Marifetname

Konu, 'Din ve İslamiyet' kısmında Tılsım tarafından paylaşıldı.

  1. Tılsım

    Tılsım Pasif yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    134.232
    Konular:
    45.139
    Beğeniler:
    3.833
    Nereden:
    Belirtilmedi
            
    Altıncı Madde


    insan bedeninde mutasarrıf olan dört nefin sonuncusu insanî nefsi,
    hizmetçileriyle hakimâne bildirir

    Ey aziz, malûm olsun ki, filozoflar demişlerdir ki: Konuşan insanî nefs ki,
    insanî ruh ve rabbanî emridir O bir cevherdir ki, kendi zatında her maddeden
    mücerret iken aşk ile bağlandığı bedenin işlerini tedbir için hayvanî
    nefsin yeri olan yüreğin ortasında bulunan siyah nokta süveydada hayvanî
    nefs ile yakınlaşmış ve kucaklaşmıştır Onun vasıtasıyle beden cüzlerenin
    tümünde mutasarrıf olmağa yer bulmuştur Zira ki toprak cisim gayet kesif,
    pak ruh gayet latif ve hayvaî nefs önemli ve önemsiz arasında olduğundan
    ikisinin arasında aracı olmuştur Bununla kesif bedene milli olan latif
    ruh münasebet kazanmıştır Hayvanî nefs ile kucaklaşmaktan bu ulvi ruhun
    ismi gönül olmuştur Bu şerifli nefsin bir semtini, hayvanî nefsin kesafeti
    karanlık kılmıştır Onun için Cemal'in aynası ve Zü'l-Celal'in nazargâhı
    olmuştur Bu mertebe itibar, izzet ve şeref bulmuştur lakin bu ayna,
    hayvanî sıflarla tozlanmıştır Enâniyet kılıfında örtülü kalmıştır Onun
    içi bu ruh, kendini bilmez ve Mevla'yı bulmaz olmuştur Kendi âleminden yüz
    çevirmiştir hayvanî nefsin hükmü altına gelmiştir Kendi hizmetçisinin
    hizetinde esir olup kalmıştır Halbuki sözü edilen üç nefs, hizmetçilerle
    bile bu insanî nefs sultanı için, beden memleketine hizmetçiler ve reaya
    gelmiştir Bu sultanın bunca hizmetçisinden başka üç özel hizmetçisi dahi
    vardır ki, biri nutuk, biri nazarî akıl ve biri amelî akıldır
    Nutuk, bir idrak kuvvetidir ki, onunla mânâların incelikleri birbirinden
    fark edilip, seçilir Bu nutkun itidali hikmettir ki, onunla sevap hatadan
    fark olunmuştur Nutkun ifratı cerbezedir ki, anlaşılması mümkün olmayan
    mânâların idraki arzu kılınmıştır Nutkun azlığı, belâdettir ki, onunla
    hayır şerden farkolunmaz, ikisi eşit bilinmiştir Şu halde nutkun durum ve
    şânı mânâları idraktir
    Nazarî aklın iş ve sanatı, nizam ve işleri tasavvur etmektir Mesela bina
    olacak imaretleri, önce bu nazari akıl tasavvur eder ki, kaç oda ve kaç
    penceresi olmak lazımdır hepsini münasebeti ile tasavvur eder ki, bunun işi
    budur
    Amelî aklın şuğul ve rehberi budur ki, nutkun idrakini ve nazari akıl ile
    tasavvurunu kuvvetten fiile getirip, amel etmiştir Şu halde bu yeryüzünde
    olan bütün şehir ve kasabalarda bulunan binalar, sanatlar, zinetler,
    lisanlar, lügatlar, yiyecekler, giyecekler, kitaplar, ilimler,nakışlar,
    çizgiler, bostanlar, umumî ve hususî âdetler ki, âlemde vardır; hepsi nutuk
    kuvvetinden ve nazarî akıl kuvveti ile vücut bulmuştur Ameli aklın onlara
    itaatinden bilfiil vücude gelmiştir Nitekim bu yaratıklar âlemi o emirler
    âleminden ortaya çıkmıştır Bunun gibi adı geçen eşyalar, nazarî akıldan ve
    nutuk kuvvetinden amelî akıl vasıtası ile vücuda gelip, bu nizamı
    bulmuştur Zira ki, amelî akıl ise nazarî akıl bilinmiştir Hepsi ona boyun
    eğici ve itaatli bulunmuştu Şu halde kendisine hizmet edilen bu mükerrem
    insanî nefs bedende bulunan hizmetçileri tamamen yirmisekiz kuvvettir ki,
    açıklanmıştır Bu insanî nefse gölge akıl odur ki, o akıl, vacib'ül-vücut
    olan Allah'ın nurundan vücut bulmuştur Bu küllî akıl, izafî ruh ve ilâhî
    aşk namını almıştır Şu halde iradî ölümle bu nefsten fena bulan o ruh ile
    zinde olmuştur Her ne ki âlemde vardır, kendi vücudunda bulunmuştur Gönül
    yüzünde enaniyet perdesi kalkıp, kedini ve rabbini bilmiştir Ruhu,
    dolunay gibi zevalsiz güneşe mukabil gelmiştir Gönlü nûr, huzur ve sürûr
    ile dolmuştur Bu cihan görüntülerinden, bu cisim ve candan geçip, kal
    âlemine göçüp aslî vatanına dönmüştür Nereden gelip gittiğini bilip,
    muradını alıp, olmazdan evvel olup, ebedî ahayt bulup, düşmandan kurtulup,
    dostu ile kalmıştır Meselâ insan bedeni bir duvar benzeridir ki, onun bir
    semti mücerret kayıplar âlemi, öbür semti şehadet alemidir O duvarı
    yenilenmesi ve tamiri, yeme ve içme uyku ile gün gün adettir Onun
    kalınlığı içinde bin kadar boş çatlaklar ve değişik açıları vardır ki;
    kemik boşlukları ve damarlara işarettir O duvarın gayıp semtinde bir ayna
    konulmuştur ki,o gönülden ibarettir Onun billûr yüzü gayba yöneliktir ki,o
    durum insanî ruhtur Billûrun arkası duvar içinde gölgelidir ki, onu gazap
    ve şehvet sarmıştır Aynanın arkası o yalımlı lambanın mekanıdır ki,
    hayvanî ruh misalidir Onun bekası fitili ile yağın kavuşması zamanıdır
    ki,onlar hararet ve ruhî rutubettir O lambanın nuru, hisler ve
    kuvvetlerdir ki, duvarın açıları ve yarıkları onunla aydınlanmıştır O
    bütün azaların hayatıdır O duvarın şehadet semtinde beş penceresi açık
    olup, onlar beş ruhî ış duyudur O aynanın yüzüne tozlar durulmuştur ki,
    kötü ahlaktan ona bulanıklık gelmiştir Kendi kılıfında örtülmüştür ki,
    enaniyetinde mahcup ve şaşkın kalmıştır O halde, onun için gazap şehvetine
    mağlup ve enaniyetinde mahcup olan gönül, kendi nefsini cahildir ve
    Mevlasından gafildir Kendini duvar ve lamba anladığı bâtıl bir hayaldir
    O ancak beş pencereden duvarın yüzüne eğiktir Açık durumlar ise uyuyanın
    uykusu ve gidenin gölgesidir Çünkü o aynanın kılıfı kendisi ile gayp âlemi
    arasında gölgedir Şu halde o âlemden tamamıyle yüz çevirmekle zuhur
    etmiştir Halkı tarafına dönücü ve beş his penceresinden şehadet âlemine
    tam bir iltifatla yönelik ve meyledicidir Zira ki o gönül, bu dalı kök ve
    bu ayrılığı kavuşma, bu bulanığı saf ve bu karanlığı aydınlık, bu gurbeti
    vatan ve bu mezbeleyi mesken, bu gerilemeyi ilerleme ve bu noksanı kemal,
    bu nikbeti nimet ve bu hapishaneyi cennet sanıp, bu gurur dünyası ile
    mağrur olmuştur Hayvanî nefsin esiri olup, kötü ahlakı ile dolmuştur
    İnsan suretinde hayvan olup, iki âlemde ör kalmıştır Enaniyet gölgesi ile
    cehalet karanlığında şaşkın olmuştur Hakk'ı anmaktan yüz çevirip, nefsanî
    vesveselerle belasını bulmuştur Cemiyet nimetinden mahrum olup, tefrika
    gazabına düşüp kalmıştır Hakk'ın huzurunda uzak olup, masiva fikirlerine
    dalmıştır Ömrünün vakitlerini ziyan edip, kendini yüksekten alçağa
    salmıştır Zira ki Mevlâ'nın huzurundan düşmanın kucağına gelmiştir
    Eşyanın en lezzetlilerini verip, dünya nimetini almıştır işimiz hemen
    Hakk'ın hidayetine kalmıştır
    NAZIM
    Ahir-i dirhem ki hemdir ahir-i dinar nâr
    Ahir-i devlet ki lettir âhir-i timâr mâr
    Zevk-i ruhâniden ol kim meyl-i zevk-i cism eder
    Saltanattan eylemiştir irtikâb-ı zül-ü dâr
    Iz ve câh-ı fâniyi bil zül-ü akl ve çah-ı cân
    Ey azîzim çâh-ı zilletten hazer kıl zinhâr
    Gazaba ve şehvet, nefse galip olur ve cihan nimetinden kendi âlemine kaçar
    Mevlâ'nın muhabbet ve marifetini talip olan gönül enaniyet perdesini
    yırtıcı ve açıcı, nefsini ve Rabbini müahedeci ve ârif, bütün durumlarla
    anlatmıştır ki, gayp semasının nûrû o aynaya ulaşır Ve kendisini ayın gözü
    bilmiştir ki, vacib'ü-l vücudun güneşine karşıdır Küllî aklın ışığını
    kendinde bulmuştur ki, âleme şamildir Küllî akıl ise ruhalrı vatanı
    benzerlerin aslıdır ki, onu bulan ârif ve Rabbi'ne ulaşıcıdır Her muradı
    onunla hâsıldır Şu halde o gönül ki, kendi âleminde bu devlete naildir O
    duvar, lamba ve aynadan geçmiş dolunaydır
    NAZIM
    Gnöül hülasa-i âlemsin esfer-i eflak
    Veli ne faide kim kendin etmedin idrak
    Çü âfitab-ı ıyansın zemin-i tende nihan
    Misal-i gevherkânsın mekarin-i kül ve hâk
    Cemal-i aşk-i ilâhî için bir âyinesin
    Veli ne hâsıl ol âyineden ki olmaya pâk
    Vücud-u cümle cihandan garaz vücudundur
    Femâ tekünü fi'l-kevn keenne levlak
    Cümle seninle olur şâd ve hurrem ve handan
    Niçin yatıp oturursun hemişe sen gamnâk
    O ruhu nur-u basit anla mevc-i bahr-i muhit
    Bu cismi ko ki budur zulme ve has ve hâşâk
    Hayat buldu o kim bildi nefsin ey Hakkı
    Kim olduğun bilen asla ne gam görür ve helâk
    (Gönül, âlemin hülasasısın ve feleklerin tacısın Fakat ne fayda ki,
    kendini idrak etmedin Güneş gibi açıksın, ten zemininde gizlisin
    Benzersiz bir cevhersin, gül ve toprakla birliksin İlâhî aşkın cemali için
    bir aynasın Fakat pak olmayana aynadan ne hâsıl olur Bütün cihanı
    varlığından maksat, senin varlığındır Sen olmasaydın cihanda hiçbir şey
    olmazdı Cihan seninle şâd, sevinçli ve handan olur Niçin sürekli gam
    çekerek yatıp oturursun?Y O ruhu,basit bir nur anla, okyanus dalgası bil
    Bu cismi kor ki, budur karanlık, yararsız ot ve çerçöp O ki nefsini bildi,
    hayat buldu ey Hakkı! Kim olduğunu bilen asla ne gam ne helak görür)
  2. Tılsım

    Tılsım Pasif yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    134.232
    Konular:
    45.139
    Beğeniler:
    3.833
    Nereden:
    Belirtilmedi
    42-BÖLÜM:042:
    BEŞİNCİ BÖLÜM

    Beden uzuvlarındaki şekillerin hikmetini, kıyafetlerin farklılığı hasebiyle
    muhtelif olan canın vasıflarını, insan uzuvlarının seğrimesinin bükümlerini
    sekiz madde ile hakîmâne açıklar

    Birinci Madde


    Baş uzuv şekillerinin hikmetini bildirir

    Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Cihanın
    yaratıcısı, insan bedenini kâmil bir güzellik üzere en latif cisimler ve
    en güzel şekiller kılmıştır Onun uzuvlarının uygunluğu bir mertebe
    letafet, nezaket ve melahat olmuştur ki, onun vasıflarında nutuk ve
    açıklama âciz kalmıştır Onun pâk ruhu, anlayış ve ferasetle, ilim ve
    hikmetle öyle dolmuştur ki, sonsuz bir deniz olmuştur Güzel suret ve olgun
    siretle güzel bahçe ve fasih lehçe ile cihana benzersiz gelmiştir Güzel
    yürüyüş, şirin söz, güzel eda ve latif sada ile âlemin aklını almıştır
    Çekici güzellik ve tatlı can ile cihanın sevgilisi, irfan ehlinin rağbet
    edileni olmuştur Onda âşıklara nice hâlet gelmiştir
    BEYT
    Serv-i kadlerde olan şive-i reftarındır
    Gonca-i femlerde olan lezzet-i güftarındır
    (Servi boylarda olan gidişinin şivesidir Gonca ağızlarda olan sözlerinin
    lezzetidir)
    O halde imdi, nimet verici ve şekil verici Allah, insan bedeninde olan dört
    karışımın dumanından, şerefli başına latif saçlar ihsan edip, iki yumurta
    dumanından erkeklerin yüz ve göğsünde kıllar ortaya çıkarmıştır Ta ki saç
    ile kadınlar süslenmiş ve sakalı erkekler belirlenmiştir Kaşlar ile de
    hepsi ünvanlanmış olsun Saçın siyah olması, dumanın çokluğundandır Sarı
    olması balgamın çokluğundandır Beyaz olması, tabiî hararetin
    zayıflığındandır Hararetin za'fı, çok inzalden, çok cimadanve şiddetli
    gamdandır
    Alnın nuru, gönüller sürûrudur İki kaş, gözlere gölge olup, bir dolunay
    üzerinde iki hilal olmuştur Gözlerin yeri kaşlar ve buruna arasında olduğu,
    çarpmalardan korunmuş olmasına yarar İki gözün önde yaratıldığı, cismin öne
    alacağı işlerde ona görücü olmak içindir Göz kapakları, mekruhlara
    bakmaktan mâni olup, uyku hâlinde perde olmaktır Kirpikler, ebru gibi gözü
    süsleyip, toplandığına gözleri toz ve dumandan korumuştur Aralarından
    bakan, yoluna doğru gitmiştir göz bebeğinin siyah, gözün beyaz olduğu, süs
    içindir İnsanın başının yuvarlak olduğu, çarpmalardan emniyet bulmak
    içindir Ve dimağ azasına geniş mekan olmak içindir büyüklüğü bu miktar
    olduğu uygun olmak içindir İnsan yüzünün yuvarlak olduğu, güzellikle güneş
    ve aya benzemek içindir Dudakların kırmızı, dişlerin beyaz inci olduğu,
    zinet ve letafet içindir Burnun iki delikli olduğu, biri teneffüs ve biri
    temizlik içindir Kıkırdak olduğu, hafiflik ve çarpmalardan ihtiyat
    içindir Burun kanatlarının geniş olduğu, fazla hava almak içindir Bu yapıya
    bulunduğu, fazlalıkların inmesi ve nezle içindir Dişlerin dar olanları,
    kesmek ve kırmak içindir Genişleri, çiğneme ve öğütme içindir Düzenli
    oldukları, konuşma anında sadanın cüzleri içindir Dilin kemiksiz olduğu,
    lokmayı hareket ettirme ve harfleri eda içindir ses, kelamı yükseltmek
    içindir Dilin dişler ve dudaklarla haps olduğu, az kelam içindir Dilin
    bir, göz ve kulağın iki olduğu, çok görme ve çok dinleme içindir
    Kulakların iki tarafta oldukları, her taraftan gelen sesleri duymak
    içindir Deliğinin çevresi bu yapıda olduğu, sesleri çekmekle uyanmak
    içindir Kıkırdak olduğu,hafiflik, letafet ve çarpmalardan korunmak
    içindir Boyun eni ve boyu bu miktar olduğu, baş ile uygunluk ve onu
    taşımaya ****net içindir Tek kemik olmayıp, yedi omur olduğu, her tarafa
    dönme ile nezaket içindir İnsan başının bütün azasından yüksek olduğu,
    şanının yüceliği ile mehabet içindir Akıl cevherinin başında olduğu, ona
    tazim içindir Bütün on hissi şerefli başında olduğu, onu şereflendirmek ve
    keremlendirmek içindir Bunca aza ve kuvvetlerin birbirine topladığı, kerim
    Allah'ın kudretini ortaya çıkarma, hakim Allah'ın sanatını göstermek
    içindir

    İkinci Madde

    İnsanın sair uzuvlarının şekillerinin hikmetini bildirir

    Ey aziz, malûm olsun ki, filozoflar demişlerdir ki: bu insan türünün itidal
    üzere dik kılındığı ve iki ayağı ile yürür bulunduğu onu tadil ve
    faziletlendirmek içindir İki omuz ve iki kolun bu şekil ve yapıda
    kılındığı, ahbabı sineye çekip, kabul etmek içindir Ellerin, parmakların
    ve tırnakların böyle oldukları, yüzbinler menfaat ve sanat içindir Baş
    parmağın kalın ve kısa olduğu, dört parmağa karşı geldiğinde mukavemet
    içindir Tırnaklar büyük ve yumuşak oldukları, uzuvların derilerini kaşımak
    eşyayı toplamak ve yarmak içindir Çarpmalardan korunmak içindir gümüş
    sine levhası üzerinde gül ve nar gibi iki meme erkeklerde güzellik,
    kadınlarda zinet ve çocuklara süt içindir Süt memesinin göğüste bulunduğu,
    otururken çocuğu emzirilmesi kolay olmak içindir İnsan derisinin latif ve
    ince olduğu, ondan terin kolaylıkla seçilip, cisim ve can rahat bulmak
    içindir Deri iç organları örtmek, dıştaki uzuvları süslemek içindir Et,
    beden içini korumak ve dışını güzelleştirmek içidir Meme ve göbek
    menfezlerinde çevredeki havanın beden içine ulaşması ruha ferah ermek
    içindir Koltuk altlarında ve kasık gibi yerlerde kıl olduğu, menfezlerinden
    karışık kokuyu dışarıya vermek içindir Aksırmak genize kaçan şeyi dimağa
    nüfuzdan men içindir öksürmek,balgamın soğukluğunu yürekten atmak içindir
    Gülmek, gönülde olan sevinç ve hayreti ortaya çıkarmak içindir Ağlamak,
    gönülde bulunan dert ve elemi dışa vurmak içindi Titreme, sinirlerin
    gevşemesindendir ki, intizam ve sağlamlık isteği içindir Esnemek, uyku ve
    yemeği istemek içindir Uyuklama, beyin damarlarının gevşemesidir ki,
    yemeğin buharının çıkması içindi Uyku ise, kuvvetlerin rahatını ve gıdanın
    hazmını, uzuvların olgunluğunu sağlamak içindir Omurga kemiği, tek
    olmayıp, omurları ile nizam bulduğu, her tarafa bükülme ve eğilme içindir
    Erkeklerde, âletin dik silindir şeklinde bulunduğu, yürüme ve oturma
    halinde, oyluklar arasında bulunduğundan hareketi kolay olmak içindir
    Cevheri kemik olmayıp, sinirler ve damarlar olduğu, yürekten damarlarla
    gelen şehvet rüzgârlarıyla büyüyüp, dolmak, ta ki, rahim ağzına ulaşıp,
    nutfeyi ona verip, ayrıldığına yine evvelki şekline gelip, kılıfına çekilip,
    rahat bulmak içindir Kavga dolu başının et bulunduğu, bızırın iç etine
    uygun gelip, girme temasının tamamen hissedip, tam vuslat hasıl olmak
    içindir Belalı başı kertek olduğu kendisinde ve bızır içinde bulunan can
    damarların sürtüşmesiyle meninin inmesi lezzetli olmak içindir
    Şehvet,yemek şehveti ve inzal içindir İnzal şehveti, çocukların meydana
    gelmesi içindir Eğer celal sahibi olan yaratıcı Allah, çocukların meydana
    gelmesini bu lezzetler ile kayıtlı ve bağlı kılmasaydı, bu lezzetlerin
    sonucu evlat olmasaydı, bir kime ihtiyar ve iradesiyle bu fitne ve belalara
    kail ve meyilli olmazdı Şu halde insan nesli kesilip, yer yüzünde kimse
    kalmazdı
    Kadınlarda, ferc iki oyluk arasında bulunduğu, cebri cimadan emniyet gelip,
    sabit olmak içindir Ferc rutubeti, onda âletin cevelanı kolay olmak
    içindir Bızırın harareti, ona can cana katılmak içindir Tekrar tekrar
    ileri geri götürme, kavuşma ve birleşme bulmak içindir Ama bızırın
    uzunlamasına olduğu erkeğin emnisinin incelmesinin kolaylıkla olması
    içindir Bızırın sinir ve damarları, makat hizasına gelip, ondan geri
    dönüp, her biri kendisine yapışma ile yine bızırın içine katlanıp, katlanma
    yeri hurma şeklinde akıp, zekere uygun olduğu erkek aleti gibi rahim
    ağzına yakın gelip, nutfenin tabiatı bozulmadan onu selametle rahimine
    sokmak içindi Rahim ağzının iki çeşme arasıda bulunduğu ondan doğan
    mütevazi olmak içindir Erkeklerde yumurtaların dışarıda bulunduğu, büyük
    ve sert olmak içindir Büyük oldukları, sahibi yiğit olup, cesaret bulmak
    içindir Sert olmaları ,nutfe cevherine sertlik verip, kırmızı iken beyaz
    kılmak içindir nitekim, meme eti ona gelen kırmızı kanı beyaz süt etmek
    içindir Kadınların yumurtaları küçük ve yumuşak olduğundan, kendileri
    çekingen olup, nutfeleri sarı ve sıvı bulunmuştur İki bulunmaları, mühim
    olan birleşme işinde ihtimam olunmak içindir Eğer birine âfet isabete
    dese, biri selamet kalıp, nesli baki bulunmak içindir Yumurta zarfının
    geniş bulunduğu, oyluklar arasında sıkıldığında zarfı içinde genişliğe
    erip, selamet bulmak içindir Kadınlarda, tenasül uzuvlarının bızır içinde
    bulunduğu, tam vuslata imkan bulunmak içindir Ama iki yumurta onlarda daha
    küçük ve daha yumuşak olduğu, yüz ve sineleri tüysüz, parlak, taze, temiz,
    güzel ve öpmeye layık olmak içindir Derileri ince ve nazik olduğu,
    erkekler onlara meyil ve muhabbet kılmak içindir Oyluklar, etli olduğu,
    oturma durumunda yumuşak döşek gibi makat halkasını korumak içindir Zarta
    yani kavara (yellenme) geldiği midede gıdadan hasıl olup, kalbe ve karna
    ağırlık veren kötü rüzgâr çıkıp gitmek içindir Oyluk adalelerinin kalın
    olması, ayaklara mukavemet verip, derece derece incelip, alttaki uzuvlar ve
    öteki uzuvları uygun kılmak içidir Diz kapakları ve topuklar bu şekil
    üzere bulundukları, türlü yürüme ve oturma mümkün olmak içindir Ayakların
    ön tarafa uzun olup, ayak parmakları bu yapılarında yaratıldığı dört
    ayaklılar gibi, ayakta durmak mümkün olup, yürüme bir karar üzere bulunmak
    içindir
    Açıklanan insan vücudu uzuvlarının hikmetinde mevcut olan fayda ve
    menfatalerin azının azıdır Bütün cisimlerin en güzel duranı, en tamı, en
    önemlisi, en doğrusu, en güzeli, en sağlamı, en olgunu ve en güzeli insanın
    bedeninin olduğunun delili: İnsan, Rabbin binasıdır Onu yıkan mel'undur,)
    Hadis-i Şerifi bürhan ve delildir Nitekim Hak Taâlâ Kitab,ı Kadîm'inde:
    "Gerçekten biz, insanları üstün kıldık, karada ve denizde taşıtlara
    yükledik ve onlara hoş rızık verdik Kendilerini, yarattıklarımızdan
    çoğunun üzerine üstün kıldık," (17/70) buyurmuştur O halde, bu insan türü
    bütün âlemin mahdum ve mükerremi, yaratıkların çoğunun en faziletlisi ve
    muhteremi olduğunu cümleye duyurmuştur İnsanı en güzel şekilde yaratan
    Allah münezzehtir Yaratıcıların en güzeli Allah, ne Yücedir
    NAZM
    Muin etti bu mânâyı hüccet burhân
    Ki zübde-i dü-cihândır hazret-i insân
    Hezâr kerre sana bu sözü dedim tahkîk
    Ki kendi kadrini bil ey hülasa-yi devrân
    Bilinse meşreb-i irfân hayat-ı cân bulunur
    Ki ayn-ı âb-ı hayât oldu meşreb-i irfân
    (Muin olan Allah bu mânâyı hüccet ve bürhan etti; hazreti insan iki cihanın
    zübdesidir sana bin kere bu sözü dedim; ey devranın özeti,kendi kadrini
    bil İrfanın meşrebi bilinse, hayat ve can bulunur Ab-ı hayatın gözü irfan
    meşrebi oldu)
  3. Tılsım

    Tılsım Pasif yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    134.232
    Konular:
    45.139
    Beğeniler:
    3.833
    Nereden:
    Belirtilmedi
    Üçüncü Madde
    İnsan uzuvları şekillerinin kıyafetlerine anlayış ve firasetle bakmanın
    gönül ve cana ola emniyet ve selametini, lütuf ve kerametini bildirir

    Ey aziz, malûm olsun ki, filozoflar demişlerdir ki: Alemi bu kapıda yaratan
    ve takdir eden hakîm ve kadîr Allah'ın, kendi benzeri olan insan âlemini,
    en güzel şekil üzere olduğu surette tasvir edip; ruh üflemekle süslemiş ve
    nurlandırmıştır Hayvan cinsinde bu insanı güzellik ile en güzel ve en
    mutedil kılıp, nutuk ve beyan ile en faziletli ve en mükemmel kılmıştır
    Gerçi adem oğlunun hepsini zinet ve yaratılışta bir yaratmıştır Lakin
    ademoğlu fertlerini suret ve sirette birbirine muhalif ve farklı etmiştir
    Sonra lütûf ve inayetiyle hikmetinin hakikatlerini ve sanatının inceliklerini
    bu insan âleminde açıklayarak ortaya çıkarıp; sureti sirete,e azayı ahlâka
    âlamet ve nişan etmiştir Ta ki önce insan kendi kıyafetinden kendi
    vasıflarını tamamıyle biip, ihtimamıyle ahlâkını güzelleştirsin sonra
    akranı ve yârânı kıyafetlerine anlayış ve ferastle bakıp, her birinin
    zatında gizli olan durumlarına ve ahlâkına vâkıf ve muttali oldukta; onlara
    ya ahlâkınca rağbet ve muhabbetle muamele etsin veya aklınca iyi idare ile
    geçinip gitsin Veya hepsinden uzlet edip, emniyet ve selamete, izzet ve
    rahata yetsin Ne kimseden incinip, ne kimseyi incitsin Gönül boşluğuyla
    tenha oturup, yatsın
    NAZM
    Cihan bağında ey âkıl budur makbul-i ins ve cin
    Ne kimse senden incinsin ne sen bir kimseden incin
    Hadis-i şerifte: "Hayrı, güzel yüzlüler yanında arayın," buyurmuştur Yani
    gökçek insandan güleç yüz ve şirin söz görülüp, işitildiğini; güzel huylar
    ve yahşi işler vücuda geldiğini herkese duyurmuştur
    BEYT
    Kim ki hikmetle nâsal kıldı nazar
    Her işi mukteza-ı zat sezer
    (Hikmetle insanlara bakan, her işi atı gereğince sezer)
    Hak Taâlâ kemal-i keremiyle: "De ki, herkes yaratılışına göre davranır,"
    (17/84) vaad ve müjdesini işaret buyurmuştur Şu halde herkese karşı gafur,
    halim, cevat, kerim, rauf ve rahim olduğunu lafzıyle duyurmuştur Zira ki
    herkes kendi layıkını işlediğini, herkes görmüştür

    Dördüncü Madde


    Baş ve boyun uzuvlarının kıyafetini bildirir

    Ey aziz, malûm olsun ki, filozoflar demişlerdir ki:
    Kim ki boyudur tavil Sade dil olu cemil
    Kim ki boyudur kasir Hilesi vardır kesir
    Kim ki vasat boyludur Akıl ve hoş huyludur
    Kim ki saçı sert olur Akılla cür'et bulur
    Kim ki saçı nerm olur Ebleh ve bî şerm olur
    kim ki saçı sarıdır Kibr ve gazab kârıdır
    Kim ki saçıdır kara Sabrı var onu ara
    Kumral ise saç güzel Sahibidir bî bedel
    Saçı az olan latif Oldu ârif ü zarif
    Saçı çok olsa zenin Fehmi az olur anın
    Başı küçük aklı az Olsa ona deme raz
    Başı büyük olanın Aklı çok olur anın
    Yassı ise fark-ı ser Sahibi çekmez keder
    Cild-i seri berk olan Hayır eder etmez ziyan
    Ekra'a olma yakın Bed huy olur pek sakın
    Cebhesi zıyk olanın Zıyk ola hulki anın
    Yumru olursa cebin Sahibi zişt ve gabin
    Cebhesi olan ariz Bed huy olur çün mariz
    Mutedil olsa cebin Sahibini bil emin
    Cebhesi bî çîn olan Kâhil olur bîgüman
    Çini uzundur fehim Az ise olmuş kerim
    Kaş arası çîn olan Gam yüküdür ol heman
    Üznü kebir olsa bol Cahil ve kâhildir ol
    Üznü küçük uğrudur Evsat olan doğrudur
    İnce olan kaş ucu Fitnedir işi gücü
    Kaşta çok olan kılı Mükesser olur gussalı
    Kaşı açık doğrudur Çatma ise uğrudur
    İnce olan kaş ucu Fitnedir işi gücü
    Kaşta çok olan kılı Mükesser olur gussalı
    Kaşı açık doğrudur Çatma ise uğrudur
    İnce ka olur cemil Kibre tavili delil
    Kaşı mukavves olan Dilber olur her zaman
    Göz çukur olsa kalil Olmuş o kibre delil
    Çeşmi küçüktür hafif Çeşmi kızıldır şeci
    Gözleri göktür lebib Lik ela gözlü edib
    Çeşmi küçüktür hafif Çeşmi büyüktür zarif
    Didesi yumru hasut Evsat olandır vedût
    Çeşmi kıpık oldu şin Bakışı süst oldu zîn
    Noktalı göz ok olur Değmesi pek çok olur
    A'vere olma yakın Zîk bakan olmaz emin
    Şaşıya etme nazar Kim sana eğri bakar
    Çeşmi güleçtir güzel Kirpiği zîk bî bedel
    Vechi büyüktür alil Kibre küçüktür delil
    Yumru olandır bahîl Yassı olandır cemil
    Vechi arıktır muhil Etli olandır sakil
    Vechi pek uzun olan Laf ile söyler yalan
    Kim ki tireştir yüzü Telh olur ekser sözü
    Vechi müdevver gerek Bedrden enver gerek
    Çün mütebessim olur Anı gören kâm alır
    Benzi kızıldır edib Esmer olandır lebib
    Benzi sarıdı alil Esvede mâil muhil
    Gözleri gök ışkırak Olsa ol ondan ırak
    Levni olan mutedil Hem ak olur hem kızıl
    Enf eğer olursa dıraz Sahibidir fehmi az
    Enf eğer olsa kasir Havf olur onda kesir
    Enf ucu ger ola top Sahibi olur turup
    Enf ucu ağza yakın Olan adamdan sakın
    Sükbe-i enf olsa bol Kibr ve haset dolmuş ol
    Olsa kulkul-i kanat Cem' ola kah ve inat
    Enfi kim olsa ariz Şehvet iledir mariz
    Enfi o kim eğridir Himmeto nun fikridir
    Ağzı küçüktür güzel Lakin olur pür vecel
    Ağzı büyüktür şeci' Eğri olandır şeni'
    Ağzı gibidir zenin Hey4et-i bız'ı onun
    Gunneli söz olsa ger Kibirden oldur haber
    Savt dakik er kişi Şehvet-i zendir işi
    Er kişi sesli zenan Ekseri söyler yalan
    Sözde kim olsa seri Fehmidir onun refi
    Kim ki sesidir kaba Himmeti var merhaba
    Ses çatal olsa o can Halka eder bed güman
    Handesi çok olsa ha Umma sen onda haya
    Yüz güleç ve söz leziz Olsa o candır aziz
    Yufka ve ahmerdudak Sahibi anlar sebak
    Şefe galiz olsa bil Sahibi muğzip sakil
    Dişleri iri olan İşler ol ekser yaman
    Mutedil olan dişi Sıdk ve safadır işi
    Nükheti hoş olanın Hulki de hoştur onun
    İnce zekanlı herif Aklı da onun hafif
    Ger zekan enli olur Sahibi gılzat bulur
    Mutedil olsa zekan Akıl olur hem hasan
    Lihye tavil olsa ger Sahibidir bî hüner
    Lihyesi sıktır sakil Sohbeti eyler tavil
    Riş i siyah ve kalil Oldu zekaya delil
    köse ki hiç rişi yok Onun olur mekri çok
    Olsa değirmi sakal Sahibidir pür kemal
    Olsa kafası ariz Ahmak iledir ol mariz
    Boynu olan çok dıraz Rüştü onun olur az
    İnce ki gerdan olur Sahibi nâdan olur
    Boynu galiz olsa ol Ruz ve şeb olur ekül
    Boynu olursa kasir Cümlesi olur kesir
    Boynu olan mutedil Hayr iledir müşteğil
    Her yeri evsat olan Dilber olur bî güman
    (Boyu uzun olan güzel ve sâde dil olur Boyu kısa olanın çok hilesi vardır
    Boyu orta olan, akıllı ve hoş huylu olur Saçı sert olan akıllı ve atılgan
    olur Saçı yumuşak olan, ebleh ve arsız olur Saçı sarı olan, kibirli
    gazalı olur Saçı kara olan, sabırlıdır, onu ara Saçı kumral ise güzeldir
    ve sahibi bedelsizdir Sazı az olan lütüfkâr, bilgili ve nazik olur Saçı
    çok olan kadın, anlayışsız olur Başı küçük olanın aklı azdır ona sır
    söyleme Başı büyük olanın, aklı çok olur Başının tepesi yassı ise, sahibi
    kede çekmez Başının derisi parlak olan, hayır yapar, ziyan vermez kele
    yaklaşma sakın, kötü huylu olur alnı dar olanın ahlakı da dar olur Alnı
    yumru olan,kötü ve aldatıcı olur Alnı normal olanı, emin olarak bil Alnı
    kırışıksız olan, mutlaka tembel olur alnı uzun olan anlayışlı, az ise cömert
    olur Kaş arası kırışık olan, her zaman gam yüklüdür Kulağı uzun ve bol
    olan, cahil ve tembeldir Küçük kulaklı olan uğursuz; orta olan doğrudur
    Kaş ucu ince olanın işi gücü fitnedir Kaşının kılı çok olan, kırık ve
    gussalıdır Kaşı açık olan doğrudur, çatma olan uğursuzdur İnce kaş güzel
    olur; uzunu kibre delildir Kaşı kavisli olan, her zaman dilber olur Göz
    çukuru az ise, o kibre delil olmuştur siyah gözlü olan itaatli, kızıl
    gözlü olan cesurdur Gök gözlü olan zeki, ela gözlü olan edîb olur Küçük
    gözlü olan, hafif; büyük gözlü olan zarif olur Gözü yumru olan hasetçi,
    orta olan dost olur Kıpık gözlü olan, yaramazdır; bakışı tembeldir
    Noktalı göz ok olur, demesi pek çok olur Tek gözlüye yakın olma,sık bakan
    olmaz emin Şaşıya bakma, çünkü sana eğri bakar Güleç gözlü lan güzeldir,
    kirpiği sık olansa bedelsizdir Büyük yüzlü olan illetlidir; küçük yüz
    kibre delildir Yumru yülü olan cimridir, yassı olan güzeldir Arık yüzlü
    olan borcuna sadık değildir; kalın ve etli yüzlü sevimsizdir Uzun yüzlü
    olan,lafla yalan söyler yüzü sert olanın, çoğu sözü acı olur Yuvarlak
    yüzlü olan, aydan daha nurlu olsa gerektir Çünkü böyleleri mütebessim olur
    ve onu gören kâm alır Benzi kızıl olan edib, esmer olan zeki olur Benzi
    sarı olan hastalıklı, siyahımsı olan tevekkeli olur Gözleri gök ve mavi
    olsa, ondan ırak ol Rengi normal olan hem ak, hem kızıl olur Burun eğer
    uzun olsa, sahibinin anlayışı kıttır Burnu kısa olan, çok korkak olur
    Burun ucu top olan, neşeli olur Burun ucu ağza yakın olan adamdan sakın
    Burun deliği bol olsa, o, kibir ve haset dolmuştur Burun kanatları
    hareketli olanda kahır ve inat toplanmıştır Burnu geniş olan, şehvet
    düşkünüdür Burnu eğri olanın fikri himmettir Küçük ağızlı olan güzel,
    fakat çok korkak olur Ağzı büyük olan cesur, küçük olan kötü olur Kadının
    tenasül uzvunun yapısı ağzı gibidir Genizden gelen söz, kibirden olsa gerek
    İnce sesli erkek, kadına düşkündür Erkek seli kadınlar çoğunca yalan
    söyler sözü seri olanın anlayışı yüksektir Kaba sesli olanın himmeti
    vardır Çatal sesli olan, sürekli halktan kuşkulanır Gülmesi çok olandan
    haya umma Yüz güleç, söz lezzetli olan, candır, azizdir Yufka ve kırmızı
    dudaklı olan dersi iyi anlar Kalın dudaklıların muzipliği ağırdır İri
    dişli olan, çoğunca yaman işler yapar Mutedil dişli olanın işi hoş ve
    doğrudur Ağız kokusu hoş olanın, ahlakı da hoştur İnce çeneli olanın aklı
    hafiftir Enli çeneli olan, kaba olur Çenesi normal olan, akıllı ve güzel
    olur Uzun sakallı olan, hünersiz olur Sık sakallı olan kabadır ve sohbeti
    uzatır Siyah ve az sakal, zekaya delildir Hiç kılı olmaya kösenin hilesi
    çok olur Değirmi sakallının olgunluğu çoktur Enli kafalı olan, ahmaktır
    Boynu çok uzun olanın olguluğu azdır Boynu ince olan, nâdân olur Boynu
    kalın olan, gece gündüz obur olur Boynu kısa olanın hilesi çok olur boynu
    orta olanın işi hayır yapmaktır Her yeri orta olan, şüphesiz dilber olur)
    RUBAİ
    Cehd eyle bir ârif-i dânâyı bul
    Ya bir sanem-i latif ü ra'nâyı bul
    Bu ikisinin biri nasib olmazsa
    Evkatını zâyi etme tenhayı bul
    (Çalış, bilgin bir ârif bul Ya bir latif sevgili ve güzel sözlüyü bul Bu
    ikisinin biri nasib olmazsa, vaktini zayi etme, tenhayı bul)
  4. Tılsım

    Tılsım Pasif yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    134.232
    Konular:
    45.139
    Beğeniler:
    3.833
    Nereden:
    Belirtilmedi
    Beşinci Madde


    Kalan beden uzuvlarının kıyafetini bildirir

    Ey aziz, malûm olsun ki, filozoflar demişlerdir ki:
    Omuzu sivri olan Düzd olur işler yaman
    Eğri omuzlu kişi Eğrilik olur işi
    Kısa omuz eblehin Düşkün omuz esfehin
    Mutedil olan omuz Sahibi anlar rumuz
    Saidi eğri kasir Olsa olur ol şerir
    Rusgi olura dıraz Bahşiş eder bî niyaz
    Ger küçük olduysa el Bî bedel oldur güzel
    Üsbuu olan uzun Ehl-i Hüner zü fünun
    Üsbuu yumuşak olan Zeyrek olur î güman
    Züfri ariz olmasa Sev onu süb ve mesa
    Tırnağı yumru çizik Olsa o bilmez yazık
    Tırnağı yassı ve düz Olsa olur desti uz
    Sadrı çıkık olanın Hulki de beddir onun
    Sadrı eğer olsa dar Gam yer ol leyi ve nehar
    Sine ariz olsa o Gönlü hiç olmaz melül
    Sadr ve omuzdaki kıl Cür'ete olmuş delil
    Sedy-i zen olsa kebir Şehveti olur kesir
    Sedy-i ger olsa tavil Onda lebendir kalil
    Sedy-i zen olsa sağır Şîr olur onda kesir
    Südü memeli velüt Zevcinedir ol vedüt
    Mutedil olsa meme Zevci hem onu eme
    Lahmi mülayim olan Tende olur lütf-i can
    Lahmi olan hoş latif Oldu arîf ve zarîf
    Lahmi olan pek katı Oldu kavi gılzatı
    Arkası yassı kişi Oldu sefahet işi
    arkası güzek âdem Züşt olur ahlakı hem
    Zahri arîz olanın Kuvveti çoktur oun
    Ger beli ince olur Şekli yerince olur
    Arkada bittiyse kıl Şehvete olmuş delil
    Batnı büyüktür gabi Batnı küçük çelebi
    Batnı büyük hem akisr Bed huy olur pek asir
    Anede bitmezse kıl Vahşi olur tabı bil
    Oyluğu enli olan Tenbel olur bî güman
    Aleti olan sagir Oldu reşit ve habir
    Aleti olan tavil Humkuna olmuş delil
    Ger zeker olsa azim Malikidir pek leim
    Olsa küçük ünsiyan Sahibi olmuş ceban
    Olsa büyük husyetan Hamilidir pehlivan
    Bız'ı olsa sagir Sahibesidir hatîr
    Olsa mülehhem kebir Şehvet-i zendir kesir
    Fahzi olan pek tavil Şehveti olur kalil
    A'raç olan bir kıçı Kibir ve hasettir içi
    rukbesi olan büyük Yüklenir o hayli yük
    sakı galiz olanın Olmaya lütfu onun
    ka'bı mülehhem zeni Şiveli addet onu
    Ökçesi yufka olan Dilber olur bî güman
    Ökçesi kalın o mert Oldu şecaatte fert
    Ayağı enli kişi Cevr ü cefadır işi
    Ger uzun olursa pa Sahibidir pür hâya
    Ubuu olan uzun Fehm ileir pür fünun
    Hatvesi dar olanın Cünbüşü hoştur onun
    Çünkü hıraman olur Akıl ona hayran olur
    BEYT
    Ademi öldürür o reftarı Mürde ihya eder o güftarı
    (Omuzu sivri olan hırsız ve işleri yaman olur Eğri omuzlu kişinin, işi
    eğri olur Kısa omuz eblehin, düşkün omuz, efilindir Mutedil olan omuz
    sahibi, rumuz anlar Kolu eğri ve kısa olsa, o şerli olur Bileği uzun
    olursa, istemeden bahşiş verir eğer küçük olduysa el, o misilsiz ve
    güzeldir Parmağı uzun olan, bilgi sahibi ve hüner ehlidir Parmağı yumuşak
    olan, şüphesiz zeyrek olur Tırnağı geniş olmasa, akşam sabah sev onu
    Tırnağı yumru ve çizik olsa, o bilmez yazık Tırnağı yassı ve düz olsa,
    olur eli uz Göğsü çıkık olanın ahlakı da kötüdür Göğsü eğer dar olsa,
    gece gündüz o, gam yer Geniş olsa, onun gönlü hiç melûl olmaz Göğüs ve
    omuzdaki kıl, cür'ete delil olmuştur Kadının göğsü büyük olsa, şehveti çok
    olur Göğsü uzun olsa onda süt az olur Kadının göğsü küçük olsa, süt onda
    çok olur Sütlü memeli ve doğurgan kadın, eşine dosttur Orta memeli olanın
    memesini eşi emer Eti yumuşak olan tende, can ve lütuf olur Eti hoş ve
    latif olan,bilgili ve zarif olur Eti pek katı olanın kabalığı katı oldu
    Arkası yassı kişinin işi, sefahet oldu Arkası kambur adamın huyu da kötü
    olur Sırtı geniş olanın,kuvveti çoktur Eğer beli ince olursa, şekli
    yerince olur Arkada kıl bittiyse, şehvete delil olmuştur Karnı büyük olan
    gabidir Karnı küçük olan çelebidir Karnı hem büyük hem kısa olursa, kötü
    huylu ve zorlu olur Kasıkta kıl bitmezse, tabiati vahşi olur Oyluğu enli
    olan, şüphesiz tembel olur Aleti küçük olan, olgu ve bilgili oldu Aleti
    uzun olan, ahmaklığına delildir Eğer aleti büyük olsa, çok kötülük
    sahibidir Husyeler küçük olsa sahibi korkak oldu Husyeler büyük olsa, o
    kişi pehlivandı Ferci eğer küçük olsa, o kadın tehlikelidir Eğer etli
    büyük olsa, kadının şehveti çoktur Oyluğu pek uzun olanın şehveti az olur
    Bir kıçı eğri olanın içi kibir ve hasettir Dizi büyük olan, hayli yük
    yüklenir Baldırı kalın olanın, lütfu olmaz topuğu etli kadını, şiveli say
    ökçesi yufka olan, şüphesiz dilber olur Ökçesi kalın olan mert, şecaatte
    tek oldu Ayağı enli kişinin, cevr ve cefadır işi Eğer ökçe uzun olursa,
    sahibi çok hâyâlıdır Parmağı uzun olan, anlayışla bilgi doludur Adımı dar
    olanın cünbüşü hoştur Çünkü salınarak yürür, akıl ona hayran olur)
    (Adamı öldürür o güzel yürüyüşü, ölüyü diriltir o güzel sözleri)

    Altıncı Madde

    Kadınların güzellik alâmetlerini ve güzellik çizgilerinin delillerini
    bildirir

    Ey aziz, malûm olsun ki, filozoflar, kadın uzuvları kıyafeti konusunda
    demişlerdir ki:
    Hüsn-ü zenane delil Otuziki resm bil
    Dört yeri lazım siyah Saç kaş kirpik gö âh
    dört yeri ak ola zeyn Levn ve diş ve zufr ve ayn
    Dört yeri lazım kızıl Had ve leb ve lisse dil
    Dört yeri vâsi gerek Kaş göz ve sine göbek
    Dört yeri ziyk ola derc Enf ve simah ıbt ve ferc
    Dördü kebir ola niz Sedy ve serin bız' ve diz
    dördü küçük olmalı Enf ağız ayağ eli
    Savt beli ince hem Şekli de bir nice hem
    Lahmi semin ve tari Olmalı kıldan beri
    Böyle kıyafetli ten Olsa güzeldir ol zen
    böyle ki zen Hûb olur Hulki de mahbub olur
    (Kadının güzelliğine delil olarak otuziki resim bil Dört yeri siyah lazım:
    Saç, kaş, kirpik ve göz Dört yeri ak ola: Renk, diş, tırnak ve göz Dört
    yeri kızıl lazım: Yanak, dudak, dişeti ve dil Dört yeri geniş gerek: Kaş,
    göz, göğüs ve göbek Dört yeri dar olmalı: Burun, kulak, koltukaltı ve
    ferç Dördü de büyük olmalı: Göğüs, kasık, bız've diz Dördü küçük olmalı:
    Burun, ağız, ayak ve el Sesi ve beli ince, şekli de nice! Eti dolgun ve
    tazi olmalı, kıldan da beri olmalı Böyle kıyafetli ten olsa, güzeldir o
    kadın Böyle kadın güzel olur Ahlakı da sevimli olur)
    Nitekim Hamdi-i Sirin, kadınların güzellik belirtilerini, hazreti
    Züleyha'nın şanında şöyle açıklamıştır:
    NAZM
    Greçi hüsnü beyana sığmaz idi Nitekim aşkı cana sığmaz idi
    Lik bir harf işit kitabından Diye ben zerre âfitabıdan
    Kameti serv-ü bağ-ı rağmet idi Berk ü bârı safa ve lezzet idi
    Ab-ı lütfiyle buldu nemâ Hıl'at olmuş idi letafet ona
    Dam-ı akl idi farkının mûyi Fark olunmazda miskten bûyi
    İnce kıl yardı şâe sa'y ile cüst Farkı nâzın kodu miyane dürüst
    İki dîçür-i târ zülfeyni Leyl içinde nehar mabeyni
    alnını levh-i ur edip allah Sebk-i hüsn alırdı ondan mâh
    Kaşı ol safha-i sürur üzre Nurdan san yazıldı nur üzre
    Nunu altında any ü sad misal ikisinden göründü nass-ı cemal
    gözleri ehl-i mekrin ellisidir Ay yüzünün güneş zevallisidir
    Lale haddinde hâl,i anberveş Güyiya gülistanda tıfl-ı Habeş
    Elif-i ünf ve safer nokta-i ha! Cem' oup bir iken on oldu cemal
    Arızı cennete ümune idi Gülleri anda gûne gûne idi
    diheni sığmadı onun suhane Bir suhan sığmaz ien ol dihene
    Ne denilsin leb-i zülalinden Sulanırken dihen hhayalinden
    Diheni dürr-ü feşan tekellümde Lebleri kuvvet-i can tebessümle
    Gülse nur akıtır süreyyadan Sözü lezzetli kand ü helvadan
    Gülse lutfile lal-i handanı Ukde-i dil açardı dendanı
    Dürr-i dendan la'l-i handandan Görünür nur-u hak gibi candan
    zenhan kıldı Hak şekerden sîb Hüsna ıdeyne verdi zinet ü zîb
    Şeker-i sîb iken zehandanı Çâh âsib olurdu endanı
    Nice dili can verirdi ol sîbe Düşer idi o çâh-ı âsîbe
    Zehanı sîbinin halaveti can Gabgabı siminin zekat-ı cihan
    Gabgabı kim muallak-ı âb idi Sanki ter şişede gülab idi
    Boynu olmuşdu zülf ile mestur Birisi kâfir ve biri kâfur
    Gün gibi doğru çün o sîmin ber Bildi noksanını kul oldu kamer
    Bir gümüş levh idi o sine hemen Ol gümüş levha nakşibend cihan
    İki nakş eylemiş turunca gibi Bir gül üstünde iki gonca gibi
    İki said idi sebîke-i sim Umar ondan ekatı dürr-ü yetim
    Hüsnü i'cazına onun bürhan Yed-i beyzası kâfi idi heman
    Kâfi uşşaka rahat'ül-ervah Parmağı dil kilidine miftah
    Hüsnün ol dilberin kim ede ıyan Ki beyanında âciz idi beyan
    Lakin ondan yazılsa bir parmak Kaleme şu kadar gelir ancak
    Kim onun parmağın gören âdem Oldu divane ref' olundu kalem
    Kollarını güher koçardı heman İnce belin kemer koçardı heman
    Öyle hûb idi beli kim onu Kılca kalırdı görenin canı
    Seyr eden ol hümayı tâkından Bir kebuter sanırdı sakından
    Alem-i hüsn ona musahhar idi Mehr ile mah keniz ü çaker idi
    Yoğ iken zib ü zivere hâcet Eyledi meyl ziver ü zinet
    Zamane kadınları, merhametli olmayıp, başa kakıcı oldukları için, olgunluk
    ve güzelliğ emâlik olanın bile tatlı kavuşmasından ise, güzelliğini hayal
    etmek bin kat daha lezzetli ve evladır
    BEYT
    Tahayyül eylesem anı gönül huzuru bulur
    Tezekküründe visali kadar telezzüz olur
    (Onu hayale etsem, gönül huzuru bulur; onu düşünmek, kavuşmak kadar lezzetli
    olur)
    BEYT
    Bana biganedir dilber hayali cana mahremdir
    Enisim munisim yarim odur kim dilde hemdem olur
    (bana yabancı olan dilberin hayali, cana mahremdir Enisim, munisim ve
    yarim sürekli gönülde olandır)
    Gerçi dilberdir hoş âyindir kadın Nakısat-ül-akl ve ve'd-dindir inan
    Zinhar ey merd-i âkıl zinhar Kâmil isen nâkıs ile olma yâr
    Hiç olur mu lâyık ehl-i kemal Sahra-i her âkıs olmak mah ü sal
    Nefs eline verme bu can yakasın Şehvet oduyle niçin can yakasın
    Nutfe tende mâye-i canbahştır Şensüvar ruha çabu rahştır
    Etme onu râh-ı Hak'da lenk ü lük Edemezsin çünkü ybî merkeb sülük
    Çü hayal-i dilbere an eyl eder Ol per ile semt-i a'lâya gider
    Per ü bâl can olur hubb-ı hayal Nutfeden peyda olur ol per ü bâl
    Per ü bâl-i ruhu kesr eyler cima' Halk ise za eyler onu intifa'
    Arzu-yu mert ü zendir ittihat Uşşaka enden tahayyüldür murat
    Kıble-i suretperest oduysa zen Kıble-i ashab-ı dildir zül-menen
    Ham= ü bunekkeh şuşu; âyineni Eyle mir'ât-ı meâni sineni
    Ta derunun nur-u Hak'dan ola pür Derc-i ruhun marifette doladür
    (Gerçi kadın, dilberdir ve hoş resimdir, fakat inan ki, onda akıl ve din
    eksiktir Zinhar, ey akıllı kişi zinhar! Olgun isen eksikle yâr olma Ay ve
    yıl eksiğin büyüsüne tutulmak hiç olgunlara layık olur mu? Bu can yakasını
    nefs eline verme Şehvet ateşiyle niçin can yakasın? Nutfe, tende can
    behşeden sudur iyi binici, cevelanı çabuk attır Onu Hak yolunda topal
    etme Çünkü bineksiz süluk, edemezsin Ne zaman ki dilber hayaline can
    meyleder; o kanaty ile en yüksek semte gider Canın kanatları hayal
    sevgisi olur O kanat, nutfeden peyda olur Ruhun kanatlarına cima kırar
    Halk ise onu faydalanma sanır Kadın ve erkeğin arzusu birleşmedir
    Aşıklara kadından murat hayal etmedir Kadın, suretpereste kıble olduysa;
    Gönül ashabının kıblesi, ihsan verici Allah'dır Suret nakşından aynanı
    uyup; sineni mânâların aynası eyle Ta için hak nurundan dopdolu ola Ruh
    kutun, onun marifetinden inci dola)
  5. Tılsım

    Tılsım Pasif yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    134.232
    Konular:
    45.139
    Beğeniler:
    3.833
    Nereden:
    Belirtilmedi
    Yedinci Madde

    Uzuvların kıyafet tadilinin zıt delillerini ve nefslerin ihtilafıyla olan
    hükümlerini bildirir

    Ey aziz, malûm olsun ki, filozoflar demişlerdir ki: Uzuvların kıyafetinde
    anılan zıt deliller, bir şahısta toplansalar, hepsini itidal üzere mamur ve
    şen eyler Mesela kösenin boyu uzun olsa,o kösedir diye ona ta'n olunmaz
    Zira ki itidal bulmuştur Eğer yüzü de nurânî olduysa, görenler artık onu
    nur anlar Şu halde bir kimsede hangi tarafın delilleri çok bulunduysa, o
    kimse o tarafta bilinmiştir Eğer bir kimseye Hak'kın nuru göz olsa, onun
    feraseti, adı geçen delillerden müstağni bulunmuştur Zira ki haberde, Habib-
    i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem hazretlerinden: "Mü'minin ferasetinden
    sakının, çünkü o Allah'ın nuruyla bakar," naklolunmuştur Çünkü anılan
    alâmetlerin hepsi, hayvanî nefsin ahlakv e vasıflarının delilleridir şu
    halde eğer insanî nefs, emmâre ise,o nefs, hayvanîye esiri olduğundan,
    onun hükmünün içindedir ki, zulüm ve zulmetten, cehil ve bulanıklıktan
    vasıfları arınmış değildir Kâh şeytan sıfatlı, kâh yırtıcı hayvan sıfatlı,
    kâh hayvan sıftalı bulunmuştur Halbuki sureta insan görünmüştür Eğer
    insanî nefs, levvâme ise, kâh hayvanî nefsin mağlûbu olup, kâh ona galip
    olduğundan; bu nefs, kâh hayvan sıfatlı, kâh insan sıfatlı bilinmiştir
    Eğer insanî nefs, mülhime ise, hayvanînin üzerine galip olup; mutmainne
    olduysa cengi sulha ve nizayı rızaya döndürüp, şerler ona hayır olur
    bu hayır ve şer onun kaydı olmayı, nefsi, mutlak ruh olur Bütün varını terk
    ettiğinden, ağyarı ona yâr olur Kendinde nişan ve alâmet kalmaz Onun
    vasfı, beyana gelmez
    Gel ey Hakkı, unu halkı
    Bu benlikten geçip, kendini toprak eyle ve nazargâhı Hüda olan kalbini,
    mâsivadan pak eyle Ondan onun kalblerin enisi olduğunu idrak eyle
    Muhabetiyle âdeti yırtıp, çâk eyle
    Kim ki isterse üns-i dildârın Vermesin mâsivaya dildârın
    (Sevgilinin ünsiyetini isteyen, sevgilisini mâsivaya vermesin)
    KITA
    Zamane halkını fehm eyle olma sen mağrur
    Gönülde dostu buup her nazardan ol mestur
    Ne lütfu var bir alay kalbi hasta bestelerin
    Koy ehl,i gaflet ve cehli sen eyle dilde huzur
    Çü nâsa nâsdır âfet bu nâsı ol nâsi
    Ki Rabb-i nâs ile bulsun dil üns olup huzur
    (Zamane halkını anla, sen mağrur olma Gönülde dostu bulup, he bakıştan
    örtünmüş ol Kalbi hasta ve bağlı olanların ne lütfu var? Gafilleri ve
    cahilleri bırak, gönülde huzur eyle Çünkü insanlara insanlardır yâfet, bu
    insanları unut ki, insanların Rabbi ile gönül ünsiyet bulsun)

    Sekizinci Madde


    İnsan bedeninde damarlar içinde akan kanın sebebiyle deri üzerinde görünen
    uzuvların ihtilacını (seğrime ve titreme gibi hareketleri hükümleriyle
    bildirir

    Ey aziz, malûm olsun ki, filozoflar demişlerdir ki:
    ihtilac-ı far-ı ser Cahden verir habir
    İhtilac-ı piş-i ser Oldu devlete eser
    İhtilac-ı cenb-i ser Sağ ve solu hayr eder
    ihtilac-ı cebhe ter Sağ iyş ve sol haber
    İhtilac-ı hHacib ol Dostluk oldu sağ ve sol
    Evsat ederse ger Sağı zevk sol keder
    İhtilac etse enb Sağı hüzn ve sol tareb
    İhtilac-ı zahr-ı ayn Sağda levm ve solda zeyn
    ihtilac-ı beyt-i nur Sağı renc ve sol sürur
    ihtilac-ı dünbal Sağda mehrve solda mal
    İhtilac-ı zir-i çeşm Sağda mihrve solda hışm
    ihtilac-ı rahda dal Sağda hayr ve solda mal
    İhtilac-ı enfe rah Sağda kahrve solda câh
    ihtilac-ı fek-i leb Sağda rızk ve solda tareb
    Usbu-u sâni eder Sağda solda hoş haber
    Usbu-u vustadan al Sağda ve solda cidal
    Usbu-u binsır bulur Sağda cedl ve ysol sürur
    Usbu-u hınsırda kal Sağ ü solu rızk ü mal
    Muhtelic olsa eğer Bir yerin eyle nazar
    Bunda kim ahkâmı yâd Şüphesiz et itimad
    Kim dmar oynar neden Hak'dır onu debreden
    Anla işârâtını Bekle beşarâtını
    (Başın tepesinin seğrimesi, makamdan haber verir Başın önünün seğrimesi,
    devlete yeser oldu Başın yan tarafının seğrimesi, gerek sağ ve gerek sol,
    hayırdır Alın seğrimesinde; sağ iyş, sol haberdir Kaş seğrimesinde; sağ ve
    sol dostluktur Kaşların ortası seğrirse; sağı zevk, solu kederdir Dil
    seğrirse; sağı hüzün, solu şenliktir Gözün dışının seğrimesinde; sağda
    kötüleme, soldazinettir göz bebeği seğrimesinde; Sağı ağrı, solu sürurdur
    Göz kuyruğu seğrimesinde; sağda sevinç, solda maldır Göz altı seğrimesinde;
    sağda sevinç, solda hışımdır Yanak seğrimesinde; sağda hayır solda maldır
    Burun kaşınması yoldur: Sağda kahır, solda mevkidir Dudak üstü
    seğrimesinde; sağda rızık, solda şenliktir Dudak ucu seğrimesinde; sağda
    zarar, solda şenliktir Dudak altı seğirmesi; sağ ve solda yahşidi
    Seğriyen çene; sağda iyş, solda güzelliktir Kulak seğrir; sağ ve solda hoş
    haberdir Boğaz da kulakla seğirirse; sağda mal, solda gamdır Döş seğrirse;
    sağda hüzün, solda kederdir Pazu ve el seğrimesi; sağda rızık, solda
    maldır Dirsek seğirir; sağda ve solda hoş haberdir Kolların seğrimesi;
    sağda kötüleme, solda manevî ayıptır Bilek seğrimesi; sağda mal, olda
    meşakkattir el üstü seğirmesinde; sağda hüzün solda şereftir El seğirmesi;
    sağ ve sola rızık ve maldı Başparmak seğrimesine; sağda yük, solda kâmdır
    Şahadet parmağı titrerse; sağda ve solda sebeblerdir Orta parmak; sağda
    hüzün, solda şenliktir Serçe parmak seğrimesi; sağda mevki, solda gamdır
    Yüzük parmağı seğrimesi; solda hayır, sağda maldır Göğüs seğrimesi olur;
    ağı hüzün, solu sürurdur Meme seğrimesi; sağda mevki, solda şenliktir
    Karının tam seğrimesi; sağda birleşme, solda kâmdır Göbek seğrimesi; sağda
    hüzün, solda sürurdur Bedenin bir yanının seğrimesi; sağı sevinç, solu
    maldı Böğür seğrimesi, solu rızık, sağı mevkidir oyluk seğrimesi; sağı
    mihr, solu oğuldur Kasık seğrimesi; sağ cima, sol seferdir Husye
    seğrimesi; sağda çocuk, solda gamdır Makat seğrimesi, solda yol, sağda
    maldır Baldır seğrimesi; sağ iyş, sol seferdir Diz seğrimesi; sağda
    hüzün, solda sürurdur Diz alı seğrimesi; sağda yol, solda kaderdir Bacak
    seğrimesi; sağda mal, solda mevkidir ve yolculuktur Bacak dışı seğrimesi;
    sağda yol, solda erzaktır Bacak içi seğrimesi; sağda mal, solda
    ayrılıktır Topuk seğrimesi; sağda kavuşma, solda seferdir Ayak arkası
    seğrimesi; sağda hüzün, solda safadır Topuk ve el seğrimesi; sağda yürüme,
    solda maldır Taban seğrirse; sağda yürüme, solda şereftir Başparmak
    seğrimesi; sağda mal, solda kâmdır İkinci parmak seğrimesi; sağa ve solda
    hoş haberdir Orta parmak; sağda ve solda cidaldir Serçe parmak seğrimesi;
    sağda cidal, solda sürurdur Serçe parmak yanındakinin seğrimesi; sağ ve
    solu rızık ve maldır Eğer bir yerin seğrise, bak, burada hükümleri hatırla
    ve şüphesiz itimat et Damar neden oynar? Hak'dır onu depreten O an
    işaretlerini anla ve müjdelerini bekle)
    BEYT
    Her ne can kim duyar işâretten
    Hürrem olsun dili beşaretten
    Anatomi ve bedenle canın özgürlüğünün faydaları ve menfaatleri; azanın
    kuvvetlerinin ayrıntılı olarak anlatılması uzun olup, bizim maksadımız olan
    Hak'kı tanımaya bunca temsil ve teshille bu özetleme dahi yardımcı ve delil
    olmakla, beden durumlarının açıklanması, insanlık âleminde uzatılmadan kısa
    söz ile meramın elde edilmesi, izamın düzenlenmesi ve makamın tamamlanması
    olmuştur Zira ki en güzel biçimde yaratılan ve iki cihanı toplamış bulunan
    insanın şerefi bedeninin, her bir latif uzvunda oln yaratıcı ve bâri
    Allah'ın ince kanatlarına hayretle bakıp, ibretle seyir ve temaşa kılınıp,
    düşünme ve fikretmeyle hayal olundukta; anlayış ve idrakte, akıllar âciz ve
    kısa kalıp, vasıf ve beyanında şaşkın bulunmuştur insanı en güzel şekilde
    yaratan, benzersiz hakîm, şekil verici bâri ve yaratıcı olan Allah
    münezzehtirO, ne güzel mevla, ne güzel yardımcıdır Yaratıcıların en
    güzeli olan Allah yücedir
    TEFVİZNAME
    Dilden gami dûr eyle
    Rabbınla huzûr eyle
    Tefvîz-i umûr eyle
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzl eyler
    Sen adli zulüm sanma
    Teslim ol oda yanma
    Sabret sakın usanma
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler
    Deme şu, niçin şöyle
    Yerincedir o, öyle
    Bak sonuna sabreyle
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler
    Hiç kimseye hor bakma
    İncitme gönül yıkma
    Sen efsine yan çıkma
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler
    Mümin işi renk olmaz
    åkıl huyu, cenk olmaz
    årif dili tenk olmaz
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler
    Hoş sabr-ı cemilimdir
    Takdir, kefilimdir
    Allah ki vekilimdir
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler
    Her dilde ânın adı
    Her canda ânın yâdı
    Her kuladır imdâdı
    Mevla görelim neyler
    Neylerse güzel eyler
    Nâçar kalacak yerde
    Nagâh açar ol perde
    Dermân eder ol derde
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler
    TEFHİZNAME
    Her kuluna her anda
    Geh kahr-u geh ihsanda
    Her anda o bir şanda
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler
    Geh mu'ti-u geh mâni
    Geh dar-u gehi nafi
    Geh hâfız-u geh râfi
    Mevla görelim neyler
    Neylerse güzel eyler
    Geh abdin eder ârif
    Geh eymen-u geh hâif
    her kalbi odur sârif
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler
    Geh kalbini boş eyler
    Geh hulkunu hoş eyler
    Geh aşka duş eyler
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler
    Geh sade ve geh rengin
    Geh tabın eder sengin
    Geh hürrem-u geh gamgin
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler
    Az ye az uyu az iç
    Ten mezbelesinden geç
    Dil gülşenine gel göç
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler
    Bu nas ile yorulma
    Nefsine dahi kalma
    Kalbinden irağ olma
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler
    Geçmişle geri kalma
    Müstakbele hem dülma
    Hal ile dahi olma
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler
  6. Tılsım

    Tılsım Pasif yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    134.232
    Konular:
    45.139
    Beğeniler:
    3.833
    Nereden:
    Belirtilmedi
    43-BÖLÜM:043:
    BEŞİNCİ BAHİS

    İnsanı âleme tatbik, enfüsü âfaka tevfik edip; cihanın mânâ ve
    cüzlerinin benzerlerini bu insan vücudunda bulup, bedeninde olan aza e
    kuvvetlerin bütün eşyaya tek tek vücuh il benzerliğini; bedenin sıhhatinin
    korunma ve devamlılığını; tabii ölümle ruhun bedenden ayrılmasını dört
    bölüm ile ayrıntılı olarak anlatır

    BİRİNCİ BÖLÜM


    İnsan bedeninin zamanlara ve mekanlara benzerliği sekiz madde ile bildirir

    Birinci Madde


    ålem, ådem için yaratıldığını bildirir

    Ey aziz, malûm olsun ki, ârifler demişlerdir ki: Hak Taâlâ iki cihanı ve
    onlarda olanın tamamını insan için icat ve mevcut eylemiştir Ta ki âlemde
    olan sanatlara bakıp, eşyada bulunan hikmetleri bilsin Hepsinin benzerini
    kendi vücudunda buldukta; nefsini bilmeye erip, ondan Allah'ı tanıma kolay
    olsun Zira ki Hak Taâlâ Nazm-ı Kerim'inde: Ben insanları ve cinleri ancak
    bana ibadet etsinler diye yarattım,È (51/56), buyurmuştur Hadis-i kudside:
    Ey insan! Beni tanımak için nefsini bil, emr-i şerifiyle, nefsi bilmenin
    Rabbi tanımaya vesile olduğunu duyurmuştur Çünkü Hak Taâla insanı, kendi
    tanınması için yaratıp, kendi tanınmasını, insanın nefsini tanımasına bağlı
    kılmıştır Şu halde elbette insana, kendi nefsini bilmek istidadını
    vermiştir Ta ki nefsini bilmekten, yaratıcısını bilmeye erişsin Nitekim
    haberde: Nefsini bilen, Rabbini bildi,È vârit olmuştur Allah'ı tanımanın
    anahtarı, nefsi bilmek bilinmiştir Nefsi bilmenin anahtarı, âlemi bilmek
    kılınmıştır Lakin Hak Taâlâ'nın âlemin ufuklarında olan eserlerinin
    benzersiz sanatını herkes görüp, sırlarına ermek, insana nefslerinde
    bulunan kudretinin kemal ve tavırlarını tamamıyla bilip, nurlarını görmek,
    ondan yüce istek olan Mevla'yı tanımaya ermek çok suğul, zor ve esrarlı iş
    bulunmuştur Zira ki insana, mümkün ve müyesser değildir ki; dağların
    tepesine çıka, denizlerin dibine ine ve yerin içine görüp, süflî âlemin her
    birini görebile ve bütün durumlarına ve sırlarına muttali ola Göğün üstüne
    çıkamaz ki, feleklerin ve yıldızların incelik ve hakikatlerine tamamiyle
    erip, ulvî âlimin durum ve sırlarına gereği gibi vâkıf ola Göklerin
    melekût âlemine giremez ki, ruhlar âleminin durum ve sırlarını gereği gibi
    vâkif ola, feleklerin nefs ve akıllarını müşahede kıla Ondan alemin
    yaratıcısının bunca kâinatı yaratmasından ve âlimin cüzlerini zerre zerre
    an an değiştirip, yetiştirmesinden işlerini temaşa ile isim ve sıfatlarına
    muttali olup, ondan zatını tanımaya yol bula
    Şu halde rauf ve rahim olan âlemlerin Rabbi hazretleri, esirgemesinin
    olgunluğundan, inayetinin sonsuzluğundan, iç ve dış âlemde, ulvi ve süflî
    eşyadan her ne ki bu insan vücudunun dahi iç ve dışını o tavır ve tarz ile
    en güzel biçimde üzere âlimin nümunesi olarak yaratmış ve tasvir etmiştir
    Her ne vasıflar ile ki, pak zatı sıfatlanmıştır, bu insan ruhu dahi o
    vasıflar ile sıfatlanmıştır Nitekim âlemi, bütün cüzleriyle kendisine
    itaatli ve boyun eğici eylemiştir Ta ki bu insan, kendi vücuduna bakıp,
    azasının bileşiminden ve kuvvetlerinin düzeninden süflî ve ulvî âlemde
    kolaylık üzere benzer ve alâmetlerini bulup, kendini âlemin numunesi
    bilsin Kendi ruhunun cisminde olan türlü tasarruf ve tedbirlerinden Hak
    Taâlâ'nın âlemde olan türlü tasarruf ve tesirlerini bulsun Ondan
    fiillerine ve sıfatlarına vâkıf olup, pak zâtına muhabbet ve ibadet kılsın
    Onu tanıma saadetine erip, âriflerden olsun
    NAZM
    Bil ey insan / Elbet sen kâinatın toplamısın
    Varlığı içine alansın / Varlık senin yanında göresin
    Görünmez sana görünür / Basiret ve irfanla
    Onu şu anda hatır bil / Cismin karanlık ve süflî
    Ruhun nurlu ve ulvî / Sırrın Rabbanî ve safî
    Zatınla sevin / Sıfatını anla ve oku
    Müjde sana, topla dağınıklığını / Kalbin Rahmen'ın evidir
    Beyanını yüksek ve geniş ) Ey ârif kadrini bil
    Güzel tatlı latifelerin / Bilgiler sendedir uyan
    Dostlar içinde giy taç / Zamanlar içinde an hayatını
    Sabit ve sakin ey şaşkın / Dairelerin kutbu sensin
    Gözler senden ışıklanır / Ondan öğren ey insan
    Sen elbette hazreti insansın

    İkinci Madde


    İnsan âlemini, büyük âlime tatbik ve bazı uzuvlarını yeryüzüne uydurmak
    yolunu bildirir

    Ey aziz, malûm olsun ki, ârifler demişlerdir ki: İnsan bedeni, küçük
    âlemdir İnsan ruhu, büyük âlemdir Zira ki, her ne ki âlemde
    yaratılmıştır, hepsinin benzeri insan vücudunda bulunmuştur Şu halde
    insanın cisim ve canlı, bütün âlemin nüshasıdır İki âlem tamamıyle insanda
    mevcut ve belirli bilinmiştir Mesele bütün hissedilen cansızlara misal
    uzuvlarıdır Bütün canlılara misal, insan ahlakıdır Dört mevsime misal,
    insan dişleridir Adet ve sanayie misal, insanın his ve kuvvetleridir
    Berzah âlemine misal, insanın hatıra ve fikirleridir Melekût âlemine
    misal, insanın gönül ve canıdır Bu misal ve benzerliklerin ayrıntısı
    sınırsızdır Bu kitaba değil, böyle yüzbin kitaba sığmaz Ancak ârifin
    kalbine sığar Biz burada, güneşten zerre, deryadan damla açıklarız Ta ki
    bu insan, büyük âlem olduğunu öğrenip, nefsi bilmeye bürhan ola, Onunla
    Allah'ı tanıma kolay ola
    ålemin nüshası olan insanın şerefli bedeni, yer ve gökler mesabesindedir
    ki, bu cihandır Ay ve yıl mesabesindedir ki, zamandır Belde
    mesabesindedir ki, mekândır
    İnsan bedeninin yere bir benzerliği budur ki, yerde dağlar olduğu gibi,
    bedende de kemikler olur Yerde ağaçlar ve bitkiler olduğu gibi, bedende de
    saç ve uzuvlar olur Bir benzerliği budur ki, yerde iklimler ve kıtalar
    olduğu gibi, bedende uzuvlar vardır Yerde zelzele olduğu gibi, bedende
    titreme ve aksırma vardır Yer vadileri arasıda akan nehirler var ise,
    beden damarlarında akan kan vardır Yerde değişik tatta kaynaklar varsa,
    bedende de, kulak akıntısı, göz yaşı ve burun akıntısı gibi değişik
    tatlarda kaynaklar vardır Kulak akıntısının acı olduğuna hikmet budur ki,
    insan uykuda iken kulağına yer haşereleri girmek istediğinde, kulak
    akıntısının hissine ulaşıp, geri dönsünler O uyuyanın kulağına girmekle
    onu helak etmesinler Gözyaşı o yönden tuzludur ki, gözün akı yağdandır
    Yağ ise tuzsuz bozulur Ta ki, akı taze kalıp, sürekli gözü aydınlık olsun
    Burun karışımları onun için nâhoştur ki, onda olan koklama hissi, güzel
    kokulardan kokulanıp, lezzet alsın Zira ki eşya, zıtlarıyle bilinir Ağız
    suyu onun için hoştur ki, dilde olan tat alma kuvveti, daima lezzette
    bulunsun İnsan bedeninde bulunan ilahî hikmet sonsuz bilinmiştir Burada
    ancak iki âlem birbirine tatbike ve uyuma ihtimam olunmuştur Nitekim dış
    âlemde bulunan eşya, insan âleminde bulunan eşyaya nümune bulunmuştur
    RUBAİ
    Ey ilahî nüsha ki sensin
    Alemde olanlar hep sendedir
    Ey Şah'ın cemal aynası ki sensin
    İstediğini kendinde ara ki sensin

    Üçüncü Madde


    İnsan âleminin feleklere benzerliğini bildirir

    Ey aziz, malûm olsun ki, ârifler demişlerdir ki: İnsan bedeninin göklere
    bir benzerliği budur ki, burçlar sahibi göğün oniki burcu olduğu gibi,
    bedenin de dışından içene oniki yolu vardır: İki kulak, iki göz, iki burun
    deliği, ağız, iki meme, göbek ve iki abdest yolları Bir benzerliği dahi
    budur ki, feleklerde yedi gezegen olduğu gibi bedenin içinde de yedi aslî
    uzuv vardır: Akciğer aya, mide utarite, böbrek zühreye, yürek güneşe, safra
    merihe, karaciğer müşterie, dalak zühale benzer bulunmuştur Gökte bir çok
    sabit yıldız olduğu gibi, bedende de çok sinir vardır Felekte yirmsekiz
    meşhur menzil olduğu gibi, bedende de yirmisekiz his ve sayılan güçler
    vardır Felekte üçyüzaltmış derece olduğu gibi, bedende de açıklanan
    üçyüzaltmış kan damarı vardır Küllî ve cüzî feleklerin, sabit ve gezegen
    yıldızların türlü tabii hareketleri olduğu gibi, bedenin de bu tavır üzere
    türlü zorunlu ve ihtiyarî hareketleri vardır Felek dört unsuru kuşattığı
    gibi, beden dahi dört karışımı kuşatmıştır ki: Safra, ateş gibi kuru ve
    sıcaktır Kan, hava gibi sıcak ve rutubetlidir Balgam, su gibi rutubetli
    ve soğuktur Siyah köpük, toprak gibi soğuk ve kurudur Dört unsurdan üç
    ana bileşim doğduğu gibi, bedende de dört karışımdan uzuvlar doğmuştur
    Gündüze misal, insanın sürurudur Geceye misal, onun hüznüdür açık havaya
    misal, yayılmasıdır Buluta misal, sıkılmasıdır Gök gürültüsüne misal,
    sesidir Şimşeğe misal, onun gülmesidir Yağmura misal, onun ağlamasıdır
    Rüzgâra misal, onun nefesleridir Oluşum ve bozuşuma misal, kelamının
    lafızlarıdır Gökkuşağına misal, yay kaşıdır Hilale misal, kulağıdır
    Dolunaya misal, yuvarlak yüzüdür Gece karanlığına misal, onun saçıdır
    Sabaha misal onun alnıdır Dış âlemin, bu insan âleminin açıklanan
    benzerliklerinden gayri, benzerliği çoktur Lakin ârife işaret yetmekle,
    uzatmaya hacet yoktur
    NAZM
    Can vilayetinde gökler sınırsız
    Ruh yolunda alt ve üstler vardır
    Cihan gökleri gibi iş yaparlar
    Yüksek dağlar engin denizler vardır
  7. Tılsım

    Tılsım Pasif yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    134.232
    Konular:
    45.139
    Beğeniler:
    3.833
    Nereden:
    Belirtilmedi
    Dördüncü Madde


    İnsan bedeninin zaman ve mekana yani ay ve yıla ve onda, ruhun sultana
    benzerliğini bildirir

    Ey aziz, malûm olsun ki, ârifler demişlerdir ki: İnsan bedeninin ay ve yıla
    benzerliği budur ki, bir senede dört mevsim olduğu gibi bedende de dört
    karışım vardır ki: Balgam, ilkbahar gibi rutubetli ve soğuktur Safra, yaz
    gibi sıcak ve kurudur Kan, sonbahar gibi sıcak ve rutubetlidir Siyah
    köpük, kış gibi kuru ve soğuktur Bir benzerliği dahi budur ki; İlkbahara
    uygun, çocukluk yaşıdır Yaza benzer, gençlik ve olgunluk yaşıdır
    Sonbahara uygun duraklama yaşıdır Kışa uygun ihtiyarlık yaşıdır Bir
    benzerliği dahi budur ki, bir senede oniki ay olduğu gibi, bedende de oniki
    menfez vardır Bir haftada yedi gün olduğu gibi, bedende de yedi uzuv
    vardır Bir haftada yedi gün olduğu gibi bedende de o sayıda kan damarı
    vardır
    Bedenin şehre benzerliği budur ki, şehre bir padişah olur Sonra veziri,
    emniyet âmiri, maliyecisi olur Padişahın sarayı, memleketi, bineği,
    tabası, hazinedarı, bekçileri, elçileri, casusları ve hakimleri olur Şehir
    içinde sanatkârlar olur Mesela mimar, yapı ustası, ekmekçi, tabib, kasap,
    kuyumcu vesaire olduğu gibi, insan bedeninde de bütün bunların benzeri
    vardır ki: İnsan ruhu, âlemin padişahıdır Nazari akıl, veziri azamdır,
    gazap kuvveti emniyet âmiridir Şehvet kuvveti, maliyecidir Bu padişahın
    sarayı, yürektedir Memleketi bu bedendir Bineği, hayvanî nefstir Tabası,
    beden uzuvlarıdır Hazinedarı, tutma kuvvetidir Bekçileri, gözlerdir
    Elçileri, kulaklardır Polisleri, ellerdir Casusları, koku alma
    kuvvetidir Hakimi, tatma kuvvetidir Bedende de sanayi erbabı vardır ki:
    Mimar, ameli akıldır Bina tabiattır Marangoz, çekme kuvvetidir Değirmen,
    dişlerdir Ekmekçi, sindirim kuvvetidir Tabib, ayırma kuvvetidir Kasap,
    şekil verme kuvvetidir Kuyumcu, büyütme kuvvetidir ki, beden şehrine neşvü
    nema verip, zengin eder Çöpçü, itme kuvvetidir ki, beden şehrinden
    fazlalıkları itip, çıkarır Şehrin sair sanat erbabı benzerleri, bedenin
    sair kuvvetleridir Şimdi, bu açıklamadan ortaya çıkan budur ki; insan
    ruhu, şehrin sultanıdır ve vücut ve bedende, diri ve dost olan Allah'ın
    halifesi olmuştur
    NAZM
    Seyyid-i âlemdir âdem gayriden sevdayı kes
    Zâhidin vehmi gerçi ıraktan sevk eyler feres
    Dilde dildarın misali mahmil içre yârdır
    Bu maiyyetten habir olmaz figan eyler çeres
    (İnsan, âlemin efendisidir, gayriden sevdayı kes Zahidin vehmi gerçi
    ıraktan at sevk eder Gönülde sevgili misali, mahmil (hayvan sırtındaki
    kafes) içinde yârdir Bu beraberliği bilmediği için çeres figan eyler)

    Beşinci Madde


    İnsanın kalbinde bulunan kötü ahlakın hayvan suretlerine benzemesini,
    vakaların ve rüyaların tabirlerini harf sırasıyla bildirir

    Ey aziz, malûm olsun ki, ârifler demişlerdir ki: ëlemde insan ahlâkı, türlü
    hayvanların şekil ve suretlerinin benzer ve misalleri, insan nefsinde de
    vardır ki, hayvanî kötü ahlâklardır Meselâ kibir sureti, kaplana
    benzerdir Tasallut sureti, aslana benzerdir Haset sureti, kurda
    benzerdir Nitekim hazreti Yakub aleyhisselam evladının hazreti Yusuf
    aleyhisselama olan hasetlerinden, ayrılık olayından önce, rüyasında, yedi
    kurt suretinde Yusuf aleyhisselamın üzerine hamle ile hücum eder görmüştü
    Onun için çocukları ona: Onu bizimle gönder, dediklerinde, onlara: Onu
    kurt yemesinden korkarım demesiyle bahane buyurmuştu Şu halde, gönülde
    gazap sureti, köpektir: hile sureti, tilkidir; gaflet sureti, tavşandır;
    ferce yönelik şehvet sureti, eşektir; arkadan yaklaşma sureti domuzdur;
    midevî şehvetin sureti, koyundur; oburluk şehvetini sureti, inektir; tama
    sureti, karıncadır, cimrilik sureti, faredir; kin sureti, beyaz devedir;
    vecdin sureti, kırmızı devedir; düşmanlık sureti, yılandır; ezanın sureti,
    akreptir; vesvese sureti, sarı arıdır ve diğer ahlâk suretleri, sair
    hayvanların şekillerine benzerdir Hatta kötü ahlaktan birine galip olan
    gönül, rüyada kendini o surette olan hayvana dahi galip görür Mesela ferce
    yönelik şehvete üstün gelen kimse, rüyasında bile eşeğe binici olur Eğer
    mağlup ise, kendini eşeğin altında bulur Diğer ahlaklar dahi bu kıyas ile
    malûm olur Çünkü insan, dolayıcı berzah ve her şeyin ortaya çıktığı yerdir
    Bu durumda, bütün hayvan suretleri ve kâinatın şekilleri, insanın içinde ve
    dışında suret bulup, şekillenmiştir Gereğince meydana gelmiştir Ahlakını
    güzelleştiren gönül, ayna gibi safia olup, her şeyi kendinde bulmuştur Safî
    olmayan gönül, uyku halinde rüya ile geçmiş ve gelecek işlerden haber
    almıştır; ya misal ile veya tabir ile bilmiştir Anlaşılması güç olan rüya,
    bu manzume ile açık olmuştur
    NAZM
    Çün buhar-ı gıda dimağa gelir
    Ruh-u hayvanî ol zaman ne eder
    Pes havass-ı burun muattal olur
    Çün dimağın havassı kalbe iner
    Kalbe ilham olur işaretler
    Bî vesait bulursa nâfiadır
    Kalb eğer vasıta ile olsa habîr
    Pes gelir kalbe gördüğü rüya
    Arabî ismin evveli alınır
    Elif ululuğa işaret olur
    Evvel havas buruna hail olur
    Zahir-i cismi kor derune gider
    Halet-i nevmi cism onunla bulur
    Kalb o dem enderun-u ruha döner
    Asıldan kalb alır beşaretler
    Aynı vâki olur ki vâkıadır
    Gördüğü düşten olunur tabir
    Ya işaret veya beşaret ona
    Ne ise ol huruf ile bilinir
    Ref'at-i gadrine beşaret olur
    Ba ise cism ve cana rahattır
    Se ise düşman üzre nusrettir
    Ha ise izzet ve saadettir
    Dal ise zahme ve meşakkattir
    Ra dahi devlete delalet eder
    Sin emin olmağa alâmettir
    Sat kâm olmağa beşarettir
    Tı ise düşmanı helak olacak
    Ayn ise dilde bula teşvişi Fe ise rütbesi olur âli
    Kef ise gaibi gelr hurrem
    Mim olursa muradını alacak
    Vav ise işleri olur âsân
    Ya ise taate muvaffak olur
    Ta ise ol husul-ü hacettir
    Cim ise fırsat ve ganimettir
    Hı ise her murada vuslettir
    Zel ise malü ülkü devlettir
    Zı metin itakade kalbi yeder
    Şin ise fiiline nedamettir
    Dad mal bulmağa işarettir
    Zı ise kalbi hüzün ile dolacak
    Gayn ise zulmü nefs olur işi
    Kaf ise bula devlet ve mali
    Lem ise ol emin olur hoş dem
    Nun ise hâtırı melül olacak
    He ise hüzün ile olur giryan
    Hep bu tabirler muhakkak olur
    (Gıdanın buharı beyne geldiğinde, önce burun hislerine hail olur
    Hayvanî ruh o zaman ne eder? Vücudun dışını bırakıp, içine gider, O an
    burun hisleri muattal olur Uyku halini cisim, onunla bulur Beynin
    hisleri kalbe indiğinde, kalb o an ruhun içine döner Kalbe işaretler ilham
    olur Asıldan kalb muştular alır Vasıtasız bulursa faydalıdır Aynısı
    çıkarsa vakıadır Kalb eğer vasıta ile haberdar olsa, gördüğü düşten tabir
    olunur O an gelir kalbe gördüğü rüya; ona ya işaret veya müjdedir Rüyada
    görülen şeyin arapça isminin ilk harfi alınır Ne ise o harflerle bilinir
    Elif, ululuğa işaret olur kadrinin yükseleceğine müjde olur Be ise, cisim
    ve cana rahattır Te ise, hacetin elde edilmesidir Se ise, düşman üzere
    yardımdır Cim ise, fırsat ve ganimettir Ha ise, izzet ve saadettir Hı
    ise, her murada kavuşmaktır Dal ise, zahmet ve meşakkattir Zel ise mal,
    mülk ve devlettir Rı ise, devlete delalettir Zı, metin itikade kalbe
    yeder Sin, emin olmağa alâmettir Şin, yaptığına nedâmettir Sad, kâm
    almağa müjdedir Dad, mal bulmağ işarettir Tı ise, düşmanı helak olacak
    Zı ise, kalbi hüzün ile dolacak Ayn ise, gönülde karışıklık bula Gayn
    ise, nefsine zulüm olur işi Fe ise, rütbesi yükselir Kaf ise, devlet ve
    malı bula Kef ise, kaybettiği sevinçli gelir Lem ise, o emin olur hoş
    dem Mim olursa, muradını alacak Nun ise, hatırı melûl olacak Vav ise,
    işleri kolay olur He ise, hüzün ile gözyaşı döker Ye ise, taate muvaffak
    olur Bu tabirler hep, muhakkak olur)
  8. Tılsım

    Tılsım Pasif yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    134.232
    Konular:
    45.139
    Beğeniler:
    3.833
    Nereden:
    Belirtilmedi


    Tanımlı
    Altıncı Madde


    Ufukların ve nefslerin birbirine tatbik olunduğunu, insan âlemi şeklinin
    büyük âlemin yapısının aksi kılındığını ve iki âlemin gönül âleminde
    tamamen bulunduğunu bildirir

    Ey aziz, malûm olsun ki, ârifler demişlerdir ki: Her yönden afâka her
    vecihle nefsler uygun ve mutabık bulunmuştur Zira ki, bütün âlemin bazı
    cüzleri açık, bazı cüzleri gizli kılınmıştır Açıktakiler, dokuz felekler,
    dört unsur ve üç bileşiktir Gizli olanlar, on akıl, dokuz nefstir İnsanın
    dahi dışı ve için vardır ki, dışı beden uzuvlarının hepsidir İçi, on
    histir ki, bütün eşyayı idrak edendir Şu halde insan vücudu cihan
    kitabıdır Bir mecmua kılınmıştır ki, âlemde her ne bulunmuşsa, bir insanda
    da bulunmuştur Bu insan sureti, bir küçük âlemdir ki, büyük âlemde bulunan
    feleklerin ve unsurların benzerleri, onda da bulunmuştur Nitekim defalarca
    açıklanmıştır Lakin bu küçük âlem, büyük âlemin yapısı aksince
    bilinmiştir Zira ki, büyük âlemin dış kabuğu çevresi hududu bulunan atlas
    feleğidir ki, şeriatçıların dili ile en büyük yerdir Onun içinde burçlar
    feleğidir ki, o kürsüden ibarettir Onun içinde zühal feleğidir, onun
    içinde müşteri feleğidir Onun içinde merih feleğidir Onun altında güneş
    feleğidir Onun altında zühre feleğidir Onun altında utarit feleğidir
    Ondan içeri ay feleğidir Onun içinde su küresidir Onun içinde âlemin iç
    dudağı olan toprak küresidir ki, büyük âlemin yapı ve şekli böyledir
    İnsan âleminin yapı ve şekli onun aksidir Zira ki, bunun kuşatıcı kabuğu
    topraktır ki, bu bedenin derisidir Onun içinde sudur ki, kandır Onun
    içinde havadır ki canın buharıdır Onun içinde ateştir ki, yürekte hayvanî
    ruhtur Onun içinde yedi yedi göktür ki, kalbin yedi tavrıdır Gönül içinde
    insanî ruhtur ki, onun dışı kürsi ve içi Rahman'ın Arş'ıdır Zira ki,,
    âriflerin kalbe Hazret-i Rahman'ın evidir Nitekim Hak Taâlâ: 'Yere göğe
    sığmam, lakin vera' sahibi mü'min kulumun kalbine sığarım,' buyurmuştur Bu
    insan ruhu, en büyük âlem olduğunu duyurmuştur Şu halde bu Hazreti insan,
    mânâda en büyük âlemdir Gerçi surette en küçük âlemdir Ruh ile âlemin
    babasıdır Gerçi bedenle insanın çocuğudur Huzur ile hepsinden öncedir
    Gerçi meydana gelişle hepsinden sonradır Meselâ: Büyük âlem cüz'leri ile
    bir ağaçtır ki, insan âlemi ondan vücuda gelmiş meyvedir Şu halde âlemin
    son gayesi bu insan türüdür Nitekim ağacın aslı meyvenin çekirdeğidir
    Bunun gibi cihanın aslı, bu insan ruhudur Nitekim ağacın neticesi
    ortadadır Onun gibi âlemin sonucu insan bedenidir Nitekim her meyvenin
    çekirdeklerinde kendi ağacı topluca mevcuttur Onun gibi bu insan ruhunda
    bütün kâinat toplu olarak mevcuttur Nitekim meyvenin vücudu, dalların
    olgunluğu sonucudur Onun gibi insanın vücudu esasların mizası sonucudur
    Nitekim meyvenin cüz'leri ağacın bütün cüz'lerinden yükselip, tepesinden
    ortaya çıkmıştır Onun gibi insan vücudunun cüz'leri bütün cihan
    cüz'lerinin yükseklerinden geçme ve alçaklarından yükselme ile her
    cüz'ünden bir menfaat, bir zarar ve bir özellik alıp, hepsini toplayarak
    ortaya çıkmıştır Feyz kabulüne istidatlı olup, bu derece ile sair
    yaratıklar arasında tek olup, bunca kerem, fazilet ve en güzel şekil ile bu
    yüksekliğe yetmiştir
    BEYT
    Çâr unsurdan mürekkep nefs-i vâhittir cihân
    Sen gerek âdem-i hayal eyle, gerek âlem hayal eyle
    (Dört unsurdan bileşmiş tek nefstir cihân, sen ister insan hayal et, ister
    âlem hayal et)
    BEYT
    İki görmek şaşılıktır, gayr-ı bilmek ayn-ı ceh!
    ålemi hem âdemi bir kendi nefsin buldu eh!
    (İki görmek şaşılıktır Başka bilmek göz yanılmasıdır årifler, âlemi de
    insanı da sadece kendi nefsi buldu)
    Çünkü cihanın başlangıcı ve aslı bu insan ruhu bulunmuştur Cihanın dönüş
    yeri yine bu ruh kılınmıştır Zira ki, bu insanî ruh, ilâhi aşkın feyzi
    bilinmiştir Halbuki ilâhi aşk küllî akıl ve izâfî ruhtur Küllî akıl ise
    bütün cihan cüz'lerini kuşatıcıdır Her anda bütün işleri tedbir edicidir
    Şimdi nefsi böyle müşahade eden ârif, Mevlâ'sını bilmiştir; cihana can olup
    ebedi hayat bulmuştur Büyük âlemi gönlünde görüp, en büyük âlem olmuştur
    Nitekim bir ârif, bu mânâyı eda kılmıştır:
    NAZM
    Devan sendedir, şuurunda değilsin İlacın senden, görmüyorsun
    Cisminin küçük olduğunu sanırsın En Büyük âlem sende toplanmıştır

    Yedinci Madde

    İnsanın iç ve dışının, cihanın iç ve dışına uygun olduğu hâkimâne bildirir

    Ey aziz, malûm olsun ki, filozoflar demişlerdir ki: İnsana önce kendi
    nefsini bilmek lâzımdır İç ve dışı ne hakikat ve yaratılışta, ne
    özellikler taşımakta Ta ki bu sanattan sanatkârını bilip, onun isim ve
    fiillerini, tecelli ve tasarruflarını âlemin içinde ve dışında bula
    Nefsinden, Rabbine gönül yolundan dönüşle revan ola Ona eşyanın
    hakikatleri ve mânanın incelikleri açık ola Huzur ve ünsiyet ile ebedî
    kala Zira ki insan suretinde bir küçük âlemdir ki, ondan dışta bulunan
    büyük âlemdir Çünkü büyük âlemde her ne var ise, onun benzeri bu küçük
    âlemde de bulunmuştur Nitekim büyük âlemin, dört denizi bilinmiştir Onun
    gibi insan âleminin dahi dört denizi bulunup, ona uydurulmuştur Büyük
    âlemin dört denizi: Gizli hazine sevgisi, ilk cevher, melekût âlemi ve mülk
    âlemidir İnsan âleminin dört denizi: Baba sülbünde meni, ana rahminde
    nutfe, iç ruh ve dış bedendir Çünkü Hak Teâlâ ezeli sevgisiyle: 'Ben gizli
    bir hazine idim, bilinmeyi sevdim,' buyurmuştur Yani sevgi, âlemin
    yaratılma esası olduğunu duyurmuştur O ilâhî sevgi, büyük âlemin cevher
    vücuda gelmiştir O, büyük âlemin ikinci denizi olmuştur O cevherin içi ve
    dışı vardır ki, içinden felekler ve unsurların hayatı hâsıl olmuştur O,
    melekût âlemidir ki, büyük âlemin üçüncü denizidir O cevherin dışından
    felekler ve unsurlar olan basit cisimler vücuda gelmiştir O, mülk âlemidir
    ki, büyük âlemin dördüncü denizi olmuştur Onun dört denizi bununla son
    bulmuştur
    Yedi gezegen feleğine yüksek babalar; unsurlara ve dört tabiata aşağı
    analar denilmiştir Bu babalar ve analar sürekli hareket kılmaktadır
    Bunlardan üç bileşik vücuda gelmektedir Nitekim Hak Taâlâ: 'Nun ve kalem,
    bir de yazdıklarına andolsun,' /63/1), buyurmuştur Yani (nun) gizli hazine
    sevgisi, (kalem) ilk cevher, (yazdıkları) mülk âleminin müfredatı ve
    melekût âleminin mücerretleri olduğunu duyurmuştur Fertler ile mücerretler
    an an yazılmadadır O yazılmadan, bu bileşik cisimler vücuda gelmededir ki,
    bunlar kitabın kelimeleri benzeri hikmetle düzen bulmuştur İlâhî kelimeler
    sonsuz olduğunu, Hak Taâlâ bize lütûyle duyurmuştur Nitekim Kur'an'da:
    'Allah'ın kelimeleri tükenmez,' (31/27), buyurmuştur
    NAZM
    Aya nice bir devr ide bu çâr anâsır Kim ona ne evvel ola malûm ve ne âhir
    Kâh eyleyeler âlem-i tefridde seyran Kâhi olalar âlem-i terkibde sâir
    Tefridde çâr ola ve nâçâr ola devri Terkibe gelince se mevalid ola zâhir
    Bu cümle mezahirde ola muteber İnsanın ola cümle tufeylisi mezahir insan
    İnsan âleminin yaratılış mâyesi, baba sülbünde olan menidir ki, o, onun
    evvelki denizi bulunmuştur Birinci cevher, ana rahminde bulunan nutfedir
    ki, o, onun ikinci denizi bilinmiştir Nutfenin iç ve dışı vardır ki,
    melekût ve mülk âlemlerine tatbik olunmuştur Nutfenin içinden ceninin his
    ve kuvvetleri hâsıl olmşutur ki, onun üçüncü denizi kılınmıştır Dışından
    cüz ve uzuvları vücuda gelmiştir ki, onun dördüncü denizi itibar
    olunmuştur İnsan âleminin dahi dört denizi bununla son bulmuştur Zira ki
    meni, baba sülbünde gizli iken, salt sevgi idi Ondan bir hareketle ortaya
    çıkıp, ana rahminde birinci cevher olmuştur ki, iç ve dışı, doğanın can ve
    cismi olup, insan âlemi vücuda gelmiştir Büyük âlem, bu insan âlemine
    hizmetçi ve dalkavuk olmuştur
    NAZM
    Nedir hikayet-i leylî ki doldu arsa-i hak
    Ne idi halet-i mecnun-u mest damen-i çak
    Şarab-ı aşk idi nuş etti hüsn-ü leylîden
    Zehi şarab-ı mustafa zehi piyale-i pâk
    Cemal ü aşk-ı hüdadan bulur bu mevcudât
    İlâhî ente ilahî ve la ilahe sivak
    Cihan mezahir-i sun'-u sıfat-ı Mevladır
    Bu seyr zevkin eder can-ı ârif çâlâk
    Velik mazhar-ı insan ki hâs mazhar odur
    Kıyas olunmaz ona gayri mazhar et hâşâk
    Felek-i mülkte yoğ insan misali bir cevher
    Hezâr bâr aradım onu bulmuşum derrâk
    Kemal-i illet-i gaiye nev-i insandır
    Delil Hakkı edersen taleb oku levlâk
    (Leyla hikayesi nedir ki, yeryüzü doldu? Ni idi mest olmuş ve eteği
    parçalanmış Mecnun'un hali? Leyla'nın güzelliğinden içtiği aşk şarabıydı
    Mustafa'nın şarabı ne hoş, pâk piyale ne hoş! Güzelliği ve aşkı Hüda'dan
    bulur bu varlıklar ilahî, sensin İlah, senden gayri ilah yok Cihan,
    Mevla'nın sanat ve sıfatlarının tezahürüdür Arifin hareketli canı, bu seyr
    zevkini eder lakin insanın ortaya çıkışı ki, has mazhar odur Görünen
    hiçbir şey ona kıyas olunmaz Mülk feleğinde insan benzeri bir cevher yok
    Binlerce kez aradım onu, bulmuşum onu süratli idrak edici Bu sebebin
    kemalinin gayesi, insan türüdür Hakkı, delil istersen, oku 'levlak'
    hadisini)

    Sekizinci Madde


    İnsan âleminin âhiret âlemine çeşitli yönlerle benzerlik ve ortaklıklarını
    bildirir

    Ey aziz, malûm olsun, ki, ârifler demişlerdir ki: Peygamberlerin (selam
    onlara olsun) rumuzlarının bir münasebeti, yani insan âleminin bekâ âlemine
    bir benzerliği budur ki, beka âleminin giriş yeri olan ölüme misal, insan
    âlemidir Birinci, gıdanın hazmıdır Bedenin yok olmasına misal, ikinci
    hazmdır İkincisi neşveye misal, üçüncü hazımdır ki, halis kan vücut bulur
    Cesetlerin haşrine misal, dördüncü hazımdır ki, menî hâsıl olur Maşheşe
    misal, babanın sülbüdür ki, meni onda toplanır Hesap, kitab ve mizana
    misal, nutfe cevherinde hâsıl olan felek konumlarının tesirleridir Sırata
    misal, babanın mesane yoludur Cehenneme misal, fercin içidir Kevsere
    misal, ananın nutfesidir Cennete misal, rahimdir ki, onda nimet türleri
    olan his ve kuvvetler ile hayat ve can bulur Mevla'ya kavuşmaya misal,
    ondan doğmaktır ki, insanın güzellik ve cemalini görüp, yerin diyarına
    hayran olur
    Bir benzerliği budur ki, ölüme misal, uykudur Şeytana misal, vehmetmedir
    Berzaha misal, rüyadır Melekûta misal, sadık rüyadır Mezara misal, göğsün
    içidir Münker ve nekire misal, tedbir ve ihtiyardır Kabir karanlığına
    misal, Hak'dan gaflettir Kabir azabına misal, kendini bilmemektir Kabir
    nuruna misal, gönül huzurudur Kabir nimetine misal, kendini bilmektir
    İsrafil'e misal, İlâhî aşktır Sura misal, insan boğazıdır Mahşere misal,
    müşterek histir amel defterine misal, hafıza kuvvetidir Mizana misal,
    nazarî akıldır Sırata misal, fikretmedir Cehenneme misal, tabiat
    zindanıdır Zebanilere misal, kötü ahlaktır Acıklı azaba misal, şirk ve
    hevadır Masivayla şuğullanmaktır İtiraz ve şikayettir Zira ki hep edip
    eyleyen bir Mevla'dır Kevser havuzuna misal, muhabbet şarabıdır Cennet-i
    âlâya misal ârifin kalbidir Huri ve gılmana misal, güzel ahlaktır Dört
    nehre misal, ilim suyu, ilim sütü, rıza balı ve aşk şarabıdır Ebedî nimete
    misal, çoklukta teklik bulmaktır ki, toplulukta halvettir
    BEYT
    Ebediyet nimeti helâldir
    Elini ve dudağını dünya nimetlerine sürmeyene
    Mevla'ya kavuşmaya misal, hakiki fakrı bulup, fâni olmaktır Sidreye misal,
    insanın başı ve yüzüdür Tuba ağacına misal, kadınların saçıdır Süslü
    tubaya misal, düzenli beden uzuvlarıdır Zira ki eller, ayaklar ve
    parmaklar, turbanın alları gibi aşağıya doğrudur Levh-i mahfuza misal,
    hâfıza kuvvetidir Kaleme misal, hayal kuvvetidir Geniş kürsiye misal,
    dimağın tamıdır Onda olan yerde ve gökte bulunan meleklere misal, bedenin
    his ve kuvvetleridir Büyük arşa misal, kâmil insanın sırrıdır O Hak'ka
    ulaşıcıdır
    BEYT
    Gönül tahtı mamur ve hevadan pak oldu
    Rahman olan Allah, arş üzerine hükümrandır
    Hak Taâlâ'nın misali olmaz ki, insan ruhuna misal ola Nitekim Kur'an'da:
    'Hiç bir şey onun misli olmadı,'(42/9) buyurmuştur Allah'ın misilden
    münezzeh olduğunu duyurmuştur
    NAZM
    Ey gönül sendedir ol kaf-ı kanaat sende
    Sendedir akl ü edeb nutk ü belagat sende
    Sendedir baht-ı âla necm-i saadet sende
    Sendedir ilm-i ledün remz-i beşaret sende
    Sendedir sırr-ı Hüda bâr-ı emanet sende
    Sendedir genc-i nihan ayn-ı keramet sende
    Sendedir dürr-ü kan-ı kerem zât-ı hidayet sende
    Sendedir hamr-ı ezel sekr ü feragat sende
    Var iken tanı özün bunca feraset sende
    Sendedir nur-u Hüda lütf ü inayet sende
    Hâsılı sendedir ol gayet-i gayet sende
    Sendedir dürlü hüner dürlü maharet sende
    Sendedir zabt ile rabt emre itaat sende
    Sendedir hulk-ı cihan cümle imaret sende
    Sendedir bahr ile ber cümle vilayet sende
    Bu cihan varlığı hoş buldu nihayet sende
    Varlığın aşka değiş eyle ferağat sen de
    Sendedir dûzih-i sûzan dahi cennet sende
    Sendedir iki cihan mülkü tamamet sende
    Gafil olma gözün aç âlem-i kübra sensin
    Sidre ü levh üalem arş-ı mualla sensin
    (Ey gönül, o kanaat dağı sendedir Akıl ve edeb, konuşma belagati sende
    Sendedir aşk ile can, güzellik ve melahat Saadet yıldızı ve yüce baht
    sendedir Müjde remzi ve ledün ilmi sendedir Hüda'nın sırrı ve binler
    emanet sendedir Keramet pınarı, gizli hazine sendedir Hidayet verici zat,
    kerem ve kâm incisi sendedir Ezel şarabı, sekr ve feragat sendedir Sende
    bunca feraset varken özünü tanı Hüda'nın nuru, lütfu ve inayeti sendedir
    Hâsılı, o gayelerin gayesi sendedir Türlü hüner, türlü maharet sendedir
    Zabt ile rabt ve emre itaat sendedir Cihanın halkı ve bütün imaret
    sendedir Kararlar, denizler ve bütün beldeler hep sendedir Bu cihan
    varlığı, sende nihayet buldu Varlığını aşka değiş, sen de feragat eyle
    Cehennem ateşi ve cennet sendedir İki cihan mülkünün tamamı sendedir
    Gafil olma, gözünü aç, büyük âlem sensin Sidre, levh, kalem ve arş
    sensin)
  9. Tılsım

    Tılsım Pasif yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    134.232
    Konular:
    45.139
    Beğeniler:
    3.833
    Nereden:
    Belirtilmedi
    45-BÖLÜM:045:
    ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

    Muhafazası lazım olan cânın bileşik uzuvlarının mahiyet, yer ve
    menfaatlerini; insan bedeninin sıhhatinin esaslarını; bazı münferit gıda ve
    ilaçların tabiat ve hükümlerini; bazı yiyecek ve meyvelerin fayda ve
    faziletlerini; insan vücudunu ısıtan ve güzelleştiren bazı elbisenin şekil
    ve renklerini onbir madde ile bildirir

    Birinci Madde


    Ruhun, muhafazası lazım gelen bileşik uzuvlarının mahiyet, yer ve
    menfaatlerini bildirir

    Ey aziz, malum olsun ki, tabibler demişlerdir ki: insan bedeninde bulunan
    canın bileşik uzuvları, bu sayılandır ki: Dimağ, gözler, kulaklar, dil,
    akçiğer, kalb, diyafram, göğüs, mide, bağırsaklar, karaciğer, safra, dalak,
    böbrekler, mesane, husyeler, kamış ve kadınlarda rahim ve memelerdir
    Bunların hepsi, muhafazası vâcib olandır
    Dimağ (beyin): Yumuşak ve bağımlı bir cevherdir ki, rengi beyaz
    bulunmuştur O, atar ve toplar damarların özünden, dimağın anası olan zardan
    ve kafatasına bitişik olan zardan bileşmiştir Dimağın yapısı bir üçgene
    benzer ki, onun tabanı başın ön tarafında, iki kenarı ile kuşatılmış olan
    açıları başın arka nahiyesinde kılınmıştır Bedenin his ve hareketi, dimağ
    ile tamamlanmıştır ki, beden hisleri yumuşak sinirler ve uzuvların
    hareketleri, sert sinirler vasıtasıyle bulunmuştur Hikmetleri yukarıda
    bilinmiştir
    Gözler: İkisinden her birisi yedişer tabakadan ve üçer rutubetten
    bileşmiştir Toplamı, on tabaka demekle bilinmiştir Birinci tabaka,
    mültehimedir ki, havaya temas eden tabakadır İkinci tabaka, kariniyyedir
    ki mültehimeden sonradır O, renksiz yaratılmıştır ki, altında olan
    tabakanın rengiyle renkli kılınmıştır Üçüncü tabaka, ayniyyedir ki, ya
    siyah veya şehlâdır Ya sarı veya mavidir Mültehimenin altında, rengiyle
    benzeşmiş zehradır Ayniyye tabakasından sonra beyaz rutubettir ki, şeffaf
    ve berraktır bundan sonra camsı rutubettir ki, erimiş cama benzer Beşinci
    tabaka, şebekiyedir ki, camsı rutubetten sonradır altıncı tabaka,
    meşimiyedir ki, ona benzemiştir Yedinci tabaka, salbeyidir ki, hepsinden
    sert ve göz kemiğine bitişik bulunmuştur Bu tabakaların faydaları uzun
    bir zeyl olduğundan, kısa geçilmiştir
    Kulaklar: İkisinden her birisi sadece et, kıkırdak ve hassas sinirden
    bileşmiştir Menfaatleri, sesi kabul etmek bilinmiştir
    Dil: Et, atar ve toplar damarlar ile hassas sinirden ve yemek borusuna
    bitişik olan zardan bileşmiştir Menfaati, yemeğin tadını almak, lokmayı
    çevirmek, kelamı eda etmek ve yutmayı tamamlamak bulunmuştur
    Akciğer: Kırmızı gül renginde olan etten ve kendi borusunun
    kıkırdaklarından ve yürekten biten atar damarlardan bileşmiştir Akciğer,
    kendi zatında hissizdir Lakin zarının az bir hissi vardır Bunun menfaati,
    yürekte doğan tabii hareketten bedeni revaçlandırmak bilinmiştir
    Yürek: Kozalak şeklinde koni bir cisimdir ki, tabanı göğsün ortasında,
    tepesi sol tarafta konulmuştur Rengi kırmızı nar bulunmuştur O, latif et
    ile sert zardan bileşmiştir O, tabii hareketin menbaı bilinmiştir Onun
    iki karıncığı vardır ki, sağ karıncığı, az ruh ve çok kan ile dolu olmuştur
    Onun kanalları vardır ki, onlarla yürekten akciğer tarafına gıda gidip,
    akciğerden yüreğe ferah hava gelmiştir Onun sol karıncığı, az kan ve çok
    ruh ile dolmuştur O, atardamarların bitiş yeri olmuştur
    Diyafram yani göğüs perdesi: Sağlam et, hassas ve hareketli sinirden
    bileşmiştir Bunun menfaati, göğsün yayılması ve büzülmesi bulunmuştur
    Mide: Yumru bir organdır ki, et, sinir, atar ve toplar damarlardan
    bileşmiştir O, üç cüze bölünmüştür Bir cüzüne yemek borusu, birine mide
    ağzı ve birine mide dibi denilmiştir Yemek borusu, ağızdan gelip, bağır
    kemiği bitiminde son bulmuştur Mide ağzı, yemek borusu bitimindedir ki,
    etsiz kılınmıştır Mide dibi, etli yaratılmıştır Yeri, göbeğin üstüdür
    Midenin menfaati, gıdayı hazmetme bilinmiştir
    Bağırsaklar: Katlanmış hassas sinirsi cisimler bulunmuştur Sinri, yağ, atar
    ve toplar damarlardan bileşmişlerdir Bunlar sayıca yedidir ki; birine
    kapakçık, birine oniki parmak, birine tutucu, birine ince, birine eğri,
    birine kolon ve birine düz denilmiştir Düz barsak, makat halkasına
    bitişiktir Bunların menfaatleri artık gıdayı atmak bilinmiştir
    Karaciğer: Et, atar ve toplar damarlar ile kendini örten zardan
    bileşmiştir Bunun kendi zatında hissi olmayıp, zarının hissi çok
    bulunmuştur Bunun rengi, donmuş kana benzetilmiştir Karaciğer ki,
    kandamarlarının bitişik yeri bulunmuştur Bunun yeri, sağ tarafta uygundur
    Dışı, arka kaburgalara bitişik, içi mideye mutabık, üstü göğüs diyaframına
    yetişik, altı, leğen kemiğine ulaşık bulunmuştur Bunun menfaati, uzuvlara
    gıda vermek için, kan üretmek bilinmiştir
    Safra: Karaciğere yapışık yaratılmıştır O, safra (öd) kesesi kılınmıştır
    Bunun menfaati, safrayı, karaciğerden çekmek bilinmiştir
    Dalak: Boğumlu bir cisimdir ki, et ve atardamarlardan bileşmiştir Rengi,
    karaciğere benzer bulunmuştur Kendi zatında hissi olmayıp, zarı hassas
    kılınmıştır Bunun yeri, sol tarafta, arka kaburgalar ile midenin arasında
    tayin olunmuştur Siyah köpüğe kese bulunmuştur Bunun menfaati, o ödü
    karaciğerden kendine çekmek bilinmiştir
    Böbrekler: İkisinden her birisi, az kırmızı olan sert et ile çok yağdan ve
    atar damarlardan bileşmiştir Böbrek ki, onun kendi nefsinde hissi olmayıp,
    zarının hissi çok bulunmuştur Bunun yeri, sırtın altında kılınmıştır
    Menfaati, ciğerden idrarı çekip, mesaneye akıtmak bilinmiştir
    Mesâne: Damarlar ile katlanmış sinirsel bir cisimden ve atar damarlardan
    bileşmiştir Bunun yeri, makat ile kasık arası bulunmuştur Menfaati,
    idrarı toplama ve dışarı atma bilinmiştir
    Husyeler: İkisinden her birisi, yağlı beyaz etten ve çok sayıda
    atardamardan bileşmiştir Menfaatleri, meniyi pişirip, oluşturmak
    bulunmuştur
    Kamış: Az etten, çok sayıda atar ve toplar damardan bileşmiştir Menfaati,
    yukarıda uzuvların hikmeti bahsinde bilinmiştir
    Rahim: Sinirsel bir cisimdir ki, kadınlarda yaratılmıştır Yeri, düz
    barsak, göbek ve mesâne arasında kılınmıştır Onun boynu uzun olup, ferce
    ulaşıp, dibinde iki husye konulmuştur Menfaati, nutfeyi çekme ve cenini
    koruma bulunmuştur
    Kadın memeleri: İkisinden her birisi yumuşak et, beyaz yağ, çok sayıda atar
    ve toplar damarlardan bileşmiştir Yeri, sinenin dışında, müşahede
    kılınmıştır Menfaati, kanı pişirmek ve süt oluşturmak bilinmiştir
    İşte böyle sanat şaheseri bir binayı, sınıf sınıf imaretlerle tamir edip
    güzelleştirmek, dışını ve içini türlü kemallerle süsleyip, güzelleştirmek,
    hepsinden daha önemli ve lüzumlu bulunmuştur Bu sanatları hayretten nice
    yüz ibret alınmıştır (İnsanı en güzel biçimde yaratan, hakîm, musavvir,
    bâri ve hâlik olan Allah münezzehtir Yaratıcıların en güzeli Allah ne
    yücedir!)

    İkinci Madde


    İnsanın beden sıhhatinin korunması esasları olan mizacları bildirir

    Ey aziz, malum olsun ki, tabibler demişlerdir ki: Tıb ilmi, beden ilmidir
    ki onun nazarisi ve amelîsi haddizatında iki ilimdir Birinci ilim,
    hıfsızsıhha, sıhhati koruma ve ikincisi tedbir-i illet, tedavidir Halbuki,
    beden sıhhati bir büyük nimettir Din ve dünya ehline devlet serayesidir
    Vücudu korumak saadettir Kadir ve kıymetini bilip, kaide ve erkanıyle âmil
    olmak hoş ganimettir Çünkü vücudunun sıhhatini koruyan akıllı kimse,
    âfiyet bulur Cismine illet ârız olmayıp, selamet kalır Tedbir ve ilaca
    ihtiyacı kalmayıp, rahat bulur bol vakit bulup, Mevla'nın marifetine nail
    olur Şu halde 'Marifetnâme' de ancak sıhhati korumanın kaide ve esaslarını
    yazmak ve açıklamak lazım gelir Ta ki, o devlet ve saadetin kadir ve
    kıymetini bilip, fırsat elde iken onu koruyasın Ömrün oldukça sıhhat ve
    âfiyette kalasın Allah ile dolup, Mevla'yı tanımaya meşgul olasın Sıhhati
    korumanın kaidelerini bili, amel eden kimse, Hak'kın yardımı ile vücut
    sıhhatine malik olabilir Lakin mütahassıs tabib olsa bile, gençlik ve
    kuvveti baki edemez Her şahıs, en uzun ecel olan yüzyirmi sene yaşına
    gidemez Özellikle zaruri iş bulunan tabii ölümün vakti geldiğinde, o nu
    bir kimse tehir edemez Zira ki bedenin oluşum ve bekası, o rutubetle
    mümkündür ki, onu gıda edip, fazlalarını atan sıcaklığa yakındır Şu halde
    bu tabii hararet, o maddesi olan tabi rutubeti ayrıştırarak, o rutubet az
    kaldığında, bu hararet dahi azalıp, gıda hazmı da zayıf olur O îrâdı
    noksan bulur ki, eğer o îrat olmasaydı, bu beden oluşum müddetinde beka
    bulmazdı O halde bedene dahi gün gün zaaf ve noksan gelir Ta tabii
    rutubet yok olduğunda, tabii hararet dahi söner Her şahsın kendine mahsus
    olan mizac ve kuvveti hasebiyle ömrü müddeti ve mukadder eceli bulunan
    tabii ölüm ancak budur
    Bu durumda sıhhati korumanın gayesi budur ki, önce mizacları bilip, onda
    zaruri sebebleri, açık sebeblerle bedende bulunan tabii rutubeti
    bozulmaktan korumak ve fazla ayrışmadan koruyup, ecele varıncaya dek,
    dışarıdan bir zarar isabet etmezse, dört çağdan her yaşı, kedi gereğince
    koruyarak, sıhhat ve âfiyette gönül safasıyle ömrünü tamam eder
    Bedenin mizacları, on alâmetle bilinmiştir Zarurî sebebleri altı adet
    bulunmuştur
    İkincisi: Et, yağ ve iç yağdır Bunların çokluğu bedenini rutubetine, azlığı
    kuruluğuna alâmettir Fakat etin çokluğu, bedenin rutubet ve hararetine,
    sadece yağ ve içyağın çokluğu, bedenin rutubet ve soğukluğuna alâmetidir
    Dördüncüsü, beden rengidir ki, onun beyazı, soğukluğuna ve balgam çokluğuna
    alâmettir Kırmızılığı, hararetine ve kan üstünlüğüne alâmettir İkisinin
    bileşimi, itidale alâmettir Buğday rengi, hararetine alâmettir Sarılığı,
    hararetine ve safra üstünlüğüne alâmettir Siyahlığı, soğukluğunun ifratına
    ve siyah köpük üstünlüğüne alâmettir
    Beşinci, uzuvların yapısıdır ki, göğsün genişliği, nabzın fazla hareketi,
    damarların dışta oluşu ve kalınlığı, el, ayak ve kemiklerin büyüklüğü,
    bedenin hararetine alâmettir Bu uzuvların zıt olması, bedenin soğukluğuna
    alâmettir
    Altıncısı infial ***fiyetidir ki, süratli infial hangi ***fiyetten olursa
    beden dahi o ***fiyette olduğuna delalet eder Mesela soğukluk
    ***fiyetinden süratle müteessir olmak, o bedenin soğukluğuna telalet eder
    Yedincisi tabii fiillerdir ki, fiillerinde olgun olan tabiat, kendi
    itidaline, eksik veya bâtıl olan soğukluğuna, yavaş bulunan hararetine
    alâmettir Tabiat sürati hararetine, yavaşlığı soğukluğuna alâmettir
    Sekizincisi uyku ve uyanıklıktır ki, uykunun çokluğu bedenin soğukluk ve
    rutubetine, uyanıklığın çokluğu, hararet ve kuruluğuna alâmettir İkisinin
    itidali bedenin itidaline alâmettir
    Dokuzuncusu büyük abdesttir ki, onun keskin kokulusu ve sağlam renklisi
    bedenin hararetine, bunun zıttı bedenin soğukluğuna alâmettir
    Onuncusu nefsânî intikallerdir ki, onların kuvvet, sürat ve çokluğu bedenin
    hararetine, yavaş hissi bedenin soğukluğuna alâmettir Devamlılık ve sebatı
    bedenin kuruluğuna, çabuk bitişi rutubetine alamettir Gazap ve şiddet,
    cür'et ve hiddet, kelamda sürat ve çokluk bedenin hararetine; vakar ve haya
    çokluğu soğukluğuna; kalp zaafı rutubetine; korkaklık ve ürkeklik onun
    kuruluğuna alâmettir
    Sayılan bu on alâmetten başka insan bedeninde olan dört karışımdan her
    birinin ziyadeleşme ve galebesinin nice al�metleri vardır ki, bu
    söyleneceklerdir: Kan üstünlüğünün alâmeti, baş ağrısı, sallanma, esneme,
    durgunluk, hislerin bulanıklığı, dil kızarması, çıban ve basur çıkması, yüz
    yarılması ve burun kanamasıdır Rüyada kızıl eşya görmek, uyanma anında
    ağız tatlılığıdır
    Balgam üstünlüğü: Beyaz renk, hissizlik, deri yumuşaklığı, deri soğukluğu,
    tükürük çokluğu, susama azlığı, hazım zayıflığı, vurdumduymazlık, geğirme,
    çok uyuma, rüyada su ve kar görme, uyanma anında ağzın tuzluluğudur
    Safra üstünlüğünün alametleri: Renk sarılığı, göz sararması, ağız
    kuruması, burun ucu kuruması, şiddetli susama, iştah zayıflığı, kusma
    çokluğu, dil sertleşmesi, düşte ateş görme ve uyanınca ağız ekşiliğidir
    Tıpçıların tecrübe ile bildikleri bunlardır Her şeyi en iyi bilen
    Allah'dır
  10. Tılsım

    Tılsım Pasif yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    134.232
    Konular:
    45.139
    Beğeniler:
    3.833
    Nereden:
    Belirtilmedi
    Beşinci Madde


    Zaruri altı sebebden kalan üçünün itadalini bildirir

    Ey aziz malum olsun ki, top âlimleri demişlerdir ki: Bedenin sıhhatını
    korumaya taahhüt ve iltizam eden kimseye gerekli iştir ki, meşhur altı
    sebebin kalan üçünü dahi tedbir ile itidal edip, ömrünün sonuna dek sıhhat
    afiyetle gide
    Uykunun itidali ve uyanıklığın itidali: Uykunun en iyisi odur ki, süresi
    mutedil ola Yani dört saat geçecek kadar değin ola Hazmolunduktan sonra
    kestirirse yani yemem içmeden sonra iki üç saat geçmesinde uyku bastırıp,
    ikinci hazımda bulunma Eğer midesi zayıf olan kimse yemek hazmına uyku il
    yardımcı olursa, önce yarım saat kadar sağ tarafı üzerine yatmak lazımdır
    Ta ki, gıda, sağ tarafa eğit olan mideye karaciğerin çekmesi ile kolay
    olup, karaciğerin harareti onu ısıta İki saat kadar solu üzerine yatıp
    uyumak lazımdır Tak ki, karaciğer mide üzerine yorgan gibi örtülüp, onu
    ısıtıp, birinci hazımda mideye yardımcı ola Sonra yine iki saat kadar sağ
    tarafı üzerine yatıp uyumak gerektir Ta ki ikinci hazm içi karaciğer
    gıdanın inişine yardım ede uykunun içteki hareketi uyanıklıktan fazladır:
    Maddenin tabiatını istila bakımından Zira ki uyku halinde hararet içeride
    ziyade olduğundan, maddeye ziyade üstün olur uyanıklığın terletmesi,
    maddenin rutubetini istila bakımından daha çoktur Zira ki uyku halinde
    hararet içeride ziyade olduğundan, maddeye ziyade üstün olur Uyanıklığın
    terletmesi, maddenin rutubetini istila bakımından daha çoktur Zira ki
    uyanıklıkta hararet dışa yönelip, maddeyi ayrıştırır ve akıtır Kimin ki
    uykuda terlemesi sebebsiz çok olur, o, gıda ile ya karışım ile dolu olur
    Kimin ki uykusu ağır ve uzun olur, yani sekiz saatten ziyade uyur kalır,
    onun dimağında rutubet üstün olur O, kuru gıdalarla uykusu hafif olup,
    itidal bulur Kim ki uykusuzlukla mübtela olur, yani yirmidört saatte
    ziyade uykusuz kalır; o hamam ile rahat bulur Süt ve arpa suyu benzeri
    rutubetler ile uyku gelir
    Boğucu kâbus ki, uyuyan uyku esnasında tahayyül eder ki, üzerine bir ağır
    nesne düşüp, onu sokup, hareketten menedip, nefsini daraltır; bu boğucu
    kâbus buharı ayrıştıran uyanıklık ve hareketinin yokluğu sırasında kanın ya
    balgamın veya sevdanın buharı dimağa çıkmasından ortaya çıkar Şu halde
    bunun ilacı, istifra ile beynin temizlenmesidir
    Yiyeceklerde itidal: Her sıhhat ki, onun hali üzere kalması murat olunur o
    bedenin ***fiyetinde benzeri ona verilmek gerektir Eğer bozulmuş bir
    sıhhati, kendisinden daha iyi olan sıhhate nakletmek murat olunsa, ona
    zıttı verilmek lazımdır Şu halde vücudunun sıhhatini hali üzere korumaya
    özenen kimseye lazımdır ki, gıdalardan siah taneler gibi pisliklerden
    temizlenmiş buğday ekmeğiyle, mülayim tatlılar, koyun eti, kümes hayvanları
    eti ile yetine Lokmayı küçük alıp, çiğnemeyi çok ede Meyvelerden ancak
    incir, üzüm kuru üzüm seçe Ama ilaç olan meyvelere iltifat etmeye Meğer
    ki, mizac itidali için yenile Veyahut hazır yiyecek onda buluna Zinhar
    iştihasız yemek yemeye, İstihasını giderip, geri bırakmaya Yaz günlerinde
    soğuk gıdalar, kışta sıcak gıdalar ala Hazmolunmuş yemek üzerine başka
    yemek sokmaya, Yemek saatlerini uzatmaya Ta ki gıdanın evveliyle sonuncusu
    hazımda karışmaya yemek çeşitlerini çoğaltmaya, ta ki hazımda tabiata
    şaşkınlık gelmeye, Çok olmazsa leziz gıdalar en faydalıdır Ekşi gıdalar
    zararlıdır, ihtiyarlığı çabuklaştırıcı ve uzuvları kurutucudur Tatlı
    gıdalar, mideyi rahatlatıcı, bedeni ısıtıcı ve safrayı hareket ettiricidir
    Tuzlu gıdalar, bedeni kurutucu, safrayı doğurucu ve uzuvlarla kuvvetlere
    zarar vericidir Zararlı tatlıyı, ekşi defeder ekşiler, tatlı ile gider
    Tuzsuzlar tuzluyu, tuzlular tuzsuzu mutedil eder Nefsinden gıda iştihası
    kalmış iken, ondan el çekmek lazımdır Yemek vakitlerini gözetmek elbette
    lazımdır, vacibtir Lakin kötü gıdalar alışmış olan, devam etmeyip, yavaş
    yavaş terk etsin Yemek vakitlerini düşürerek, birle yetinsin Zira ki
    gündüzde bir kere gıdalanmak, bir kere gecede yemek, karıştırmak
    tabiata müşküldür Zira ki bu iki su, biri birine incelik ve kalınlıkta
    uygun değildir Suların en iyisi nehir suyudur Özellikle pak yerde akıp,
    her şeyden saf gele veya taşar üzerinde akıp, kokuşmuş şeylerden uzak ola
    özellikle kuzeye veya batıya aka Yüksek bir yeden aşağıya inip gide
    Kaynağı uzak olup, uzun süre akmakla incele, İnceliğinden ağırlığı hafif
    ola Çok olup, şiddetli aka gele Bu vasıflar ile vasıflanmış olan bir sudur
    ki, faziletten nihayet bulmuştur Mübarek nil suyu bu güzelliklerin çoğunu
    toplamıştır Menba suyu hareketinin azlığından kalın kalmıştır Toprak
    altında olan kerizler içinde akan sular sertlik bulmuştur Mağara suları ve
    kuyu suları onlardan daha serttir Su içmek, yemekten iki üç saat
    geçmesinden sonra faydalı bilinmiştir Yemek arasında su içmek, hastalığı
    körükler Hemen sonra içmek, bozucu ve kötüdür Lakin midesi sıcak olan
    kimse yemeğin arasında ve akabinde su içmekle istifade eder iştihası zayıf
    olan kuvvet bulur zira ki, o zaaf, hararet çokluğundan gelir Şu halde su
    içmekle hararet mutedil olur Aç karnına ve terli iken, özellikle cima,
    hamam, müshil içme kaplarında, meyveler üzerine özellikle kavun üzerine su
    içmek; soğuk içecekler oldukça kötüdür Eğer bu vakitlerde susuzluğa
    tahammül olunmazsa, çocuğun meme emdiği gibi, dudak ile kâse kenarı arasında
    yalama ile içip üç nefesten geçmesin Her nefeste, üç yudumdan ziyade
    içmesin Zira ki, çok olur ki, susuzluk yapışıcı balgamdan veya tuzlu
    balgamdan dolayı olur Halbuki su içmeye iltifat olundukça, susuzluk
    çoğalır Eğer o susuzlukta sabır olunsa, tabiat o susatan maddeyi eritip,
    susuzluk dahi gider çok olur ki, bunun gibi susuzluk maddesini bal gibi
    sıcak şeyler yatıştırır Her zaman ayakta su içmek hatalıdır Ancak zemzem
    suyu şifadır
    NAZM
    Beş yerde su içmekten sakın
    Çünkü o hastalığı çeker
    Hamam, yorgunluk akabinde
    Yemek akabinde ve yatakta
    Tutma ve istifrada itidal: Vücut sıhhatini muhafaza edene gereklidir ki,
    daima kendi tabiatını mukayyet ve gözetleyici ola Eğer tabiatı kabız
    olursa, onu incir ve sinemaki gibi içeceklerle yumuşatsın özellikle
    ihtiyarlık tabiatına yumuşaklık, rahat ve selamettir Eğer tabiatında aşırı
    yumuşaklık bulursa, onu sumak ve kavruk gibi şeylerle tutsun Eğer dolarsa
    gıda fazlalığından midede hasıl olup, geğirmekle çakan duman ile ekşime ile
    veya sadece ağırlıkla gıdayı bozucu bulursa, o saat kusmaya can atsın Eğer
    kusmak ona zorsa veya vakti değilse, sakızla kaynamış sıcak su içip, sağ
    yanı üzerine yatsın Veyahut bir parmak bala ince tuz katsın Ve pamuk ile
    makatında yarım saat kadar taşımaya tahammül etsin Ta ki, yumuşaklık bulup
    rahatla o bozucu gıda gitsin Sonra elma gibi mideye kuvvet veren şeyleri
    yiyip hamamda yatsın Eğer ishal olursa gül yaprağı, dövülmüş mazı, nohut
    sakızı, ermeni çamuru, fesleğen tohumu, tebeşir ve kimyon gibi kuru
    şeylerden yesin Veyahut elma, sefercen ve ekşi nar gibi meyveler yesin Ta
    ki, tabiatın yine normale yetsin Küçük ve büyük abdesti fazla tutmak
    zararlıdır Titreme verir ve ihtiyarlığı çabuklaştırır Alışılmış olan
    boşalmaların en kolayı cima ve hamamdır
    İnsan hayatının temeli mide
    Eğer bağlanırsa ki açılmamalı
    Eğer bağlanmamacasına açılırsa
    Dört tabiat muhalif ve serkeş
    Eğer gâlib olursa dörtten biri
    Elbette ârif ve kâmil olanlar
    Yavaş yavaş gitmeli olmamalı gam
    Bağlanırsa gönüle elem verir
    dünya hayatından götürür ölüme
    Nice günler hoş kaynaşmışlar
    Söker kalıptan can koymaz diri
    Geçici dünyaya gönül bağlamazlar

    Altıncı Madde


    Sıhhat durumunda alışılan istifranın en güzel türleri bulunan cima ve
    hamamın itidalini bildirir

    Ey aziz, malum olsun ki, top bilginleri demişlerdir ki: Sıhhatteyken
    alışılan boşalımların en kolay ve en faydalısı, cima ve hamamdır Cimanın
    en faydalısı, birinci hazımdan sonra vâki olanıdır Bedenin hararet,
    rutubet ve kuruluğunda, boşluk ve doluluğunda itidali sırasında bulunandır
    Eğer o, hata ile bu itidallerin dışında bulunduysa; bedenin hararet,
    rutubet ve doluluğunda bulunan cimaın zararı, onun soğukluk, kuruluk ve
    boşluğunda bulunandan daha az ve daha kolaydır Cima şehveti kuvvet
    bulmadıkça, âlet düşünmeksizin ve bakmaksızın yayılmadıkça, ona öne alma
    ile girişme, vücuda zararlı bir oyundur
    Faydalı cimaın alâmetleri odur ki: Onun akabinde vücuda hafiflik, tam neşe,
    yemek isteği ve uyku gele Ta ki fazla maddenin boşalımı hâsıl olmuş ola
    zira ki mutedil cima, tabii harareti def ile bedeni ferahlandırır Yemem ve
    beslenmeye bedeni hazırlar Gazabı zayıflatıp, kötü vesveseyi ve sevda
    düşüncelerini giderir Balgam hastalıklarının çoğu onunla gider Çok olur
    ki, cimayı terk edenin menisinden kötü buharlar dimağına çıkıp, baş dönmesi
    ve göz kararması gibi belalar başına gelir Meni buharı, bedenin
    içinde hapsolup, kaplarına dolduğunda husyeleri şişer, kasık acısı ve beden
    ağırlığı hâsıl olur Cima yapıldığında sürakte hafiflik ve şifa bulur çok
    cima, endamı boşaltır, kuvveti düşürür ve gözü zayıflatır Mübtelasını
    titretip, sinirlerini boşaltır Acuzeye, çirkine, hastaya, küçük bâkireye
    ve uzun süredir cima olunmayan dula cimadan kaçınılmak elzemdir Zira ki
    bular, elbette kuvveti çeker, âleti yumuşatır, rutubeti kurutur ve üzüntü
    verir Pişmanlığa sebep olur Livata, tabiata aykırı ve zararlıdır zira
    ki ihanet ve eziyeti toplar, inzal zevkini önler Genç ve güzel kadınla
    cima, vücuda sıhhat, hislere kuvvet verip, tabiatı mesrur ve kalbi huzur
    dolu eder Zira ki tabiat ona eğilimli olduğundan, meni boşalması çok olup,
    o fazla madde bedenden gider Cima şekillerinin en iyisi odur ki: Kadını
    sırtı üzerine yatırıp, açılmış baldırları arasında dize gele önce uyun,
    konuşma ve iltifat ile göğüs, dudak ve yanağını öpmeli Göğüs ve kasığını
    ovmalı Sonra âletiyle bız'a sürmeli ve kadının gözüne bakmalı ta ki
    şehvetin şiddetinde ikisi de eşit ola Vakta ki kadının gözü değişip,
    göğsünden menisi ayrılmakla ister ki erkeği göğsüne ala O zaman üzerine
    düşüp, sokma ve çekme ile inzali vaktine hazır ola İnzalden sonra kadının
    karnı üzerinde bir miktar kala Ta ki iki meni karışıp, rahme girmeye yol
    bula Evlat arzu eden bu âdab üzere hareket kıla Ta ki inzalı kolay olup,
    kadın dahi ondan lezzet ala Tam bir çocuk vücuda gelip, hepsi âfiyet bula
    Boşalma tamam ola Zinhar kendi yatıp kadını üzerine almasın Ta ki artan
    meni mesane yolunda kalmasın ve onda kokuşup, hastılak olmasın Bız'ın
    rutubeti ona damlayıp, ondan, ondan, mesane iltihabı kalmasın Cimaı tahrik
    eden şeylerin biri, insanların cima ettiğine muttali olmaktır Biri kadın
    seslerinin nağmesini duymaktır Biri dahi hayvanların cima ettiğini
    görmektir biri de cima ile ilgili hikayelerdir Kasık kıllarını kesmek te
    şehveti uyandırır Bu durumda başka şeyler düşünerek, bu arzuyu yenmek
    gerekir
    BEYT
    Nazar-ı şehvet için rup-u zenan ağ olsun
    Zeni olmazsa kişinin sağ eli sağ olsun
    Deyip, eliyle istimna etmek, üzüntü ve sıkıntıya sebebtir Cima ile
    boşalımı terk edinin cildinin içinde olan hararetle rutubetten bit oluşup,
    harekitiyle ürer Kâh olur ki, bit bedende defaten hâsıl olur bu derece
    çoğalır ki, rengi sarartıp, uykuyu kaçırır ve şehveti keser Onun için
    erkekler ziyade bitli olur Onun ilacı beden ve elbiseyi temizlemede
    ihtimamdır Tuzlu su ile yıkanmaktır Sonra tatlı su ile yıkanma ve ipek
    gömlek ile tamamdır
    Hamamın en iyisi, binası eski, içi geniş, suyu tatlı, sıcaklığı orta
    olandır Onun ilk odası soğuk ve rutubetli, ikincisi sıcak ve rutubetli,
    üçüncüsü sıcak ve kuru olandır Böylece vücud sıhhatini koruyup, ter
    boşalımı için hamama giden onun sıcak olan üçüncü odasına yavaşlıkla
    girsin Ondan çıktığında yine yavaş yavaş dışarı gelsin Hamamın içinde
    uzun bekleme, baygınlık, bulanıklık, ıztırap, kuruluk ve hafakan verir
    Mizacı kuru olan, suyu havadan çok kullanmalıdır Şu halde rutubete
    şiddetli ihtiyacından, evinin döşemesine su serpip yatmalıdır Rutubetli
    buharı çoğaltmak için, hamamın içine su dökmeli ve hapsetmelidir Mizacı
    rutubetli olan havayı, sudan çok kullanmalıdır Şu halde ayrışma ve
    kurumaya ihtiyacının çokluğundan, su kullanmadan önce, çok terlemelidir
    Sıhhatini koruma bakımından hamamda çok ter ayrışması gerekir Zira ki
    cildi, rutubetli ve kızarmıştır Beden pörsümeye ve sıkıntı gelmeye
    başlarsa, o vakit süratle dışarıya gelmelidir Hamamdan sonra, örtünme ve
    kurulanma her mevsimde ziyade kılınmalıdır Zira ki beden, hamamın
    havasından daha soğuk olan havaya çıkar Beden hamamın suyundan emip,
    çektiğinden, onun ârizî hareketi, ondan süretle gidiy, tabii olarak soğuk
    olan su, soğukluğunu bulduğunda, bedeni dahi soğutur Eğer hamam, yemekten
    sonra vâki olduysa, bedenin yağlanmasına sebeb olur Lakin sirke balı
    içerse, hastalıktan emin olur İtidal üzere yağlanır Eğer hazmolunduktan
    sonra hamama giderse, yağlanır ve hastalıktan emin olur Midenin boş olduğu
    zaman hamam yapmak, bedeni kurutur Zira ki aslî hareket ile arazî harareti
    toplar Riyazeti az olan kimse, hamamda terlemeyi çoğaltsın Ta ki riyazî
    hareketlerle ayrışacak fazlalıklar, hamam ile ter olup gitsin Bu boşalma
    ile vücut, mizacının itidaline yetsin
    Soğuk su ile yıkanma, gençlerin bedenine güç verir Yaz günlerinde, öğle
    öncesi sıcak mizaclı ve normal etli olan kimselere sıhhattir Ama
    ihtiyarların, çocukların, ishal ve nezlesi olanın, hazmı eksik olanın
    bedenine zarar ve ziyan eder
    Kültürlü kaplıcaları kullanma, yani kükürtten kaynayan ve galeyan eden
    sıcak su ile yıkanma, fazlalıkları atıcı, titreme ve felce ilaçtır Uyuzu
    iyileştirir, mafsal ve romatizmaya şifa verir Madenî suların hepsi, beden
    kokularını giderir, yaralara merhemdir Bu ilaçların vücuda olan
    menfaatlerini Allah Taâlâ en iyi bilir
  11. Tılsım

    Tılsım Pasif yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    134.232
    Konular:
    45.139
    Beğeniler:
    3.833
    Nereden:
    Belirtilmedi
    Yedinci Madde
    Çok kullanılan ilaç ve gıdaların tabiat ve menfaatlerini, özellik ve
    hükümlerini (ebced) harflerinin terkibince bildirir

    Ey aziz, malûm olsun ki, tıp bilginleri demişlerdir ki: Herkes kendi
    vücudunun hekîmi olmalıdır Kullandığı ilaç ve gıdaların tabiat ve
    menfaatlerini bilmelidir Her birisini hükmüyle kullanmalıdır Ta ki vücudu
    sıhhat üzere kalmalıdır
    Gıdalardan her birinden her bir deva ki, insan bedeninde ***fiyetiyle tesir
    eder Gerçek o ilaç, insan bedenine gelip, onunla beden kendi tabii
    hareketinden uyanırsa; eğer bedene insanî ***fiyetten ziyade tesir etmezse,
    o ilaç mutedil; eğer bedene ***fiyyetten ziyade tesir ederse, o ilaç
    itidallerden ve o ***fiyetten yana dışarıdadır Şu halde eğer o tesir az
    olup, hissedilmezse, o ilaç birinci derecedir Eğer bedene zarar verirse,
    lakim zararı helak edici değilse, o ilaç üçüncü derecededir Eğer zararı
    ölüme varırsa, o ilaç dördüncü derecededir Ona zehir ilaç adı verilmiştir
    Gıdaların da hükümleri, bu ilaçlar gibi bulunmuştur Hepsinin hükümleri
    hece harfleri tertibiyle açıklanmıştır
    (ELİF)
    İbrişim: Sıcak ve rahattır Özellikle hamı faydalıdır Kurusu, bit
    türemesine engeldir
    İcsas (erik): İkinci derecede soğuk ve rutubetlidir Onun tatlısı mideyi
    bozar ve ishal eder Ekşisi, kalbi teskin edip, safrayı söker Eksisi,
    tatlısından daha az ishal eder
    Ispanak: Birinci derecede soğuk ve rutubetlidir Gıdası iyidir Sıcak ve
    kuru olan akciğere ve göğse faydalıdır Karnı yumuşatır Bel ve sırttaki
    kan ağrılarını giderir
    Eftimon: Bir kuru ottur ki, birinci derecede kuru ve ikinci derecede
    sıcaktır Kokusu müsekkin, düşkün ve yaşlılara faydalıdır Sevda
    hastalıklarını ve balgamı gidericidir Sara ve malihülyayı defedicidir
    Gençleri ve hararetlileri susatır
    Anason: Bilinen bir tohumdur ki, üçüncü derecede kurutucu ve ısıtıcıdır
    Böbrek, mesane, rahim, karaciğer ve dalak tıkanıklıklarını açar Yeli
    ayrıştırmada tam etkisi vardır Baş ağrısı ve safravî hastalıkları teskin
    için buhar ve suyu faydalıdır Ezilmişi gülyağı ile kulağa damlatırsan,
    kulak içinde çarpma ve düşmeden ârız olan ağrıları dindirir Bevli ve hayzı
    söker Balgamdan doğan susuzluğa faydalıdır Süt ve meniyi çoğaltıcı,
    zehrin zararını gidericidir
    İsmet: İsfahan sürmesi denir Öldürücü kurşun madeninin cevheridir Birinci
    derecede soğutucu ve ikinci derecede kurutucudur Ekşisiz kurutucu ve
    kabız edicidir Gözü kuvvetlendirir, burun kanını keser
    Ürüz (pirinç): Bilinen gıdadır ki, birinci derecede ısıtıcı ve ikinci
    derecede kurutucudur Suyuyla yıkanmak, uzuvları kirden pak eder Yenmesi,
    mideyi temizler Süt ile pişirilmesi meniyi fazlalaştırır
    (BE)
    Basal (soğan): İkinci derecede kurutucudur Üçüncü derecede ısıtıcıdır O,
    ayrıştırıcı, kesici, yumuşatıcı ve açıcıdır Damarların ağızlarının açmak,
    onun halidir Kuvvetlisi, yüzü kızartır Tuz ile siğili sökker Normal
    olarak yenmesi, mide ve iştihaya kuvvet verir, çok yenmesi, baş ağrısı yapar
    ve aklı hafifletir Pişmiş soğan çok gıdalıdır Lakin susatıcıdır
    Parlamaya faydalı, basur ağızlarını açıcıdır İdrarı kuvvetlendirici,
    tabiatı yumuşatıcı, zehirli rüzgâra faydalıdır Pişmişi yaranın üzerine
    sarılırsa, ağrıyı dindirir
    Bıttıh-ı asfar (kavun): Birinci derecede ısıtıcıdır Süratle safraya
    dönüşür Onu sirke balı düzeltir
    Bıttıh-ı ahzar (karpuz): İkinci derecede rutubet verici ve soğutucudur
    Bedeni kirden açar İdrarı çoğaltır Mesanede oluşan ve böbrekte peydalanan
    taşları düşürücüdür Yemek ile yenmesi faydalıdır
    Beyz (yumurta): En iyisi, yağ içinde yarı pişirilen tavuk yumurtasının
    sarısıdır En faydalısı, taze olan yumurtadır Sarısı hararete, beyazı
    soğukluğa ziyade meyilli olmuştur ikisi dahi rutubetli ve faydalıdır
    Beyazı yüze sürülse, güneş tesirini ve ateş sıcaklığını manidir Sarısı bal
    ile karıştırılıp, yüzdeki sivilcelere sürülse, onu giderir Beyazı,
    göz ağrılarına, boğaz sertliğine, ses kesilmesine, nefes darlığına, öksürüğe
    ve kanın havalandırılmasına faydalıdır Tavuk yumurtası, çabuk nüfuz
    edici, en iyi kimyon ve en çok gıda ve meni vericidir Bayat yumurtanın
    sarısı kabız edicidir Dövülmüş mazı ile ishali kesicidir Yumurta et
    kuvvetindedir zira ki o, hayvanın cüzüdür Belki kuvvetli hayvandır
    Bazican (patlıcan): İkinci derecede ısıtıcı ve kurutucudur Sevda, baş
    dönmesi, tıkanıklık, uyuz ve cüzzamı doğurur Rengi bozar, sarı ve siyah
    eder
    Bindük (fındır): Hararet ve kuruluğa meyillidir Hazmı ağırdır Cinsî
    kuvveti artırır Baş ağrısı ve mide bulantısı doğurur Dimağa yararlı olup,
    öksürüğü defeder
    (CİM)
    Ceviz: Birinci derecede kurutucu ve ikinci derecede ısıtıcıdır Onun
    baş ağrısı vardır Hazmı güz ve harareti çoktur özelliği, ağzı tebşirdir
    Bal ile soğuk mideye faydası iyidir
    Hindistan cevizi: İkinci derecede ısıtıcı ve kurutucudur Gözü
    kuvvetlendirici ve sebel hastalığına faydalıdır Kokusu güzel, yemeği
    hazmettiricidir karaciğer, dalak ve mideyi kuvvetlendirici, idrarı
    getirici ve tabiatı kabzedicidir
    Cübn (peynir): Tazesi, rutubetli ve soğutucudur Eskisi, ısıtıcı ve
    kurutucudur Normali gıda vericidir Tuzlusu eski olursa zayıflatıcıdır
    Mesanede taş yapar
    Cüzür (havuç): Aslı ikinci derecede hararet verici ve birinci derecede
    rutubetlidir Mideyi üfürücü ve şehveti dalgalandırıcıdır Onun tohumu
    idrarı getirir
    (DAL)
    Darçın: Üçüncü derecede ısıtıcı ve kurutucudur Oldukça latif ve çekicidir
    tıkanıklıkları açıcıdır Her bozukluğu düzelticidir Onun yağı, açıcı,
    ayrıştırıcı ve eriticidir Faydası, yüzdeki siğillere ve titremelere
    çoktur Baş ve göğüs ağrılarına faydalıdır Soğuk nezleyi, rutubetli
    öksürüğü defeder Mideyi kuvvetlendirici, kalbi açıcıdır karaciğer
    tıkanıklığına, rahim ve böbrek ağrılarına faydalıdır Göz perdelenmesini ve
    kararmasını defedicidir
    Dik ve dücac (Horoz ve tavuk): Horozun en iyisi, henüz ötmeyenidir Tavuğun
    en faydalısı, yumurtlama vakti gelmeyendir Horoz çorbası, mafsal ağrısına,
    titreme, mideye, yele ve kulunca iyi gelir Tavuk eti, aklı güçlendirir,
    tabiatı açar, meniyi artırır, sesi saflaştırır
    (HE)
    Herise (Keşkek): Bir tanınmış gıdadır ki, et suyu ile pişirilmiş, buğdaydan
    hâsıldır O, kuruluk ve rutubette ısıtıcı ve mutedildir
    (VAV)
    Verd-i ahmer (kırmızı gül): Birinci derecede soğutucu, ikinci derecede
    kurutucudur Tohumu yaprağından ziyade kabız edicidir Onun kurusu dahi,
    ziyade kabız edicidir O, tıkanıklığı açıcı, sevdayı yatıştırıcı, iç
    uzuvları kuvvetlendiricidir Gülsuyu, baygınlığa faydalı, ateşli
    baş ağrısını gidericidir Beden kokusunu güzelleştiricidir Terbiyelenmişi,
    sıcaktır ki, mide ve karaciğere kuvvet verip, hazma yardım eder Tazesinden
    on dirhem kullanan, ishal olup, on defa tuvalete gidendir
    (ZI)
    Zaferan: Birinci derecede kurutucu ve ikinci derecede ısıtıcıdır Rengi
    güzelleştirir, idrarı çoğaltır, şehveti düşürür, tıkanıklığı çözer ve
    damarları açar Lakin kabzı vardır
    Zencefil: İkinci derecede kurutucu, ikinci derecede ısıtıcı ve rutubet
    vericidir Cinsî isteği köpürtür Özelliğiyle karaciğer ve midenin
    soğukluğuna uygun gelir Onunla mide rutubeti gider Tabiat dahi yumuşaklık
    bulur Onun kullanılması yaramdan iki dirheme kadar faydalı olur
    Zeyt-i ham (Zeytinyağı): Birinci derecede soğuk ve kurudur Dalından
    koparılan zeytin itidal üzere ısıtıcıdır rutubete eğilimlidir eskisinde
    hararet ziyade hâsıldır Her gün zeytin sürünmek, saçları kuvvetlendirir ve
    beyazları düşürür
    (HA)
    Hınna (kına): İkinci derecede soğutucu ve kurutucudur Ayrıştırıcı, açıcı,
    kurutucu ve kabız edicidir Ateşli şişlikler ve balgam için pişirilmesi
    faydalıdır Yağı, sinirleri yumuşatıcı, zorlukları çözücü ve defedicidir
    Hımmes (Keten tohumu): Birinci derecede ısıtıcı ve kurutucudur Siyahı ve
    kırmızısı iyisidir Makbulü büyüğüdür ki, sırt ağrısına faydalıdır Diş
    etlerindeki ve yüzdeki şişlikleri giderir Sesi saf edip, diğer tanelerden
    daha gıdalı olduğu şayidir Pişmişi, nefese faydalıdır Taşları, böbrek ve
    mesaneden düşürür Keten tohumunun tesiri, meniyi çoğaltma ve şehveti
    kamçılamadır İdrarı ve doğumu kolaylaştırır
    Hınta (Buğday): Hararet ve rutubette mutedildir İnsanın hararet ve
    rutubetine muadildir Onun tanesinin hazmı yavaştır Kırmızı iri buğday en
    iyisi, en kuvvetlisi, en lezizi en gıdalısıdır
    Hamam (Güvercin): Bunun uçanı, yavrusundan hafif ve gıdalıdır Yavrusu daha
    sıcak ve daha rutubetlidir
    (TI)
    Tın-i Ermeni (Ermeni çamuru): İkinci derecede soğutucu ve kurutucudur
    Tabiatı, kanı gayetle tutucudur Basur ve çıbanlara içilmesi ve sürülmesi
    faydalıdır Uzuvların pörsümesini ve ateşli nezleyi iyileştirir
    Tabaşîr (Hint hıyarı): İkinci derecede soğutucu, üçüncü derecede ısıtıcı ve
    kurutucudur Kalbi kuvvetlendirir ve ateşli hafakanı giderir Safradan olan
    hastalıklara faydalıdır Mide hararetini ve iltihabını, karaciğer
    hararetini teskin eder, ateşli hummaları durdurur
    (YE)
    Yaktin (Kabak): İkinci derecede soğuk ve rutubetlidir Dönüşmesi seri,
    karışması iyi ve gıdası latiftir Koruk, sumak, sefercel veya ekşi nar ile
    kabağın pişirilmesi, safraya faydalıdır Lakin kulunca zararı çok fazladır
    Bal ile pişirilmesi, onu da giderir

    Sekizinci Madde

    Çok kullanılan gıda ve ilaçların isim ve hükümlerini (kelemen sa'fes)
    harfleri sırasınca bildirir

    Ey aziz, malûm olsun ki, tıp bilginleri demişlerdir ki:
    K- Kafurdur: Üçüncü derecede soğuk ve kurudur Afiyet verici olup,
    hararetli şişlikleri gidericidir Baş ağrısını geçiricidir Ateşlilerin
    hislerini kuvvetlendirir Uyku getirici, cinsî istekleri artırıcıdır
    Kehribâ: Birinci derecede sıcak, üçüncü derecede kurudur Kandaki nefesi
    (oksijen) tutucu, ateşe faydalı ve ishali kesicidir
    Kimyon: İkinci derecede sıcak, üçüncü derecede kurudur yeli ayrıştırır
    İdrar zorluğuna faydalıdır Kurutucu ve kabız edicidir Yaraları
    yapıştırıcı, taşları düşürücüdür
    Kem'e (mantar): Hükmü sert, gıdası kötüdür Ancak onun suyu iyidir gözü
    parlatır
    Kereviz: Birinci derecede sıcak, ikinci derecede kurudur Yağı ayrıştırır
    damar ağızlarını açar Ağrıyı müsekkin, kokusu güzel ve cinsî arzuyu
    körükleyicidir Karaciğere, böbreklere, dalağa ve mesaneye faydalıdır
    Kilye (böbrek): Sıcaklık ve soğuklukta mutedildir Bir miktar kurudur
    Hazmı zor, karışımı kolaydır
    Kebed (karaciğer): Sıcaktır Böbrekten iyidir, İyisi ördek ve tavuk
    karaciğeridir
    Kira (paça): Tabiatı yumuşatıcıdır Hazmı kolay, öksürüğü giderici,
    fazlalıkları azaltıcıdır
    L- Lübiya (böğrülce): Kurudur Lakin onda fazla bir rutubet vardır ki,
    karışımı, balgam rutubetidir Göğsü yumuşatır, idrarı tutar Akciğer için
    dahi güzeldir Onun ıslahı karabiber, tuz ve sirkedir
    Lûz (badem)0 Tatlısı, rutubetinden yana mutedil, acısı ikinci derecede
    sıcaktır İçilmesi durumunda idrarı tutar Acı bademin gıdası az, açma ve
    kusturması çoktur Tatlı bademin sayılan tesirleri zayıf ve hafiftir Lakin
    bedeni yağlandırır ve öksürüğü defeder Karaciğer ve dalak tıkanmasını
    açar
  12. Tılsım

    Tılsım Pasif yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    134.232
    Konular:
    45.139
    Beğeniler:
    3.833
    Nereden:
    Belirtilmedi
    Yedinci Madde
    Çok kullanılan ilaç ve gıdaların tabiat ve menfaatlerini, özellik ve
    hükümlerini (ebced) harflerinin terkibince bildirir

    Ey aziz, malûm olsun ki, tıp bilginleri demişlerdir ki: Herkes kendi
    vücudunun hekîmi olmalıdır Kullandığı ilaç ve gıdaların tabiat ve
    menfaatlerini bilmelidir Her birisini hükmüyle kullanmalıdır Ta ki vücudu
    sıhhat üzere kalmalıdır
    Gıdalardan her birinden her bir deva ki, insan bedeninde ***fiyetiyle tesir
    eder Gerçek o ilaç, insan bedenine gelip, onunla beden kendi tabii
    hareketinden uyanırsa; eğer bedene insanî ***fiyetten ziyade tesir etmezse,
    o ilaç mutedil; eğer bedene ***fiyyetten ziyade tesir ederse, o ilaç
    itidallerden ve o ***fiyetten yana dışarıdadır Şu halde eğer o tesir az
    olup, hissedilmezse, o ilaç birinci derecedir Eğer bedene zarar verirse,
    lakim zararı helak edici değilse, o ilaç üçüncü derecededir Eğer zararı
    ölüme varırsa, o ilaç dördüncü derecededir Ona zehir ilaç adı verilmiştir
    Gıdaların da hükümleri, bu ilaçlar gibi bulunmuştur Hepsinin hükümleri
    hece harfleri tertibiyle açıklanmıştır
    (ELİF)
    İbrişim: Sıcak ve rahattır Özellikle hamı faydalıdır Kurusu, bit
    türemesine engeldir
    İcsas (erik): İkinci derecede soğuk ve rutubetlidir Onun tatlısı mideyi
    bozar ve ishal eder Ekşisi, kalbi teskin edip, safrayı söker Eksisi,
    tatlısından daha az ishal eder
    Ispanak: Birinci derecede soğuk ve rutubetlidir Gıdası iyidir Sıcak ve
    kuru olan akciğere ve göğse faydalıdır Karnı yumuşatır Bel ve sırttaki
    kan ağrılarını giderir
    Eftimon: Bir kuru ottur ki, birinci derecede kuru ve ikinci derecede
    sıcaktır Kokusu müsekkin, düşkün ve yaşlılara faydalıdır Sevda
    hastalıklarını ve balgamı gidericidir Sara ve malihülyayı defedicidir
    Gençleri ve hararetlileri susatır
    Anason: Bilinen bir tohumdur ki, üçüncü derecede kurutucu ve ısıtıcıdır
    Böbrek, mesane, rahim, karaciğer ve dalak tıkanıklıklarını açar Yeli
    ayrıştırmada tam etkisi vardır Baş ağrısı ve safravî hastalıkları teskin
    için buhar ve suyu faydalıdır Ezilmişi gülyağı ile kulağa damlatırsan,
    kulak içinde çarpma ve düşmeden ârız olan ağrıları dindirir Bevli ve hayzı
    söker Balgamdan doğan susuzluğa faydalıdır Süt ve meniyi çoğaltıcı,
    zehrin zararını gidericidir
    İsmet: İsfahan sürmesi denir Öldürücü kurşun madeninin cevheridir Birinci
    derecede soğutucu ve ikinci derecede kurutucudur Ekşisiz kurutucu ve
    kabız edicidir Gözü kuvvetlendirir, burun kanını keser
    Ürüz (pirinç): Bilinen gıdadır ki, birinci derecede ısıtıcı ve ikinci
    derecede kurutucudur Suyuyla yıkanmak, uzuvları kirden pak eder Yenmesi,
    mideyi temizler Süt ile pişirilmesi meniyi fazlalaştırır
    (BE)
    Basal (soğan): İkinci derecede kurutucudur Üçüncü derecede ısıtıcıdır O,
    ayrıştırıcı, kesici, yumuşatıcı ve açıcıdır Damarların ağızlarının açmak,
    onun halidir Kuvvetlisi, yüzü kızartır Tuz ile siğili sökker Normal
    olarak yenmesi, mide ve iştihaya kuvvet verir, çok yenmesi, baş ağrısı yapar
    ve aklı hafifletir Pişmiş soğan çok gıdalıdır Lakin susatıcıdır
    Parlamaya faydalı, basur ağızlarını açıcıdır İdrarı kuvvetlendirici,
    tabiatı yumuşatıcı, zehirli rüzgâra faydalıdır Pişmişi yaranın üzerine
    sarılırsa, ağrıyı dindirir
    Bıttıh-ı asfar (kavun): Birinci derecede ısıtıcıdır Süratle safraya
    dönüşür Onu sirke balı düzeltir
    Bıttıh-ı ahzar (karpuz): İkinci derecede rutubet verici ve soğutucudur
    Bedeni kirden açar İdrarı çoğaltır Mesanede oluşan ve böbrekte peydalanan
    taşları düşürücüdür Yemek ile yenmesi faydalıdır
    Beyz (yumurta): En iyisi, yağ içinde yarı pişirilen tavuk yumurtasının
    sarısıdır En faydalısı, taze olan yumurtadır Sarısı hararete, beyazı
    soğukluğa ziyade meyilli olmuştur ikisi dahi rutubetli ve faydalıdır
    Beyazı yüze sürülse, güneş tesirini ve ateş sıcaklığını manidir Sarısı bal
    ile karıştırılıp, yüzdeki sivilcelere sürülse, onu giderir Beyazı,
    göz ağrılarına, boğaz sertliğine, ses kesilmesine, nefes darlığına, öksürüğe
    ve kanın havalandırılmasına faydalıdır Tavuk yumurtası, çabuk nüfuz
    edici, en iyi kimyon ve en çok gıda ve meni vericidir Bayat yumurtanın
    sarısı kabız edicidir Dövülmüş mazı ile ishali kesicidir Yumurta et
    kuvvetindedir zira ki o, hayvanın cüzüdür Belki kuvvetli hayvandır
    Bazican (patlıcan): İkinci derecede ısıtıcı ve kurutucudur Sevda, baş
    dönmesi, tıkanıklık, uyuz ve cüzzamı doğurur Rengi bozar, sarı ve siyah
    eder
    Bindük (fındır): Hararet ve kuruluğa meyillidir Hazmı ağırdır Cinsî
    kuvveti artırır Baş ağrısı ve mide bulantısı doğurur Dimağa yararlı olup,
    öksürüğü defeder
    (CİM)
    Ceviz: Birinci derecede kurutucu ve ikinci derecede ısıtıcıdır Onun
    baş ağrısı vardır Hazmı güz ve harareti çoktur özelliği, ağzı tebşirdir
    Bal ile soğuk mideye faydası iyidir
    Hindistan cevizi: İkinci derecede ısıtıcı ve kurutucudur Gözü
    kuvvetlendirici ve sebel hastalığına faydalıdır Kokusu güzel, yemeği
    hazmettiricidir karaciğer, dalak ve mideyi kuvvetlendirici, idrarı
    getirici ve tabiatı kabzedicidir
    Cübn (peynir): Tazesi, rutubetli ve soğutucudur Eskisi, ısıtıcı ve
    kurutucudur Normali gıda vericidir Tuzlusu eski olursa zayıflatıcıdır
    Mesanede taş yapar
    Cüzür (havuç): Aslı ikinci derecede hararet verici ve birinci derecede
    rutubetlidir Mideyi üfürücü ve şehveti dalgalandırıcıdır Onun tohumu
    idrarı getirir
    (DAL)
    Darçın: Üçüncü derecede ısıtıcı ve kurutucudur Oldukça latif ve çekicidir
    tıkanıklıkları açıcıdır Her bozukluğu düzelticidir Onun yağı, açıcı,
    ayrıştırıcı ve eriticidir Faydası, yüzdeki siğillere ve titremelere
    çoktur Baş ve göğüs ağrılarına faydalıdır Soğuk nezleyi, rutubetli
    öksürüğü defeder Mideyi kuvvetlendirici, kalbi açıcıdır karaciğer
    tıkanıklığına, rahim ve böbrek ağrılarına faydalıdır Göz perdelenmesini ve
    kararmasını defedicidir
    Dik ve dücac (Horoz ve tavuk): Horozun en iyisi, henüz ötmeyenidir Tavuğun
    en faydalısı, yumurtlama vakti gelmeyendir Horoz çorbası, mafsal ağrısına,
    titreme, mideye, yele ve kulunca iyi gelir Tavuk eti, aklı güçlendirir,
    tabiatı açar, meniyi artırır, sesi saflaştırır
    (HE)
    Herise (Keşkek): Bir tanınmış gıdadır ki, et suyu ile pişirilmiş, buğdaydan
    hâsıldır O, kuruluk ve rutubette ısıtıcı ve mutedildir
    (VAV)
    Verd-i ahmer (kırmızı gül): Birinci derecede soğutucu, ikinci derecede
    kurutucudur Tohumu yaprağından ziyade kabız edicidir Onun kurusu dahi,
    ziyade kabız edicidir O, tıkanıklığı açıcı, sevdayı yatıştırıcı, iç
    uzuvları kuvvetlendiricidir Gülsuyu, baygınlığa faydalı, ateşli
    baş ağrısını gidericidir Beden kokusunu güzelleştiricidir Terbiyelenmişi,
    sıcaktır ki, mide ve karaciğere kuvvet verip, hazma yardım eder Tazesinden
    on dirhem kullanan, ishal olup, on defa tuvalete gidendir
    (ZI)
    Zaferan: Birinci derecede kurutucu ve ikinci derecede ısıtıcıdır Rengi
    güzelleştirir, idrarı çoğaltır, şehveti düşürür, tıkanıklığı çözer ve
    damarları açar Lakin kabzı vardır
    Zencefil: İkinci derecede kurutucu, ikinci derecede ısıtıcı ve rutubet
    vericidir Cinsî isteği köpürtür Özelliğiyle karaciğer ve midenin
    soğukluğuna uygun gelir Onunla mide rutubeti gider Tabiat dahi yumuşaklık
    bulur Onun kullanılması yaramdan iki dirheme kadar faydalı olur
    Zeyt-i ham (Zeytinyağı): Birinci derecede soğuk ve kurudur Dalından
    koparılan zeytin itidal üzere ısıtıcıdır rutubete eğilimlidir eskisinde
    hararet ziyade hâsıldır Her gün zeytin sürünmek, saçları kuvvetlendirir ve
    beyazları düşürür
    (HA)
    Hınna (kına): İkinci derecede soğutucu ve kurutucudur Ayrıştırıcı, açıcı,
    kurutucu ve kabız edicidir Ateşli şişlikler ve balgam için pişirilmesi
    faydalıdır Yağı, sinirleri yumuşatıcı, zorlukları çözücü ve defedicidir
    Hımmes (Keten tohumu): Birinci derecede ısıtıcı ve kurutucudur Siyahı ve
    kırmızısı iyisidir Makbulü büyüğüdür ki, sırt ağrısına faydalıdır Diş
    etlerindeki ve yüzdeki şişlikleri giderir Sesi saf edip, diğer tanelerden
    daha gıdalı olduğu şayidir Pişmişi, nefese faydalıdır Taşları, böbrek ve
    mesaneden düşürür Keten tohumunun tesiri, meniyi çoğaltma ve şehveti
    kamçılamadır İdrarı ve doğumu kolaylaştırır
    Hınta (Buğday): Hararet ve rutubette mutedildir İnsanın hararet ve
    rutubetine muadildir Onun tanesinin hazmı yavaştır Kırmızı iri buğday en
    iyisi, en kuvvetlisi, en lezizi en gıdalısıdır
    Hamam (Güvercin): Bunun uçanı, yavrusundan hafif ve gıdalıdır Yavrusu daha
    sıcak ve daha rutubetlidir
    (TI)
    Tın-i Ermeni (Ermeni çamuru): İkinci derecede soğutucu ve kurutucudur
    Tabiatı, kanı gayetle tutucudur Basur ve çıbanlara içilmesi ve sürülmesi
    faydalıdır Uzuvların pörsümesini ve ateşli nezleyi iyileştirir
    Tabaşîr (Hint hıyarı): İkinci derecede soğutucu, üçüncü derecede ısıtıcı ve
    kurutucudur Kalbi kuvvetlendirir ve ateşli hafakanı giderir Safradan olan
    hastalıklara faydalıdır Mide hararetini ve iltihabını, karaciğer
    hararetini teskin eder, ateşli hummaları durdurur
    (YE)
    Yaktin (Kabak): İkinci derecede soğuk ve rutubetlidir Dönüşmesi seri,
    karışması iyi ve gıdası latiftir Koruk, sumak, sefercel veya ekşi nar ile
    kabağın pişirilmesi, safraya faydalıdır Lakin kulunca zararı çok fazladır
    Bal ile pişirilmesi, onu da giderir

    Sekizinci Madde

    Çok kullanılan gıda ve ilaçların isim ve hükümlerini (kelemen sa'fes)
    harfleri sırasınca bildirir

    Ey aziz, malûm olsun ki, tıp bilginleri demişlerdir ki:
    K- Kafurdur: Üçüncü derecede soğuk ve kurudur Afiyet verici olup,
    hararetli şişlikleri gidericidir Baş ağrısını geçiricidir Ateşlilerin
    hislerini kuvvetlendirir Uyku getirici, cinsî istekleri artırıcıdır
    Kehribâ: Birinci derecede sıcak, üçüncü derecede kurudur Kandaki nefesi
    (oksijen) tutucu, ateşe faydalı ve ishali kesicidir
    Kimyon: İkinci derecede sıcak, üçüncü derecede kurudur yeli ayrıştırır
    İdrar zorluğuna faydalıdır Kurutucu ve kabız edicidir Yaraları
    yapıştırıcı, taşları düşürücüdür
    Kem'e (mantar): Hükmü sert, gıdası kötüdür Ancak onun suyu iyidir gözü
    parlatır
    Kereviz: Birinci derecede sıcak, ikinci derecede kurudur Yağı ayrıştırır
    damar ağızlarını açar Ağrıyı müsekkin, kokusu güzel ve cinsî arzuyu
    körükleyicidir Karaciğere, böbreklere, dalağa ve mesaneye faydalıdır
    Kilye (böbrek): Sıcaklık ve soğuklukta mutedildir Bir miktar kurudur
    Hazmı zor, karışımı kolaydır
    Kebed (karaciğer): Sıcaktır Böbrekten iyidir, İyisi ördek ve tavuk
    karaciğeridir
    Kira (paça): Tabiatı yumuşatıcıdır Hazmı kolay, öksürüğü giderici,
    fazlalıkları azaltıcıdır
    L- Lübiya (böğrülce): Kurudur Lakin onda fazla bir rutubet vardır ki,
    karışımı, balgam rutubetidir Göğsü yumuşatır, idrarı tutar Akciğer için
    dahi güzeldir Onun ıslahı karabiber, tuz ve sirkedir
    Lûz (badem)0 Tatlısı, rutubetinden yana mutedil, acısı ikinci derecede
    sıcaktır İçilmesi durumunda idrarı tutar Acı bademin gıdası az, açma ve
    kusturması çoktur Tatlı bademin sayılan tesirleri zayıf ve hafiftir Lakin
    bedeni yağlandırır ve öksürüğü defeder Karaciğer ve dalak tıkanmasını
    açar
  13. Tılsım

    Tılsım Pasif yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    134.232
    Konular:
    45.139
    Beğeniler:
    3.833
    Nereden:
    Belirtilmedi
    Leben (süt): Kadınların sütü, hayvanların sütünden daha faydalıdır Zira ki
    insan mizacı hepsinden mutedildir Kadınların sütünün en iyisi, göğsünden
    emilendir Her süt ki, çoktan sağılmıştır, kötü bulunmuştur Her hayvanın
    ki, hamilelik müddeti insanınki kadar olanın sütü, inek sütü gibi, iyidir
    Sütün suyu, sıcak, yumuşatıcı ve yıkayıcıdır Onda hiç ekşilik olmaz Onun
    özelliği, yakıcı safrayı ishaldir Eftimon ile yakıcı sevdayı dahi
    müshildir Yoğurt, soğuk ve kurudur Taze yoğurt, rutubetli ve sıcaktır
    Bütün süt türleri, bedeni kuvvetlendiricidir Zira ki, hepsi kan
    kuvvetindedir Bal ile içteki yaraları temizler Dimağa kuvvet, meniye
    çokluk verir Sütün hepsi, şehveti körükler Sıcak ve kuru mizaçlı olan az
    safraya faydalıdır öksürüğü def eder Lakin balgamlılara zararlıdır Zira
    ki onlardan harareti, onu hazmedemez Kana dönüştüremez İhtiyarlara rutubet
    verdiği için, faydalı ve uygundur bal ile onların hazmını kolaylaştırır
    Çok olur ki süt, karnı boşaltıp, bağırsaklardaki fazlalıkları çıkarır Sonra
    bedende dağılıp, tabiatı kabız edip, itidal üzere gider süt mahsulleri
    şişkinlik verir Pişirilirlerse hazmı kolaydır
    Lüba (ağız): Onun hazmı yavaş, karışımı kötü, bal düzelticisidir Her süt,
    karaciğer boşluğunu tıkar Ancak deve sütü tıkamaz Çok süt, vesvese ve
    unutkanlığa ilaçtır Lakin dişlere ve dişetlerine zararlıdır Göz karartır
    Onun ıslahı şekerdir Şekerli süt, rengi güzelleştirir, bedeni yağlandırır
    Süt cinsinin bileşimi, sulu, peynirli ve yağlıdır İnek sütünün çoğu
    yağlıdır Deve sütün ince olduğundan suludur
    Lahm (et): En faydalısı toklu etidir Buzağı ve oğlağın fazla kısmı azdır
    Her hayvanın erkeği, yağlı ve siyahı, daha lezzetli, daha hafif ve daha
    iyidir İnek eti, keçi etinden kurudur Keçi eti, koyun etinden kurudur
    Hazmı zor ve tutucudur Deve etinin gıdası ağır ve hazmı zordur Tavşan
    eti, sıcak ve kuru olduğundan sevdası çoktur Et cinsinin gıdası bedeni
    kuvvetlendiricidir Süratle kana dönüşür
    Lâden: Birinci derecede kuru, ikinci derecede sıcak ve latiftir Rahim
    hastalıklarına faydalıdır Saç dökülmesini önler Ağzı kapanmayan akar
    yarayı kapatır
    M- Mastiği (Kendir): İkinci derecede sıcak ve kurudur Gayet latif,
    ayrıştırıcı ve kabız edicidir İnce balgamı gidericidir Balgamı çeker
    Öksürüğü giderir Kan tükürmeyi keser Mideyi yumuşatır ve güçlendirir
    Milh (tuz): Birinci derecede kuru, üçüncü derecede sıcaktır Ziyade
    ayrıştırması, kurutması ve parlatması vardır çeşitli yelleri giderip,
    donmuş karışımları ısıtır ve eritir yarım dirhem kadar içilmesi kifayet
    eder Kavrulmuş tuz ile dişlerin kiri gider Tuzu normal olarak kullanma,
    rengi güzelleştirir, gıdayı oluşturur, fazlalıkları çıkarır İshal
    ilacıdır Şeffaf ve billurî beyaz tuz, olmamış balgamı, siyah tuz, balgamla
    sevdayı kuvvetle söker
    Muluhiya (Ebe gümeci): Birinci derecede soğuk, ikinci derecede
    rutubetlidir Karaciğer tıkanıklığını açar
    Mişmiş (Zerdali): İkinci derecede rutubetli ve soğuktur Çekirdeğinin yağı
    ikinci derecede sıcak ve kurudur Basurlara faydalıdır Zerdalinin karışımı
    çabuk bozulur Kurusu, susuzluğu teskin eder O, mideye şeftaliden hoştur
    N- Nil otu: Birinci derecede sıcak, ikinci derecede kuru ve üçüncü derecede
    kabız edicidir Zayıflığı keser, yüzdeki sivilceleri giderir Yeni cerahate
    faydalıdır Yaprağından çivit boyası olur
    Nane: Kuru ve sıcaktır Onda ayrıca rutubet vardır Mideyi hemen ısıtır ve
    kuvvetlendirir Hazma yardımcıdır Balgamı ve kan kusmasını önler Meniyi
    çoğaltır ve cinsî arzuları körükler Yaprağı süte konsa kesilmesini önler
    Nahale-i dakik (ince kepek): Birinci derecede soğuk ve kurudur Yumuşatıcı
    ve özel kuvvet vericidir Zaferen ve macunla sürülmesi, yüzdeki sivilceleri
    giderir
    S- Sumak: İkinci derecede soğuk, üçüncü derecede kurudur Kabzedici,
    kuvvetlendirici, tıkayıcı ve tutucudur Safrayı boşluğa çeker, kanı
    durdurur Şişleri ve urları giderir Diş ağrılarını keser, susuzluğu teskin
    eder, mideyi düzeltir ve iştahı açar Saçı siyahlaştırır Bayılmaları
    önler
    Şeker: Birinci derecede rutubetli ve sıcaktır Eskisinde kuruluk vardır
    Semen (hayvanî yağ): Birinci derecede rutubetli ve sıcaktır Zehirlenmelere
    faydalıdır Boğazı ve göğsü yumuşatır ve ayrıştırır Fazlalıkları dahi
    azaltır Badem ile tesiri çoktur
    Sefercel: İkinci derecede soğuk ve kurudur Kendisi ve çiçeği
    kabız edicidir Ekşisi tatlısında ziyade kabız edicidir Her türü, susuzluğu
    teskin edici ve idrarı getiricidir Şehveti kuvvetlendiricidir Özellikle
    bal ile dahi mideye kuvvettir Çekirdeklerinin suyu, tabiatı yumuşatır
    Kabızlığı akabinde önler Akciğeri yumuşatır, öksürüğe faydalıdır Çok
    alınması kulunç yapar
    Semek (balık): Rutubetli ve soğuktur İyisi küçüğüdür ki, kanı az ve tadı
    leziz olup, süratle bozulmaya, Akıcı lan tatlı su içinde doğup kılçığı çok
    olmaya Yahut tuzlu denizlerden tatlı nehirlerin akışına karşı hareket
    edip, onda kalmaya Deniz balıklarının iyisi odur ki, çok bayat olmaya Ona
    tuzun kuvveti üstün olup, sıcak ve kuru olmaya Taze balık, sulu balgam
    yapar Çabuk bozulduğundan, sıcak olan mideden başkasına faydalı değildir
    Balık etini bozan, rutubetliler ve sütlülerdir Onu tatlılar düzeltir
    Ayn- Anber: İkinci derecede sıcak, birinci derecede kurudur mide,
    karaciğer, klb, his ve kuvvetleri güçlendirir Anber, müsekkinden ziyade
    mutedil ve dimağ hastalıklarına devadır
    Ud: İkinci derecede kuru ve sıcaktır Mide, karaciğer, kalb ve his kuvveti
    için faydası vardır Tıkanıklığı açar Dimağa gayet faydalıdır İltihabı
    iyileştirir ve yeli defeder
    Asel (bal): İkinci derecede sıcak ve kurudur Parlatıcı, açıcı ve
    çekicidir Kokuşmaya manidir Karışımları dahi, biti öldürür Yaraları
    temizler Göz kararmasını giderir Mideyi kuvvetlendirir ve iştihayı açar
    Karnı düzeltir Yaraya sürülürse ilaç olur Zift ile çok etkili ve
    çekicidir
    Ineb (üzüm): Kabuğu soğuk ve kurudur İçi rutubetli ve sıcaktır Çekirdeği
    hem soğu, hem kurudur Gıdanın iyisidir Mideyi ve şehveti kuvvetlendirir
    iyisi olmuşudur Asmada olanı beğenileni ve siyahı yararlıdır Mesaneye
    zararlıdır Tatlı nar onu düzeltir
    F- Fızza (gümüş): Soğuk v kurudur Hafakanı önler Suyu, mide ve kalbe
    faydalıdır Uykusuzluğu giderir
    Fıstık: İkinci derecede kuru ve sıcaktır Onda fazladan rutubet te vardır
    Kalbi kuvvetlendirir, karaciğer tıkanıklığını açar Faydalı ilâçtır
    Fücl (turp): Gıdası az, balgamı çok ve karaciğer tıkanıklığını açıcıdır
    Bit doğurur Bedendeki yelleri ayrıştırır Kurtları öldürür Yemek hazmına
    yardımı çoktur Lakin hazmolunması zordur
    Fülfül (biber): Dördüncü derecede kuru ve sıcaktır Siyahından ziyade
    beyazında hararet vardır Kırmızısının kuruluğu daha azdır Biberler, mide
    ve bağırsaklarda olan kalın yelleri ayrıştırır Yapışık karışımları kesip,
    sinir ve adaleyi ısıtır
    Sad- Sandal: İkinci derecede soğuk ve kurudur Sürülmesi ve içilmesi sıcak
    şişliklere, ateşli baş ağrılarına ve hafakana faydalıdır Sıcaklık ve acıdan
    olan mide zayıflığına uygundur
    Sa'ter (keklik): İkinci derecede sıcak ve kurudur Latif, ayrıştırıcı ve
    faydalıdır İçilmesi, kokuyu giderir Mideyi kurutur İdrarı getirir Gözü
    kuvvetlendirir Kasık ağrılarını kesicidir
    Sumg (ağaç sakızı): Kurutması kuvvetlidir En latifi arap sakızıdır Zira
    ki o, göğüs sertliklerini çözüp, bağırsaklara kuvvet verir Renkli haberlerle
    yazmayı güzelleştirir
  14. Tılsım

    Tılsım Pasif yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    134.232
    Konular:
    45.139
    Beğeniler:
    3.833
    Nereden:
    Belirtilmedi
    Dokuzuncu Madde


    Çok kullanılan ilaç ve gıdaların isim ve hükümlerini (karaşet) harflerinin
    sırasınca bildirir

    Ey aziz, malûm olsun ki, tıp bilginleri demişlerdir ki:
    Kaf - Kusa (acur): Kavunun bir türüdür Hıyar gibi uzun olur İkinci
    derecede rutubetli ve soğuktur Olmuşu güzeldir Hararet ve safrayı teskin
    eder Lakin karışımı ve bozuşumu ateş doğurur Olmuşunun bozulması daha
    seridir Koklaması baygınlığa faydalıdır Susuzluğu keser Mesaneye
    uygundur İdrarı ve tabiatı yumuşatması vardır Hıyar ise, acurdan daha
    soğuk ve latifütir Şiddetli ateşleri giderir idrar için oldukça
    faydalıdır Az kere mide ve böbrek ağrılarına iyi gelir Bunun düzeltilmesi
    tuz, bal veya zeytinyağıdır
    Karanfil: İkinci derecede sıcak ve kurudur: Kalbi kuvvetlendirir, basuru
    giderir Koklanırsa uyku getirir
    R- Reyhan: Birinci derecede sıcak ve kurudur Kalbi kuvvetlendirir Basuru
    giderir Koklanması uyku getirir
    Ravend: Aç karnına iki dirhem kadar sabah içilmesi yara, kir, düşük,
    çarpma, karaciğer, mide, fıtık, kasık, böbrek ve mesane için faydalıdır
    Razıyane: Onun birisinin hararet ve kuruluğu üçüncü derecededir Bahçede
    yetişeninin hararet ve kuruluğu ikinci derecededir Gözü kuvvetlendirir
    Karaciğer tıkanıklığını açar İdrarı düzeltir Soğuk su ile mide iltihabını
    giderir
    Reybas: İkinci derecede soğuk ve kurudur Kanı ve safrayı söker Harareti
    teskin eder ve keser Usaresiyle sürme, göze faydalıdır Yaraları ve safra
    ishalini giderir
    Rumman (nar): Tatlısı, birinci derecede soğuk ve rutubetlidir ekşisi
    ikinci derecede soğuk ve kurudur İkisi, safrayı keser, dışa fazla akıntıya
    engeldir Ekşisinin bal ile macunu, kulak ağrısına faydalıdır Yeşili çok
    idrar yapar Ekşisi, mide iltihabına faydalıdır Boğaz ve göğüsü
    sertleştirir Tatlısı, onları kuvvetlendirir ve yumuşatır Ateşli öksürüğe
    engeldir Her türlü hafakanı defeder İyisi, sulu olanıdır
    Şın - Şaîr (arpa): Birinci derecede soğuk ve kurudur Gıdası buğdaydan
    azdır Arpa suyu, unundan gıdalıdır Arpa suyunun un ile karışımı, göğüs,
    öksürük ve yüz sivilcelerine iyidir
    Şuniz: Siyah tanedir İkinci derecede sıcak ve kurudur Sıcaklığı ciladır
    Kokusu ayrıştırıcıdır Kokusu ayrıştırıcıdır Basuru giderir, kanındaki
    kurtları öldürür Keten torba içinde iki dirhem nohut ve ayranla
    karıştırılıp alna konursa, nezleye faydalıdır
    Tı - Temr-i Hint (Hint hurması): İkinci derecede soğuk ve kurudur Mideyi
    kuvvetlendirir, safrayı giderir Kusmayı teskin eder, susuzluğu keser
    Tüffah (elma): Onun tatlısı, normale yakın sıcaklığa meyyaldir Onda
    fazladan soğuk bir rutubet vardır ki, onunla şişirir Ekşisi çok soğuk
    olup, rutubeti azdır Ezilmişi harareti keser
    Tin (incir): Onun tazesi az rutubetli ve sıcaktır çok su ve gıdası vardır
    mideden hemen emilir Kurusu latif ve sıcaktır Bütün meyvelerden
    gıdalıdır Olmuşu itidale yakındır Etli yaraları iyileştirir ve yumuşatır
    Harareti müsekkindir Cerahatli kanı dondurur, donmuş olanı eritir
    Hastalıklarla bozulan renkleri düzeltir Macunu, çıbanları oldurur Tozlu
    balgamın hararetini yatıştırır Müzmin öksürüğü giderir Akciğer ve göğüse
    faydalıdır Karaciğer, dalak, böbrek ve mesane tıkanıklıklarını açar Aç
    karnına incir yemek, gıdanın geçiş yollarını açar Badem ve ceviz ile
    yenmesi çoktur Lakin ağır yiyeceklerle yemek iyi değildir Üç sabah sirke
    içinde sulandırılmış üçer incir yiyen, ateşli hastalıktan kurtulur
    Safradan zarar görmez
    Dut: Beyaz incire yakındır Lakin ondan az gıdalıdır Mideye kötüdür
    kırmızısı rutubetli ve soğuktur Onda kabız etme vardır Boğazdaki şişleri
    giderir Yenmesinde ve suyunda iştiha ve gıda kuvveti vardır Gıdaları
    mideden çabuk, bağırsaklardan yavaş geçirir İdrarı artırır
    Se - Sum (sarımsak): Aslı üçüncü derecede sıcak ve kurudur Suyu
    değiştirmek için, müzmin öksürük ve göğüs ağrıları için gayet faydalıdır
    Asalak ve kurtları döker İdrarı getirir Bitleri öldürür Buharının
    çokluğundan baş ağrısı yapar ve göze zararlıdır
    Selc (kar): Hapsedilmiş olan duman hararetinden susuzluk verir Mide ve
    sinire zararlıdır Dişlerin hararetten doğan ağrısını teskin eder
    H - Haşhaş: İkinci derecede soğuk ve kurudur Siyahı şurup ve macun olarak
    üçüncü derecede soğuk ve uyutucudur Yenmesi nezleyi önler
    Hatmi: Şebboy çiçeğidir İtidal üzere sıcaktır Onda, erdirici, yumuşatıcı,
    ayrıştırıcı ve gevşetici özellikler vardır Mafsal ağrılarını ve titremeyi
    önler Tohumu ateşli öksürüğü keser Yaprağı göğüs şişkinliklerini
    giderir Kaynatılan kökü, bağırsak ve idrar yanmalarını, makat
    şişkinliklerini ve ishali giderir
    Huh (şeftali): Birinci derecede rutubetli ve ikinci derecede soğuktur
    Çabuk bozuşan ve yumuşak tabiatlıdır yonca suyu ve yaprakları ile kulak
    kurtlarını öldürür Göbeğe sürülmesi veya içilmesi karın kurtlarını
    öldürür çok besleyicidir lakin gıdası zararlıdır Yemekten sonra yemek
    iyidir
    Hal (sirke): Hararet ve rutubetten bileşmiştir Soğukluğu çoktur
    Kaynatılırsa soğukluğu azalır Kanı inceltir, safrayı söker Sevdelilere
    zararlıdır Balgama zıttır Hazma yardımcı ve uyuzu önleyicidir Yanıklara
    iyidir Gül yağı ile baş ağrısına faydalıdır Ağızda gargara edilirse
    diş ağrılarını keser
    Hubz (ekmek): En iyisi temiz buğday unundan olanıdır ki, ince elenmiş olup,
    mayası tuzlu ve hamuru normal olanıdır Tandırda pişirilmelidir Buna yakın
    olanı, fırında pişirilen somundur Ekmeğin sıcağı zararlı, soğuğu
    yararlıdır Peksimetin gıdası çoktur Sert ve kuru olduğundan nüfüzu
    yavaştır elenmemiş un ekmeği tabiatı yumuşatır pide lezzetlidir Fakat
    sertlik verir Süt ile yoğurulanı çok besleyicidir Fakat zor sindirilir
    Siyah buğday ekmeğini su ile yemek, şişmanlatır Sıhhati korur
    Harmil (üzerlik): Üçüncü derecede sıcak ve kurudur Balgamı söker Mafsal
    ağrılarını giderir Uyuzu izale eder Şişkinlikleri indirir Baş rutubetini
    temizler Yağı, kulak ağrısına faydalıdır Bal ile aç karnına yenmesi,
    akciğer tıkanıklığını giderir
    Ze - Zeheb (altın): Latif ve mutedildir Toz, sevdevî hastalıklara ilaçtır
    Kalbi kuvvetlendirir Hafakanı önler Ağızda tutulması ağız kokusunu
    giderir
    Dad - Zarur: İkinci derecede sıcak ve kurudur Yaraları temizler
    Gayn - Galiye: Kıymetli bir ıtırdır Sert şişleri urları yumuşatır ve çok
    derde ilaçtır Soğuktan olan baş ağrısını giderir Taşınması rahim ağrısını
    giderir
    Bütün ilaçlar ve gıdalar, Hak'kın tesiri ile etkileyici olduğu muhakkaktır
    Bu sayılanların zannı sebeblerden olduğuna, tıbbî hastalıklar kesin
    delildir Şu halde bütün sebeb ve eşyalardan tesir eden ancak sebebleri
    yaratandır ki, herkese o, zarar ve yarar verendir Burada, Çilim ikidir,
    tıp ve din ilmi,È sözündün bu miktar yazılma ve açıklama, tıp ilminin
    hülasasıdır Geri kalanları, tabibler arasında şayidir
  15. Tılsım

    Tılsım Pasif yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    134.232
    Konular:
    45.139
    Beğeniler:
    3.833
    Nereden:
    Belirtilmedi
    Onuncu Madde

    Vücut sıhhatine ait olan yeme ve içmenin âdâb ve kaidelerini ve bazı
    yiyecek ve meyvelerin fazilet ve faydalarını bildirir

    Ey aziz, malûm olsun ki, muhaddisler demişlerdir ki: Peygamberlerin (selâm
    onlara olsun) âdetleri sürekli arpa ekmeği yemektir habib-i Ekram
    Sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yediği çoğu zaman o ekmek idi
    Veya ince buğday ile karışık olan arpa ekmeği idi Arpa ekmeği ile üç gece
    ard arda doymayıp çoğu vakitleri aç ve susuzdu Şu halde tenbih ve beyan
    buyurmuştur ki, gündüz beyazlığı ve gece karanlığı içinde ikişer kere yemek
    ve içmek israf ve illettir Et yemek ve çorba içmeye devam etmek kasvet
    verir Kırk gün kadar et ve yağlı yememeye devam etmek ahlakı bozar,
    tabiatı değiştirir tok karnına yemek ve susamadan su içmek vücut sıhhatine
    zarardır Nitekim, gereksiz gülmek insanı mahcup eder Uykusuz gece ve
    gündüz ona tembellik verir
    Sıhhatini korumak isteyen tokluğa devam etmeyip, açlığı kadar yemekle
    lezzeti bulur Firdevs ziyafeti için kudreti kadar aç kalsın Ta ki, aklı
    saf, göğsü geniş ve kalbi nurlu olsun Mümkün oldukça gıdayı aklına
    getirsin ta ki, bedeni sıhhat ve tabiatı kuvvet bulsun Akşam yemeğini
    terk etmesin ki, uzuvları düşkünlükten emin olsun Türlü nimetlerle renkli
    servetleri birleştirmeyip, bir yemek üzerine devam etsin Ta ki, cismi
    sıhhat ve sürura, kalbi hayat ve huzura yetsin zira ki her hastalığın aslı
    tokluk, her davanın aslı açlık olduğu tecrübe edilmiştir Edeple sadece
    ekmek yiyenin bedeni, ömrü oldukça sıhhat ve afiyette bulunmuştur Edep ise
    açlıktan sonra yemek ve doymadan sofradan kalkmaktır şu halde, az yeme ve
    içmenin dünyevî derecesi karnın üçte birini yemek, üçte birini içmek ve
    üçte birini teneffüs için ayırmaktır Orta derecesi yeme ve içme ile ancak
    karnın yarısı dolmaktır En üst derece yemesi hasta yemesi; uyuması suda
    boğulanın uykusu olup, huzur lezzetini bulmaktır Tokluk üzerine yemekten
    kaçınmak mühim ve lüzumludur Zira ki o, israf ve haram olduğundan başka
    abraşlık verici, hastalık ve düşkünlüğe sebeptir Huzura gelen yemek ve
    içeceği ayıplamasın Eğer iştihası var ise yesin Ancak terk edip
    söylemesin Bir kişinin yemeği iki kişiye yeter Nitekim iki kişinin yemeği
    dört kişiye, dört kişinin yemeği sekiz kişiye yeter
    Bazı yiyecek ve meyvelerin fazilet ve faydalarında nice Hadis-i Şerif varit
    olmuştur Nitekim Cibril-i emin Aleyhisselâm, Habib-i Ekrem Sallallah-u
    Aleyhi ve Sellem Hazretleri4ne keşkek yemeği işaret kılmıştır O zaman onu
    o, yiyip, kuvvet, cima ve gece namazı için otuz kırk adım kadar güç
    bulmuştur O'nun yanında bütün yemeklerden arpa ekmeği, mercimek çorbası ve
    su kabağı daha iyi ve sevgili olmuştur Zira ki, Allah4ı andıkça ondan
    kalbi rikkat bulmuştur Etten dimağ, kulak, göz uzuvlar ve diğer cüzler
    kuvvet almıştır Etin iyisi omuz eti ve sırt etidir ki, hasta kalbi düzeltir
    ve hüzünlü kalbi rahatlatır Katıkların en faydalısı, sirke olmuştur Hurma
    ve üzüm meyvelerden olup katık rütbesini dahi bulmuştur Üzümü ekmekle
    yemek tatlı ve güzel koku verenden reddetmeyip tatmak ve koklamak haberde
    gelmiştir Mübarek balı sabah ile aç karna yiyen ve içen her hastalığından
    şifa bulmuştur Hazret-i Peygamber' e bütün meyvelerden kavun, karpuz ve
    taze hurma; içeceklerden, soğuk ve tatlı olanlar lezzetli gelmiştir Pirinç
    pilavı yerken, 'Peygamber' e Salat ve selâm olsun' lazım olmuştur Zira ki,
    pirincin nuru cevherinden meydana gelmiştir Hadis-i Şerif varid olmuştur
    ki: 'Her kim ki baklayı kabuğu ile yer, onda o kadar hastalık çıkar gider'
    Şüniz ki siyah tanedir, o ölümden başka her hastalığa şifadır Peynir ve
    cevizi yalnız yemek hastalık verir Lakin ikisini birleştirene şifa verir
    Kuru üzüm yemek kokuyu güzel, rengi saf eder Balgamı keser Sinire kuvvet
    verir Onu yiyen çekirdeklerini atsın ki, o zararlıdır Üzümü tane tane
    yemek güzeldir Sefercel, kalbe cila, zekâ ve korkağa cesaret vermede
    bedelsizdir Onu pilav ile yiyen hamilenin çocuğu üstün ve güzeldir Narı
    iç kabuğu ile yemek mideyi temizler İncir yemek kulunçtan kurtarır Kalbe
    incelik verir Mübarek karpuz, her yemekte olan lezzeti toplamıştır Onun
    eti, çekirdeği ve kabuğu bütün uzuv ve kuvvetlere faydalıdır O, yemek,
    içmek ve reyhandır Karın ve mesaneyi temizler Bel suyuna bereket ve
    şehvete hareket verir Kokusu güzel olup, baş ağrısını yatıştırır Deriyi
    temizler ve süsler Göze hiddet, yemeğe iştah ve lezzet verir Susuzluğu
    giderir Bağırsak kurtlarını öldürür Yetmiş hastalığı çıkarır Bedene
    faydalıdır
    Hıyarı tuz ile, cevizi tatlı ile yemek sünnettir Meyveleri mevsiminde çok
    yiyen ve sonra azaltan sıhhat bulur patlıcanı yumuşatır, süsleyerek, deva
    niyeti ile yemek illeti giderir, hikmet verir Dimağa kuvvet, cimaa kuvvet
    ve şehvete hareket verir İnce baklalar, karpuz, kereviz bunlar Hazret-i
    İlyas'ın yemeğidir Hafızayı güçlendirir, deliliği ve cüzzamı önler Ak
    mantar ki, bir tür Çemen' e benzer Suyu göze şifa verir Siyahı iyidir, bir
    yere giren oranın soğanından yesin Ta ki, o yerin vebasından emin olsun
    Pişirilmiş soğan ve sarımsak yiyen lezzet ve kuvvet bulur Pişmemişi
    yemesin ki kokusundan melekler incinir Toprak yiyen kendini öldürendir
    Zira ki o, mideyi bozar, rengi sarartır, bedeni helak eder Hadis-i Şerif
    gelmiştir ki: 'Üç şey sineye sürûr ve bedene sıhhat verir Biri güzel koku
    koklamak, biri bal şerbeti ve biri güzel elbisedir' O Hazret-i Peygamber
    ki, doğru söyleyendir Zira ki, 'insanlar elbise ile iltifat görür' sözü bu
    mânâyı tasdik etmiştir Şu halde insanlar elbise ile süslüdür Takva
    elbisesi ise hepsinden daha güzeldir Cismi canı korur

    Onbirinci Madde


    Dini Mübin âdâbı üzere ve Resuûl-ü Emin sünneti üzere güzel giyim ve
    elbiseyi tayin ve bedeni süslemenin şeklini bildirir

    Ey azuz malûm olsun ki, muhaddisler ittifak ile demişlerdir ki: Habib-i
    Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem hazretlerine elbisenin en sevgilisi
    gömlek olmuştur Gömleği, parmaklarının ucuna kadar ulaşmıştır Eteği
    topuklarının üzerine kadar ancak gelmiştir elbiseyi kısaltmakla ümmetine
    vasiyet kılmıştır Elbiseyi kısaltmak sünnet, uzatmak bid'at ve kibre
    alâmet olmuştur Halil'üllah aleyhisselam erkekler ve kadınlar için şalvarı
    örtünme için elbise bulmuştur zira ki şalvar, avret yeri ile yer arasında
    bile hail olmuştur
    Sarık hilim, vakar, makamdır Arap tacıdır ki, o Hazretin mübarek sarığı
    siyah kumaş olmuştur Sarığın ucunu iki omuz arasında iki karış miktarı
    uzatmak sünnettir Çene altına çevirmek bid'attir İslâm sünnetlerinin
    birisi, sert elbise ve kaftan giymektir Sert elbise, damarları yayar,
    kalbi huşû üzere bulundurur Kıl ve yün elbise, büyük peygamberlerin
    sünnetidir Aba Süleyman aleyhisselamındır Tavazu ile miskinlere benzemek
    için aba giymek Evliya-ı kiramın âdetidir
    Habib-i Ekrem Sallallahü aleyhi vesellem hazretlerinin gömleği, iç elbisesi
    ve şalvarları pamuktan beyaz; aba, kaftan ve kuşağı yünden yeşil şaldır
    Yeşile bakmak kalbe sürür ve göze kuvvettir Şu halde yeşil elbise onun
    ümmetine sünnettir Erkeklerine sırf sarı ve kırmızı mekruhtur, bidattir
    Halis ipek onlara haram, karışık renkler mübahtır Elbiseyi temizlemek,
    nimeti anmadır, zinnet, letafet ve nezafettir Ağırlığı, gamı ve kasveti
    atmadır Gönül zenginliği ile eski elbise giymek, insanın tavazuuna
    alâmettir Hepsinden önce gömlek giyip, sonra otururken şalvar giymek
    sünnettir İnsanların buğzunu çekmekten ve kalbe gam gelmekten emniyettir
    Bir elbiseyi yamamadıkça atmamak kalbe rahattır Eski elbiseyi bir fakire
    vermek âfetlerden selamettir Üç kat elbisesi oldukta; bir katını fukaraya
    bahşetmek cömertliktir elbisesini her çıkardıkça toplamak, onu şeytanın
    giymesinden korumaktır Elbisenin hal diliyle: 'Beni gece süsleyeni, gündüz
    süslerim,' demesi, ol Hazretten rivayettir Mevla'nın yaygısı olan yer
    üzerinde, ara sıra yalınayak yürümek nefsi kırmaya delâlettir Misk, anber,
    ud ve kâfur gibi güzel ve kokular; buhurlar ile kokulanma sünnettir,
    lezzettir Sürme taşı ile her gözüne üç kere sürmek sünnettir, zinettir
    Kirpikleri bitirir ve göze kuvvet verir Aşure günü gözü sürmelemek,
    göz ağrısından korunmadır
    Temizlenmek, süslenmek, yağlanmak, saç ve sakal taramak dahi sünnettir Yağ
    sürmeye kaşlardan başlamak, baş ağrısını giderici bilinmiştir Bıyığı
    kısaltmak, koltuk ve kasık kıllarını yolmak revatip sünnetlerindendir
    Kasık kılını, arpadan ziyade terk etmek nehy olunmuştur Her perşembe yahut
    her cuma ikindiden sonra saçı olmayan kimse, başını kazıtmak, sakalını
    boyundan ve eninden bir tutam fazlasını kesmek, tırnaklarını makas ile
    tıraş edip, sakala gömmek, cismin sıhhati ve canın rahatı için sünnet ve
    âdet kılınmıştır Nitekim: 'Tırnaklarınızı makas ve edeple kesiniz,'
    denilmiştir Görünüş düzeni için aynaya veya saf suya bakıp: 'Allah'ım,
    yaratılışımı güzel yaptığın gibi, ahlakımı da güzelleştir,' demek, hadis-i
    şeriften alınmıştır
    Burada, vücut sıhhatini korumak, bu miktar açıklama ile yeterli olup, ölümü
    anlatmaya geçilmiştir Zira ki: 'Her doğan ölür,' fehvasınca, her doğan
    ölmekle, her kemalin bir zevali olup, dünyaya gelen gider Bulunmuştur Bu
    oluşum ve bozuşum âlemi bizim için kervansaray kılınmıştır Nitekim: 'Her
    can ölümü tadacaktır Sonunda bize döneceksiniz,' (29/57) âyet-i
    kerimesiyle bu mâna teyit olunmuştur Şu halde bu dar-ı fenâdan o dar-ı
    bekâya ölmezden önce yönelmek ve bu gayrette o vatan içi olgunluk
    kazanmakla tedarik kılmak, yani nazargâh-ı Hüda olan kalbini masivadan pak
    edip, hayvani ahlak hastalıklarından sıhhat bulmak, Rabbanî ahlak
    nurlarıyle dolmak ve iki âlemde bir Mevla ile olup kalmak hepsinden önemli
    ve lüzumlu bilinmiştir
    Cihanda varlığı kavi ne misafir ol ne mukim
    Ki hane pür keder olmuş turuk dahi pür bim
    Çü nimeti nikam ü ızz ü nazı zül olıcak
    Sana ne faide cism olsa gark-ı nâz ü naim
    Mezar içinde olur âkıbet sırrın pâmâl
    Ne fark olursa külahın nemüd yahut diyhîm
    Tarik-i Hak4ka gidersen tenin zaif olsun
    Ki kat'-ı badiye müşküldür olsa merd cesîm
    Huyuyle hastayı zan eyler ol tabib zaif
    Marazşinasın değildir nedendir adı hakîm
    Hayat-ı cism gönül hoşluğuyle nimet olur
    Ne zevk olursa ola ten sahih ve ruh sakim
    Ne gam ki fakr ü maraz mevt erer tene Hakkı
    Olursa can ü gönül hoş huyuyle sağ ve selim
    (Cihanda, varlığı sağlam olan ne misafir ol ne yerli Çünkü hâne keder
    dolu, yollar dahi korku Çünkü nimeti zor, izzet ve nazı zül olacak, cisim
    naz ve nimete gark olsa sana ne fayda? Sonunda sırrın, mezar içinde ayak
    altına düşer Külahın, aban ve tacın ne farkı olur? Hak'kın yoluna gidersen
    tenin zayıf olsun Çölü aşmak zordur, şayet insan cüsseli olursa Tabib, o
    hastayı huyuyla sağlam zanneder Hastalıktan anlamadığı halde, adı neden
    hakimdir? Hayat, cisim ve gönül hoşluğuyla nimet olur Ten sağlam, ruh
    sakim olursa ne zevk olur? Fakirlik ve hastalıktan ne gam Hakkı, sonunda
    tene ölüm ererse de; can ve gönül iyi huyla sağ ve selim olursa)

Sayfayı Paylaş