Yorumla.Net  


Geri Git   Yorumla.Net > Genel Bilgi > Turizm

Turizm Türkiye ve Dünyadan Resimler Tarihi Yerler Hakkında Açıklamalar...

Yorumla.Net Forum'a Hoşgeldiniz

! FORUMDAN YARARLANMAK İÇİN ÜYE OLUN !

Hızlı Üye Ol
Ücretsiz ve HIZLI Bir Şekilde Üye Olara Sizde Yorumlarınızı Yazın

Nick Şifre Şifre Tekrar E-Mail: Confirm E-Mail:
 
Image Verification
Lütfen Resimdeki Harfleri Aynen Yazınız !

  Okudum Forum Kuralları 


Yeni Konu Gönder  Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 11-23-2007, 19:12   #21 (permalink)
Üye Bilgileri
-.. Kι άλλο ..-
 
RoZa kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Aug 2007
Şehir : Eskişehir
Mesaj: 85,055
Blog Başlıkları: 10
Rep Gücü: 7000
Rep Puanı : 469092
Rep Seviyesi: RoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa Repstar
Varsayılan




Turnalı Yaylası

Dokurcun’a 40 dakikalık mesafededir.

Çiğdem Yaylası

Hendek ilçe sınırları içinde yer almaktadır. Dokurcun ve Çiğdem Yaylası arası 18 km dir. Bununla birlikte Hendek-Karadere üzerinden Dikmen ve Çiğdem Köyleri’ne, buradan da 1500 metredeki Çiğdem Yaylası’na ulaşılabilmektedir.
Yapısıyla ilgi çeken evlerin de bulunduğu yaylanın; “topukotu” olarak adlandırılan çimle kaplı geniş alanı, küçük ve hafif eğimli tepeleri ile planlı bir çevrede oldukça hoş bir manzarası vardır. Yaylada her yıl temmuz ayının ikinci haftasında yayla şenlikleri düzenlenmektedir. Şenlikte yaylada yetişen sebze, meyveler ve hayvancılık tanıtılmakta, çeşitli eğlenceler yer almaktadır. Turizmci , gezgin ve yazarlardan oluşan büyük bir jüri tarafından Türkiye’nin en güzel on yaylasından biri olarak seçilmiştir.


Dikmen Yaylası

Hendek İlçe sınırları içerisinde yer almaktadır. Hendek ve Dikmen Yaylası arası 1.5 saattir. Hendek-Karadere üzerinden Dikmen ve Çiğdem Köyleri’ne, buradan da yaylaya ulaşılabilir. Orman gülleri ile ünlü olan yaylada elektrik mevcuttur.

Karagöl Yaylası

Taraklı’nın 21 km kuzeydoğusunda Samanlı Dağları’nın uzantısı olan dağlar üzerinde yer alıp deniz seviyesinden yüksekliği 1200 metre dir. Etrafı tamamen çam, kayın, köknar ve meşe ağaçları ile kaplı olan Karagöl Yaylası, 567 hektar genişliğindeki alanıyla, bol oksijenli havası ve soğuk içme sularıyla doğal bir tedavi merkezidir.
İlkbaharda karların erimesiyle sularla kaplanan yayla, nisan ayının ikinci yarısında, sular tamamen çekildikten sonra doğa harikası bir görünüme bürünmektedir. Yaylada her hafta cuma günleri pazar kurulur ve o gün akşama kadar çeşitli şenlikler yapılır.
Tamamen ahşaptan yapılmış yayla evleri ilgi çekmekle birlikte, son zamanlarda betonarme evler de yapılmaktadır. Her yıl yurt içinden binlerce insanımız burada kamp kurup konaklamaktadır.


Hamzapınar Yaylası
Taraklı Yaylası’nın 1 km aşağısındadır. Belengerme Tepesi’nin arka yüzünde kalan Hamzapınarı içimine doyum olmayan nefis bir soğuk suya sahiptir. Taraklı İlçesi’ne gelen konukların çoğunluğu Orman İşletmesi tarafından düzenlenen halka açık piknik alanına götürülür.

Belengerme Yaylası

Taraklı İlçesi sınırları içerisinde yer alan yayla, Karagöl Yaylası sınırında Hamzapınar Yaylası bitişiğinde, Tuzla Köyü’ne 1 km mesafededir. Belengerme Tepesi’nden bakıldığında tabiat harikası Karagöl Yaylası’nın tamamı görülebilmektedir.

İnönü Yaylası

Pamukova İlçesi sınırları içerisinde yer alan yayla, özellikle hafta sonları İzmit ve İstanbul’dan gelen ziyaretçilerin kamp yapmaları için gereken ortamı sağlamaktadır. İnönü Yaylası’ndan 20 dakikalık bir yürüyüşle, orman içindeki bir patika takip edilerek daha yukarıdaki Erikli Yaylası’na varılabilir. İnönü Yaylası’ndan doğrudan Hüseyinli Köyü üzerinden Pamukova-Çilekli-Mekece yoluna da çıkılabilmektedir.

Güzlek Yaylası

Dokurcun yolu üzerinde ve Akyazı’ya 45 km mesafededir. Akyazı-Dokurcun istikametinde Beldibi Köyü karşısından sağa dönerek Boztepe Köyü yoluna ulaşılır. Boztepe üzerinden Güzlek Yaylası, Sultanpınarı Yaylası, Yörükyeri Yaylası, Çiçekli Yaylası ve Acelle Yaylası’na, Acelle üzerinden de Yanık Yaylasına gidilir. Şerefiye ve Beldibi köyleri arası 1 km mesafededir. Beldibi-Güzlek Yaylası arası ise 12 km’dir.
Her yıl mayıs ayında çevre köylerden yaylaya gelen yaylaklar burada bulunan yayla evlerinde kasım ayına kadar kalmakta, bu süre içinde yaban çileği toplayıp satmakta ve hayvancılık yapmaktadırlar.



Έχω πρόβλημα μεγάλο
Δεν μου φτάνεις, θέλω κι άλλο.!!
RoZa Çevrimiçi   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 11-23-2007, 19:13   #22 (permalink)
Üye Bilgileri
-.. Kι άλλο ..-
 
RoZa kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Aug 2007
Şehir : Eskişehir
Mesaj: 85,055
Blog Başlıkları: 10
Rep Gücü: 7000
Rep Puanı : 469092
Rep Seviyesi: RoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa Repstar
Varsayılan

Karasu’yu Tanıyalım

İstanbul ve Kocaelililer de ilgi gösteriyor ama bu sahil asıl Sakaryalıların yazlığı. Adapazarı’ndan 52 km’lik asfalt yolla ulaşılan Karasu kuzeye ve güneye yazlık evler ve sitelerle her yıl biraz daha büyüyordu. 17 Ağustos, arkasından 12 Kasım 1999 depremleri bölgeyi de etkiledi. Bölge çok büyük hasar görmese de depremden etkilendi.
Ayrıca depremde büyük yara alan İzmit ve Adapazarlı yazlıkçılar bu yıl bölgeye pek gitme fırsatı bulamadılar. Yazlıkları hasar görmeyen fakat kentlerdeki evleri yıkılan bir kısım yurttaşlar da bu evlerde oturmayı seçmek durumunda kaldılar.
Yazlık evlerin son yıllarda hızla arttığı, sahilin apartmanlaşmaya başladığı bölgede depremden sonra nasıl bir gelişme olacağını hep birlikte göreceğiz.
Sahile çıktığınızda Karadeniz iklimi ve doğası kendini hissettirmeye başlıyor. Yolda sağınızda solunuzda sıralanan fındıklıklar Karadeniz’de olduğunuzun ilk işaretlerini vermeye başlıyor. Yer yer denizi görerek yol alıyorsunuz. Çoğu zaman da yazlıklar denizle aranıza giriyor. Çevrede çok sayıda küçük göletler göreceksiniz. Kışın dalgalar çoğaldığında denizle karışan gölcükler yazın ayrılıyor denizden. Bunların hemen tümünde bir küçük olta atarak şansınızı deneyebilirsiniz.
Büyük Akgöl, Açanlar, Küçükboğaz gölleri bunlardan bir kaçı. küçükboğaz Gölünün yanı başında (yol üzerinde solunuzda) bir kır lokantası var. Yemek yerken bir iki kadeh de içip kalış zamanınızı uzatacaksanız küçük çocuklarınızın sıkılmaması için ellerine birer olta verin. Endişe de etmeyin, göl kıyısı çok sığdır.
Karasu’dan sahil boyunca ilerleyen yoldan kuzeye doğru 18 km. ilerlerseniz Kocaali’ye, 27 km. daha ilerlerseniz Akçakoca’ya ulaşırsınız. Yol boyunca güzel bahçelerle donanmış şirin karadeniz köylerinden geçeceksiniz. Aceleniz yoksa köy kahvelerinde mola verip çay içebilirsiniz. Balıkçılık ve fındıkçılıkla geçinen köylüler dostlukla karşılayacaklardır.
MADEN DERESİ
Karasu ve Kocaali’ye kadar gelmişken deniz kıyısının sıcağından bunalanları serin bir yere çağırıyoruz. Karasu-Kocaali arasından içeriye doğru girince Cam Dağlarından kaynaklanan Maden Deresi’ne ulaşacaksınız. Derenin sesini dinleyerek, yeşile bezeli bir çerede yürüyüşler yapmak ve güzel bir kır sofrası kurmak için ideal bir yer. Düşünün bir kere şırıl şırıl akan bir derenin kenarında suyun ve kuşların sesini dinleyerek piknik yapmayalı kaç yıl oldu ?
Çok eskiden burada kurşun, boraks, çinko ve altın madenleri varmış. 1914’de bütün galerileri çökerterek bölgeyi terketmiş işletmecileri.
Kayın, çınar, ceviz, elbette en çok da fındık ağaçlarıyla donanmış. Ekim-Kasım aylarındaysanız kestane toplayabilirisiniz. Çevrede meyve ve sebze yetiştiriliyor. Bahçesinde çalışan bir üreticiden hemen orada koparılan sebzeler alabilirsiniz.
Otların üzerine bir yaygı serip yanınızda getirdiklerinizle piknik yapmak istemezseniz Şeref İskender’in alabalık tesislerine gidebilirsiniz. Yanınızda getirdiklerinizi burada da yiyebilirsiniz. Ama yörenin tereyağında pişmiş alabalıklarını tavsiye ediyoruz. Ağaçlar altında kiremit damlı ahşap kamelyelerde oturup yiyebilirsiniz. Balık sevmiyorsanız saç kavurma ve salataya buyurun. Her türlü içki servisi de var. İskender Bey isterseniz şerefinize şampanya bile patlatabilir. Fiyatları da makul düzeyde.
Maden Deresi’nde konaklama olanağı yok. Çadırınızı yanınızda getirmediyseniz Karasu veya Kocaali’ye gitmeniz gerekir. Güzel bir yemek yiyip, demlikle gelen tavşankanı çayı içtikten sonra bir kilim serip ağaçların altında güzel bir öğlen uykusu çekebilirsiniz. Kuşların ve kurbağaların sesinden başka ses yok. Mevsimine göre yaban çileği, böğürtlen toplayabilirsiniz. Kentlerde büyüyen çocuklarınız için güzel bir değişiklik olur. Paçalarınızı sıvayıp derenin içinde yürüyüş de yapabilirsiniz. Derenin sularından yararlanan bir alabalık çiftliği de kurulmuş. Uğrarsanız hem seyreder hem de balık alabilirsiniz.
POYRAZLAR GÖLÜ
İstanbul’un yanıbaşında, çevresi Çam ve meşelerle kaplı, bahar aylarında yamaçları rengarenk çiçeklerle süslenen, sularında kuğuların dans ettiği bir göl var, Poyrazlar Gölü.
Poyrazlar köyü Adapazarı içinden geçilip gidilen bir yerleşim birimi. 80 Haneli köyün geçim kaynağı sebzecilik ve mısır. Bereketli topraklar üzerinde üç kez mahsul alınıyor. Köylünün tazelik ve çeşit açısından meyva sebze sıkıntısı hiç mi hiç yok. Poyrazlar yaz kış dibinden kaynak suyu ile beslenen bir göl. Fazla suları Sakarya nehrine karışan gölde sakarmete, karabatak ve ördekleri sık sık görebilirsiniz. Göç mevsimi, kuğuların da ziyaret ettiği gölün bir bölümü ise sazlıklarla kaplı, nilüferlerle bezeli. Çevresinde köy evlerinin haricinde yapılaşmaya rastlanmıyor. Köy halkı da konuya öylesine duyarlı ki doğanın gönüllü bekçileri ilan etmişler kendilerini.
Doğa da oldukça cömert davranmış: Renk renk çiçeklerle kaplı yamaçlar, çam ve meşe ağaçları altında otlayan kuzular, kuşların korosu, gölden yansıyan ılık rüzgar.
Orman Genel Müdürlüğüne bağlı Poyrazlar Gölü Milli Egemenlik Parkına hafta sonu gelenlerin sayısı az değil. Uçsuz bucaksız yeşilliklerde yapacağınız bir gezinti sonrası göl kenarındaki kamelyalar arasında soluklanmak, tertemiz havayı içinize çekip piknik yapmak çok hoş.
Küçük bir ücret karşılığı girilen parkta, çeşme piknik masaları ve ocaklar, kamelyalar bulunuyor. Çadır kurup kamp yapma imkanı da var. En derin yeri 12 m.ve dibi batak gölde yüzmek “kesinlikle yasak.”
Şişme botunu yanında getirenler sahilden orman görevlisine ücretini ödeyerek biraz pullu ve kılçıklı olan kızılkanat balıklarından tutabilirler
Resimler…

Karadeniz’in kıyısında gün geçtikçe yeni yazlıklarla büyüyen Karasu’da denizin ötesinde güzellikler de bulursunuz: Yazın denizden kopan, kışın denize karışan küçük göletler, içerilerde yeşil doğa.


Böyle paçalarınızı sıvayıp dere boyunca yürümeyeli kaç yıl oldu hatırlıyor musunuz?

Tereyağında kızarmış alabalığa ne dersiniz?

Milli Park kapsamındaki Poyrazlar Gölü’nde yüzmek yasak ama olta balıkçılığı mümkün. Olta takımınızı yanınıza almayı unutmayın.

Çevre de bir harika.


Έχω πρόβλημα μεγάλο
Δεν μου φτάνεις, θέλω κι άλλο.!!
RoZa Çevrimiçi   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 11-23-2007, 19:13   #23 (permalink)
Üye Bilgileri
B J K
 
ChanMert kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jun 2006
Şehir : Sakarya
Yaş: 30
Mesaj: 4,812
Blog Başlıkları: 1
Rep Gücü: 730
Rep Puanı : 72344
Rep Seviyesi: ChanMert RepstarChanMert RepstarChanMert RepstarChanMert RepstarChanMert RepstarChanMert RepstarChanMert RepstarChanMert RepstarChanMert RepstarChanMert RepstarChanMert Repstar
ChanMert kullanıcısına MSN aracılığı ile mesaj yolla
Varsayılan

bu güzel tanıtım bilgileri için teşekkürler..




ChanMert Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 11-23-2007, 19:13   #24 (permalink)
Üye Bilgileri
-.. Kι άλλο ..-
 
RoZa kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Aug 2007
Şehir : Eskişehir
Mesaj: 85,055
Blog Başlıkları: 10
Rep Gücü: 7000
Rep Puanı : 469092
Rep Seviyesi: RoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa Repstar
Varsayılan

Sakarya Gezi Rehberi

Doğa güzelliği, kumsalları, plajları ve mevcut turistik tesisleriyle görülmeye değer bir yer olan İlimiz, yörenin günü birlik deniz ihtiyacını karşıladığından ve özellikle İstanbul ve Ankara gibi yakın yörelerde yaşayıp hafta sonunda sakin bir tatil için denizden yararlanmayı düşünenlere bu imkanı tanıdığından ikinci konut yeri seçimi yönünden tercih edilen iller arasındadır.
Karasu ve Kocaali İlçelerinin kıyı kesimleri yörede turizm hareketliliğine ve canlılığına katkıda bulunmaktadır. Deniz, dağ, orman, ve sağlık turizmi açısından önemli bir potansiyele sahip olmakla birlikte turizm potansiyelinin tam anlamıyla değerlendirildiği söylenemez.
Sağlık turizmi açısından Akyazı Kuzuluk Kaplıcaları tüm ülke çapında en önemli merkezlerden biridir.
Ayrıca Akyazı Çökek Kaplıcası, Geyve Acısu ve Geyve Ilıca Köyü İçmesi ile Taraklı kıl Hamamı Sağlık Turizmi açısından değerlendirilecek yerlerdendir.
Tarihi eserler olarak Beşköprü (Justinianus Köprüsü), Harmantepe Kalesi, Adliye Kalesi, Orhan Camii, Orhan Gazi Camii ve Atatürk Evi en önemli tarihi eserler arasında sayılabilir.Doğal güzellik açısından da ilimiz çok büyük bir potansiyele sahiptir. Sapanca Gölü, Büyük Akgöl, Küçük Akgöl ve Poyrazlar Gölü tabiatın sunduğu en büyük nimetlerdir.
Türk tarihinde önemli bir yer tutar. Sakarya Nehri de ilimizi bir baştan bir başa katederek Karadeniz’e dökülmektedir. Nehir yatağı boyunca etrafı eşsiz bir doğal güzelliğe sahip olan Sakarya Nehrinin 3. Derece doğal sit alanı olması nedeniyle koruma altındadır. Ancak gerekli koruma sağlanması için tedbirler arttırılmalıdır.
KAYNAK ve MADEN SULARI
Sakarya, kaynak ve maden suyu bakımından oldukça zengindir. Bunların en önemlileri Akyazı, Sapanca ve Geyve ilçelerindedir.
Kuzuluk Maden Suyu: Akyazı-Kuzuluk kasabasından çıkarılmaktadır. Özel bir şirket tarafından çıkarılmakta ve şişelenmiş olarak pazarlanmaktadır.
Şerefiye Kaynak Suyu: Akyazı’nın güneyinde Şerefiye köyünden çıkarılıp pazarlanmaktadır.
Kristal Kaynak Suyu: Sapanca-Kırkpınar mevkiinde çıkarılıp özel bir şirket tarafından şişelenerek pazarlanmaktadır.
Kardelen Kaynak Suyu: Hendek - Çamlıca mevkiinden çıkarılarak pazarlanmaktadır.
Reşadiye Kaynak Suyu: Akyazı’nın güneydoğusunda Reşadiye köyündedir.
Mahmudiye Kaynak Suyu: Sapanca’ nın batısında Mahmudiye köyündedir.
Memnuniye Kaynak Suyu: Sapanca’ nın güneyinde Memnuniye köyündedir.
Çamdağı Kaynak Suyu: Karasu ilçesinin güneydoğusunda Çamdağı’ndan çıkmaktadır.
Kuzuluk Kaplıcası: Kuzuluk kasabası sınırları içersindedir. Özel bir şirket tarafından kiralanan bu kaynak, mükemmel tesislerle donatılmış ve çevresinde de güzel bir tatil köyü yaptırılmıştır. İçme suyu olarak hazmı kolaylaştırıcı bir özelliği vardır. Banyo olarak kullanılırsa romatizma, siyatik ve mafsal ağrılara iyi gelir. Su sıcaklığı 80 derecedir.
Bu termal sıcaklıktan yararlanan bir kısım özel girişimciler, seracılığı geliştirerek bu sahada ihracata yönelik seralar oluşturmuşlardır.
Çökek Kaplıcası: Kuzuluk kasabası sınırları içersinde şahıs malı bir arazidedir. Dokuz kuyunun dördünden su çıkmakta ve briket ile inşa edilen odacıklara banyo amacıyla sevk edilmektedir.
Diğer kuyular ise çamur banyosu için kullanılmaktadır. Suyun romatizma, siyatik ve kaşıntılara iyi geldiği söylenmektedir.
Acı Su: Geyve’ye bağlı Ahibaba Köyündedir. Sıcaklığı 26 derecedir. İyi bir sofra suyu olmasının yanı sıra mide ve bağırsak hastalıklarına iyi gelmektedir.
Ilıca Köy İçmecesi: Geyve’nin Ilıca Köyündedir. Çıktığı arazi köyün ortak malıdır. Debisi düşük, sıcaklığı 26 derecedir. Bazı mide hastalıkları için faydalıdır.
Kil Hamamı: Taraklı’nın Paşalar Köyündedir. Köyün ortak malı olan arazisinde yapılan basit bazı tesisler vardır. 39 derece sıcaklığa sahip olup romatizma, kadın hastalıkları ve sinir hastalıklarına iyi gelmektedir.


Έχω πρόβλημα μεγάλο
Δεν μου φτάνεις, θέλω κι άλλο.!!
RoZa Çevrimiçi   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 11-23-2007, 19:14   #25 (permalink)
Üye Bilgileri
-.. Kι άλλο ..-
 
RoZa kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Aug 2007
Şehir : Eskişehir
Mesaj: 85,055
Blog Başlıkları: 10
Rep Gücü: 7000
Rep Puanı : 469092
Rep Seviyesi: RoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa Repstar
Varsayılan

Adapazarı,
Marmara Bölgesi’nin doğusunda bir kent ve Sakarya ilinin merkez ilçesidir. Kimi zaman yanlış olarak bilinenin tersine Sakarya, Adapazarı değildir. Adapazarı Sakarya’nın merkez ilçesidir. Sakarya Üniversitesi burada bulunmaktadır.
Kuruluşları yeni olan iller arasına girer. Roma Bizans devrinde bugünkü Adapazarı havzasında hiçbir yerleşim izi mevcut değildir. 13. Asrın sonlarına doğru Osman Gazi’nin komutanlığında Konuralp, bugünkü Adapazarı havzasını fethetmiştir. İlk olarak batı Türkistan ve Azerbaycan’dan gelen göçebe Türk boyları buralarda köyler ve kentler kurmuşlardır.
Adapazarı, Sakarya Nehri ve Sapanca gölünden çıkan Çark Suyu arasında kalan yarımada biçimindeki kara parçası üzerinde kurulmuştur. 1563 yılına ait bir vesika ve 1581 yılında Akyazı Ada Kadılığı’na yazılan ve bu yöreden nahiye diye bahseden bir ferman bugünkü şehrin mazisini aydınlatan ilk ışıklardan biridir. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde (1648) Adapazarı’ndan Bolu’nun nahiyesi diye bahsedilmekte ve bu yörenin yerleşim alanı olduğunu göstermektedir. Bugünkü şehrin adı, Ada köyünde kurulan pazara mahsullerini satmak üzere civar köylerden ve göçebe aşiretlerinden gelen halk tarafından ADAPAZARI olarak verilmiştir.
I. Mahmut zamanında (1837) Adapazarı kaza haline gelmiştir. 19. asrın sonlarına doğru Kocaeli Vilayeti’nin kazası olmuştur. 22 Haziran 1954 tarihinde 6419 sayılı kanunla il olmuş ve SAKARYA adını almıştır. Adapazarı ve civarının ilk Türk sakinleri, göçebeliği terk ederek yerleşik düzene geçen Türkmen aşiretleri yörüklerdir. Bugün ADAPAZARI mahalelerinin adları Türk oymaklarının adları ile anılır. (Tığcılar, Hasırcılar, Semerciler, Papuçcular, Yağcılar, Çıracılar gibi.) Adapazarı’nın Kurtuluş Savaşında da önemli bir yeri vardır. Ali Fuat Cebesoy, Sırrı Bey, Hasan Cavit Bey, Çerkez Sait Bey, Koçzade Mahmut Bey, Cevat Bey, Metozade Hüseyin Efendi, Abdurrahman Bey, Kaymakam Tahir Bey, İbsiz Recep, Kazım Kaptan, Halit Molla gibi pek çok kahramanımız Kuva-i Milliye hareketine sağladıkları yardım ve destekle Milli Mücadelenin şerefli sahifelerinde yer almışlardır. Adapazarı 25 Mart 1921′de Yunanlılar tarafından işgal edilmişse de 21 Haziran 1921 gibi kısa bir sürede geri alınmıştır.
2003 yılında merkez ilçesi Adapazarı Büyükşehir olmuştur 17 auğustos 1999 depreminden sonra şehir yeniden inşa için fay hattının dışına, Camili-Karaman istikametine kaydırılmıştır. Bu depremde tahminen 20.000 kişi hayatını kaybetmiştir. Bu olaydan sonra şehir kendini hızla toparlamıştır.Başlıca geçim kaynakları sanayi ve tarımdır hayvancılık ve tavukçulukta yapılmaktadır. İstanbul ve İzmit’ten sonra fabrikaların Sakarya tarafına kayması ile önem kazanmıştır. Önemli üretim tesislerine ev sahipliği yapmaktadır (Toyota, GoodYear, Reysaş, Otoyol, Otokar)Mobilya sektöründe iddia sahibidir yeni kurulan mobilyacılar sitesi ASEM ile Türkiye’nin en büyük üçüncü mobilyacılar sitesine ev sahipliği yapmaktadır.


Έχω πρόβλημα μεγάλο
Δεν μου φτάνεις, θέλω κι άλλο.!!
RoZa Çevrimiçi   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 11-23-2007, 19:15   #26 (permalink)
Üye Bilgileri
-.. Kι άλλο ..-
 
RoZa kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Aug 2007
Şehir : Eskişehir
Mesaj: 85,055
Blog Başlıkları: 10
Rep Gücü: 7000
Rep Puanı : 469092
Rep Seviyesi: RoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa Repstar
Varsayılan

TARİHTE SAKARYA

Sakarya, milat öncesi uygarlıklar döneminden Osmanlı Devleti’ne, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan tarih çizgisinde, Anadolu’ya renk veren kültürlerin birleştiği, 19. yüzyılda başlayan göçlerle, Kafkaslardan ve Balkanlardan gelen toplulukların oluşturduğu ve bu kültürlerin barış içinde yaşadığı bir ildir.
Sakarya hem tarihi hem de bugünü ile Türkiye’nin bir özeti niteliği taşımaktadır. Farklı coğrafyalardan gelmiş olmak ve farklı kültürlere sahip olmak Sakarya’da ayrıştırıcı değil birleştirici ve kaynaştırıcı bir rol oynamaktadır.
Selçuklular devrinde, Anadolu’nun tamamı hakimiyet altına alınınca bu nehre ve çevresine Sakarya adı verilmiştir. Sakarya ismi Türkler tarafından özellikle verilmiştir. Daha önceki isimlerinden ayrı, özgün bir isimdir.
Adapazarı’na gelince; Sakarya’nın merkezi olan Adapazarı, adını eskilerde bu alanda kurulan bir pazardan almaktadır.


KRALLIKLAR DEVRİNDE SAKARYA
Sakarya ilinin bilinen tarihi Hititlerle başlamaktadır. Çünkü Anadolu’da ilk siyasi birliği Hititler kurmuşlardır. Bu dönem de M.Ö. XIII. Yüzyıllara rastlar. M.Ö. 1200 yıllarında Hint-Avrupa asıllı ve Deniz Kavimleri denen topluluklar, Friglerle birleşerek Hitit egemenliğine son vermişlerdir. Bu kez Frigler Sakarya Irmağı ile Büyük Menderes’e kadar olan bölgeye sahip oldular. Sonra da hakimiyet alanlarını doğuda Kapadokya, batıda da Kilikya (Adana)’ya kadar genişlettiler. Başkent ise Gordion şehriydi. Sakarya Irmağı ile Ankara arasında yoğunlaşan Friglere M. Ö. VII. Yüzyılın ilk yarısında Kafkasya üzerinden Anadolu’ya gelen Kimmerler son vermiştir. Aynı dönemde Ege bölgesine Lidyalılar hakim olmuşlar ve hakimiyet alanlarını Sakarya’yı da içine alacak şekilde genişletmişlerdi. Ancak milli bir ordu meydana getirememeleri, Lidyalıların ömrünün kısa sürmesine yol açmıştır.

SELÇUKLULAR DEVRİNDE SAKARYA

XI. yüzyılın başlarında 1015 ile 1021 yılları arasındaki Kafkasya’dan Anadolu’ya keşif harekatı olarak yapılan ilk akınları Çağrı Bey gerçekleştirmiştir.

Anadolu’nun fethi amacıyla girişilen esas akınlar ise, 23 Mayıs 1040 tarihindeki Dandanakan zaferinden sonra kurulan Selçuklu Devleti’nin hükümdarı Tuğrul Bey’in öncülüğünde 1048’den 1055 yılına kadar aralıklarla devam edildi. Bundan sonra da her yıl akınlar sürdü.

Alpaslan da Çağrı ve Tuğrul Beyler gibi Batıdaki genişleme siyasetine devam etti. 1064’de Ani ve Kars kalelerini ele geçirdi. Komutanlarından bazılarını Anadolu’ya akınlar yapmaları için görevlendirdi. Bu akınlar zamanla Urfa ve Antakya yoluyla Malatya’ya kadar genişledi. Hatta zaman zaman Sakarya Irmağı’na kadar uzadı.

26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi, Bizans savunma hattını yıkarken, Anadolu’nun kapılarını da Müslüman Türklere açıyordu.


OSMANLILAR DÖNEMİNDE SAKARYA
1071 Malazgirt Zaferi’ni müteakip Selçuklular, Horasan bölgesindeki Türk aşiretlerini Anadolu’ya yerleştirmişlerdi.

Osmanlı Devleti’nin özellikle İstanbul’un Fethin’den sonra, tüm Anadolu ve Balkanlarda istikrarı sağlaması ve müreffeh bir toplum yaratmasıyla başlayan süreçten Adapazarı ve çevresi de nasibini aldı. Osmanlının çöküş dönemlerine kadar Sakarya bölgesine sulh ve sükun egemen oldu.

Ancak çöküş dönemlerindeki olumsuzluklar Sakarya’yı da olumsuz etkilemiş, özellikle 2. Mahmut dönemindeki Ayanlık sistemi bölgeye de zarar vermiştir.

Öte yandan bu dönemlerde Adapazarı bölgesine, çok önemli miktarda mülteci akını olmuştur. Bu akınları doğuran olaylar, 1853 Kırım Savaşı, 1850-60 arası Şeyh Şamil olayı ve 1877-78 Osmanlı-Rus (93 Harbi) Savaşı’dır. Ayrıca gerek Balkan Savaşları, gerekse II. Meşrutiyetin ilanından sonra Bosna-Hersek’in Avusturya’ya geçmesiyle çok sayıda göçmen Adapazarı’na yerleştirilmiştir. Bu göçler, bugünün Sakarya’nın zengin kültürel varlığının oluşmasına da zemin hazırlamıştır.


KURTULUŞ SAVAŞINDA SAKARYA
Mustafa Kemal Paşa 9. Ordu müfettişliğine atanmış ve 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmıştı. Havza ve Amasya genelgelerini yayınlayıp kongreler yaparak Kurtuluş Savaşı’nı başlatmıştı. Üç yıl boyunca devam eden Milli Mücadele hareketinde ve Kuvay-ı Milliye’nin kurulması aşamasında Adapazarı ön saflarda yerini almıştır.
Adapazarı’nda ilk müfrezeyi kurmakla Yüzbaşı Rauf, Yüzbaşı Ramiz ve Trabzonlu Doktor Raik görevlendirilmişlerdi. Onlar da Meto Hüseyin ve Mehmet beylerin katkılarıyla bu görevi tamamlamışlardı. Aynı anda Adapazarı, Hendek ve Geyve’de de Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri kurulmuştu. Düşman ise paralı ajanlar vasıtasıyla ayaklanma çıkarma çabasını sürdürmekteydi.

Adapazarı’nda Kuvay-ı Milliye teşkilatını kurup, Mustafa Kemal Paşa’ya bağlılık mesajını çekenler şunlardı: Belediye Başkanı Fahri Bey, Müderris Harun, Ali Faik, Adil Hasan, İşadamı Metazade Hüseyin, Mehmet Sıtkı, Ömer Faik, Fabrika Müdürü Necmettin, Dava Vekili İbrahim ve emekli binbaşı İsmail Hakkı Bey.

Ayrıca Adapazarı çevresindeki Türk gençleri çeşitli çeteler oluşturarak, Ermeni ve Rum çeteleriyle mücadele ediyorlardı. Bunların belli başlıcaları Hendek, Akyazı ve Sapanca bölgelerini kontrolünde tutan Kazım Kaptan Grubu, Kaynarca yöresinde Rum ve Ermeni çeteleriyle savaşan Halit Molla Grubu ve Karasu ile Kandıra bölgesinde Ermeni çetelerine göz açtırmayan İbsiz Recep grubuydu.

10 Mayıs 1920’de Ahmet Anzavur Adapazarı ve Geyve bölgesinde ayaklanmış, ancak bütün savaşları başarısızlıkla sonuçlanarak 22 Mayıs 1920’de İstanbul’a gitmiştir. Kuvay-ı İnzibatiye de Eskişehir-İstanbul tren yolunu açmak ve Geyve Boğazı’na hakim olmak amacıyla ayaklanarak Sapanca ve Adapazarı’nı ele geçirmişse de Çerkez Ethem tarafından bozguna uğratılmıştır. İsyancılar Düzce ve Hendek’i ele geçirmişler ancak yine Çerkez Ethem tarafından etkisiz hale getirilmişlerdir.

Öte yandan 11. Yunan Tümeni İzmit’i işgal altında bulundururken, 24 Mart’ta Kırkpınar’ı, Sapanca’yı, bir gün sonra da Adapazarı’nı işgal etmişti. 3 ay süren Yunan işgalini milli çete grupları dağıtmışlardır.

İşgalin sinyallerini alan Adapazarı halkı önceden şehri boşaltmıştı. Kimsesiz kadın ve çocuklar da İran Konsolosluğu’na sığınmışlardı.

28 Mart sabahı Yunan birlikleri Sakarya’yı geçerek nehrin 500 metre doğusuna ilerlemişlerse de, Türk kuvvetleri yoğun çarpışma ile tekrar Yunan kuvvetlerini nehrin batısına püskürtmüştü.

Ahşap Tavuklar Köprüsü birliklerimiz tarafından yakılmış ve düşmanın köprüyü kullanarak nehrin doğusuna geçmesi engellenmişti. Aynı amaçla Taşlık Köprüsü de yakılmıştı.

Diğer taraftan görevi Kocaeli bölgesini düşman işgalinden kurtarmak olan, yeni bir kolordu kuruluyor, komutanlığına da Albay Kasım Bey atanıyordu. Kasım Bey Mayıs 1921 başlarında kolordusunu Düzce’den Geyve’ye naklediyordu. Bir alay Sakarya Nehri boyunca yayılırken, bir alay da Arifiye-İzmit güzergahına yerleşmişti. Diğer bir alay da İzmit dolaylarında yedekteydi.

Düşmanın 19. Tümeni ise yeni bir düzenleme çerçevesinde 16 Haziran 1921’den itibaren İzmit’te toplanmaya başlamıştı ki, esas itibarıyla düşman Bursa’ya çekiliyordu. Ancak düşmanın Adapazarı’ndan çekilirken şehri yakmaması için tedbirler alınmış ve Sakarya Bölge Komutanlığı’nın üç baskın kolu, 21 Haziran 1921 sabahı erken saatlerde küçük bir çatışma sonucu şehre girmişti. Osman Kaptan, Kazım Kaptan kuvvetleri ile Molla Halit kuvvetleri derhal şehirde asayişi sağlamış, Hükümet Konağı’na Türk bayrağını çekmiş ve kurtuluştan sonraki ilk sabah ezanını da Halit Molla bizzat okumuştu.

İşte bu yüzden her yıl 21 Haziran tarihi Adapazarı’nın kurtuluş günü olarak kutlanmaktadır.


Έχω πρόβλημα μεγάλο
Δεν μου φτάνεις, θέλω κι άλλο.!!
RoZa Çevrimiçi   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 11-23-2007, 19:15   #27 (permalink)
Üye Bilgileri
-.. Kι άλλο ..-
 
RoZa kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Aug 2007
Şehir : Eskişehir
Mesaj: 85,055
Blog Başlıkları: 10
Rep Gücü: 7000
Rep Puanı : 469092
Rep Seviyesi: RoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa RepstarRoZa Repstar
Varsayılan

ATATÜRK VE SAKARYA

Atatürk Büyük Taarruz arifesin de, hem TBMM Başkanlığı görevini, hem de başkomutanlık görevini yürütüyordu.

Kocaeli bölgesindeki birlikleri denetlemek için 13 Haziran 1922’de Geyve’ye, bir gün sonra da Adapazarı’na gelmişlerdi. Atatürk burada, Askerlik Şubesi Başkanı Baha Bey’in evinde misafir kalan annesiyle buluşup, geceyi İstasyon karşısında bir evde geçirir. Ertesi gün Adapazarı’nda konuşmalar yapar ve çarşıyı gezerek Acem İsmail Efendi’nin dükkanında kahve içer. Öğle namazını da Orhan Camii’nde kıldıktan sonra İzmit’e geçerek geceyi orada geçirir. Ertesi gün Fransız gazeteci Claude Farrere ile görüşür ve birlikte İzmit halkına hitap ederler. Aynı gün tekrar Adapazarı’na özel bir trenle döner. Adapazarı’nda Sabiha Hanım İlkokulunu ziyaret ederek öğretmenlerle sohbette bulunur.



Atatürk 20 Haziran 1922’de Ankara’ya dönecektir. Ancak ertesi gün 21 Haziran’dır ve Adapazarı’nın düşman işgalinden kurtuluşunun I. yıldönümüdür. Halkın kurtuluş törenlerine katılma isteklerini geri çevirmeyerek dönüşünü bir gün erteler ve çok coşkulu bir şekilde kutlanan bu törenlere katılır.

Atatürk’ün huzurunda askeri geçit töreni yapıldıktan sonra, belediyenin önünde toplanan halkla beraber, Adapazarı gibi Edirne ve İzmir’in de düşman işgalinden kurtulması için dua edilir. Duayı müteakiben kürsüye çıkan Atatürk, halka hitap eder. Ardından da annesiyle birlikte Ankara’ya gitmek üzere Adapazarı’ndan ayrılır.

Atatürk bu ziyaretinden önce de bir kez Adapazarı’na gelmişti. Atatürk’ün Adapazarı’na ilk gelişi 1920 yılında Batı cephesini kontrol etmek amacıyla Beypazarı, Nallıhan, Göynük, Taraklı ve Geyve üzerinden Mekece’ye gelişiydi.O zaman Halit Paşa’yı ziyaretten sonra birlikleri de teftiş edip Ankara’ya dönmüştü.

Atatürk’ün üçüncü kez Adapazarı’na gelişi ise 1934’te olur. 13 Temmuz 1934’te Bolu üzerinden Adapazarı’na gelen Atatürk, doğruca Halkevi’ne giderek yöneticilerle görüşür ve halka hitap eder. Sonra da istirahat etmek üzere Hasan Cavit Belül’ün evine gider. Ancak İzmir’de meydana gelen bir olay dolayısıyla programını değiştirerek İstanbul’a hareket eder.



SAKARYA ORMANLARI ve TERSANE-I AMİRE
Osmanlı Devleti, özellikle Yavuz Sultan Selim'in Mısır Seferi'nden sonra Akdeniz egemenliğini ele geçirmek için denizciliğe ve dolayısıyla donanmaya büyük önem veriyordu. Bu maksatla Halic Tersâne-si genişletildi ve başka tersâneler de kurulup kapasiteleri arttırıldı.

Gemi yapım ve onarım çalışmalarının en önemli ana malzemelerinden biri olan keresteye Tersâne-i Amire her zaman ihtiyaç duymuştur. Çok eski dönemlerden beri bu ihtiyacı büyük ölçüde karşılayan bölge, Kocaeli livâsındaki ormanları içine alan İznikmid (İzmit), İznik, Yalakâbad, Sarıçayır, Pazarköy, Abısâfî, Karamürsel, Akhisar (Pamukovva), Geyve, Akyazı ve Sabanca kazalarından teşekkül etmekteydi. Bu bakımdan yöredeki "orman denizi", Tersâne-i Amire için "Kereste Ocaklığı" olarak tâyin edilmişti. Yani, yılda belli bir miktarın altında olmamak kaydıyla bu bölgeler kereste temin etmekle yükümlü idiler. Her baharda Donanma-i Hümâyûn Akdeniz, Karadeniz gibi sulara açıldığından, yeni gemilerin yapımı ve onarıma ihtiyaç gösterenlerin yenilenmesi, bol miktarda kereste teminine bağlıydı. Kereste ve keresteden mâmul maddeler (gemi küreği, direk, seren, tüfenk kundağı vb), genellikle orman bakımından zengin olan bu yöreden sağlanıyordu. İzmit Tersânesi için de bu ormanlardan kereste elde ediliyordu. İzmit'de görevli olan "İznikmid Kereste Emîni (Nâzırı)"nin görevi, Tersâne-i Amire'ye kereste naklini sağlamaktı. Kapudan-ı Deryâ'nın teklifiyle atanan İznikmid Kereste Emîni, kerestenin dağlardan kesimi, kıyılara indirilmesi ve İstanbul'a gönderilmesi yanında, bu hususta ortaya çıkabilecek güçlükleri çözmekle de sorumlu idi. Balaban-zâde ve Müderris-zâde Mustafa, meşhur kereste eminlerinden idiler. Kereste Emâneti'nin hesapları, düzenli olarak defterlere kaydedilirdi. Acil durumlarda kesim ve nakil işlerini denetlemek için İstanbul'dan bir "Mübâşir" de gönderilirdi.

Bunun yanında Tersâne-i Amire'nin, Kocaeli ve Sakarya yöresinden sağlanan kalas, tomruk, kereste gibi ihtiyaç maddelerinin Karadeniz'e yahut İzmit Körfezi'ne indirilmesi ve buralardan gemilere yükletilerek emniyetle İstanbul'a nakli işleri ile ilgilenen ve "Tahta Serdârlığı" olarak isimlendirilen bir memuriyet daha vardı. XVIII. yy. sonlarına ait bazı belgelerde zikredilen, ancak Osmanlı tarihi ile ilgili literatürde yakın zamana kadar rastlamadığımız bu memuriyetin, ilk olarak ne zaman teessüs etmiş olduğu hakkında da bilgimiz yoktur. Yeniçeri Ocağı'ndan işbilir, çalışkan, dürüst, nüfuzlu olmasına dikkat edilerek seçilen ve tâyin olunan "Tahta Serdârları"nın, kereste kesilen orman ve bölgelerin güvenliği, eşkıyâ ve soygun olaylarından korunması da önemli görevleri arasında idi. Kasabalara da tahta serdârı atandığı olurdu. Kocaeli Sancağı'nda bazı kazaların "Tahta serdarlığı" ile birlikte "Yeniçeri zâbitliği"nin tek kişinin uhdesine verildiğine dair kayıtlar vardı.

İzmit'in hinterlandı olan Ada (Ada Karyesi), Akyazı, Abısâfî, Sarıçayır, Akhisar ve Geyve yöresi, XVI.-XVII. yy.ın ilk yarısında mavna, kadırga ve baştardaların sütün ve serenlerinin yapımında kullanılacak ağaçların temin edildiği üç bölgeden biri idi. Bu malzemeler, İzmit İskelesi'ne arabalarla nakil olunarak buradan gemilerle İstanbul'da Tersâne-i Amire'ye taşınıyordu.

Bilhassa kalyon sütün ve serenleri için oldukça elverişli ormanlara sahip olması sebebiyle Milan Nehri kenarında bulunan Akçaşehir, Karasu ve Bolu'ya tâbi Eftani kazalarından ve Foçalar Dağı'ndan kereste temin edilirdi.

Gemi küreği ihtiyacının bir kısmı da XVII. yy.ın ikinci yarısına kadar Karasu reâyâsının, avârızları karşılığında yılda 550 kürek vermeleriyle karşılanıyordu.

Gemi fenerlerinin içine konulup yakılarak gemilerin aydınlanmasına yarayan ve fânuslarda yakılmak üzere baştardalarda kullanılan balmumunun (Şem'-i asel) temin edildiği birkaç yerden ikisi de, Sakarya yöresindeki İsmihan Sultan Evkafına ait Karasu ile Çardak idi.

Gemi inşâsı sadece İstanbul ve İzmit'de yapılmıyordu. Sinop, Amasra, Sakarya Nehri'nin üzerinde ve nehrin Karadeniz'e döküldüğü ağızda her dönemde gemi inşa faaliyetleri devam etmiştir. 1515 tarihli bir belgede Bender-Ereğli (Karadeniz Ereğlisi) İskelesi'nin yıllık liman geliri 5.484 akça idi. Bu yekûna, Akçaşehir (Akçakoca) ve Sakarya (Leb-i Sakarya = Sakarya ağzı) da dahildi. Karasu İskelesi'nin adı belgede belirtilmemiş olmakla birlikte, sonraki yıllara ait kayıtlarda bu çok küçük limanın da Bender-Ereğli hesaplarına dahil edildiğini görmekteyiz. Dolayısıyla bu limandan elde edilen gelirin de Bender-Ereğli gümrük mukataasının bir parçasını oluşturduğu tahmin olunmaktadır. Yine belgelerden öğrendiğimize göre XVI. yy.ın ortalarına doğru Karasu, Akçaşehir ve Sakarya ağzı' ndan elde edilen gümrük vergilerinin toplamı, Bender-Ereğli'nin tek başına elde ettiği verginin yarısı kadardı.
Nakledilen kereste miktarından ve inşa edilen gemi adedinden, Kefken Tersânesi' nde büyük bir faaliyet olduğu anlaşılmaktadır. İnebahtı fâciası (1571) akabinde 1572 yılında 15 kadırga, 1703'de de 2 firkate inşa edildiğine dair belgelere rastlanmıştır:

Şubat 1572'de, inşası emrolunan 10 kadırga için lüzumlu kerestenin temini maksadıyla Şile, Sabanca, Akyazı, Konrapa, Göynük, Bend-Ereğli [Bender-Ereğli?] Yenice-i Taraklı, Geyve ve Akhisar kadılarına hüküm gönderilmiştir. Nisan 1572 tarihli Kandıra kadısına gönderilen bir hükümde ise bunlara bir baştarda ve dört kadırganın inşası ilâve edilmiştir. Yine aynı tarihli, mütekaid Vezir Mustafa Paşa'ya gönderilen hükümde, 15 geminin ihtiyacı olan kendirin temin edilmesi emrolunmuştur. Ekim 1572 tarihli İznikmid ve Ada kadılarına yazılan diğer bir hükümde ise, inşası tamamlanan 15 gemide çalışan neccar ve kalafatçıların ücretlerinin ödenmemesinin sebepleri sorulmuştur.

Kefken Tersânesi bir fermanla ihdâs edilmiş ve tâmiri için, avârızı dîvâniyyeden muaf olmak karşılığında o yöreden sekiz kişi, kendi istekleriyle görevlendirilmişti.

Karadeniz kıyısında bulunan Kerpe'de de 1703 yılında iki firkate inşa edildiğine dair belgeye rastlanmıştır.
Sakarya nehrinde 1571'de 5 kadırga inşa edilmiştir. Bu tarihte Akhisar, Geyve, Yenice, Göynük ve Akyazı kadılarına yazılan bir hükümde, önce 15 kadırga inşası için san'atkâr temini emredilmiş; daha sonra Kandıra kadısına ve Nuh Çavuş'a gönderilen hükümde bu gemilerden 10'unun inşasından vazgeçildiği bildirilmiştir.

Sapanca'da 1697/98'de iki üstü açık inşa edilmişti.

Ayrıca hâssa (saraya mahsus) kayık ve sandallar ile hammal kayıklarının yenilenmesi ve tâmiri için de İzmit ve civarındaki ormanlardan yararlanılmakta ve bölgedeki kazalardan, satınalma yoluyla kereste temin edilmekteydi.

Kereste, ormanlardan iskelelere camus arabalarıyla nakledilmekteydi. Bunun için yolların düzenlenmesi ve gerekli yerlerde köprülerin sağlamlaştırılması yoluna gidiliyordu. Meselâ 1700 yılında Sakarya'nın doğu yakasında kesilen büyük kapudane kalyonuna ait kerestenin taşınmasında demir dingilli, toprak tekerlekli top arabası kullanılmış; Sakarya nehrinden geçirilmesi esnasında ise köprünün tâmiri ve genişletilmesi gerekmiş; ayrıca kerestenin iskeleye nakli için 50 çift camuşa ihtiyaç duyulmuştu.

Sakarya yöresindeki köprülerin çoğu, başka bir malzeme gerekmeden ormanlardan temin edilen kereste ile ahşap olarak yapılıyor ve tamire muhtaç olanlar ise, gerekli hammadde kolaylıkla sağlanabildiğinden, daha sür'atli bir şekilde onarılıyordu.

Kocaeli ve Sakarya "orman denizi" kızılçam, sarıçam, karaçam, dişbudak, kayın, gürgen, köknar, defne, ardıç, meşe, ceviz, ıhlamur vb. ağaçlarıyla yüzyıllarca hem gemi kerestesi ve hem de diğer sanayi ürünleri imalâtı yanında, İstanbul'un yakacak ihtiyacını da karşılamak için aşırı şekilde kullanıldı. Kıyılara yakın ormanlar tükenince, daha içlere gidildi. Sakarya Nehri yoluyla balta girmemiş kısımlara ulaşmak ve gemi malzemesine uygun kereste bulmak projeleri geliştirildi. Bu arada Sapanca Gölü'nü İzmit Körfezi'ne bağlamak teşebbüslerinde bulunuldu ise de sonuç alınamadı. Üskübi ve Düzce'nin güneyine düşen Tefeni Gölü'ne ve etrafındaki girilmemiş orman hazinesine ulaşıldı.

Gemi kerestesine duyulan ihtiyacın devamlı olması sebebiyle "ocaklık" tâyin edilen ormanlarda ağaçların rasgele kesilmemesi için devlet, bölgeye korucular göndererek ve birtakım tedbirlerle ormanları korumağa çalışmıştır.

Kuzeybatı Anadolu'da su ile çalışan, çeşitli biçim ve büyüklükte kereste hazırlayan çok sayıda bıçkı vardı. Bu bıçkıların genellikle sipahî yahut askerî sınıfına mensub başka kişiler olan sahipleri, odun ve kereste ticaretinden kâr etmenin yollarını bulabiliyorlardı. Askerî statü sahibi tâcirler İstanbul' a odun gönderip fiyatları yükselttikleri gibi, araba ile yapılan taşımacılığı da ellerine geçirerek yöre halkını geçim kaynağından yoksun bırakmışlardı.

XVII. yy.ın ilk yarısında İstanbul'daki tüketicinin bir çeki odun almak için ödemesi gereken fiyatı yükselten çok sayıda faktör hakkında bazı bilgilere sahibiz. Eskiden mallarını sâhile getirip çekisi 16 akçadan satan odun tâcirleri, çeki başına 20 akça istiyorlardı. Taşıma sektöründeki fiyat artışları ise çok daha dramatikti. İzmit ve Yalak-âbâd (Yalova) ile İstanbul arasında odun taşıyan gemiciler eskiden bir çeki odun için 5-8 akça alırlardı.

Devletin talepleriyle halkın ihtiyaçlarının çatışması, bazı durumlarda da yasadışı ağaç kesimlerine ve kaçakçılığa yol açmıştır. İzmit ve Sapanca ormanlarının derinliklerinde, çoğu Rumeli'den yeni göçmüş olan ve yoldan geçenleri soyarak geçimlerini sağlayan yasadışı baltacı toplulukları yaşardı. Kaçakçılar, tersâne için devlet tarafından ağaç kesmekle görevlendirilen baltacılara da saldırırlardı.

Kocaeli civarında ormanlık bölgede yaşayan halk, aynı zamanda kereste ticareti de yapmak da ve elde ettikleri keresteyi İzmit İskelesi'ne götürüp satmakta idiler. Ancak devlet, memleket hâricine ve tüccâra kereste satılmasını yasaklamıştı. Bunun neticesi olarak kereste kaçakçılığı ortaya çıktı. İzmit ve Sapanca ormanlarının iç kısımlarında yerleşen Rumelili göçmenler, kanunsuz ağaç keserek satıyorlardı.

Saray mutfağının odun ihtiyacı da Üsküdar, Akyazı, Abısâfî, Sarıçayır ve Sapanca ormanlarından sağlanırdı.
Bunlardan başka, eski dönemin hayvanlarla çekilen araba yapımı da, bölgedeki kereste bolluğu ile açıklanabilir. I. Dünya Savaşı içinde 1916'da büyük bir tesis olarak kurulan ve orduya nakliye arabası ve tüfek parçaları hazırlayan "Araba Fabrikası" nın, Adapazarı sanayi tarihinde önemli yeri vardır. Cumhuriyet döneminde "Demir-Tahta Fabrikası" (DA-TA) adını alan ve istasyonun batısındaki bu fabrika (bugünkü Ziraî Donatım Kurumu), eskiden sergilere katılacak kadar kaliteli imâlât yapıyordu.

1919 yılında İstanbul'da açılan bir sergide, Adapazarı'nın da bir oda takımı ile sergilendiğini biliyoruz. Bu yılın Ekim ayında İstanbul'da Türk Ocağı'nda açılan sanayi sergisi ile ilgili olarak şunlar yazılıdır: "Sergide, özellikle Adapazarı Fabrikası mâmûlâtından bir oda takımı, sedefçiliğin büyük san'atkârı Vâsıf Bey'in çeşitli sedef sehpaları, Hâfız Necmeddin Efendi'nin levha kenarları, kitab kapları, ebrûlu kâğıtları; Kehribârcı Ali Efendi'nin kehribâr ağızlıkları, dikkati çeken güzel eserler idi" (M. Erendil, s. 86-87).


ULAŞIM ve TAŞIMACILIK
Sakarya yöresinde yol yapım hareketlerinin Romalılar döneminde başladığını biliyoruz. İstanbul'dan Anadolu' ya gelen anayol, Sakarya köprülerinden geçerek bir kısmı doğuya (Doğu Bithynia ve Bolu dolayları), bir kısmı ise Sakarya Boğazı'ndan geçerek Orta Anadolu'ya uzanıyordu.

Osmanlılar döneminde Rumeli ve Anadolu birtakım kollara taksim edilmişti. Bu durum, iç düzen ve emniyetin sağlanması ve ekonomik bakımdan çok önemli idi. Bir yol ve güzergâh üzerinde bulunan kasaba ve şehirlere "kol" adı verilirdi. Bunlar, "sağ kol", "orta kol" ve "sol kol" gibi isimlerle birbirinden ayrılırdı. Bu ayırma, bir nevi coğrafî taksimatı da ifade etmekteydi. XVI. yy.da İstanbul'un Anadolu ile irtibatını temin eden yolların ilk durağı Üsküdar idi. Buradan hareketle:

a) Sağ kol: Gebze-İzmit ve oradan Lefke-Söğüt-Eskişehir-Bolvadin-Akşehir-Konya-Ereğli-Ulukışla-Gülek Boğazı-Çakıd-Adana-Kurd Kulağı-Payas güzergâhından devam ederdi.

b) Sol kol: Gebze-İzmit ve oradan Düzce-Bolu-Koçhisar-Tosya-HacıHamza-Merzifon-Niksar-Şebinkarahisar-Bayburd-Tercan-Erzurum-Kars üzerinden geçerek İran'a kadar uzanırdı.

c) Orta kol: Gebze-İzmit ve oradan Sapanca-Geyve-Göynük ve buradan da Bolu-Gerede-Tosya-Hacı Hamza ve oradan Amasya-Tokat-Sivas-Malatya-Harput-Diyarbekir ve Musul üzerinden Bağdad'a ulaşırdı.

Bu güzergâhlar üzerinde konaklama yerleri olan hanlar ve posta menzilleri kurulmuştu. Bunların işleyişi veya aksayan yönleriyle ilgili günümüze pek çok belge ulaşmıştır. Meselâ, 1228 (1813) tarihli bir hükümde Kocaeli ve Hüdâvendigâr sancakları beyine gönderilen bir yazıda, Sabanca menzilhânesinde menzil beygiri bulmak hususunda ulakların çektikleri zorluk sebebiyle âcil işlerin gecikmesine yolaçan menzil eminlerinin ve Kocaeli sancağı dâhilindeki sâir menzilcilerin uyarılarak İstanbul' dan Bağdad'a âcil emirler götüren ulaklara kolaylık gösterilerek sür'atle beygir sağlanması isteniyordu. İstanbul ve İzmit'den geçerek Anadolu içlerine uzanan yolun, Sapanca üzerinden geçtiği göz önüne alınacak olursa han, hamam, cami, imaret, posta menzili gibi dînî ve sosyal tesislerle süslü olan Sapanca' nın önemli bir menzil (durak, konak yeri) olduğu kolayca anlaşılır.

Sapanca, Geyve, Taraklı, Göynük ve Beypazarı üzerinden Kayseri'ye kadar uzanan Adapazarı bağlantılı Ankara yolu, bugün olduğu gibi, zamanın en işlek yollarından biri idi. Bu karayolu üzerindeki fes fabrikasını, Arslanbey Köyü'ndeki kumaş fabrikasını, Yalova nâhiye merkezini Dağhamam Kaplıcaları'na bağlayan yollar ise ikinci derecede önem taşıyan kısa bağlantılardı.

Sakarya y&#