![]() |
|
|
|||||||
| Turizm Türkiye ve Dünyadan Resimler Tarihi Yerler Hakkında Açıklamalar... |
|
|
|
|
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Görünüm Modları |
|
|
#31 (permalink) |
|
- Beypazarı-Dutlu-Tahtalı Kaplıca ve İçmeleri Tel: 763 14 21 Ayaş-Beypazarı yolunun 34. km.’sinden, güneydoğu yönünde sola ayrılan yolun 5. km.’sindedir. Su kaynaklarından kaplıca ve içme olarak yararlanılmaktadır. Su sıcaklığı 31-52°C, kaynak akım değeri 6 lt/sn’dir. Banyo kapasitesi 2468 kişi/gündür. Kaplıca suyu; klorürlü, sulfatlı, sodyumlu, kalsiyumlu, karbondioksitli bir bileşime sahiptir. Termal su ile banyo tedavisi yanısıra çamur tedavisi de yapılmaktadır. İçme kürlerine de elverişli olan bu suların; romatizma, deri hastalıkları, kadın hastalıkları, sinir ve sindirim sistemi hastalıkları, böbrek ve idrar yolları ve metabolizma bozukluklarının tedavisinde olumlu etkileri görülmektedir. Ayrıca içme olarak karaciğer, safrakesesi ve pankreas üzerinde etkili olmaktadır. - Karakoca Maden Suyu Beypazarı’nda bulunan maden suyu tesislerinde 12.000 şişe/saat kapasite ile üretim yapılmakta ve Türkiye çapında pazarlanmaktadır. - Kapullu Kaplıcası Beypazarı’na 50 Km. uzaklıkta ve Sakarya Nehri kenarındadır. Romatizmal hastalıkların tedavilerinde yararlanılmaktadır. - Çubuk Melikşah Kaplıcası Esenboğa Melikşah Köyü Tel: 822 42 11 - 12 - 13 Esenboğa Havalimanı ayırımı-Çubuk yolundan sola ayrılan yoldan 4 km. gidilerek ulaşılan Melikşah kaplıcası Ankara’ya 30 km. uzaklıktadır. Melikşah Köyü’nün güneyinde bulunan iki termal kaynakta toplam kaynak akım değeri 20 lt/sn ve sıcaklık 31°C’dir. Bu kaynak suları kalsiyum, magnezyum ve bikarbonat içermektedir. Termal sular romatizmal ağrılara ve bazı cilt sorunlarına olumlu etki yapmaktadır. Έχω πρόβλημα μεγάλο Δεν μου φτάνεις, θέλω κι άλλο.!!
|
|
|
|
|
|
|
#32 (permalink) |
|
- Haymana Kaplıcası
Haymana Merkez Kaplıcası Termal Oteli Çaldağı Mh. Niyazi Siren Cd. Haymana Tel: 658 29 00 - 01 - Haymana Belediyesi Seyran Kaplıcası Ankara Belediyesi Seyran Kaplıcası Tel: 658 29 07 - Haymana Belediyesi Medrese Kaplıcası Ofisaltı Haymana Tel: 658 29 02 - Merkez Kaplıca Haymana Tel: 658 10 19 Ankara’ya 73 km. uzaklıktaki kaplıcaya Ankara-Haymana karayolu ile ulaşılmaktadır. Su sıcaklığı 44.5°C, kaynak akım değeri 4.8 lt/sn, Ph değeri 6.8 dolayındadır. Suyun bileşimi; bikarbonat, kalsiyum, sodyum, magnezyum ve karbondioksitten oluşmaktadır. Banyo ve içme kürlerine elverişli olan termal sular; romatizma, deri, kalp ve kan dolaşımı, nevralji, solunum yolu, kadın hastalıkları, sinirsel ve kas yorgunluğu hastalıklarınna iyi gelmektedir. İçildiği takdirde mide, karaciğer, safrakesesi ve pankreas üzerinde olumlu etki yapmaktadır. İki adet genel havuz, dört adet özel banyo ile Fizik Tedavi Enstitüsü ve termal Tedavi üniteleri bulunmaktadır. Ayrıca lokanta ve gazinosu olan kaplıcanın şifalı sularından, romatizma, nevroloji mafsal rahatsızlıkları, çocuk felci, kadın hastalıkları ve ortopedik rahatsızlıkların tedavilerinde yararlanılmaktadır. İlçe merkezinde belediyeye ait üç kaplıca ve iki otel bulunmaktadır. Medrese, Seyran ve Merkez kaplıcaları ile birlikte Haymana’nın termal yatak kapasitesi günlük 2000 kişiye ulaşmaktadır. 68 yataklı Cimcime Kaplıca Oteli ile 120 yataklı Termal Oteli arasında bir fizik tedavi merkezi bulunmaktadır. Bu kaplıca merkezinde küvet, havuz banyosu, ışın ve fizik tedavi hizmetleri verilmektedir. Έχω πρόβλημα μεγάλο Δεν μου φτάνεις, θέλω κι άλλο.!!
|
|
|
|
|
|
|
#33 (permalink) |
|
Ankara'nın kuzeyinde yer alan Kızılcahamam ilçesi , termal kaynaklar açısından Türkiye'nin en zengin bölgelerinden birisidir. Romalılar ve Selçuklular döneminde de işletildiği bilinen Büyük ve Küçük Kaplıca çok ünlüdür.
Daha çok Haziran-Ekim ayları arasında ziyaretçi akınına uğrayan kaplıcalarda modern konaklama tesisleride mevcuttur. Suları romatizma , siyatik , lumbago ve kadın hastalıklarına iyi gelen bu iki kaplıcadan büyük olanının suyu 50 derece küçük olanın ise 36 derecedir. - Kızılcahamam - Sey Hamamı Kaplıcası Tel: 745 61 35 - 36 Kızılcahaman, Çerkeş yolu üzerinde, Güvem Bucağı’nın 2 km. batısında, Kızılcahamam’a 16 km uzaklıktadır. Su sıcaklığı 43°C, Ph değeri 6.5 olan kaplıca suyu; bikarbonatlı, sodyumlu, kalsiyumlu, karbondioksitli ve florürlü bir bileşime sahiptir. Banyo ve içme kürlerine elverişlidir. Romatizma, kalp ve kan dolaşımıı bozuklukları, böbrek, idrar yolları ve kadın hastalıkları, mide ve bağırsak hastalıkları ile sinir hastalıklarının tedavisinde yararlanılmaktadır. - Kızılcahamam Kaplıcası Soğuksu Cad. No: 1 Kızılcahamam Tel: 736 16 48 Kızılcahamam kaplıca suları, Kızılcahamam Belediyesi sınırları içinde ve kent merkezinde yer almaktadır. Ankara’ya 75 km. uzaklıktadır. Kaynak akım değeri 60 lt/sn, su sıcaklıkları 44-86.5°C ve Ph değeri 7 olan Kızılcahamam kaplıca suları, 8640 kişi/gün/banyo ve temel termal yatak arz kapasitesine sahiptir. Bikarbonatlı, klorürlü, sodyumlu, karbondioksitli ve arsenikli bir bileşime sahip olan termal sular; romatizma, kalp ve kan dolaşımı, sinirsel ve kas yorğunluğu, sinirsel hastalıklar, karaciğer ve safrakesesi, eklem ve kireçlenme rahatsızlıkları, iç salgı sistemi rahatsızlıkları, sindirim sistemi ve beslenme bozukluklarının tedavisinde olumlu etki yapmaktadır. Suyun Isısı: 47°C -Büyük Kaplıca Kaynağı, 44°C -Küyük Kaplıca Kaynağı, 19,5°C -Kızılcahamam Maden Suyu Kaynağı, 34°C -Acısu Kaplıcası Kaynağı, 43° C -Sey Hamamı Kaynağı, 37° C -Acısu Kaynağı. PH Değeri: 7,06 -Büyük Kaplıca Kaynağı, 7,45 -Küyük Kaplıca Kaynağı, 6,62 -Kızılcahamam Maden Suyu Kaynağı, 6,20 -Acısu Kaplıcası Kaynağı, 6,52 -Sey Hamamı ve Acısu Kaynağı Özellikleri: Hipertermal, hipotonik, Büyük Kaplıca, Küçük Kaplıca Kaynakları, Hipotermal, hipotonik, Kızılcahamam Maden Suyu Kaynağı, Termal, hipotonik, Acısu Kaplıcası Kaynağı, İzotermal, hipotonik, Acısu Kaynağı, Bikarbonat, sodyum, klorür, arsenik, karbondioksit, Büyük Kaplıca, Kızılcahamam Maden Suyu, Acısu Kaplıcası, Acısu kaynakları, Bikarbonat, klorür, sodyum, arsenik, Küçük Kaplıca Kaynağı. Bikarbonat, sodyum, kalsiyum, karbondioksit Yararlanma Şekilleri: İçme ve banyo kürleri Tedavi Ettiği Hastalıklar: İçme kürleri, karaciğer, safra kesesi, mide ve bağırsak, iç ve dış sökresyon kolenlar ve metabolizma hastalıkları; banyo kürleri kalp, dolaşım bozuklukları, romatizma üzerinde etkilidir. Konaklama Tesisleri: Belediye Termal Oteli; ( 130 yatak) Çam Oteli ( 39 oda, 81 yatak) Sey Hamamı Termal Turizm Merkezi Yeri: Kızılcahamam - Çerkeş yolu üzerinde Güvem bucağının batısında yer alır. Ulaşım: Güven bucağına 2 km. uzaklıktadır. Suyun Isısı: 43oC Suyun (PH) Değeri: 6,5 Özellikleri: Bikarbonatlı, Sodyumlu, Kalsiyumlu, Karbondioksitli ve Fluorürlü bir bileşime sahiptir. Yararlanma Şekilleri: İçme ve banyo kürleri Tedavi Ettiği Hastalıklar: Romatizma, eklem ve kireçlenme, mide ve bağırsak, kan dolaşımı, sinirsel hastalıklar, karaciğer ve safra kesesi, beslenme bozukluğu gibi hastalıklara olumlu etki yapar. Kent merkezinde bulunan otel ve tesisler: - Patalya Termal Resort (****) Soğuksu Milli Parkı içi Tel: (736 02 00 (10 hat) - Ab-ı Hayat Termal Oteli (***) Kızılcahamam Tel: 736 56 20 - Çam Oteli (***) Soğuksu Milli Parkı içi Tel: 736 53 97 - Kızılcahamam Kaplıca Oteli (*) Soğuksu Cad. No: 1 Kızılcahamam Tel: 736 16 44 - 736 30 01 - Kızılcahamam Maden Suyu Kızılcahamam’a 4 kilometre uzaklıkta ve 1.050 metre yüksekliktedir. Su sıcaklığı 34°C’dir. Suyun debisi 0.7 lt/sn, radyoaktivitesi 30 ş/Avp’dir. Günde 15.000 şişe maden suyu şişelenmektedir. Su; mide, karaciğer ve safra yollarının dışında dolaşım sistemi rahatsızlkları, bronşit ve kalp rahatsızlıklarının tedavilerinde yararlanılmaktadır Έχω πρόβλημα μεγάλο Δεν μου φτάνεις, θέλω κι άλλο.!!
|
|
|
|
|
|
|
#34 (permalink) |
|
Ankara // Spor
Sportif etkinliklerin 47 branşta yapıldığı ve en çok futbolun ilgi gördüğü ilimizde; 32 antrenör, 378 kulüp, 29 gençlik kulübü ve 21.832 lisanslı sporcu bulunmaktadır. İlde, futbol, basketbol, voleybol, hentbol ve tenis sahalarının yanı sıra kayak evi teleksi, sporcu kamp eğitim merkezi, sporcu sağlık merkezi, atletizm pisti, kapalı manej, kayıkhane, trap-sket, atış poligonu, kürek parkuru ve yedek çim parkları da bulunmaktadır. Gençlik ve Spor İl Müdürlüğüne Bağlı Spor Tesisleri (2003) Tesisler Faal İnşaat Halinde Toplam Kapasitesi Stadyum 3 - 3 56 130 Spor Salonu 25 - 25 18054 Yüzme Havuzu 3 - 3 1750 Diğer Tesisler 28 - 28 49304 Έχω πρόβλημα μεγάλο Δεν μου φτάνεις, θέλω κι άλλο.!!
|
|
|
|
|
|
|
#35 (permalink) |
|
Ankara // Gelenekler
Aile Geleneksel ataerkil (patriarkal) Türk aile yapısı Ankara yöresinde de açıkça görülmektedir. Aile reisi ailede söze sahip olan kişi baba veya büyükbabadır. Ankara'nın kırsal kesimlerinde geniş aile tipik hayli yaygındır. Bu tip aileler, anne, baba, çocuklar, büyükkanne, büyükbaba hatta amcaları, dayıları, halaları, teyzeleri de kapsamaktadır. Gelenekler çerçevesinde büyükbaba, çocuklarını kendi yanında görmek ister. Amaç onların davranışlarını ve aile içindeki sorunlarını biçimlemektir. Şehir merkezinde temel aile tipi ise çekirdek ailedir. Anne, baba ve çocuklardan oluşan aile yapısında, baba yine evin reisidir. Sosyo ekonomik yapılanma geleneksel, kültürel değerleri biçimlediği gibi, aile tipini de geniş aile tipinden çekirdek aileye dönüştürmüştür. Geniş aile tipini ancak tarımla geçimini sağlayan, kırsal bölgelerde görmek mümkün. Ankara'nın metropolitan bir merkez oluşu ve köylere yakın olması, köylerde geniş aile tipinin parçalanmasına neden olmuştur. Ankara'ya göç ederiler genelde genç ailelerdir ve çekirdek aile yapısına sahiptir. Yalnız köyde kalanlar ve şehre göç edenler arasındaki bağlar kopmamıştır, aralarında sürekli bir ilişki vardır. Köydekiler için şehirde olanlar, hastane,veya bürokratik işlemler için bir dayanak şehirde kalabilmek için ikinci bir evdir. Diğer taraftan şehire göç edenler, gıda ve tahıl ihtiyaçlarının bir kısmını köyden temin etmektedirler. Su karşılıklı yardımlaşma, ilişkileri sürekli taze tutmaktadır. Bunun yanında şehire göç eden aileler, köyde öğrendikleri küçük meta üretimini şehirde de devam ettirmektedirler. Kadınlar konserve, salça, reçel, tarhana, turşu gibi gıda maddelerini kendi el emekleriyle yapmaktadırlar. Köyden göç eden birinci kuşaktan kadınların, ev işleri dışında ücretli bir işte çalışmasına pek rastlanmaz. Ancak göç edenlerin 2. veya 3. kuşaktan kadınların, ev işleri dışında bir işte çalışmaya başlayabilmeleri söz konusudur. Ekonomik değişmenin bir sonucu olarak köylerde de ücretli üretim yaygınlık kazanmıştır. Pre-kapitalist üretim tarzı varlığını kaybetmiştir. Έχω πρόβλημα μεγάλο Δεν μου φτάνεις, θέλω κι άλλο.!!
|
|
|
|
|
|
|
#36 (permalink) |
|
Bayramlar
Üç Aylar : Müslümanlıkta kutsal sayılan üç aylar (Şaban, Recep, Ramazan) gelince çocuklar, okuldan çıktıktan sonra toplanıp evleri gezerler. Bu gezmelerde "Namaz dayı ağşam sadakası ver" diyerek bahşiş istenir. Bahşiş, verenin ekonomik durumuna göre değişiklikler gösterse de mutlaka verilir. Ekonomik durumu iyi olanlar kınalı mum (huni şeklinde renkli bir kâğıt içine dikilen mum) alıp çocuklara verirler. Çocuklar bunları ellerinde taşır ve fenerleri bu mumlarla yakarlar. Bu sırada da bir söylemeyi yüksek sesle bağırırlar: Elhanda gülhanda Evi nerde İncesuda İncesuyun neresinde Çalı çılpı arasında Bu gün bize ne gerek Namaz gerek. Yoh yoh Ayrıca meydanda ateş yakılıp Şaban ayının on beşinci gününe dek üzerinden atlanır. Ateş üzerinden atlanırken "Allah bu güne erdirdi, günahımız dökülsün" denir. Bunlara namaz ayını kutlulama denilir. Kadınlar da evlerde (hayatta) toplanır sohbet ederler: Bazıları da Salı, Çarşamba, Perşembe günleri ile Şaban ayının son üç günü oruç tutarlar. İlk gün tutulan oruca namaz ayını karşılama denir, o gün kılınan namazlarda aynı adı ile tesbih çekilir. Bu aylarda dargınlar barıştırılır. Bunun için bir ya da iki kişi (genelde yaşlı veya ileri gelenler) dargın olan iki tarafı da ikna edip barışmalarını sağlarlar. Ramazan ayı ve bayramı : Ramazan ayı Türkiye'nin her tarafında olduğu gibi Ankara ve yöresinde de üç ayların en değerlisi olarak bilinir. Yörede Ramazan ayı geldiğinde kına yakıldığı görülmektedir. Ramazanda küs barıştırma sevap olarak görülür. Araya büyükler girerek küsleri barıştırırlar. Eğer küsler yaşıt iseler karşılıklı alınlarından öperler. Yoksa küçük büyüğün ve barıştıranın elinden öper, üç dört gün boyunca birbirlerini ziyaret eder ve ziyaret verirler. Eskiden Ramazan yaklaşınca yüksek bir yere çıkılır ve ay seyredilirdi. Yeni ayı ilk müjdeleyen hükümetten siftah bahşişi alırdı. Ramazan ayı içinde oruç yiyenler davulcunun yanında dolaşan tellal tarafından hükümete (resmi yetkililere) bildirirlerdi. Bunun üzerine oruç yiyenler tutulup sal ağacına bağlanırlar ve "sen dünyada ölmüşsün, itikadın yok, biz seni görmeyeceğiz" diyerek mezara götürürlerdi. Oruç yiyen de tövbe ederdi. Günümüzde arifelerde yöre halkı mezarları ziyaret eder ve mezar etrafındaki toprağı karıştırırlar. Ramazan bayramı Ankara yöresinde diğer yörelerimizde olduğu gibi dinsel bir tören olarak kutlanır. Mevlüt : Mevlütlerde bir gün önceden davetliler okunur (çağrılır). Önce bir ilahi okunur. Bu arada ağlayanlar, inleyenler görülür. Sonra mevlüt okunur ve konuklara şekerli kahve ve gülsuyu ikram edilir. Muharrem : Muharrem ayı Hz. Hüseyin'in öldürülmesi dolayısıyla kanlı ay sayılır. Alevi - Bektaşi topluluklarda bu ayın ayrı bir özelliği vardır. 12 gün oruç tutulur, su içilmez, ilahiler söylenir. Beddam : (Kızıl yumurta yortusu) Hristiyanların Ankara ve yöresinde yoğun halde bulundukları zamana ait bir adettir. Müslümanlar, Hristiyanların beddam günü "gâvurların ağırlığı üzerimize çökecek" düşüncesiyle erken kalkarlarmış. O gün evde temizlik yapılmaz imiş. Hocanın verdiği böcek duası kapı üzerine yapıştırılıp komşuların kapısı önüne sabah erkenden taş konurmuş. Sıra Gezme : eskiden uzun gecelerde eş dost bir araya gelip "sıra gezelim" derlerdi. Kura çekilir ve bir ev belirlenirdi. Masraflar paylaşılır (kubaşma) ve o evde ziyafet verilirdi. Bu gelenek zamanla unutulmuş, kaybolmaya yüz tutmuştur. Kurban Bayramı : Bayram namazından sonra kurban kesilir ve yakınlara ve fakirlere dağıtılır. Bir parçası da evde kalır. Kurban kemiklerinin köpekler tarafından yenmemesi için kemikler toplanıp gömülür. Hıdırelez : (Hıdır ellez) İsim olarak Hızır ve İlyas adlı peygamberlerden türetilmiştir. Ankara yöresinde hıdırellezin gözükmediğine fakat otları kamçıladığına inanılır. O yılın bereketli geçmesi umuduyla kapı söğesine para kesesi asılır. Evin avlusunda, içinde hamur olan iki kaşık kıbleye karşı konur. Bunlardan birisine bu sene kısmet var" diğerine ise "bu sene kısmet yok" diye niyet edilir. Sabaha kadar hangi kaşıktaki hamur kabarırsa onun niyetinin gerçekleşeceğine inanılır. Haymana'ya yakın köylerde Hıdırellez günü köy halkı Kutluhan Türbesi ve cami etrafında toplanırlar. Büyük bir şenlik düzenlenir, kurbanlar kesilir, ye- mekler hazırlanır, oyunlar oynanır. Bu gelenek günümüzde de devam etmektedir. Koç Katımı : Köyde bulunan koçlardan iri bir tanesi süslenir, alnına gelin pullusu bağlanır ve salıverilir. Salıverildiğinde eğer koç kara bir koyuna yanaşırsa o kışın hafif, yok eğer beyaz bir koyuna yanaşırsa o kışın sert geçeceğine inanılır. Koç yürümesi (koçun koyunlara yanaşması) kasım ayından önce olursa bu olaya "koç kaçması" denir. Έχω πρόβλημα μεγάλο Δεν μου φτάνεις, θέλω κι άλλο.!!
|
|
|
|
|
|
|
#37 (permalink) |
|
Düğün sonrası
Ertesi gün damat akrabaları gelin evinde toplanır. Gelin, sabah, yatağını toplamaz. Yatağın altına damat belli bir miktar para bırakır. Güvenilir bir kadın yatağı toplar ve parayı alır. Duvak Günü: Geline düğünden sonra duvak yeniden giydirilir. Gelin dış kapının önünde ayakta bekletilir ve köydeki genç kızlar geline bakarlar. Bu olay 2-3 saat kadar sürer. Daha sonra gelin içeri girer. Düğün evi tarafından konuklara yemek verilir, yemekten sonra kadınlar tarafından oyunlar oynanır. Gelin tarafından "bereketi" simgelediği inancıyla evin içine buğday saçılır. Elmadağ köylerinde düğünden sonra yeni gelme kasnak çer (bir çeşit baş örtüsü) yapılır, yeni gelin 2-3 gün evden çıkartılmaz. Ankara merkeze yakın Kayaş gibi köylerde ise damat ve gelin gerdek gecesi sabahı gelin tarafından önceden hazırlanan "dürü" adı verilen hediyeyi yakın akrabalara dağıtırlar ve ellerini öperler. Bu dürüde erkekler için gömlek, çorap, mendil, kadınlar için de başörtüsü, çorap, elbiselik kumaş bulur. Günümüz Ankara’sından derlediğimiz örneklere ek olarak eski Ankara'da (1850 yıllarında) bir gelin getirme olayını da vermeyi uygun gördük. (Şeref Erdoğdu'nun derlediği biçimiyle sunulmuştur "Bir yıldan beri sürüp gelen düğün hazırlıkları bitmiş, günlerdir, dedikodusu yapılan gün gelip çatmıştı. Aşağı Yüzden kalkan muazzam seymen alayının başında, çifte davul, zurna, arkasında, heyecan ve neşe dolu naralarını atan seymen zeybekleri, onların arkasında yeleleri ve kuyrukları süslenmiş, Osmanlı eğerlerinin terkisine sokulmuş, cirit deynekleri ve ellerinde maşallama (Meşale)lar olduğu halde doru, kır, ağız atlar üzerine kasılmış efeler, gelin almak için Karaoğlan'dan Koyunpazarına çıkan, dar kaldırımlı yoldan, yokuşa doğru, ağır, ağır ihtişamla ilerliyor.. Koyunpazarı'nın en hakim yerine kurulmuş koca konağın, büyük iki kapısını kariatları ardına kadar açılmış, geniş ve büyük hayatta, yer yer kurulmuş ocakların üzerinde büyük kazanlarda çorba, geniş tavalarda, zerde, pilav, kollarını sıvamış iki ahçı geniş bir sini içinde, baklava hamuru açıyor. Yedi mahallenin fakirinden zengine kadar, kurulan meydan sinilerinin etrafında, oğlan evinin bütün hakçısı (gelen alay) olduğu hâlde dizilmişler, güle oynaya şakalaşarak, yemeklerini yerken, dört davul, dört zurna alabildiğine coşmuştur. Bu hal insanın içine ılık, ılık akan tatlı bir heyecan, verirdi. Yemekler yenmiş, herkes düğün alayındaki yerini almak üzere dağılmıştır. Kız evinde yalnız küçük çocuklar ve kadınlar kalmıştır. Konakta odalara telaş ve heyecanla girip çıkan kadınlar, acele, acele sağa sola koşuşan genç kızların, bu hâlinden artık gelinin hazırlandığı ve yola çıkacağı anlaşılıyordu. O zamanın Ankara'sında gelin, faytonlarla değil, Tahtırevan denilen bir taht misali sallarla götürülürdü. Tahtırevan, işlenmiş oyalı ağaçlardan yapılmıştır. Üzerinde, kalın ve büyükçe dört kulbunda dört halkası bulunurdu. Bu halkalardan koşulan iki atın eğerlerine bağlanır, üstü ve yanları Halep topu kumaştan süslenir, koşulan atların boyunlarına çan ve ziller, ayrıca çevreler (Sim ve pullarla işlenmiş ipek ve yün karışımı kumaş) asılırdı. Böylelikle Tahtırevan kapıya yanaştırılır ve iki üç ayaklı merdiven kurularak gelinin bilinmesi sağlanırdı. Gelin, işli harbalı entarisini giymiş beline hasır örgülü altın suyuna batmış gümüş kemerini takmış, yüzü varaklanmış, kahkülleri kulak hizasına kadar kesilmiş, saçları kılavan telleriyle kamçı örülmüş, başı taç yapılmış, taçın üzeri elmas çiçekler ve elmas gerdanlıkla çevrilmiş, akar su bilezikle donatılmış ve taçın üzerine gelin duvağı örtülmüş kümçı tel kılavanların çıkardığı ahenkli hışırtı ile ağır, ağır tahtırevana yaklaşır ve iki kız arkadaşının yardımı ile tahtırevandaki koltuğuna oturur; Ayrıca gelinin başına bu güzel giyinişini ve görünüşünü kapatan büyükçe işlenmiş ipekli bir örtü örtülürdü. Gelin tahtırevana çıkarken başına serpilen paraları, küçük çocukların birbirini ite kalka kapışmaları, atılan bir avuç yeme üşüşen kuşlar gibidir. Annenin, kızının geçmişinin iyi, ömrü boyunca mesut olması için aynaya su dökmesi adeti bu gün bile yaşamaktadır. Gelin alayı artık harekete hazırdır. Düğün seymen alayının sıralanışı şöyledir: Tahtırevan önünde gelinin yükünü taşıyan, (Yatak, yorgan, çeyiz sandığı) boyunlarında zil ve çanlar asılmış, eğer kaşlarına bayrak sokulmuş süslenmiş iki üç at, bunların arkasında yaya olan ellerinde kırılacak eşyalar, bürüncekler içinde sarılı olduğu hâlde çocukların sıraya girdiği görülür. Eğer kız okumuş ve kültürlü ise bir rahle üzerine Kur'an-ı Kerim konur ve üzeri bürüncekle örtülür. Tahtırevanın arkasında iki etek üç etek kadife ve atlastan yapılmış, canfes, üzerleri sim, gümüş, geverse ve gümüş pullu ve sırma işlemeli Bindal entarileri giymiş ve bunların üzerine de renk, renk yollu ipek Bağdat çarlarını çarlanmış kadınlar, atlara binmişlerdir. Buna (Koşu) denilirdi. Daha sonra bu koşular Faytonlarla yapılırdı. Bunların arkasında davul zurna ve oğlan evinin zeybekleri bulunur. Zeybekler, davul zurnanın, coşturucu nağmelerine ayak uydurarak bıçaları ise seymen zeybeği oynayarak, pala ve kılıç şakırtıları, doh, doh naraları ve arasıra atılan silah sesleri, birbirine karışarak, yollara dizilmiş seyircileri bir heyecan kasırgası içinde bırakırdı. (Bu dizilişe, hak, alaya katılana da hakçı denilirdi). Daha arkada atlı seymenler yer alırdı. Düğün seymen alayının önüne her mahallede ya kalın ip çekilir, ya da taşlarla yol kesilir ve bahşiş almadan yol açılmazdı. Bu arada açıkgöz bir çocuk gelinin yükü arasından kaptığı bir baş yastığını, doğruca güveye götürür ve gelinin yola çıktığını müjdeler, bahşişini alırdı. Yapılan bu büyük zengin düğünlerine kasaba düğünü denirdi. Düğün, en az bir hafta devam eder, müddet içinde pehlivan güreşleri tertip edilir, cirit oynanır ve geceleri de sinsin alayı tertip edilerek, öylece bir hafta davul zurna durmadan çalardı." Έχω πρόβλημα μεγάλο Δεν μου φτάνεις, θέλω κι άλλο.!!
|
|
|
|
|
|
|
#38 (permalink) |
|
Halk Edebiyatı
Yirminci yüzyıla gelinceye dek önemli bir ticaret merkezi olarak gelişen Ankara'da halk edebiyatının güçlü bir şekilde oluşumunu sağlayacak sosyal koşullar yeterli olamamıştır. Yöre ağıtlar, söylenceler, maniler, türküler, yerel deyişler yönünden zenginlik göstermesine karşın, halk ozanları geleneği yönünden sönük kalmış bu geleneğin yerini tarikat kültürü almıştır. Özellikle Hacı Bayram Veli'nin (1352-1429) kurduğu Bayramilik halk ozanları ge- leneğinden farklı bir tekke edebiyatının gelişimini sağlamıştır. Hacı Bayram Veli'nin şiirlerinde tasavvuf düşüncesinin yoğun bir yansıması görülür. Bilmek istersen seni Can içre ara canı Geç canından bul onu Sen seni bil sen seni Bayram sözünü bildi Bileni onda buldu Bulan ol kendi oldu Sen seni bil sen seni Halk Ozanları Ankara doğumlu olmamakla birlikte yaşamlarının büyük bölümünü bu kentte geçirmiş olan Hasan Dede (Horasan 1489 - Ankara?), Dertli (Bolu 1772 - Ankara 1845) gibi halk ozanlarının, etkisi günümüze değin sürmüştür. 19. yy. halk şairlerinden biri olan. Dertli, tekke şirine de yönelip Bektaşi nefes ve devriyeleri yazmasına aruz ölçüsüyle divan şiiri türlerini denemesine karşın en büyük başarıyı halk şiirinde göstermiştir. Şiirlerinin çoğunda çağının tutucu görüşlerini dile getirir: Telli sazdır bunun adı Ne ayet dinler, ne kadı Bunu çalan anlar kendi şeytan bunun neresinde? Ankara yöresinde etkin olmuş bir başka ozanda Hasan Dede'dir. Şiirlerinde daha çok tasavvuf düşüncesine rastlanır: Eşrefoğlu al haberi Bahçe biziz gül bizdedir Biz de Mevla'nın kuluyuz Yetmiş iki dil bizdedir Aşık Süleyman'da Ankara'da doğmuş, yaşamış bir ozandır (1874 - 1904). Onun şiirleri aşıklık geleneğine daha yakındır. Seyyit Süleyman'ım bana bir çare Yürü şahin gibi kaşları kara Tavsiyeni göndereyim hünkara Dünyada türemiş bir tane güzel Ankara yöresinde aşık geleneğini izleyen ozanların sonuncusu Genç Osman'dır. (Osman Gençtürk, 1900 - 1963) Ankara'da doğan Genç Osman özellikle bir saz ustası olarak ünlüdür. İçkiyi çok içme hem paran gider Üstelik miğdeni bozarsın Osman Bu zıkkım insanı divane ider Kendini kaybeder sızarsın Osman Έχω πρόβλημα μεγάλο Δεν μου φτάνεις, θέλω κι άλλο.!!
|
|
|
|
|
|
|
#39 (permalink) |
|
Halk Müziği Her yörede olduğu gibi Ankara yöresinde de halk müziği, halkın yaşam biçimini, duygu ve düşüncelerini yansıtan halk bilimi ögelerinden biridir ve çoğunlukla, yöre oyunlarıyla iç içedir. Yöreden yöreye farklı yaşam biçimlerine koşut olarak halk müziği ve oyunları da değişiklikler gösterir. Bu değişiklik oyunların figür ve müzik karakterlerine ve kullanılan halk çalgılarına (sayı veya tür olarak) da yansımıştır. Ankara yöresi halk müziğinin temel taşı, Orta Anadolu bozkır yaşam tarzı ile yöre halkının Orta Asyadan taşıdığı yaşam biçiminin ortak ürünüdür, denilebilir. Orta Asya geleneklerin etkisi yöre halk oyunlarında ve seğmenlik töresinde açık olarak görülmektedir. Ankara yöresi halk müziğinde bağlama, en başta gelen halk çalgısı olarak göze çarpar. Ayrıca davul, zurna, kaval, zil, kaşık, ada düdüğü, ney, meydan sazı, darbuka ve üç boğumlu dilli kaval da kullanılan diğer sazlardandır. Ezgi yapısı, yanaşık seslerle tiz seslerden başlayıp, peslere doğru aşamalı bir akış gösterir. Ritmik yapıda iki ve dört zamanlı usuller yaygın olup, yanısıra, dokuz zamanlı usullerdeki türkülere ve ölçüsüz bozlaklara da rastlanmaktadır. Ankara yöresinde çeşitli ayaklarda türkü, halay, oyun havaları, deyiş, zeybek, karşılama, semah havası, muhabbet (cümbüş) havası, sinsin, güreş havası ve taklitli oyun havası çalınır, söylenir. Bu ayaklardan bazıları garip, bozlak, kerem, yahyalı kerem, misket, kalenderi ayaklarıdır. Ankara ilçelerindeki halk müziğine bakıldığında şu özellikler dikkati çekmektedir. Çubuk ilçesinde “cunbuş” denen söyleşi toplantılarında oyun müziği Misket, Ankara Koşması, Zeybek gibi ezgilerden oluşur. Kızılcahamam ve köylerinde yöreye özgü türkü söyleme biçimi gözlemlenmiştir. Cümlelerin sonları uzatılır, uzunca bir susmadan sonra türkü yeniden sürdürülür. Türkmen kültürünün egemen olduğu Haymana yöresinde Sinsin, Halay, Değnek, Yandım Şeker, Misket, Zabahi oyun müziği türleridir. Bozlak, ağıtlar ve düğün havalarının söylenişi geleneksel olarak sürdürülür. Nallıhan, Beypazarı, Ayaş gibi ilçelerin müziği diğer ilçelere oranla oldukça farklılıklar göstermektedir. Bu yörelerde halay havalarına rastlanılmadığı gibi bozlak tipi uzun havalar da yoktur. Görünen en yaygın tür karşılamalardır. "Meşeli" türküsü aynı zamanda bir oyun havası niteliğindedir. Kadınların def eşliğinde söyledikleri ezgilerle ritm güçlüdür. Halk Çalgıları Bağlama: Bağlama genellikle kestane, dut, ceviz, kavak ve iğde ağaçlarından yapılan bir halk çalgımızdır. En değerlisinin ceviz ağaçlarından olduğu söylensede halk arasında dut ağacından yapılmış olanları daha fazla kullanılmaktadır. Bağlama yurdun her köşesinde kullanılmasına karşın boy ve biçim bakımından henüz standartlaştırılmamıştır. Bağlamada gövdeye, "tekne" veya "çanak", üstüne "yüz" veya "göğüs", perde bağlarına "semia", koluna "sap",büyük köprüye "eşik", kulaklara "burgu", tellerin dipten bağlandığı yere "telkanca" ve mızraba "tezene" denmektedir. Ankara yöresinde kullanılan bağlama düzenleri aşağıda verilmiştir. Bozuk düzenler herkesce bilinmemektedir. Bunlar bağlama ustalarının kendine özgü düzenleridir. Düzenler söylenecek türküye göre değiştirilebilir. Şimdiye kadar tesbit edilen Ankara yöresi bağlama düzenleri şunlardır. İSİM I. tel II. tel III. tel 1 Bozukdüzen fa si sİ 2 Bozukdüzen fa si fa 3 Bozukdüzen fa fa do 4 Bozukdüzen fa si fa 5 Karadüzeni fa si mi 6 Bağlama düzeni fa si do Bağlamada üç çift olmak üzere toplam 6 tel bulunur. Burguların ve düğmenin delik zenginliğine bağlı olarak tel sayısı altta 3, ortada 2 ve üstte ine üç olmak üzere, toplam 8 telde olabilir. Nefesli Çalgılar: Düdük ve kavalların ağaçtan yapılanı olduğu gibi madeni olanları da vardır. Bunlar kendi aralarında yine dilli veya dilsiz olarak 2 ye ayrılırlar. Kaval çeşitlerinden üç boğumlu dilli kaval erik ağacından yapılır ve yaklaşık 90 cm. boyundadır. Zurna Ankara yöresinde bazı zeybeklere ve halaylara eşlik etmede davul ile birlikte kullanılır. Genellikle zerdali ve kara erik ağaçlarından yapılır. En ucunda ses üretmek için kullanılan kamış bulunur. Kamışı gövdeye bağlayan kısma metef, kamışın dudaktan kaymasını önleyen kısmına ise zaynak denir. Zaynak kuyumcularda özel olarak yaptırılır. Vurmalı Çalgılar: Davul ve def Ankara yöresinde kullanılan en yaygın vur- malı çalgılardır. Def koyunun veya altı aylık yavrusunun derisiyle yapılır. Deri üç tarafına "zengirdek" denilen madeni cisimler takılan kasnağa gerilir. Divan Divan, Ankara yöresinde çalınıp söylenen bir halk müziği türüdür. Bağlama çalmanın töreye bağlı olduğu Ankara’da en iyi bağlama çalan kimse ortaya yüksek bir yere bağdaş kurarak oturur, ikinci derecede bağlama çalanlar etrafına dizilirler. Bu anda oldukça sessiz olunması adettedir. Önce "Ağa" teller üzerinde bir gezinti yapar diğerlerine ayak ve düzen verir daha sonrada yalnız başına bir divan söylerdi. Bu divanlar nazım şeklinde olup çeşitlilik göstermektedir. Bu geleneğin son temsilcilerinden Genç Osman bu divanları okumakta büyük bir usta idi. Her ortamda divan okunmaz kendi deyimiyle "Ham ervah bu incelikten ne anlar" derdi. Kırat Kırat, yöre halkının savaşta gösterdiği kahramanlık öykülerine girmiş, yiğitlere yoldaş olmuş, yiğitle vuruşmuş, onunla birlikte ölmüştür. Kıratlara örnek olarak vermeyi düşündüğümüz Ankara Kırat'ının öyküsü kısaca şöyledir: Ankara'da ulaşım kervanlarla yapılırken, kervan sahibi bir ağanın dillere destan bir kıratı varmış. Kervanın konak verdiği yemyeşil kırlarda güzel bir kız edasıyla sekip gezen kıratı gören göçebe çingeneler bir kolayını bulup kıratı kaçırmaya kalkışmışlar. Kırat ise çingenelere karşı koyup başını vermemiş. Birkaçını çiftesiyle yere sermiş. Canı yanan çingenelerden biri büyük bir odun bulup hışımla ata vurarak onu kanlar içinde bırakmış. Bayılan atı çingeneler alıp kaçırmışlar ve o günden sonra kıratın izine rastlanmamış. Bu ünlü Kırat'ın arkasından bir türkü yakılmış: Kıratın üstüde bir büyük yayla Çok ekmekler yedik gel helal eyle Varınca pedere doğruyu söyle Alnı top kaküllü bir gelin vurdu beni Ördek uçtu da viran kaldı gönlümüz Kırat gitti de nic'olur halimiz Nerde kaldı da garip ölümüz Alnı top kaküllü bir gelin vurdu beni Şu dereden çağıl gider de kuş gelir Bizim develer de dolu gider boş gelir Benli kızın da gözlerinden yaş gelir Alnı top kaküllü bir gelin vurdu beni Gezdir ağam da gezdir Kırat'ı gezdir Belki lazım olur nalını düzdür Kargının ucuna arzuhaller yazdır Alnı top kaküllü bir gelin vurdu beni Kıratın üstüne ben binemedim Sağıma soluma çark gibi dönemedim Dostumu düşmanımı ben bilemedim Alnı top kaküllü bir gelin vurdu beni Kıratın üstünde bir büyük yayla Ne diyim ağalar kaderim böyle Kör olası çingan çayıra kondu Çayırın ortasında körüğünü koydu Alnı top kaküllü bir gelin vurdu beni Akşam olur Kırat yimez yemini Çakın sikkesin gevsin gemini Ben süremedim de çingan sürsün demini Alnı top kaküllü bir gelin vurdu beni Muhabbet Havaları Muhabbet, daha çok yaşlı ve olgun kimselerin oluşturduğu topluluğa denir. Bu toplantıda içki ve saz bulunur ve sık sık savak verilir. (Bağlama çalan dinlenir) Bu dinlenme aralarında genellikle toplulukta bulunanların en yaşlısı konuşur, diğerleri dinlerler. Tarihe geçmiş öyküler kısa ve tatlı fıkralar anlatılır, söz bitince tekrar bağlama çalınmaya başlanır. Bağlama çalınırken kesinlikle konuşulmaz, bağlama çalan kimseye hiçbir şekilde şunu veya bunu çal diye müdahale edilmez. Muhabbet havalarına sesi uygun olanlar katılırlar. Muhabbet havalarının en ünlüsü örnek olarak aşağıda verilen "Ankara Sürmelisi" dir. Sürmelinin kaşlarına mailem Ayda bir selamın gelse gailem Senin gibi iki dinli değilem İki dinli yare kul ettin felek Sürmelim giderse ben de giderim Sürmelimin yoluna bu canı feda ederim Bilmem kaderim de bilmem tecellim Ölmeyince gönül yardan ayrılmaz İki gider bir ardıma bakarım Gözlerimden kanlı yaşlar dökerim Ah! dedikçe kara bağrım çekerim Ölmeyince gönül yardan ayrılmaz Yüce dağ başında kar beyaz beyaz Kadir mevlam bir güzel de bana yaz Elmadan kırmızı pamuktan beyaz Ölmeyince gönül yardan ayrılmaz Gidiyorum gidiyorum habarın olsun Bahçende güllerin sararıp solsun Yeni yar sevmişsin mübarek olsun Bir de ben severim canım sağ olsun Yarin yadigari bana bir nohut Ben ölürsem ruhuma bir yasin okut Eğer cenazeme yetişemezsen Kabrimin başında ağla bir vakit Bülbülü suladım altın tasınan Çok günler geçirdim kara yasınan< |