evet bilirim nereden geldiğimi, ben ateşim besbelli, evet bilirim nereden geldiğimi kimin şiiir, nietzsche ölüm arabacı, küldür arkamda kalan ben ateşim besbelli, ben ateşim besbelli şiiri, ben ateşim şiiri
Evet, bilirim nereden geldiğimi
Alev gibi doymamış, aç
Yanar, tüketirim kendimi.
Işık olur, ne tutarsam,
Küldür arkamda kalan.
Ben ateşim besbelli.
YAŞAMI
Alman şair ve filozof, Üstinsan kuramcısı Friedrich Nietzsche, 15 Ekim 1844'te Lützen yakınlarında Röcken'de doğdu, 25 Ağustos 1900'de Weimar'da öldü. Babasının 1849'da ölümü nedeniyle annesi ile birlikte Naumburg'a giderek Bürgerschule'de öğrenime başladı. 1858'de ünlü Alman aydınlarının öğrenim gördüğü Pforta'ya yazıldı. Arkadaşlarıyla şiir, kültür tarihi, felsefe çalışmaları yapan Germania adlı bir dernek kurdu. 1864'te Bonn Üniversitesi'ne girdi. 1865'te, öğrenimini izlediği dil bilgini Friedrich Wilhelm Ritschel'in Leibzig Üniversitesi'ne
geçmesi üzerine burada öğrenimini sürdürdü. 1868'de yüksek öğrenimini bitirdi. Fransız-Prusya Savaşı başlayınca gözleri bozuk olmasına karşın süvari olarak orduya alındı, eğitim sırasında attan düştü ve sık sık bunalım geçirmeye başladı. 1869'da Basel Üniversitesi'ne öğretim görevlisi olarak atandı. Ertesi yıl İsviçre vatandaşı olarak öğretim üyeliğine getirildi. 1870'de Fransa-Almanya Savaşı'na gönüllü sağlık görevlisi olarak katıldı, ancak dizanteri ve difteriye yakalanması nedeniyle Basel'e döndü. 1875'ten 1899'a kadar iniş çıkışlı bunalımlı sarsıntılı dönemler geçirdi. 1879'da Basel Üniversitesi'nden malulen emekli edildi. 1889 başında evinin önünden geçen bir arabacı atını kırbaçlayınca, fırladı ve ata sarılarak öptü; bir daha düzelmeyen ruhsal çökkünlük yaşadı.
ECCE HOMO
Evet, bilirim nereden geldiğimi
Alev gibi doymamış, aç
Yanar, tüketirim kendimi.
Işık olur, ne tutarsam,
Küldür arkamda kalan.
Ben ateşim besbelli.
İŞARET ATEŞİ
Burada, adanın denizlerin ortasında çıkıverdiği,
bir kurban taşı gibi birdenbire yükseldiği yerde,
burada, kara göklerin altında tutuşturuyor
Zerdüşt koca ateşini,
yollarını kaybetmiş gemicilere işaret ateşi,
bir cevap verebileceklere soru işareti...
Beyaz-gri karınlı bu alev
-arzulaması yalıyor soğuk uzaklıkları,
hep daha arı yüksekliklere uzatıyor boynunu-
sabırsızlıkla dikelmiş bir yılan:
bu işareti takıyorum kendi kendime.
Benim ruhumdur bu alev:
Kanmazca susuz hep yeni uzaklıklara,
durgun yalazını fırlatıyor, yukarlara.
Ne demeğe kaçtı Zerdüşt hayvandan da insandan da?
Ne demeğe bıraktı sağlam karaları?
altı yalnızlığı tanımıştı bile
ama yetmedi ona denizin yalnızlığı,
ada bıraktı tırmansın, tepe bıraktı yansın, alev olsun,
bir yedinci yalnızlığı, yukarıya,
attı şimdi oltasını arayışla,
Ey yollarını kaybetmiş denizciler! Ey sönmüş yıldızların artıkları!
Siz ey geleceğin denizcileri! Ey keşfedilmemiş gökler!
İşte atıyorum bütün yalnızlara oltamı:
bir cevap verin alevin sabırsızlığına,
yakalayın bana, yüksek dağlarda bekleyen balıkçıya
yedinci, sonuncu yalnızlığımı!
KÖPRÜNÜN ÜSTÜNDE
Köprünün üstünde durmuşum geçende
Karanlık geceye bürünmüşüm.
Bir türkü duyulur uzaklardan
Altın damlalar yağardı bir de
Ürperen aynasına suyun.
Gondollar, ışıklar, bir de musiki
Geçmiş kendinden,yüzdüler alacakaranlığa doğru.
Ruhum, şu görünmez parmakların
Dokunduğu çalgı,
Bir Venedik türküsü söyledi gizlice,
Boyam boyam mutluluklar içinde ürpererek.
-Bir duyan var mı dersin?
YURTSUZ
Dört nala koşan atlar
Uzaklara götürür beni,
Korkmadan, doludizgin.
Gören tanır beni,
Ve tanıyan
Yurtsuz Adam diye seslenir.
Haydi, haydi!
Asla bırakma beni,
Yazgım, ey parlak yıldız!
Kimse bana soramaz,
Nerelisin diye.
Asla bağlanmadım bir yere
Ve geçip giden zamana.
Özgürüm kartallar gibi.
Haydi, haydi!
Asla bırakma beni,
Yazgım, ey tatlı Mayıs!
Neden inanayım ki?
Bir gün öleceğime,
Kekre ölümü öpeceğime.
Mezara mı düşeyim,
Bir daha içmeyeyim mi
Yaşamın nazenin köpüğünü?
Haydi, haydi!
Asla bırakma beni,
Yazgım, ey renkli düş!