![]() |
|
|
|
#31 (permalink) |
![]() Kara tren getirmişti beni sana Yıllar öncesi, Elimde eski bir valiz Sırtımda ters çevrilmiş Bir takım elbise. Kadıköy vapuruna bindiğimde Küçük dilimi yutacaktım Nerdeyse. Yemyeşil gerdanlık gibi önümde Uzanıyordu boğaz, Sana kaptırmıştım gönlümü İstanbul Yüreğim, sana sevdalıydı o yaz. Yeşilyurt, Gözde mekanlardandı bir zaman Ataköyde, Floryada geçen günler Bilseniz, Ne yamandı, ne yaman. Kumkapı denince akla Çamur Şevket gelirdi, Dost meclisleri kurulur Şarkılar söylenirdi. Beyazıt Kulesinden Camiler, minareler Külliyeler görünürdü, Hey! .. üniversitelim hey! .. Kitaplar koltukta Yenikapı’ya, Yakamoz’a yürünürdü. Beyoğlu, Beyoğlu’ydu eskiden Ütüsüz pantalonla Boyasız iskarpinle Kravatsız, Beyoğlu’na çıkamazdık, Şöyle gömlek düğmelerini Sereserpe açıp, Caka bile satamazdık. Bir ahuya takılırdı gönül Bebek’te, Sürüklenirdi peşinden Dalga dalga, Ne hal kalırdı kolda Ne de derman kürekte. Kanlıca’nın şekerli yoğurdunu Yemezsek hiç olmazdı, Sevda Tepesi’nde Sevdalı yüreklerde açan gül Çamlıca’ya iner çıkar solmazdı. Moda’dan Erenköy’e yürümek Uzun zaman alırdı, Ama her seferinde yüreğim Bağdat Caddesi’nde kalırdı. Bir Levent çiçek kokardı Buram buram, Orada yaşamak Ayrı bir kavramdı Ayrı bir kavram. Gece boyu hiç susmazdı Arnavutköy’ün neyleri, Beni çağırırdı uzaktan Emirgan’ın laleleri, gülleri. Hey! İstanbul hey! Hani nerde yedi tepen Fatih, Eyüp Sultanahmet, desen desen, Seher yeli gibi göğsümde esen. Asırlara ışık tutan, Ömürlere ömür katan İstanbul. Seni tam anlatacak kelimeler Henüz lügatlarda yok, Seni çok seviyorum İstanbul Çok seviyorum! .. çok! .. çok! .. Akif Uğur |
|
|
|
|
|
|
#32 (permalink) |
![]() istanbulu dinliyorum gözlerim kapalı önce hafiften bir rüzgar esiyor yavaş yavaş sallanıyor yapraklar;ağaçlarda uzaklarda çok uzaklarda sucuların hiç durmayan çıngırakları istanbulu dinliyorum gözlerim kapalı istanbulu dinliyorum gözlerim kapalı kuşlar geçiyor derken yükseklerden,sürü sürü,çığlık çığlık ağlar çekiliyor dalyanlarda bir kadının suya değiyor ayakları istanbulu dinliyorum gözlerim kapalı istanbulu dinliyorum gözlerim kapalı serin serin kapalı çarşı cıvıl cıvıl mahmutpaşa güvercin dolu avlular çekiç sesleri geliyor doklardan güzelim bahar rüzgarında ter kokuları istanbulu dinliyorum gözlerim kapalı istanbulu dinliyorum gözlerim kapalı başında eski alemlerin sarhoşluğu loş kayıkhaneleriyle bir yalı dinmiş lodosların uğultusu içinde istanbulu dinliyorum gözlerim kapalı istanbulu dinliyorum gözlerim kapalı bir yosma geçiyor kaldırımdan küfürler,şarkılar,türküler,laf atmalar bir şey düşüyor elinden yere bir gül olmalı istanbulu dinliyorum gözlerim kapalı istanbulu dinliyorum gözlerim kapalı bir kuş çırpınıyor eteklerinde alnın sıcak mı değil mi biliyorum dudakların ıslak mı değil mi biliyorum beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arasından kalbinin vuruşundan anlıyorum istanbulu dinliyorum Orhan Veli Kanık |
|
|
|
|
|
|
#33 (permalink) |
![]() Güneş gibi doğdun yedi tepeye, Asırlarca tarih yazdın İstanbul. Adını duyurdun her bir cepheye, Asırlarca tarih yazdın İstanbul. Bin dörtyüz elli üç'te çağ atlattın, Sultan Mehmet Han'la topu patlattın, Bir anda Bizans'ı tarihe kattın, Asırlarca tarih yazdın İstanbul. Süleymaniye'nin gök kubbesiyle, Boğazda çınlayan martı sesiyle, Sevdayı haykıran Kız Kulesiyle, Asırlarca tarih yazdın İstanbul. Topkapı Sarayı, Ayasofyası, Yerebatan ile Mısır Çarşısı, Kapalı Çarşıdır çarşılar hası, Asırlarca tarih yazdın İstanbul. Altın boynuz Haliç çok caka satar, Beyoğlu'nda nice sırların yatar, Hisarlar rengine güzellik katar, Asırlarca tarih yazdın İstanbul. Taksim, Eminönü, Sultan Ahmeti, Eyüp Sultan'dır bir kültür serveti, Boğazda yaşamak mümkün cenneti, Asırlarca tarih yazdın İstanbul. Sulukule'deki hoş şatafatı, Kimse yaşayamaz bu saltanatı, Sensin tarihin tek şahlanan atı, Asırlarca tarih yazdın İstanbul. Heybeli Adayla, Kınalı Ada, Üsküdar'ın sesi çıktı sonra da, Bulunmaz bir eşin senin dünyada, Asırlarca tarih yazdın İstanbul. Galata Kulesi çakar selamı, Çamlıca tepesi eder kelamı, Hayran bırakarak dünya alemi, Asırlarca tarih yazdın İstanbul. Abbas Yurt |
|
|
|
|
|
|
#34 (permalink) |
![]() Seni Seviyorum İstanbul... İstanbul u çok seviyorum yanımda sen olduğunda İstanbul u çok seviyorum gemilerinde aşklar kandilleri alevli... ah İstanbul gözlerine perde inmiş İstanbul, İstanbul olalı görmedi böyle sevgili elimde elleri. kenetlenmişiz koşturuyoruz Kadıköy Beşiktaş burnumun dibinde çarpışan insanlar dondurma almıştık hediyemde vardı gerdanına beyaz altından kolye şöyle parada ucuz gönül den pahalı gözlerin boyalı İstanbul yaldızlı sahi Kadıköy de boyacılar aldattılar beni söyleyemedim sana ellerin terlemiş sokaklara kokumuz sinmiş kitapçılar çarşısında izler. sırf göz göze gelmemek için sıraladığım kelimeler nasıl olduysa durdum durdun sustu sustu her yan dudaklarından öpüverdim... birincisinde tamamda ikincisinde yine sus/tu her yan İstanbul o an misafirdi dudaklarımda elveda kelebek... seni özledim seni çok özledim..... Zeki Arlan |
|
|
|
|
|
|
#35 (permalink) |
![]() Gülistan, bul kokuyu! İstanbul gülümsesin ne kadar solsa rengin bülbüle kırmızısın heybesi gül tohumu münzevî âşık benim sen şehrengiz güzeli, sen şâirân kızısın elim var ellerinde, fermansız şehzâdenim Gül İstanbul kokulu, gülüm İstanbul sesin Üsküdar’da her yangın utanır yağmurundan Beyoğlu’nda temâşâ, Ayasofya’da mâtem şafak Dolmabahçe’de öpüyor İslâmbol’u Bâbıâlî kederli, sahaflarda bin elem sorsak söyler mi deniz: nerde Hüdâyî Yolu Üsküdar da utanır her yangın yağmurundan Leylâ’sını arayan kalbim/de İstanbul’dur kaç nağmeye sarılsam dilimde kalan hüzzâm üzülmem, dervişinim, köşe bucak benimsin tanıksın yüreğime, hoşgörün ne muazzâm ister adını duysun, ister kıyında gezsin Leylâ, aranan aşkın kalbinde İstanbul’dur İstanbul kalabalık, ne çok sevdâ her şeye renklenir yedi tepe, yedi gök efsânesi duygular mı mültecî zindanda ve sarayda iki denize mahrem, ağlayan Kız Kulesi gök/yüzünde ilkbahar, yaz sonbahar, kış şeydâ İstanbul ne çok sevdâ kalabalık her şeye Sularda secde eden elleridir Sinan’ın âşiyân kubbelerde kandillerin şavkı var dökülsün çeşmelerden gözyaşları Çınar’ın kehribâr tesbih gibi çekilsin leyl ü nehâr çağırın minareler, sonsuza dek çağırın Sular da elleridir secde eden Sinan’ın Türbeler, siz söyleyin tutar gibi elimden hû çekmez mi serviler kabristan ağlar diye kaç güvercine mesken avlular ve cumbalar beş vakit, çocuk gibi gülen Süleymâniye Topkapı kaç geline çeyiz sandığı saklar Tutar gibi söyleyin bu türbesiz el’imden Âh! gizli ve âşikâr, tenhâ sokaklarından Haliç’e inmek için sıralanan odalar çocuğunum kaybolan, hayalleri yaramaz martı mı, kırlangıç mı, kuğu mudur adalar iskelede kalınca hangi vapur yas tutmaz Âh! tenhâ ve âşikâr, gizli sokaklarından Neyleyim, kır kalemi, sessizliğin de şâir köprülerin yetmiyor vuslata kadîm şehir iki sevgili gibi her yakanda bir hüzün kimine şerbet oldun, kimine dâr ve zehir haritaya sığmayan manzaralar/da yüzün Neyleyim sensizliği, kırsın kalemi şâir Boğaz/da gezgin gibi akşamlayan gölgeler sırrını keşfediyor Çamlıca’da güneşin mecalsiz erguvanlar söylenmemiş şarkıdır mehtaplı gecelerdir masal eğlencelerin yoksa sabahladığım kuşlarla rıhtım mıdır Boğaz’da akşamlayan gezgin gibi gölgeler Ulubatlı gözlüyor surlardan bakan tarih Eyüpsultân’da hâlâ Akşemseddîn duâsı düşleriyle Fatih’in kapanan eski zaman ey yirmi bir yaşımın hiç bitmeyen hülyâsı İstanbul, Dersaâdet, Konstantin ve Âsitân Ulubatlı surlarda gözlerden akan tarih Lâledân bildim seni, sen yine gülistan bul ayrılık bahçesinde bülbül gibi ağla/yan fetih müjdeli diye gül/süz adın bak yarım muammâ yalnızlığı talihime bağla/yan yazmak bana mı düştü, nakkaş mı parmaklarım Lâleden bildim seni, yine de gül İstanbul Mehmet Şamil Baş |
|
|
|
|
|
|
#36 (permalink) |
![]() İstanbul; Ömrüm Benim! Karşımda boğaz, çift gerdanlı İstanbul! Hayrandır ona Cihan, onsuz hayat zûl! Çık,salın Beylerbeyi'nde huzuru bul, Bol susamlı simidinle seyre koyul. Gülle bezenir Çamlıca’da şarkılar, Beykoz’da, bereket fışkırırdı pınar, Tarihin nal sesleri Haliç’te çınlar, Kanlıca’da boy vermiş ey koca çınar! Şeref ve tarih Topkapı’da dikilir, Vâkûrdur Kadıköy, tahtında oturur, Gülhane şiirdir, sümbüller yetirir, Adalardan gemiler selam getirir. Efil efildir, Hisar’dan esen rûzgâr, Salacak neşeli, dalgalı Üsküdar, Çemberli mağrur, Sirkeci’de umut var, Şiârım sevgi, yüreğim İstanbul kadar. Fatih Aydın |
|
|
|
|
|
|
#37 (permalink) |
![]() Sana, sadece sana İstanbul kadın Ellerime en güzel çiçekleri alıp Bütün kendimi getireceğim sana Bekle beni Çengelköy sahilinle Ne varsa bende senden Ne eksikse sende benden Sırtımda şiirlerimle geleceğim Üsküdar bakışlarını bana sakla Bir yağmur damlasında belki Belki bir yaz meltemiyle Haydarpaşa'ya atıp demirlerimi Hicazkar gezinen bir tanburdan Ama bütün kendimle geleceğim Sana, sadece sana İstanbul kadın Yedeğimde şarkılarımla geleceğim Sultanahmettir ellerinin kokusu İstiklal'de bir küçücük çocuk Gözlerinden okunur korkusu Hanidir biriktirdiğim yalnızlıklarımla Sana, sadece sana İstanbul kadın Kendimi bozdurmaya geleceğim Açıl bana İstanbul kadın, En ücra sokaklarında Keman çalan delilerine varana Işıklı bulvarlarına dök gözlerimi Üç meczup sarhoşa beni anlat Haliç gözlerinle ruhumda yankılan Sana, sadece sana İstanbul kadın Cebimde sakıncalarımla geleceğim Ne kadar yanımdaysan şimdi O kadar uzağından geleceğim Söyle Eyüp bakışlı İstanbul kadın Bana Kalamış'tan bir şarkı söyle Saklayıp tüm zehirli sözlerini Beyoğlu endamını sal üzerime Her ağlayışımda daha çoğalıp Sana, sadece sana İstanbul kadın Arkamda yasaklarımla geleceğim... Hakan Köse |
|
|
|
|
|
|
#38 (permalink) |
![]() alabalıklarını simledin içime hüznüme nakış tarihi dokuyorum büyük kıtaların yalnızlıklarına göremiyorum ya seni her sabah sularının boşluğu etimde yara uzat karlı başını asi ruhum ölmeden yarın konuşamayız bugünü gurbetin ömrü uzun yaşam çok kısa sessiz bekleyişlerin parmaklarıma bıraktığı sarıda alnıma bak/ akrep girmiş kaşlarımın arasına yelkovan yazgılı resimler çiziyor tut mavilerimi iki ucundan sil eskimiş teknenin suskunluğunu dilim hovardadır kıvrımlarında gezinir kaygan çürütme ışığın aktığı çubuğu yağmur damlasını kırka yaran herhangi bir şeydir anlattığım ya da unutulmadık bir an Munzur... Fırat... Istanbul Marmara... belki Akdeniz yüreğimden çikabilseniz adım adım yukarı güneş kendi ağlarında tutsak tuzsuzdur sanki yaz geceleri kolay olmasa gerek bir kaç kırık aynanın içinde 'pulsuz dilekçe' gibi durmak kendimi gönderebilsem sana ayaklarım benden uzaktalar bir yanım terliyor koşmaktan bir yanımı felç ediyor karşı koyduğum her rüzgar... -ahh... annemin kenger ciğneyişindeki o sesler- Aynur Dursun |
|
|
|
|
|
|
#39 (permalink) |
![]() Adımlarla ilerlerken, kentlerin kaybolmuşuna, İstanbul yakılır ayaklarıma, Tozlu romanlardan çıkmışçasına. Bir taraftan Kızkulesi'ne aşık olurum, Galata Kulesi kadar sevdalı ölürüm. Boğazından türküler seslenir, Salacak'ta, bir banka satarım ruhumu, Ruhum denizinden beslenir. Parçalarım elimdeki buğulu simidi, Havadan martı sesleri yükselir. Sabah Eyüp'ünden hüzünlü bir ezan, Yeni Cami'de güvercinlerin kanadına takılsam, En mavisini göstersen Topkapı'dan gerdanının, Kadıköy'de parfümlere karışsa büyülü tadın, Beyoğlu'nda, gözleri gizemli bir kadın, Alıp götürsen beni dokunulmamış yerlerine, Gözlerinin içine bakarak yürüsem Beylerbeyi'ne Oturup, bir ağaç gölgesinden, İzlesem seni, ömrüm yerine. Kuşların cıvıldasa şen şakrak. Buluttan bir aydınlık sanki Üsküdar'ı yırtacak, Ah bir gülsen yer yerinden oynayacak. Haliçteki oltalar belki Boğazı tutacak, Üzerindeki sandallar umtlara tutsak. Sema bile, bir başka mavi senin üzerinde. Çelikten köprüler takılır birden gözüme. Nisan yağmurlarıyla, İstanbul vurur yüzüme, Edalı bib kız gibi süzülür, Dokunmayı kaldıramaz yüreğim, İstanbul, benim gizli sevdiğim. Sahilinde buram buram balıkçıların kokar. Kışın ortasında, çıplak ayaklı çocukların, Senin denizine koşar. Anlatamam bir türlü sana olan sevgimi, Sahil yolların, önüme çıkar. İstanbul benim, gizli sevdiğim, Sana olan sevdamı, anlatmaya yetmez yüreğim..! Mustafa Arıcı |
|
|
|
|
|
|
#40 (permalink) |
![]() Üsküdar’da rıhtımda Yalnız bir ben ve İstanbul Sevdam senin kollarında Koca şehir, onu ara ve bul Bir vapur Eminönü’ne doğru Ağır ve vakur yola koyulur Onun kokusu buram buram Bütün rıhtımda duyulur Üsküdar’da rıhtımda Yalnız bir ben ve İstanbul Hafiften yağmur çiseler Ben sevda da asi bir kul Zülüfleri büklüm büklüm Omuzlarıma dokunur Yalnız kalmak çok zor Kaçsam da yokluğu beni bulur Üsküdar’da rıhtımda Yalnız bir ben ve İstanbul Dalgaların deli deli Bir o yana bir bu yana Uzaklara sürer gemileri Çok uzak değil daha dün Ellerimdeydi elleri Şimdi boş banklara tutunur Üsküdar’da rıhtımda Yalnız bir ben ve İstanbul Bir ağlamadır martıların çığlıkları İçinde kaybolur aşıkların ağıtları Seven gönüller bu ayrılıkları Neden hep senin bağrında bulur Neden hep senin ellerin Sevdaların acı sonu olur Üsküdar’da rıhtımda Yalnız bir ben ve İstanbul Ellerimde son mektubu Bir türlü bitmez, oku, dur Gözlerimden birkaç damla Kirpiklerime dokunur Koca şehir, onu ara ve bul Ben bir sevda yalnızı Sen sevdamı çalan koca İstanbul Tuncer Uğursal |
|
|
|
|
![]() |
| Etiketler |
| trouble |
| Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
|
|