Yorumla.Net  


Geri Git   Yorumla.Net > Yaşam & İnsan > Aşk ve Sevgi > Şiir

Yorumla.Net Forum'a Hoşgeldiniz

! FORUMDAN YARARLANMAK İÇİN ÜYE OLUN !


Yeni Konu Gönder  Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 05-10-2008, 21:21   #971 (permalink)
Üye Bilgileri
Usta
 
Giriş: Jul 2006
Şehir : İzmir
Mesaj: 27,161
Rep Gücü: 0
Rep Puanı : 460275
Rep Seviyesi: _AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar
Varsayılan Hiç Bitmeyen Sen'ime ...




HİÇ BİTMEYEN SEN'İME
Seni anlıyorum,çünkü hayatta iyi ve doğru insanlarla karşılaşmak çok zor.Sen de tedbirini almışın ama ben çok safım biliyo musun? Herşeyimi paylaşırım...yeter ki bir insan bana değer versin.ben o'na sunarım tüm gerçeklerimi...ve değer verdiğim insanlar da hayatımdan çok çabuk kopar beni en çok üzen şey bu işte, bende mi hata var? Hayatın kendisinde mi? yoksa biyerlerde aşılamıycak engeller mi mani oluyo bunlara?
O gün gelecek elbet... Bana mutluluk tohumları serpen hayat, elbet bir gün meyvesini sunacak bana ve ben hepsini yemiycem o meyvelerin çünkü beklemelerim onları bir anlık yaşamak için değil. Tadını çıkaracam elbet ve her seferinde biraz ısırıcam mutluluk meyvesinden...Çekirdeklerini de mutluluğa ihtiyacı olanların yüreğine
ekicem...Başka bir yürekte başka bir şehirde başka zamanlarda yeşerip tekrar meyve versinler diye...
Yazacak o kadar çok şey var ki güzel dost...
Yazdıkça yazmak düşündükçe düşünmek sevdikçe sevmek rüzgarları fısıldıyor bana doğru...ama bi yerlerde durmayı bilmeliyiz di mi? Zaten hayatın en zor olan yönü bu değil mi? Bir hayalinden etmese seni? Gerçeklerini hemen saplıyor beynimize bir kurşun gibi...Öldürmese bile acısını çok derinde hisssediyoruz kaybettiğimiz hayallerin içindeki değerlerin...



Sen güzel insan!
kaybetmek olmasın hiç yaşamında
olmasın mutsuzluklar
olmasın karanlıklar
solmasın hiç sana sunulan güller
kurumasın teninde sakladığın yapraklar
bitmesin hayallerin.
ulaşamasın sana
kötülük.
ıslanmasın hiç gözlerin
dokunmasın sana
hüzün
ve sen güzel insan!
beklediğin zaman
hep daha güzelini getirsin sana
bitmesini istemediğin güzelliklerin...



Ayrılıkları sevmem ve hiçbir ayrılık kayıp değildir benim için çünkü kazandırdıkları ilgilendirir beni!
Senle ayrılmayı düşünmedim çünkü seni kazanmak için çok daha fazla çalışmam savaşmam gerek biliyorum ama sende bitmiş isem; yapacak birşey yoktur o zaman! yeni bir beni sana sunmaktan başka....
merhaba güzel insan....



alıntı

_AlMiNa_ Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-10-2008, 21:24   #972 (permalink)
Üye Bilgileri
Usta
 
Giriş: Jul 2006
Şehir : İzmir
Mesaj: 27,161
Rep Gücü: 0
Rep Puanı : 460275
Rep Seviyesi: _AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar
Varsayılan Gitme!..

Ben giderken,
Dimdik ol diyorsun.
Eğme başını !
Söylesene,
Nasıl şahitlik eder bu gözler,
Ellerimin arasından kayıp ta gitmene?
Yaralı bir serçe bulmuştuk bir gün,
Hatırlıyor musun?
Avuçlarında, nasılda titriyordu korkudan,
Acımasına rağmen,
Nasılda çırpıyordu kanatlarını.
Bak şimdi ben çırpınıyorum avuçlarında,
Yüreğim acıyla çırpıyor kanatlarını..
Ve haykırıyor avaz avaz ..
GİTME!..
Evet korkuyorum,
Hem de çok korkuyorum sensizlikten
Gidişini düşündükçe,
Üşüyorumda çok.
Ürperiyorum.
Yollarına kapanasım geliyor.
GİTME!..
Bir gece çok ateşlenmiştim,
Ve sen sabaha kadar ,
Bir an dahi ayrılmamıştın başucumdan
Sen hep yanımda kal diye,
Ateşim hiç düşsün istememiştim.
Tenimden süzülen her boncuk ter,
Ruhumun feryadıydı aslında,
GİTME!...
Şimdi görüyorum ki boşuna feryatlarım
Gideceksin biliyorum..
Namlusundan fırlamış bir kurşun gibi
Uzaklara düşecek kovanım.
Öksüz kalacak sensiz yarınlarım.
Yetim kalacak rüyalarım...

Başını dik tut deme bana.
Gidişine şahit olmayacağım.
Gitme diye yakarışlarıma bakıp
Sanmayasın ki zavallıyım.
Çünkü bir kez gidersen
Ve bir gün dönmek istersen geriye
Bıraktığın yerde olmayacağım!...



alıntı
_AlMiNa_ Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-10-2008, 21:34   #973 (permalink)
Üye Bilgileri
Usta
 
Giriş: Jul 2006
Şehir : İzmir
Mesaj: 27,161
Rep Gücü: 0
Rep Puanı : 460275
Rep Seviyesi: _AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar
Varsayılan Öyle Çok Korkuyorum Ki

Neden bilmiyorum...gözlerim gözlerine yalan söyleyemiyor...

Benim için çok önemlisin...

Tahmin ettiğinden de çok...

Öyle çok ki korkuyorum...

Bir daha yaşam amacım olmayacağına...

Bir köşeye atılıp, fırlatılacağıma...

Karşılık bile değil...saygı bulamayacağıma...

Herşey birkaç kelimede gizli...

Ve onlar senin...

Sadece...

Senin...

Benim olansa ...

Senle geçirdiğim zamanlar..

Seni dinlediğim ...anlar...

Hayata inanışımın...insan olduğumuzu....

Anladığım anlar...

Sen çok şey kanıtladın bana....

Mesela yaşadığımı...

Saçların, gözlerin, ellerin aslında...

Ne kadarda güzel olduklarını...

Doğru insandayken...

Çok şey öğrettin bana...

Mesela yaşamayı...

Amaçları gösterdin...

Zordu ama sendin...onlar...

Sadece...

Sendin...

Bana korku nedir...öğrettin...

Kaybetmenin acısının ne büyük olacağını...

Çaresizliği...

Hiçbir şey yapamamayı...

Ağlamayı...çaresizce...

Bağlı olmayı...bağlanmayı...

Yitirince güvensiz kalmayı...

Her insanın sevgiye layık olmadığını...

Acıya karşı en korunmasız olduğum zamanın...

Sevdiğim zaman olduğunu...

En çaresiz olduğum zamanın ise...

Seni yitirdiğim zamanın olacağını...


alıntı
_AlMiNa_ Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-10-2008, 21:40   #974 (permalink)
Üye Bilgileri
Usta
 
Giriş: Jul 2006
Şehir : İzmir
Mesaj: 27,161
Rep Gücü: 0
Rep Puanı : 460275
Rep Seviyesi: _AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar
Varsayılan Bütün Suç Mevsimlerde

Faili kaypak bir terk ediş… Oysa insan en çok da terk ederken kendi olmalı…

Fümeden bozma bir ağıt yayılıyor kente,/ tüyü bitmemiş, yetim bir hüzün/ ve anadan üryan bir yalnızlık./ şair öldü. / gidenlere seyirci kalmaktır asıl acı! Asıl şimdi acı!

Kimilerine göre ortalama bir zaman, gündüzle akşamın arasında, belki beş çayının hemen sonrasında ya da akşam yemeğine az kala… ama bazıları için bir son an, zembereğinden...
hani zamanlarca tutmuş tutmuş da kendini… işte öyle boşalan…

Biri pencerenin önünde duruyor, alnını cama dayamış. Saçlarının bir kısmını tepeden tutturmuş, cam ile alnı arasından sarkan ıslak bir tutamı kemiriyor dudaklarının arasında… Dışarıya bakıyor, bakıyor da sanki hiçbir şeyin farkında değil. Bakışlarından bir hiçlik okunuyor ve süzülen gözyaşı dışında bir şey var sanki yanaklarından…

Diğeri, sürekli hareket halinde. Dört duvarın arasında anlamsızca gidip geliyor. Sanki bir çatlak bulsa, ufacık, buharlaşıp gidecek. Elleri, kolları, ses vermeyen dudakları bir sara nöbetine tutulmuş gibi kendisinden ve kendilerinden bağımsız, sürekli ve dengesiz bir kıpırtı halindeler.

İkisi de birbirinden habersiz gibi ve ikisi de farkında yalnız olmadıklarının. Sanki bir şey bekleniyor, bir ses, bir haber, bir saatin 6’yı vuruşu belki… Ama o şey her neyse ortaya çıkıp bu tezat gerilime bir son vermiyor.

İçerideki ışık gittikçe azalıyor. Eşyalar güçten düşüyor, ama yorulmuyor kafesinden sıkılan aslanlar gibi sınırlarına isyankâr adam ve sıkılmıyor durağanlıktan, alnı cama dayalı olan…

Uzun süre değişmiyor sahne… Biri pencereyle ayin yapan, diğeri kendiyle dalaşan iki figüran… Derken bir müzik duyuluyor duvarların arasından bu kızılca kıyamete kopan…

Camın önünde duran, sanki bu anı bekliyormuş gibi, yavaşça kapıya doğru yürümeye başlıyor. “Dinle”, diyor şarkıya istinaden, “İyi dinle. Başka birileri de bir yerlerde aynı iç acısını yaşıyor ve parçalanıyor olmalı”. Ayakları yere basmıyor sanki, sessizliği incitmek istemezcesine atıyor adımlarını… Diğeri bu âna güdümlenmiş gibi çekip kolundan durduruyor onu…

“Nereye gidiyorsun?”. Öfkenin de ötesinde bir anlam seziliyor ses tonundan, küçük dilini yutuyor duvardaki saat bile… Diğeri, hâlâ, inadına olağan…

“Mutfağa gidiyorum”, diyor, “kendime bir kahve hazırlayacağım, ister miydin?”

“Buradan, benden, bizden ne istiyorsun? ”
“Bozsana en çok da sana yakışmayan şu zoraki sessizliği, boşaltsana içindeki zehri, kanatsana beni! ”

“Sessiz değilim, sadece konuşmuyorum, o kadar”, diyor ve ritmini bozmadan süzülürcesine yürümeye devam ediyor.
“Benim de yorulabileceğim hiç aklına gelmedi değil mi? ”

Diğeri yeniden yakalıyor onu, bu kez sımsıkı avuçları…
“Neden hiçbir şey sormuyorsun? Neden hesap sormuyorsun? Bu kadar zaman benim için yaptıklarının, bana verdiğin sevginin, desteğin…nasıl olup da bir türlü meyve veremediğini…aksine seni neden hep aç, hep uykusuz, neden hep mutsuz ettiğini sormuyorsun? ”

“Anlaşılacak bir şey olsa anlatırdın. Anlatılacak bir şeyin olsa, şu ânı yaşamıyor olurduk. Bu ânı yaşıyorsak.. Neden susuyorum biliyor musun? Hiçbir ağaç yaprağına ' Neden düşüyorsun? ' diye hesap sormaz. Bazı şeylerin doğası vardır ve sonbaharın doğası ağaçla yaprak için bir ayrılıktır. Sonuçta yaprak ölür, ağaç bir süreliğine yalnız kalır.”

“Ne yani, her şeyi bırakıp gidiyor musun? Bir yaprak kadar güçsüz ve gamsız! Sonbahara yenik ve hesapsız? ”

“Hiçbir şey anlamamış olman ne acı! Ben hep buradaydım. Şimdi de buradayım. Yaprak mı?! Zamanlarca köklerime sarılıp senin sonbaharlarını sineye çektim ben; kapkara kışlar atlattım, çırılçıplak, kimsesiz, iliklerine dek ayaza kesmiş… Her ilkbaharda biliyordum ki belirecektin tüm heyecanın, varlığın ve kendinle. Yaz kavuracaktı bizi, daha bir sıkı sarılacaktık birbirimize ama döngü son bulmayacaktı. Ve sen her gidişin sonunda bir tek bana dönüyordun yine ama her dönüşünde daha o zamandan hazır oluyordun bir sonraki vedaya… Sen fark etmedin ama her ilkbahar, nasıl ki aynı yaprak değildir yeniden yeşeren, biraz daha uzaklaştın o ilk renginden. Sonunda yaprağına yabancı bir ağaç olup çıktı yüreğim. ”

“Benim kışlarım nasıldı sanıyorsun? İstemeden de olsa senden her uzağa düşüşümde, gittiğim her yerde bir tek sana razıydım. Ne yağmurlu hazan sabahlarını, ne yağan ilk karı sensiz yaşamadım. Ben de üşüdüm, ben de yalnız soludum acıları ve anıları… Hem… Ayrılmak tek başına gerçekleştirebileceğin bir edim değildir. Bir tek senin canının acıdığını düşünecek kadar bencil miydin hep, yeni yeni fark ediyorum. ”

“Tırnak etten kopar ama sadece et acır… Ve biliyor musun? Can, hem tırnak kopunca acır, hem de yerine yenisi gelirken. Artık acımak istemiyorum. Artık baharlardan korkmak istemiyorum. Tek mevsim soluyordum nicedir, mevsimsiz kalacağım. ”

"…"

“Bütün kabahat benim sabırlı bir ağacı oynamayı, seninse yaprak olmayı kabullenmemizde! Ve haklısın, senin hiçbir suçun yok; bütün suç mevsimlerde! ”



Roller değişmiş, vakit ilerlemiştir. Yeni bir suskunluk, soğuk bir rüzgâr gibi esmektedir dört duvar arasında. Köşedeki aplik korkak bir ışık vermektedir, sadece yakın çevresine. Sürekli kıpırdanıp duran, şimdi salonun orta yerinde, pencereden, belki bu zamandan, çok uzaklara bakmaktadır. Bakıp da göremediği her şey bakışlarını karartmaktadır. Sessizdir ve hareketsiz. Dondurulmuş bir film karesi gibi beklemektedir.

Diğeri, az önceki durağanlığına inat, hızlı çekimde, odanın içinde bir oraya bir buraya gidip gelmektedir. Bir tutamını tepeden topladığı saçlarını açmış, omuzlarına salmıştır. Kül tablalarını ve etraftaki olağan dağınıklığı hızlıca toplamakta, sağa sola bıraktığı kişisel eşyalarını çantasına gelişigüzel atmaktadır. Yo, hayır, ağlamamaktadır! Koltuğun üzerindeki battaniyeyi katlar, altında duran montunu alırken, tam yanında duran etten duvara bakar. Son bir söz mü bekler, bir sarılma mı, bir bakış…

Aynı anda kıpırdar, kendisine bakıldığının farkına varmadan, her an düşecekmiş gibi dengesiz duran. Kendisinden bir şey bekleyeni ve bekleneni her zamanki vakur duruşuyla başından savmıştır. Elleri sehpaya uzanır ve kumandayı alır. Televizyonu açar.

Önce bir kapı sesi duyulur, sessizce kapanan, sonra o şarkı başlar, hani fırtınadan önce son duyulan…

“Yaklaştırsana yavaş yavaş, kendini bana;
Al içine tekrar, derinine sakla, kat kasırgana.
Yalan söyleme, bak gözlerime, bitmiş olamaz!
Yokla ceplerini aşk kırıntıları kalmış olmalı biraz.

Aşk kırıntısıyla doymaktansa tek başıma aç kalırım bu hayatta,
Paylaşacak bir şey artık yoksa bir erkek ve bir kadın arasında…

Yürürüm ipte, ağım yokken hem de, kopkoyu içim.
İnan çok çalıştım bu kalpsiz dünyayı sevebilmek için
Neyim var ki sanki senden başka, hadi son bir kez,
Ceplerini yokla aşk kırıntıları kalmış olmalı biraz.

Aşk kırıntısıyla doymaktansa tek başıma aç kalırım bu hayatta,
Paylaşacak bir şey artık yoksa bir erkek ve bir kadın arasında… ” **



(**Teoman/Aşk Kırıntıları)



ÖzgeCân GÜNDOĞDU
_AlMiNa_ Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-10-2008, 21:47   #975 (permalink)
Üye Bilgileri
Usta
 
Giriş: Jul 2006
Şehir : İzmir
Mesaj: 27,161
Rep Gücü: 0
Rep Puanı : 460275
Rep Seviyesi: _AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar
Varsayılan Aşka İz Sür Gel Beni Bulursun

kesilsin istemiyorum beni arayışların, gel...
şiirlerim öylece duruyor hala
penceremden süzülen ışık demetinin altında.
gözlerin ve ben...
bir deniz meltemi ile eleleyim
bir ben durulurum
bir deniz coşar,
o gülüşün yangını
düşmüş düşüme
serkeş yüreğimde
dumanı tüter...


düşlerimde misafirimsin bu gün
gönlümdeki açlık yatışmadan bırakmam seni.
otur da söyleşelim,
ama her söz sevdaya yelken olsun
tanımadık,görmedik,yitik yoldaşlarımıza armağan olsun dokunuşlarımız...

uzaklara düşmez gölgen
ellerine konmasa da düşlerim
aklımdadır,ıslak gelişlerin kollarıma
bir sonbahar yağmurunun altından
cama vuran yağmur taneciklerinin serinliğinde
bir seherin kokusuna iki kulaç uzaklıktayım
sevdam tavında
seni beklemekteyim
aşka iz sür,gel
beni bulursun.





kaç gündür borçlu kaparım kapımı içimdeki sensizliğe.
oysa
yaşamın büyümüş serpilmiş güzel anları var ya.
var ya,
karanfile çiğ düşmüş siyah gözlerin
iki yürek dolusu aşk var ya.
var ya,
sevdaya süslü öpülesi iki yanak
ve ayaklarımız rengarenk bir sabaha doğru yoldadır...

kesilsin istemiyorum beni arayışların gel,
kalmışsa sende bir tutam ince tütün
getiriver...
yokluğunda tüttürmek istiyorum,
bahanemizde bu olsun,
gitmeyiver bu gece kal!
ellerim saçlarında olsun güneş doğarken,
sen yanımdayken
söz dinlemez arsız
bir arzu kemiriyor içimi.
kürek çekmek istiyorum
eski bir sandalda
kırmızı bir denizde
gün batımına doğru...
benimle gel
gözlerinde susayım
ve dalgaların hışırtısını büyüteyim gecede.
bilirim ki bu yolculukların tadından başka
hazzı ve anısı var
yıllar
yıllar sonrasına,değişmez kalır öylesine belleklerde.
çünkü nasıl kavgaların,zaferlerin,yenilgilerin tarihi varsa
aşkın da tarihi var.
kesilsin istemiyorum beni arayışların gel,
aşka iz sür beni bulursun.


sana vuruldum...
karanlığın yıldızlara yenik düştüğü o gecede
sana vuruldum!
sevdama yorgun gecikmiş gelirken gece yarısı
sen;
gecede bir damla ışık
bir tutam ay iziydin.
susuyorken gece
susuyorken su
dudaklarımızda şarabın tadı
yürüyorken kan renginde suskunluğa
dilimde kelimeler bekliyor gelişini
bekliyor gözlerinin derinden sarsılarak uyanışını gün.
bekliyorken
korkunun suskunluğu acıya dönüştürdüğü o girdapta
düşler,yollar bitiyor
aklında değil mi gelmek bir nebze olsun?






adımını atsan
dağlar yollar devirir dizlerim
varsın gelişin
suskunluğa,geceye inat olsun.
aşka iz sür gel,
beni bulursun!

bıraktığımız yerde
hala telaşlı duruyor sohbetlerimiz,
rüzgarla sevişiyor yine tül perde penceremde.
gel,
küllenen közlerin ateşi yenilensin,
tohum döken başaklar gibi salınsın yüreğim.
kaç yıldır
güneşe verdiğim yüzünü,gülüşünü beklerim
utanırım yalnızlığımı dillendirmekten
ele güne karşı mahcup
ve beyaz mendil tutarım o gülüşüne,yüreğim esir...
sensiz ek****
sensiz küllenmiş ateş gibi tılsımını kaybetmiş
ve dağılmış sevda yollarına toy vakit.

beklemek,
seni beklemek.

gelmeyebilirsin aşk yola koyulmamışsa
zaman gelmenin ötesine sürebilir yolunu
yolsuz kalır yolcular kimi zaman,
ateşin ışıksız yandığı
ışıkların karanlıkta kaldığı
közlerin üşüdüğü
cesaretin ürktüğü
bulunmuşun arandığı
günler yaşanır mı yaşanır...
bu yaşananlar aşkın kıtlığındandır
aşkın mağduriyetinden geçiyor zaman
zamanın zaman olmaktan usandığı sabırlara dek sürebilir bu hasret.
gel!
utancıma derman ol
sabrıma su
bir nefes ver borcum olsun
son yağmurlardan nem kokulu
suretini sudan aldığın gibi al geri
ve yol ver
kıraç topraklar üzerinden geçsin aşk





uğramadık yeri
uğramadık zamanı yoktur onun
koyuver kendini akışına
aşka iz sür gel,
beni bulursun!


sevginin her tonu
afacan çocuklar koşuşuyorsa yüreğinde
kapatmamışsan kapını selvi boyunca girmek isteyenlere
gayrisinin ne önemi var
bu dünyaya bir kez gelmenin açlığıdır
sevdaya çok şey sığdırma telaşım
taşı görsem
duygularımı akıtmadan edemiyorum
öylesine doluyum
öylesine aç
bırak çocuklarla büyüsün aşk
demini alsın
gözlerini

aşka iz sür gel,
beni bulursun.

yeni doğmuş bir bebeğin gözleri ile bakarım yollarına
son sözü yarıda kalmış bir idamlığın ciğerlerinde kanarken
öğrenciler geçer şu arka yoldan
öfkeli tartışmalarla
kalem kokardı umut kokardı yollar
gözümün önünden çocuksu geçer
mürekkebi kurumamış bir bildiri
kulağımda çınlayan birkaç söz
tadı geçmemiş bir dokunuş
o delikanlılık yılları...
bilir misin kaç kez yaprak döktü ağaçlar aşkı tanıyalı
ve daha kim bilir kaç gün akacak sular,
uçacak kuşlar,
ne zamana koşacak yollarda çocuklar.
yaşamın aşka susamışlığını
sevgilerde tohumlayan
ve bu günden yarına döl taşıyan arılar.




bir yerlerde seyrine durduğunda yaşamın
beni düşün,
eline bir şey geçmese de
akan terini sil çırılçıplak elinle.
bir serinlik alır götürür beni avuçlarına
neye aitsen oraya git
nereye gidersen beni de al.
yüzünü dolu dolu okşadığım yere
öptüğüm yere gözlerinden ayrılık pahasına
elerini elerime veren o kumsalın nemine
yüreğimizin temposuna halay durmuş
çakıl taşlarının arasına...

orada mavi
orada tuz
orada su
orada zaman
orada biz kırlangıç sürüsüydük
kumsalları siyaha boyayan

keldağı ise yalnız...
ağacı yok
kuşu yok
sevgiliye soyunmuş gibi çıplak.
biz ise iki kaçak
iki tanık
iki yol bilmez
kel dağının avuçlarında
aşka iz süren
sevişiriz akdenizle
incitmeden
kıskandırmadan
uyandırmadan gizemini,
saklar ele vermez ve yabana atmaz misafirliğimizi.
Sense,
akdenizin mavi gözlerinde bir bilgeliksin.
yokluğun
aşktan eksiltebildiğim tek şey.
ayrılıksa
onursuzluğun inadında şimdi
emeğimde
yüreğimde
beynimde büyüttüğüm sevda
layığını beklemekte.
cömert olmanın zamanıdır sevdiğim, gecikmeyesin.
aşka iz sür gel,
beni bulursun!

aşka iz sür,önün kumsal...
bir tekne geçer denizin en mavisinden,
motor gürültüsüne boğulur
ağlamaklı martı sesleri
bir hurma dalında salınır,yaprakları gür.
sürer direnci güz vaktine
akşam oldu mu
kaynaşır bir gönül bağında yüreğim.

Akdenizin karanlığı koyudan da koyu
boğulmamak ne büyük maharet siyahına gözlerinin
imdat istemek şahin pençesinde kuşun harcıdır
oysa,
çocuklar sevdalanmış umut yoldadır.
kesilsin istemiyorum beni arayışların gel,
aşka iz,sür beni bulursun...



Salim Diyap
_AlMiNa_ Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-10-2008, 21:48   #976 (permalink)
Üye Bilgileri
Usta
 
Giriş: Jul 2006
Şehir : İzmir
Mesaj: 27,161
Rep Gücü: 0
Rep Puanı : 460275
Rep Seviyesi: _AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar
Varsayılan Eylül Güneşi

Canımı dökerken yürek yapraklarım
Sakın bırakma gözlerimi efkara
Ömre bedel hasretine vur beni
Ölümü sun ellerinle
Gül bahçesi özlemlerin içinde
Nağmerdim kaçarsam.

Elimi tut Eylül güneşi
Sensizlik düşürme içime
Sevginden mahrum
Her nefes ölümdür bana…
Gel desen renklerime
Can-ı gönülden
Bir kez daha…


Hayatı es geç, bırak zulmü
Delice çarpan yüreğimde
Ömrüm kadar güz'üm…
Yokluğun yağmalarken geceleri
Bırak sararıp dökülmeyi
İki kelimelik bir söyleyiş
Bir kez daha…

Önceleri Düş'tüm oysa
Sevdalı günlerini anarken sözün
Gitmeleri düşürdün içime
Zifir karanlıkları devirdin
Sensizlik doldu günlerime

Kaç damlaydı yokluğun gözümde
Ciğerim kan revan
Kabullenmek zor
Yüreğim kor…
Dilimden düşmeyen bir nağme
Hercai bir türkü
Ağlamak kadar
Sarıldı her hücreme
Deli divane
Gel insaf eyle…

Virane efkarımı dağıt gelişinle
Son ateşini yak baharımın
Gecenin şarap renginde
Gamzelerimden dudaklarıma ak
Ellerinin yağmuru okşarken saçlarımı
Nefesinin rüzgarında kurut
Karanlığıma güneşi uyandır
Gözyaşım kalsın yıldızsız gecede
Tebessümünü nakşet belleğime
Yaşama sebebimken uzaklar
Bil ki,
Dudaklarının her kıvrımı
Ömrüme ömür katar…

Gecelere mühürlü sorgusuz yorumlarla
Elimi tut ey sonbahar
Hüznünle yor beni
Geç kalmışlığımı affet
Gölgesinde Eylül'ün
Sensizlik düşürme içime
Seviyorum seni
"Aşkı tanıttığın için gönlüme."




Ayşegül Tezcan
_AlMiNa_ Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-10-2008, 21:50   #977 (permalink)
Üye Bilgileri
Usta
 
Giriş: Jul 2006
Şehir : İzmir
Mesaj: 27,161
Rep Gücü: 0
Rep Puanı : 460275
Rep Seviyesi: _AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar
Varsayılan Yüreğimden Çalıntıdır

daha fazla yanabilir mi sanırsın canım benim.... yanmaz...
incildim incileceğim kadar ...
kırıldım binlerce kez....


yeri geldi hayran oldum yüreğimdeki sevgime.. yerine geldi lanet okudum.....


ama asla pişman olmadım seni sevdiğim için.... bugün yine olsan yine seni severdim koşulsuzca.....


içim acısada, yüreğim kanasada, her gece gözlerimden yıldızlar kaysada....
inan bana seni severdim...
hemde zerre pişmanlık duymadan...


acı çekmek benim kaderim olsa gerek.. sende gelen acı ise ..... evet...
her şey boş.....
biliyorum...
aşk bizi çoktan terk etti.....
ben bizi çoktan terk ettim....
sen bizi çoktan terk ettin....


bu terk edişler nereye kadar gider bilmem.. ama geri dönüş noktamız hep aynı biliyorsun değil mi?
ben aynı yerde olacağım... sen aynı yere geleceksin... sanki hiç yaşanmamış olacak ayrılık...
yağmurlar ıslatmamış olacak yüreğimizi.... yıldırım düşmemiş olacak sevdamıza....


ben güveniyorum yüreğimdeki sana... ya sen güveniyor musun???
bende ki sana...
sendeki bana.....
söyle ne zaman diner bu hasret...
vuslata dek sürede bu sevdanın yolu.... inan bana ben yorulmadan o yolun yolcusu olacağım..
zerre pişmanlık duymadan......


yüreğimden çalıntıdır....


(alıntı)
_AlMiNa_ Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-10-2008, 21:53   #978 (permalink)
Üye Bilgileri
Usta
 
Giriş: Jul 2006
Şehir : İzmir
Mesaj: 27,161
Rep Gücü: 0
Rep Puanı : 460275
Rep Seviyesi: _AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar
Varsayılan Ayrılığın Darağacında Hançerlendi Aşk

Yargısız bir infaza hüküm giydi aşk ve hükmünü yitirdi; ayrılığın darağacında idama mahkum oldu.

“Rüzgarlar, ağaçlar, gökyüzü ve yeryüzü ve şu umman, yıldızlar, şu asuman; hep var oldukça ve ben, burada oldukça, sen de olacaksın. Bedeli bu muydu sevmenin? Korkulara yenilir miydi savaşçı yürekler? Bunların hiçbirinin cevabını bilmiyorum şu an. Üzgünüm. Hoşça kal!”

Kalabalık yalnızlıklarla doluydu ayrılığın darağacına giden yol. Kalanlar vardı o kısacık yolda, düşenler; gücünü tüketerek dar zamanın öksesinde. Yitirmişlerdi yeni bir yaşama merhaba deme şansını; saramamışlardı yaralarını ve kanamışlardı oluk oluk. Yürüyenler vardı; koşanlar, arada bir durup arkasına bakanlar, umutlananlar, soluklananlar, ayakları geri geri gidenler. Korkaklar da vardı, cesurlar da. Kalabalıktı alabildiğine ayrılığın darağacına giden yol ve ben de o kalabalıkların içindeydim artık.
Arkamdan yükseliyordu yargıcımın sesi;
“Her gün biraz daha derinden hissediyorum yokluğunu.” Ben yokluğunun en içindeydim oysa hep. “Uzaklaşıyorsun benden.” Evet uzaklaşıyordum; uzaklaştırılmıştım çünkü. Ayaklarına prangaları vurarak ayrılığın darağacına yollamıştın aşkı. “Gökyüzü var oldukça, sen var oldukça değil. Yok oluyorum git gide, biliyorum. Hak ediyor muyum? Belki.”
Verilmişti hükmü aşkın; geri dönüşsüzdü. Geri dönüşsüzdü darağacına giden yolculuğum; durup geriye bakmak anlamsızdı. Korkuyordum evet; kendime değildi korkum; güçlüydün biliyordum ama yine de yalnızlanmandan korkuyordum. Dönüşsüz yolculukların başladığı yerdeydim. Sen, gitmeliydin artık ve vazgeçmeliydin durup durup arkana bakmaktan.

“Gitmekten korkuyorum” diyordu yargıcım; “çünkü gitmenden korkuyorum.” Ben, ölüyordum sen korkuyordun. Korkuyordum korku duymandan. “Korktuğum zaman ellerimi bir an bırakacağın hissinden de korkuyorum.”
Ölüler nasıl tutabilirdi ki? Henüz bilmiyordum.
Çığlıklarımı susturamıyordum. Nasıl adaletsiz bir korkuydu o ve nasıl bir infazdı ki tüm korkuları içinde barındırıyordu. Adaletsiz, asaletsiz korkular. Yargıcına teselli veren mahkum gibi hissediyordum kendimi. Çaresizliğin ve saygısızlığın öfkeleri çöreklenmişti içime. Bir an sorunuydu artık bizim için son. Her şeye hazır olmalıydık. Susmalıydık. Yaklaşıyorduk son’a. aaaanetin en gerekli olduğu anları yaşıyorduk ama o da, darağacına yaklaştıkça uzaklaşıyordu benden. Teselli arıyordu yüreğim; çaresizdi, geri dönüşsüzdü yolları.
“Nasıl izbe bir gecede bıraktın beni, nasıl izbe bir yerde tek başıma? Yolun sağı solu uçurum. Sesin yok, elin, gözlerin yok… Ne leylim bir gece. Uykular rakkase!”
“Her yıl bu zamanlar kanayacak yüreğim. Nasıl bir yer bu gittiğimiz, kör kuyu?”
Gelmişti vakit. Susmalıydık; susturamıyordum seni, yüreğimi susturamıyordum. Yaklaşırken darağacına ben, hiç olmadığı kadar titriyordun. Güçlü olmalı ve gitmeliydin hemen. Kasırgalara dayanaksızdın çünkü. Ben ise kasırganın kendisiydim artık ve meydan okuyordum uçurumlara. Tüm heybetiyle karşımdaydı son.

“Sen de mi gidecektin uğrunda ölümlere gidip geldiğim. Sen de mi hançer vuracaktın ayrılık yollarında? Bir sana susamıştım çöllerde bil ki; bir sendin susadığım. Olmasa da varlığın şimdi canım; yokluğunu varlığın sayarım…”
“Suçlama beni, bırakıp gidiyorum diye seni. Bağrımı yakan bir yaradır bu ayrılık şimdi. Belki kanımdadır sevişmelerin yangını, öylece girerken günlerin bağrına. Taşıyorum sımsıcak gülüşünü. Suçlama beni. Ben var oldukça, sen de bende olacaksın. Unutmak kolay mı sanıyorsun? Hiçbir şeyi unutmama özelliğimi bir tek sende sevdim. Suçlamıyorum, bırakıp gidiyorsun; biliyorum senin de yüreğini yakan bir yara bu ayrılık.”
“Artık ışıklar sönmeli, kapanmalı kapılar, durulmalı sular. Artık son kez gelmeli ve gitmeliyiz ikimiz de. Yolundan çekilmeliyim. Ve benimle anılmamalısın.”

Boğuluyordun, biliyordum. Kendi med cezirlerinden yorulmuştun. Korkularının esiriydin. Bir savaşçı değildin. Aşamadığın engellerin ardında yitip gidiyordun. Korkak mıydın? Belki! Ama bir vurgundu bu; yürek vurguncusuydun. Gidiyordun yiterek korkularının kuytusuna. Ve bilmiyordun, yakışmadığını savaşıma. Bir yıkımdı yaşanan evet. Gitmeliydin artık.

Ve tırmandım darağacının merdivenlerinden. Ayaklarım hayır, geri kaçmadı hiç. Eğmeden başımı iskemlenin üzerine çıktım. Ve gamsız kementle burun buruna geldim. Gözlerimin önündeydi işte ve anlamlı anlamlı sallanıyordu. Benden öncekilerin izleri görülüyordu garip bir şekilde; çığlıklarını da duyabiliyordum.
Çığlık çığlığaydı yargıcım da;
“Gittin. Bilmiyorum nerdesin? Belki de yüreğinin bir köşesindeyim, yaşamındayım senin ama şu terkedilmişlik duygusu gelip çöreklendi yüreğime, yapıştı; bırakıp gitmiyor. Bencil miyim? Belki.”
Belki’siz bir bencillikti seninki evet. İzbesindeydim gecenin ve darağacının üzerindeydim; sınırındaydım varlıkla yokluğun. Terk eden sendin ellerimizi, terkedilmişliğimi çalan da sendin. Gasptı yaptığın tam da ve çöreklendirmiştin yüreğine terkedilmişliği.
Ben ise, henüz gitmemiştim, darağacındaydım. Nasıl izbe bir gecede nerelere yuvarlamıştın beni ki, görmüyor ve bilmiyordun; dahası duymuyordun da.
Az sonra boynuma geçeceğini düşündüğüm kementle burun buruna idim. Ve habersizdim; ihanetin kementi usulca boynuma geçmişti; fark etmemiş, hissetmemiştim. Bir ılıklık yayıldı önce yüreğime. İçimi titreten bir ılıklıktı bu. Farklı benden olmayan, bünyemin dışladığı. Neler oluyordu, bilmiyordum o an.
Savunmasızdım ve iskemlemi aniden tekmeleyişin oldu gidişin. O an anladım ki sen hançerlemiştin de beni; aldatmıştın. Ayrılığın darağacında hançerlemiştin aşkı. Ve ben bunu anladığımda kendimi o aşağılık kementte sallanıyor buldum. Son sözsüz, özsüz, bayağı bir son olmuştu bu.

Ağır bir ceza olmuştu evet ayrılığın. Asılmıştı yüreğimin duvarına verdiğin hüküm. Savunmasızdım; infazın da yargısız oldu.

Geçti. Saatler geçti önce; o her biri günler süren. Sonra birikti, aylara döndü; ve yıl nihayetinde. Şimdi yerkürenin en ıssız, en ücra köşesindeyim. Mezarımın üstü örtüsüz, topraksız; öylesine bırakıp gittiğin yerdeyim hala. Ve hala açık sensiz bebekleriyle gözlerim. Hala boynumda o aşşağılık kementinin izleri ve yüreğimde saplı hala hançerin.
“Ay gecede tutsak, sen uzaklıklara. Uzaklıklar değil ayı tutsak eden de, biziz tutsağı uzaklıkların. Birkaç saat süren bir tutum değil bizim tutulmuşluğumuz. Uzatmışız çağlardan çağlayıp gelen kementlere boynumuzu; parçalamak dururken sınırları. Azatsız köleleri olmuşuz acıların…”
Yüreğimde o hançer saplıyken nasıl direnebilirim zamana şimdi? Ve nasıl direnebilirim nefrete, o acımasız duyguya? O zamanın silahına, gittikçe keskinleşen ve belirginleşen duyguya. Sevgimle direneceğim desem de o nefret onunla beslenmiyor mu zaten? Ne kadar büyükse insanın aşkı o kadar da hazır değil midir nefret duymaya?
Bir yürekti açtığım; kaçmadım da hançerinden sevgili. Vur şimdi gecelerde sefil ihtiraslarla dolu kadehlere sen. Benimse içtiğim yokluğundur; dün de , ondan önce de…
“Zamana yenilmeyelim ne olur?!”
Yenildik, bitti. Işıklar söndü, kapandı kapılar ve duruldu sular.




alıntı
_AlMiNa_ Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-10-2008, 21:54   #979 (permalink)
Üye Bilgileri
Usta
 
Giriş: Jul 2006
Şehir : İzmir
Mesaj: 27,161
Rep Gücü: 0
Rep Puanı : 460275
Rep Seviyesi: _AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar
Varsayılan Sana Ait Bu Yalnızlık

Sana Ait Bu Yalnızlık

Gece,
Bugün bir başka sessiz sanki...

Yüreğime çarpan sesler mi çok yalnız?
Yoksa ben miyim her nefeste bu denli yalnızlığı soluyan!

Duyulması zor bir yokluğun ayak sesleri içimde…
Senin bu yalnızlık.
Senin bu yokluk.
Benim varlığına dair hiçbirşeyim yok ki,
Bir kuru sessizlikten başka…
‘’Hiç’’ olanlar bile sende tutuklu.
Oysa, kendime ait bir yalnızlığım bile yok!
Tüm yokluklar sana dair…
Varlığını ‘’ses’’ sayma, hiç olmadı ki konuşsun!

Anla yada anlama…
Unuttuğun bir çerçeve de silindi hayallerim!
Bir çizgi çektim gerçeklerin üzerine…
Karaladım kendimi, duygularım konuştu!
Sustu korkularım, seni ‘’hayat’’ bildi tüm çığlıklarım.
Oysa ki, ben duymak istememişim!
Onlar hiç susmamış…

Gece,
Bugün bir başka hüzne dayalı sanki…

Sensizlik koyu bir sessizlik bıraktı avuçlarıma.
Düz gittim, yoruldum…
Eğri gittim, yoruldun.
Bulamadım ben senin yolunu!
Savruldum sessizliğimin haklı/haksız savaşının içinde…

Ve gece, çok fazla ağladı bugün…
Biraz da ağlattı!
Korkma/düşünme…
Sana sığındım ama
Sen yine bilmedin!

'’Ah yüreğim’’ sus…
Bu gece de ölmedi ruhum…



alıntı
_AlMiNa_ Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-10-2008, 21:54   #980 (permalink)
Üye Bilgileri
Usta
 
Giriş: Jul 2006
Şehir : İzmir
Mesaj: 27,161
Rep Gücü: 0
Rep Puanı : 460275
Rep Seviyesi: _AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar_AlMiNa_ Repstar
Varsayılan Yasaklarıma Ekledim Seni

Yasaklarıma ekledim seni….

Herkesin vardır mutlaka kendisine uyguladığı bir yasaklar silsilesi.. Bazen iyiyi, bazen çirkini de yasaklayabilme maharetini kendinde gören nicelerin kervanında gördüm kendimi. Bazen bir olumsuz tavrı, bazen küçücük bir sözcüğü ama bazen yüce rabbimin nehyettiğini yasakladım…… Bugün bu yasaklarımdan sadece birine değinmek istedim.. Sana…
Bir yasaktan ibaretsin kaç zamandır çiğneyemediğim ve adına suç demişim seni düşünmenin, işlemişim şehrin en derinlerine bir çığlık gibi... Zaten sen yasaklamışın kendini bana da benim yasaklarım senin bana yasaklayamadıklarına. Bir yasak özlemine, bir yasak hayaline, bir yasak da düşlerime düşen gözlerine...

İşte böyle sarmaş dolaş yasaklarla ulaşabilmek isterken sensizliğe mızmız bir oyunbozan olan yanım kabarır ara sıra, engelleyemediğim kuralsızlığımdan sızar, köreltemediğim merhametimle çakışır, duygusal zaaflarımdan yararlanırsın. Sen de bilirsin özlemlerin yasakları delik deşik ettiğini, bilirsin o oyunbozan yanımın en ayyuka çıktığı zamanları ve uygulayabildiğim en katı yasağın yasaklara koyduğum yasaklar olduğunu.

Mesela önünden geçerken senin adını taşıyan bir mağazanın tabelasını gördüğümde seni hatırlamak yerine evden çıkarken kilitleyip kilitlemediğimi unuttuğum sokak kapısını düşünmek ya da göz göze oturduğumuz bir yol üstü çay bahçesinde sensizliğe değil de tuttuğum takımımın hafta sonu oynadığı maçta yediği gole sitem etmek.

Akşamları tok karnına aldığım iki tablet "sen" yerine yeni bir aşkı antibiyotik niyetine yutmak gelirken içimden yasaklarımı anımsıyorum birden, öyle ya en öncelikli yasağımı sevdalara koymuştum ben.

Bir yasaktan ibaretsin kaç zamandır delemediğim ve adına suç demişim en kuytu köşelerde hayalinle sevişmelerin. Zaten sen bütünüyle yasaksın bana da, benim yasaklarım senin sınırını aşanlara. Bir yasak sen kokan nefesime , bir yasak da tüm tonlarında yansıdığın gözlerime.

Zor oluyor biliyorum, bir kibrit kutusu büyüklüğünde ki beyaz peynir ve iki adet iri zeytinle uygulanan diyet gibi bir şey bu ve sen yetmişinde ki bir ihtiyarın düşmanı olan kolesterol ile diğer hayatımdaki başkalaşımlara.

Yasak seni sevmek, yasak düşünmek, yasak ismini anmak ve düşlerime düşmemen için uykuya dalmak. Bu şehir de tek başına yürümek sensizliğe, kaldırımlarına yasak, sokaklarına yasak, parklarına yasak... Kararlıyım hiç olmadığı kadar, ya sen yasaksın bu şehir ile bana, ya bu şehir ile bu can bana yasak!.....
Yasak kelimesinin bendeki hırçınlığını bildiğim halde seni düşünmek yasak. Hakkım olmayanı senden istemenin adına yasak koydum...


alıntı
_AlMiNa_ Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla


Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları



Saat 08:00.


Powered by vBulletin Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0

Hosting Hizmetleri TOPlist Forums Directory

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103