![]() |
|
|
|||||||
| Turizm Türkiye ve Dünyadan Resimler Tarihi Yerler Hakkında Açıklamalar... |
|
|
|
|
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Görünüm Modları |
|
|
#41 (permalink) |
|
Seyirlik Oyunlar Ankara köy seyirlik oyunları yönünden oldukça zengin bir yöredir. Bu oyunlar düğünlerde sergilendiği gibi, uzun kış gecelerinde, arkadaş toplantılarında da oynanır. Sosyo-ekonomik koşulların büyük bir hızla değiştiği günümüzde, iletişim araçlarının da yaygınlaşmasıyla diğer kültür ögelerindeki değişiklik köy seyirlik oyunlarına da yansımış ve süreç içinde bu oyunlar unutulmaya yüz tutmuştur. Yörede karşılaştığımız, köy seyirlik oyunlarından birkaçını aşağıda örnek olarak veriyoruz: 1-Arap Oyunu: Yaygın olarak düğünlerde oynanan bu oyunda oyuncu kendine arap görünümü vermek için yüzünü karaya, dudaklarını ve dilini kırmızıya boyar. Gözlerinin çevresine un sürer, başına kara yemeni örter, üzerine de beyaz sarık sarar. Kambur görüntüsü yaratmak için sırtına bohça bağlar. Elindeki tefi çalar, oynayarak şu türküyü söyler. Ya araboğlu araboğlu Git Şam'a doğru, Şam'a doğru Damdan düştü bir kedi Pişmiş tavuğu yidi. Arabı da şakşak, arabı da şakşak Ya araboğlu kırkında Taşakları sırtında Ya Hacı Mahmut evlendi Evlendi de halt etti Arabı da fış fış fış fış 2-Hortlak Oyunu: Buoyunda oynayacak kızın sırtına yastık bağlanarak hörgüç yapılır. İncecik açılmış bir hamur yüzüne yapıştırılarak gözlerine ve burnuna, gelen yerleri delinir. Kız, beyaz çarşafa sarılıp bağlandıktan sonra, bir kilimin üzerine yatırılır. Dört kişi kilimi uçlarından tutup, oyunun oynanacağı odanın ortasına bırakır. Kız "ben hotladım" diyerek yattığı yerden kalkar. Seyirciler de "Öte dünyada neler var?" diye sorar. Kız anlatmaya başlar: “Demir topuz var. Hani anam, babam beni okutmadılar ya, ben onlardan intikam alacağım. Azrail tokmak vurdu gözlerim oyuldu, başım yarıldı. Haram yemişler, anam harama bakmış. Benden sual ettiler, ben de şimdi hortladım." Kız, seyircilerin üzerine yürüyüp sarılmaya çalışır, onlar da kaçarlar. Oyun bittikten sonra çocuklar korkmasın diye kız yıkanır, giyinir ve seyirciler arasına oturur. Seğmen Seğmen'in sözcük kökenine ilişkin şu ana kadar öne sürülen görüşler, bilimsel araştırma temelinden yoksundur. Bu konuda sağlıklı bir sonuca ulaşabilmek için, ileri sürülen görüşlerden birine kısaca değinelim. Yaygın olan bu görüşe göre, "seğmen" yeniçeri ocağındaki' sekban bölümlerine ilişkin olarak, köpek bekçisi veya köpek muhafızı olarak açıklanmaya çalışılmıştır. Sekban, Yeniçeri Ocağında 34 ortadan oluşan bir kısmının adıdır. Seğmen'in, sekban'dan kaynaklandığını kabul edersek. Türkler'in tarihini Anadolu'yla sınırlamış olur ve büyük bir yanılgıya düşeriz. Seğmen, yukardaki görüşlerin sonucu olarak, Sekban'dan sonra Ana- dolu'da yaratılmış bir töre değil, kökü Orta Asya'ya dayanan bir Türk geleneğidir. Ankara'da düğün gelenekleri bölümünde de değinildiği gibi Seğmen, göçebe yaşam tarzına uyum sağlamak zorunda kalmış Türk Ulusu'nun, öz benliğinden çıkmış bir Orta Asya töresidir. Bilindiği gibi Orta Asya'da Türkler, doğa koşullarına ayak uydurabilmek için sürekli bir yerden başka bir yere göçmek zorunda kalmışlardır. Seğmenler bu göçlerde ön plana çıkmış, herhangi bir saldırıyla karşı kervanı korumakla yükümlenmişlerdir. Anadolu'da yerleşik hayata geçilmesiyle seğmen töresi, Ankara gibi Türk nüfusun homojen olduğu bir bölgede değişik bir biçimde karşımıza çıkmaktadır. Önceleri kervana öncülük eden, kervanı koruyan seğmen, Ankara ve çevresinde gelin alayını koruyan seğmen konumuna gelmiştir. bu yörede seğmen tekil ve çoğul olarak iki anlam taşımaktadır. Tekil olarak seğmen, efe veya köy yiğidi, çoğul olarak ise düğün alayı anlamında kullanılmaktadır. Gelin alayı ile gidecek seğmenler, yöresel seğmen kıyafetleri giyerek, Efe Başı'nın verdiği direktifler doğrultusunda ilerler. Bunların bir kısmı atlıdır, bir kısmı ise davul-zurna eşliğinde zeybek oynayarak alayın önünde giderler. Ulusal güçlükler karşısında seğmenler kendilerine lider olabilecek, kişiliğinde devlet kurabilecek ve yönetebilecek güç bulunan kişiye katılmak, ya da bu amaçla başa geçireceği gözüpek, vatansever bir önderi seçmek için Seğmen Alayı oluştururlar. Buna "Seğmen Düzülme" de denilir. Enver Behnan Şapolya, Seğmen Alayı'nı şöyle anlatmaktadır: Seğmen Alayı, ulusal felaket günlerinde (kızılca günlerde), bir devletin yıkılışı sırasında yeni bir devlet kurmak ve bir reis seçmek için kurulurdu. Bu alay yeni devleti kurar, yeni başkanı seçerdi. Bu nedenledir ki Oğuzlar tarihi hiçbir devrinde devletsiz kalmamıştır. Seğmen düzülme çok dikkate değer bir olaydır. Seğmen Alayı toplu ve ulusal bir coşku anıdır. Bunun küçük bir şekilde bayram ve düğünlerde kurulurdu. Seğmenler o gece "sinsin" denilen bir ateş oyunu (kökeni Orta Asya şamanist inançlara dayanır) oynarlardı. Bir dağ yamacında veya tepede büyükçe bir ateş yakılır,maşakıma denen bir demir çanak içine yağlı çıra koyulur, bu ateşin etrafında davul-zurna çalınıp zeybek oynanırdı. Ayrıca bu ateşin üzerinden atlayarak bir tür tura oyunu oynanırdı. Bazen de ateşe koç atarlar, böylece sabahı ederlerdi." Seğmen düzülmeyi, yalnız Ankara gelenek olarak saklamıştır. Bunun nedeni ise, Ankara çevre köylerinin, Oğuz boyları tarafından kurulmuş olmasıdır. Çubuk'ta Kınık, Elmadağ eteklerinde Bayındır, Ayaş'ta Kayı, Hüseyin Gazi Tepesi eteğinde Peçenek, Yazir, Dodurga, Bala'da Avşar, Çubuk'ta Kargın; Çavundur Eğmir Gölü, Bökdüz köyleri Ankara'yı çevrelemiştir. Şapolyo'ya göre tüm bu köy adları Oğuzların yirmidört boyunun adları olup, köylerin çoğunluğu Oğuz'ların Beydilli aşiretindendir. Anadolu tarihte böyle çok çoşkulu günler geçirmiş, seğmen düzülerek yaya, atlı ve silahlı olan delikanlıları bir reis etrafında toplamıştır. Büyük bir olasılıkla, Selçuklu İmparotoluğu yıkılırken yine böyle coşkulu bir alay olmuş ve Osman Bey aynı şekilde Kayı Boyu'nun başına bey seçilmiştir. Selçuklu Devleti'nin Cend'de kuruluşu, Osmanlı Devleti'nin Söğüt'te kuruluşu, bu geleneğe çok benzemektedir. Selçuk, bu geleneğe göre, altı seğmen alayları önünde, bir çocuğa, torbadan ok çektirilerek bey seçilmişti. Osman Bey ise, yine atlılar karşısında bir ak keçeye oturtulup, dokuz kez havaya kaldırılarak dolaştırılmış, kımızlar sunulup and içilerek bey tanınmıştı. Ankara'da ise Seğmen Alayı kurulacağı zaman, efeler kahvesi önüne sırmalı seğmen sancağı dikilirdi. Bu bayrak, Seğmen Alayının kurulmasına işaretti. Dua okunduktan ve kurban kesildikten sonra alay harekete geçerdi. Alayın önündeki davulcular ve zurnacılar genellikle Abdallar’dır. Bunların giysileri dikkate değer özelliktedir, giydikleri beyaz şalvarları ile birer şamana benzerlerdi. Beyaz şalvarın üzerine sırmalı camadan giyerlerdi. Bellerinde geniş bir meşin silahlık ve bunun içinde de tel sırmalı bir mendil sarkardı. Göğüslerine paralar, boynuzlar ve Yeda Taşı gibi ufak taşlar asılırdı. Saçları uzun olur ve başlarına keçe külah giyerlerdi. Zurna çaldığı zaman, davullarını havaya kaldırırlar, davul havada iken tokmak vurarak, helezonlar çizerek, yere yatarlar, kalkarlar, bir ayakları üzerinde dönerler, davulları tekrar havaya kaldırırlar. Sanki gökten Tanrı ruhlarını çağırır gibi garip hareketler yaparlar, davulu önce yere doğru çalar, sonra havaya kaldırırlar, sıçrayıp yere diz çökerlerdi. Çoğunlukla iki davulcu karşılıklı oynarlardı, yan yana davul değneklerini kasnaklara vurarak ve sağa sola sallayarak dokuz adım yürürler sonra geri dönerlerdi. Bu şekilde, üçüncü yürüyüş sonunda davulları hızlı çalarak ilerlerdi. Bundan sonra zurnacıların oyun havaları çalmasıyla, oyunlar oynanırdı. Davulcuların arkasında iri yapılı bir efe, seğmen alayının bayrağını taşırdı. Bayrağın iki tarafında meşhur kabadayılardan iki efe de ellerinde teke pala denilen, iri palanın uçlarını yukarı tutmuş bir şekilde ilerlerdi. Bu kişilere bölük başı denilirdi. Bunların önünde ondört yaşlarında milli kıyafetli çocuklar da ellerinde som saplı bıçaklarla yürürlerdi. Davulcularla efe sancağın arasındaki iki tane gür sakallı ve iri yapılı kişiler, omuzlarında balta, önlerinde birer meşin önlük, ağır ağır yürüyerek ihtişamlı bir hava yaratırlardı. Bunlara Seymen baltacıları denirdi. Alaya katılan seğmenler birer adım arayla sağlı sollu iki dizi oluştururlardı. Bütün seğmenlerin elinde teke palalar bulunurdu. Seğmen Başı bu dizinin bıraktığı boşluk arasında, yanında ikinci efe ile yürürdü. İkisinin de elinde birer altın kakmalı ve üzerinde ayetler yazılı olan, Osmanlı kılıcı bulunurdu. Bu kılıç yalnız efelerde bulunurdu. Seğmen Başı arasıra bu kılıcı havaya kaldırıp “doh doh...” diye bağırırdı. Bütün Seğmenler gür bir şekilde “doh, doh...” diye bağırırlardı. Bundan sonra davul zurna zeybek çalar, efelerde kılıçları ile zeybek oynayarak, heybetli bir şekilde yollarına devam ederlerdi. Mustafa Kemal’in Ankara’ya geleceği günün sabahı da sancak dikildi, aynı hızla Seğmen Alayı kuruldu. Ulucanlar’dan kalkan Seğmen Alayı, Hacıbayram Camii önünde toplandı. Seğmen duası, Hacı Bayram Şeyhi veya imam tarafından yapılmaz, bu duayı ancak Kayyum Dede’ler yaparlardı. O gün de duayı Kayyum Dede yaptı ve Hacı Bayram Veli Türbesi’nin kapısı önünde bir kurban kesildi. Seğmen Düzülme, efelerce kutsal sayılır, kurban kesilmeden hareket etmezlerdi. Seğmen ve Koç: Koç, Orta Asya Türk boylarında ve Anadolu'da kutsal bir hayvan olarak kabul edilmiştir. Orta Asya'da kurban edilen hayvan koç ve attır. Özellikle Yer Tanrısı'nın kötü ruhlarına karşı koç kurban edilirmiş. Koç; masallara, efsanelere konu, el sanatlarında özellikle halı ve kilimlere motif, halk oyunlarında figürlere kaynak olmuştur. Orta Anadolu'da söylenen bozlaklarda, gıtlaktan verilen ses koçun me- lemesinde çıkardığı sesle özdeştir. Kelime anlamı ile de "bozlak", bozulama'dan (beğirme=koç melemesi) gelmektedir. Özellikle Orta Anadolu'rıun bozkır iklim şartlarında yaşam savaşı veren Ankara halkında, koça karşı büyük bir saygı, sevgi ve koçla bir özdeşleşme gözlenir. Halk oyunlarındaki temel öge, Orta. Anadolu (Orta Asya Step'lerinin benzeri) bozkır ikliminin yaşam tarzını yansıtan koç figürleridir. Bu figürlerde temel olarak kostaklık, kendinden eminlik, yiğitlik, mertlik açık olarak göze çarpar. Koçların bozkırda gezinirken gösterdiği ihtişam, tokuşdukları zaman, ağır ağır gerilemesi, ayaklarını yere vurması, Ankara oyunlarının temel figür özellikleridir. Bunlar koç ile özdeşleşmenin sonucudur. Bir seğmen yürürken veya oynarken tam anlamıyla koçu yansıtır. Oyunlarda efebaşının verdiği komutlardaki “Goçuum” veya "Goçlar" sözleri, yine yukarıda sözü edilenleri destekler yönde örneklerdir. Έχω πρόβλημα μεγάλο Δεν μου φτάνεις, θέλω κι άλλο.!!
|
|
|
|
|
|
|
#42 (permalink) |
|
Yağmur Duası
Tarım hayatında yağış önemli yer tutar. Köylünün düşüncesine göre doğanın tek sahibi ve de hakimi olan Tanrı, yağmuru ister yağdırır, isterse yağdırmaz; özellikle kullarını cezalandırmak için ya çok yağdırır ya da hiç yağdırmaz. İşte bu nedenle, modern teknolojinin olanaklarına sahip olmayan köylüler yaşamlarını sürdürmek için, Tanrı'dan, ürünün bağımlı olduğu değişkenlerden biri olan yağmuru istemektedirler. Bu isteğin imam aracılığıyla düzenli yapılması ve yaygınlığı, yağmur duasını dinsel bir tören şekline dönüştürmüştür. Dua Öncesi Hazırlık: Çoğunlukla köy yaşlılarının bir arada bulunduğu Cuma namazında namaz öncesi ya da namaz sonrasında kuraklıktan, susuzluktan, yanmakta olan ekinlerin durumundan söz edilerek yağmur ihtiyacı üzerine durulur. Yağmur duasına çıkmaya karar veren erkekler önce duanın gününü saptarlar. Sonra imam aracılığıyla karar, camidekilere duyurulur. Dua günü yapılması gereken hazırlıklar saptanır. Önce yedi bin adet çakıl taşı toplanır ve her taşa bir dua okunur. Köyün ileri gelenleri köy odasında oturup evlerden toplanan paraların listesini hazırlarlar: Listede dökümü yapılan evlerden toplanan paralarla törende kesilecek kurban satın alınır. Kurban satın almada pazarlık yapılmaz. Dua Günü: Hazırlıkların yapılmasından sonra, duadan bir gün önce köy . imamı aracılığıyla minareden köy halkına çağrı yapılır. Duaya, genç kızlar ve kadınlar, çocuklar dahil (yüreyemeyecek kadar hasta, yaşlı ve özürlü olanlar hariç) herkes katılmak zorundadır. Suçlamalara hedef olmamak ve köylüler tarafından kınanıp, horlanmamak için, bu işe inanmayanlarda duaya katılmaktadırlar. Yağmur duası günü, cami de sabah namazında bulunan köy erkekleri namazdan sonra köy yakınındaki mezarlığı ve türbe, yatır gibi bir - iki "ziyareti" dolanır gelirler. Amaç, biraz oyalanarak duaya katılacak kalabalığın, davarı sürüye, hayvanları sığıra salmasına fırsat vermek, çocukların uyanıp hazırlanmalarını beklemektir. Güneşin doğup biraz yükselmesiyle cami önünde toplanan kalabalık imamın duasına "Amin" diye cevap verir. Bunu duyan aile reisi acele boy abdestini alıp, karısına ya da kızına "çıkı"nın hazırlanmasını söyler. Çıkıya dağda kurban etiyle pişirilecek pilav için, bulgur, yağ, tuz ve ekmek konur. Duaya katılan her aile böyle bir çıkı hazırlamak zorundadır. Başta köy imamı, iki yanında da dua okumada ona eşlik edecek olanlar, onların arkasında orta yaşlılar ve gençler, en arkada da kızlı, oğlanlı bebeler toplu durumda yürüyüşe geçerler. Yürüyüşün hedefi, yörenin en yüksek yeri veya mezarlığıdır. Yol üzerideki bir dereden geçerken, torbadaki yedi bin taş dua ile suya dökülerek ıslatılır. Duaların arkası hiç kesilmez, eller aşağıya doğru yağmurun toprağa düşmesini kolaylaştırırcasına bir taklitle, "Amin" diye bağırılır. Taşları ıslatma işi biter bitmez, birinin "Bir ilkitir (ailenin ilk doğan erkek çocuğu) yakalayın laan" sözü üzerine ailenin ilk doğan erkek çocuğu kol paça yakalanıp, elbisesi ile suya atılıp ıslatılır. Bağırma çağırma arasında hızını alamayanlar, birden fazla ilkidi yakalayıp sırayla suda ıslatırlar. Islananlar elbiselerinin suyunu sıkmadan kurumak zorundadırlar; çünkü, suyu hoş karşılamak gerekmektedir. Dağın en yüksek tepesine varıncaya kadar "ziyaret" sanılan her taş yığını başına toplanan kalabalık, dua okur ve "Amin" der. Bir "ziyaret"ten diğerine yürürken de, imam ve onun yorulduğu yerde eşlik edenler şu dizeleri tekrarlarlar: İmam -Ya İlahi İsmi Azam Hürmetine EI Aman Rahmetini Bizlere Eyle İhsan Ya Rahman. Topluluk -Amin İmam -Ya İlahi, Amin Çağıran Sübyan Çocuklar Hürmetine EI Aman Topluluk -Amin İçme suyu olan bir yere kadar yürünür ve burada mola verilir. Burada yağmur duası yemeği yenilip duayla kurban kesilir. Yere serilen bir "pala" üzerine her aile reisinin getirdiği bulgur boşaltılır; büyük bir kaba yağlar boşaltılır; tuzlar bir araya getirilir. Kesilen kurbanın etleri parçalar hâlinde, kaynayan kazana atılıp pişirilir. Ocak başında etin haşlanıp, pilavın pişirilmesine yardım edecek olan hizmetliler muhtar tarafından seçilir ve geri kalanlar yükseklere çıkarak yakarmaya devam ederler. Dağın doruğuna ulaşıldığında; mola verilip önce öğle namazı ve sonra, Allah rızası için iki rekat yağmur namazı kılınır. Kazanlarda etsuyuyla pişen pilav hazır durumda duadan dönen grubu beklemektedir. Her aile reisi, heybesinden çıkardığı iki kapla, kazan başında sıraya girer; payedici, önce etleri eşit oranla üleştirir, sonra pilavı verir. Et ve pilavlarını alanlar, öbek öbek yere oturup yemeğe başlarlar. Her grup karnını doyurur ve artanını da eve götürmek üzere heybesine koyar. Öğle sonu, ikindi vakti, grup aynı duaları tekrarlaya tekrarlaya köye döner. Köye inildiğinde oyuna doymayan çocuklar, kümeler oluşturup dörtlükler söylemeyi sürdürürler: Yağmurçuğum yağı ver, Kuyucuğum doluver, Ekmek getir yiyelim, Kaytan getir içelim. Tarlada çamur, Teknede hamur, Ver Allahım ver Sulu sulu yağmur. Έχω πρόβλημα μεγάλο Δεν μου φτάνεις, θέλω κι άλλο.!!
|
|
|
|
|
|
|
#43 (permalink) |
|
Askere Gitme
Askere gidecek gençler, pusulaları geldikten sonra köy halkı tarafından, adeta yarışırcasına veda gününe dek topluca yemeğe çağrılırlar. Gençler eğlendirilirler ve kendilerine moral verilir. Askere gidecek gençlerin köyden ayrılacağı gün köyün erkekleri, yaşlılar önde olmak üzere çember şeklinde bir sıraya geçerler. Gençler bu çember içinde köy halkı ile vedalaşır. Bu arada imam tarafından dualar okunur ve asker adaylarına hediyeler ve harçlık (yolluk) verilir. Kadınlar bu töreni çemberin dışında bir yerden izlerler. Daha sonra gençler davul-zurna ile oynayarak ve söyleyerek yolcu edilir. Genç askerde iken annesi veya babası ölmüş ise "Allah ecir sabır versin" denilir. Kalecik, Akkuzulu köyünde askere gidecek gençlere bir parça ekmek ısırtılır ve bu ekmek asker dönene dek evin bir köşesinde saklanır. Bu gelenek yaygın olmamasına rağmen hâlen görülmektedir. Bütün uğurlamalarda olduğu gibi askere gidenlerin arkasından da su dökülür. Askerden dönenler köyün dışında karşılanırlar (Haymana'nın Güzelcekaya köyünde askerden dönenlerin karşılandığı yola "Eşek yolu" denilmektedir). Kalecik ve Akkuzulu köylerinde askerlir dönüşünde Müzve böre i adı verilen bir börek yapılır. Dönüşte ise bütün köy halkı "gözünüz aydın"a gelir. Έχω πρόβλημα μεγάλο Δεν μου φτάνεις, θέλω κι άλλο.!!
|
|
|
|
|
|
|
#44 (permalink) |
|
Doğum
Ankara yöresindeki kırsal yerleşim merkezlerinin birçoğunda doğum öncesi ve sonrası çeşitli geleneksel davranış biçimleri görülmektedir. Yöre halkının yaşadığı güçlükler ve doğa şartları, bu konuda zengin bir halk kültürünün oluşmasına yol açmıştır. Bu kültürün değişik yansımalarını gözlemlemek olasıdır. Yörede yedi yılda bir doğuran kadın dişi kurda benzetilir ve kadına “Dağda kurt doğururken sen de doğurur musun?” denilir. Çocuğu olmayan kadınlara damarlarının açılması için yer öptürmek adettendir. Kadın yere oturur, bacaklarını açıp ellerini arkadan kenetler yeri öpmeye çalışır. Ayrıca çeşitli türbe ve adak yerlerine gidilerek, çocuk doğmasına ilişkin türlü adaklar adanır. Bunların içinde hâlen devam eden, ilginç inanışlardan biri şöyledir: Ayın ilk çarşambasında adı Mehmet olan yedi kişiden anahtar toplanır ve bu anahtarlar işaretlenir. Al İplik Hüseyin Gazi’nin, mavi iplik Tacettin Sultan’ın, siyah iplik Haydar Sultan’ın v.b. yedi çeşit iplik veya çapıt (kumaş parçası) anahtarlara bağlanır. Dua edip çörtene (damın saçağına bağlı oluk) takılır. Sabah erkenden gidilip anahtarlara bakılır ve hangi anahtar paslanmışsa ona karşılık gelen türbeye kuşak kuşanmak için gidilir. Kuşak kuşanmadan önce türbeyi bekleyen türbedar gözetiminde, evliyanın başucuna yular bağlanıp dua okunarak etrafında dolanır. Daha sonra yular çıkartılıp evliya etrafında dolanır ve bırakılır, eğer yular durursa kuşak kuşanılır. Tüm bunlardan sonra çocuk doğarsa kurban kesilir ve yarısı türbedara verilir, bu budu misafirlere ikram edilir, geri kalanı ise konu komşuya dağıtılır. Kurban kesen (adayan) kişi ise bu kurban etini, parasını ödedikten sonra yiyebilir veya yemez. Başka bir söylenişe göre ise, çocuk olursa, çocuğu olan kadın, kurbanı ve çocuğu alıp evliyaya götürür, kurban orada kesilir, türbedar derisini alıp satar, etini yer ve türbe için mum alır. Ayrıca türbedara süpürgecilikle bakıcı olarak bir miktar bahşiş verilir. Çocuğa evliyanın adının verilmesi sık rastlanan bir olaydır. Doğacak çocuğun kız veya erkek olacağına dair bir inanış da şöyledir: Kadının sağ memesinin avlağasının (başının etrafı) kızarıp morarıyorsa, sağ meme güllü yani damarlı hale gelmişse, sağ meme sol memeden büyük olmuşsa oğlan çocuk, sol meme büyük olmuşsa kız çocuk olacağına dair yorum yapılır. Diğer bir inanışa göre, gömlek biçilirken, yakası açılan gömlek, hamile kadının başının üstüne konur. Eğer eşikten (kapıdan) içeri kadın girerse kız, erkek veya oğlan çocuğu girerse, çocuğun erkek olacağı biçiminde yorum yapılır. Yeni doğan çocuğun iki kaşının ortasında mavilik varsa daha sonra doğacak çocuğun cinsiyetinin doğan çocukla aynı olacağına inanılır. Hamile kadının dudağı kalınlaşırsa bebeğin kız olacağı inanışı da vardır. Bebek doğacağı gün eve ebe çağırılır. Ebe “evler göçtü biz de göçelim” der. Orada bulunanlar bu cümleyi yinelerler. Unutan olmuş ise ebe aynı cümleyi söyleyerek anımsatır. Ebe Tası (Şifre Tası): Şifa tasının içine “Fatma Ana Eli” denilen ot atılarak üzerine su doldurulur ve bu su lohusaya ebe tarafından içirilir. Ya da bazı lohusalara, kocasının avucunun içinden su içirilir. Bu, hakkını helal et anlamına gelir. Doğumun Yaptırılması (Çömelek): Doğum sırasında bir kadın, hamile kadının arkasına geçerek belinden kucaklar. Hamile kadının önünde iki kadın daha ve ebe bulunur. Bir miktar toprak kızdırılarak ayağının altına bol miktarda dökülür. Çocuk doğar doğmaz sarı yağ (kuyruk yağı veya sarı inek yağı) kızdırılıp bir fincan içirilir, bunun amacı çocuğun bağırsaklarının yumuşamasıdır. Çocuğun doğumunda gecikme olursa “ana kaşık, baba beşik diyecek de öyle doğacak” (herşeyini hazır isteyecek) denir. Yine bir inanışa göre geç doğum yapan kadın, kömüşün (manda) yularından geçirilir. Bunun nedeni kömüşün bir yılda buzağlaması (doğurması) ve kadının da kömüş sütünden içtiğinden sanılmasıdır. Çocuk dişli doğarsa uğurlu sayılmaz, öksüz kalacağına inanılır. Çocuk annesinin karnında ağlarsa yine uğursuzluk sayılır. Bir inanışa göre, bebek doğduktan sonra göbeğini kesen makas 40 gün açılmaz. Göbek bağı yedi kat pamuk ipliğinden hazırlanır, göbek tekerinin içine çörek otu konup sarılırsa sancıyı keseceği söylenir. Çocuk doğduktan sonra, kadının sütü gelmezse, kocası gün doğmadan ve kimseye görünmeden köyün çeşmesine gider. Yanına aldığı iki simitten birini kurnanın (musluğun) başına takar, birini de geri getirir. Loğusa suyla birlikte o simiti yer. Bu, loğusa kadının sütünün çoğalacağı anlamına gelir. Çeşmeye ilk giden kişi ise oraya bırakılan simiti yer. Başka bir inanışa göre lohusanın sütü az olursa, sütün çoğalması için çobana bir ekmek verilir. Bunun anlamı da akşama kadar dağlarda dolaşan çobanın dönüşünde süt getirmesidir. Bebeğe göbek adını ebe koyar. Üç kere tekbir getirdikten sonra göbeği keserken “Göbek adı Fadime yahut Ali der”. Çocuğun asıl adı üç gün ila bir hafta sonra konur. Eğer isimde anlaşma sağlanamazsa, kura çekilir ve ilk gelen isim verilir. Beşik Düğünü: Bebek doğumunun altıncı günü bebek için gerekli olan beşik, bardak, yorgan, etek bezi ile yastık lohusanın babası ya da dayısı tarafından alınır. Beşik takımının gideceği söylenerek, akraba ve konu komşu eve davet edilir, bebeğin babası, apçası (amcası), anası, dayısı, ebesi (büyükanne), takkasına (şapka) altın takarlar ve takkayı da beşiğin içine koyarlar. Akrabaları da hediyelerini beşiğin üstüne koyarlar. Beşiğin üzerine al bürümcük örtülür. Beşiği taşıyacak hamala börek yapılır ve lohusanın evine doğru sokakları dolanarak beşik götürülür. Orada bulunanlar kapıya çıkıp bakarlar “amanın beşik gidiyor kime ki?” derler. Loğusa evi hazırlanır, konu komşular dua okurlar, birkaç sofra yemek hazırlanır. Beşik gelince ortaya konur, çocuğu çok olan bir kadın bebeği alır, beşik etrafını üç kere dolandırır, “amanın uğurlu, kıdemli olsun, kısmeti gür, nasibi çok olsun, dört gözle büyüsün” sözleriyle bebeği yatırır. Daha sonra misafirler gittiğinde kızın kaynanası bebeği, nazar olmaması için kalkar okuyarak eline mavi kâğıt alır, bebeğin üzerine gelir kağıdı iğneler “Ayşe’nin gözü, Zehra’nın gözü” diye bebeği görmeye gelenlerin hepsinin adını söyleyerek kâğıdı iğneler, sonra ucuna bir kibrit yakar ve beşiğin altına atar. Loğusa kadınların elma yemeleri halinde elmacık hastalığına yakalanacağı inancı yaygındır. Lohusanın korkudan dolayı dili tutulur veya rahatsızlanırsa (al basması) hocaya okutturulur, hoca dört tane muska yazar. Yazılan muskalardan biri yakılır, birinin suyu kadına üç gün içirilir, biri eşiğe gömülür, diğeri ise kadının boynuna katılır. Bu dönemde loğusa yalnız bırakılmaz, hoş tutulur. Maviye nazar değmez inancıyla, lohusanın yemenisinin ve yorganının mavi olmasına dikkat edilir. Lohusanın yatağının altına sarımsak ve çörek otu, çocuğun burnu tutulmasın diye de yastığının altına kalbur gözü konulur. Cinler ve periler lohusaya tebelleş (bulaşmak, korkutmak) olmasın diye yatağının altına demir bıçak da konur. Loğusa kadın bir haftaya kadar aynaya bakmaz. Lohusalık zamanında düğünü yapılan genç bir kız lohusanın yanına girerse, hem çocuğa hem anasına albasıp çocuğun uşaklık (havale) olacağına inanılır. Çocuğun kurtulması için hocaya götürülüp yedi kere sırtı sıvazlattırılır. Kara basmasında ise sıcak ekmeğin lohusaya getirilmesi uğursuzluk sayılır. Loğusa evinden dışarı kömür, sirke, sarımsak, soğan, kül, ateş çıkarılmaz. Çıkarılırsa kırık basacağına ve çocuğun büyümeyeceğine inanılır. Eve ekşi, acı, çiğ bir şey çarşıdan gelirse evin dışına bırakılır. Un Sürme: Yeni doğmuş bir çocuğu bir yere ilk defa götürünce çocuğun yüzüne bolluk olsun diye un çalınır. Bunun anlamı, kız ise saçı un gibi ak, erkek ise sakalın un gibi ak olana dek yaşasın inancıdır. Uğur Sınama: Çocuk doğunca, çocuğa bir kuzunun kulağı ısırtılır. Sonra kuzunun kulağının ucu kesilip eneme yapılır. Eğer kuzu yaşarsa çocuğun uğurlu olacağına inanılır. Bebek yalnız bırakılmaz, yalnız bırakılırsa bebeği cinin çalacağına inanılır. Eğer bebeği yalnız bırakma zorunluluğu varsa beşiğinin altına bir tasta su konur. Sonra bu su ayak değmeyecek bir yere dökülür. Beşiğin altına bıçak, yastığın altına da ekmek konulur. Bebeği cin değiştirdiğine inanılırsa, bebeğin hiç büyümeyip, deynek gibi kalacağına inanılır. Böyle zamanlarda, sabah erkenden üç yolun ortasına ocak yapılır,üzerine tencere konulup içine bebek oturtulur. Altına süpürge çöplerinden hafif bir ateş yakılır. Görenler “Ne yapıyon oğul?” dediklerinde “aydaş pişiriyom” denir. Aynı işlem üç kişi sorana dek tekrarlanır. “Aydaş” inanışa göre cinin çocuğudur. Bu inanışa göre cin, aydaşım yanıyor diye hemen çocuğunu alır yerine kadının çocuğunu koyar. Buna benzer diğer bir inanış da şöyledir: Akşam ezanından sonra bebek musalla taşının altından geçirilir, sonra taşın üzerine konularak yedi adım geriden: “Alın bebenizi, virin bizim bebemizi” diyerek seslenilir. Diş Bulguru: Bir gün öncesinden komşular çağırılır, bebek süslenir. Ailenin ekonomik gücü yeterli ise eğlence için çalgı da tutulur. Simitçiye haber verilip susamlı simit yaptırılır. Siyah üzüm, fındık, fıstık alınır, bir siniye dizilir. Tabaklara sıcak bulgur konur, sininin kenarına da simit dizilir. Bulgur yemeden önce bebek giydirilir, bir iskemleye oturtturulur ve yüzü örtülür. Çocuğu çok olan bir kadın ayağa kalkar: “Bismillahirrahmanirrahim dişin başın pek olsun, Allah güveyliğini gelinliğini de göstersin” der. Başından aşağı bir avuç bulguru döker. Bebeğin başında kalan bulgur ipe dizilir ve bebeğin başına takılır. Bu kuruyup dökülene kadar bebeğin başında kalır. Daha sonra gelen hediyeler bebeğin başına etrafına konulur. Akrabaları da, bakır getirirler “bebeğin dişi bakır gibi sağlam olsun” derler. Bebek büyüyünce getirilen hediyeler kendisinin olur. Çocuğa Nazar Değmesi: Nazarın genelde mavi gözlülerden geldiğine ve mümkün olduğu kadar mavi gözlülerden sakınılması gerektiğine inanılır. Diğer bir inanışa göre, nazarın gözden değil de dilden geldiğine inanılır. Dilinin altında incecik bir gök olduğuna inanılan kişilerden de nazar değdiği inanışı vardır. bir terslik olduğu zaman “amanın gök damaklı geldi de çocuğum hastalandı” denir. Nazar değmesini önlemek için bebeğe eski elbiseler giydirilip bebeğin dikkat çekmemesine çaba sarf edilir. Nazar için kullanılan boncuklardan bazıları şunlardır: - Böcekboynuzu - Göz boncuğu - Ikra boncuğu - Kurt dişi - Tosbağa küreği - Yedi gözlü boncuk - Tazı boncuğu - Bülbül gözyaşı Üç dört aylık bebeğin yüzü etlenince, derisi kabarır (kavlar) ve “kan etini döktü ve gayli ana etini düzüyor” denilir. Bu küçük kabarcıklara halk arasında “et ünü” denir. Küçük çocuğun tırnağı altı aydan önce kesilmez, eğer kesilirse bebeğin huysuz olacağına inanılır. Yeni doğmuş bebeğin başındaki konakı (bir tür kepek) gidermek için yoğurt çalınır (sürülür). Çok ağlayan bebeğe ısılık yakılır. Bebeğin karnının üzerine kırk iğneli mavi bir kâğıt konur. Sonra kâğıdın ucundan tutularak beşiğin başında dolandırılır ve beşiğin altına atılır. Bir de göz kurşunu dökülür. Bebek küçükken altı aya kadar ağlarsa, büyüyünce okumuş biri olacağı söylenir. Çok ağlayan huysuz bebek kümese konur, kümes kapatılır. Bebek orada ağlarsa “Ağıdın başını yesin” denilir ve çıkartılır. Eğer ağlamaz uslu durursa “Bebek devlete ağlamış” denir. Sinirli çocukların başına ayın ilk Perşembe gününde sinik (Ekin ölçülen bir kap) giydirilir. Çocuğun başı, odada “Öfken başını yesin, öfken başını yesin” diyerek dört köşeye vurulur. Çocuğun salyası akarsa, değirmenden pus (kepek) alınıp ağzı silinir. Sohbetlerde bebek hastalıklarından söz edilirken, odada bebek varsa, çocuğun yakası ısırılır, burnu ve kulağı çekilir. Bebeğin düştüğü yere “Şeytanın ipine dolaştı” diye şerbet yapılır, serpilir ve bebeğe bulamaç (un, su, tatlı) içilir. Ya da düşen bebeğe bal şerbeti veya şeker şerbeti yapılır. Sonra “Tükür de ineğiniz buzağılasın” denilip çocuğa tükürtülür. Böyle yapılmasının nedeni şeytanın bebeği kakışladığının (iteklediğinin) sanılmasıdır. Dört yaşına kadar konuşmayan çocuğu anası, ayın ilk çarşambasında çuvala koyar, sırtına alır, yedi kapıyı gezdirir. Bir kapıdan içeri girince: -Vıh o ne ki (kız) sırtındaki? -Bir çuval söz -Söz olsun, denir. Çocuğun yiyeceği şeylerden verir. Söz toplayan oradan çıkar diğer bir kapıya gider. Böylece yedi kapı gezer. Ondan sonra çocuğun dilinin açılıp konuşacağına inanılır. Bebeği çüğe (tay tay) dururken bebek kızsa şöyle denir: -Çüğ çüğ çüğ dur kızım. -Çüğ dur kızım, eline börek viriyim. -Çüğ çüğ çüğ çüğ kızım. -Babandan mektup gelecek, çüğ dur kızım. Ankara yöresinde bebek sevilirken söylenen deyimlerden bazıları şöyledir: -Erenler önünde evin var yavrum. -Türbeler önünde bağın var yavrum. -Sekiz tenceren var, dokuz penceren var. -Hennürün güzel, mennürün güzel. İlimya kaymağı yürek bulandırmazmış. -Nebet şekeri. -Dam bülbülü. -Zahir (şeker) kuşu. -Kum arabı. -Şam fellahı. Çocuğu yürütmek için de, “gel ninna yapalım da yürü” denir. Çocuk artık ninna yapmaya alışır. Ninna yapılırken bir ayağını kaldırır, bir ayağını indirir. Bu şekilde çocuk yürümeye alışır. Ninna ninna benim yavrum ninna, Çoban gider oduna, Ali Ali derler adına, Ben seni seveceğim komşunun inadına, Kızım güzel gayetten, sıçrar çıkar hayattan, Kızıma dünür geliyor Şıhli ile Bayattan (Şıhlı, Bayat: Köy isimleri) Doğumdan bir hafta sonra, bebeğe kahve kaşığı ucu ile aside (Bir tatlı çeşidi) yalatılır, miyane çorbası içirilir. Kırkına kadar yemek yaratılmazsa çocuğun sonra yemek yemeyeceğine inanılır. Daha ilk günlerde helvadan, sumruk (toprak) yapılır, yemeni ile çıkılanıp çocuğun ağzına sokulur. Çocuk bunu emerek uyur. Kırkından sonra büyükler ne yerse çocuğu da yalatılır. Altı aydan sonra dişleri çabuk çıksın diye geviş verilir. Bir yaşından sonra da çocuk istediğini yiyebilir. Ankara yöresinde bebeğin yürümesine ilişkin bir inanış şöyledir: “Havva anamız bebe doğurunca, bebesini yalamaya tiksinmiş, yalamamış; eğer yalasa imiş insan bebesi de yürüyecekmiş” Yeni yürümeye başlayan bebek adım atmaya korkar, tutunmadan yürümeye cesaret edemez. Önünde deniz var zannedermiş. Bu yüzden çocuğun ayakları birbirine al iple bağlanır, cami önüne gidilir, Cuma namazından ilk çıkan adama ip kestirilir. Eve gelince çocuğun korkmadan yürüyeceğine inanılır. Έχω πρόβλημα μεγάλο Δεν μου φτάνεις, θέλω κι άλλο.!!
|
|
|
|
|
|
|
#45 (permalink) |
|
Evlilik
EVLENDİRME MÜDÜRLÜĞÜ Evlenmek isteyen kişiler bu birime başvurmalılardır. İlk başvuruda çiftlerimize,evlenme evrakları ve bilgi formu verilmektedir. Dolmakalem ya da daktilo ile doldurulacak 4 evlenme beyanının 1 adeti fotoğraflı olmalıdır. Bu belge, imzalanmış olarak mahalle muhtarınca, isterse noterlikçe veya resmi dairede çalışıyorsa daire amirince ONANMALI; Müdürlüğümüze resmi birer İkamet ve Nüfüs Cüzdanı Örnekleri ile ilave (3)'er resimle birlikte getirilmelidir.Ayrıca nüfus cüzdanlarının birer adet fotokopisi de gerekmektedir. Evlenme İşlerinde Uygulaması Gereken Konular: Erkeğin ve kadının 18 yaşını bitirmesi sağlık durumunun, akli şuurunun yerinde olması (Zührevi hastalık taşımaması) gerekmektedir. Ana baba rızası ile evlenmelerde kadının 15, erkeğin 17 yaşını bitirmesi gerekir. Beyanın arkasına ana baba Onayı alınmalı, imza; noter resmi daire ya da muhtar tarafından onanmalıdır. Ana veya babadan biri ölü ise bu durum yine yukarıdaki tasdik yetkisine sahip kurumca belirtilmeli ve beyanın arkasında bulunan rıza belgesi bölümüne yazılmalıdır. 15 yaşını bitirmemiş kız çocuğu ile 17'yi bitirmemiş erkek çocuklarının evlenmesinde yetkili mahkemeden 88.madde kararı alınır ve yine ana baba rızası alınarak yetkili kurumca rıza belgesi eklenerek onanır. Boşanmalarda evlenecek çocuğu mahkeme,anaya vermiş ise çocuğun yaşı da reşit değilse evlenmesine ana vekalet eder. Babaya verilmiş ise baba vekalet eder. Mahkeme kararı ile bakanı yoksa, evlenmesi gerekiyorsa vasi tayin edilerek kim bakıyorsa onun rızası alınarak kararda evlenme bölgesine eklenerek evlenme belgesine eklenerek evlenme akdine hazırlık aşaması başlatılır. Evlenmek isteyen çiftlerimizden kadınlarda boşanma varsa boşanma tarihi kesinleşme tarihine göre hesap edilerek beyana yazılır. Bu süre 300 günü geçmiyorsa Medeni Kanun'un 95.maddesi gereğince bekleme süresini kaldıran kararı alarak evlenme evraklarına ekleyerek müracat servisimize verirler. Erkekler de boşanmalarını kütüklerine işleterek başvuruda bulunurlar. Ayrıca beyannamede boşanma tarihi yazılır. Yabancı uyruklu olan çiftlerimiz de her kim yabancı olursa olsun o ülkenin ülke temsilciliğinden bekar olduğuna dair "EVLENME İŞLEMİNE MAHSUS " bir bölge alarak (TÜRKÇE) bunu TÜRK DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI'NA (Tandoğan Meydanı'nda) tasdik ettirerek,vatandaşlığını değiştirip değiştirmeyeceği konusunda da aşağıdaki örneğe göre dilekçesini ekleyerek Evlendirme Müdürlüğü'ne teslim eder. EVLENDİRME MÜDÜRLÜĞÜ'NE ÇANKAYA Ben ...................ülke vatandışıyım...................ülke vatandaşı.........................ile evlenmek istiyorum. Evlendiğimde........................ülke vatandaşlığına geçmek istiyorum veya geçmek istemiyorum. Gereğinin buna göre yapılmasını arz ederim. ADI SOYADI İMZASI İkamet Adresi: (Dilekçe orijinal olarak 5 adet olacak) Vatansız olanlar Türkiye'de nüfus tutuluyorsa Nüfus İşleri Genel Müdürlüğü'nde Ehliyet Belgesi, İkamet kaydı tutuluyorsa Nüfus İşleri Genel Müdürlüğü'nden Ehliyet Belgesi, İkamet kaydı tutuluyorsa tutan emniyet müdürlüğünden Evlenebilirlik Belgesi ile evraklarını tamamlayarak evlenebilir. İşlemler hazırlandığında müracaata evraklar teslim edilir. Teslim İşlemi: Form, gün ve Evlenme Cüzdanı, Müdürlüğümüzden bedeli karşılığında alınır. Dosyaya çiflerimizin isteği doğrultusunda, günü verilir ve akde geçilir. Evli çiftlere doldurulmuş olarak evlenme cüzdanları verilir. Evlilik birimleri kütüklerine ÇANKAYA NÜFUS MÜDÜRLÜĞÜ kanalı ile gönderilir. NÜFUS CÜZDANI KAYBOLMASI-YENİLEME Cüzdan kaybolması yenileme ve diğer tüm kişinin evlilik sonrası işlemlerini, oturduğu yerin Nüfus Müdürlüğü yapar. EVLİLİK İÇİN BAŞVURU BELGELERİ 1-Beyanname doldururken azami dikkat gösterilecek, silinti ve karalama yapılmayacaktır. Yapıldığı taktirde karalanan kısım beyan sahibi tarafından düzeltilerek imza edilecektir. 2-Evlenme beyannamesindeki bütün bölümler okunaklı kitap harfleri ve dolma kalemle veya daktilo ile doldu rulacaktır(4 nüsha). Beyannamelerden sadece 1 nüshasına fotograf yapıştırılacaktır. 3 adeti fotoğrafsız olacaktır. 3-Fotograflı ikamet ve nüfus cüzdanı suretleri ile beyannameler bağlı bulundukları mahalle muhtarlıklarınca doldurulup tastik edilecektir. 4-Çiftler başvurularında resmi nüfus cüzdanlarını ve birer adet fotokopilerini getireceklerdir. 5-Çankaya Belediyesi Evlendirme Müdürlüğü'ne başvuruda bulunmak için evlenecek çiftlerden, erkeğin Çankaya Belediyesi sınırları içinde ikametgah etmesi gerekmektedir. Bayan Ankara dışında ise bulunduğu şehirdeki evlenme memurluklarından izin belgesi alarak başvurulacaktır. 6-Çiftler bağlı bulundukları nüfus müdürlüklerinden, nüfus kayıt örnekleri alacaklardır. 7- Beyan namelerdeki medeni hal kısmı, "bekar,dul ya da boşanmış" şeklinde açık olarak yazılacaktır. Eşi ölen kişi eşinin kesin ölüm tarihini, boşanmış ise, boşanma kararının kesinleşme tarihini yazacaktır. Bayanların boşanmaları ya da önceki eşinin ölümü üzerinden 300 günlük sürenin kaldırılması kararı getireceklerdir. 8-Doğum tarihleri gün, ay ve yıl olarak tam yazılacaktır. 9-Ad ve soyadları kendi hanelerine ayrı ayrı, yazılacaktır; birden fazla ismi olanlar isimlerini kısaltmadan nüfus cüzdanlarındakinin aynısını yazacaklardır. 10-Nüfus cüzdanlarının numara ve seri numaraları mutlaka yazılacaktır. 11-Yaşı küçük olanlar için, erkek 17 yaşını, kız ise 15 yaşını bitirmiş olacak. Beyannamenin arka kısmındaki "RIZA BELGESİ" kısmına yaşı küçük olankız ise kızın,erkek ise erkeğin anne ve babasının adı ve soyadı yazılarak imza edilecek ve kendi muhtarlıklarına onaylattırılacaktır.15 yaşını doldurmamış kız çocuğu ile 17 yaşını doldurmamış erkek çocuğunun evlenebilmesi için hem beyanların arkasını ana ve baba rızası muhtardan onaylatılacak ve mahkemeden 88.madde kararı alarak mevcut evraklara eklenecektir.Ana ve babadan biri ölmüş ise öldüğünü beyanın arkasına yazarak muhtara da tasdik ettireceklerdir.Vasisi olanlar vasi kararı getireceklerdir ve yine beyanın arkasına vasi imzası alınıp muhtara tasdik ettirilecektir. 12-Yabancı uyruklu olan erkek veya kadın, bağlı bulunduğu konsolosluktan, bekar olduğuna dair Türkçe bekarlık belgesi alacaktır.Bu belgeyi Türk Dışişleri Bakanlğı'na tasdik ettireceklerdir (Yeri Tandoğan'da). Daha sonra bu belgenin 3 adet fotokopisi çekilecektir.(Arkalı önlü) 13-Bayanın evleneceği erkek yabancı uyruklu ise bayan erkeğin vatandaşlığına geçip geçmeyeceğine dair 5 nüsha dilekçe yazacaktır. 14-Uluslararası Evlenme Cüzdanı, Müdürlüğümüzden bedeli karşılığındatemin edilecektir. Ayrıca 3 adet fotoğraf Müdürlüğümüze getirilecektir. 15-Bu form evraklarla birlikte müracat memurluğumuza mutlaka iade edilecektir. 16-Güvenlik önlemleri nedeniyle salona çelenk alınmamaktadır. BOŞANMADA YASAL HAKLARIMIZ NELERDİR, BOŞANMA DAVASI NASIL AÇILIR? Bir kadın kocasından ayrı yaşamayı istemesi halinde başka bir ev tutarak orada yaşamayı seçmesi durumunda evine dönmeye zorlanamaz. Ancak koca kadının evine dönmesini istiyorsa onu mahkeme kanalıyla resmen davet edebilir ve bu davete uymayan kadın aleyhine “terkten” boşanma davası açabilir. Haklı nedenlerle ayrı yaşamak isteyen bir kadın, boşanma davası açmadan da hakim kararı ile ayrı bir mesken edinebilir. Eşlerden herhangi biri, boşanma nedenlerine dayanarak ayrılık kararı verilmesi için mahkemeye başvurabilir ve haklı görülmesi halinde bir yıldan üç yıla kadar ayrılık kararı verilebilir. Medeni Kanun’a göre evin reisi kocadır ve bu sıfatla ailenin geçimini sağlamak zorundadır. Kadın ancak buna yardımcı olmakla görevlidir. Evini terkeden kocaya karşı, “terkten” boşanma davası dışında, nafaka davası açılabilir. Evliliğin devamı süresince velayet ana ve babaya birlikte verilmiştir. Anlaşmazlık halinde babasınn oyu geçerli sayılır. Ancak baba velayet hakkını kötüye kullanıyorsa annenin mahkemeye başvurarak velayetin babadan alınmasını istemeye her zaman hakkı vardır. Boşanma veya ayrılık durumlarında velayet çocuğa kim daha iyi bakabilecekse, ona verilir. Genelde de, bu çocukların annesidir. Bu konuda erkeğin kadından hiçbir üstünlüğü yoktur. Boşanma veya ayrılık, erkeğin kadına uyguladığı şiddetten kaynaklanmışsa, yargıç böyle bir kişiye çocuk teslim edilemeyeceğine kolay ikna olur. Kadın kocası tarafından istemediği cinsel davranışlara şiddet kullanılarak zorlanmışsa bu durum hem cezai ve hem de boşanma davasına konu olabilir ve şiddet kullanıldığı ispat edilebilirse, kadın manevi tazminat dahi alabilir. Evli kadınların, ev dışında herhangi bir (ahlaka aykırı olmayan) işte çalışması için artık kocanın iznine ihtiyacı yoktur. Türk Medeni Yasası uyarınca Türkiye’de hukuken tek eşlilik kabul edilmiştir. Evlenme sırasında eşlerden birinin önceden evli olması halinde ikinci evlilik geçersiz sayılır. Ayrıca evlilik sırasında eşlerden herhangi birinin akıl hastalığı varsa, sürekli olarak sezgin değilse, birinci derecede kan hısımları ise bu evlilikler olmamış sayılır. Bunun için herhangi ilgili kimse tarafından mahkemeye başvurulmuş olması gerekir. Evlilik anında geçici bir sebeble sezgin bulunmayanlar, evlenme hata, hile ve tehdit sonucunda gerçekleşmiş ise zarar gördüğünü ileri süren eşin, olaydan itibaren altı ay, ama her halde evlenmeden itibaren beş sene içerisinde mahkemeye başvurması halinde evlilik feshedilebilir. Zina, cana kast, pek fena muameleler, herhangi bir cürümden dolayı ceza alınması ve haysiyetsizce yaşam , birlikte yaşamı çekilmez hale getirmek, ortak meskeni terk, en az üç seneden beri devam eden ayrılık ve evliliği çekilmez hale getiren akıl hastalığı, evlilik birliğinin temelinden sarsılması ya da müşterek hayatın yeniden kurulamaması halinde eşlerden biri, diğeri aleyhine boşanma davası açabilir. Davada ileri sürülen sebeplerde haklı olan ve bu nedenle evlilik hayatı sona ermiş olan eş, diğer eşten, olayın özelliğine göre manevi tazminat isteyebilir. Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eş, diğerinden, dava süresinde de hakim kararıyla gecici bir tedbir olarak nafaka ödetilmesini isteyebilir. Velayet altında bulunan müşterek çocuklara, reşit oluncaya, eğitimleri devam ediyorsa eğitimleri sona erinceye, kız çocuklarının ise evleninceye kadar iştirak nafakası ödenmesi gerekir. Nafaka nasıl tesbit edilir ? Belirli durumlarda mahkeme kararı ile verilen nafaka çeşitleri vardır: Boşanma davası devam ederken tedbiren eşin barınmasına, geçimine ve çocukların bakımına ilişkin takdir edilen tedbir nafakası; müşterek çocuğun velayetini taşıyan eş tarafından yapılan geçim ve öğretim masraflarına katılma yükümlülüğü sağlayan iştirak nafakası; boşanma neticesinde ağır kusurlu olmamak kaydı ile yoksulluğa düşecek eşlerden diğerine -çok zengin kadının dahi erkeğe- ödemekle yükümlü tutulduğu yoksulluk nafakası, yardım edilmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan alt ve üst soya ve erkek-kız kardeşlerine yardım etme yükümlülüğünden kaynaklanan yardım nafakası. Nafaka borçları aile hukukundan doğan, kişilere bağlı, vazgeçilmeyen, devredilemeyen ve ancak ölümle sona eren borçlardandır. Günün sosyal ve ekonomik koşullarına göre her zaman için hakim tarafından değiştirilebilir sürekli borçlardandır. Nafaka haciz, rehin ve takas edilemez. Nafaka aile hukuku çerçevesinde birbirine bağlı olan kişiler arasında, tarafların diğerinin geçimine yardım yükümlülüğüdür. Şartlar ortadan kalkınca sona erer, şartlar yeniden doğanca tekrar başlatılabilir. Nafakanın takdirinde hakim, günün koşullarını, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, nafaka takdir edilecek kişinin ihtiyaçlarını, nafaka takdirinin taraflardan birinin fakirleşmesine, diğerinin de zenginleşmesine neden olmamasını vb. koşulları gözetir. Ancak ülkemiz koşullarında gerçeğe uygun bir şekilde nafakaya hükmedilmemektedir.Herhangi bir olay neticesinde ölen insanlarımızın geride kalanlarına manen takdir edilen değer son derece düşüktür. Έχω πρόβλημα μεγάλο Δεν μου φτάνεις, θέλω κι άλλο.!!
|
|
|
|
|
|
|
#46 (permalink) |
|
Halk Giyseleri Yöre giysileri hakkında elde ettiğimiz verilerin büyük bir bölümünü halk oyunlarına koşut olarak değerlendirmenin daha sağlıklı olacağını düşünüp, bu bağlamda halk giysilerinden çok oyun giysileri üzerinde duracağımızı belirtmek istiyoruz. Erkek Giysileri Cenel olarak erkek giyimi, ayakta yemeni, diz kapağına kadar çekilen yün veya tiftikten çorap, şalvar, şal, kadife yelek ve üstüne giyilen içlikten ibarettir. Başa ise bir tatke giyilir, çevresine puşu bağlanır. II.Abdülhamit Devrinden önce Ankara'da efelet "çarlık dizlik" denilen b |