Yorumla.Net  


Geri Git   Yorumla.Net > Kültür & Sanat > Genel Kültür > Tiyatro

Yorumla.Net Forum'a Hoşgeldiniz

! FORUMDAN YARARLANMAK İÇİN ÜYE OLUN !


Yeni Konu Gönder  Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 10-14-2008, 14:35   #1 (permalink)
Üye Bilgileri
Üstad
 
violet kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Oct 2006
Şehir : İstanbul
Yaş: 23
Mesaj: 71,422
Rep Gücü: 2974
Rep Puanı : 290091
Rep Seviyesi: violet Repstarviolet Repstarviolet Repstarviolet Repstarviolet Repstarviolet Repstarviolet Repstarviolet Repstarviolet Repstarviolet Repstarviolet Repstar
Varsayılan Boğuşan ve boğulan tiyatrocu Hadi Çaman’ın ardından...




Hadi Çaman da “Hadi bana eyvallah” dedi, çekti gitti.
2007’nin son günlerinde ALS hastalığına yakalanmıştı, 2008’in mayıs ayından bu yana Kızıltoprak’taki Doğa Huzurevi’ndeydi.
Bir deri bir kemikti.
Yemek yiyemedi, su içemedi, ses edemedi.
Bebekler gibi mamayla beslendi.
Bebekler mamasını kaşıkla yerdi, biberondan emerdi, ama o besinini çiğneme refleksi yok olduğu için delinen gırtlağından edindi.
Vücudunun tüm kasları eridi.
Bebekler gibi bezlendi.
* * *
Onu taaa 1968’in İstanbul’unda tanımıştım.
Tiyatronun tutku olduğu o günlerin İstanbul’unda…
Ankara Sanat Tiyatrosu’nun İstanbul turnelerini kapalı gişe oynadığı; Dormen’in, Kenterlerin, Şehir Tiyatroları’nın, Gülriz Sururi-Engin Cezzar Topluluğu’nun, Dostlar Tiyatrosu’nun, Muammer Karaca Tiyatrosu’nun gişelerinin önünde kuyruklar oluştuğu yıllarda.
Tiyatro, yaşamımızın önemli bir parçasıydı, dolayısıyla oyunlar üzerine söyleşmek Beyoğlu Baylan’daki günlük sohbetlerimizin vazgeçilmezi olurdu.
Ben, Hadi Çaman’ı o günlerde tanıdım.
Sanatçının kazandığı ilk başarılarıyla sanatının kişisel olmayan ününü paylaşmasına, giderek içgüdüsel ve olabildiğince alaylı biçimde başarı denilen olguyu geri çevirmeye doğru yöneldiğine o gün bugündür de Hadi Çaman’da tanık oldum.
Sanatının kişisel, kazançsız, özgür olduğu; kendi kendinin farkına varmadığı, kendi kendine güldüğü, kendi kendini alaya aldığı evreyi elden bırakmayan enderlerimizdendi o.
Kırk altı yıl sanat yaptı.
Bu yılların yirmi altısını “Yeditepe Oyuncuları”na ayırdı.
Yetişti, yetiştirdi.
Ve bunun hep böylece sürüp gitmesini istedi.
* * *
İstediği; kaskatı bir yüzle, kendisine sunulan ünleri, payeleri, ödülleri alarak gençliğine hainlik etmek değil, daha çok çalışmak, olumsuz koşullarla daha fazla boğuşmak, kendi kendine daha çok gülüp durmaktı.
Yaşamının, iradesi dışında kendini ağırbaşlı bir duruma getirebilecek olmasından, olasılığından korkar gibi yaşadı.
Bir sanatçının sanat karşısındaki alçak gönüllülüğü vardı gözbebeklerinde.
Şimdi anımsıyorum da, Fenerbahçe Spor Kulübü’nün sosyal tesislerinin barında birlikte olduğumuz gecelerden bir gece, gece boyunca, nedendir bilmem: “İnsan dediğimiz nedir ki” diye düşünüp durmuştuk.
Sonunda; “Birbirlerine gevşekçe bağlanmış parçalardan kurgulanmış sistemler bütünü” olarak tanımlamıştım insanı da, ne çok gülmüştü!
Bu anlamıyla, insan olarak kendimi kurgulayışım; düş, düşünce, duygu, ruh ve benzerlerince, aynı ölçüde gevşek bağlantılı olayların “transit istasyonları” gibi, Hadi Çaman’da da işlev gördü.
Günün birinde; “Hadi Çaman, bırakın eleştirilmekten korkmayı, sevmemeyi, istememeyi; ‘Eleştir’ diye handiyse eleştirmenin yakasına yapışanlar ‘bölüğü’ndendir. Bilirim, o eleştirenlere ve eleştiriye kızmaz, sinirlenmez” dediğimde pek sevinmiş; bizzat sahneye koyduğu ve Suna Keskin ile oynadığı Cahit Atay’ın “Son Perde”sinde; “…üç genci ve iki ustasıyla, sazıyla sözüyle, günahıyla sevabıyla, tiyatromuzun yel değirmenlerine hiç aralıksız saldıran; belli ülküleri benimsemiş, kendine özgü davranış biçimleri olan soylu şövalye Hadi Çaman’ın kıyasıya eleştirilmesi gereken bir yapım bu” diye söz edince pek öfkelenmişti.
Bana, oyunun metninden bir örnek gönderdi. Hem de üzerine kırmızı keçe uçlu kalemle; “Gel de bu metni sen sahneye koy” yazıp göndermişti. “Bana ne” diye yanıtlamıştım, “ben olsam bu oyunu sahneye koymazdım ki!”
Pek sinirlenmişti.
Demek ki sinirlenmesi gereken bir günündeydi.
Bunun dışında beni her gördüğü yerde övmek; birilerine tanıştırmak gerektiğindeyse şişirmek istedi.
Sanatçı-öznenin vazgeçilmez rolünü hiç yadsımadan benimsemişti.
Sanatçıyı yeti ve emeğiyle kişi yapması, “Yeditepe Oyuncuları”na baş koymasıyla somutlaştı.
Çalışması dünyalaştı.
İyi de, dünyadan neden bu kadar çabuk uzaklaştı?
Uzaklaşırken nasıl oldu da, böylesine kapsamlı bir yaratılmışlık bıraktı?
Bırakırken; “Sanat yapıtının ‘emek olarak varlığı’” adını ona kim taktı?
Kimseye anlatmamıştı, öldü gitti anlaşılamadı…

Üstün Akmen










Eskiden inSanLar YaLınAyak Gezerken .. AşkLar, AdamakıLLıydı .Şimdi inSanlar YaLın Ayak DeğiL Ama AşkLar Yarım YamaLak.
violet Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla

Etiketler
ardından, boğulan, boğuşan, Çaman’ın, hadi, tiyatrocu


Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları



Saat 02:39.


Powered by vBulletin Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0

Hosting Hizmetleri TOPlist Forums Directory
lida

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210