RisaLe DersLeri-2.Lema

Konu, 'Din ve İslamiyet' kısmında Yorumsuz tarafından paylaşıldı.

  1. Yorumsuz

    Yorumsuz Pasif yorumcu

    Kayıt:
    30 Haziran 2006
    Mesajlar:
    199.853
    Konular:
    48.818
    Beğeniler:
    20.971
            
    İKİNCİ LEM'A(*)

    بِسْمِ اللّهِ الرّحْمنِ الرّحِيمِ
    اِذْ نَادَى رَبَّهُ اَنّىِ مَسَّنِىَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ
    **"Eyyüb de hatırla ki, Rabbine şöyle niyaz etmişti: ’Bana gerçekten zarar dokundu. Sen ise merhametlilerin en merhametlisisin.’"**( Enbiyâ Sûresi 83)
    Sabır kahramanı Hazret-i Eyyub Aleyhisselâm'ın şu münâcâtı, hem mücerreb, hem te'sirlidir. Fakat âyetten iktibas suretinde bizler münâcâtımızda رَبِّ اَِنّىِ مَسَّنِىَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ**Ey Rabbim! Bana gerçekten zarar dokundu. Sen ise merhametlilerin en merhametlisisin**.demeliyiz. Hazret-i Eyyub Aleyhisselâm'ın meşhur kıssasının hülâsası şudur ki:
    Pek çok yara, bere içinde epey müddet kaldığı halde, o hastalığın azîm mükâfatını düşünerek kemal-i sabırla tahammül edip kalmış. Sonra yaralarından tevellüd eden kurtlar, kalbine ve diline iliştiği zaman, zikir ve mârifet-i İlahiyyenin mahalleri olan kalb ve lisanına iliştikleri için, o vazîfe-i ubûdiyete hâlel gelir düşüncesiyle kendi istirahatı için değil, belki ubûdiyet-i İlâhiyye için demiş: "Ya Rab! Zarar bana dokundu, lisanen zikrime ve kalben ubûdiyetime hâlel veriyor." diye münâcât edip, Cenab-ı Hak o hâlis ve sâfi, garazsız, lillâh için o münacatı gâyet harika bir surette kabûl etmiş. Kemal-i âfiyetini ihsan edip envâ-i merhametine mazhar eylemiş(1). İşte bu Lem'ada "Beş Nükte" var.

    BİRİNCİ NÜKTE:
    Hazret-i Eyyub Aleyhisselâm'ın zâhirî yara hastalıklarının mukabili bizim bâtınî ve ruhî ve kalbî hastalıklarımız vardır. İç dışa, dış içe bir çevrilsek, Hazret-i Eyyub'dan daha ziyade yaralı ve hastalıklı görüneceğiz. Çünkü işlediğimiz her bir günah, kafamıza giren herbir şüphe, kalb ve ruhumuza yaralar açar(2). Hazret-i Eyyub Aleyhisselâm'ın yaraları, kısacık hayat-ı dünyeviyesini tehdid ediyordu. Bizim mânevî yaralarımız, pek uzun olan hayat-ı ebediyemizi tehdid ediyor(3). O münâcât-ı Eyyubiyeye, o Hazretten bin defa daha ziyâde muhtacız. Bahusus nasılki o Hazretin yaralarından neş'et eden kurtlar, kalb ve lisanına ilişmişler; öyle de; bizleri, günahlardan gelen yaralar ve yaralardan hasıl olan vesveseler, şübheler (neuzûbillâh) mahall-i îmân olan bâtın-ı kalbe ilişip îmânı zedeler ve îmânın tercümânı olan lisanın zevk-i ruhânîsine ilişip zikirden nefretkârâne uzaklaştırarak susturuyorlar. Evet günah kalbe işleyip, siyahlandıra siyahlandıra tâ nur-u îmânı çıkarıncaya kadar katılaştırıyor. Herbir günah içinde küfre gidecek bir yol var(4). O günah istiğfar ile çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir mânevî yılan olarak kalbi ısırıyor(5). Meselâ: Utandıracak bir günâhı gizli işliyen bir adam, başkasının ıttılaından çok hicab ettiği zaman, melâike ve ruhaniyatın vücudu ona çok ağır geliyor. Küçük bir emâre ile onları inkâr etmek arzu ediyor. Hem meselâ: Cehennem azabını intaç eden büyük bir günahı işliyen bir adam, Cehennem'in tehdidatını işittikçe istiğfar ile ona karşı siper almazsa, bütün ruhuyla Cehennem'in ademini arzu ettiğinden, küçük bir emâre ve bir şüphe, Cehennem'in inkârına cesaret veriyor. Hem meselâ: Farz namazını kılmayan ve vazîfe-i ubûdiyeti yerine getirmiyen bir adamın küçük bir âmirinden küçük bir vazîfesizlik yüzünden aldığı tekdirden müteessir olan o adam, Sultan-ı Ezel ve Ebed'in mükerrer emirlerine karşı farzında yaptığı bir tenbellik, büyük bir sıkıntı veriyor ve o sıkıntıdan arzu ediyor ve mânen diyor ki: "Keşki o vazîfe-i ubûdiyeti bulunmasa idi." Ve bu arzudan bir mânevî adâvet-i İlâhiyeyi işmam eden bir inkâr arzusu uyanır(6). Bir şübhe, vücûd-u İlâhiyeye dair kalbe gelse, kat'î bir delil gibi ona yapışmaya meyleder. Büyük bir helâket kapısı ona açılır. O bedbaht bilmiyor ki: İnkâr vasıtasiyle, gâyet cüz'î bir sıkıntı vazife-i ubûdiyetten gelmeye mukabil, inkârda milyonlar ile o sıkıntıdan daha müdhiş mânevî sıkıntılara kendini hedef eder. Sineğin ısırmasından kaçıp, yılanın ısırmasını kabul eder. Ve hâkeza.. bu üç misâle kıyas edilsin ki بَلْ رَانَ عَلَى قُلُوبِهِمْ**"Kazandıkları günahlar, kalblerini kaplayıp karartmıştır."(Mutaffifîn Sûresi14)sırrı anlaşılsın.
  2. Yorumsuz

    Yorumsuz Pasif yorumcu

    Kayıt:
    30 Haziran 2006
    Mesajlar:
    199.853
    Konular:
    48.818
    Beğeniler:
    20.971
    İKİNCİ LEMA AÇIKLAMA
    *)Bu derste günahlardan korunmanın önemini göreceğiz.
    1)EYYÛB ALEYHİSSELÂM
    İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerdendir. Eyyûb aleyhisselâm’ın çok malı ve oğluları vardı. Allah-ü Teâlâ hazret-i Eyyûb'u imtihan etmeyi murâd etti.Onun malarını çeşitli vesilelerle elinden aldı.Bir deprem sonucu çocuklarının bütünü vefat etti.Bundan sonra Allah-ü Teâlâ Eyyûb Aleyhisselâmın vücuduna hastalık verdi.Hazret-i Eyyûb'un hastalığı gün geçtikçe şiddetlendi.Kimse yanına uğramaz oldu.Yalnız hanımı Rahîme Hatûn onu terk etmedi. Yaşadıkları şehirin halkı Eyyûb Aleyhisselâmı ve hanımı Rahîme'yi kendilerine hastalık bulaşır endişesiyle şehirden dışarı çıkardılar.Hazret-i Eyyûb,yedi yıl dert ve bela içinde kaldı.Hâlinden hiç şikâyet etmedi.
    Hazret-i Eyyûb'un hastalığı gittikçe şiddetlendi.Onun bu hâli beden,kalp ve lisanıyla yaptığı kulluk ve peygamberlik vazifelerini iyice zorlaştırdı.O zaman Allahü Teâlâya duâ ve niyazda bulundu:" Bana gerçekten hastalık isabet etti.Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin." dedi.Allahü teâlâ onun duâ ve niyâzını kabûl etti.Bir gün Allahü Teâlâ;"(Ey Eyyûb!) Ayağını yere vur.Çıkan sudan gusleyle ve soğuğundan iç." (Sâd sûresi:42) buyurdu.Bu emr-i ilâhî üzerine Eyyûb aleyhisselâm ayağını yere vurdu.Biri sıcak,biri soğuk,iki pınar fışkırdı.Sıcak sudan gusl edince bedenindeki,soğuk sudan içince içindeki hastalıklardan kurtuldu ve sıhhate kavuştu.Kuvveti geri geldi.Taze bir genç oldu.Elinden alınmış olan mallarını Allahü Teâlâ geri iâde etti.Çok sayıda evlâd ihsân etti. Yüz çeviren dostları kendisine muhabbetle yöneldiler.
    2)Zamanımızda insanın günahlara maruz kalma ihtimali çok fazladır.Bir yanda televizyon bir yanda çarşı pazar sürekli olarak günaha teşvik etmektedir.Bu ortamlara mecburen uğrayan insanda bazen isteyerek bazen de istemeyerek bu günahlara maruz kalmaktadır.Kal bu durumdan sıkıntı duyar.Şöyle ki:

    1) İnsan iman emanetini kalbinde taşır.Çünkü kalp ona bu emaneti taşımak için verilmiştir.Eğer insan kalbini Allah’ın yasak ettiklerine açarsa emanette emin olmamış dolaysıyla da fıtratına ters hareket etmiş olur.Böyle olunca da kalbi sıkılır.

    2)‘’Dikkat edin kalpler ancak Allah’ı zikretmekle tatmin olur’’.(RAD 28)ayetinde anlaşılacağı üzere Kalp ancak Allah’ı zikirle tatmin olur.Peygamberimiz de zikre çok önem vermiştir.Şöyle ki
    Ebu'd-Derda (radiyallahu anh) anlatıyor: "Resul-i Ekrem (aleyhissalatu vesselam), (bir gün) sordu:
    "En hayırlı olan ve derecenizi en ziyade artıran, melikinizin yanında en temiz,
  3. Yorumsuz

    Yorumsuz Pasif yorumcu

    Kayıt:
    30 Haziran 2006
    Mesajlar:
    199.853
    Konular:
    48.818
    Beğeniler:
    20.971
    sizin için gümüş ve altın paralar bağışlamaktan daha sevaplı, düşmanla karsılaşıp boyunlarını vurmanız veya boyunlarınızı vurmalarından sizin için daha hayırlı olan amelinizin hangisi olduğunu haber vereyim mi ?"
    "Evet! Ey Allah’ın Resulü!" dediler.
    "Allah’ın zikridir!" buyurdu.
    Tirmizi, Daavat 6, (3374); Muvatta, Kur'an 24.


    Evet kalbi tatmin edecek yegane ilaç olan zikre Efendimiz(sav) çok önem vermiştir.Oysa zehirli bir bal hükmünde olan günahlar kalbe kasvet verir.Bu durumu dünyevi eğlencelerden sonra kalbinde kasvet hissetmiş herkes anlayacaktır.Dolaysıyla günah kalbe ferahlık değil sıkıntı verir.

    Ruhun durumu da farklı değildir.Fani zevkler bekaya aşık ruhu tatmin etmez tersine daha da hırçınlaştırır.
    3) Hz Eyyub Aleyhisselâm’ın yaraları zaten bitecek dünya hayatını tehdit ediyordu.Oysa bizim günahlarımızdan gelen yaralar ebedi hayatımızı tehdit ediyor.
    İnsan işlediği günahlar sonucunda neyi kaybettiğini ve nasıl bir cezaya çarptırılacağını bilse elbette günaha girmeme konusunda gayretli olur.Günahlar karşısında sabredenleri Kuran-Kerim şu ayetlerle anlatır. Kitabı sağından verilen, "alın okuyun kitabımı.. "Çünkü ben hesabıma kavuşacağımı sezmiştim" der.Artık o hoşnut bir hayattadır.Yüksek bir cennettedir. (HAKKA19-23).
    Günahlara karşı sabretmeyi hesap gününü unutanların hali de Kuran- Kerimde şöyle anlatılır:
    Kitabı sol tarafından verilen ise der ki: "Keşke kitabım verilmeseydi de, Hesabımın ne olduğunu bilmeseydim,Ne olurdu o ölüm, iş bitirici olsaydı.(HAKKA25-27)
    (Zebanilere şöyle denir): "Onu yakalayın da bağlayın. "Sonra da cehenneme atın (hakka 30-31)
    Evet bizim manevi yaralarımız olan günahlar ebedi hayatımızı tehdit ediyor.

    4)Ebu Hureyre (radiyallahu anh) anlatiyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam) buyurdu ki: "Kul bir hata yaptığı zaman kalbinde siyah bir iz meydana gelir. Eğer kişi, o hatadan nefsini uzaklaştırır, af talebe eder ve tövbede bulunursa kalbi cilalanarak (leke silinir). Bilakis, aynı günahı işlemeye devam ederse, kalpteki leke artırılır. Hatta bir zaman gelir, kalbi tamamen
  4. Yorumsuz

    Yorumsuz Pasif yorumcu

    Kayıt:
    30 Haziran 2006
    Mesajlar:
    199.853
    Konular:
    48.818
    Beğeniler:
    20.971
    kaplar. İste bu durum Cenab-i Hakk'ın: " Onların irtikab ede geldikleri, kalplerini paslandırmıştır" (Mutaffifin 14) mealindeki ayette zikrettiği pastır."
    (Tirmizi, Tefsir, Mutaffifin (3331); Ibnu Mace, Zuhd 29, (4244).


    Evet günahta ısrar insanın kalbindeki iman nurunun sönmesine sebep olabilir.Böyle bir durumda kişinin ebedi felaketidir.

    Allah kullarının hataya düşmemesi için Kuran-ı Kerimde onları bir çok defa uyarmıştır.Mesela Günahın açığını da, gizlisini de bırakın!Günah kazananlar, yaptıklarının cezasını çekecekler.( EN'AM 120)Ayetiyle gizli açık günah işleyenin cezasız kalmayacağını bildirir. Şüphesiz Allah her şeyi işitir, her şeyi görür(hac-75).Ayetiyle Allah’dan gizlimiz olamayacağını bize öğretir.
    KISSA
    KİMSENİN GÖRMEDİĞİ YER
    Eski zamanda bir hoca, talebelerinden birini, çalışkanlığından, zeka ve anlayışından dolayı diğerlerinden daha çok seviyor ve takdir ediyordu. Hocanın bu sevgi ve takdiri diğer öğrenciler tarafından biliniyor ve için için kıskanılıyordu.

    - "Hoca neden yalnız bu arkadaşa ilgi ve yakınlık gösteriyor, aramızdaki tek zeki ve çalışkan o mu?" şeklinde laflar ediyorlardı.

    Hoca da onların bu tür düşüncelerinin farkındaydı. Hoca efendi bir gün derse gelirken yanında öğrencilerinin sayısınca kuş getirdi. Her öğrenciye bunlardan bir tane vererek;

    "Haydi yavrularım, bu kuşları hiç kimsenin görmediği bir yerde kesin getirin, ama dikkat edin hiç kimse görmesin haa!" dedi.

    Bunun üzerine talebeler sağa sola dağıldılar. Bir müddet sonra da kuşları kesip kanlarını akıta akıta dönmeye başladılar. Kimileri övünüyordu: "Ben falan yerde kestim, hiç kimse görmedi" gibi... Hoca da böyle övünenlere bir "aferin" çekiyordu.

    Biraz sonra bütün öğrenciler kuşları kesmiş olarak döndüler. En sonra Hocanın sevdiği öğrenci geldi, üstelik kuşu da kesmemişti...Hoca sordu:

    - "Oğlum, kuşu niçin kesmedin, bak arkadaşlarının hepsi kestiler, yoksa kimsenin göremeyeceği biryer bulamadın mı?"

  5. Yorumsuz

    Yorumsuz Pasif yorumcu

    Kayıt:
    30 Haziran 2006
    Mesajlar:
    199.853
    Konular:
    48.818
    Beğeniler:
    20.971
    - "Evet hocam, insanların göremeyeceği yer ben de bulabilirdim, ama Allah'ın görmeyeceği yer bulamadım. O nedenle kuşu kesmeden döndüm. "

    Bu cevap diğer öğrencilerin akıllarını başlarına getirdi. Yaptıkları dikkatsizliği anladılar. Hepsi biliyordu Allah'ın göremeyeceği yer olmadığını, ama önemli olan onu düşünebilmekti. Bundan sonra arkadaşlarının farkını anlayıp hocalarının ona ilgisine hak verdiler.

    Evet insan kendisini cezaya maruz bırakacak hatta imanın kalbinden çıkmasına neden olacak günahlara karşı devamlı teyakkuzda olmalıdır.Çünkü biz Allah’ı görmesekte O bizi görüyor.

    5)Günahlara sonucu istiğfar yani Allah’tan af dileme çok önemlidir.Ancak Günah işleyip de kendisine ölüm gelince: "İşte ben şimdi tövbe ettim." diyen kimselerin tövbesi kabul edilmez.( NİSA-18)Ayetinden de anlaşılacağı üzere tövbe hiçbir zaman sonraya bırakılmamalıdır.Zira ölümün bizi ne zaman yakalayacağı belli değildir.İnsan günah işlememelidir.Eğer günah işlemişse hemen tövbe etmelidir.Tövbenin en güzeli ise namazdır namazdır. Efendimizin(sav)dilinden meseleyi anlamaya çalışalım:

    **Ebu Saidi 'l-Hudri radiyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam(bir defasında yanındakilere): "Allah’ın kendisiyle hataları örtüp, sevapları artırdığı şeyi size göstereyim mi?" demişti. Ashaba: "Evet söyleyin ey Allah’ın Resulü!" dediler. Bunun üzerine:
    "O şey, zahmetli durumlarda bile abesti tam almak, mescitlere çok adım atmak, namazdan sonra müteakip namazı beklemek!" buyurdular."




    **Hz. Ebu Hureyre (radiyallahu anh) anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam)'in söyle söylediğini işittim:
    "Sizden birinizin kapısının önünden bir nehir aksa ve bu nehirde her gün beş kere yıkansa, acaba üzerinde hiç kir kalır mi, ne dersiniz?"
    "Bu hal, dediler, onun kirlerinden hiçbir şey bırakmaz!" Aleyhissalatu vesselam:
    "İste bu, beş vakit namazın misalidir. Allah onlar sayesinde bütün hataları siler" buyurdu."
    Buhari, Mevakit 6; Muslim, Mesacid 282, (666); Tirmizi, Emsal 5, (2872); Nesai, Salat 7, (1, 231); Muvatta, Sefer 91, (1,174).

    **Ebu Umame (radiyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam)
  6. Yorumsuz

    Yorumsuz Pasif yorumcu

    Kayıt:
    30 Haziran 2006
    Mesajlar:
    199.853
    Konular:
    48.818
    Beğeniler:
    20.971
    ile beraber mescidde idik. O esnada bir adam geldi ve:
    "Ey Allah’ın Resulü, ben bir hadd işledim, bana cezasını ver!" dedi, Resulullah adama cevap vermedi. Adam talebini tekrar etti. Aleyhissalatu vesselam yine sukut buyurdu. Derken (namaz vakti girdi ve) namaz kılındı. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) namazdan çıkınca adam yine pesine düştü, ben de adamı takip ettim. Ona ne cevap vereceğini işitmek istiyordum. Efendimiz adama:
    "Evinden çıkınca abdest almış, abdestini de güzel yapmış mıydın?" buyurdu. O:
    "Evet ey Allah’ın Resulu!" dedi. Efendimiz:
    "Sonra da bizimle namaz kıldın mı?" diye sordu. Adam:
    "Evet ey Allah’ın Resulü!" deyince, Efendimiz:
    "Öyleyse Allah Teala hazretleri haddini -veya günahını demişti- affetti" buyurdu."
    Buhari, Hudud 27, Muslim, Tevbe 44, 45, (2764, 2765); Ebu Davud, Hudud 9, (4381).

    Evet namaz yekpare tövbedir.

    6)İnsan günahlara maruz kalma ve başta namaz gibi sevaplardan alıkoyma cürmü yüzünden nefsine savaş açmalıdır.Eğer bunun yerine Allah niye bunları yasakladı neden şunları emretti keşke böyle olmasaydı şeklinde şikayetlerle Allah’a savaş açarsa Allah korusun imanını kaybeder.
    Evet insan Allah’ın emirlerinden değil nefsinin serkeşliğinden şikayetçi olmalıdır.

Sayfayı Paylaş