Mevlana'nın Biyografisi

Konu, 'Biyografi' kısmında tersinim tarafından paylaşıldı.

  1. tersinim

    tersinim Yeni yorumcu

    Kayıt:
    25 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    1.288
    Konular:
    88
    Beğeniler:
    18
    Nereden:
    Belirtilmedi
            
    Sitede Hz.Mevlana hakkında çok güzel ve değerli yazılar var. Fakat biyografisinden bahsedilmemiş.

    Bu eksikliği gideriyorum.


    = = =


    Hz. Mevlana'nın biyografisi

    Mevlana bu gün Afganistan sınırları içinde bulunan Horasan'ın Belh şehrinde 30 Eylül 1207 yılında dünyaya teşrif etmişlerdir.

    Asıl adı Celaleddin Muhammed'tir.

    İlk dönemlerde Hüdavendigar lakabıyla anıldı. Daha sonra Mevlana adıyla tanınmıştır. Mevlana efendimiz demektir.

    Daha sonra o dönemler Rum ülkesi olarak bilinen Anadolu'ya (Konya’ya) ailecek gelip yerleştiğinden kendisine Rumi denilmiştir.

    Bu durumda ismi künyesiyle birlikte Mevlana Celaleddin Muhammed Rumi olur.

    Mevlana hazretlerinin babası dönemin en büyük alimlerinden Sultan-ül Ulema lakaplı Bahaeddin Veled hazretleridir.

    = = =

    < Resme gitmek için tıklayın >


    Bahaeddin Veled (solda) Hz. Mevlana (Sağda)

    = = =

    Kendisine bu lakabı rüyasında gördüğü Peygamber efendimizin verdiği rivayet edilir.

    Hz. Mevlana'nın annesi ise Harzemşah soyundan prenses Mümine hatundur.

    Mevlana hazretlerinin yetişmesinde anne ve babası kadar babasının seçkin öğrencilerinden Şerafettin Lala ile Tirmizli Seyyid Burhaneddin'in büyük emekleri vardır.

    Mevlana çok iyi yetiştirildi ve terbiye edildi.

    Keskin zekasıyla henüz on beş yaşında olmasına rağmen ilim ve irfan yönünden parmakla gösterilen bir insan oldu.

    Mevlana&#8217;nın babası Sultan-ül Ulema Bahaeddin Veled fitne fesat çıkınca bulunduğu Belh şehrinden gizlice ayrıldı.

    Uğradıkları yerlerde bir müddet kalıyorlardı.

    Nişabur&#8217;a geldiklerinde onları devrin ünlü gönül adamlarından Feridüddin Attar hazretleri karşıladı ve ağırladı.

    Mevlana'ya da Esrarname isimli kitabını hediye etti.

    Mevlana bu kitabı çok sevdi, defalarca okudu. Daha sonra dillendireceği Mesnevi'sinde bu kitaptan yararlanmıştır.

    Kutlu kafile Bağdat, Mekke, Medine ardından Kudüs&#8217;ü ziyaret etmiş, on yıl süren uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra Erzincan üzerinden önce Larende'ye (Karaman'a), ardından Selçuklu sultanı Alaeddin Keykubat'ın daveti üzerine Konya&#8217;ya gelip yerleşmiştir.

    Hz. Mevlana Celaleddin Muhammed Karaman&#8217;da iken Gevher Hatunla evlenmiş oğulları Sultan Veled ile Alaeddin Çelebi burada (Karaman&#8217;da) doğmuştur.

    Mevlana&#8217;nın babası Sultan-ül Ulema Bahaeddin Veled yaşı eni aşmış olduğu halde 12 ocak 1231 tarihinde vefat ettiğinde Hz. Mevlana henüz 24 yaşındaydı.

    24 yaşındaydı ama ilmi ve irfanıyla babasının vekili olmaya layık bir insandı.

    Hz. Mevlana babasının ölümünden sonra ailevi nedenlerle kayınbabasının yanına Karaman&#8217;a gitti.

    Bu ara öğretmenlerinden Burhaneddin-i Tirmizi hazretleri Konya'ya gelmiş, Hz. Mevlana'yı tekrar Konya'ya, yanına davet etmiştir.

    Mevlana da bu daveti sevinçle kabul edip Konya&#8217;ya geri döndü.

    Burhaneddin Tirmizi Mevlana&#8217;nın yanında bulunarak onun ilim ve irfan yönünden biraz daha yükselmesine yardımcı oldu.

    Öğrencisinin yeterince yetişip olgunlaştığını fark edince ondan ayrılıp Kayseri'ye gitti ve orada vefat etti.

    = = =

    Hz. Mevlana artık ilimde ve irfanda olgunluğun zirvelerine ulaşmış; ders vermeye, vaazlarıyla gönülleri nurlandırmaya başlamıştı.

    Çok kısa bir zamanda çok az faniye nasip olacak yüksek bir itibara kavuştu. Ünü, şanı dört bir yana yayıldı.

    Bu aralarda Mevlana Tebrizli Şems ile buluşmuştur.

    Bu buluşma aşıkla maşukun buluşması gibidir.

    Öyle ki Mevlana Tebrizli Şems'in dışında hiç kimseyi görmez olmuş, diğer insanları ihmal etmiştir.

    Bu da Tebrizli Şems&#8217;in aleyhine pek çok dedikodunun; fitne ve fesadın çıkmasının ana nedenidir.

    Bu fitne fesat zamanla öylesine artarak dallanıp budalandı ki Tebrizli Şems Mevlana&#8217;yı terk etmek zorunda kaldı.

    Fakat Hz. Mevlana onu öylesine yana yakıla aradı ve arattı ki sonuçta bir kez daha bir araya geldiler.

    Fakat fitne ve fesat gücünü ve şiddetini artırmış olarak devam ediyordu.

    Nihayet Tebrizli Şems bir kez daha ortadan kayboldu ve izi bulunamadı.

    = = =

    Tebrizli Şems&#8217;in ortadan kaybolması Mevlana&#8217;nın ruhunda çok derin bir iz bırakmış, bir bakıma içindeki bir yanardağın patlamasına neden olmuştur.

    Fakat bu patlama şer yönünde değil hayır yönündedir.

    Bu arada Mevlana&#8217;nın gönül dünyasına Burhaneddin Tirmizi&#8217;nin talebelerinden Selahattin Zerkub&#8217;un girdiği gözlemlenir.

    Hz. Mevlana Selahattin Zerkubun kızını oğlu Sultan Velede alarak kendisini dünürü yaptı.

    Bu derin ve güçlü dostluk Selahattin Zerkub&#8217;un 29 aralık 1258 tarihinde vefatına kadar devam etti.

    Mevlana&#8217;nın gönül dünyasında Selahattin Zerkub&#8217;un yerine Hüsamettin Çelebi&#8217;nin aldığı görülür.

    Hüsamettin çelebi Hz. Mevlana&#8217;ya layık bir dost oldu.

    Neyi var neyi yoksa Hz. Mevla-na&#8217;nın yolunda harcamaktan çekinmedi.

    Hüsamettin Çelebinin Mevlana&#8217;nın gönül dünyasında çok güçlü etkileri olmuştur.

    Öyle ki Hz. Mevlana Hüsamettin Çelebi&#8217;nin bulunmadığı toplantılarda açılmaz, içine kapanık durur, kimseyle sohbet etmez şevk ve heyecan göstermezdi.

    Hüsamettin çelebinin Mevlana&#8217;nın eşsiz eseri Mesnevinin yazılmasında çok büyük etkisi ve faydası olmuştur.

    Hüsamettin çelebi mesnevinin yazılışı sırsında bir nevi katiplik görevi görmüştür denilebilir.

    Hüsamettin Çelebi ile Mevlana arasındaki bu güçlü dostluk on beş sene kadar sürmüştür.

    Bu arada Mesnevi Mevlana&#8217;nın gönül dünyasından kelimeler halinde dışa vurulmuş, kağıtlara dökülmüştür.

    17 aralık 1273 Pazar günü hakkın rahmetine yürüdü.

    O gün ve gecesi kendi ifadesiyle Şeb-i Arus günü ve gecesiydi.

    = = =

    Hz. Mevlana bu dünyada göçeli yedi yüz seneden fazla oluyor ama Mesnevisi ve mesnevisinde ifade bulan hayat felsefesi bütün gücü ve güzelliğiyle dimdik ayakta duruyor, zamana meydan okuyarak her geçen an bir parça daha güçlenip büyüyor.

    Bir bakıma Onun sadece cismi öldü.

    Toprak altına gömülen sadece cismi idi.

    İsmi ise bütün canlılığı ve güzelliğiyle günümüze kadar yaşadı.

    Görünen o ki her geçen an bir parça daha büyüyüp güçlenerek mahşer kadar da yaşayacaktır.

    Aşağıdaki bölümlerde bu büyük insandan bizlere miras kalmış hikmetli sözlerinden ve bu sözlerle ilgili menkıbelerden söz edecek, bu büyük hikmet ve irfan nehrinden birkaç damla sunmaya çalışacağız.

    = = =

    Hz. Mevlana ve Hayat

    Hz. Mevlana dolu dolu geçen 66 yıllık hayatını üç kelime ile betimler.

    Hamdım

    Piştim

    Yandım.


    Burada hamlık henüz ilme ulaşamadığı çocukluk ve gençlik dönemlerini, pişmek ilim öğrendiği dönemleri, yanmak ise yüce makamlara ulaşmayı ya da hakikat sırlarını erme anlamındadır.

    Yunus Emre aynı gerçeği:

    Ballar balını buldum,

    Kovanım yağma olsun.


    Mısralarıyla ifade eder.

    Yunus Emre&#8217;yi; bal olarak nitelediği tüm dünya mallarını, heveslerini, isteklerini yağmaya bıraktıran ballar balı ya da Mevlana&#8217;yı derinden yakan o büyük gerçek nedir?

    Şüphesiz ki bu gerçek hakikat sırlarına eriştikleri, bir bakıma Yaratıcı&#8217;nın rızasına kavuştukları hikmet dolu o yüksek makamlardır.

    Hz. Mevlana dünyasını herhangi bir ayırım yapmadan tüm insanlara açmış bir gönül adamıdır.

    O tüm inanların aynı kaynaktan geldiklerini, kardeş olduklarını çok iyi bilmekteydi.

    Onun için tüm insanlar Eşref-i Mahluktu ve övülmeye değerdi.

    Bu nedenle tüm insanların gönül dünyasının çiçek bahçelerine girmeye, orada güzellikler dermeye hakları vardı.

    Hz. Mevlana&#8217;ya düşen herhangi bir ayırım yapmadan tüm insanlara gönül dünyasını kayıtsız şartsız açmak, hikmet bahçelerindeki naciz çiçekleri dermelerine izin vermekti.

    Bakınız Hz. Mevlana bu büyük gerçeği şu mısralarla ne güzel ifade ediyor.

    Gel; gene gel, gene gel&#8230;.

    Ne olursan ol&#8230;

    İster kafir ol, ister Mecusi, ister putperest;

    İster yüz kere tövbe etmiş ol&#8230;

    İster yüz kere bozmuş ol tövbeni&#8230;

    Umutsuzluk kapısı değildir bu kapı&#8230;

    Nasılsan,

    Öyle gel&#8230;.


    Bu davet şüphesiz ki bir hikmet ziyafetinedir.

    Bizde (diğer insanlar gibi) bu hikmet sofrasına besmele çekip yanaşıyor ve Cenab-ı Hak&#8217;tan bir kaç lokma nasip etmesini niyaz ediyoruz.

    Cenab-ı hak bu uğraşımızı kabul ile ecrini nasip eylesin.

    Amin.

Sayfayı Paylaş