Resimlerle Halk Oyunlar (Gzel lkemin Oyunlar)

Konu, 'Diğer Sanatlar' kısmında violet tarafından paylaşıldı.

  1. violet

    violet Hoşgeldin Meleğim..

    Kayıt:
    11 Ekim 2006
    Mesajlar:
    142.399
    Konular:
    48.971
    Beğeniler:
    11.011
    Nereden:
    Belirtilmedi
            
    Halk oyunları bakımından Horon yöresindedir. Karadeniz’in bu şirin kentinde danslar kadın ve erkekler tarafından ayrı ayrı yada birlikte icra edilir.Erkek danslarındaki hareketli,sert figürler kadın danslarında aynı hareketlilikte fakat daha yumuşaktır. Türkler Doğu Karadeniz bölgesine yerleştiklerinde yabancı olmadıkları bir doğa parçasıyla karşılaşırlar. Yöre çok engebeli, sarp, dik ve dağlıktır. Öte yandan bölgeyi kuzey yönünde baştan başa kuşatan, sürekli dalgalı ve hırçın bir deniz vardır. Bu acımasız özellikleri içeren bir doğa üzerinde mücadele veren insanların tipik, yöreye özgü Folkloru ve Halk Oyunları da böylece oluşur. Doğu Karadeniz yöresindeki oyunların özgün çalgısı kemençedir. Ancak horonlar açık yerlerde ve köy meydanlarında cura, davul ve zurna ile oynanmaktadır. Oyuncuların birbirine tutunarak dizi biçiminde ve disiplinli bir şekilde oynadıkları horonların bazıları türkülüdür. Horonlar açık havada, düğünlerde 20-30 kişi çember şeklinde tutunarak oynanır. Çemberin içinde bulunan kemençeci aynı, zamanda horonu yönetir. Horon genellikle davul, zurna, kemençe veya az da olsa kaval eşliğinde insanların kol kola tutuşarak sağa doğru hareket etmek suretiyle, çalgı aletlerinin ritmine uyularak dizlerin gevşeyip toplanmasıyla oluşturulan kıvrak ve canlı hareketler topluluğu sonucu meydana gelir. "Horon tepme" şeklinde konuşulur. Komutla oynandığı gibi kız (bayan) horonlarında komuta bağlı kalınmadan da oynanır. Kasaba ve şehirlerde oynanan horonlar kopmadan sürdürülen bir bütün, birbirine bağlanarak oynanan bir potpuri gibidir. Yörede kız ve erkekler horonları bir arada oynadıkları gibi ayrı gruplar halinde de sürdürebilirler.

    Horonların Oynandığı Yerler Ve Etkilendiği Unsurlar:< Resme gitmek için tıklayın >


    Horonun atik, kıvrak ve çabuk hareketleri, suyun kaynaması hamsinin kıvrak hareketleri insanlarının atik ve çevik olduğunu anımsatır. Kızlı erkekli olduğu gibi sade kız; sade erkeklerce de oynanabilir. Kız ve erkek horonları oynanırken becerikli ve gönüllü kişilerce mahalli türkü eşliğinde de oynanabilir.Horonlar neşeli zamanlarda; Bayram, düğün, dernek, askere uğurlama ve arkadaşlar arasında düzenlenen eğlencelerde oynanır. Yürekleri dolduran coşkular, sevinçler buralarda horona dönüşür. Nerede bir durak, bir oturak yeri varsa orası ''HORONDÜZÜ'' dür. üstünde horon oynanmayan tek bir düzlük yoktur Karadeniz'de...Horon Karadeniz'in soluk alışı, yürek atışı, dalgalanışıdır. Horon doğa ile insanın el ele, kol kola şahlanışıdır. Karadeniz'e özgü horonun yapısında tarım kültürünün varlığı apaçık ortadadır. Horonda görülen öne eğilmeler ve kolların öne uzatılıp sallandırılması; tarlada kazma ile çapa yapılması gibidir. Horoncuların el tutması ve hamle yapmaları ile belcilerin ''VOL ATMA'' hamleleri aynıdır. Karadeniz'de yalnız başına iş yapmak çok zor olduğundan horon; Karadenizlinin her işte el ele verilmesini, birlikte çalışmaya duyduğu ihtiyacı anlatmasıdır. Doğa yapısının sert ve dağlık oluşu, denizinin ve havasının kararsızlığı horon oyunlarında göze çarpar.Bayanlar, zaten folklorik kıyafet giyen giysilerle erkekler de ise beyaz gömlek üzerine siyah veya lacivert yelek ve pantolon beyaz çorap siyah ayakkabı giydikleri bunları tabanca ve köstekli saatle süslenerek oluşan görüntüler hakimdir.

    Horonlar Üç Bölümden Oluşur:
    1. DÜZ HORON BÖLÜMÜ: Horon oynanmaya başlarken ağır tempoda oynanır. Bundan ötürü oyunun bu bölümüne ''ağır horon bölümü'' de denir. Oyun halkası saat ibresinin tersi yönünde döner. Söylenen türkülere ellerle tempo tutulur. Müzik ne kadar yüksek tempolu çalınırsa, oyuncular da o kadar kıvrak ve hareketli olurlar. Ritim arttıkça vücut dikleşir, kollar yukarıya kalkar. Gelen komutla ''yenlik yenlik'' ''alaşağı'' ya da ''ufak ufak'' diğer oyuncular da uyarılarak doğrudan sert bölüme geçildiği gibi yenlike bölüme de geçilir.

    2. YENLİK BÖLÜMÜ: Kollar aşağıya iner, dizler kırık ve bel kısmı dizlerin açısında öne doğru eğiktir. Kol çıkarmalar ve omuz sallamalar bu bölümde ön plandadır. Adımlar geriye, yana ve öne basarak belli alan içinde gezinilir. Vücudun yapmış olduğu çalımlar yumuşak ve hafiftir. Oyunun ritmi düz horon bölümüne oranla biraz daha hızlıdır. Komutçudan gelen ''alaşağa'', ''aloğlum'', ''kimola'', ''taktum'', ''yıkoğlum'' veya ''ıslık'' şeklinde gelen komutla sert bölüme geçilir.

    3. SERT BÖLÜMÜ: Diğer bölümlere nazaran hareketler daha sert ve canlıdır. Omuz sallamalar daha seri, ayaklar yere daha sert basar. Oyunun en gösterişli, temposunun oldukça yüksek olduğu ve oyuncuların tüm yeteneklerini ortaya koyduğu bir bölümdür. Oyuna devam edilecekse tekrar düz horon bölümüne geçilir.

    OYUN ÇEŞİTLERİ:
    Horon Kurma, Siksara, Kozangel, Eskiya Horonu, Biçak Oyunu, Hissa, Sis Dagi, Sallama'lar ve Karşılama

    Oyunlara eşlik eden müzik aletleri şunlardır:
    Kemençe,Davul,Cura

    TRABZON YÖRESİ KIYAFETLERİ
    KADIN GİYSİLERİ

    BAŞA GİYİLENLER
    < Resme gitmek için tıklayın >

    Yaşmak: Sade ve desenli etrafi pullu örtülerdir. Yaşmağın püsküllüsünü nişanlı kızlar ve yeni gelinler takarlar. Şalpazan ve Tonya taraflarında üst üste iki örtü sarılmaktadır
    Kukul: Tepelik ve üstünlük diye de bilinir.Siyah renkli ve kenarlan çiçek desenli ve yaşmaktaki işlemelerle süslü olup yaşmağın küçüğüdür. Yaşmağın üzerine sarılır. Ku&shy;kul sarı olunca yaşmak siyah olmalıdır
    Çömber: Kenarlan dallı ve sade olan comber siyah tülbenttendir.Genellikle yaşlı kadınlar bağlar.Boğaz altından doğru bağlanan çömberin altına, gençlerdeki kukul yerine gelen ve soğuktan korunmak için, başı iyice saran bir beyaz ve sade yazma vardır.Bu&shy;na yörede sarma denir. Çömbere ve yaşmağa genel olarak baş örtüsü de denir
    SIRTA GİYİLENLER
    Gömlek: Genellikle beyaz patiskadan ve ipekliden yapılma, önü oyalı ve yuvarlak dik yakalı bir çeşit gömlek giyerler. Bu gömleğin ön tarafı robalı olup siyah düğmelidir
    İşlik: Gömleğin üzerine ve gündelik olarak siyah ipekli kumaştan önü ve omuzlan robalı, robaları mavi ve kırmızı şeritlerle işli, önü çiçek desenleriyle süslü, Türk motifleri ile işlemeli bir çeşit gömlektir
    Kolçakli İşlik: Gömleğin üzerine giyilen bir çeşit cepkendir. Bu cepken fistan giyildiğinde üzerine giyilir. Çeşitli göz alıcı renklerden olup, uzun kolludur.Ön cephesi, omuzları bilekleri ve dirsekleri genellikle siyah renkli manşetlidir.Bu manşetlerin üzeri Türk motifleri ile süslüdür.Kuşak ve peştemalın üzerine serbestçe bırakılan, kolçaklı işlik bir salto çeşitidir
    Fistan: Oldukça uzun ve bolca dikilmiş bir entaridir.Dizlere kadar inen ve dizlerden farbelalı olan fistan, mavi, pembe ve al renklerden oluşan, pazen ve basmadan dikilir.İşlemeli ve işlemesiz olarak giyilir.Genç kızlar ve kadınlar üzerine yelek ve kolçak&shy;lı işlik giyerler.
    Yaşlılar ise "übade" denen bir nevi cepken giyerler.
    Yelek: Fistanın üzerine çeşitli renklerde kumaşlardan yapılma, önü açık ve kolsuz, işlemeli bir cepkendir
    Libade: Yaşlı kadınların fistan üzerine giydiği, kollu ve işlemesiz, koyu renkli bir yelektir.Kolçaklı işliğin sadesidir. Yünlü kumaş ve kalın pamukludan yapılır
    Şalvar: Dizin hemen altına kadar inen sade ve desenli, ince çiçekli bezlerden dikilir.Entari uzunluğunda bir dondur
    Etek: Dizlere kadar iner.Uçları farbelalıdır.Çiçekli basmadan ve pamukludan yapılma, çeşitli renklidir.Şalvarın hemen üstüne giyilir. Fistan giyildiğinde pek giyilmez.
    Peştemal: Kuşağın ve fistanın veya eteğin üzerine, bele bağlanan yöresel önlüktür.Beyaz, kırmızı enlice çizgili ve kolanlı bir giysidir.
    Kuşak (Lahori): Yörede şaldan yapılan kuşakla fistan veya eteğin üzerine belden bağlanır.Yün olan bu kuşaklardan başka, kenarları kaytanlarla süslü ve oldukça püsküllü olan bir çeşiti daha var ki, buna "lahori" denir.
    AYAĞA GİYİLENLER
    Çorap: Yörede kadınlar ellerinde, yöresel özellikte çeşitli renklerde yünden çorap örerek ayaklarına giyerler.Bu çoraplara "alacalı çorap&#8221;ta denir.
    Tozluk: Alacalı çorabın bacağı kapatmadığı yere ve diz kapağında kalan şalvarın altında kalan kısmı kapatmak için yünden, elde örme beyaz renkli bir kalçında denilen tozluk giyilir.
    Çarık: Yöreye özgü bir işle yapılan çarıklar giyilir.Yemeni veya çapula da giyilmektedir.
    TAKILAR
    Kaytan: Bele, peştemalin üzerine bağlanan kaytan yünden el tezgahında dokuma 2-3 cm eninde çeşitli desenlerle süslü ve uçlarından püsküllüdür. Kuşakların kenarlarına süs olarak dikilir.
    Boncuk ve Lira: Yörede boğaza liralarla birlikte ince sayılabilecek ve çeşitli göz alıcı renklerde boncuk bağlarlar.
    AKSESUAR
    Muska-Hamayıl: Boğazlarına kadife kumaşlardan ellerinde yapma ve ince boncuk süslü muska ve hamayiller asarlar.

    ERKEK GİYSİLERİ

    BAŞA GİYİLENLER
    Başlık (Kabalak): Kukulata ve kara puşu olarak adlandırılır.Üstü papak gibi olan başlığın kulaklara gelecek şekilde uzun uçları vardır. Bu uçlar özel bir şekilde düğümlenerek bağlanır. Papak kısmının ortası öne doğru Türk motifleri ile kaytan işlemelidir. Tepesinde püskül bulunur. Kulaklar yönünde uzanan uzun uçların kenarları da kalın kaytanla süslüdür.
    SIRTA GİYİLENLER
    Gömlek (İşlik): Mintan da denilen gömleğin beyaz ipekliden olması tercih edilir.Yakası dik manşetlidir.Yaka önden ya da sol yandan açmalı ve düğmelidir. Düğmeler siyah, gömlek bol ve esnek olmalıdır.
    Yelek: Zıbın veya zibun da denilen yelek, gömleğin üzerine, cepkenin altına giyilir. Sol omuzdan ve önden aşağı doğru bol miktarda düğmelidir, astarlıdır. Yakası ve ön kısmında kenarları kaytanlarla işlidir. Kolların alt kısmında cepleri vardır Yelek de başlığın yapıldığı kumaştan yapılır.
    Cepken (Aba): Yeleğin üzerine giyilen kollu bir abadır. yakasız bir ceket şeklindeki abaya "kaput&#8221;da denir. Cepken oyun sırasında giyilmez.
    Zıpka (Zivga): Zivgaya laz donu da denir. Bacakları dar ve vücuda yapışık şekilde yapılan, arkası körüklü bir çeşit şalvardır. Bacakların ön ve arkası ile diğer ek yerleri kaytanlarla işlidir. Bele uçlarla bağlanır. Zıpka da yeleğin kumaşındandır.
    AYAĞA GİYİLENLER
    Çizme: Yörede sapuk veya salenk olarak da adlandırılır. Mes anlamına gelen uzun konçlu bir kundura çeşididir.Uçları hafif kıvrık ve körüklüdür.
    Çapula: Demir ökçeli ve alt kısmı demir puntalı kunduradır. Horoncular pek giymezler, giyilirse konçla giyilmelidir.
    Çoraplar: Örmedir.
    AKSESUAR
    Kemer: Siyah deriden yapılan kemerin aşağıya doğru sarkan parçalan vardır.Uzanan parçalar güçlülüğü sembolize eder. Kemerde bulunan kayış gözlere ve kemere silah, bıçak, av malzemeleri ve kapkacak alınır. Buna çerkez kemeri de denir.Yağdanlık ve kav torbasında asılı bulunduğu kemer, bele yeleğin üzerine gelecek şekilde bağlanır.
    Hamayil: Gümüşten yapılma, sigara tabakası büyüklüğünde zarif ve süslü kutudur.Üzerindeki işlemeler,tarihi camii ve padişah armasıdır.
    Muska: Boyuna gümüş zincirle asılır.
    Köstek: Sol cebe konulan saate bağlanan, çok sayıda ince gümüş zincirlerden oluşur.
    Yağdanlık: Silahı yağlamak için kemere asılan ve içinde yağ bulunan bir kutudur.
    Kav Torbası: Sigara ve gerektiğinde ateş yapmak için içine kav, çakmak taşı ve pamuk ve çakmak konan meşin bir torbadan ibarettir.
    Bıçak: Siyah meşin kaplı bir kına konur.
    Tabanca: Kemere sağdan asılır.
  2. violet

    violet Hoşgeldin Meleğim..

    Kayıt:
    11 Ekim 2006
    Mesajlar:
    142.399
    Konular:
    48.971
    Beğeniler:
    11.011
    Nereden:
    Belirtilmedi
    SİLİFKE



    Silifke, Kaşık Oyunları bölgesi içinde bulunmaktadır.Silifke'nin hemen hemen bütün oyunları kaşıkla oynanmaktadır. Halk oyunları üzerinde, otuz kırk sene önce ilk araştırmalar yapıldıgında karşılıklı iki sıra halinde oynanan karşılamalar yoktu. Son zamanlarda karşılıklı iki sıra haline dönüşmüş karşılamalara da rastlanmaktadır. Anadolu&#8217;nun Akdenize açılan kesimlerinde oynanan danslarda Anadolu insanının günlük yaşamı çeşitli safhalarıyla anlatılmaktadır. Danslar hareketli,canlı ve neşelidir. Oyunların çogu Davul ve Klarnet eşliginde sürdürülmektedir. Ritim sazı olarak Koltuk davulu, Şişe ve Fincan kullanıldıgı da rastlanmıştır.Oyunlar Türkiye'nin Akdeniz kıyılarına aittir. Kız ve erkekler karışık oynanır. Oyuncuların her iki elinde kaşık vardır. Bir elde iki kaşık bulunur. Kaşıklar ritm vermek içinde kullanılır.

    Dansların Teknik Özellikleri:

    Çaya vardım zeybeği (türkülü, kadın erkek karışık), Eski Mengi (dinsel dans, kadın-erkek karışık), Keklik (türkülü-erkek, tek, toplu), Keklik mengisi (dinsel, karışık, türkülü), Kıbrıs zeybeği ( erkek, tek, toplu), Köroğlu (erkek, tek, toplu, türkülü, bıçaklı), portakal zeybeği (tek, toplu, zeybek, türkülü), Silifkenin yoğurdu (karışık, türkülü, toplu), Silifke Zeybeği ( türkülü, erkek, tek), Tımbıllı (türkülü, karışık, toplu), Yayla yolları (türkülü, karışık), yeni mengi (dinsel, kadın erkek karma)

    OYUN ÇEŞİTLERİ:

    Çaya Vardım Zeybeği, Keklik, Kıbrıs Zeybeği, Portakal zeybeği, Silifke'nin yoğurdu, Silifke zeybeği, Tek Zeybek, Tımbıllı, Yayla yolları, Gerali, Her yanı elmas, Zeytin dalları, Silifke'nin koşması, Türkmen kızı, Mandilli, Şerif hanım, Köroğlu, Kerem. Ayrıca, dinsel içerikli olarak, Tahtacı Türkmenler arasında yapılan Eski mengi, Yeni mengi, Keklik mengisi akla gelen danslardır.

    Keklik: Keklik dansının anlamı ile ilgili olarak, üç değişik varyant bulunmaktadır.Kekliğin sekişi, kanat çırpışı, ötüşü, gerdan kırışı, zıplayışı anlatılır. Kekliğin taklididir.Keklik, insan olur, bir çalının dibinden çıkar. Kaşıklar kanat olur, ayaklar seker. Bir av doğa oyunudur.Avcıdan kaçan kekliğin taklididir.
    Kıbrıs Zeybeği: Coğrafi, ekonomik ve iktisadi koşullarla bağlantılı olarak, Kıbrıs'ta bilinen bu dans Silifke'ye taşınmış ve sevilmiştir. Çok hareketli bir zeybektir.
    Portakal Zeybeği: Silifke narenciye bölgesi olduğundan, portakal oyunlara ilham kaynağı olmuştur. Portakal toplanırken, karşılıklı türküler söylenir ve portakalın toplanması, yere düşüp yuvarlanmasın anlatılır.
    Silifkenin Yoğurdu: Bu dans eski bir türkmen-yörük dansıdır. Kadın erkek, karşılık oynar. Silifke ekonomisinde hayvancılığın yeri önemlidir. Oyunun başından sonuna dek, yoğurdun üretimini gözlemek olasıdır.
    Yayla Yolları: Kışın bitimi ilkbaharın gelişiyle sahilin sıcağından, rutubetinden kaçıp yaylaya-serinliğe kuru havaya çıkan Türkmenleri anlatır. Toroslarda yaşayan Türkmenlerin Ortaasya kökenli danslarından biridir. Obaların, göç alemlerini anlatır. Ali Rıza Yalman'ın Cenupta Türkmen Oymakları isimli kitabında, özellikle bir yaylaya göç hazırlığının nasıl yapıldığı ayrıntılı bir biçimde kayıtlara geçirilmiştir.
    Türkmen Kızı: Eski Türklerin kıtlıktan bolluğa kavuşma törenlerini canlandıran bir oyundur. Türkmen kızlarını günlük yaşamı burada gözlenir.
    Sallama: Yaylaya çıkan gençlerin gül bahçelerinde birlikte eğlenmelirini aylatır. Daire şeklinde oynanır.

    Oyunlara eşlik eden müzik aletleri şunlardır:

    Davul, Klarnet Şişe Keman Bağlama Kaşık

    SİLİFKE YÖRESİ KIYAFETLERİ

    KADIN GİYSİLERİ

    BAŞA GİYİLENLER
    Fes-Kep: Bordo kadifeden (erkek cepkeni renginde) 7-10 cm eninde giyilecek ba&shy;şın durumuna göre tepelikli olarak dikilir.Ön kısmına en alttan başlanarak çoktan aza doğru altınlar dikilir. Altın sayısı ailenin ekonomik durumuna bağlıdır. Nazar değmemesi için en alt sıranın ortasına gök boncuk dikilir. Arkasına saç bağı olarak yünden örül&shy;müş belikler kızın saçının uzunluk durumuna göre eklenir.Genç kızlar, kızlığındaki keplerinde bulunan altınları koca evine götürür.
    Çalma-Yazma-Örtü: Kare şeklinde olup, kenarlarından 5 cm içerden çeşitli motiflerle süslüdür.Kenarlan ise boncuk veya oyalarla işlidir.Her renkte olabilir.Bağlanış şekilleri farklıdır.Bekarlar atkılı,kadınlar ise düz olarak bağlar. Alın kısmına ise yazmanın kaymaması için kırmızıı alınlık bağlanır.
    SIRTA GİYİLENLER
    Göynek: Gömlek genelde beyaz renkli olduğu gibi, çeşitli renkteki basmalardan hakim yaka olarak dikilir. Kol uçlan 5 cm kadar arkasından lastikle büzülür. Kol uçlanına altın dikilir.
    Kadınların şalvarın üstüne ve mecidiyeli üç eteğin içerisine giydikleri göynek genellikle açık renklidir (beyaz, bej, krem). Basma veya pazenden yapılır. Göyneğin yakası fırfırlıdır ve arkadan boyundan iki düğme ile kapatılmaktadır.
    Göynek-Gömlek: Genelde beyaz renkli olduğu gibi, çeşitli renkteki basmalardanda hakim yaka olarak dikilir.Kol uçlarının 5 cm kadar arkasından lastikle büzülür. Kol uçlanna aile durumuna göre altın dikilir.
    Üçetek: Zincirli kutnudan yapılır.Üç parçadan oluşur.Kanatlar kalça hizasından yırtmaçlıdır.Uzunluğu diz hizasındadır. Kollar dirsek hizasından kol ucuna kadar yırtmaçlıdır.Önden iki veya üç düğmelidir. Yakası (V) şeklindedir. Düğmeler ilikle değil biriple iliklenir.
    Öncek-Önlük: Lacivert (gök) bezden yapılır. Uç kısmı farfaralı olup, diz boyu hizasındadır.Bel kısmı ince uzun kemerli (uçkurlu) olur. Uçkurlar arkadan birbirine bağlanır. Önceğin kemer kısmına gelen bölümü büzgülüdür. Kullanılış amacı iş yaparken elbisenin kirlenmemesidir. Üzerine çeşitli motiflerle süslü olarak kullananlarda vardır
    Şalvar: Ekonomik duruma gore basma veya ipek, düşez satenden yapılır. Boru paçalı arası yukarda olur. Paça uçlan lastiklidir. Paçalar ediğin içine konulur.
    Kuşak: Koza ipeğinin ibrişimleri çeşitli renklere boyanarak 25 cm eninde 1.5-2 m uzunluğunda özel el tezgahlannda dokunur.Başlama ve bitiş bölümleri dokunan kısmın sökülmemesi için tokalanır.Öncek bağının üzerinden kızlarda düğümler sola, kadınlarda saga gelecek şekilde bağlanır. Bağlamada kuşak uçlan diz hizasına gelecek şekilde ilmekli düğüm atılır.
    Kolsuz Aba: Yörede kadınlar mecidiyeli üç eteğin üzerine sırma işli dar ve kollu ya da kolsuz aba giyerler. Bu abalar genellikle kıl dokumadan yapılır. Siyah, koyu kırmızıi, kahverengi olanları vardır.
    Belcek (Kolon): Trablus kuşağının üzerine yörede belcek denilen kolon bağlanır.Belceğin püsküllü kısmı arkadan sarkıktır. Değişik motiflerde olduğu görülmektedir. Üzerinde çeşitli süsler vardır.
    Mecidiyeli Üç Etek: Yörede şalvarın ve içliğin hemen üstüne giyilen entariye denir. Mecidiyeli üç eteğin üzerine, bele trablus kuşağı ve belın alt kısmına ise, öncek gelmektedir. Mecidiyeli üç etek kutnu kumaşından yapılır ve renklidir.
    AYAĞA GİYİLENLER
    Edik-Çizme: Yapıldığı rengin durumuna gore isim alır (güledik-yorak edik). Koyun ve keçi derileri kireç kaynağına yatırılıp kıl ve yünden temizlendikten sonra, kelik kısmı ve ayak kısmı kalıba göre kesilerek, tıg, iğne, ip ile dikilip, alta gelecek gön ile birleştirilir. Uç kısmı geriye doğru çevrilerek (edik burnunun eskimemesi için) dikilir. Edi&shy;ğin topuk kısmına bir iki cm yüksekliğinde topuk çakılır.
    Çorap: Ediğin içine yünden örülme motifler bulunan çorap giyilmektedir. Çorap yün dokumadır.
    TAKILAR
    Gerdanlık: Kadınların boğazlarına, altın diziden oluşan gerdanlık takılır.
    Bilezik: Altından sıralı bilezik takılır.
    AKSESUAR
    Kaşık (Oyunaracı): Dişbudak veya şimşir ağacından yapılır.Oyun aracı olarak verniksiz, çomça kısmının arkasına gelen (parmaklara giren) bölümü parmağı acıtmaması için yuvarlak olanı tercih edilir.



    ERKEK GİYSİLERİ

    BAŞA GİYİLENLER
    Başlık (Dolak): Beyaz yün iplikten el tezgahında dokunmuştur.Baş kısmı külah şeklindedir.Sapları bir metre kadar uzun olur. Hava durumuna göre sapları ile yüz ve kulaklar sarılır.
    SIRTA GİYİLENLER
    Mecidiye Gömlek: İçlerine mecidiye gömlek denilen ve kadınların mecidiyeli üç eteği ile aynı kumaştan olan, fakat astarsız olarak dikilen bir gömlek giyerler. Mecidiye&shy;li gömlek yakasızdır. Önden düğmeli ve uzun kolludur.
    Gömlek (Zıbın): Çiçekli kutnudan hakim yaka olarak dikilir.
    Cepken: Ana kumaş bordo kırmızı kadifedir. Mavi-lacivert zeminli kadife üzerine, sim sırmadan Türk motifleri işlenir.Motifler çevresinden kesilerek,ana cepken üzerine simetrik olarak monte edilir. Motifler, giyecek kişinin ekonomik durumuna gore çeşitli şekilde işlenir.
    Şalvar: Kirmende eğrilip yün haline getirilen kahverengi ve siyah yünden yapılır.El tezgahlarında dokunan kumaşa depme adı verilir.Arası diz hizasından yukardadır.Paçalar dar olup, düğmelidir.Cep ağızlarının çevresine çeşitli renkteki iplerle Türk motif&shy;leri simetrik olarak işlenir. Malak kısmı bol olup, uçkur geçirilir.
    Kuşak: Koza ipeğinin ibrişimleri çeşitli renklere boyanarak 25 cm eninde 1,5-2 metre kadar uzunluğunda özel el tezgahında dokunur. Başlama ve bitiş noktalarının dokunmayan kısmı ile dokunan kısmın sökülmemesi için tokalar yapılır. Şalvarın uçkurluğu ile gömleğin birleştiği yere sıkıca sarılır.
    AYAĞA GİYİLENLER
    Çorap: Beyaz yün ipinden örgü mili ile örülür. Kelikleri uzun olup şalvarın üzeri&shy;ne çıkarılır.Çeşitli renkteki iplerden yapılı tokalı iplerle (çorap bağı en üst kısımdan çorabın aşağı inmemesi için bağlanır.Yan tarafları çeşitli Türk motifleri ile süslenir.Kızlar yavuklularına ördüğü çoraba işlediği motifi kendi önceğine işleyerek, başkalarının kendisine gönül koymasına mani olur.
    Yemeni: Yapıldığı renge göre isim alır (gülyemeni-kırmızı, kara yemeni-siyah yorak yemeni). Koyun ve keçi derileri kireç kaymağına yatırılarak, yün ve kıllardan temizlenir.Deri ayak kalıbına göre kesilip, alta gelecek kösele ile, tıg, iğne, iplik vasıtası ile birleştirilerek yapılır.Bunun uç kısmı geriye doğru çevrilerek dikilir.Bu durum yemeninin çabuk eskimemesi için yapılır.Arkası topuğu iyi tutması için kulaklıdır. Topuk kısmına 1-2 cm kalınlığında topuk çakılır.
    AKSESUAR
    Kaşık: Oyun aracı-şimşir veya dişbudak ağacından özel olarak yapılır.Aynı kaşık demir kaşıklar kullanılmadan önce yemek işinde kullanılırdı.


  3. violet

    violet Hoşgeldin Meleğim..

    Kayıt:
    11 Ekim 2006
    Mesajlar:
    142.399
    Konular:
    48.971
    Beğeniler:
    11.011
    Nereden:
    Belirtilmedi
    Kars, halk oyunları bakımından, ilçelerinden bazılarında halay ve semahlar oynanmasına ragmen bar bölgesine girer. Bu yöre danslarında estetik kaygı,kendine güven ve kadına saygı belirgin hareketlerle ifade edilmektedir.Barlar, düz dizi ya da yarım halka biçiminde tutunarak oynanan disiplinli oyunlardır. Bununla birlikte Kars yöresi oyunlar bakımından karma ve degişik bir durum göstermektedir. Bunun nedeni degisik kültürlere sahip insanlarin degişik zamanlarda bölgeye yerleşmiş olmasıdır. Bu bakımdan Türkmen boylarının, Azerilerin ve Dogu Anadolu yerli halkının oyunları bir arada görülmektedir.
    Davul zurna eşliginde oynanan barların bulundugu Kuzeydogu Anadolu yöresinde özellikle Kars ve Artvin'de armonika (garmon) ile yürütülen ve son zamanlarda akordeon ile oynanan Kafkas ve Azeri oyunları da vardır. Kars oyunları kadın erkek bir arada, çiftli olarak oynanır. Çiftlerden meydana gelen gruplar halinde oynanan oyunlar iyi bir sahne düzenlemesi içinde sunulur. Oyunların bir kısmı Kıskanç ve Mendil oyunlarında oldugu gibi temsili ve dramatize nitelikler taşımaktadır. Azeri oyunlarının müzigi genellikle 6 vuruşludur.

    OYUN ÇEŞİTLERİ:

    Azerbaycan oyunlarından bazıları : Kentvari, Çay, Lezginka, Tamara, Seher, Ayşat, Darikiran, Şeyh Şamil, Terekeme.

    Bar ve halay türünden bazı oyunlar: Düzbar, Agir Bar, Bar Sekmesi, Tersbar, Tikbar, Tek Tamzara, Çift Tamzara, Sarhosbari, Tavukbari, Hosbilezik, Zencirli Köroglu, Ardahan Bari, Temüraga, Dello, Koçeri, Gölenin Düzü, Nare, Lorke, Gaçke Bari.

    Oyunlara eşlik eden müzik aletleri şunlardır:

    Davul, zurna, Meydan sazi (divan sazi), dilsiz kaval, mey, zilli sallama, koltuk davulu, kasik, zil, tef ve tongurdak,akordiyon.

    AZERİ YÖRESİ KIYAFETLERİ

    KADIN GİYSİLERİ (KARS KAFKAS)

    BAŞA GİYİLENLER
    Dinge (Araşkin): Ağaç bir çenbere bez sarılır ve üzerine kadife dikilerek altın pa&shy;ra veya gümüşle süslenir. Üstten çoğunlukla beyaz vala takılır ve boğaz altından bağlanır
    SIRTA GİYİLENLER
    Gömlek (iç Gömleği -Köynek): Halk dilinde hakim yaka, düzyakalı ve sedef düğmeli, çoğunlukta beyaz ve ipekten yapılmış, kol ağızları geniş gömlek giyilir
    Çuha (Üstlük): Çuhadan yapılma üstlük, gömlek üzerinden giyilen renkli, çoğunlukla kadife, yarım kol veya tam kol, ağız kısımları motiflerle süslü, diz üstüne kadar uzayan çuha giyilir
    Etek (Entari): Etek belden büzmeli, topuklara kadar uzanan diz ve gloş altından motifli, geniş ipekten, kumaştan veya bezden yapılır
    AYAĞA GİYİLENLER
    Pisipisi (Ayakkabı): Yumuşak deriden, yemeniye benzer, çok az topuklu veya topuksuz ayakkabı giyilir
    AKSESUAR
    Kemer: Çuha üstünde bele bağlanır. Kayış üzerine dizilen gümüşlerle süslü gümüş kemer,gümüş kemere benzer taklit kemerlerde kullanılabilir
    Mendil: Belde bağlı olan gümüş kemer üzerinden sağ tarafa sarkıtılır.Çoğunlukta mendil tül veya bezden olur


    ERKEK GİYSİLERİ (KARS KAFKAS)

    BAŞA GİYİLENLER
    Kalpak (Papak): Başa örtülen kalpak; kuzu derisinden (körpe kuzu) yapılmış olup, içi astarlıdır.Kafaya yerleşilen bölümü dar,üstü biraz geniştir.Çoğunlukta siyah, gökmavi, gri kullanılmaktadır. Bazen çocuklarda beyazlarıda kullanılmaktadır. Aynca tiftik papaklarda kullanılmaktadır
    SIRTA GİYİLENLER
    Gömlek (Üstköyneği): Halk dilinde hakim yaka, düz yakalı, düğmeli, kollu, kolları düğmeli çoğunlukta beyaz ipekten veya beyaz patiskadan dikilir. Yaşlılarda siyah giyildiği görülür
    Çuha (Kaftan-Üstlük): Çuhadan yapılma, en üste giyilen, halk arasında değişik isimler alan, koyu renkli kumaştan, siyah bezden veya çuhadan yapılır. Oyma yakalı, belden dar, belden aşağısı geniş, dizlere kadar uzanır, kol ağızları geniş çeşitli motiflerle süslü ve astarlıdır
    Şalvar (Pantolon): Üste giyilen çuhanın aynısı olan parçadan yapılır, renkleri de&shy;ğişik olabilir, üstten büzmelidir. Uçlu olup altı dardır
    AYAĞA GİYİLENLER
    Çizme (Civeki): Deriden yapılmıştır. Dar ve yumuşaktır. Diz kapaklanna kadar gelir ve siyah renklidir
    AKSESUAR
    Pelerin (Yele-Atkı): Çuha üzerinden sırta takılır.Çoğunlukta beyaz olur, ipten örme olanıda vardır.Bezden yapılmış olanda vardır. Arkadan yeleyi ve atkıyı andırır
    Kemer: Kemer kayıştan yapılmış, iki parmak kalınlığında, gümüş veya bakırdan süslenmiş ve tokalıdır
    Hançer: 30-40 cm uzunluğunda, kını gümüş veya bakırdan yapılmış olup, çoğunlukla sol tarafa asılır
    Vezinlik (Mermilik): Çuhanın sag ve sol göğsüne, mermilik denilen yere mermiler veya mermileri andıran gümüş takılır
  4. violet

    violet Hoşgeldin Meleğim..

    Kayıt:
    11 Ekim 2006
    Mesajlar:
    142.399
    Konular:
    48.971
    Beğeniler:
    11.011
    Nereden:
    Belirtilmedi
    Halk oyunları bakımından Halay bölgesi içerisindedir . Halaylar oyuncuların yarı halka biçiminde birbirlerine tutunarak oynadıkları oyunlardır.Kadın ve erkeklerin birlikte dans ettiği bu yöremizde hasat sonunda yapılan eğlenceler işlenmektedir. Melodik yapısı zengin olan bu yöremizde danslar zaman zaman ağır,zaman zaman da çok ritmiktir. Türkmen bölgesi olan Gaziantep'te oyunlar ayrı ayrı diziler halinde de oynanmaktadır. Gaziantep gerek kız erkek giysileri ve aksesuar bakımından çok zengindir.Leylim Halayları, Kaval, Düdük, Tef ve bir türkücüden oluşan müzik grubunun eşliğinde yürütülür..

    OYUN ÇEŞİTLERİ:

    Dokuzlu, Oguzlu, Çepikli-Çibikli (Havarisko da denir. ), Kırıkhan, Ağırlama, Fatige demune, Mani, Sirin Nar, Mendilli, Leylim,Meryem, Mermere, Kaba, Tam Kaba, Kırıkcan, Çobanbeyli, Nahsani, Barak Halayı yada Barak iki Kamıs oyunu, Uçurdum.

    Oyunlara eşlik eden müzik aletleri şunlardır:

    Davul, Zurna


    GAZİANTEP YÖRESİ KIYAFETLERİ


    KADIN GİYSİLERİ

    BAŞA GİYİLENLER
    Merkez ve çevre köylerde çevre yazma gümüş taç üzerine ya da tepelik üzerine poşu ya da taçh fes üstüne dolak atılmış, ön kısmına gümüş ve altın dizili bir biçimde yapılmaktadır."Çarşaf, meşrefe ve mezar&#8221;da kullanılmaktadır
    Meşref: Varlıksız kişilerde başa atılmış kareli bir örtüdür.
    Mezer: Peştemallara da mezer adı verilir.
    Aynca yörede "kafiye&#8221;de kullanılmaktadır. Meşrefe üste aldıklan örtülerin herbiri içinde kullanılır.
    Yörede yine "hisir" adı verilen iyi cins gümüşten oluşan taç ve hotoslar kullanılmaktadır.Altından yapılmış da "teste" adını alır.Başa gümüş işlemeli fes giyilir.Feslerin üzeri ve etrafi süslüdür.Ön kısımda alna doğru "gazi" denilen altınlar sarkar.Aynca gümüş penezde sarılabilir.Fesin önünde gümüş bir küpelik asılıdır.Kenarlan gümüş paralı olan taç, fesin üstüne yerleştirilir.Fesin üzerine pullu dolak örtülür. Etrafına ipekten yapılma poşu sarılır.Fesin üzerine tor kuşunun tüyleri boyanarak takılır.Ay&shy;nca üst ve yan taraflara karagöz çiçekleri de sokulur.Fesin arkasından ince ve parlak olan renk renk pullu yazmalar asılır.Saçlara ek olarak sac kaytanlan takılır.Yüzde yanaklara gelecek şekilde paralı, boncuk işlemeli yanaklıklar vardır. Bunların adına "sekke" denir
    Barak Köyleri saçlarına "erbi" denilen siyah ipekten yapılmış suni saç takarlar.Bu&shy;na sağ bağı da denir.İpek ahmediye bağlanır.Yan üst ve sol tarafa tozak denilen horoz, tavuk tüylerinin renklendirilmişlerinden bir demet takarlar
    Tepelik: Çuha fes üzerine gümüş tepelik, gümüş alınlık ve yanak kısmına sarkan gümüş penezden oluşur
    Ahmediye: Tepelik üzerine sanlan bu poşu, saf ipekten olup üzeri işlemelidir. Portokal rengindedir
    Tozak: Tavuz kuşu, güvercin,telekçi kuşu, tavuk gibi hayvanlann tüylerinden ve mevsim çiçeklerinden oluşur
    Altuniye Poşu: Ipekli olup, kenar kısmı sırma işlemelidir. Alın kısmına ahmediyenin üstüne sarılır
    SIRTA GİYİLENLER
    Salmalı Gömlek: Üzeri simle işlemeli olup, yakasızdır.İçe giyilir.Kolları uzun olduğundan el bilek kısmından ve omuz üzerinden tam boyun kısmına bağlanır
    Merkez ve çevre köylerinde iç çamaşırı olarak ciğer deldi veya musabak giyilir.Salmalı gömleğin kolları üç eteğin kollarının kirlenmesini önleyecek şekilde dışarıdan katlanarak ensenin hizasından iki salma düğümlenir. Gömleğin üzerine mavi çuhadan yapılmış, fermane veya kadıfeden yapılan hırka giyilir. Üç etek genellikle kadıfeden yapılır.Cepkenle buluzu andıran gömleklerde giyilebilir
    Elbeyli'de sırtta üç etek zubun (zibin) giyilir.Yani içi astarlı uzun kollu etek kısmı üç parça olan uzun elbise bulunur
    Üç etek elbiselerin, genellikle kadıfe veya satenden yapıldığı görülür. Beyaz ketenden üzeri işli üç etekler giyilir. Bunlara "ağ saya" denir. Üç eteğin içine salmalı gömlek giyilir. Şeytan gömleği de denen bu giysinin boyu yere kadar uzun ve salmaları büyüktür.Yörede içte yakasız düz "köynek" vardır.Bu köynek hassa kumaştan yapılmıştır.Bunun üzerine gümüş işlemeli üç etek denilen zubun giyilir.Üç eteğin üzerindeki değişik renkte çizgi motiflere baran adı verilir.Baran gümüş işlemelidir.Ön tarafi açık olan üç eteklerin ilik kısımları bürümcek ya da örme işlemelidir. Bunun üzerinede gümüş iş&shy;lemeli bir üstlük giyilir. Üstlükler kadıfeden yapüir, göğüse gelen kisimlarla arka kesim kendinden dokuma işlemelidir. Üç etek zubunlarınn kol ağızlarında "salma" denilen kolcuklar vardır". Bu kolcuklar iş esnasında dirsek üstünden bağlanır.
    Barak köylerinde ise "salmalı gömlek" giyilir. Bu gömleğin üstüne kadıfeden "üç etek" giyilir. Aynca mavi çuhadan yapılan, yakasız, önü açık ve kol ağızı dar olan "fer&shy;mane" veya "hırka" giyilir. Kışın "pamuklu hirka" yazın ise ince kumaştan yapılan "sam hırkasi" giyilmektedir.Gaziantep'te genel olarak içe "salmalı gömlek" giyilmektedir.Bu salmalar bazı yörelerde dar ve küçük, bazı bölgelerde ise geniş ve uzundur. Gömleğin kollarına eklenen salmalann amaci, iş esnasında kadıfe olan üç eteğin kollarının kirlen&shy;mesini önlemektir.Merkezde ve çevre köylerde entarinin ve üç eteğin üzerine belde "kemer" ya da "kuşak" bulunur.Kemer altın veya gümüştendir.Kuşak ise kumaş üzerine işlemeler ve çeşitli süsler ile elde edilir.Sal kuşak da bağlanabilir.
    Elbeyli'de gümüşten yapılma çeşitli kemerler vardır
    1- Kırma turalı gümüş kemer
    2- Kasnak gümüş kemer (tek parça gümüşten yapılmıştır. on cm eninde kıvrılmıştır.)
    3- Zincirli kemer
    Yörede üslük ve etek, zubunun üzerinden gümüş bir kemer takılır. Gümüş kemer&shy;ler tek parça, bazıları motif motif kesme gümüşlerden yapılmıştır. Altlarından kalınca bir bez geçirilerek çabuk yıpranması önlenir.
    Barak köylerinde; belde gümüş "aşık" veya "hasır" kemer bulunur
    Merkezde en alta iç donu giyilir.Üzerlerine çeşitli renklerde şalvar giyilmektedir.Şalvann üzerine giyilen salmalı gömleğin etek kısmı dize kadar iner.Üç etek ise gerekirse arkadan iki yandaki parçaları ortada birbirine bağlayarak giyilir. Elbeyli'de şalvar bilekten büzmeli ve boldur.Göz alıcı renkler tercih edilir.Şalvann üzerine zubunun etekleri iner. En üstte ise yere kadar uzun olan önlük takılır. Bu önlük büzgülü ve ince kemerlidir. Kilis'te ise üç eteğin altından çiçekli basmadan dikilen bir şalvar bulunur. Bu şalvarın paça kısımları işlemelidir.
    Barak oymağında da kadınlar ve genç kızlar şalvar giyerler. Ayrıca uzun önlük takarlar
    Mini Yelek: Kolsuz ve yakasizdir. Iç gömlek üzerine giyilir. ipeklidir
    Gümüşlü Keten: Omuza alınır.Bir köşesi boncuklar ve renkli pullarla işlenir.Örgü saçlar ve üzeri gümüş halhallarla kaplıdır. Kaytan denilen gümüş saçakları vardır
    Önlük: Bele takilrr. Genellikle etek kenarları işlemeli ve düz da vardır. Şalvar: Genellikle ipeklidir. Desenli olanlan da vardır
    Üç Etek: Uzun kollu ve yakasızdır. Ketep olup, elde etek kenarları ve yakası motif işlidir.Mini gömleğin üstüne giyilir
    AYAĞA GİYİLENLER
    Merkezde ve çevre köylerinde kadın giysilerinde ayaklarda genellikle elde işlenmiş yün çorap kullanılır.Bunlara "sivas" çorabı denir. "Zırhlı çorap" ise bacağa bağlanarak giyilir. Ayaklarında yemeni bulunur. Yemeninin bir çok çeşiti var. Gül şeftali yemeni (annabi, siyah merküp, çarpana ve kırlangıç) adı verilen yemeni çeşitleri vardır.Edikler konçlan uzun olarak ayak bileğine kadar çıkmış bir şekilde yapılır. Yörenin orjinal ayakkabısı "kapkap&#8221;tir. Tahta ve deri karışımından oluşur. Üzerinde gümüş kakmalar ve çıngıraklar bulunur.Yöresel ediklerin adına "hade" denir. Edik biçiminde olan bir kunduradır. Başka bir çeşide de, mesi-lapçin adı verilir
    Elbeyli köylerinde ayaklarda yemeni veya tabanında demir çakılı nalçadan papuç görülür
    Yörede aynca ayağa beyaz ya da açık sarı renkte çorap giyilir.Bu çoraplar bazen işlemeli olur.Ayakkabı olarak genellikle kırmızı renkte tercih edilir. Bazen kara yemeniye de rastlanır. Barak yöresinde ayağa edik giyilmekte ve genellikle sarı renkte tercih edilmektedir. Aynca yemeni, postal türü ayakkabılarda giyilmektedir
    Çorap: Genellikle yündür ve elde örülür
    Yemeni: Kırmızı renktedir. Altı düz ve rahattır
    TAKILAR
    Basın alın kısmına küpe görünümlü altın ve boncuk işli takı takılır.Feslerin ke&shy;narlan "gazi" denilen altınlarla süslüdür
    Boyuna ise gümüş kolye takılır. Aynca beşibirlikler de yaygındır. Bu takıların üzerinden "hamayli&#8221;lar sarkar. Ayak bileklerine "halhal" denilen bir bilezik takılır. Halhalların uçlannda "kongurdaklı" sarkmalar vardır
    AKSESUAR
    Gümüş Kemer: Gümüşten olup, kelebek şeklinde bir tokası vardır
    Mendil: Üzeri pul işlemeli olup, bele takılır
    Muska: Genellikle deriden olur
    Gerdanlık: Altından yada gümüştendir

    ERKEK GİYSİLERİ

    BAŞA GİYİLENLER
    Gaziantep'in merkezinde fes, tunus fesi, hazırli fes, hasırsız fes şeklinde mavi püsküllü olarak kullanılmaktadır. Aynca "göpcük" adı verilen bir fes çeşiti de çevre köylerde kullanılmaktadır. Yine fes, keçeden yapılmış "külah&#8221;lar ya da "terlik" adı verilen patiskadan oluşan bir başlık giyilir, sarık, beyaz tülbent, "ağabani" birbiçimde sarılır. Bazen poşu, kuşak, çember terliğin üzerine sarılırdı. Elbeyni ve çevre köylerinde köylüler başlanna beyaz keşik "turban" takarlar
    Müsabeyli Bucağı ve köylerinde erkekler başlarına "terlik" dedikleri bir külah giyerler. Bu terlikler beyaz ya da açık san renkte örülür. Üzerlerine koyu sarı renkte motifli işlemeler yapılır. Dag köylerinde bu terlikler uzun ve sivridir. Terliklerin ucunda ko&shy;yu sarı ya da beyaz renkte bir püskül vardır. Terlikler genellikle iplikten örülmektedir. Terliklerin etrafına ipekli poşu sarılır. Poşu sim işlemelidir. Poşulann uçlan püsküllüdür. Bu püsküller poşu sarılınca alına ve gözlerin üzerine sarkar. Poşunun bir ucu sag tarafindan dose kadar sarkıtılır.
    Barak yöresinde ipekli kavun sarısı veya beyaz ahmediye giyerler.Beyaz poşu fakirlik, sarı poşu zenginlik ifadesidir. Beyaz poşuya "merkeziyet" de denilmektedir
    Merkezde ve dağlık bölgedeki köylerde külah ve terlik hakimdir. Külah ve terliğin çevresine bir poşu sarılır
    Suriye sınırına yakın köylerde "ağil" hakimdir. En eski başa giyilen giyim şekli, etrafına poşu bağlanan sivri külah ve terliktir
    Merkeziyet: Başa takılır.Beyaz renkte ipek olup kenarları yuvarlak top şeklinde ipek püskül işlidir
    SIRTA GİYİLENLER
    Merkezde gövde kısmında, dize kadar uzanan geniş cübbe, yakasi "sako" biçiminde dökülen hırka ve aba eski giysiler arasında kullanılmaktadır. Abalar, kırmızı, uzun kollu ya da kolsuz ya da önü açık biçimde "maşlah&#8221;da giyilir. Yine bazılarınca buna kuzu derisinden yapılmış, kürk biçiminde maşlahlar bulunur. Bunlara "buziye" ya da "kol&shy;suz salta" da denir. "Cepken" sirma işlemeli olarak kullanılır. "Zibin" açık ve kapalı gi&shy;yilen gömlek türünden bir giysi kullanılır.Zıbınlar bu yörede omuzdan düğmeli olarak kullanılır.Aynca cepken altına yakasız uzun kollu mintan giyilir
    Elbeyli köylerinde üzerlerine beyaz gömlek, bazen de uzun zıbın (uzun elbise), önden düğmeli (yarım yaka) gömlek giyilir. Diğer yörelerde ise yakasız mintan giyilir. Yöredeki adı içlikdir. Keten dokuma olan içlikler yukarıdan aşağıya sık çizgilidir. İçlikler beyaz ya da kirli beyaz renktedir.Çizgileri ise kahverengi veya mavidir. Bu içliğin üstüne kahverengi veya lacivert bir yelek giyilir.Bu yelekler işlemeli ve çok düğmelidir.Adına "bürümlü yelek" denir. Bazı köylerde ise "lark düğmeli&#8221;de denilmektedir. Yeleklerin belin üstünde kalan sag ve sol yanları kaytan işlemelidir. Bu işlemelerin motifleri ayağa giyilen şalvarların cep altı motiflerinin aynıdır.Bürümlü yeleklerin düğmeli bölgesi yukandan aşağıya bürümcem örmelidir. Aynı bürümcekten top top düğmeler çok sık biçimde dikilmiştir. Bürümlü yeleklerin kollan yarımdır. Kol ve arkalar ipekli kumaştandır.Bürümlü yeleklerin üzerine özellikle dag köylerinde aba giyilir. Kara, kırmızı, kurşuni, beyaz-kara çizgili olmak üzere birçok renkleri vardır. Beyaz üzerine yukandan aşağı çizgili abalar ince dokunurlar. Bunlar genellikle ovalık köylerinde giyilir
    Bu abalann adına taşci abası denir. Maraş abası da denilir. Dag köylerinde genellik&shy;le kalın aba giyilir. Kırmızı abalann arka üst kısmı ve döş üstleri kendinden dokunmuş olarak işlemelidir. Abalann yakası olmaz. Kırmızı abalann üzerinde ince ve seyrek beyaz süs çizgiler vardır. Dar gelirli keçi kılından dokuma kara aba giyerler
    Barak ve çevresi köylüleri ise "çitari yelek" ve üzerine barak abası giyerler. Zen-ginler, üzerine cepken giyerler. Bu cepken işlemeli ve sirmali maşlah şeklindedir. Maş-lak Araplann özel kiyafetlerindendir. Fakirler aba giyerler, işlemelidir. Sırmalan daha azdır. Cepken altma kapatmalı gömlek giyerler.Düğmeleri solda omuzdan başlar. aşağıya doğru iner. Ayrıca bu gömleğe zubun da denir. Kutlu zubun da giyildiği olur. Gömlek beyaz üzerine siyah çizgilidir. Renkli de olabilir. Abalar; yerli aba, Maraş abasi, Form abası, yarım aba adlarını alır.
    lç kısma "zıbın, kutnu zubun" adlan ile anılan uzun elbise giyilir.Üstüne mintan veya içlik denilen yakasız uzun kollu yukandan aşağı doğru çizgili gömlek giyilir. "Kırk düğmeli veya bürümlü yelek" denilebilen çok düğmeli bir tür yelek giyilir.Abalar yakasızdır. Kalın dokuma, ince dokuma yerli abadır
    Merkez ve çevre köylerinde alt kısma şalvar giyilir. Şalvar siyah ya da mavi renkte uzun ve bol şekilde yapılır. Bu şalvarlar için "çintiyan" adı kullanılmaktadır
    Varlıklı çuhadan yapılmış şalvar giyerler. Uçkurlu ve patiskadan yapılmış türleri de vardır. Asıl yörenin en eski şalvar cinsi kıldan yapılmakta ve varlıklılar tarafindan kullanılmaktadır.Yörede "çakir&#8221;da kullanılır.Donlara tuman adı verilir.Bunlar da bol ve topuğa kadar uzun bir yapıdadır. Uçkurla belden tutturulur.Bu donları uçkurları süslü olarak yapıldığından zıbının önünden sarkıtılması yörenin geleneklerindendir
    Elbeyli'de özellikle mavi, siyah renkli şalvar giyilir. Şalvarın cep ağızları kaytan iş&shy;lemelidir.Yörede aynca bel altına şalvar giyilir. Bu şalvarın ortası bol ve torba biçiminde aşağı doğru sarkıtılır.Torba biçimindeki şalvar ortasının yürürken dizlere dolanmaması için en uç kısma içeriden bir kurşun ya da dekir dikilir. Bu durum aynca zengin bir görünüm verir. Şalvarların cep ağızları bürümlü yeleklerdeki aynı motifli bürümcek işlemedir. Aynı işlemeler şalvarın paçasında da bulunur. Bazen de paça kısımlarında sim işlemeler vardır. Genellikle şalvar ve bürümlü yeleklerin rengi ve kumaşı aynıdır. Şalvarlar da bürümlü yelekler gibi gabardin kumaşından yapılır.Bunların birçok renkten yapılmasına karşın,dağ köylerinde genel olarak kahverengi, lacivert ve çok az olarak da kurşuni renk tercih edilir.
    Barak yöresinde mencester şalvar denilen menchester isimli kumaştan yapılan şal&shy;var giyilir.Şalvarın içine uzun bağlamalı tuman giyilir. Bağları ayaktadır. Kahge bezinden yapılır
    Dürümlü şalvar da kullanılır. Dürümlü şalvarın renkleri gri ve kahverengidir. Fakirler pamuklu şayak şalvar giyerler. Buna sayalı şalvar da denilmektedir
    Yörede çintiyan da görülmektedir.Şalvar kuba-orta, kuba-halebi diye isimlendirilmekte ve bu isimler genellikle şalvarın dikim biçimine verilen adlardır. Kuba şalvar oldukça bol,yanm kuba paçalar dar, orta kısmı (peyik) genişçe şalvardır. Halebi şalvarlar mencester denilen bir kumaştan yapılmış, paça kısmı fermuarın yarısı ile kaplanmış (dayanıklı olması için) genellikle siyah renkte bir tür şalvardır. Aynca ice tuman da giyilmektedir. Amerikan bezinden yapılan şalvar biçimle paçaları biraz kısa bir şalvar altlığıdır
    Şalvar: Genellikle siyah kumaştan olup beli beyaz uçkurludur.Aynı zamanda açık kahve renginde ve cep-ayak kenarları işlemeli ı da vardır
    Cezair Yeleği (Kırk Düğme): Yakasız olup, iç gömleğin üzerine giyilir.Yaka kısmı sırma işlemelidir.Büyük bir özenle işlenir. Kolsuzdur
    Aba: Kısa kollu olup, cezair yeleği üzerine giyilir.Üzeri saf ipek ve sırma iş&shy;lemelidir
    Kuşak: Bele takılır.Renkli iplikle işlenir. Dokuma tezgahında dokunur.Gaziantep'e mahsusdur
    İç Gömlek: Yakasız olup genellikle boyuna çizgilidir.İpek kumaştan yapılır.Sadece yakada bir düğme vardır. Kollan bol ve rahattır
    AYAĞA GİYİLENLER
    Gaziantep'in merkezinde ayaklarda işli yün çoraplar bulunmaktadır. Kundura-yemeni, kırmızı renkli ya da sarı renkli olmak üzere kullanılmaktadır. Bazı "kabarah ayakkabı" giyenler görülür. Bunlara postal, potin adı verilir, aynca erkekler arasında çarık, papuç, lapçin, karçın, kelik adı verilen papuçlar giyilir
    Elbeyli'de ayaklarda yemeninin her türlü rengi kullanılır.İşlemeli veya düz yün çorap görünmektedir.Yörede bazı köylerde ayağa kırmızı veya siyah yemeni giyilmesine karşın, dag köylerinde "kırmızı postal" giyilir. Kulaklı yemenilerin daha eski olduğu bilinir.Kırmızı postallar tok burunludur. Burun ve topuk arkaları yine sahtiyeden parça yama olarak süs-lüdür. Postal siyah olursa yamalar kırmızıdır
    Barak köylerinde ayaklarına kırmızı merküp, keçi derisinden yapılmış altı nalçalı şamaniye mavi püsküllü edik giyerler. Burnu yukarı doğru kıvrıktır
    Postal uzun konçludur. Genellikle tarlada çalışırken veya kışın iş esnasında giyilir
    Çorap: Genellikle beyaz olur
    Hade: Günümüzde artık tarihe karışan bu ayakkabı camuz derisinden yapılır.Ayak bileğini iyice sarar. Genellikle mor veya siyah renktedir
    AKSESUAR
    Köstek: Bele, kuşağın üzerine takılır. Gümüştür
    Tütün Kesesi: Erkeklerin kendi aksesuarlarını koymak içindir. Çakmak, sigara tablasi vb. Kadıfe olanı makbuldür. Üzeri sırma işlemelidir
    Mendil (Sallama): İpekli mendil olup, kenarı işlemeli veya düz olur
    BELE TAKILANLAR
    Merkez ve çevre köylerde belde sal kuşak vardır. Kemer, trablus sal, kayış kuşak, acem şalı, yün ve ipek ya da yün ve pamuklu karışımından oluşan birkaç kat sarılan kuşaklar kullanılır.Içinde bıçak, tütün kesesi, sigara tablası vb. muhafaza edilir. Bacağa bağlanan kaytanlar göbek kısmımın altından doğru sarkıtılarak bir kavis yaptırılır. Kuşakların üstüne çevre köylerde, bir kalın palaska adı verilen meşin kemer kullanılmaktadır
    Elbeyli'de ise bele "palıska kuşak" bağlanır.Antep kuşağının üzerine yörede paliska adı ile anılan meşin kemer bağlanır
    Yörede aynca, bürümlü yelek ve şalvarın üzerinden bele bir kuşak sanlır.Kuşak genellikle beyaz ve ipeklidir. Püsküllü olan kuşağın püskülleri aşağı doğru sarkar.Ayrıca vücudun sag yanına doğru genişletilerek dolandırılır.Bel kuşağının ucu vücudun sag yanından diz üstüne kadar sarkar.Genel olarak bel kuşağının bu olmasına karşın bazen başa sarılan gümüş ya da sim işleme poşularında bele sanldığı görülür.Çok az olmakla beraber sal kuşak saranlar da görülür. Barak yöresinde "Horasan kuşağı" takarlar.Zenginler "sal kemer" takarlar. Kuşak bulamayanlar beyaz poşu bağlarlar. Tütün kesesi (sirmah), çakmaklık (sırmalı) ve köstekli saat bele takılan aksesuarlardır
  5. violet

    violet Hoşgeldin Meleğim..

    Kayıt:
    11 Ekim 2006
    Mesajlar:
    142.399
    Konular:
    48.971
    Beğeniler:
    11.011
    Nereden:
    Belirtilmedi
    BOLU YÖRESİ KIYAFETLERİ

    KADIN GİYSİLERİ
    BAŞA GİYİLENLER < Resme gitmek için tıklayın >

    Tepelik (Takke): Döğme gümüşten olup fese tutturulur. Gümüş yaklaşık 13 cm uzunluğunda kare şeklinde 1, 1.5 cm eninde bulunur. Tepeliğin hizasında altın zincirler olup, fes hizasına kadar sarkar. Her zincirde üçer altın olmak üzere, turn başta 30 altın bulunur. Fesin üzerinde yani tepeliğin altına kırmızı renkte saten geçirilir.Bunun ismi de çeki veya gaz'dir. Altınlar bunun üzerinde sallanır
    Çember (Başörtü): Tepeliğin üzerine beyaz renkte, kenarlan gül işlemeli, uç çevresi pul oya ile işli, yöresel adı "ÇEMBER" olan eşarp örtülür.Eşarptaki işlemeler kanaviçe ile yapılır.Çemberi kadınlar üstten, kızlar ise çene altından bağlar. Saçlan bel hiza&shy;sına kadar iner ve ince örü yapılır.Saçların gürlüğüne göre örü sayısı da değişir. En az 40, en çok 60 adettır.Örülerin uçlarına ise nazar değmesin diye mavi boncuk takılır. Kızlar gelin olurken, saçlan önden kakül kesilir.Buna da o yörede "zülüf' denir
    SIRTA GİYİLENLER
    Akçagöynek: Kendi el tezgahlarında beyaz iplikten dokunan düz renkte kumaştan dikilir.Yaka ve etek uçlan iki su halinde kanaviçe işlenir.Zengin elişi motiflerle süslü olan bu giysiye halk dilinde "AKÇA GÖYNEK" ismi verilir.Motiflerin yapıldığı ilik yünden olup, yörede yetişen otlardan boyalarla renklendirilmiştir.Bu göynekler önde bulunan iplere göre isim alır
    At nalı işlemeli,Bıçak burnu işlemeli,Goyun gözü, işlemeli,Çırrak işlemeli,Kedi ayaği işlemeli,Muskali işlemeli,Goydürme işlemeli,Yılan iyesi işlemeli.Söz konusu göyneğin boyu diz kapağı altındadır.
    Fermane: Üst kısmına yöresel adı "FERMANE" olan kollu çepken giyilir.Kadife, çuha veya suet kumaştan yapılan bu giysi, bordo-lacivert-ördek başı yeşil renklerden olur. Fermanenin kollan ve on kısımları gümüş sim işli olup, işlerde gül motifleri hakimdir. Boyu ise bel hizasındadır
    İşlik: Bazi kişilerce fermene yerine daha ziyade suet kumaştan yapılan işlik giyilir.Turuncu, mavi ve bordo renklerde yapılır.Boyu bel hizasındadır.Çevresi ve Ön kısmı iş&shy;li kollarında da çok ince bilezik olup hafif büzdürülür. Sade işlemeli olan bu giysi üzerindeki motiflere gore isim alır
    a) Koç boynuzlu, b) Aynah, c) Güllü işlemeli, d) Kaz ayaği, e) Düz didi, f) Oturtma
    Üç Etek: İplikleri kendileri tarafından boyanır.Renklerde genelde bordo veya lacivert hakimdir. Kumaş el tezgahında dokunur. O yörede bulunan köylere göre kareli ve&shy;ya çizgili olarak değişmektedir.Fermane veya işliğin altına giyilir
    Şalvar: Üçeteğin kumaşından el tezgahlannda dokunur.Bazı köylerde çizgilisi de giyilmektedir.Uçkur kısmına ayrı bir kumaş geçer. Kumaşlarda rengine ve desenine gö&shy;re isim alır
    1- Çiğer alı 2- Kırmızı alaca don 3- Mavi alaca don
    < Resme gitmek için tıklayın >

    AYAĞA GİYİLENLER
    Çorap: Kırmızı, yeşil, mavi, lacivert, sarı ve beyaz renklerin hakim olduğu çorap bulunur.Gül motiflerinin çoğunlukta bulunduğu çoraplar yün ipliğinden örülür.Bunlar-da motiflerine göre isim alır
    1. Muskalı tek şişli çorap 2. Mozak gülü beş şişli çorap 3. Dağınık gül beş şişli çorap 4. Karalı yel este beş şişli çorap 5. Güççük beş şişli çorap
    Yemeni (Ayakkabı): Altı kösele ve kabaralı olan ayakkabıların yüz kısmı deri kaplıdır.Renklerde bordo kırmızısı veya siyah renk hakimdir.Genelde kina ve düğünlerde giyilir.Yöresel adı "KUNDURA" veya "YEMENI&#8221;dir. Günlük giysileri ise hayvan derisinden yapılmış çarıktır
    AKSESUAR
    Gümüş Kemer: Dövme gümüşten olup, önünede kurbağa kafası biçiminde tokası bulunur. Üç eteğin üzerine takılır. Yörede gümüş kemer yerine kırma kemer de kullanılmaktadır. Halk dilinde bunlara "kuşak" adı verilir
    Dizili Altın: Kırmızı kurdeleye dizili altın kullanılır. Bunlarda boyuna takılır. Oyun aracı olarak da şimşirden yapılan tahta kaşık kullanılır.
  6. violet

    violet Hoşgeldin Meleğim..

    Kayıt:
    11 Ekim 2006
    Mesajlar:
    142.399
    Konular:
    48.971
    Beğeniler:
    11.011
    Nereden:
    Belirtilmedi
    Doğu Anadolu bulunan Bitlis yöresi dansları soyluluk,mertlik ve birliği ifade eder. Erkekler tarafından icra edilen bu danslara davul ve zurna eşlik eder. Bitlis'teki halk oyunları zaman zaman dizi, zaman zaman da tutunmadan oynanan grup oyunları biçimindedir. Tutunmadan, çogu zaman karşılıklı iki dizi biçiminde, bazen de halka halinde oynanan ve bu yörede çok sevilen bir oyuna yörede Harkuşta ya da Halkuşta denir. Harkuşta, el ele vuruşularak oynanan bir oyun çeşididir. Bu oyun Siirt, Van, Diyarbakır, Mus ve Malatya'da da oynanmaktadır. Bu bakımdan bu yöreye Harkuştalar Bölgesi de denmektedir.
    Harkuştaların, birbirinden ufak farklarla ayrılan bazı çeşitler bulunmaktadır. Çeşitlerdeki farklılıklar ve özellikler el vuruşlarında görülmektedir. Örnegin Mutki Harkuştasında çiftler karşı karşıya durarak el vuruşturdukları halde, Meryem Harkuştasi'nda karşılıklı gelip birbirlerini bir boy geçtikten sonra geriye dönerek ellerini vuruştururlar. Bitlis'te halk oyunları; düğünlerde (Sünnet, Nişan vb.), askere uğurlamalarda, bayramlarda ve özel günlerde oynanır. Bitlis halk oyunları oynanırken oyuncular çeşitli oyunlarda ellerinde bir araç bulundurarak oyun oynarlar. Bu araçlar genelde; Bıçak, Sopa Teşi (Kirman), Mendil, Kılıç-Kalkan.
    < Resme gitmek için tıklayın >

    OYUN ÇEŞİTLERİ:
    Govenk, Agır Govenk, Meyroki, Garzene, Sepe, Tiringo, Bapuri, Degirmenci, Bitlis'te Bes Minare, Odun Attım Mutfaga, Çarşıda Atlas, Nare ve Temuraga.Hoş bilezik, Nevalbıdare, Botane, Tanzara, Deriko, Zivkero, Garzene, Kasap Havası, Peydo, Zeyno, Zeybek, Üçayak, Keçkeçike, Aşırma, Gazali, Halkuşta, Dokuzlu, Dello, Değirmenci, Sippe, Perivcan, Temurağa, Delilo, Keçkeçike, Teşi, Hop Hop Meryem, Lorke, Meral, Koç Halayı, Harkuşta, Zifkero, Kasap Havası.

    Bitlis'te Beş Minare Hikayesi:
    Rus işgali sırasında Bitlis, bir harabe şehir görüntüsü alır.Düşmanın çekilmesinden sonra savaş esnasında Bitlis'ten kaçan bir baba ve oğul, Bitlis'e dönmek üzere yola çıkarak şehre hakim konumdaki Dideban Dağı eteğine varırlar. Baba, canlı kalıp kalmadığını öğrenmek için oğlunu şehre gönderir. Bir süre sonra oğul geri döner ve uzaktan babasına şöyle seslenir: "Şehirde yaşama dair hiçbir iz yok; sadece beş tane minare ayakta kalmış". Bunu duyan baba yıkılır, diz çöker ve şöyle bir ağıt yakarak oğlunu yanına çağırır.

    "Bitlis'te beş minare, beri gel oğlan beri gel.
    Yüreğim dolu yare, beri gel oğlan beri gel."

    Oyunlara eşlik eden müzik aletleri şunlardır:

    Oyunlara eslik eden müzik aletleri sunlardir davul,Zurna

    BİTLİS YÖRESİ KIYAFETLERİ

    KADIN GİYSİLERİ
    BAŞA GİYİLENLER
    Kofi: Başa fesimsi altm para dikili bir takke oturtulur. Bunu tutturmak için üzerine püskülsüz bir puşi sarılır.İki yandan sarkacak şekilde bağlanır.Bunun üzerine de büyük leçek (yazma) sarılır. Kadifeden olan kofi bordo renk olup, yuvarlaktır. Ağız kısmı geniş, alta doğru daralmaktadır.Ön kısmınada yuvarlak altın veya gümüşle süslenir
    Tülbent (Leçek): Beyaz renk kullanılır. Etrafi küçük beyaz pullarla işlenmişi daha makbuldur. Ama oyalı olanı da kullanılmaktadır. Bağlanış şekli ise; başi tam olarak kapatacak şekilde örtülür
    Puşi: İpekten yapılmıştır, çok sayıda renkleri vardır. Başın üst tarafi kapanmayacak şekilde bağlanır. Saçakları sağdan veya soldan sarkacak şekilde olur.
    SIRTA GİYİLENLER
    Iç Gömleği: Entarinin içine yakasız, uzun kollu iç köneği giyilir
    Entari veya Fistan: Bunun kumaşi Alman Kadifesi dediğimiz kumaştan yapılmaktadır.Bu kumaşın özelliği ise kendinden işlemelidir. Aynca bu kadifenin düz olanıda vardır. Yörede bu kumaşa ender rastlanmaktadır. Kumaş dışarıdan temin edilmektedir. Pazen veya diğer kumaşlardan ve yerli kadifelerden de yapılmaktadır. Entarinin dikişleri ise topuk ve diz kapağının ortasına gelecek şekilde uzun olacak, belden aşağı çan olacak şekilde, bele dört parmak kalınlığında lastik geçirilir.Yaka ise hakim veya yuvarlak göğüs kısmından yukarıya doğru açık olup, bu açık olan yere karşılıklı çit çit dikilir. Kol kısmı ise manşet veya düz bilezik şeklinde yapılır.
    Cepken (Yelek): Entarinin kumaşından yapılır,tabiki değişik renklerden de olabilir.Bu kumaşın desenlisi veya kendinden motif işlemelisi daha makbule geçer.Cepkenin ön tarafi tamamen açıktır.Entarinin üstüne giyilir ve kolsuzdur. Diğer bir ismi ise yelektir. Ön tarafi sırmalarla işlenebilir
    Şalvar (Direl): Kumaşi ipek veya pazen de olur. Düz veya desenli kumaştan yapılmaktadır. Paça kısmı ve bel kısmı lastiklidir. Bu kumaşın çok değişik renkleri mevcuttur.Bu kumaşın simli olanına da rastlanır.Entarinin altına, ayağa giyilir
    Kuşak: Yünden yapılanı daha makbuldur ve yörede daha ziyade bu kuşak kullanılmaktadır.Bağlanış şekli ise; iki çeşit bağlanır. Birincisi karınla bel arasına iyi durum yapılarak bağlanır, diğeri ise üçgen yapılarak sag kalçadan sarkacak şekilde bağlanır. Dik dörtgen şeklinde üçlü, kıldan veya yünden dokunur. Uzun ve püsküllü kuşağın üzerine pataşka deri takılır.
    AYAGA GİYİLENLER
    Çorap: Yünden yapılanları ve kendinden desenli olanı daha çok kullanılır,renkli olanları da bulunabilirse kullanılmaktadır.
    Çank: Manda veya dana derisinden yapılmaktadır. Etrafları aralıklı tamamen deliktir. Bu deliklerden aynı deriden bag geçirilir. Bu bağlari sağdan soldan çektiğimizde çarık şekli ortaya çıkar.
    AKSESUAR
    Kemer: Bele gümüş kemer takılır

    ERKEK GİYSİLERİ

    BAŞA GİYİLENLER
    Agal (Puşi): Puşi değişik renklerden olur. Kasnakli ve büyüktür. Siyah renk olarak da kullanılır. Agal ise yünden dokunur, rengi ise siyahtır, değişikte olabilir. Agal başa bağlanır, üçgen şeklinde, başın orta kısmı açık, sag taraftan omuza sarkacak şekildedir
    SIRTA GİYİLENLER
    Işlik: Şapiğin içine yakasız, uzun kollu, önü açık ve düğmeli, genellikle çizgili işlik giyilir.Işliğin kol uçlarına dikilen veya kolun uzantısı halinde bırakılan kısmın adı CELLAHI dir
    Cellahi: Kollari geniş ve uzun olan şapikin kollarını yukan sıvamada veya herhangi bir işte ip niyetine kullanılır. Normal zamanda pazu hizasına bağlanıp, uçlan uzun bırakılarak sarkıtılır
    Sal ve Şapik: Giyilen giysinin alt ve üst kısmıdır. Hakim renkler siyah, beyaz, mor ve gridir
    Sal: Şalvarımsı bollukta, paçalara kadar daralmadan inen alt kısmın adıdır
    Şapik: Üst kısma denir.Önü açık ve düğmesizdir.Çizgili, rengarenk işlemeli olanı makbuldür.
    Bu giysiler genellikle belli yörede ve köylerde el dokumacılığıyla yer tezgahlarında yapılır.Kejden yani keçi kılından dokunur.Kumaşın eni 60 santimetre olarak dokunulmaktadır.Genellikle bu kumaşın çeşitli renkleri rnevcuttur.Sade ve desenli renkleri de rnevcuttur. Bu şal-şapik ve cepkenlerde en kıymetlısı kendisinden zincirli olanıdır.Zincirin anlamı ise değişik ipliklerle kumaşın üzerine değişik motiflerden yapılmaktadır. Bu kumaşın diğer bir özelliği ise vücudu yazın serin tutmasıdır.
    Sal: Pantolon yerine giyilir, boydan boru paçalı geniş olur.Yandan iki tarafi cep şeklinde yapilir. Ama cep yoktur. Boyu topuklara kadar iner.
    Şapik: Şapik gömleğin üstüne giyilir.Önü açık ceket yerine geçer, göğüsten aşağı kısmına çit çit dikilir, düğme kullanılmaz. Kol ağızlarına değişik kumaştan parça geçirilerek süslenir.Üste gelecek şekilde katlanır.
    < Resme gitmek için tıklayın >
    Cepken: Cepken dediğimiz yelek yerine giyilir.Önden açıktır, arka tarafına toka takılır, arka kemer toka ile kilitlenir, kolsuzdur, şapiğin üstüne giyilir.
    Yelek: Çoğunlukla lacivert renkte ön kısmı kadife veya şapiğin kumaşından, arkası ince parlak kumaştan, kolsuz yelek giyilir.Yeleğin önü açık ve düğmelidir.Yeleğin önü, arkası ve cep ağızları ile kenarları işlemelidir.
    Kuşak: Renkli olarak örülen, uzun püsküllü kuşak bağlanır.Kuşak üçgen şeklinde ikiye katlandıktan sonra, püsküllü kısmı öne gelecek şekilde ucu bele bağlanır.Üç parçadan ibarettir.Deseni ise çizgilidir. iki tarafindan püsküller sallanır.
    AYAĞA GİYİLENLER
    Çorap: Yünden yapılır, düz veya desenli olabilir, çeşitli renklerdende dokunmaktadır.Elle dokunur,.
    Harik: iki çeşit harik kullanılmaktadır.Birisi mutki hariki; bu harik üstü keçi kılından altı ise kendirden dokunur, diğeri ise hizan harikidir.Bunun üstü yünden, altı ise kendirden dokunur, genellikle siyah renklerden oluşur, elle dokunur.
    RAZIEL bunu beğendi.
  7. violet

    violet Hoşgeldin Meleğim..

    Kayıt:
    11 Ekim 2006
    Mesajlar:
    142.399
    Konular:
    48.971
    Beğeniler:
    11.011
    Nereden:
    Belirtilmedi
    Kadın ve erkek dayanışmasının en güzel örneklerinin sergilendiği bu Doğu Anadalu kentinde,danslarda kadının evinde olduğu gibi, diğer işlerde de erkeğine yardım edişi anlatılır. Danslara davul ve zurna eşlik eder. Adıyaman Halk Oyunları kadın ve erkeğin yan yana yer aldığı bir karografiye sahiptir. Bu da Adıyaman Halk kültüründe kadının rolünü göstermesi açısından oldukça mühimdir.
    < Resme gitmek için tıklayın >


    OYUN ÇEŞİTLERİ:
    Agir halay, Düz halay, Agir Malatya, Berde, Deriko (derino), Galüç, Üçayak, Agir hava, Dik hava, Hasandagli, Lorke, Pekmezo, Dokuzlu, Dokuzokkali, Tirpano, Kudaro halayi, Agir Govcuk.Tirge, Simsimi, Sevda,

    Oyunlara eşlik eden müzik aletleri şunlardır:
    Davul, Zurna, Kaval, Baglama, Tef, Iklig, Darbuka, Cümbüş, Legen, Cura.

    Adıyaman Halk Oyunları kadın ve erkeğin yan yana yer aldığı bir karografiye sahiptir. Bu da Adıyaman Halk kültüründe kadının rolünü göstermesi açısından oldukça mühimdir.

    Sal Oyunu: Fırat nehrinde salla geçen düğün alayını konu alır.

    Düz oyun : Fırat kenarında yanında çeşitliliği adamın kızına aşık olan, fakat kızı alamayan ve sevdasından hastalanan bir gencin serüvenlerini konu alır.

    Oyuna Davet: Düğünlerde gençlerin birbirlerini oyuna davet etmelerini konu alır.

    Hasat Oyunu : Ailece ekin biçen ve hasattan sonra yakınlarını ziyaret ve şölen düzenleyen çiftçi ailesini konu alır.

    Kımıl oyunu: Kımıl (Süne) haşerenin ekinlere zarar vermesi sonucu meydana gelen kıtlığı ve halkın kımılla mücadelesini canlandırır.

    Göçer oyunu: Hayvancılıkla uğraşan bazı köylülerin yaz aylarında yaylalara göç etmelerini ve burada başlarında geçenleri canlandırır.

    Hellican : Helli adlı bir bey kızı ile rüyasında gördüğü ve daha sonra var olduğunu öğrendiği Can adlı gencin evlenerek mutlu olmalarını konu alır.

    Ağırlama: Düğünlerde yaşlı, ağırbaşlı ve hatırı sayılır kimselerin ağır ve gösterişli bir tempo ile oynadıkları oyun.
    Hallaç Oyunu: Pamuk atmaya gittiği evin kızına aşık olan bir hallacın serüvenini anlatır.
    Türkan: Sevdiği gencin dışında birine verilen Türkan adlı bir kızın yolda müsaade alarak iki rekat namaz kılıp ölmesi olayını canlandırır.
    Dingi : Güzel ve güçlü bir kızın ding ding şeklinde ses çıkararak bulgur dövmesi sırasında aşık olan gencin hikayesi canlandırılır.
    Barış: Birbirilerine düşman aile yada aşiretlerin barışmalarını canlandırır.
    Kaynana Oyunu: Düğünde kaynananın gelinin önünde eline Çömçe (Kepçe) ve ayna alarak oynamasını canlandırır.
    < Resme gitmek için tıklayın >

    KADIN GİYSİLERİ
    BAŞA GİYİLENLER
    Fes: Buğday sapından örülür, üst ve alt kısmına kahverengi setenden astar çekilir. Fesin düşmemesi için bendik denilen bir bezden yapılmış ince uzun bir iple çene altına bağlanır.Yünden yaplır, desenli-renkli ve sade beyaz olanlar vardır.
    Taç: Etrafi zincirli ve gümüşlerle çevrili taç takılır.Etrafında sirmalı puşu, puşunun üzerine ikiye katlanmiş ve çene altından çapraz bağlanmiş keten, beyaz puşu bulunur. Taç süslemesi sac bölümlerine, (gulik) kefi denilen yapma püsküller (ibrişim veya ipek iplikten yapılmış) takılır.
    Baş bağlamaları: Adıyaman yöresinde çok değişik baş bağlama şekilleri vardir. Ancak bu şekillerden 4 tanesi genelde kullanılan baş bağlama şeklidir.
    a) Genç Kız Bağlaması: En alta fes (keçeden), fesin üstüne taç takılır.Tacın kenarlarından zincirler sarkıtılır ve ucuna gümüş veya altın penezler takılır. Fesin etrafina sırma puşu sarılır.Değişik renkteki şifonlarla baş arkasına süsleme yapılır.
    b) Kadınların baş bağlamaları: En alta fes fesin üzerine sırma puşu bağlanır.Puşunun üzerine bütün başı bağlayacak şekilde kefiye veya (hitik) denilen beyaz bez bağlanır. Aynca fesin üzerinde taç bulunmaktadır.Tacın etrafinda zincirler, zincirlerin ucunda gümüş altın veya sari penezler takilir.
    c) Bazı yörelerde en alta keten, kefiye veya hitit bağlanır.Üstüne sırma puşu bağlanır.Bu bağlama şeklinde takı takılmaz puşunun altından saçın zülüf denilen kısmı yanaktan aşağıya takılır.
    d) Şehir merkezinde oyalı yazma veya etrafi boncuk oyalarla süslenmiş keten boncuklar kullanılmaktadır.
    SIRTA GİYİLENLER
    Gömlek: Kumaşı ŞEĞMALI denilen bir kumaştan olup, renkleri özellikle beyaz-sarıdır. Dikilişi hakim yaka, kollan kırmasızdır. Kendiliğinden çubuk desenlidir. Göğüse kadar önü açık olup, uzundur. Diz üstüne kadar gelir.
    Zıbın Üç Etek: Kumaşı kutni olup boydan desenlidir. Kırmızı, sarı, siyah ve yeşil renkler hakimdir.Kendiliğinden desenlidir.Boydan dikilir.Önü açıktır..Kollan uzun kırmasız olup üç eteği vardır Her iki eteğin uçlarına bezden ipler dikilir. Arkadan ters çevrilerek kuşağın üstüne bağlanır.
    Önlük: Bezden olup, yapılan desenler bal mumuna batırılarak önlük üzerinde çeşitli desenler yapılır. Siyah boya ile boyanır. Sonra yıkanır bal mumundaki desenler çıkarılır. Boyu 1.20 cm ebadındadır. Üst tarafına iki tane ip bağlanır. Bu ipler arka tarafa kurdele şeklinde bağlanır.
    Şalvar: Kumaş olarak seten veya kutnidir.Paçalarına lastik geçirilir. Peyepi kısadır.
    AYAĞA GİYİLENLER
    Çorap: Yünden olup değişik renk ve desenlerden oluşur elle örülür.
    Ayakkabı (Yemeni): Renk olarak kırmızı hakimdir.Arkası düz olup,ön tarafi ava-redir.
    Çarık: Ham deri parçasından kenarları kıvrık iki ucu dikilidir.
    Tozak: Çorap üzerine bağlanarak sarkıtılan bir çeşit tozluktur.
    TAKILAR
    Ele takılan takı: Kollara süs olarak gümüşten yapılmış bilezik ve şebe takılır. (şebe, gümüşten uzun çubuklar halinde birbirine bağlantı yapılarak yapılan bir süs)

    ERKEK GİYSİLERİ < Resme gitmek için tıklayın >

    BAŞA GİYİLENLER
    Terlik : El işlemeli, delikli, nakışlı ve renkli yünden yapılır.Genç kızlar bunları çeyizlik olarak yaparlar. Kızların çeyizliklerinden başta gelir.
    SIRTA GİYİLENLER
    Gömlek: Uzun kollu gömlek, dize kadar uzanır.
    Kırkdüğme: Kumaşı kabardin olup, rengi kahverengidir.Yakasi hakim yaka olup, kollan yarım koldur.Saten kumaştan yapilir.Gömleğin on kısmına ğarç'tan işleme yapılır, düğmesinin etrafi satenden kaplanır.Kırk düğme dikilir, kolların etrafina da ğarç dikilir.
    Kuşak: Yapılışı yünden olup, özellikle dört renk hakimdir.Renkler kırmızı-sarı-yeşil-kahverengi olup çeşitli desenlidir.Ebatları 120-100 cm ebadındadır.Kuşağın uçlarına kahverengi satenden ipler dikilir.Bele bağlanması için şalvarla kırk düğme üzerinde bağlanır.Bağlantı ipi iç tarafa alınır.
    Şa!var: Kabardin kumaştan imal edilip, okçuruğu yani bel bağlantı yeri satendendir, alt peyik kısmı normal uzunluktadır,paçaları dardır.Dağ köylerimizde keçi kılından yapılan kıl şalvarlarda giyilmektedir.Siyah-Mor renkte,deseni düz-cepsiz-uçkur yuvası saten veya ipektendir. Uçkuru yündendir.
    Aba: Aba iki çeşittir. Bunlar, a) Ağa abası, b) Azap abası olmak üzere ikiye ayrılır.
    Ağa Abası; Siyah renkte yünden yapılmış olup,ön tarafları beyazdır.Aynca sırma işlemelidir.
    Azap Abası; düşük kaliteli kıl karışımı yünden olup, rengi siyah ve deve tüyü şek-lindedir.Yarım kollu,el yapımı yünden yapılmış kahverengi renkte,,kolun alt kısmı ve abanın ön kısmı beyaz renkli, şeritli, göğüs kısımları nakışlıdır.
    AYAĞA GİYİLENLER
    Ayakkabı: Yemeni ve çarık şeklinde olup, yapılışları YEMENI derisinden olup, uzun kuyruklu alçak topukludur.ÇARIK ise deriden kesilir,ön tarafi deri ile dikilir, etrafı ip şekline getirilmiş deri ile çevrelidir.Başlanna, ayağa bağlanması için ip bağlanır.
    Çorap: Çorapta iki çeşitlidir. a) İnce dokunan beyaz renkli olup,yünden örülür kendiliğinden çeşitli desenler verilir b) Çol iki denilen çeşit ise çobanlar ve azaplar giyerdi.​
  8. violet

    violet Hoşgeldin Meleğim..

    Kayıt:
    11 Ekim 2006
    Mesajlar:
    142.399
    Konular:
    48.971
    Beğeniler:
    11.011
    Nereden:
    Belirtilmedi
    Horonun kökeni ve kelime anlamı :


    Türkler, tarihin akışı içinde Orta Asya'dan batı dünyasında doğru akarken, hiç kuşkusuz sosyal kültürel özelliklerini de birlikte götürmüşlerdir. Yoğun göç dalgaları ve tutulan yeni ''yurtluklar-vatan''da karşılaşılan değişik ulus ve halklarla da etkileşimde bulunmuşlardır. 1071 öncesi ve sonrasında Anadolu'ya akmaya başlayan Türk-*Budun-Boy ve Oymakları çok kısa bir zaman diliminde Anadolu'yu Türkleştirip, İslamlaştırırlar. Yalnız Türkler, Anadolu'nun ötesindeki Türk ellerinde İslamiyet'i her ne kadar benimsememişlerse de eski ''Gök dinleri'' ya da ''şamanist'' inanımlarının kalıntılarını çağımıza dek yaşatabilmişlerdir. Bugün Anadolu'nun kırsal ve dağlık kesimlerinde, Orta Asya'nın kültürel özelliklerini şamanist inanımlarını görmek mümkündür.

    Oğuz Türkleri 12. yy'dan itibaren sürekli ve yoğun bir şekilde Karadeniz yöresini yurt tutmaya başlarlar. 200 yıl içerisinde bu olgu tamamlanır, tüm Karadeniz yörelerini fetheden ve Türkleştiren Oğuz Türklerinden olan ''ÇEPNİLER''ir. Çepniler, bu yöreyi kıyı çizgisine paralel olarak doğu-batı yönünde fethederken Anadolu'nun iç kesimlerinden de diğer Türk boy ve oymakları Erzincan, Gümüşhane ve Harput dolaylarından sahile akmaya başlarlar. 1461 yılı başlarında iç kesimlerden gelen 100.000 Çepni Türk'ün Giresun-Trabzon arasına yerleştirildiğini, yine Yavuz Sultan Selim'in Trabzon'da, Şehzadeliği sırasında İran'da Şah İsmail'in kılıcından kaçan Akkoyunlu Türkleri'ni de Rize-Trabzon arasındaki yörelere yerleştirildiğini tarihi kaynaklardan biliyoruz. Yöreye yapılan bu tarihi göç Doğu Karadeniz'in kısa bir zaman içinde Türkleşmesini sağlar.

    Türkler Doğu Karadeniz bölgesine yerleştiklerinde yabancı olmadıkları bir doğa parçasıyla karşılaşırlar. Yöre çok engebeli, sarp, dik ve dağlıktır. Öte yandan bölgeyi kuzey yönünde baştan başa kuşatan, sürekli dalgalı ve hırçın bir deniz vardır. Bu acımasız özellikleri içeren bir doğa üzerinde mücadele veren insanların tipik, yöreye özgü Folkloru ve Halk Oyunları da böylece oluşur.

    Romanya'da düğünlerde oynanan halk danslarına ''Gagauz Türkleri ''nce ''horon" denilmektedir. Yine eski bir Bulgar ve Peçenek Türklerinde varolması dikkate şayandır. Öte yandan Erzincan, Malatya, Siirt ve Afyon'da birer yerin adı ''Horon''dur.







    Yunan kelimesi ile büyük bir benzerlik gösteren horonun nereden geldiği hakkında bazı fikirler ortaya atılmıştır. Bunlardan birisi Yunanlıların Karadeniz'in doğu sahillerine yerleşmiş olması, bir diğeri ise; horonun kemençe gibi Cenevizlilerden kalmasıdır. Gerçekten Fransa'da ''Carole'' adı ile tanınmış bir oyun vardır ki bir halka oluşturularak oynanırdı. ''Carole'' kelimesini Fransızca sözlükler bozuk Latince ''Carola'' olarak gösteriyorlardı. Ancak, bu kelimenin diğer şekilleri olan ''Harol , Horol'' kelimeleri ve oyunun kalabalık oynanması dikkate alınırsa, Fransız oyunu ile Doğu Karadeniz oyunu (Horon) arasında şaşırtıcı bir benzerlik göstermektedir. O halde Yunanca nedir?

    -Hora, raks, dans Yunanca- Türkçe sözlükte;

    1. Takım, grup

    2. Bir kilisenin görevlilerinden oluşan kilise korosu

    3. Kilise görevlilerinin kilisede durdukları yer.

    Şimdi karşılaştırmaya geçelim:



    a. kelimesinde ''topluluk'' esas olarak görülüyor. Bu Karadeniz horonlarında da böyledir.


    b. kelimesinin üçüncü maddesi ''kilise görevlilerinin kilisede durdukları. yer'' dir. Kelimenin bu anlamı ile Carole kelimesinin ikinci anlamı olan ''Halka şeklinde oynanan oyun'' arasında açıkça görülen bir ilişki vardır.

    Mimari ve kuyumculukta daire teşkil eden birçok şeye ve 18. yy'da kilisedeki koro dairesine Carole deniyordu.

    Yukarıdaki karşılaştırmalar gösterir ki, Horon, Carole ve kelimeleri arasında bir anlam birliği oluşturur.

    Şimdi de bunlarla ilişkili olan diğer bir kelime üstünde duralım.

    Xor (hor) veya Kör -Destan söylenirken nakarat

    xoroy (horoy)-Sırayla durmak (Pekarski-Yakut sözlüğü)

    Esas vasıfları ''topluluk'' olan bu Yakutça kelimeler ile Karadeniz horonu, Fransız

    ''carole''sı ve Yunanca arasındaki anlam birliğini tespit ettikten sonra yukarıdaki araştırmalarımızı şöylece özetleyebiliriz:


    Horon, Carole, ,Hor, Kör, Horoy kelimeleri birbirlerinden ayrı olmayıp, aynı Hor kökünün muhtelif şekilleridir.


    Bu açıklamalarla yöredeki ''horom'' ve ''horon'' kelimelerinin kullanımı arasında benzerlik olduğu görülmektedir. Horom; mısır saplarının ve çayır (ot) 'ların 10-15 kucak bir araya getirilerek dikey durumda yığılıp, tarlada bulunan ''KABAK DEVEKLERİ'' ile üst kısımdan bağlanmasıdır. Başka bir deyişle daire (halka) şeklinde sıkıca bağlamaktır.

    Yöre oyunlarını oynarken bir arada toplanarak sıkıca elele tutup daire halinde horon kurmalarındaki şekil ve benzerlik Horon ile Horom sözcüğünün gerek mana gerekse kelime yapısı bakımından birbirini tamamlamaktadır. Horona başlarken ''Hayde bir horom kuralım'' sözü, bir araya toplanıp, sıkıca birbirimize bağlanalım demekten başka bir şey değildir.



    Horonların Oynandığı Yerler Ve Etkilendiği Unsurlar

    Horonlar neşeli zamanlarda; Bayram, düğün, dernek, askere uğurlama ve arkadaşlar arasında düzenlenen eğlencelerde oynanır.

    Yürekleri dolduran coşkular, sevinçler buralarda horona dönüşür. Nerede bir durak, bir oturak yeri varsa orası ''HORONDÜZÜ'' dür. üstünde horon oynanmayan tek bir düzlük yoktur Karadeniz'de...

    Horon Karadenizin soluk alışı, yürek atışı, dalgalanışıdır.

    Horon doğa ile insanın elele, kol kola şahlanışıdır.

    İneğiyle, çadırıyla, çoluğu-çocuğuyla, silahıyla, giysisiyle dağlara çıkması, yol boyunca yol havalarının kemençe ve davul-zurna eşliğinde çalınıp söylenmesi, horon oynaya oynaya yolların bitirilmesi ve yayla düzüne silah atarak, nara atarak ve tabi ki horon oynayarak (sallama ritminde) kollar halinde girmeleri, halka içinde saatlerce horon oynamaları bahara olan özlemin coşkuya dönüşmesi, dile gelmesidir.

    Karadeniz'e özgü horonun yapısında tarım kültürünün varlığı apaçık ortadadır. Horonda görülen öne eğilmeler ve kolların öne uzatılıp sallandırılması; tarlada kazma ile çapa yapılması gibidir. Horoncuların el tutması ve hamle yapmaları ile belcilerin ''VOL ATMA'' hamleleri aynıdır.


    Karadeniz'de yalnız başına iş yapmak çok zor olduğundan horon; Karadenizlinin her işte elele verilmesini, birlikte çalışmaya duyduğu ihtiyacı anlatmasıdır.


    Doğa yapısının sert ve dağlık oluşu, denizinin ve havasının kararsızlığı horon oyunlarında göze çarpar.



    ''Mısır Gumulları hep, beraber bağlanır;
    İşte, horoncular da, öyle halkalanırlar...


    Dizili horon ise, bel bellmek gibidir;

    Tavaya birer birer, hamsi dizilmesidir...


    Omuz titretmeleri, hamsi can çekişmesi;

    Çıkarılan o sesler, rüzgarın ıslık sesi...


    Hele o silkenmeler, ağaçlarda fırtına;

    O çabukluk benziyor, martı kanatlarına..


    Dalgalar gider-gelir, bir kararda durmazya;

    Horoncular da öyle, uyar davul zurnaya...


    Kemençe; horonun sevgi küpü, kaşığıdır;

    Neş'eli zannederler, en garip aşığıdır...


    Horon; yağmur duası, horon, çareye koşmak;

    Zafer için zıplamak,, yahut suyu okşamak...


    Horon; tetikte dumrak, kayık küreği çekmek;

    Horonda alın teri, horonda emek çekmek...


    Horon bayram yapmaktır, halk murada erince;
    Canlanmayan var mıdır, oynayanı görünce.



    Bu sevinç gösterisi, hem bolluk, hem bereket,
    Dağ-bayır, iniş-çıkış, elbet lazım hareket. ..

    Horon deyince akla Akçaabat geliyor,
    Bunu hem Türkiye ve hem de Dünya biliyor. ..

    Karadeniz horonu, horonların beyidir,
    Karadenizli korkmaz, eğlenceden bellidir...

    Fişek, saat ve çizme seferberlik işidir,
    Kalleşlik edenleri hesaba çekişidir...

    Horon, bir oyun değil, bir folklor kanunudur,
    Oyna horoncu oyna,i horon, milli konudur... ''



    Horonlar Üç Bölümden Oluşur

    1. DÜZ HORON BÖLÜMÜ: Horon oynanmaya başlarken ağır tempoda oynanır. Bundan ötürü oyunun bu bölümüne ''ağır horon bölümü'' de denir. Oyun halkası saat ibresinin tersi yönünde döner. Söylenen türkülere ellerle tempo tutulur. Müzik ne kadar yüksek tempolu çalınırsa, oyuncular da o kadar kıvrak ve hareketli olurlar. Ritim arttıkça vücut dikleşir, kollar yukarıya kalkar. Gelen komutla ''yenlik yenlik'' ''alaşağı'' ya da ''ufak ufak'' diğer oyuncular da uyarılarak doğrudan sert bölüme geçildiği gibi yenlike bölüme de geçilir.

    2. YENLİK BÖLÜMÜ: Kollar aşağıya iner, dizler kırık ve bel kısmı dizlerin açısında öne doğru eğiktir. Kol çıkarmalar ve omuz sallamalar bu bölümde ön plandadır. Adımlar geriye, yana ve öne basarak belli alan içinde gezinilir. Vücudun yapmış olduğu çalımlar yumuşak ve hafiftir. Oyunun ritmi düz horon bölümüne oranla biraz daha hızlıdır. Komutçudan gelen ''alaşağa'', ''aloğlum'', ''kimola'', ''taktum'', ''yıkoğlum'' veya ''ıslık'' şeklinde gelen komutla sert bölüme geçilir.

    3. SERT BÖLÜMÜ: Diğer bölümlere nazaran hareketler daha sert ve canlıdır. Omuz sallamalar daha seri, ayaklar yere daha sert basar. Oyunun en gösterişli, temposunun oldukça yüksek olduğu ve oyuncuların tüm yeteneklerini ortaya koyduğu bir bölümdür. Oyuna devam edilecekse tekrar düz horon bölümüne geçilir.
  9. violet

    violet Hoşgeldin Meleğim..

    Kayıt:
    11 Ekim 2006
    Mesajlar:
    142.399
    Konular:
    48.971
    Beğeniler:
    11.011
    Nereden:
    Belirtilmedi
    Bergama - Yunt dağı yöresine ait zeybek oyunu.

    hikayesi,
    yörük zeybeklerimizin bir çoğu süslü, işlemeli kıyafet ve ayrıntılara çok meraklıdır.

    yine yörük zeybeklerimizden bir tanesi bir gün bir jandarma karakoluna giderek tepe ardında ki köylerin eşkıya tarafından basıldığını ve yağmalandığını söyler. hemen karakoldan bi ekip ile yola koyulurlar. yolun yarısında bir yolunu bulan yörük zeybeğimiz geri dönerek karakolda ki kalan jandarmaların da o yöreye doğru hareket etmeleri gerektiğini, gidenlerin yeterli sayıda olmadığını ve çatışmanın kaybedileceğini söyler. hemen karakolda ki tüm jandarmalar hazırlanır ve yola koyulur.

    zeybeğimiz, onlarla birlikte gidemeyeceğini bacağının ağrıdığını söyler. jandarmalarda karakolu zeybeğe emanet ederler. karakolda tek başına kalan yörük zeybeğimiz hemen jandarma kıyafetleri giyer. fakat okadar çok süse düşkündür ki resmi elbesenin üzerine, çeşitli renklerde işlemeleri olan yemeniler ekler / bağlar.

    tam o anda karakolu teftişe üst rütbeli subay ve tümeni gelir. durumu fark ettiklerinde çatışma başlar ve yörük zeybeğimiz vurularak ölür.

    oyun bağlangıcında yere eğilip, dudaklara dokundurularak ıslatılan parmakların toprağa bulanması suretiyle daha iyi şıklaması da süslü jandarma oyununa özgüdür.
  10. violet

    violet Hoşgeldin Meleğim..

    Kayıt:
    11 Ekim 2006
    Mesajlar:
    142.399
    Konular:
    48.971
    Beğeniler:
    11.011
    Nereden:
    Belirtilmedi
    Erzurum halk oyunlarına "bar" adı verilir. "Bar" kelimesi "birliktelik", "topluluk" , "el ele tutuşmak", "bağlamak" ve "beraberce oynamak" gibi anlamlar taşımaktadır. Bar, çok eski ve köklü bir geçmişe dayanmaktadır. Barın oluşumunda; iklimin, coğrafyanın ve tarihi olayların etkisi olmakla birlikte antropologlara göre bar, Türklerin Asya'dan getirdikleri milli oyunlardan biridir. Erzurum, halk oyunları açısından oldukça zengin bir bölgedir. Bu zenginlik günümüzde de bütün güzellikleriyle ve orijinalline uygun olarak yaşatılmaktadır. Erzurum Halk oyunları ve türküleri derneği halk oyunları ekiplerinin gerek yurt içinde ve gerekse yurt dışında düzenlenen yarışmalarda onur verici başarıları vardır. Erzurum barları kadın ve erkek barları olmak üzere iki bölüm halinde oynanır.

    Oltu ilçesinden Oltu köyünde yalnız erkeklerce Bar tutulur ve davul zurnayla oynanır. Aynı köyde Şeyh Şamil oyunu da vardır. Davul zurna veya mey eşliğiyle yürütülür, tek erkek oyunudur.

    BAR TERİMLERİ



    bar oyunu : eğlenmeyi temel amaç edinen oyunlara denir.
    kolluk : dizilişe göre,barbaşının hemen solunda olan oyuncuya denir.
    koltukaltı: koltuk
    Pöççük : bar dizisinin en sonundaki oyuncuya verilen ad
    Daldaş : Dadaş
    kelleler : koltukaltı ile kolluk altı arasında kalan oyuncuların tümüne denir.
    sıra oyuncular : kelleler
    sekme : bar oyununun çabuk ve çevik hareketlerle oynanan bölümü
    yelleme : iki kısımlı barlarda ikinci kısma verilen ad.sekme ile ağırlama arasında oynanır ağırlama : barın ilk bölümü,ağır,yavaş,ve titizce oynanan bölümü
    bar sırası: barların birbiri peşi sıra oynanması gerektiğinde izlenecek geleneksel yol
    bar havası: bar oyunlarının ezgi ve müziğini anlatan bir deyimdir
    bar tutmak: bar topluluğunu para karşılığı kiralamaktır
    bar tutuşmak : bar oynayacak oyuncuların ortaya çıkmaları
    bar çeken : barbaşı




    Bar Çeşitleri :
    A- Erkek Barları
    1- Baş Bar, 2- İkinci Bar (1.aşırma) 3- Sekme, 4- İkinci Aşırma, 5- Nari, 6- Dello,
    7- Koçeri, 8-Temirağa, 9-Tamzara, 10-Tavuk Bari, 11-Felek, 12-Çingeneler,
    13- Uzun Dere, 14-Daldalar, 15-Yayvan, 16-Hançer Bari,






    B-Kadın Barlari
    1- Kavak, 2-Çiftbeyaz Güvercin, 3-Çember, 4-Döne, 5-Nari, 6-Çarşıda Üzüm Kara
    7- Sallama, 8-Mendilimde kişmiş ile Badem Var, 9-Tortumun Eymeleri, 10-Aşşahtan Gelirem, 11-Köylü Kızı, 12-Delikız



    ERKEK KIYAFETLERİ



    Cistik: bar oynarken ayağa giyilen ayakkabıdır.derisinin çok yumuşak olması en büyük özelliğidir.bu özelliğe istinaden ayak figürleri daha kolay gerçekleştirilir.yaşlılar tarafından giyilene markop,gençlerin giydiğine yemeni denir.



    Zığva: Uçkurlu,beli bol lacivert kumaştan yapılan arkası torba şeklinde pileli giysidir.Bunun üzerine siyah ipek kaytansüs olarak işlenir.Zığvanın bol olmasını sağlayan pile sayısının 32 olmasına özen gösterilir.



    Yelek: lacivert kumaştan yapılmıştır.iki tarafa kapanabilen kaytanlı ilikleri vardır.kenarları ve cep ağızları kaytanla işlenmiştir.



    Gömlek: gömlekler beyaz olup dik yakalıdır.düğmeleri beyaz veya siyah olabilir.uzun olan kol ağızlarında 4-5 düğme bulunur.



    Kazeki: uzun kollu kısa bir cekettir.kolları geniş kol etrafları siyah kaytanla,ön tarafı ve cep ağızları motifli kaytanla süslüdür.



    Kuşak: eskiden Acem,Trablus, veya Tosya şalı diye adlandırılanrenkli iplerle örülmüş-dokunmuş,bar oynayanın belini sıcak tuttuğu gibi aynı zamanda cep vazifesi gören kumaştır.



    Gümüş köstek: gümüşten yapılmış,yelek üzerine asılan daha önceleri saat taşımada kullanılan ince zincirden aksesuardır.
    Bazubent: ekseriyatla boncukla örülür.gümüş olanlarıda vardır. Kola takılan içerisine karınca duası, ayet-ül-kürsiduaları komulur.



    Mendil: Erzurum barlarında mendil kullanmak bir maharet işidir.mendil her barın ritmine ve psikolojisine göre kullanılır.




    KADIN KIYAFETLERİ



    Bindallı: kadife üzerine simle Türk motifleri işlenmiş giysidir.göğüs ve boyun kısımları dantelle süslenebilir. aynı danteller kol ağzınada eklenir.kol,beden ve bel kısmı vücuda oturur, tek kısmı ise rahat hareket maksadıyla geniş yapılır.



    Leçek(yazma): başa örtülen,pullarla ve boncuklarla oyalanarak süslenen pamuktan yapılmış başörtüsüdür. bu isim halen kullanılmaktadır.



    Gümüş kemer: bar oynayan Erzurumlu kadının belinde bulunur.muhtelif parçalar halkalarla birbirine tutturularak kemer oluşturulur.İşlemelidir.kaşı daha süslüdür.bazılarında sedef kakmalar bulunur.şimdi kakmalı kemerler yapılmadığından antika değeri taşımaktadırlar.



    Papuç: papuçlar siyah ve önden bağlıdır.yumuşak deriden yapılmış olup hafiftir.kolay hareket olanağı sağlar.
    Dizleme: beyaz yünden örülmüş,diz kapaklarına kadar uzanan çoraplardır.



    Mendil ve diğer aksesuarlar: erkek barlarında olduğu gibi,kadın barlarında da barbaşı ve pöççükte mendil bulunur.ayrıca boyuna beşi birlik, oltu taşı kolyeler,kollara burma bilezik parmaklara da yüzük takılır.
  11. violet

    violet Hoşgeldin Meleğim..

    Kayıt:
    11 Ekim 2006
    Mesajlar:
    142.399
    Konular:
    48.971
    Beğeniler:
    11.011
    Nereden:
    Belirtilmedi
    Erzincan Halk oyunları denilince akla, kahramanlık, yiğitlik, ağırbaşlılık ve sabrın sembolü olan Bar gelir.
    Oyunların tümü önce ağır olarak başlar, sonra gitgide hızlanır. En az altı kişi olarak kiz ve erkeklerin ayrı ayrı oynadığı oyunlarda çökme, el vurma ve dönmeler ana figürler olup, elde mendil, bıçak, kaşık gibi araçlar bulunur.
    Barların yarım daire şeklinde oluşması, Erzincan Ovasını tanımlamaktadır.




    Erzincan Halk Oyunlarının Türleri



    Bar: Kahramanlık duygu ve düşüncelerini sergileyen oyunlardır. Barlarda kesinlikle mendil sallanır.

    Çiftetelli : Müziğe göre ritmin, omuz-göbek-kalça ve kollara alınmasından doğan oyundur.

    Kaşık Oyunları : Tamamen şenlik oyunlarıdır. Kaşıklar ritim için elde tutulur.

    Horan: Halay mahiyetinde olup, ayakların kuvvetli olarak yere vurulmasından oluşmaktadır.

    Halay : Çengi ve çiftetelli oyunlarının özelliklerini taşıyan bir bar çeşididir.

    Tek Oyunlar: Herkesin serbest hareket ettiği bu oyuna, bölgemizde ŞIKIDIM havası da denilmektedir.

    Biçimlere Göre Oyunlarımız

    Üç ayak : Eğri dizi biçiminde olup, kertelli çökme ile sürdürülen açık oyundur.

    Dörtayak : Eğri dizi biçiminde olup, kertelli çökme ile sürdürülen açık oyundur.

    İkiayak: Eğri dizi biçimin de, dörtayak oyunun bir bölümü gibi devam eden oyundur.

    Ağırbar: Eller belden bağlanıp, oyunun sonuna kadar çözulmez. Eğri dizi biçiminde oynanır. Çökme olmayıp, bütün maharet ayakların ritme göre hareketidir.

    Koçeri: Eğri dizi biçimindedir. Başlangıçta eller belden bağlanır, oyun hızlandıktan sonra kol pazusundan bağlanır, Kapalı-açık oyundur. Açıldıktan sonra çok çabuklaşır.

    Sıklama: Eğri dizi biçimindedir. Çift yönlü hareket bu oyunun özelliğidir. Geriye gidişlerde, yarım kerteli çökme vardır, daha sonra yarım sağ şeklinde bu geri hareketi devam eder. İleri gidişte ani çökme yapılır.

    Sarhoş Barı: Eğri dizi biçimindedir. Kerteli çökme ile başlar. Bu çökme barbaşından poçikciye doğru yapılır. Poçikci yarım sağ yaparak, diğer oyunculara destek olur.

    Timurağa: Ellerin bir bölümden sonra bırakılması ve topluca el çırpmalar oyunun ana özelliğidir.

    Hoş bilezik: Kollar omuzdan bağlanır. Özelliği, oyunun dinlenme bölümüdür. Dinlenme anında oyun sürdürülürken, heykelleşme, oyunun kaidelerindendir. Bu oyunda da ani bir çökme vardır.

    Dello: Çift yönlü oyunlarımızdandır. Ters yönde giderken Poçcikcideki baş, baştakide poçcik olur. Bu anda eller belden tutulur. Diğer yöne dönünce, her oyuncu ellerini kendi koyarak, bağımsız duruma geçilir.

    Sarıkız: Sağa, sola yürümeler oyunun belli başlı özeliğidir.

    Tamzara : Eğri dizi biçiminde sürdürülürken, ani çökmeler yapılır.

    Çayırın Ten Yüzünde: Oyunun ana özelliği, ani çökmelerin bir müddet sürdürülmesidir.

    Tavuk Barı: Eğri, kopuk ve halkalar biçiminde oynanır. Oyunun özelliği, kerteli çök*menin uzun süre sürdürülmesi ve halka biçimindeki çömelmelerde, oyuncularından birinin uzun hava söylemesidir.
  12. violet

    violet Hoşgeldin Meleğim..

    Kayıt:
    11 Ekim 2006
    Mesajlar:
    142.399
    Konular:
    48.971
    Beğeniler:
    11.011
    Nereden:
    Belirtilmedi
    Şeyh Şamil Oyunu

    Şeyh Şamil Oyunu Türk'ün direnmegücüdür. Kafkasya'da yapılan uzun savaşlar içinde Türk Kahramanı Şeyh Şamil'indireniş gücünü belirtmek için bu adı aldığı söylenmektedir. Oyun bir kaçbölümde oynanmaktadır. Dua bö1ümü hüzünlü müzikle oynanmakta ve sahnede kız veerkek yerlerini almaktadır. Oyunun doğuşu şöyle anlatılır. Şeyh Şamil'in Ruslarlasavaşın son dönemlerinde yakınlarından bazıları savaşın bitmesini Rusların yalandolu iknaları ve vaatleriyle istemektedirler.Bu olayı Şeyh Şamil'e ancak anasıdiyebilir diye düşünüp ve annesini ikna ederek Şeyh Şamil'e gönderirler. ŞeyhŞamil olaya büyük tepki gösterir ve annesine a1tmış kırbaç cezası verir. Ancakcezayı kendisine de uygulattırır.Kırbaçlar Şamil'e vuruldukça halk acı vehüzünden kıvrılarak çeşitli hareketler yaparlar. Daha sonra bu olay oyun halinegetirilir.
    Diğer bir bü1üm bıçak atma olayıdır ve oyun esnasında kız oyuncu göğsünde birtahta parçası ile yere uzanır. Erkek ağzındaki bıçakları but tahtaya ağzıylasaplar. Bu oyunun doğuşu ise şöyle anlatılır. Şamil ve arkadaşları tutsakdüştüklerinde bir gemi ile sürgüne gönderilirken, Rus askerlerinin eğlencelerebaşladıkları ve Şamil'in arkadaşlarını ortada oynattıkları, Şamil'i de oynatmakistediklerini ancak Şamil bıçaksız oynamayacağını bildirmesi üzerine bıçaklarverildiği, bunlarla oynadığı zaman bıçakları arkadaşlarını önüne sapladığıve bir işaret üzerine bıçakları alarak döğüşe geçtikleri ve kurtulduklarınıanlatılmaktadır.

    Kıskanç
    Üç kişi ile oynanan bir oyundur. Bazen topluolarak da oynanır. Genelde iki kız bir erkekten oluşur. Kızların aynı erkeğe tutkunolmaları ötekinin kıskanıldığının gösteren bir açılışla kızla birlikte,alanın ters köşelerine doğru giderler. Oğlan oyunu tek ve beceri sergileyen birbiçimde sürdürür. ikisini de aynı sevgi sunuşları iletir. ikisinin de gönlünüyapar, geldiklerinde oyun üçlü görünüşünde sürdürülür. Hızlı melodisivardır.

    Vağzalı
    Son derece zarif melodisiyle, ince yumuşakhareketler bu oyunun halk arasında daha geniş yayılmasına neden olmuştur. Herdüğün töreninde vazlığının cazip edası işiti!ir. Vazlağının düğüntörenlerinde gelin oyununun ritmiyle bütünleştirdiği zarif, sade, ahenklifigürleriyle sergiler.

    Gazağı
    En eski oyunlardan birisidir. Oldukça çabuk,hareketli, coşkun bir oyundur.Blindiğine göre bir savaşçı oyunudur. Oyunu harbegidenler oynardı. Oyunda çeşitlilik ve teknik açıdan hareketler çoktur. Oyungüzellik, yapı ve incelik bakımından zengindir.

    Tamara
    Adını, Azerbaycan oyunlarını sergileyenmeşhur Salyanlı Reğgase Tamara'nın şerefine onun adı verilmiştir. Oldukçaçazibedar, lirik oyundur. Esasen kadınlar çoğu zaman da erkekler beraber oynanır.Oyunda rengarenk ritmik vurgular vardır.

    Maral Oyunu
    Bu oyun ormanda ava çıkan avcılar ile Maral(geyik)'ler arasında geçen olaydan esinlenmiştir. Avcılar tüfeklerini gizleyerek arkaarkaya marallara doğru yaklaşmaya çalışırlar (yaklaşma çeşitli figürlerleanlatılmaya çalışılmaktadır. Avcılar bir masal (geyik) sürüsüne yaklaşırlar:Avlarını avlama hırsı ve sevinci içinde bulunan avcılar gözlerine inanamayacaklarıbir olay vuku bulur. Maralların (geyik) hepsi beyaz gelinlikler içinde süzüle süzüleortaya çıkan birer kız görünümünü alırlar. "Maral sözü Iğdır veçevresinde genelde kadınlar ve kızlar için kullanılan bir kelimedir. Maral olaraktabir edilen, çok güzel, eşi ve benzeri tarif edilemeyen biri olarak tanımlanır).Avcılar bu durum karşısında büyülenir her avcı birer genç kızı (maral) alarakeşleşirler, birlikte değişik figürlerle buluşmanın sevincini yaşarlar. Derkendüğün hazırlıkları başlar.

    Gelin Havası
    Bu oyun özellikle düğünlerin sonunda gelinimasadan alıp götürmeleri sırasında çalınır. Oldukça ağır hareketlerle oynanır.Bu oyun sırasında damatın akrabaları ve ailesi gelinin ailesine sataşmak amacıyla vesevinçlerini dile getirmek isteğiyle ellerine aldıkları kap ve kaşıkları birbirinevurarak müziğe eşlik ederler. Grup şeklinde hem oynanır hem de gelini damatın evinegötürmek amacıyla yürünür. Damat tarafları coşkulu bir şekilde etrafa şekerlerdağıtır. Gelin ailesinde, kızlarının evlerinde ayrılacağı için büyük birhüzün vardır. Damadın ailesinde ise büyük bir sevinç ve coşku vardır. Bu oyunundiğer bir adı da "mirzeyim vağzalı"dır. Bu oyun ve müzikte değişikduyguların hepsi bir anda yaşanır.Ayrılık ve kavuşma gibi...


    Terekeme
    Bu oyun çok eski zamanlarda Azerbaycan'damesken kurmuş olan kabilenin adıdır. Terekemeler hayat tarzı olarak ayrı göçebe birhayat yaşayan kabile idi. Aynı müziğe sahip olan Terekeme oyunu iki variantdaoynanır. Birinçi variantda onu yalnız 'kadınlar oynar. ikinci variantda daha çevik,oynaklı ve kırık sesli geniş hareketli oyundur. Bunu kadınlar ve erkekler oynarlar.

    Ayşat
    Oyun Aras Nehri'nin akışına bakarak sudakihareketlerden esinlenerek ifa edilir. Kızın hareketleri suyun dalgalanmasını, erkeğindönüşü ise girdapları andırır. Bu Bilgiler Ziya Zakir Acarın Iğdır Ve Çevresinde Nevruz Kitabından Alınmıştır
  13. violet

    violet Hoşgeldin Meleğim..

    Kayıt:
    11 Ekim 2006
    Mesajlar:
    142.399
    Konular:
    48.971
    Beğeniler:
    11.011
    Nereden:
    Belirtilmedi
    Çayda Çıra
    Bu oyun, Elazığ&#8217;ın Harput Bucağından derlenmiştir. Oyun "Mumlu Dans" namıyla dünyaca tanınmaktadır. &#8221;Çayda Çıra&#8221; oyunu hakkında çeşitli efsaneler vardır. Ancak, bunlar dilden dile dolaşan çeşitli halk masallarına benzemekte ve diğer şehirlerimizde anlatılan efsanelerin bir varyantı ya da değişikliğe uğramış bir şekli olarak anlatılmaktadır.
    Oyun, orijini itibariyle aydınlatma amacı güdülerek ortaya çıkmıştır. Araştırmamızda halk arasında söylenen çeşitli efsaneler tespit ettik. Bunlardan bir örnek: Efsaneye göre Hazar Gölü kenarında bir köyde birbirini seven iki genç, gizlice buluşmaktadırlar. Erkeğin buluşma yerine gidebilmesi için gölü yüzerek geçmesi gerekmektedir. Buluşma gece olduğundan, kız çıra (Dındik) yakarak gence yerini belli etmektedir. Genç ise, ışığa doğru yüzmekte ve böylece sevgililer buluşmaktadır.
    Bu durumu sezen kızın babası, buluşmanın yapılacağı bir gün erkeğin yüzerek gölün ortalarına geldiği sıralarda çırayı söndürür ve genç sevgilinin gölde boğulmasına sebep olur. Bunu fark eden kız da kendini suya atar, o da kaybolur.
    Bunun üzerine bütün köylü toplanarak ellerindeki "Çıra" larla iki sevgiliyi aramaya başlarlar. Efsaneye göre, bu olay üzerine ağıtlar yakılmış, türküler söylenmiş ve çıra ile arama olayı oyunlaşarak günümüze kadar gelmiştir. (Benzer bir efsane de Van yöresindeki &#8220;AHTAMARA&#8221; efsanesidir.)
    Altınova'da yapılan görkemli bir düğünde geleneksel bir biçimde çay kenarında kurulan düğün meydanında çıralar yakılmış, "somat"lar kurulmuş ve düğün bütün coşkusuyla devam etmektedir. Bu sırada ay tutulunca, evlenen gencin annesi olan Pembe HAN tabaklara çıralar, mumlar diktirip gençlerin ellerine vermiş ve önde kendisi olmak üzere yürüyerek düğün meydanına, görkemli bir biçimde girmişlerdir. Bu buluşun mükemmelliği karşısında aşka gelen "Zurnacı Başı&#8221;, ellerindeki tabaklarla ortalığı bir anda gündüze çeviren, bu kalabalığı karşılayarak, gelenlerin ayak hareketlerine uygun bir müzik çalar. Kendisine eşlik eden kırk davul kırk zurna ile ortalık inlemeye başlar, böylece "Çayda Çıra" oyununun melodisi ortaya çıkmış olur. Bu olay gelenek halini almış ve çayda çıra oyunu günümüze kadar oynanıla gelmiştir."
    Eskiden kaç-göç olmadığı için, kız-erkek karma oynanan bu oyun, günümüzde karma oynandığı gibi, ayrı ayrı da oynanır. Oyunun 200-300 yıllık bir mazisi olduğu söylenir. Oyun Elazığ&#8217;ın her tarafında bilinir ve oynanır. Hatta, son zamanlarda Elazığ dışına da taşarak Malatya ve Diyarbakır'da da çeşitli şekillerde oynanmaya başlamıştır.
    Çayda Çıra oyunu sürekli olarak kendi melodisi ile oynanır. Ancak oyunun başlangıcında "Şirvan" ya da &#8220;Gelin Ağlatma Havası" denilen bir melodi çalınır. Bu oyunun melodisi ile başka bir oyun oynanmadığı gibi, bu oyun başka bir melodi ile de oynanmamaktadır. Oyun 10/8 lik usulde, &#8220;Şirvan&#8221; makamındadır. Orta çabuklukta bir oyun olan çayda çıra, en az dört-beş kişi ile yürütülür. Arka arkaya dizilerek bazen tekdizi, bazen de daire şeklinde oynanmaktadır. Halay sınıfından çok, dini bir raksa benzemektedir. Taklitli bir oyun olmayan "Çayda Çıra", usul itibariyle başladığı gibi bitmekte ve usulde bir değişiklik olmamaktadır. Hem açık, hem de kapalı yerlerde oynanır. Güvey ya da gelin misâfir önüne çıkarılırken ve de "güvey gezdirmesi" geleneği yerine getirilirken oynanır.
    Tüm oyunlarda başta oynayana kolbaşı, sonda oynayana sonbaşı ya da poçik denir. Sadece halay oyununda "Halaybaşı" ve "Halaysonu" adları kullanılır. Oyunun aracı çift tabak ve içerisindeki üçer mumdan ibarettir. Oyun yürütülürken &#8220;Heey, Teey, Tey&#8221; diye nara atılır. Elazığ'ın yörelerinde delikanlıya "Gakkoş" adı verilir. Oyun düğünlerde, dini ve milli bayramlarda oynanır.


    Avreş Oyunu
    Berber Yaşar" adıyla da tanınan bu oyunun, Elazığ dışında herhangi bir yerde oynandığına rastlanmamıştır. Oyunun kaynağı Harput'tur. Eskiden asker sevki çok olan Elazığ ve Harput' ta, askeri hareketlerin taklidi ile ortaya çıkan bu oyun, Elazığ'ın her yerinde oynanır. Oyunun elli-altmış yıllık bir geçmişi olduğu söylenmektedir. Bugün davul ve klarnetle çalınan bu oyunun müziği eskiden zurna ile çalınır ve oynanırdı.(Bugün birçok dağ köyümüzde ve birçok Alevi köyümüzde hâlâ zurna çalınmaktadır.) Esasen Harput'a klarnet girmeden önce düğünlerin baş sazı zurna idi. Ancak Türkiye'ye girdiği anda Harput&#8217;ta da kullanımı başlayan klarnet zurnayı büyük ölçüde etkileyerek etkinliğinin azalmasına neden olmuştur.
    Avreş oyununun türküsü, yoktur. Bu oyunun melodisi ile başka bir oyun oynanmadığı gibi, bu oyun başka bir melodi ile oynanmaz. Oyun müziği önce 6/8 lik usûlde ve ağır tempoda, sonra 4/4 lük usûlde ve hızlı tempoda oynanır. Makamı İbrahimiyye dir. Tek sıra dizilmek suretiyle oynanan bu oyun bazen de sağa sola dönmek suretiyle icra edilir. Oyunun öyküsü olmayıp, oyun figürünü teşkil eden hareketler, daha çok ayaklarda toplanmış, kısmen de başla yapılmaktadır. Vücudun tabiî hareketlerini ihtiva eden oyun figürleri ile, asker hareketleri taklit edilmektedir. Oyunda "ha-ha, hey-hey"diye nara atılır. Bu oyun daha ziyade asker uğurlâmalarında ve düğünlerde oynanır.


    Halay Oyunu
    Harput Halayı da denilen bu oyunun varyantları, &#8220;Palu&#8221; varyantı, İngüzek&#8217;te &#8220;Karaçor" denen oyun, Ağın&#8217;da &#8220;Düz Halay&#8221;, Baskil'de Halay, Sivrice'de "Düz Haley&#8221; dir.
    Oyunun kaynağı Harput&#8217;tur ve 200-300 yıldan beri, gençler ve yaşlılar tarafından zevkle oynanmaktadır. Oyun müziği önce 2/4 lük ve "zazaki" denilen figürde 6/8 lik usûlde çalınır, makamı İbrahimiyye'dir. Oyun, avuç avuca kenetlenip tutunmak suretiyle tek dizi halinde oynanır.
    Oyunun figürleri ayaklarda toplanmıştır. Daha çok asker uğurlamalarında ve düğünlerde oynanmaktadır.


    Bıçak Oyunu

    Oyun merkez ilçeye bağlı Hankendi (Hanköy) Bucağı'ndan derlenmiştir. Oyunun asıl kaynağı belli değildir. Bıçak oyunları Türkiye'nin hemen her bölgesinde değişik şekillerde görülmektedir. Erzurum'da &#8220;Hançer Bari&#8221;, Karadeniz Bölgesinde de bıçaklarla çeşitli horonlar oynanmaktadır. Davul ve klarnet eşliğinde oynanan bu oyun türküsü yoktur. Başka bir melodi ile oynanmadığı gibi, bu oyunun melodisi ile de başka bir oyun oynanmaz.
    Oyun, 9/B lik usûlde ve "İbrahimiyye" makamındadır. İki erkek, bir kadın ya da kadın kılığında bir erkek olmak üzere üç kişi. ile oynanır. Bar özelliği de göstermektedir. Oyun el ve ayak hareketlerinden oluşur. Taklitli bir oyun değildir. Müzik aynı ölçüyü sürekli takip eder. Usûlde bir değişiklik olmaz. Mutaassıp yerlerde kızlar ve kadınlar düğün alanına giremezler; oyunu damdan veya uzak yerlerden seyrederler. Bu yüzden oyunun seyri değişir.
    Oyun araçları, oyuncuların ellerinde bulunan ikişer bıçaktır. Oyuncular bunlarla figürler yaparlar. Bıçak aralarından geçer, göğüse doğru sallanır. Oyun düğünlerde oynanır, türküsü yoktur.


    Kılıç Kalkan Oyunu

    Eski oyuncular tarafından oynandığı duyulmuş, fakat görülmemiştir. Oyun müziğinin notası olduğundan, müziği hakkında bilgi edinmek kolaydır. Kaynak kişilerden Tahsin AYIK kendisiyle görüştüğümüzde, bu oyun hakkında şunları söylemiştir: "Bu oyunu oynayanları gördüm. Bunlar yaşça bizden daha büyüklerdi. Kılıç ve kalkanları olmadığından ellerindeki sopaları kılıç, ayakkabılarını kalkan yaparlardı. Sahip çıkılmayan bu oyunumuz maalesef iptal oldu. "

    Delilo Oyunu

    Harput'tan derlenen bu oyuna "Derilo", "Delilo" gibi adlar verilmektedir. Bu oyun halay bölgesinin hemen her yerinde, birbirine benzer özelliklerle oynanmaktadır. Asıl çıkış kaynağı konusunda bir yargıya varmak mümkün değildir.
    Delilo oyununun 150-200 yıllık bir oyun olduğu söylenmektedir. Oyun, türkülü bir oyun olup, davul ve klarnet eşliğinde oynanır. Oyunun türküsü oyuncular tarafından söylenir. Bu oyun, başka bir oyun melodisi ile oynanmaz, bu oyun melodisi ile de başka bir oyun oynanmaz. 4/4 lük usülde müziği olan oyun, çevre illerdeki "Delilo" oyunlarından biraz daha ağırdır
  14. violet

    violet Hoşgeldin Meleğim..

    Kayıt:
    11 Ekim 2006
    Mesajlar:
    142.399
    Konular:
    48.971
    Beğeniler:
    11.011
    Nereden:
    Belirtilmedi
    Folklor sözcüğü, folk (=halk) ve lore (=bilim) kelimelerinden oluşup, halk bilimi anlamına gelmektedir. Folklor, uluslar arası kültürün yaratıcı bilimsel bir koludur. Tarih sürecinde bölgelere göre özelleşmiş, bölgelerle özdeşleşmiş, bu durumuyla kendisini bilimsel, teknik ve ori jinal bir şekilde ortaya koymuştur. Folklorun temelini; toplumların ekonomik yaşam şartları oluşturur. Dolayısıyla ortaya çıkması, gelişmesi halkların maddi ve manevi değerleriyle ilintilidir. Folklor ile halk oyunları kavramları özdeşleştirilerek, halk oyunları yerine folklor kavramı kullanıla gelmektedir. Oysa folklor genel bir kavram olup, toplumların maddi ve manevi değerlerini barındırır. Ömeğin, herhangi bir ülkenin, toplumun veya yörenin yemekleri, kıyafetleri, gelenek görenekleri, töreleri, halk oyunları, bayramları, eğlenceleri vb.. gibi değerlerin tümü folkloru oluşturmaktadır. Halk oyunları folklorun bir parçası olup, günlük yaşamdan kesitler, kahramanlık, birliktelik, nefret, aşk, sevgi, hayal, umut gibi insan yaşamını etkileyen değerleri sergiler. Zevkler ve dertler halaylarla, türkülerle, düğünlerle, müzikle, sanatçılarla dile getir ilir. Her ne kadar halk oyunlarında zevk ve eğlence görülüyorsa da, toplumların kanunu, ilişkileri, kültürü, kimliği öncelikli olarak dile getirilir. Onun için denilebilir ki folklor (halk oyunları) insanların eğitiminde rol oynar. Müzik eşliğinde oynanan oyunlar daki ahenk fark edildiği zaman, insan yaşamını ve sevgisini canlı kılar. Bir yan dan insanı üzer, dertlendirir, bir yandan da neşelendirir. Her ritim ve oyun insanlann gönlünde ayrı değişiklikler yaratır. Böylece halk oyunlan insanları manevi yönden etkiler. Halk oyunları, insanlık tarihi kadar eskidir. Halklar tarihinde insanlar, toplumlarını, örgütlüklerini, geri kalmışlığını halk oyunlarından ayırmamışlardır. Halkımız, bazen istemlerini, beklentilerini halk oyunlarıyla dile getirmiştir. Her ne kadar yazılamamışsa da, halkın yaşamında varlığını sürdürmüştür. Bazen de yurtseverlik, savaş, kavga, aşk, sevda gibi konular dile getirilmiştir. Halk oyunlarımız rengini kendi güzel coğrafyasından almıştır. Doğa ile bütünleşmiştir. Bu yüz den halk oyunlanmız çok zengindir. Bu yönüyle manevi bir güç olup, yaşantımızın bir aynasıdır. Halkımız, folkloru ile özellikle halk oyunlan kendisini Ortadoğu halklarına tanıtmıştır. Öte yandan kültürümüz yaşamımızın temelini oluşturmuştur. Halk şarkı, türkü ve oyunlarıyla kendini tanıtmıştır. Kültürel ilişkilerdeki zenginlik, ulusal ilişkileri de geliştirerek zenginleştirmiştir. Bölgemizde her yörenin kendine has oyunları vardır. Bu, yöreler arasındaki kültürel ilişkilerin gelişmesine neden olmuştur. Her yörenin oyunları, o yöredeki insanların yaşantılarını sergiler. Ömeğin, Hakkari'de oynanan ''Xelef'' oyunu, kimi ağaların ve aşiret reislerinin kahramanlıklarını, kiminin de zorbalıklarını dile getirir. Adıyaman'da oynanan ''Qimil'' oyununda ise toprağa bağlılık, üretim ilişkileri, kadın erkek ilişkileri (kolektivizm) dile getirilir. Bölgemizde oynanan oyunlarda dikkati çeken başka bir nokta da ekip başıdır. Ekip başı figürleriyle müzikle olan ahengini gösterir. Böylece yaratıcılığını serbest bir şekilde ortaya koyarak oyunun güzelliğini ve estetik yönünü tamamlar. Sonuç olarak, özelde halk oyunlarımızı genelde kültürümüzü kendimizde yaşatmak için bilimsel bir tarzda araştırmalı, tanımalı ve geliştirmeliyiz. Bunu yaparken de farklı kültürlere de saygı göstermeyi, değer ver meyi ve onlarla ilişki geliştirmeyi göz ardı etmemeliyiz GELENEKSEL HALK OYUNLARİ Diyarbakır ve çevresinin geleneksel oyunları .çok çeşitli canlı ve renklidir. Yöreye özgü nitelikleri vardır. Bölgemizde devki ve el vuruşturma figürlü oyunlar yaygındır. Oyunların çoğu halay türündedir. Çepik, lorke, çaçan, esmer, gırani, halayları en yaygınlarıdır. Halaylarda bir fasıl sırası bulunur. Ayrıca makamlara göre de sıra oluşturmaktadır. KEŞEYO: Bu oyunun sadece erkeklerce oynanması ve ilimize has olması en temel özelliğidir. Bu oyun delilo oynayan sarhoş bir Hıristiyan din adamının taklit edilişidir. Bu oyun delilo oyunun ayak vuruşlarının aynısı olup, ağır bir tempoda oynanmak tadır. İleri giderken sağ ayakla başlanır el ele serçe parmak teması ile kollar baş seviyesinin üzerinde havaya kaldırılarak oynanır. Önce sağ sonra sol tekrar sağ ve son olarak sol ayak öne vurulup tekrar sol ayak geriye doğru çekilir. Ellerin durumu değişir. Eller yere doğru indirilir. Her adım atılışında öne doğru birleşik olarak çıkarılır. Ayak hareketleri öne gidişin aksine geriye doğru önce sol sonra sağ, yine sol ve son olarak sağ ayak yere ve dize vurularak öne doğru adım atılır. Oyun böyle devam eder. DELİLO: Bu oyun üretimde birlik, dayanışma 46 içinde harcanan emeğin karşılığının alınmasından doğan sevinci yansıtır. Davul, zurna eşliğinde oynanır. Ezgisi 4/4'lüktür. Tempolu ve ritimlidir. Oyun süresince zur nadan değişik ezgiler çalınabilir. Serçe par maklardan tutuşulur. Kollar yere paraleldir. Oyun süresince içten dışa doğru yaylandırılır ya da sert biçimde sallandırılır. Oyuna sağ ayakla başlanır. Sağsol sağsol olmak şartı ile dört adım öne ve hafif sağa doğru atıİır. Son sol ayak vurulduktan sonra aynı ayak tekrar geri çekilir. Serçe parmakların tutulmasıyla dirsekler yarım açık, yanındaki oyuncuyla dirsekler bitişik ve her oyuncunun dirseği de kendi vücuduna bitişik olarak yalnız kadın ve erkeklerce oynandığı gibi karışık olarak da oynanır. Oyunda yöre türkü ve manileri (Delilo, Selimo, Tırlıanne, Ayvanda Yatan Oğlan vb. ) okunur. HALAY: Bu oyun en az üç kişi ile oynanır . oyunculara davul zurna eşlik eder. lzleyi ciye göre sahne uygulaması ve düzen yok tur. Oyun, başı çekenin yönetiminde oynanır. Halay başı elindeki puşuyla düzeni ve ritmi sağlar. Halaylarda neşe ve canlılık egemendir. Ölçülü devinimlerle oynanır. Halay müziği çeşitlidir. Ritm canlıdır. Ezgisi 2/4'lüktür. Kadın ve erkekler birlikte oynuyorlarsa; sol kol sağ kol üzerine gelir, içten parmaklar birbirine geçilir. Kollar ger gin, arkada kalacak biçimde kenetlenir. Bakışlar, dik ve serttir. Oyuncular omuz omuza verdikten sonra halay başlar. Sadece kadınlar oynuyorsa; el tutuşları değişir. Kollar çapraz olarak yanındakinin belinin üst ve alt tarafına atılır. Arkadan bakıldığında çapraz olduğu görülür. Halay iki bölümde oynanır. Birincisi sallanmadır. Diz kırılarak, dört uzun, iki kısa diz devinimi yapılır. Bu devinime beden ve omuzların ritmik biçimde eşlik etmesi gerekir. Omuz titretme erkekler içindir, kızlar düz oynar. Diyarbakır'da veya ilçelerinde, kırsal alanda halay oyununu kadınerkek beraber oynadıkları gibi sade erkek ve sade kadın türünde de oynarlar. Yalnız kadın vuruşları (öne çıkmak ) değişir. Bu kadınlara özgü olup kadınların fiziki yapılarına uygun olarak oluştuğu sanılmaktadır. Hafif öne eğilirler, sağsol sağsol olarak iki ayaklarını kullanıp, son ayak olan sol ayağı ön tarafa vurup geri çekerler. Kırsal alandaki erkek halayında ise kadınlarınkine benzer vuruşlar yapılmaktadır. Ancak ayaklar daha serbest ve daha ileri çıkarılarak yapılır. Merkez halayında ise vuruşlar küçük hafif öne eğilmiş olarak kırsal alandakinin aksine her iki ayak eşit olarak kullanılmaz. Sağ ayak üç defa sol ayak ise bir defa öne vurulup ileri gidilir. Vuruş noktasına geldiğinde ise ayak hareketleri aynı fakat sol ayak öne vurulup geri çekilir, son vuruş vurulup geri gelinir. Geri gelişte önce sol sonra sağ ayak lar hafif havaya kaldırılıp başlama nok tasına gelinir ve tekrar yerinde oynanmaya başlanır. Geri gelirken beklenmeden tekrar ileri çıkılabilir. ESMER: Sevinin vurgulandığı bir halk oyunudur. Figürlerde incelik, yumuşaklık vardır. Ezgisi 4/4'lüktür. Ara müziği her rani, türkü bölümü esmerim olan iki müzik li bir oyundur. Erkekler ve kadınlar tarafından oynanır. Tutuşları, halay oyunun daki gibi omuzlar kenetlene,cek şekilde olmalıdır. Oynama şekline ise sağ ayakla başlanır. Şehir merkezinde üçüncü ayakta diz kırılarak doğrulur ve akabinde sol ayak öne çıkarılır. Kırsalda ise üçüncü ayaktan sonra diz kırılmadan vücut yukarıdan hafif öne eğilerek arkaya doğru hafif olarak çıkılarak oynanır. Bu oyunda öne çıkışlarda birincide düz öne çıkılır. Öne çıkışların geri gelişleri de vardır. Oyun genellikle duy güzel olduğu için türkü söylenerekte oynanır . TEK AYAK: Halay türündendir. Tek grup ya da karşılıklı iki grupla oynanır. Bu oyunda ayak Vuruşları, halay müziğinden yarım ses aksaktır. Bu, ileriye çıkış figürlerinde ve dik oyunda özellik olarak belirir. Müzik ezgisi 2/4'lüktür. Karşılıklı oynamada belir gin özellik, atak devinimleridir. Bu oyunda ki tutuşlar da halay ve esmerde olduğu gibidir. Üç defa sağ ve sol ayaklar yerinde kaldırılıp indirilir. Sol ayakla birlikte vücut hafif öne çıkarılır ve eğilinir. Sol ayak öne Vurulup geri çekilir. Öne çıkma halayda olduğu gibidir. Geri gelişler de vardır. Davul Vuruşu halaydaki gibi seri olmayıp kesik kesik olur. ÇiFT AYAK: Bu oyunda da tutuşlar, tek ayak oyununda olduğu gibidir. Sol ayaklarını iki kez vurup çekerek oynadıkları bir oyundur. Öne çıkma ve geri gelişler de vardır. Davulun vuruşu kesiktir. Öne çıkma halayda olduğu gibidir. Ancak, sol ayak savurması iki defa olur. çapraz olması ve sağ ayağın hareketidrL Öne çıkmak beklemeden olduğu gibi, geri gelişte vardır Davulun vuruşlan da ritme göredir. ÇEPİK: Adını el çırpmadan alır, Savaş, kavga ve çekişmeyi simgeler. Oyun gruplara ayrılarak ya da teke tek vuruşarak oynanır. Çepik üç bölümdüL Kabadayı, hücum ve çarpışmadan oluşuL Yürüyüşler saldırı ve çağn biçimindedir. Oyunun en belirgin özelliği oynayışta eşitliğe önem verilmesidir. Erkek erkeğe, k1z kıza karşı oynaL Ezgisi 214'lüktüL Sağ ayakla başlanır. Sağsolsağ adımlar atılır Sağ ayakta sekilir. Sol ayak sağın yanına yere vurulur ve sol atılarak sürdürülür. Sekme sonrası tüm vuruşlarda el çırpılır Karşı karşıya gelinip eller birbirine vurulur. Vuruşlar yapıldıktan sonra dönme oluL Oyunun seyri serbesttir. PAPURE: Oyun sağ ayakla başlar. Dairenin oluşumunu sağlamak için ileri doğru iki adım atılır. Sağ yere vurulup sol ayak sağa doğru savrularak çift düşülür. Bundan sonra oyunun Diki oynanır. Oyunun diki halay oyununun diki gibidir. Komut geldikten sonra sağ ayak yere vurulur, sol ileri çıkanlır geri yerine gelirken sağ ayakla bir Ükte çift düşülerek oyunda üçüncü figür olan çapraz oynanır Oyunun çaprazı sağ solsağ yapılarak oyun devam eder. Oyunun tutuş şekli baş parmaklar açık, önündeki oyuncunun omuz kemiklerini kavrayacak şekilde dairesel olarak oynanan oyundur. MERYEMO: Oyun sağ ayakla başlar sağ ayak ileri, yana doğru atılarak sağsol sağsol, ÇAÇAN: Tutuşlar, halay esmer tekayak çiftayakta olduğu gibidir. Halaya çok benzer. Farklılık ise çıkışlardan sonraki figürlerin SEYİRLİK HALK OYUNLARI : Diyarbakır yöresinin yaşam biçimlerinden kaynaklanan köy seyirlik oyunları vardır. Bunlardan bazılan; Teşiberi, Gur u Pez, Şur u Mertal vb. dır. TEŞİBERİ: Müziksiz ya da müzik eşliğinde oynanabilir. Oyunun temeli öykünmeye dayanır. Oyunculann mimikleri önem taşır. Öykündükleri eylemlerle özdeşleşirler. TeşiBeri oyununun konulan çok çeşitlidir. Bunlar günlük işlerden, yaşayıştan kay naklanır. Oyun, adını yün eğirme eyleminden almıştır. Teşi, yün eğirmeye yarayan bir araçtır. Beri, köy kadınları ve kızlarının süt sağmak için toplandıklan yerdir. Köy kızları buraya hayvan sağmak için gelirken eğirecekleri yünleri de getirirler. Kızların beriye gelişi köy delikanlılannın beklediği bir olaydır. Buluşmaya olanak sağlar. Kızlardan sonra köy delikanlıları da alana toplanır. Hayvanların sağılması bitince oyunlar oynanır. Oyunda, delikanlılar kızların yaptıklarına öykünürler. Gösteri, müziksiz ya da davul zuma eşliğinde olur. Bu oyun günlük yaşamın çeşitli eylemlerine öykünerek de oynanabilir. GUR U PEZ: Yörenin kırsal kesiminin günlük yaşamından kaynaklanan bir oyundur. Köylerde hayvanlar, nöbetleşe ya da tek bir çoban tutularak otlatılır. Akşam da otlakta kalınır. Oyunda yaylada toplanan sürüye kurdun saldırması anlatılır. Bu saldırıda çobanın sürüyü özveriyle savunması ve saldırıyı savuşturması sergilenir. Oyunda; bir çoban, bir köpek, bir kurt, koyunlar vardır. Koyunlar halka olur. Bağdaş kurup, sağ elle sol ayağın baş parmağını ve sol elle sağ ayağın baş parmağını (ayaktan çapraz) tutarlar. Çoban, koyunların çevresinde koşarak elini her birinin başına koyar. Bu arada köpekte çobanın ve koyunların etrafında gezinip, sürünün dağılmasını engeller. Çoban, bir çeşit yoklama yaparken yöreye özgü ağızla tekerlemeler söyler. Koyunlar söz aralarında rüzgara öykünerek sesler çıkarır. Çoban, tekerlemesi bitince başını bir koyunun sırtına dayar ve uyur. Köpek ise sürünün etrafında dolandıktan sonra uyumaya başlar. Onu ve çobanı gözetlemekte olan kurt yavaşça sürüye sokulur. Birden saldırarak koyunlardan birini kapıp kaçırır. Koyun bağırarak yardım İster. Çoban uyanır ardından koşar, ama kurtaramaz. Ancak kurt başka bir koyun kaçıramadan öldürülür. Koyunlar ölen kurdun çevresinde kızgınlıklarını anlatır biçimde dönerler. Çobanla kurt arsındaki kovalamacanın nereye kadar olacağını oyuncular belirler. Bu sınır bir çizgi, bir tepelik, bir ağaç arkası, masa veya sandalye gibi nesneler olabilir.
  15. Hapiness

    Hapiness Yeni yorumcu

    Kayıt:
    25 Aralık 2007
    Mesajlar:
    2
    Konular:
    0
    Beğeniler:
    0
    Nereden:
    Belirtilmedi
    Emeğine sağlık
  16. TR_ittifack

    TR_ittifack Pasif yorumcu

    Kayıt:
    28 Nisan 2007
    Mesajlar:
    5.752
    Konular:
    80
    Beğeniler:
    125
    Nereden:
    Kastamonu
    ben kafkas yöresine ait oyunlar oynadım 3 sene fln çok eğlenceli bana kalırsa oyunların hiklayesini bilincede daha içten oynuyorsun daha güzel oluyo ama baya bi zorlayıcıydı bastan alışınca ise çok sevkli teşekkürler =)


    ama batı karadenizliyim ben o ayrı tabi :)

Sayfayı Paylaş