![]() |
|
|
|
#21 (permalink) |
|
BERKLEY
Behey Berkley! Behey on sekizinci asrın filozof peskoposu Felsefenden tüten günlük kokusu başımızı döndürmek içindir Hayat kavgasında bizi dizüstü süründürmek içindir Behey Berkley, Behey Allahın Cebrail şeklindeki Ezraili, Behey on sekizinci asrın en filozof katili! Hâlâ geziyor İskoçya köylerinde adımlarının sesi Hâlâ uluyor adımlarının sesine tüyleri kanlı bir köpek Hâlâ her gece titreyerek görüyor gölgeni İskoçya köylüleri evlerinin camlarında! Hâlâ kanlı beş parmağının izi var o beyaz buzlu camlar gibi şimal akşamlarında! Behey Berkley! Behey meyhane kızlarının kara cübbeli kavalyesi, Kıralın şövalyesi, sermayenin altın sesi, ve Allahın peskoposu! Felsefenden tüten günlük kokusu başımızı döndürmek içindir Hayat kavgasında bizi dizüstü süründürmek içindir! Her kelimen kelepçelerken bileklerimizi, kıvrılan bir yılan gibi satırların sokmak istiyor yüreklerimizi Beli hançerli bir İsaya benziyor resmin Sivriliyor kitaplarından ismin sivri yosunlu ucundan kızıl kan damlıyan yeşil bir diş gibi Her kitabın diz çökmüş önünde Rabbın kara kuşaklı bir keşiş gibi ![]() Sen bu kıyafetle mi bizi kandıracaktın, inandıracaktın? Biz İsanın vuslatını bekleyen bir rahibe değiliz ki! Behey Berkley! Behey tilkilerin şahı tilki! Çalarken satırların zafer düdüğü, küçük bir taş parçasının en küçüğü imparatorların imparatoru gibi çıkınca karşısına, hemen anlaşmak için bir kapı açıyorsun, binip Allahının sırtına soldan geri kaçıyorsun! Kaçma dur! Her yol Romaya gider, — bu belki doğrudur — fakat fikri evvel gören her felsefenin safsata iklimidir yelken açtığı yer! Bu bir hakikat — hem de mutlak cinsinden — ! İşte sen işte senin felsefen: Sen o sarı kırmızı rengini gördüğün cilâlı derisine parmaklarını sürdüğün parlak yuvarlak elmaya: «Fikirlerin bir terkibidir,» diyorsun! Dışımızda bize bağlanmadan var olan varlığı inkâr ediyorsun! Şu mavi deniz şu mavi denizde yüzen beyaz yelkenli gemi, kendi kendinden aldığın fikirlerdir, öyle mi? Mademki kendi fikrindir yüzen gemi, mademki kendi fikrindir umman, ne zaman var, ne mekân! Ne senin haricinde bir vücut ne senden evvel kimse mevcut, ne senden sonra kâinat baki bir sen bir de Allah hakikî Lâkin ey kara meyhanelerin sarhoş papazı! Senin dışında değil miydi kıllı kollarında kıvranan meyhanecinin kızı? Yoksa kendi altında sen kendinle mi yattın? Diyelim ki senden evvel baban yok İsa gibi Yine fakat bacakları arasından çıktığın Meryem gibi bir anan da mı yok! Diyelim ki yapyalnızsın Turu Sinada Musa gibi, ne yazık! Tevratını okuyan da mı yok! Çok yalan söylemişsin çok Sen emin ol ki Berkley — olmasan da zarar yok — bu şi're benzer yazıda hissene düşen şey: biraz alay biraz şaka ve birkaç tokat — eldivensiz cinsinden — Neyleyim? Neş'e kavganın musikisidir Kavgada kuvvetini kaybetmiş gibidir biraz neş'enin çelik ahengini duymayan adam; neş'e ![]() ![]() iyi şeydir vesselam, — baş döndürmezse eğer — ve işte bizimkiler güldüler mi, ağız dolusu gülüyorlar Kabahat onların kuvvetinde: yoksa ne sende ne de bende! Dinle Berkley! — dinlemesen de olur — Biz dinleyelim: Beynimiz bal yoğuran bir kovan Ona balı dolduran arıdır hayat Aldığımız hislerin sonsuz derin pınarıdır kâinat! Kâinat geniş kâinat derin kâinat uçsuz bucaksız! Biz onun parçaları, biz ondan doğan bir sürü bacaksız! Biz o bacaksızların — anasını inkâr etmeyen cinsi — Çünkü biz emredenlere emir verenlerden değiliz! Bağlıyız toprağa kalın halatlar gibi kollarımızla! Çelik dişleri şimşekli çarklılar koparırken kara toprağın esrarını, biz seyretmedeyiz cihan içinden cihanların doğuşunu; kehkeşanların gümüş aydınlığında! Görmüşüz, görmedeyiz yılların yollarında toprak oluşunu kızıl kadife dudaklı kızların! Çiziyor hareketi gözlerimize sonsuz maviliklerde kuyrukluyıldızların sırma saçlarından kalan izler Her habbe koynunda bir kubbeyi gizler! ![]() Şu denizler, şu denizlerin üstünde denizler gibi esen, rüzgârların uğultusu Şu ipi kopmuş inci bir gerdanlık gibi damlayan su, şu bir damla su, uzaklaştıkça, yaklaşılan hakikati gizler ![]() Her yeni ummanla beraber bir yeni imkân! Kâinat geniş kâinat derin kâinat uçsuz bucaksız! Behey! Berkley! Behey bir karış boyuna bakmadan Karpatları inkâr eden cüce! Ahrete gittiysen eğer oradan bir taç gönder, süslemek için Allahının kafasını! Fakat buradan topla hemen tarağını tasını, Haraç mezat! Haraç mezat! götür pazara bir pula sat: Topraktaki saltanatın göğe çıkan tahtını! Yok üstünde tabiatın tabiattan gayri kuvvet! ![]() Tabiat geniş tabiat derin tabiat uçsuz bucaksız! ![]() 1926 |
|
|
|
|
|
|
#23 (permalink) |
|
BEYAZIT MEYDANI'NDAKİ ÖLÜ
Bir ölü yatıyor on dokuz yaşında bir delikanlı gündüzleri güneşte geceleri yıldızların altında İstanbul'da, Beyazıt Meydanı'nda Bir ölü yatıyor ders kitabı bir elinde bir elinde başlamadan biten rüyası bin dokuz yüz altmış yılı Nisanında İstanbul'da, Beyazıt Meydanı'nda Bir ölü yatıyor vurdular kurşun yarası kızıl karanfil gibi açmış alnında İstanbul'da, Beyazıt Meydanı'nda Bir ölü yatacak toprağa şıp şıp damlayacak kanı silâhlı milletimin hürriyet türküleriyle gelip zaptedene kadar büyük meydanı Mayıs 1960 |
|
|
|
|
|
|
#24 (permalink) |
|
BİR ACAYİP DUYGU
«Mürdüm eriği çiçek açmıştır — ilkönce zerdali çiçek açar mürdüm en sonra — Sevgilim, çimenin üzerine diz üstü oturalım karşı-be-karşı Hava lezzetli ve aydınlık — fakat iyice ısınmadı daha — çağlanın kabuğu yemyeşil tüylüdür henüz yumuşacık ![]() ![]() Bahtiyarız yaşayabildiğimiz için Herhalde çoktan öldürülmüştük sen Londra'da olsaydın ben Tobruk'ta olsaydım, bir İngiliz şilebinde yahut ![]() ![]() Sevgilim, ellerini koy dizlerine — bileklerin kalın ve beyaz — sol avucunu çevir : gün ışığı avucunun içindedir kayısı gibi ![]() ![]() Dünkü hava akınında ölenlerin yüz kadarı beş yaşından aşağı, yirmi dördü emzikte ![]() ![]() Sevgilim, nar tanesinin rengine bayılırım — nar tanesi, nur tanesi — kavunda ıtrı severim mayhoşluğu erikte ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() » ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() yağmurlu bir gün yemişlerden ve senden uzak — daha bir tek ağaç bahar açmadı kar yağması ihtimali bile var — Bursa cezaevinde acayip bir duyguya kapılarak ve kahredici bir öfke içinde inadıma yazıyorum bunları, kendime ve sevgili insanlarıma inat 7 2 1941 |
|
|
|
|
|
|
#25 (permalink) |
|
BİR AYRILIŞ HİKAYESİ
Erkek kadına dedi ki: -Seni seviyorum, ama nasıl, avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp parmaklarımı kanatarak kırasıya çıldırasıya ![]() ![]() ![]() Erkek kadına dedi ki: -Seni seviyorum, ama nasıl, kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz, yüzde yüz, yüzde bin beş yüz, yüzde hudutsuz kere yüz ![]() ![]() ![]() Kadın erkeğe dedi ki: -Baktım dudağımla, yüreğimle, kafamla; severek, korkarak, eğilerek, dudağına, yüreğine, kafana ![]() Şimdi ne söylüyorsam karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana ![]() ![]() Ve ben artık biliyorum: Toprağın - yüzü güneşli bir ana gibi - en son en güzel çocuğunu emzirdiğini ![]() ![]() Fakat neyleyim saçlarım dolanmış ölmekte olan parmaklarına başımı kurtarmam kabil değil! Sen yürümelisin, yeni doğan çocuğun gözlerine bakarak ![]() ![]() Sen yürümelisin, beni bırakarak ![]() ![]() ![]() Kadın sustu ![]() SARILDILAR Bir kitap düştü yere ![]() ![]() ![]() Kapandı bir pencere ![]() ![]() ![]() AYRILDILAR ![]() ![]() ![]() |
|
|
|
|
|
|
#26 (permalink) |
|
BİR CEZAEVİNDE, TECRİTTEKİ ADAMIN
MEKTUPLARI 1 Senin adını kol saatımın kayışına tırnağımla kazıdım Malum ya, bulunduğum yerde ne sapı sedefli bir çakı var, (bizlere âlâtı-katıa verilmez), ne de başı bulutlarda bir çınar Belki avluda bir ağaç bulunur ama gökyüzünü başımın üstünde görmek bana yasak ![]() ![]() Burası benden başka kaç insanın evidir? Bilmiyorum Ben bir başıma onlardan uzağım, hep birlikte onlar benden uzak Bana kendimden başkasıyla konuşmak yasak Ben de kendi kendimle konuşuyorum Fakat çok can sıkıcı bulduğumdan sohbetimi şarkı söylüyorum karıcığım Hem, ne dersin, o berbat, ayarsız sesim öyle bir dokunuyor ki içime yüreğim parçalanıyor Ve tıpkı o eski acıklı hikâyelerdeki yalnayak, karlı yollara düşmüş, yetim bir çocuk gibi bu yürek, mavi gözleri ıslak kırmızı, küçücük burnunu çekerek senin bağrına sokulmak istiyor Yüzümü kızartmıyor benim onun bu an böyle zayıf böyle hodbin böyle sadece insan oluşu Belki bu hâlin fizyolojik, psikolojik filân izahı vardır Belki de sebep buna bana aylardır kendi sesimden başka insan sesi duyurmayan bu demirli pencere bu toprak testi bu dört duvardır ![]() ![]() Saat beş, karıcığım Dışarda susuzluğu acayip fısıltısı toprak damı ve sonsuzluğun ortasında kımıldanmadan duran bir sakat ve sıska atıyla, yani, kederden çıldırtmak için içerdeki adamı dışarda bütün ustalığı, bütün takım taklavatıyla ağaçsız boşluğa kıpkızıl inmekte bir bozkır akşamı Bugün de apansız gece olacaktır Bir ışık dolaşacak yanında sakat, sıska atın Ve şimdi karşımda haşin bir erkek ölüsü gibi yatan bu ümitsiz tabiatın ağaçsız boşluğuna bir anda yıldızlar dolacaktır Yine o malum sonuna erdik demektir işin, yani bugün de mükellef bir daüssıla için yine her şey yerli yerinde işte, her şey tamam Ben, ben içerdeki adam yine mutad hünerimi göstereceğim ve çocukluk günlerimin ince sazıyla suzinâk makamından bir şarkı ağzıyla yine billâhi kahredecek dil-i nâşâdımı seni böyle uzak, seni dumanlı, eğri bir aynadan seyreder gibi kafamın içinde duymak ![]() ![]() 2 Dışarda bahar geldi karıcığım, bahar Dışarda, bozkırın üstünde birdenbire taze toprak kokusu, kuş sesleri ve saire ![]() ![]() Dışarda bahar geldi karıcığım, bahar, dışarda bozkırın üstünde pırıltılar ![]() ![]() Ve içerde artık böcekleriyle canlanan kerevet, suyu donmayan testi ve sabahları çimentonun üstünde güneş ![]() ![]() Güneş, artık o her gün öğle vaktine kadar, bana yakın, benden uzak, sönerek, ışıldayarak yürür ![]() ![]() Ve gün ikindiye döner, gölgeler düşer duvarlara, başlar tutuşmaya demirli pencerenin camı : dışarda akşam olur, bulutsuz bir bahar akşamı ![]() ![]() İşte içerde baharın en kötü saatı budur asıl Velhasıl o pul pul ışıltılı derisi, ateşten gözleriyle bilhassa baharda ram eder kendine içerdeki adamı hürriyet denen ifrit ![]() ![]() Bu bittecrübe sabit, karıcığım, bittecrübe sabit ![]() ![]() 3 Bugün pazar Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak bu kadar mavi bu kadar geniş olduğuna şaşarak kımıldanmadan durdum Sonra saygıyla toprağa oturdum, dayadım sırtımı duvara Bu anda ne düşmek dalgalara, bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım Toprak, güneş ve ben ![]() ![]() Bahtiyarım ![]() ![]() 1938 |
|
|
|
|
|
|
#27 (permalink) |
|
BİR GEMİCİ TÜRKÜSÜ
Rüzgâr, yıldızlar ve su Bir Afrika rüyasının uykusu düşmüş dalgalara Işıltılı, kara bir yelken gibi ince direğinde geminin Geçmekteyiz içinden bir sayısız bir uçsuz bucaksız yıldızlar âleminin Yıldızlar rüzgâr ve su Başüstünde bir gemici korosu su gibi, rüzgâr gibi, yıldızlar gibi bir türkü söylüyor, yıldızlar gibi rüzgâr gibi su gibi bir türkü Bu türkü diyor ki, «Korkumuz yok! İnmedi bir gün bile gözlerimize bir kış akşamı gibi karanlığı korkunun » Bu türkü diyor ki, «Bir gülüşün ateşiyle yakmasını biliriz ölümün önünde sigaramızı » Bu türkü diyor ki, «Çizmişiz rotamızı dostların alkışlarıyla değil gıcırtısıyla düşmanın dişlerinin » Bu türkü diyor ki, «Dövüşmek ![]() » Bu türkü diyor ki, «Işıklı büyük ışıklı geniş ve sınırsız bir limana dümen suyumuzda sürüklemek denizi ![]() » Bu türkü diyor ki, «Yıldızlar rüzgâr ve su ![]() ![]() » Başüstünde bir gemici korosu bir türkü söylüyor; yıldızlar gibi rüzgâr gibi, su gibi bir türkü ![]() ![]() |
|
|
|
|
|
|
#28 (permalink) |
|
BİR HAZİN HÜRRİYET
Satarsın gözlerinin dikkatini, ellerinin nurunu, bir lokma bile tatmadan yoğurursun bütün nimetlerin hamurunu Büyük hürriyetinle çalışırsın el kapısında, ananı ağlatanı Karun etmek hürriyetiyle hürsün! Sen doğar doğmaz dikilirler tepene, işler ömrün boyunca durup dinlenmeden yalan değirmenleri, büyük hürriyetinle parmağın şakağında düşünürsün vicdan hürriyetiyle hürsün! Başın ensenden kesik gibi düşük, kolların iki yanında upuzun, büyük hürriyetinle dolaşıp durursun, işsiz kalmak hürriyetiyle hürsün! En yakın insanınmış gibi verirsin memleketini, günün birinde, mesela, Amerika'ya ciro ederler onu seni de büyük hürriyetinle beraber, hava üssü olmak hürriyetiyle hürsün! Yapışır yakana kopası elleri Valstrit'in, günün birinde, diyelim ki, Kore'ye gönderilebilirsin, büyük hürriyetinle bir çukura doldurulabilirsin, meçhul asker olmak hürriyetiyle hürsün! Bir alet, bir sayı, bir vesile gibi değil insan gibi yaşamalıyız dersin, büyük hürriyetinle basarlar kelepçeyi, yakalanmak, hapse girmek, hatta asılmak hürriyetinle hürsün Ne demir, ne tahta, ne tül perde var hayatında, hürriyeti seçmene lüzum yok hürsün Bu hürriyet hazin şey yıldızların altında 1951 |
|
|
|
|
|
|
#29 (permalink) |
|
BİR KIZ VARDI JAPONYADA
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Bir kız vardı Japonyada ufacık, tefecik bir kız, Bir bulut vardı dünyada işi: öldürmekti yalnız ![]() Bu bulut bu kızcağızın öldürdü nineciğini, külünü göğe savurdu, sonra, yine apansızın gelip babasını vurdu, sonra da kızın kendisini ![]() Ve doymadı ve doymadı yeni kurbanlar arıyor ![]() Atom ölümüdür adı, karanlıkta bağırıyor ![]() Büyük bir birlik kuralım, canavarı susturalım ![]() Savaş cengine gidelim, canavarı yok edelim ![]() |
|
|
|
|
|
|
#30 (permalink) |
|
ORKESTRA
Bana bak! Hey! Avanak! Elinden o zırıltıyı bıraksana! Sana, üç telinde üç sıska bülbül öten üç telli saz yaramaz! Bana bak! Hey! Avanak! Üç telinde üç sıska bülbül öten üç telli saz dağlarla dalgalarla kütleleri ileri atlatamaz! Üç telli saz yatağını değiştirmek isteyen nehirlerden:- köylerden, şehirlerden aldığı hızla, milyonlarla ağzı bir tek ağızla güldüremez! Ağlatamaz! hey! hey! üç telli sazın üç telinde öten üç sıska bülbül öldü acından Onu attım köşeye! hey! hey! üç telli sazın ağacından deli tiryakilere içi afyon lüleli bir çubuk yaptılar! Hey! Hey! Dağlarla dalgalarla, dağ gibi dalgalarla dalga gibi dağ-lar-la başladı orkestram! Hey! Hey! Ağır sesli çekiçler sağır örslerin kulağına Hay-kır-dı! Sabanlar güleşiyor tarlalarla, tarlalarla! Coştu çalgıcı başı, esiyor orkestram dağlarla dalgalarla, dağ gibi dalgalarla, dalga gibi dağ-lar-la 1921 |
|
|
|
|
![]() |
| Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
|
|