M.Ö. 2000'de Asur şehrinden sonra en önemli merkezlerden biri olan Harran, şehircilik sanat ve teknik açısından doruk noktasına ulaşmış. M.S. 1260' da Moğol'ların işgaline uğramış, tahrip edilmiş ve kent Şanlıurfa'ya kaymış.
Harran'ı çevreleyen 5 m yükseklikte, yaklaşık 4 km uzunlukta ve 6 kapısı olan iç kalenin surları iyi korunmuş. Ulucami'nin 33.30 m yüksekliğindeki minaresi günümüze ulaşan anıtsal kalıntılar. Harran'da birçok seyyah araştırma yapmış ve kent, İslam devrinde filozof ve bilim adamı yetiştirmiş.
Harran, 10 yıl öncesine kadar külah tipi evlerinde oturan renkli elbiseli, gülen ve güzel yüzlü hanımların çeşme başında su doldurdukları yaşayan capcanlı bir kentti. 2000 yılı Kasım ayındaki son durumu ise oldukça düşündürücü, evler terkedilmiş. Sadece bir ev "Harran Kültür Evi" olarak göstermelik döşenmiş. Her turistin peşinde sakız gibi yapışan 20'ye yakın çocuk. "Rehberlik yapayım, arabanı bekleyeyim, para ver, kalem ver, şeker ver, saatini ver" gibi sorularla turistleri usandırıyorlar ama yılmıyorlar. "Para ver kurtul" diyorlar. Evlerin bazıları, yıkılmaya başlamış, tek tük tavuklar, birkaç zayıf at. Heryer çöplük. Akıllara, Urfa, Harran'ı gözden çıkarmış mı diye bir soru takılıyor.
öyle çok özledim ki seni
en yakın şahitidir gözyaşlarım
gözlerimden taşarak dışa vuran...
.
Ve
vuslata açılsın her kapı
Demir parmaklıklar ardına hapsedelim ayrılığı!