Peygamberlerin Ortak Çagrısı

Konu, 'Din ve İslamiyet' kısmında _AlMiNa_ tarafından paylaşıldı.

  1. _AlMiNa_

    _AlMiNa_ Pasif yorumcu

    Kayıt:
    11 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    43.244
    Konular:
    5.565
    Beğeniler:
    6.620
    Nereden:
    İzmir
            
    Kur'an-ı Kerim'de görüyoruz ki peygamberler belirli aralıklarla dün yaya geliyor ve ümmetlerini hep aynı şeylere davet ediyorlar.

    "Ey milletim, Allah'a itaat ediniz. O'ndan başka ilâhınız yoktur."

    İster Babil toprakları olsun, ister Sodom, Medyen, Hicr veya Nil va disi. İster Hazreti Îsa (a.s.) dan 40 yüzyıl önce, ister 20 yüzyıl, 10 yüzyıl önce olsun. İster ba ımsız ve özgür bir millet olsun, ister köle ve perişan bir ümmet olsun. İster gelişmenin en alt seviyesinde olsun, ister medeni ve siyasi kalkınma ve refahın en üstü düzeyinde bulunsun, her yerde, her devirde ve her ulusta Allah'ın elçileri hep aynı tavsiye ve telkinlerde bu lunmuşlardır. Ö ütledikleri hep aynıdır. "Allah'a dönün, O'na ba lanın, O'ndan başka bir ilâh yoktur." Hazreti İbrahim (a.s.) ümmetine açık açık şöyle demişti: "Her şeyin özü olan Hak Teâlâ'yı kabul etmedikçe sizin ara nızda müşterek herhangi bir ba , gerçek herhangi bir işbirli i olmayacak tır." Hazreti Musa (a.s.) Firavun'a gitmeden önce kendisinin Allah'ın Rasûlü oldu unu ilân etti ve herkesi kurtuluşa ve do ruya ça ırdı. Fira vun'a da dedi ki, "sen Rab olamazsın, çünkü Rab olan her şeyi yaratan ve herkese yaşama imkânı veren Allah'dır." Hazreti Îsa (a.s.), Romalıların kölesi haline gelen Beni İsrail'i ve di er kavimleri, Roma imparatorlu u ve sömürgecili ine karşı isyan bayra ını çekme e de il, tek Allah'a inan maya ve do ru yolu takip etmeye davet etti. Görüldü ü gibi, Kur'an-ı Ha kim'de anlatılan bu olaylar başka bir dünyaya de il, bugün içinde yaşadı ımız dünyaya aittir. Ayrıca Kur'an'da sözü geçen İnsanlar da bizim gibi insandılar. Şimdi, Nebilerin geldi i ülke ve milletlerin çözüm bekleyen di er herhangi bir siyasi, ekonomik, toplumsal sorununun bulunmadı ı id dia edilemez. Bu gibi sorunlar vardı ve her zaman süregelmiştir. Ancak İslâm hareketinin her önderi -yani peygamberler- de işik yörelerdeki in sanları Tevhid'e davet etmeyi her şeyden üstün tutmuştur. Her türlü ulu sal, bölgesel, siyasal, ekonomik ve toplumsal sorunları bir yana bırakarak Hakk'a davete öncelik tanımışlardır.

    Hazreti Îsa (a.s.) Beni İsrail'i Hakk'a ça ırırken, dünyaya gelişinin se bebini anlattı:

    "(Ben), benden önce gelen Tevrat'ı do rulayıcı olarak size haram kı lınan bazı şeyleri helâl kılmak üzere gönderildim. Size Rabb'inizden bir ayetle geldim; o halde Allah'tan korkun, bana itâat edin! 'Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; O'na kulluk edin, do ru yol budur". (Al-i İmran; 50-51)

    Demek oluyor ki, bütün Nebi’ler gibi Hazreti Îsa (a.s.)'nın daveti de şu üç önemli noktaya dayanıyordu:

    Birincisi, bütün insanların itaat etmesi gereken bir üstün otorite var dır. Bu otorite Allah'a aittir. Hayatın ve uygarlı ın esası bu temel üzerine kurulmalıdır.

    İkincisi, bu üstün otoritenin temsilcisi olan, peygambere itaat şarttır.

    Üçüncüsü, insanın hayatını düzenleyen ve yönlendiren kanun ve ni zam ancak Allah'ın koydu u kurallardan müteşekkildir. İnsan'ın hem var lık sebebi, hem de yok olma sebebi, O'nun bahşetti i kanun ve düzendir. Bunun dışındaki bütün kanun ve kurallar geçersiz sayılmalıdır [2].

    Demek ki, Hz. Îsa, Musa, Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) ve di er peygamberlerin davet ve görevlerinde hiçbir fark yoktur. Çeşitli peygam berlerin, çeşitli görevlerle dünyaya geldi ini iddia eden ve davetlerinin maksadı ve şekli arasında ayırım yapanlar büyük bir hataya düşmüşlerdir. Allah tarafından kavmine gelen elçi'nin görevi, kavmini itaatsizlik ve is-yan'dan alıkoymaktan başka bir şey de ildir. Bütün peygamberler insanla rı tek Allah'a itaat etmeye ve O'na ba lı kalmaya ça ırmışlardır.

    Kur'an-ı Kerim'de Nebilerin dünyaya gelişinin maksadı bir başka tür lü de anlatılmıştır:

    "Bütün bu Rasûl'ler, müjde vermek ve korkutmak için dünyaya gön derilmiştir ki bundan sonra insanların Allah'a karşı bahaneleri kalma sın". (Nisa; 165)

    Yani, bütün peygamberler aynı amaç için gönderilmişti. Allahu Teâlâ insanlara son hüccetini göstermek istiyordu. Böylece, son mahkemede yo lundan sapmış olan bir suçlu, karşısına çıkıp, "Ya Rab, ne yapalım, hiç haberimiz yoktu, Sen bize gerçe i anlatmak için de herhangi bir tedbir de almamıştın" diye özür beyan edemeyecekti. İşte bu sebepten dolayıdır ki Allah (cc.) dünyanın çeşitli kesimlerine peygamberlerini gönderdi ve ki taplarını indirdi. Bu peygamberler bazen çok sayıda insanlara Allah'ın ta limatını ilettiler, ayrıca aralarında insanlara yol gösterecek kitaplar bırak tılar. Bu kitaplar her zaman varolmuştur. Şimdi biri do ru yolu bırakıp yanlış yola sapıyorsa, bunun sorumlulu u elbette ki Allah ve Rasullerine ait de ildir. Sorumluluk, Allah'ın davetinin kendisine ulaştı ı, ama onu de erlendiremeyen o kişiye ya da do ru yoldan haberdar olmalarına ra men, yanlış yolu takip edenleri uyarmayanlara aittir.

    Nebi’ler ve Rasûl'ler, Hakk'a davet etmelerinin yanı sıra, itaate lâyık kişilerdir de. Kur'an-ı Kerim bu hususta şöyle buyuruyor:

    "Biz Rasûl'leri de gönderdik ki Allah'ın izniyle onlara itaat edilsin". (Nisa; 64)

    Demek oluyor ki, Rasuller sadece Allah'a iman edilmesini bildirmek için gönderilmedi. Peygamberler yanlarında uyulması ve yaşanması gere ken bir nizamı da getirmişlerdi. Bu şartlarda, onlara inanıp başkalarına tâbi olmak düpedüz tutarsızlıktır. Peygamber'e geldiklerine inanıldıktan sonra başka kanunlar bir yana bırakılmalıdır. Peygamberin getirdi ine uyularak yaşanmalıdır. E er yaşanmıyorsa, inanmanın anlamı kalmaz.

    Din'i galip ve üstün getirme görevi de peygamberlere aittir. Meselâ, şu ayet-i kerimeye bakın:

    "Kendi peygamberini hidayetle ve Hak diniyle, dinlerin her türlüsüne galip gelmek için (dünyaya) gönderen elbetteki Allah'tır." (Tevbe; 33)

    Metinde "ed-din" kelimesi kullanılmıştır. Bunu "dinlerin her türlüsü"ne çevirdik. Din kelimesi Arapçada delil, burhan ve belgelerle kabul edilen ve emrine uyulan bir kişinin kurdu u hayat tarzı ve hayat nizamı anlamına gelir. Burada görüldü ü gibi, peygamberlerin dünyaya gelişinin maksadı, yanında getirdi i hidayet ve Hak dinini, din nevinden her şeye galip getirmekti. Başka bir deyimle, peygamber'in getirdi i din ve hayal tarzının, başka bir dine veya hayat tarzına ba lı kalması düşünülemez. Peygamber, yeryüzünün ve göklerin Hakiminin temsilcisi olarak dünyaya gelir ve amacı da getirdi i din ve sistemi başka sistemlere galip kılmaktır. Şayet peygamberin gelişinden önce dünyada örne in zımmiler (gayri müslim)inki gibi, başka bir düzen varsa, cizye ödeyerek ve peygamberle rin getirdi i nizama tabi olarak kendi düzenlerini sürdürebilirler.

    İnsanın Allah'a kul olmayıp, kendi nefsine uyması ve Allah'ın emirle rini bir kenara iterek ahlâk, cemiyet ve medeniyetleri için başka başka te mel ve ilkeler aramaları bütün kötülüklerin kayna ı olup başlı başına bir fesattır. Bu temel fesat, dünyada türlü türlü kötülüklere yol açar. İşte bu fesâdı durdurmak ve yok etmek için dünyaya Kur'an-ı Kerim indirilmiştir. Bu fesat da sırf insanın cehaleti ve nankörlü ünden do ar. Dünya iyilik ve güzellik üzerine kurulmuşken insanların bilgisizli i ve ayaklanması onun uyumunu bozmuştur. Bu bakımdan insan hayatının cehalet, vahşet, şirk, isyan ve ahlakî bozuklukla de il, iyilik ve dürüstlükle başladı ını söyle mek daha do ru olur. Kötülük sonradan gelmiştir. Bu kötülü e son ver mek ve hayata yepyeni bir düzen getirmek gayesiyle, Allah dünyaya, za man zaman peygamberlerini göndermiştir. Peygamberler de gelip aynı telkinde bulunmuşlardır. "İyili e, do rulu a dönün, fesat'tan sakının." Nübüvvet iddiası, hayat düzeninin tümünü de iştirme iddiasından ibaret tir. Bu düzen de işikli inin içine tabi ki siyasi nizam da girer. Bir kişinin kendisini Alemlerin Rabbi'nin temsilcisi olarak insanlara tanıtması, onla rın kendisine kayıtsız şartsız ve tam olarak itaat etmelerini istemesi de mektir. Çünkü Allah'ın temsilcisi ve naibi başkalarına tabi olamaz. Bir kâ firin hükümranlık hakkını tanımak risalet gelene ine tamamen aykırıdır. ​

Sayfayı Paylaş