1. Yorumla.Net yayın hayatına son verecektir. Bugüne kadar desteğinden ve katkılarından dolayı herkese teşekkür ederiz.

Kuşlar hakkında bilgiler

Konu, 'Doğadaki Yaşamlar' kısmında by ghost tarafından paylaşıldı.

  1. by ghost

    by ghost Süper aktif yorumcu

    Kayıt:
    2 Haziran 2007
    Mesajlar:
    17.131
    Beğeniler:
    373
    Nereden:
    Belirtilmedi
    Kuşlar memelilerden sayıca daha çoktur ve bugün yaşayan sıcak kanlı hayvanların memelilerin dışındaki tek grubudur. Memelilerin 4200 türüne karşın kuşların 8500’den çok türü vardır. Türlerin çoğunluğu uçmayı benimsemişlerdir; ama bir çoğu da (PENGUENLER–DEVEKUŞLARI) başka yöntemler geliştirmişlerdir.



    Bir kuşun temel özelliği tüylerinin olmasıdır. Tüyler sürüngenlerin pullarının evrimi sonucu oluşmuştur ve kuşların uçmasını sağlayan en önemli nitelikleridir. Tüyler, insanlarda kılların ya da tırnakların büyümesi gibi, kuşların derisinden büyümektedir. Ne var ki, belirli bir uzunluğa ulaşır ve sonunda büyümeleri durur. Deriye sıkıca bağlanmış olmalarına rağmen, yıpranma ve kopmadan ötürü dökülürler; bu nedenle de tüy dökme adı verilen bir olay sonucu sık sık yenilenir. Eski tüyler genellikle her yıl dökülür ve yerine yenileri çıkar. Bu olay, genellikle çiftleşme mevsiminin hemen sonunda gerçekleşir.



    Tüylerin bir çok önemli görevi vardır. Tüyler vücut yüzeyindeki geçirmez bir hava tabakası oluşturarak, yüksek vücut ısısını değiştirmeden korurlar. Tüylerin çoğunluğu parlak renklidir ve kuşun sosyal yaşamında önemli bir rol oynar. Aynı zamanda kuşun aerodinamik bir biçim almasına yardımcıdırlar; uzun, güçlü kuyruk ve kanat tüyleri kuşa geniş bir uçuş yüzeyi sağlar.



    Bir kuşun iskeleti çok hafiftir. Kemiklerin içi boştur ve bazısı daha büyük güç sağlamak için birbirine kaynamıştır. Eğer bir kuşun yavrusunu vücudunun içinde taşımak zorunda olsaydı, uçamayacak kadar ağır olurdu. Kuşlar bu nedenle sürüngen atalarının yumurtlama alışkanlığını korumuşlardır. Genellikle kuş, döllenmeden sonra 24 saat içinde yumurtlar.



    Bir kuşun bacakları, kuşun türüne göre, yürümeye ya da yüzmeye elverişlidir ve bacakların, kuşun yere inişinden sarsılmasını önleyici önemli bir görevi vardır. Ağırlık merkezini dengelemek amacıyla butlar vücuda yakındır, dizler genellikle tüylerin altına gizlenmiştir. Kuş parmaklarının üzerinde yükseldiği için görünen bacak eklemleri gerçekte bilek eklemleridir. Kuşların çoğunda tüneyen kuşlar ya da serçegiller gibi, biri geriye üçü de öne doğru olmak üzere dört parmak vardır.
  2. by ghost

    by ghost Süper aktif yorumcu

    Kayıt:
    2 Haziran 2007
    Mesajlar:
    17.131
    Beğeniler:
    373
    Nereden:
    Belirtilmedi
    KUŞLAR NASIL UÇAR?



    Uçma yeteneği, kuşlarda genel olarak benzer bir vücut yapısının oluşmasına neden olmuştur. Bununla birlikte, kuşların büyüklükleri minik Kolibrigiller’den en iri uçucular olan toygillere kadar büyük değişim gösterir. Hatta daha büyük kuşlar olan Emular, Kasuvariler ve Devekuşları uçamazlar.



    Bir kuşun kanatları, ataları olan sürüngenlerin ön üyelerinin evrimi sonucu oluşmuştur. Kanatlar, çok az hava direnciyle karşılaşmak için havayı yarmak üzere aerodinamik yapıdadır. Kanatların biçimi, kuşun yaşam koşuluna göre değişim gösterir.



    Belirli bazı kuşlar, yükselmek ve süzülmek için rüzgarlara ve hava akıntılarına gereksinirler. Akbabalar, Kartallar, Çaylaklar ve Atmacalar yükseklerde dolaşarak süzülen kuşlardandır. Bunların kanatları uzun ve geniştir. Bu nedenle de sıcak hava akıntılarından yararlanarak çok yükseğe çıkabilirler. Okyanusların üstünde en iyi yükselen kuşlar Albatroslar, Fregat Kuşları, Yelkovangiller ve Martılardır. Hafif, uzun ve dar kanatları bu kuşların uzun süre kanat çırpmadan havada süzülmelerine olanak sağlar. Bir uçak gibi sağa sola yatmak için kuyruk teleklerini ve kanat uçlarını kullanırlar.



    Kanat çırparak uçmada başlıca güç kaynağı, kanatların aşağı doğru çırpılmasıyla ve kanatları oluşturan birincil telekleriyle sağlanır. Kanat çırpma yöntemi bu sayfanın üstündeki resimde gösterilmiştir. Kuvvetli kanat çırpmayla uçuş KAZLAR’da, BALIKÇIL KUŞLARI’nda, LEYLEKLER’de, KARABATAK’larda, ARDIÇ KUŞLARI’nda, ve İSPİNOZLAR’ın çoğunda görülür.



    Hava akrobatları minik kolibrilerdir. Kolibriler, ileriye doğru uçabildikleri gibi, geriye ve dikey uçabilirler; oldukları yerde havada durabilirler. Kolibrinin bu yeteneğinin sırrı, kanatların hemen hemen dimdik tutabilmesi ve omuz eklemlerinden daire biçimde döndürebilmesindendir. Kanatlar, bir helikopterin aynı yönde dönen pervanesinden farklı olarak, hızla ileri geri hareket eder.



    Bazı kuşlar uçuşları sırasında hem kanat çırparlar hem de süzülürler. İbisler kanatlarını birkaç kez çırparlar, sonra kanatlarını tekrar çırpıncaya kadar biraz süzülürler. Ağaçkakanlar da aynı şeyi yaparlar ve uçuş düzenleri dalgalı bir hat üzerindedir. Kolibriler, diğer kuşlara oranla saniyede en fazla kanat çırpan ( 80’den fazla ) kuşlardır. Aynı zamanda en hızlı uçan kuşlardır. Yakut – boğazlı kolibri saatte 95 kilometre hız yapar.



    Bazı belirli diğer kuşlar da havada durabilir ve bu teknik genellikle yiyecek gözetlemek için uygulanır. Çobanaldatanlar birkaç saniyede havada durabilir; ama Kerkenezler bu tekniği daha da geliştirmişlerdir ve bir çayın ya da otlağın üzerinde, küçük bir kemiricinin saklandığı yerden çıkmasını bekleyerek, uzun süre durabilirler.



    AYAKLAR VE GAGALAR


    Bir kuş gagasıyla beslenir, kendini savunur, yuva yapar ve tüylerinin arasından bitlerini ayıklar. Bununla birlikte, gaganın biçimi, genellikle, alınan besinin cinsine uygun ve kuşun belirli bir yiyecek cinsine ulaşmasına olanak verecek yapıdadır. Kuşların, özellikle bazı ispinozların, yedikleri besine elverişli gagaları olduğunu ilk kez, 1835 yılında Galapagos Adalarında incelemeler yapan Darwin fark etmiştir.



    Serçeler, Tavuklar ve bazı ispinozlar gibi tohumla beslenen kuşların konik biçimli gagaları vardır. Gagaların sivri ucu tohumları toplar, gaganın ana kısmı ise bu tohumları parçalar. Bir çapraz gaga makasa benzer gagasıyla çam kozalaklarını açabildiği için çapraz gaga adı bu kuş için çok uygundur.



    Çobanaldatanların, Sağangillerin ve Kurbaağazlıların gagaları küçüktür, ama ağızlarını çok fazla açabildikleri için böcekleri uçarken havada yakalayabilirler. Papağan familyasının üyelerinin gagaları hem kabuklu tohumları kırmaya hem de meyveleri kaşıklayarak yemeye elverişlidir. Kartalların ve diğer avcı kuşların avlarını parçalamaya yarayan üst parçası çengelli gagaları vardır.



    Ördekler, suyun ve çamurun içinde kurt ve diğer su hayvanlarını bulmak için geniş, düz gagalarını daldırıp çıkartırlar. Suyla birlikte ağızlarına gelen kum ve pisliği çentikli dilleri ve alt gagalarıyla süzerek dışarı atarlar. Böyle süzgeç bir gagalarıyla en güzel örneği Flaman Kuşlarında ( Flamingolar ) görülür. Yiyecek sağlamak için gagasını bir yere sokmak zorunda olan kuşların ince, uzun ve sivri gagaları vardır. İstiridye avcıları kurt aramak için gagasını çamura sokar; hatta, midye ve istiridyelerin kabuklarını açarak, içindeki yumuşak gövdesini yer. Kolibrilerin ince, uzun gagaları ve uzun dilleri, çiçeklerin bal özüne ulaşabilmelerini sağlar. Mızrak biçimli gagalar balıkları yakalamak için elverişlidir ve Balıkçıllar’da ve yalıçgakınlarında görülür.



    Kuşların pullu parmakları, ayakları ve bacakları yürümek, tünemek, kavramak, kapmak, tırmanmak ve dövüşmek için uygundur. Gagaları gibi, bunların da çeşitli biçimleri vardır. Penguenler ve ördekler gibi yüzücülerin parmaklarının arası perdeliler ve bu yüzgeç – ayaklar suyu itip yüzmelerini sağlar. Büyük bir takım oluşturan ötücü – kuşların ağaç dallarını kavrayabilen parmakları vardır. Ağaçkakangiller gibi tırmanıcı kuşların parmakları ise, güçlü, sivri bir kama gibidir ve genellikle daha iyi bir destek sağlamak için, iki parmak önde iki parmak da arkadadır.



    Avcı kuşların, avlarını yakalamak için kuvvetli parmakları bulunan, sağlam ve delici pençeleri vardır. Uçmayan kuşlarda parmak sayısı azdır. Bir kasuvarinin üç, bir devekuşunun ise biri büyük olmak üzere yalnız iki parmağı vardır.
  3. by ghost

    by ghost Süper aktif yorumcu

    Kayıt:
    2 Haziran 2007
    Mesajlar:
    17.131
    Beğeniler:
    373
    Nereden:
    Belirtilmedi
    DUYULAR


    Bir kuşun en önemli duyusu görmedir; sonra da işitme gelir; koku alma, dokunma ve tat duyuları iyi gelişmemiştir. Kuşların çoğunun gözleri başının iki yanındadır ve yuvalarında çok az hareket edeler. Son derece esnek olan boyunları görüş alanlarını genişletir. Karatavuk ya da nar bülbülü gibi bir kuş başını dinlemek için değil, daha iyi görmek için döndürür. Baykuş başını hemen hemen tam bir daire halinde döndürebilir.



    kulak delikleri, baş tüylerinin altında gizli olduğu için kuşların kulaklarını olduğunu öğrenmek pek çok insanı şaşırtabilir. Memelilerde olduğu gibi kulak kepçeleri yoktur; çünkü bunlar uçuşu güçleştirir. Kuşların işitme duyuları çok güçlüdür ve kuşlar sese, insanlardan yaklaşık on kez daha çabuk tepki gösterebilirler. Deneyler baykuşların sıçan ve tarla faresi gibi avları yalnız seslerini duyarak avladıklarını; yağmur kuşları ve kızkuşlarının yer altındaki solucanlarını duyabildiklerini göstermiştir.



    Koku duyusu yalnızca birkaç kuş için önemlidir. Kivilerin koku alma duyuları çok güçlüdür. Burun delikleri üst gagalarının ucunda olduğu için bu duyudan yararlanarak solucanları bulurlar.



    GÖÇ VE DAVRANIŞ


    Uçabilme yetenekleri, kuşların yazın çiftleşme alanlarından kışın beslenme alanlarına kadar binlerce kilometrelik yolculuk yapabilmelerine olanak sağlar. Yollarını nasıl bulabildikleri bilinmemektedir ama bu yeteneklerinin doğuştan geldiği Güneş, Ay, Yıldızlar, hatta Yerin manyetik alanından yararlandıkları sanılmaktadır.



    Her ne kadar bir kuş denizi kolaylıkla aşabilir, dağların ya da çöllerin üzerinden kolaylıkla uçabilirse de, kuşun enerji gerektiren bu uçuşu için yeterli enerjiyi depolamış olması gerekir. Ördekler, kazlar, ispinozlar ve ötücü kuşların çoğunluğu gibi bazı kuşların yiyecek için sık sık mola verirler. Kuşlar çok büyük bir okyanusun ya da çölün üzerinde yolculuk etmekten kaçınmaya çalışırlar. Örneğin, beyaz leylekler ve diğer Avrupa göçmen kuşları Akdeniz’i geçmekten kaçınırlar, ya Akdeniz’in etrafından dolaşırlar, ya Cebelitarık Boğazı’nı geçerler ya da İtalya’nın güney ucundan denizi aşarlar. Bununla birlikte, milyonlarca kuş daha güç, enerji isteyen yollar seçerler. Kırlangıçlar, guguk kuşları, kuyruk sallayanlar ve kum kırlangıçları Büyük Sahrayı aşarlar.



    Kuşların kendilerini tanıtma yolları sesleridir. Ötüşler, çağrışlar ve sesler bulundukları ortam ya da yakın bulundukları hayvanlar hakkında ne düşündüklerini söyler. Sesler, bir kedinin ya da avcı kuşunun yaklaştığını belirten acı haykırışlardan, bir dişinin dikkatini çekmek için birçok kuşun yaptığı çok güzel flört ötüşlerine kadar büyük değişimler gösterir.



    Kuşlar, yaşama yeri yönünden kendi türleriyle rekabet halindedir. Nar bülbülleri, ardıç kuşları ve kolibriler yaşam bölgelerini, şarkılarıyla açıklar. Birçok kolibri sürekli olarak kendi küçük bölgesi üzerinde uçar ve rakiplerini bölgesine sokmaz. Bataklık çullukları bölgelerinin üzerine dalış yaparken kuyruk teleklerini titreştirerek davul sesi gibi ses çıkartır.



    Bir kuşun tüyleri de önemli haberleşme sağlar. Renkli tüyler, tatlı ötüşler ve danslar bir dişinin dikkatini çeken önemli özelliklerdir. Erkek bir nar bülbülü öttüğü zaman, bir dişiye varlığını belirtmek için kızıl renkli göğsünü şişirir. Cennet kuşları renkli görünümüyle ünlüdür. Erkeklerin tüyleri genellikle daha parlak olur; oysa dişilerin tüylerinin rengi bulundukları ortama uyacak şekilde benekli kahverengidir. Dişinin bu renkleri hem kuluçka hem de yavrularını yetiştirme sırasında gizlenmesini sağlar.



    Penguenler, dalgıç kuşları ve balıkçıllar gibi bazı kuş türlerinde erkeği dişiden ayırmak olanaksızdır. Buna karşın kuşların çok güzel flört gösterileri yaptıkları, yuva yapımından ve çiftleşmeden önce erkekle dişi arasında bir bağ kurulduğu gerçektir. Erkek fregat kuşları, dişinin dikkatini çekmek için boğazlarındaki keseyi havayla doldurarak büyük kırmızı bir balon gibi şişirirler. Kıyı kırlangıçları ve yalıçapkınları eşlerine balık armağan ederler; Dalgıç kuşları ise birbirlerine yosun verirler.
  4. by ghost

    by ghost Süper aktif yorumcu

    Kayıt:
    2 Haziran 2007
    Mesajlar:
    17.131
    Beğeniler:
    373
    Nereden:
    Belirtilmedi
    ÇİFTLEŞME VE YAVRU YETİŞTİRME


    Genellikle bahar ayında bölgeler ve eşler seçildikten sonra, iki kuş da ciddi bir iş olan yuva yapma işlemine girişirler. Bir kuş yuvası yumurtalara bir beşik ve yumurtadan çıkan yavrulara geçici bir yuva sağlar. Yavrular çoğunlukla kendi kendini besleyebilecek ve uçabilecek duruma geldiklerinde yuvayı terk ederler. Yuva biçimleri karatavukların ki gibi basit bir fincan şeklinden Dokumacı kuşların örme yuvalarına kadar büyük değişim gösterir. Karabatak gibi ........... yuvalanan bazı kuşlar hiç yuva yapmazlar.



    Kuşlar yuvaları için her türlü malzeme kullanırlar. Kırlangıçgiller yuva için çamur kullanırlar. Terzi kuşları Asya’nın tropik bölgelerindeki yuvalarını özenle diktikleri yaprakların içine yaparlar. Asya’da yaşayan bir mağara karasoğanı türü yuvalarını tükürüklerinden yaparlar. Çinlilerin " kırlangıç yuvası çarbas"; bu yuvalardan yapılır. Erkek Çardak Kuşları bir flört çardağı yapar ve ağaççileği ya da parlak çiçeklerle süsler; dişisiyle bu çardakta flört ederek çiftleşir. Dişisi sonra yakın bir yerde yuva yapmak için çardağı terk eder.



    Çiftleşmiş bir dişi kuşun yumurtladığı her yumurtada, embriyon adıyla tanımlanan canlı, gelişen bir yavru vardır. Yumurtaların sıcak tutulması gerekir; aksi takdirde embriyon ölür. Bu nedenle ana – baba ya da yalnızca dişi, yumurtaları sıcak tutmak için kuluçkaya yatar. Embriyon, yumurta sarısıyla beslenir ve yumurtadan çıkma zamanına kadar yumurta kabuğunu doldurur. Bu gelişme dönemine kuluçka dönemi adı verilir ve dönemin süresi büyük değişim gösterir. Küçük ötücü kuşların yavruları on beş gün içinde yumurtadan çıkarlar; bir albatrosun yavrusu için 81 gün gereklidir.



    Yumurtadan çıkan iki çeşit yavru kuş vardır. Bunlardan biri kör, tüysüz ve korumasızdır; diğeri tüylüdür, görür ve yumurtadan çıkınca yuvayı terk eder.



    Tüylü, iyi gelişmiş yavrular yumurtadan çıktıkları gün ana – babaları tarafından yuvadan uzaklaştırırlar. Yuva genellikle yerdedir ve uçamadığı halde yavruya bir zarar gelmez.



    Bütün yavrular, uçuş telekleri gelişip uçmayı öğreninceye kadar ana – baba ya da yalnız dişi tarafından beslenir ve korunur. Bir çok ötücü küçük kuş iki hafta içinde uçmayı öğrenir. Kuşların çoğunluğu yumurtadan çıktıkları ilk mevsim içinde çiftleşirler.



    YALI ÇAPKINI

    GÖK KUZGUNUMSULAR YALI ÇAPKINIGİLLER



    Eski, şirin bir efsaneye göre Avrupa ve Asya’nın âdi yalı çapkını başlangıçta dikkati çekmeyen gri bir kuşmuş. O parlak renklerine Nuh’un gemisinden indikten sonra bürünmüş. Doğruca, batıya batmakta olan güneşe doğru uçmuş. Güneş göğsünü kavurarak bu kısmın pasımsı bir kırmızıya dönüşmesine yol açmış. Kuşun sırtı ise yeşilimsi – mavi akşam semasını yansıtmaktaymış. Yalı çapkınlarının açık denize yuva yaptıklarına inanan eski Yunanlılar onlara "Halkyon"; adını vermişlerdir. Bu "hals"; – deniz, "kyon"; – kavrayan sözcüklerinden oluşmuştur. Latincesi de halcyon’dur. Mitolojiye göre tanrılar yalı çapkınlarından öylesine hoşnutmuşlar ki, yuva kuracakları zaman, yani kış gün dönümünden önceki on beş günde denizi sakinleştiriyorlarmış. O zamandan beri sakin ve barış dolu süreler her zaman "halcyon günleri"; diye tanımlanır. Grek mitolojisinde şöyle bir hikaye vardır: Pleiades’dan biri olan Alcyone (Latince’de Alcedo ) Hesperus’un oğlu Cyy’le evlenmiştir. Kocası bir deniz kazasında ölür. Alcyone da kederinden kendisini denize atar. Ona acıyan tanrılar hem genç kadını hem de kocasını birer yalı çapkını haline sokarlar. Yalı çapkınlarının batıda kullanılan Latince bilimsel adları da bu çiftin hatırasını yaşatır.



    Teknik açıdan yalı çapkınları bütün dünyada çok yaygın olan belirgin bir familyadır. Bu kuşlar sadece kutup bölgelerinde ve bazı okyanus adalarında yoktur. Fosillerinin sadece geride Buzul Çağına kadar uzanmasına rağmen aslında çok eski bir soydandırlar. Yaşayan 84 cins en çok eski Dünyada gelişmiştir ve en kalabalık gruplarda buradadır. Özellikle Güney Doğu Asya ve Endonezya adalarında. Yeni dünyada 6 cins vardır. Bunlardan sadece biri yani kuşaklı yalı çapkını Meksika’nın kuzeyinde yaşar. Avrupa’da da yine tek bir cins bulunur. Bu bütün Avrupa, Asya, kuzey Afrika ve doğuda Solomon Adalarına kadar uzanan kesimde çok yaygın olan âdi yalı çapkınıdır.



    Yalı çapkınları kısa boyunlu, şişman kuşlardır. Kuyrukları kısa, kafaları iridir. Birçok cinste, özellikle Amerika’da yaşayanlarda, bu kafa kuşların istedikleri zaman dikleştirebildikleri sorguçlarıyla daha da belirgin bir hale girer. Gagaları uzun, güçlü ve genellikle sivridir. Bacakları kısa, ayakları küçük ve zayıftır. Familya ön parmaklarının uzunluklarının üçte birinin daha fazlasının birbirine yapışık olmasıyla ayırt edilir. Yalı çapkınlarının çoğunun rengi parlaktır. Genellikle renkleri yeşil ve mavi tonlarındadır. Üzerlerinde zıt renkte donuk kırmızı ve beyaz lekeler de bulunur. Bazıları çizgili ve beneklidir. Bir çoğunun gagası dikkati çeken bir kırmızılık ya da sarılıktadır. Dişiyle erkek genellikle birbirlerinin eşidir, ya da birbirlerine çok benzerler. Birkaç cinste ise dişiler biraz donuk renkli olur. Kuşaklı yalı çapkınının dişisinin göğsünde kestane rengi kalın bir çizgi vardır. Bu çizgi erkekte olmaz.



    Yalı çapkınları iki alt familyaya ayrılırlar. Birinci alt familyaya bütün dünyada yaygın olan tanıdık balıkçı yalı çapkınları girer. Orman yalı çapkınları ( Daceloninae ) daha ilkeldir. Bu alt familyadan olan kuşların çoğu her zaman değilse bile çoğunlukla sudan uzakta yaşar.

    Balıkçı yalı çapkınlarının en yaygın olanı ve en iyi bilineni daha önce de sözü edilen Eski Dünyanın âdi yalı çapkını ve kuzey Amerika’nın kuşaklı cinsidir.



    Bu alt familyanın mücevherleri cüce yalı çapkınlarıdır (Ceyx). 12,50 santim boyundaki bu kuşların ayaklarında önde sadece iki, arkada da bir parmak olur. Parlak gagalı, mücevhere benzeyen bu kuşlar on cinstir. Hindistan’dan Filipinlere ve Solomonlar’a, güneyde de Avustralya’ya kadar uzanan doğu tropiklerinde, içlerinden ırmaklar geçen ormanlarda yaşarlar. Küçük balıkları, kabukluları, kelerleri kurbağaları avlarlar ve çokça böcek ve omurgasızları da yerler.



    Balıkçı yalı çapkınları genellikle akarsuların dik kıyılarında yuva yapmak için kovuklar açar. Bunları gagalarının yardımıyla kazar ve çıkan toprakları, ayaklarıyla kenara iterler.



    Dişi burada, çıplak toprağın üzerine 5 – 8, genellikle 6 – 7 beyaz yumurta bırakır. Yuvanın içine bir şey döşemez. Yavrular çok zaman balık kılçığı ve pulları, kerevides kabukları üzerinde büyütülür. Hem dişi hem de erkek kuluçkaya yatar ve yavruları beslerler. Kuluçka süresi 18 – 24 gün arası değişir. Yavrular yumurtadan çıktından sonra 3 – 4 hafta yuvada kalırlar. Yumurtadan çıktıkları zaman çıplak ve kördürler. Ama bir hafta içerisinde tüyleri çıkmaya başlar. Ilık bölgelerde yaşayan cinslerin çoğu yılda iki defa yumurtlar. Tropik kesimdekiler de yılda iki defa yuva kurabilir.



    Yalı çapkını güçle, hızla ve düzgün bir şekilde uçar. Arka arkaya hızla kanat çırpar. Sonra da kanatlarını yarı kapayarak kayar. Bunun araksından yeniden kanat çırpmaya başlar. Kuş, uzun süre pek uçamaz. Sesi yüksektir ama ahenkli değildir. Kuşlar uçarken birbirlerine seslenirler. Böyle zamanlarda tipik, sert bir takırtı çıkartırlar. Bu, futbol meraklılarının maçlarda çevirdikleri "kaynana zırıltısı";nın gürültüsüne benzer. Daha düşük cinslerin sesleri ince, tiz bir ıslığı andırır.



    İçerilerde yaşayan gerçek yalı çapkınları arasında gösterişli İzmir (beyaz gerdanlı) yalı çapkını ve bunun yakın akrabası gri başlı cins de vardır. İzmir yalı çapkını Hindistan ve güney doğu Asya’da kurak dağlık kesimlerde yaşar. Gagası parlak kırmızıdır. Gri başlı ise Afrika’da bulunur. Bu grubun en renkli temsilcisi doğu Asya’nın kırmızı yalı çapkınıdır. Japonlar gölcükteki aksinin kuşu çok şaşırttığını ve bu yüzden su içemediğini iddia ederler. Kuşun daima susadığını ve güneşli günlerde ormandaki yuvasından durmadan yağmur yağması için bağırdığını ileri sürerler.
  5. by ghost

    by ghost Süper aktif yorumcu

    Kayıt:
    2 Haziran 2007
    Mesajlar:
    17.131
    Beğeniler:
    373
    Nereden:
    Belirtilmedi
    BALIKÇILAR VE AKRABALARI (Leyleksiler)



    Bu takım 7 familya halinde toplanmış olan 114 cinsi kapsar. Bunların hepsi de bataklıklar ve sığ sulardaki yaşamla uyum sağlamış, uzun bacaklı kuşlardır. Ama içlerinden bir kaçı kuru yüksek topraklarda yaşamaya da alışmıştır. Boyları 25 santimetreden 150 metreye hatta daha fazlasına kadar değişir. Bu kuşların hepside uzun bacaklı, uzun gagalı ve boyunludur. Hepsinin de dört uzun ayak parmağı vardır. Bazı familyalarda önceki üç parmağın dibi hafifçe perdelidir. Kaval kemiğinin alt kısmı tüysüzdür. Damak kemiği, kafatası ve diğer anatomik özellikler bakımından birbirlerine benzerler. Tüyleri farklıdır. Ama genellikle şekiller ve renkler basittir. Erkekle dişi ya eşittir ya da birbirlerine çok benzerler.



    Bu kuşlar bütün dünyada yaygın haldedir. Birkaç okyanus adası dışında yeryüzünün buzlu olmayan bütün topraklarında bulunurlar. Hayvansal besin alırlar. Daha çok suda yaşayan hayvanlarla beslenirler: Balıklar, kabuklular, iki yaşamlılar ve ayrıca böceklerle sürüngenler. Birkaçı leş yemeye alışmıştır. Bütün takımın üyeleri usta uçucudur. Ilıman bölgelerde yaşayan cinslerin çoğu göçebedir.



    BALIKÇILLAR



    Yaklaşık 62 cinsi içeren bu familya takımdakilerin en kalabalığı ve en yaygın olanıdır. Balıkçıllar, diğer altı familyayla aynı özellikleri paylaşırlar. Bunlardan başka gaga dibiyle göz arasındaki kısım dışında başlarının tamamı ile tüylü olması ve boyun omurlarının aynı uzunlukta olmaması gibi belirgin özellikleri de vardır. Kuşlar bu yüzden uçarken boyunlarını bükerek bir "S"; biçimine sokmak zorunda kalır. Çoğunlukla dinlenirken de aynı şeyi yaparlar. Gagalarının ucu genellikle düzdür, bazen hafifçe kıvrık da olabilir. Orta ayak parmağında, tırnağın yanında bir tarağın dişlerine benzeyen çentikler vardır. Arka parmak, öndeki üç parmakla aynı hizadadır. Böylece kuş dört parmağının üzerine birden basar.



    Kuş uzmanları Balıkçılgiller familyası üyelerinin aralarındaki akrabalık konusunda aynı fikirde değillerdir. Ancak hepsi de genellikle bu kuşları beş oldukça belirgin gruba ayırırlar. Balıkçılların sınıflandırılmasında en çok yararlanılan özellik bu kuşların "toz"; tüyleridir. Bunlar acayip tipte tüylerdir ve hiçbir zaman dökülmezler. Kuşun yaşamı boyunca dipten uzamayı sürdürürler. Bu tüyler uçlarından devamlı surette aşınarak toz halini alırlar. Bu toz diğer tüylerin temizlenmesinde kullanılır. "Toz"; tüyleri birkaç kuş grubunda çok görülür. Bunlar gelişmelerinin en yüksek noktasına balıkçıllarda erişirler. Kuşların çıplak olan göğüs, but ve yanlarında belirgin, çift bölümler halinde büyürler.



    Balıkçıllar bu ince tüylerin tozlarını, teleklerinden ötürü türlü yağları ve çamuru temizlemek için kullanırlar. Bazı Balıkçıllar bu tozları gagalarıyla uygularlar. Pek çok yılan balığı yiyen balaban kuşları ise besin aldıktan sonra başlarını göğüslerindeki "toz"; tüyü kısmına sürerler. Sonunda baş tüyleri iyice toza bulanır. Bu tozu çamur ve kiri emmesi için bir süre bırakırlar. Sonra şiddetli bir kaşımayla tüylerini tararlar. Bu iş için daha çok orta parmağın dişli tırnağından yararlanırlar. Tüyler tekrar temizlendiği zaman kuşlar bunlara bir bezden salgıladıkları yağı sürdürürler ve böylece tüylerini su geçirmez hale sokarlar.



    Balıkçılların en ilkelleri ve özel şekilde en az gelişmiş olanları dört türde toplanan altı cinsin oluşturduğu küçük kalıntı gruptur. Bunlar kaplan balıkçıl ya da kaplan balaban grubunu oluştururlar. Bunlar birçok bakımlardan balabanlara benzerler. Kuşların gizlenmesini sağlayan kamuflaj renkleri vardır. Yalnız yaşarlar. Tehlikeyle karşılaştıkları zaman çevrelerindeki sazları taklit ederler. Çiftleşme çağrıları yüksek ve yankılıdır. Ama hepsinin de üç çift "toz"; tüyü kısmı vardır. İkisinde böyle dördüncü kısmın izleri de görülür. Bu yüzden bunların "balıkçıl"; diye adlandırmak daha uygun olur. Kaplan balıkçıl geniş bir alana yayılmıştır. Bir cins yeni Gine’de bir cins orta Afrika’da, dört cins de orta ve güney Amerika’da yaşar. Bu kuşların oradaki kesimlerden artık kaybolmuş olan daha yaygın ataların torunları oldukları ihtimalinin ortaya çıkarır. Bu grubun, tipik bir üyesi çizgili kaplan balıkçıldır. Bu kuş orta ve güney Amerika’da, akarsuların geçtiği korularda ve bataklıklarda yaygın haldedir.

    Üçüncü gruba "Gece Balıkçılı"; adı verilmiştir. Bu isim çok uygundur. Çünkü bu kuşlar geceleri çok faaldir. Daha çok geceleri beslenir. Ama gündüzleri görüldükleri de olur. Gece balıkçılları birbirleriyle uzaktan akraba iki gruba ayrılır. Daha eski ve ilkel olan grupta doğu türü dört gece balıkçılı vardır. Bu cinslerden üçü Doğu Asya’da, Japonya’dan başlayan, güneye doğru inerek Malaya ve Filipinlerden geçen ve Endonezya adalarına kadar erişen bölgede yaşar. Dördüncü grup Afrika’da bulunur. Grubun temsilcisi olan Japon gece balıkçılı boy ve görünüş bakımından balabana benzer. Genellikle kahverengidir. Üzerinde koyu kahve ve siyah güzel çizgiler ve kurt yeniği gibi benekler vardır. Hafifçe uzun bir sornucu olur. Ormanda yaşayan ürkek ve çekingen bir kuştur. Vıraklamayı andıran hafif ve basit ötüşü bütün gece tekdüze bir şekilde etrafa yankılanır.
  6. by ghost

    by ghost Süper aktif yorumcu

    Kayıt:
    2 Haziran 2007
    Mesajlar:
    17.131
    Beğeniler:
    373
    Nereden:
    Belirtilmedi
    Uçuş Makinasının Özellikleri

    Kuşları incelediğimizde, vücutlarının tüm özelliklerinin uçuş için özel olarak tasarlandığını görürüz. Öz kütlenin düşürülmesi ve böylece ağırlığın azaltılması için kemiklerin içi boş olarak yaratılmış ve vücuda hava keseleri yerleştirilmiştir.

    Dışkının katı olmayıp yarı sıvı olması vücutta gereksiz su tutulmasını ve böylece ağırlığın artmasını engeller. Tüyler de hacimlerine karşılık son derece hafif yapılardır. Kuşlardaki bu özel yapıları sırayla inceleyelim.

    1- İskelet

    Kuş kemiklerinin içi boş olmasına rağmen, iskelet, hayvanın sahip olduğu kuvvete oranla fazlasıyla güçlüdür. Örneğin 18 cm. uzunluğundaki kocabaş kuşu, bir zeytin çekirdeğini kırmak için gagasıyla ona 68,5 kg.lık bir basınç uygulayabilir. Kara canlılarınınkinden daha "derli-toplu" bir yapıya sahip olan kuş iskeletinde omuz, kalça ve göğüs kemerleri birbirine kaynaşmış bir şekilde birleşiktir. Bu tasarım kuşa daha sağlam bir yapı kazandırmaktadır. İskeletin bir başka özelliği, başta belirttiğimiz gibi diğer bütün omurgalı canlıların iskeletinden hafif olmasıdır. Örneğin bir güvercinin iskeleti, hayvanın vücut ağırlığının toplamının sadece % 4.4ünü oluşturmaktadır. Bir Fregat kuşunun kemiklerinin toplamı ise 118 gr gelmektedir ve bu miktar, hayvanın tüylerinin toplam ağırlığından daha azdır.

    2- Solunum Sistemi

    Kara canlılarıyla kuşların solunum sistemleri de birbirlerinden tamamen farklı prensiplerle çalışır. Bunun sebebi kuşların oksijen ihtiyacının kara canlılarına göre çok daha fazla olmasıdır. Örneğin, bir kolibri kuşunun oksijen ihtiyacı bir insanınkinin neredeyse 20 katıdır. Dolayısıyla, bir kara canlısının akciğeri, kuşun ihtiyacı olan yeterli oksijeni sağlayamaz. Bu nedenle, kuşların akciğerleri çok farklı bir tasarımla yaratılmıştır. Kara canlılarının akciğerleri "çift yönlü" bir yapıya sahiptir: Nefes alma sırasında, hava akciğerdeki dallanmış kanallar boyunca ilerler ve küçük hava keseciklerinde son bulur. Oksijen-karbondioksit alışverişi burada gerçekleştirilir. Ancak daha sonra, kullanılmış olan bu hava, tam ters yönde hareket eder ve geldiği yolu izleyerek akciğerden çıkar, ana bronş yoluyla da dışarı atılır. Kuşlarda ise hava akciğer kanalı boyunca "tek yönlü" hareket eder. Akciğerlerin giriş ve çıkış kanalları birbirlerinden farklıdır ve hava daimi olarak akciğer içinde tek yönlü olarak akar. Böylece kuş, havadaki oksijeni kesintisiz olarak alabilir. Böylece kuşun yüksek enerji ihtiyacı karşılanmış olur. Bu durumu konunun uzmanı H.R.Duncker şöyle ifade eder: "Kuşlarda ana bronş, akciğer dokusunu oluşturan tüplere ayrılır. Parabronşi diye adlandırılan bu tüpler sonunda tekrar birleşerek, havanın akciğerler boyunca tek bir yönde devamlı akımını sağlayacak sistemi meydana getirirler... Kuşlardaki akciğerlerin yapısı ve genel solunum sisteminin çalışması tümüyle kendine özgüdür. Kuşlardaki bu "avien" sistemi başka hiçbir omurgalı akciğerinde bulunmaz. Bu sistem bütün kuş türlerinde aynıdır." Ünlü bir biyokimyacı olan Michael Denton bir yazısında bu kadar mükemmel bir sistemin kademeli evrimle oluşamayacağını şöyle açıklar: "Böyle tamamen değişik bir solunum sisteminin, azar azar küçük değişiklerle standart omurgalı dizaynından evrimleşmiş olduğu iddiası, düşünülmeden ortaya atılmış bir tezdir. Solunum faaliyetinin bu evrim süresince hiç aksamadan korunması, organizmanın hayatını sürdürmesi için gereklidir. En küçük bir eksik fonksiyon ölümle sonuçlanacaktır. Kuş akciğeri de, içinde dallanmış olan parabronşlar ve bu parabronşlara hava sağlanmasını garanti eden hava kesesi sistemi ile birlikte en üst düzeyde gelişmiş olana kadar ve beraberce, iç içe geçmiş mükemmel bir şekilde işlevini yapana kadar, bir solunum organı olarak görev yapamaz." Kısacası, kara tipi akciğerden hava tipi akciğere geçiş, ara geçiş safhasında bulunan bir akciğerin hiçbir işlevselliğinin olmaması sebebiyle mümkün değildir. Akciğeri çalışmayan bir canlı ise birkaç dakikadan fazla yaşayamaz. Çünkü mutasyonların kendisini tesadüfen kurtarmalarını bekleyecek milyonlarca yılı yoktur. Kuş akciğerinin bu benzersiz yapısı, uçuş için gerekli olan yüksek miktarda oksijen ihtiyacını karşılamaya yönelik, çok mükemmel bir tasarımın varlığını göstermektedir. Yalnızca kuşlara özgü bu anatominin bilinçsiz mutasyonların amaçsız bir sonucu olamayacağını görmek için, biraz sağduyu yeterlidir. Açıktır ki kuş akciğeri, canlıların Allah tarafından yaratıldıklarının sayısız delilinden sadece biridir.
  7. by ghost

    by ghost Süper aktif yorumcu

    Kayıt:
    2 Haziran 2007
    Mesajlar:
    17.131
    Beğeniler:
    373
    Nereden:
    Belirtilmedi
    3-Denge Sistemi

    Allah tüm canlılar gibi kuşları da kusursuz bir biçimde yaratmıştır. Bu gerçek, her detayda kendini belli eder. Kuşların vücutları uçuştaki muhtemel bir dengesizliği engellemek için özel bir tasarımla var edilmiştir. Hayvanın uçuş sırasında öne doğru eğikleşmesini engellemek için, kafası özel olarak hafif kılınmıştır: Ortalama bir kuşun kafasının ağırlığı, vücut ağırlığının yalnızca %1 ini oluşturur. Tüylerin aerodinamik yapısı da kuşların denge sistemindeki önemli bir özelliktir. Özellikle kanat ve kuyruk bölgelerindeki tüyler, kuşa çok etkili bir denge sistemi sağlar. Bu özellikler, bir doğanın (falcon pereginus) saatte 384 km. hızla avına dalarken, hiçbir şekilde dengesini yitirmemesini sağlar.

    4- Güç ve Enerji Problemi

    Bir olaylar zinciri şeklinde ortaya çıkan her bir süreç, ister biyoloji, ister kimya veya fizik bilimlerini ilgilendirsin, "enerjinin korunumu prensibi"ne uygun olarak gelişir. Bunu özetle "belli bir işin yapılabilmesi için belirlenmiş miktarda enerji gereklidir" şeklinde de anlatabiliriz. Enerjinin korunumu prensibinin çarpıcı bir örneğini, kuşların uçuşunu gözlemlediğinizde bulabilirsiniz. Göçmen kuşların, uçuşa başlamadan önce, yolculuklarını tamamlamalarını sağlayacak miktarda enerji depolamaları şarttır. Buna karşın, uçmanın bir diğer şartı da mümkün olduğunca hafif olabilmektir. Uçabilmek için, bedeli ne olursa olsun fazla kilolardan kaçınılmalıdır.

    Bu arada yakıtın da mümkün olduğunca verimli olması şarttır. Yani yakıt minimum ağırlıkta tutulurken, verdiği enerjinin maksimum olması gereklidir. Bunların hepsi kuşlar için çözümlenmiş olması gereken problemlerdir. İlk adım en ekonomik uçuş hızının tespit edilmesidir. Eğer kuş çok yavaş uçacak olsa, havada asılı kalması için çok enerji sarf etmesi gerekecektir. Çok hızlı uçacak olsa, bu sefer de meydana gelen hava direncini aşmak için çok yakıt tüketmesi gerekecektir. Bu durumda yakıtın en az tüketilmesi için ideal değerde bir uçuş hızının gerektiğini görürüz. Bu arada şunu da hatırlatmak gerekir ki, iskeletlerinin ve kanatlarının aerodinamik yapılarındaki farklılar nedeniyle her kuş için farklı bir ideal hız geçerlidir. Bu enerji sorununu altın yağmur kuşu (Pluvialis dominica fulva) üzerinde inceleyelim: Bu kuş, kışı geçirmek için her yıl Alaskadan Hawaiiye göç eder. Durmaksızın yaptığı uçuşu sırasında rotası üzerinde hiç ada bulunmaz. Dolayısıyla kuşun uzun yolculuğu sırasında hiçbir dinlenme imkanı yoktur. Varış, başlangıç noktasından 4000 km uzaktadır ve bu mesafe aralıksız yaklaşık 250 bin kanat çırpışını gerektirir. Yolculuğun tümü 88 saaten fazla sürer. Kuşun yolculuğa başlarken ağırlığı 200 gramdır. Bunun 70 gramı, yolda yakıt olarak kullanılacak yağlardan oluşur. Ancak kuş bilimciler, bir altın yağmur kuşunun bir saat uçmak için harcadığı enerjiyi tespit etmiş ve kuşun 88 saatlik uçuş için en az 82 gram yakıt harcayacağı sonucuna varmışlardır. Yani kuşun 12 gramlık bir açığı vardır ve hesaplara göre Hawaiye varmadan yüzlerce kilometre önce enerjisinin bitmesi ve denize düşmesi gerekmektedir. Ama bu hesaba rağmen altın yağmur kuşları hiçbir zaman denize düşmez ve her sene başarıyla Hawaiye ulaşır.

    Peki bu canlıların sırrı nedir? Bu kuşları yaratan Allah, onlara uçuşlarını kolaylaştıracak ve verimlileştirecek bir yöntem ilham etmiştir. Kuşlar gelişigüzel bir şekilde değil, sürü halinde uçar. Uçarken de hepsi belirli bir sıraya girer ve havada bir "V" şekli oluşturur. Bu V şekli, karşılaştıkları hava direncini azaltır. Bu uçuş düzeni o kadar etkilidir ki, kuşlar bu sayede yaklaşık % 23lük bir enerji tasarrufu sağlar. Bu şekilde, yere indiklerinde fazladan 6-7 gram daha yağları kalmış olur. Bu artan yağ ise gereksiz değildir; rüzgarların ters yönden esmesi durumunda kullanılacak yedek yakıttır. Bu olağanüstü durum karşısında şu soruları sormak gerekir:
    Uçuş için ne kadar yağ gerektiğini kuş nereden bilir?
    Bu kadar yağı tam yolculuk öncesi nasıl ayarlayabilir?
    Uçuş mesafesini ve tam olarak ne kadar yakıt tüketileceğini nasıl hesaplar?
    Kuş Hawainin Alaskadan daha iyi koşullarda olduğunu nereden bilir?

    Kuşların bu bilgilere ulaşmaları, bunlara uygun hesaplar yapmaları ve bu hesaplara uygun toplu uçuşlar gerçekleştirmeleri imkansızdır. Bu ise, yaptıkları işlerin gerçekte kuşlara "ilham edildiğini", bu canlıların üstün bir güç tarafından yönlendirildiklerini gösterir. Nitekim Kuranda "dizi dizi uçan kuşlar"a dikkat çekilmekte ve bu canlıların Allahın kendilerine ilham ettiği bir bilince sahip oldukları haber verilmektedir: Görmedin mi ki, göklerde ve yerde olanlar ve dizi dizi uçan kuşlar, gerçekten Allahı tesbih etmektedir. Her biri, kendi duasını ve tesbihini şüphesiz bilmiştir. Allah, onların işlediklerini bilendir. (Nur Suresi, 41) Onlar, üstlerinde dizi dizi kanat açıp kapayarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları Rahman (olan Allah)tan başkası (boşlukta) tutmuyor. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla görendir. (Mülk Suresi, 19)

    Yolu nasıl buluyorlar?

    Uçmak çok fazla güç gerektirir. Bu nedenle kuşlar, vücut kütlelerine oranla en fazla kas dokusuna sahip canlılardır. Metabolizmaları da kasların harcadığı güçle doğru orantıda ayarlanmıştır. Bir canlının metabolik hızı, ısıdaki 10 derecelik bir artışla ortalama iki katına çıkar. Bir serçenin 42 derecelik, bir ardıç kuşunun 43.5 derecelik vücut sıcaklıkları ise, metobolizmalarının ne kadar hızlı çalıştığını gösterir. Bir kara omurgalısına ancak ölüm getirecek olan bu vücut ısısı, enerji tüketimini ve böylece gücü artıran bir etken olarak, kuşlar için hayati önem taşır. Kuşlar bu derece fazla enerji sarf ettikleri için, yedikleri besinleri de çok iyi biçimde sindirecek bir yapıya sahiptir. Kuşların sindirim sistemi, alınan besinin en verimli şekilde değerlendirilmesini sağlar. Örneğin büyümekte olan yavru leylek, yediği 3 kg. besinle 1 kg. ağırlık kazanır. Bu oran, aynı besinlerle beslenen memelilerde 10 kg.a karşılık 1 kg. ağırlıktır. Kuşların dolaşım sistemi de, yine yüksek enerji ihtiyacına uygun olarak yaratılmıştır. İnsanın kalbi dakikada ortalama 78 kere çarparken, bu sayı serçede 460, sinek kuşunda 615tir. Aktif uçma çok yüksek bir enerji gerektirdiği için, kan dolaşımı da kara canlılarına göre çok daha hızlı gerçekleşmektedir. Bu yüksek metabolik hız ve enerji sarfiyatı için gerekli olan oksijen, özel "hava tipi" akciğerler aracılığıyla vücuda alınır. Kuşlar bu denli yüksek enerji harcarlar, ama bu enerjiyi de çok yüksek verimle kullanır. Kara canlılarıyla karşılaştırıldığında, enerji sarfiyatları kadar verimlilikleri de çok yüksektir. Örneğin göç sırasında bir kırlangıç her kilometre 2.5 kilokalori harcarken, bu küçük bir memelide 41 kilokaloridir. Kuşları kara canlılarından ayıran bu özelliklerin hiçbiri mutasyonlarla ortaya çıkamaz. Eğer rastgele mutasyonlarla bu özelliklerden herhangi birisinin meydana geldiği farz edilse bile -ki bu imkansızdır- bu özellik dahi tek başına hiçbir anlam ifade etmeyecektir. Uçmak için gerekli olan yüksek miktarda enerjiyi sağlayan metabolizmanın oluşması, hava tipi bir akciğer olmaksızın hiçbir işe yaramayacak, aksine yetersiz oksijen alımından dolayı canlının boğularak ölmesine yol açacaktır. Öncelikle hava tipi akciğerin oluşması durumunda ise, canlı gereğinden çok daha fazla oksijen alacak ve bunun sonucunda zarar görecektir. Bir başka imkansızlık iskelet yapısından kaynaklanır: Kuş, bir şekilde hava tipi bir akciğere ve metabolik adaptasyonlara sahip olsa bile, yine de havalanamayacaktır. Zira canlı ne kadar güçlü olursa olsun, bir kara canlısının ağır ve nispeten ayrık iskelet yapısıyla havalanması mümkün değildir. Kanatların oluşması ise, başta da değindiğimiz gibi, apayrı ve yine kusursuz bir "tasarım" gerektirir.

Sayfayı Paylaş