Aşklarıyla oturup ağladığımız âşıklar, sonra bizi birbirimize bağlayan Münir Özkul'lu, Adile Naşit'li aile melodramları. Ve Kemal Sunal'lı, Halit Akçetepe'li komediler... Kimi zaman Aliye Rona'lar, Erol Taş'lar oldu, sinirlenip kızdığımız. İyisiyle, kötüsüyle, trajik ve komiğiyle Türk sineması, bu toprakları çok güzel anlattı.





Nazım Hikmet
Memleketimi seviyorum

Çınarlarında kolan vurdum, hapishanelerinde yattım./Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı/memleketimin şarkıları ve tütünü gibi./Memleketim./Bedreddin, Sinan, Yunus Emre ve Sakarya,/kurşun kubbeler ve fabrika bacaları/benim o kendi kendinden bile gizleyerek/sarkık bıyıkları altından gülen halkımın eseridir./.../Memleketim./Ankara Ovası'nda keçiler/kumral, ipekli, uzun kürklerin pırıldaması./Yağlı, ağır fındığı Giresun'un./Al yanakları mis gibi kokan Amasya elması,/zeytin/incir/kavun/ve renk renk/salkım salkım üzümler/ve sonra karasaban/ve sonra kara sığır/ve sonra ileri, güzel, iyi/her şeyi/hayran bir çocuk sevinciyle kabule hazır,/çalışkan, namuslu, yiğit insanlarım/yarı aç, yarı tok/yarı esir




İstiklal Caddesi
Bağırış, çağırış, aşk ilanları, aşk kavgaları, koşuşmalar, kaçışmalar, uyanıklar, şaşkınlar, sokak çalgıcıları, tramvay kovalayanlar, kilise çanları, kitapçılar, kafeler, barlar, müzik dükkânları, sinemalar, tarih kokulu binalar, sarhoşlar, seyyarlar, polisler, gösteriler, kalabalıklar, yalnızlar, mutlular, mutsuzlar... İstiklal'de zamanın akışı, o an yaşadıklarınızdan başka şeylere konsantre olma olasılığınızı oldukça azaltır. Bu enerjiyi dünyanın hiçbir yerinde bulamazsınız.





Sokak kedi ve köpekleri
Şefkati onlardan öğrendik. Büyüklerimiz, "Yaklaşma ısırır" dese de başlarını okşamaktan vazgeçmedik. Yuvarlanmalarını, oynaşmalarını, yalanmalarını kıskandık. Trafikle yaşamayı, çöp kovalamayı, restoran müşterilerine şirinlik yapıp yemek kapmayı onlar istemedi. Çetin sokakların, sıkıcı mahallelerin muhteşem renklerine sahip çıkacağız.





Tarkan...
"Kıl Oldum Abi" şarkısıyla kimileri onu sevmemiş, kimileri de yeşil gözlerine meftun olmuştu. Sezen Aksu'nun desteğiyle çıkan ikinci albümü "Şıkıdım", bir anda genç şarkıcıyı zirveye yerleştirdi. Yakışıklılığı, güzel sesi, kıvrak dansı, yurtdışı hayalini gerçekleştirmek için gösterdiği çaba hep takdir edildi. Ama onu insanların gözünde asıl büyüten, skandallar karşısında gösterdiği dimdik tavrı oldu. En ağır suçlamalar karşısında bile "Yaptıklarımın hata olduğunu düşünmüyorum. Bu hayat benim, günahıyla ve sevabıyla..." deyişi, Tarkan'ı Türk halkının gözünde bambaşka bir yere oturttu.




Έχω πρόβλημα μεγάλο
Δεν μου φτάνεις, θέλω κι άλλο.!!
RoZa Çevrimiçi   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 09-13-2008, 01:15   #2 (permalink)
Üye Bilgileri
-.. Kι άλλο ..-
 
RoZa kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Aug 2007
Şehir : Eskişehir
Mesaj: 85,062
Blog Başlıkları: 10
Rep Gücü: 7000
Rep Puanı : 469092
Rep Seviyesi: RoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa Repstar
Varsayılan



Sarı tabelalar
İnsana, bir ömrüm daha olsa... Yok yok, bir fazlası bile yetmez... Birkaç ömrüm olsa... Beni asıl hedefime ulaştıran ana yoldan sapsam... Şu sarının vaat ettiklerine uzansam... Eski hayatlara ilişsem. Zenginleşsem... Hayal kursam... Öğrensem... Tekrar kapayınca arabamın kapısını derin bir oh çeksem... Toprağa daha farklı baksam..." dedirten sarı tabelalar, bitmek bilmez bu ülkede. Rize'de, Mardin'de, Ankara'da, Ege'de, güneyde... Sınırsızca karşımıza çıkar... Binlerce yıldır mesela Amasya'da bir kral mezarını işaret eder, ya da dünyanın en eski mumyalanmış askerini... Çok hikâyeleri saklar...




Milli Takım
O altın golün üzerinden 5 yıl geçmiş... İlhan Mansız'ın Senegal'e attığı o gol, ezilmişliğimizi bir fiskede savurdu ve bizi dünya üçüncülüğüne taşıdı. O gün yeni bir devir başladı. Kendimizle barıştık. Biz de Niko'dan Can'a, Lefter'den Metin Oktay'a bu formayı ıslatan herkese teşekkür edelim dedik.




Bodrum
"Yokuş başına geldiğinde Bodrum'u göreceksin sanma ki sen geldiğin gibi gideceksin Senden öncekiler de böyleydiler akıllarını hep Bodrum'da bırakıp gittiler" Cevat Şakir Kabaağaçlı / Halikarnas Balıkçısı




Boğaziçi
Kokusu, vapurları, martıları, köprüleri, yalıları... "Mehtabı hoş, güneşi hoş, gülü hoş Boğaziçi... "Herkesi eder sarhoş" diye şarkısı bile vardır. İçinden deniz geçen şehir, ya da kenarlarında şehir olan deniz... Erguvanları, gülleri, aşklarıyla Boğaz, bu ülkenin en büyülü yeridir...




Mardin
Müslüman'ından Süryani'sine, Yakubi'sinden Yezidi'sine farklı mezheplerin yıllardır bir arada yaşadığı, Mezopotamya ile Anadolu arasındaki köprü Mardin. Onu özel yapan ise, hem başta saydıklarımız hem de binlerce yıllık tarihi taş evleri, hanları, medreseleri, cami ve kiliseleriyle açık hava müzesi oluşu. Zaten yalnızca biz değil, kenti "Dünya Mirası Listesi"ne alan UNESCO da böyle düşünüyor.




Şarap
Ne Kaliforniya, ne Fransa bağları... Mağrur olmasınlar... "Hep bir halli Turhallıyız/ Biz bize benzeriz/ Yüz bin kerre tövbe eder/ Gene şarap içeriz..." Hangi dilde var? Kapadokya'dan Tokat'a, Midyat'tan Akhisar'a bağlar ve bağbanlar... Hem çok şehirli, hem her yerli... Rafine beylere, utangaç hanımlara...




Hamam
Hamamı ikiye ayırmak gerekir: Erkek ve kadın hamamı... Osmanlı'da, genç kızlar nazardan korunsun diye, ellerinin sandal ağacı yağlarıyla ovulduğu gizli, sırlı bir alandır kadınlar hamamı. Erkekler hamamında ise ortam farklıdır. Burada, hamamın altında yanan ateşi tutan külhanbeylerinin ve tellakların sözü geçer. Şimdilerde turistik meze kıvamında sunulsa da, yüzyıllarca aşka, sabra, sırlara, şakalara ev sahipliği yapmıştır. Hamamlar aynı zamanda entrikaların, hırsın, dedikodunun, yani günahların da ev sahibidir.





Sezen Aksu
Geçen yaz, Türkiye'de yayın yapmaya hazırlanan bir yabancı kanal, "Sezen Aksu çalamayız" diyecek oldu da, memleket ayaklandı. Harici tüm müzik istasyonları ve Türkçe televizyonlar bir anda Sezen'in şarkılarıyla çınlattı ortalığı. Bu sevgi uğultusu karşısında dili tutulan kanalın geri adımları birbirine dolandı. Dünyada kaç şarkıcı böylesi bir yanıta mazhar olabilir? Yıllar önce kaybettiğimiz Ümmü Gülsüm gibi; ninni de söylese, undergrounda da girse, önünü ilikleyerek dinlemiştir onu bu halk. Herhangi bir şarkısıyla anısı olmayan yok gibidir. Acının beden, sevincin rehber öğretmenidir. Dersine devamsızlık yapan görülmemiştir




Mizah dergileri
Makro Paşa, Merhum Paşa, Malum Paşa, Akbaba'yla başlayan Türkiye'nin muhalif mizah serüveni, Oğuz Aral'ın Türk halkına güzelliği Gırgır'la sürdü. Aral, Türk mizah dergiciliğini sokaktan topladığı yeteneklerle tekrar sokağa saldı, mizahı Türkiye'de yeniden bir mesele yaptı. Rivayet odur ki, ölmez eseri Gırgır'ın piyasaya sürüldüğü cuma günleri, tüm İstanbul derginin renklerine bürünürmüş. Bir zamanlar haftalık yarım milyon tirajı bulan bu dergi, hayattayken Mikrop ve Limon'un tahkimiyle; sonrasında Leman'ın yaşattığı anısıyla literatürü tayin etmiştir. Bugünse minimalist mizahıyla Penguen ve yeni parıldamaya başlayan Fermuar da siyasi iktidarın adım atamayacağı sanat kuleleri haline geldi.





Karadeniz yaylaları
Muhteşem bir manzara, temiz hava ve sevecen espri dolu insanlar. İşte Karadeniz yaylalarının vazgeçilmezleri... Karadenizliler sıcakların başlamasıyla, sahilleri terk eder, yaylaya çıkar, tulum çalar, türkü söyler, horon teper...
Büyük mutluluktur, bulutların üstünden aşağıya bakmak...
Yağmur, sis, bulut yakışır Karadeniz yaylarına, ayrı bir güzellik katar... En ünlüleri Ordu'nun Çambaşı, Giresun'un Sis Dağı, Trabzon'un Uzungöl, Rize'nin Ayder, Artvin'in Kafkasör yaylasıdır.
Ama Karadeniz'de neredeyse her ilçenin bir yaylası, her yaylanın ayrı bir şenliği vardır. Hepsi birbirinden güzel ve eğlencelidir...





Futbol geyiği
Bir kere yönetim bu işi bilmez... Eğer o da teknik direktörse!.. Yanlış yerde oynatıyor adamı!.. Türkiye'de her on kişiden on ikisinin sinemacı olduğunu söyleyen Aziz Nesin bilememiş bu durumu, memlekette her on kişiden yüz kişi teknik direktördür... Sınıf ayrımından, mide krampından, eğitimdeki eşitsizlikten, dil yaresinden, pabuç pahasından, küresel ısınma belasından... Can kurtarır yani... Hafifletir... Kendini önemli hissettirir... Kaldığı yerden devam ettirir... Ayni cümleler bu kadar mı çekici gelir? Eşsizdir... Burun kıvıranlara ise cevabımız net: Bırakın bu işleri, devlet su işleri...




Ankara'da dostluk
Kravatları ve gömlekleriyle aslında bir memur kentidir Ankara. Bu kimilerine tekdüze gelir; ama onlar, Ankara'nın dostluklarını bilmeyenlerdir. Bürokratik kimliğine tezat, sıcacık bağlar vardır insanlar arasında. Ufak tefek şeyleri geçin, bir ömrü paylaşır onlar. Ankaralı olup da Ankara'da olamayan, en çok dostlarını özler.






İşkembe/Kokoreç
Gün aydınlanıp da bitmeyince muhabbet, işkembecide alırız soluğu... Bol sarımsak, bol acı, sirke ve muhabbet... Şirden, damardan tuzlama... Bir de şu sakatat familyasından kokoreç var tabii. Sokak aralarında bize göz kırpan büyük lezzet. AB yolunda vermeyeceğimiz tek ödün!




İstanbul Modern
Genelde sevilmez liman semtleri; üstelik kültürel elite dair bir iz de görülmez liman semtlerinde. Ama biz Türkler, elitin de her türlüsünü liman semtine bulaştırmayı başarmışızdır ki bunu müsebbibi İstanbul Modern'dir. İstanbul Modern, 2004'te İstanbul Karaköy Limanı 4 No'lu Antrepo'da açılmış bir modern sanatlar müzesidir. Bir yandan da Aya İrini'yle 1868'de başlayan Türk müzecilik serüveninin zirvesidir.




Cem Yılmaz
Cem Yılmaz, Türkiye'nin neşesidir. Allah onu bu milletin başından eksik etmesin.





Türk girişimcisi
Vapurlarda, tren istasyonlarında, otobüs garlarında Türk pazarlaması ve reklamcılığının tohumları atıldı. Bir de her sokağın köşesinde şaşırttı bizi Türk girişimcisi, "Nasıl bu kadar ucuz olur?" diye. Pazarlarda "ikizlere takke" (sutyen) diyerek güldürdü bizi. En ıssız en kervan geçmez yol kenarında, bal ve yemiş satarak cesaretini kanıtladı. İç Anadolu'daki yol kenarında ya da Los Angeles'ta sunset strip'te "Mavi"nin billboard'unu gördüğümüzde anlarsınız işte: "Çok güzel oluyoruz!"






İstanbul'un kuleleri
Bizim için en yüksek bina 1980'ler ortasında gösterilen "Kartallar Yüksek Uçar" dizisindeki Karayolları'nın 12 katlı binasıydı. İstanbul Zincirlikuyu'da yükselen bu bina, artık Levent-Maslak hattında yer alan gökdelenler içinde ufacık kalıyor. Hızla "modernleşmeye" başladığımız, 1990'ların ortasından beri, sıra sıra onlarca gökdelen yükseldi İstanbul semalarına. Yeni gökdelenler, yeni alışveriş merkezleri ve bütün bunlar yeni insanlar yarattı. Belki de Türkiye'nin son 20 yılda geçirdiği değişimi, ekonomik büyümeyi görmek için istatistiklerdeki renkli grafiklere değil, şehrin modern mahallesi Levent'teki gökdelenlerin yüksekliğine bakmamız gerekiyor.





Diziler
"Perihan Abla"nın Kuzguncuk'taki küçük hayatında; Çengelköy'ün "Süper Baba"sında; "İkinci Bahar"ın "aşkın yaşı olmaz" duygusunda; "Asmalı Konak"ın hayallerinde; "Hırsız Polis"in imkânsız aşkında, bizi televizyon başına geçiren "insani" bir şeyler vardı. Hikâye ne olursa olsun, merkezinde hep sevgi vardı. Ve iyiler hep kazandı...





Yüz yıllık rekabet
Fenerbahçe-Galatasaray derbisi...



Çay simit
Taşfırından yeni çıkmış, meşe odunuyla pişirilmiş, buharıyla elimizi, ağzımızı yakan simitlerin yanında semaverlerde demlenmiş kıpkırmızı bir çayı reddeden muhtemelen Türk değildir. Bir yerlerde çay demliyse, yakınından mutlaka bir de simitçi geçiyordur. Eğer geçmiyorsa, orası da Türkiye değildir.





Şehir hatları vapuru
Bir İzmir ve İstanbul ayrıcalığı... İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin, yeni modeline tek başına karar vermekten ürktüğü... Katılımcı hemşerilerin çokluğuna bakan bir yabancının "Ne aktif bir halk... Seçimler böyle demek..." yanılgısına düşeceği narin kuğular onlar... Gelin gibi süzülürler... Kordon Boyu'ndan Karşıyaka'ya geçerken, karaya kurumla bakarlar... Güzel İzmir artık kendileridir çünkü... Adalara, Modalara, Kavaklara, Fenerlere götürürler... Elli yaşını aşmış koca bebekleri hâlâ heyecanlandırarak... "Taa uzaktan bak bak Paşabahçe... Bu da Fenerbahçe..." dedirtir, soylu burunlarından tanınırlar... Oyun gibidir yolculuk, çay, tarak ve toka satışları... Düdüklerini kıskanan martılar korosu eşliğinde, hep güzel yerlere götürürler...




Mevlânâ
"Sevgide güneş gibi ol, / dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, / hataları örtmede gece gibi ol, / tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, / her ne olursan ol, / ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol..."
2007 yılı UNESCO tarafından Mevlânâ yılı olarak kabul edildi.





Kenterler
Devlet himayesine sığınmadan, özgür tiyatro yapabilme adına; önüne çıkan tüm engellere rağmen, bir Türk kadın oyuncunun sanatına duyduğu aşkla günümüze kadar direnen yegâne tiyatro olduğu için... Kenterler bir okul ve ekoldür. Cumhuriyet'in sanata bakan çağdaş ve aydınlık yüzüdür.




Atatürk
Onun hakkında uzun uzun yazmaya gerek yok. Yukarıda sıraladığımız Türkiye'yi sevmek için 48 nedene ve aklımıza gelip de yazamadığımız daha binlercesine onun sayesinde sahibiz... Her şeyi sana borçluyuz..


Έχω πρόβλημα μεγάλο
Δεν μου φτάνεις, θέλω κι άλλο.!!
RoZa Çevrimiçi   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 09-15-2008, 22:50   #3 (permalink)
Üye Bilgileri
Gezgin
 
DeCline kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jul 2007
Yaş: 25
Mesaj: 341
Rep Gücü: 117
Rep Puanı : 11571
Rep Seviyesi: DeCline İtibar düzeyini kapadı
Varsayılan

Gerçekten de harika bir konu olmuş, ellerine kollarına sağlık...







DeCline Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla


Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları



Saat 21:15.


Powered by vBulletin Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0

Hosting Hizmetleri TOPlist Forums Directory
lida

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210