Kuranı Anlayarak Okumak

Konu, 'Din ve İslamiyet' kısmında Tılsım tarafından paylaşıldı.

  1. Tılsım

    Tılsım Pasif yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    134.232
    Konular:
    45.139
    Beğeniler:
    3.833
    Nereden:
    Belirtilmedi
            
    Kur’an’ı Anlayarak Okumak


    Kur’an’ı düşünerek tefekkür ederek ve cümlelerin manasını iyice anlayarak okumak lazımdır. Her insanın gücü yettiğince Kur’an’ı anlamaya çalışması gerekir.

    Kur’an inananlara doğru yolu göstermek için Yüce Allah tarafından Cibril vasıtasıyla Hz. Muhammed (s.a.s.)’e indirilen en son vahiydir.

    Bilindiği üzere Kur’an’ın ilk emri “Yaratan Rabbinin adıyla oku"dur. (Alak 2)Dolayısıyla Kur’an her seviyedeki insanın okuması gereken bir kitaptır.

    Birçok insan Kur’an’ı manasını bilmeden ibadet neşvesi ile okur.

    İşte bu yazımızda Kur’an’ı okumak ve anlamanın önemi üzerinde durup asr-ı saadetten günümüze kadar Kur’an’ın nasıl okunduğu hususuna açıklık getirmek istiyoruz.

    Kur’an okumanın fazileti Allah kelamı olan Kur’an-ı Kerim’in Müslümanlar nezdinde çok büyük bir değerivardır. Çünkü o inananlara hidayet kaynağı olarak indirilmiştir. (Bakara 2)Kur’an-ı Ke-rim’i okumak Allah katında ecir ve sevabı çok yüksek olan bir ibadettir.

    Nitekim Hz.Peygamber (s.a.s.) bu hususu hadislerinde şu şekilde beyan etmektedir:

    “Ümmeti-min ibadetinin en faziletlisi Kur’an okuma ibadetidir." (Celalüddin es-Suyûtî Camiu’s-SağirKahire 1954 I 50; el-İtkan fi Ulumi’l-Kur’an Beyrut 1973 I 104; el-Hindî Alauddin Kenzu’l-UmmalBeyrut 1985 I 526; İbnü’l-Cezerî en-Neşru fi Kıraati’l-Aşr I 3-4)

    “Bir kimsenin Allah’ın kitabından bir harf okuması bir hasenedir. Hasene de on misli sevap (mükafaat)la karşılanır. Ben size (Elif-Lâm-Mim) bir harftir demiyorum. Belki “Elif" (başlı başına) bir harf“Lam" da bir harf “Mim" de bir harftir." (Tirmizî Fedâilü’l-Kur’an 16. Bu konudaki başka hadisler için bkz. Darimî Sünen Beyrut trs II 429; Tirmizî Fedâil 2)

    “Kur’an okuyunuz zira Kur’ankendisini okuyanlara kıyamet gününde şefaatçi olarak gelir." (Müslim Müsafirun 252)

    Yukarıda zikrettiğimiz hadislerde açıkça görüldüğü gibi Hz. Peygamber okunanKur’an’ın her harfine karşılık on sevap verileceğini okuyanlar için Kur’an’ın dünya-da huzur kaynağı ahirette de şefaatçi olacağını bildirmiştir.

    Hz. Peygamber’in Kur’an’ın okunmasıyla ilgili emir ve teşvikleri sebebiyle sahabe-i kiram ve onları takip eden Müslümanlar Kur’an okumayı ve onunla meşgul olmayı daima ön plânda tutmuşlardır.

    Bizler de Kur’an okumaya gece ve gündüz devam etmeliyiz Kur’an’ı elden ve dil-den hiç bırakmamalıyız. İşte o zaman göğüsler açılıp ferahlanır kalpler nurlanır ina-nan her nefis şifa bulur. Nitekim Yüce Allah “Ey insanlar! İşte size Rabbinizden biröğüt kalplere bir şifâ ve inananlar için yol gösterici bir rehber ve rahmet (olanKur’an) geldi." (Yunus 57) buyurmaktadır.

    Hz. Peygamber’in Kur’an’ı okuyuş tarzıHz. Muhammed (s.a.s.) biz müminlere her konuda oluğu gibi Kur’an’ı okuma ve anlama konusunda da en güzel örnektir. Nitekim Yüce AllahMüzzemmil suresinde “Kur’an’ı ağır ağır oku." (Müz-zemmil 4)buyurmaktadır.

    Bu ayette geçen tertil Arap dilinde; bir şeyi güzel dizmek ve tertiplemek; kusursuz olarak açık seçik ve hakkını vererek beyan etmek; bir metni okurken yavaş ya-vaş acele etmeden tane tane ve her harfin tilavetinin hakkını vererek okumak demektir."(Rağıbel-Isfehânî Müfredat s 341; İbn Manzur Lisanu’l-Arab RTLmad.)

    Kıraat ilminde ise tertil; Kur’an’ı yavaş yavaşacele etmeden harf ve harekeleri dizilmiş inci ta-neleri gibi net bir şekilde telaffuz ederek; ayette-ki mana ve hikmeti düşünerek ağır ağır okumakdemektir.(Kurtubî el-Câmi Li Ahkâmi’l-Kur’an I 17; İb-nü’l-Esîr en-Nihaye RTL mad.)

    Mü’minlerin annesi Ümmü Seleme’ye: “Rasû-lüllah’ın Kur’an’ı kıraatı nasıldı." diye sorulduğunda; Rasulüllah’ın kıraatının manaya yönelik birokuma tarzı olduğunu açıklamış ve bu açıklamasında o Fatiha suresini örnek vererek: “Allah’ın Rasûlü Fatiha suresini okurken “elhamdülillahi rab-bi’l-âlemin" der dururdu “er-Rahmanirrahim" derdururdu “Maliki yevmi’d-Din" der dururdu.

    Onu dinleyenler bildiler ki Allah Rasûlü harf harfKur’an’ı tefsir ediyordu" (Tirmizî Kıraat 2927; İmamGazalî İhya I 288)demiştir.

    Ayrıca Peygamber Efendimiz (s.a.s.) Kur’anokurken âdeta onunla sıkı bir ilişki hâlinde bulun-duğu ifade edilmiştir. Hz. Peygamber Kur’an okurken rahmet ayetine geldiği zaman durup Al-lah’tan rahmet diliyor azap içeren bir ayet oku-duğunda da o azaptan Allah’a sığınıyor ve duaediyordu. (Bkz. Müslim Salatu’l-Musâfirîn 38; Nesâî Kıyâ-mu’l-Leyl 25; İbn Mâce İkâmetü’s-Salat 179)

    ÂlimlerPeygamber (s.a.s.)’in bu tarz okuyuşunu ve bukonudaki tavsiyelerini göz önünde bulundurarakKur’an’ı okurken bu şekilde davranmanın sünnetolduğunu söylemişlerdir. (Suyûtî Adâbu Tilâveti’l-Kur’an ve Te’lifihi Beyrut 1987 s. 104)

    Meselâ bu hususta ez-Zerkeşî şöyle demek-tedir: “Dil Kur’an’ın lafızlarını okurken kalp de ma-nasını tefekkürle meşgul olmalı ve her ayetin ma-nası bilinerek okunmalıdır.

    Manası bilinmeden ve anlaşılmadan ayet terk edilip gidilmemelidir. Kur’an okunurken rahmet ayetine rastlayınca kalp sevinçle dolmalı rahmetini daim etmesi için Allah’a dua edilmeli; azap ayetine rastlayıncaayet kâfirler hakkında ise imanı sebebiyle kul Rabbine hamd ve şükür etmeli ve ateşten Allah’a sığınmalıdır.

    Okuyan kendisinin muhatabı olduğu ayetlerde durup düşünmeli şayet emredilen şeyler kendinde var ise yine Allah’a hamdetmeli ve arkasından “Allahım seni zikretmem sana şükretmem ve güzel ibadet etmem için banayardım et."; “Rabbim ilmimi ve anlayışımı artırbenim ruhumu Müslüman olarak al ve salihler zümresine ilhak eyle" diye dua etmeli; ayette em-redilen şey kendisinde yok ve bu konuda hatalıise özrünü bilip derhal büyük bir pişmanlıkla Al-lah’a tövbe edip affedilmesini niyaz ettikten son-ra okumasına devam etmelidir.

    Allah’ın yasakları-nı ihtiva eden ayetlere gelince de tersini düşünmeli. Anlatılan kıssalardan hikmet dolu öğüt venasihatlerden yol gösteren kılavuzluğundan isti-fade etmelidir." (ez-Zerkeşî Bedruddin el-Burhân fî Ulu-mi’l-Kur’an Beyrut trs I 454 vd.)

    Meselâ Kur’an okuyan Mü’min Allah’ın: “Eyİnananlar! Allah’a tevbe-i nasuh ile tevbe ediniz"(Tahrim 8) ayetini okuyup da tövbe etmeden geçmesi yani işlemiş olduğu günahlarını göz önünegetirip hatırladıktan sonra bir daha işlememeküzere kesin karar verip Allah’tan affını istemedengeçmesi ya ayeti anlamadığını gösterir veya Allah’ın emrine kulak asmadığını gösterir ki her ikisi de en azından Kur’an okumanın maksadına ters düşer.

    Şunu çok iyi bilmeliyiz ki Kur’an okuyan mü-min Allah’la konuşmaktadır.

    Muhammed İkbal’in dediği gibi kişi onu okurken ilk defa kendi-sine indiriliyor ve muhatabı sadece kendisi olanayetler olarak okumalıdır. (Duman M. Zeki Nüzulün-den Günümüze Kur’an ve Müslümanlar Ankara 1996 s. 68)

    Kur’anın ayetleri üzerinde düşünmeye ve manasını anlamaya o kadar önem verilmiştir ki bazıâlimler Kur’an’ı tarif ederken; “üzerinde düşünüpibret almak için indirilmiş Arapça sözlerdir" demişlerdir. (Vehbe ez-Zühaylî Usûlü’l-Fıkhı’l-İslâmî Dı-meşk 1986 I 421)

    Sahabenin Kur’an’ı okuyuş tarzı Hz. Peygamber’den sonra kendimize örnek verehber edinmemiz gereken kişiler sahabe-i kiramdır. Asr-ı Saadette sahabe-i kiram Kur’an’ıokuyup ezberlemeye özen gösterdikleri gibi aynızamanda onun üzerinde düşünme onu anlamave onunla amel etmeye de özen gösteriyorlardı.

    Tâbiûnun ileri gelenlerinden Ebû Abdirrahmanes-Sülemî (ö.74/693) şöyle demektedir: “OsmbaIII365; Suyûtî el-İtkân fî Ulûmi’l)İbn Mes’ud (r.a)’ın şu sözü çok manidardır:“Bize Kur’an’ın lafzını ezberlemek zor onunla amel etmek ise kolay gelirdi; bizden sonrakilerede Kur’an’ı ezberlemek kolay onunla amel etmekise zor gelmektedir." (Kurtubî age. I 39)

    Hz. Ömer’inoğlu Abdullah’ın Bakara suresini sekiz yılda ezberlediği nakledilmektedir.(Suyûtî age. II 226)

    Bu rivayetler Kur’an okurken onların günümüzde olduğu gibi okuyup geçmediklerini üzerinde düşüne düşüne ve içlerine sindire sindire okuduklarını göstermektedir.

    Hatta sahabeninmuhakemeleri henüz gelişmemiş ve Kur’an’daanlatılanları anlayamayacak yaştaki çocuklarınaKur’an okutmadıkları ifade edilmektedir. (KettânîAbdulhay et-Terâtibu’l-İdariyye Beyrut trs II 296)

    İşte bu hususları göz önünde bulunduran ba-zı âlimler Kur’an’ı anlayıp üzerinde düşünmedenonu okumayı hoş karşılamamışlardır. (Zerkeşîage. I 455)

    Hasanü’l-Basrî’nin (ö.110//728) anlamını bilmeden çocuk ve kölelerin Kur’an’ı okumaların-dan şikâyet ettiği ve bu şikâyetini dile getirirken şu ayeti okuduğu rivayet edilmektedir; (Acurrî EbuBekr Muhammed b. Hüseyin Ahlâku Hameleti’l-Kur’anBeyrut 1987 s. 50)“(Ey Muhammed!) Sana bu mübarek Kitabıayetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlardiye indirdik." (Sâd 29)

    Yine Tâbiûndan Sâid b. Cübeyr (ö.95/713)“Kur’an’ı okuyup sonra da onun manasını anlama-ya gayret etmeyen kişi kör -veya bedevî- gibidir." demiştir.(Taberî Câmiu’l-Beyân I 36)

    Hz. Ömer zamanına ait olarak nakledilen şu rivayet dikkat çekicidir: Hz. Ömer’in hilâfeti döne-minde Basra valisi Ebû Musa el-Eşarî Hz. Ömer’e bir mektup göndererek Basra’da o yıl Kur’an’ı ez-berleme işiyle uğraşanların çokluğundan söz eder ve Beytü’l-Mal’dan bunlara yardım gönderilmesini ister.

    Vali ertesi sene aynı istekte bulunurve Kur’an hıfzıyla uğraşanların kat kat arttığını haber verir. Hz. Ömer’in ona verdiği cevap şöyledir:“Onları kendi halleriyle başbaşa bırak. Korkarım ki insanlar kendilerini Kur’an’ı ezberleme işine kaptırır ve onu anlama işini ihmal ederler." (Kettâ-nî age. II 279)

    Bütün bu rivayetler gösteriyor ki Asr-ı Saadet-te Kur’an’ın sırf lafzını ezberlemeye yönelik oku-ma şekli ne tavsiye edilmiş ne de önem kazanmıştı.

    Sadece Kur’anın manasını anlamak ve hü-kümlerini hayatta yaşamak için okunmuş lafzının değil manasının hafızı olmak için çalışılmış ve yaşanmıştır. Çünkü o dönem Kur’an’ın anlaşılmave yaşanma dönemi; hayata bakış eşyayı değerlendirme dünya ve ahiret dengelerini kurabilmek için nefisle mücadele devri idi.

    Bu arada ashabın Kur’an’a mutlak bir bağlılıklabağlı olduklarını gelen emirlere anında itaat ettik-lerini de belirtmek gerekir.

    Bu konuda pek çok misal göstermek mümkündür. Ancak konuyu uzatmamak için bir misali zikretmekle yetineceğiz:Enes b. Mâlik şöyle diyor: Peygamber (s.a.s.)daha önce Kudüs’e doğru namaz kılıyordu. Bilâhare;“Yüzünü göğe çevirip durduğunu görüyoruz. Hoşnut olacağın kıbleye seni ey Muhammed elbette çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haramsemtine çevir..." (Bakara 144)ayeti indi.

    Bu ayet in-dikten sonra biri Seleme oğullarının yurdundangeçiyordu. Onlar sabah namazına durmuş rükûdaidiler. Namazın bir rekâtını kılmışlardı. O geçen kişi kıblenin değiştiğine dair onlara seslendi. Rükû-da oldukları halde Kâbe’ye doğru yöneldiler. (Müs-lim Mesâcid 15)

    İçkinin kesin olarak yasaklanmasıve diğer emir ve yasaklarla ilgili ayetler indiğindede aynı hassasiyeti göstermişler ve hemen hayatlarında uygulamaya geçmişlerdir.

    Kur’an ayetleri üzerinde düşünmek ve onlarıanlamaya çalışmak hususunda herhangi bir kültür düzeyi aranmıyordu.

    Kur’an okuyan herkesonu anlamak ve onunla amel etmek için çalışı-yordu. Ancak herkesin böyle bir çaba içerisindeolması hepsinin onu aynı düzeyde anladıkları an-lamına gelmez.

    Anlamını bilmedikleri kelime veya terkipleri Peygamber (s.a.s.) hayatta iken onaonun vefatından sonra ise o konuda uzman olan âlimlere soruyorlardı.

    Kur’an-ı Kerim onların konuştukları bir dille inmişti. Ancak Kur’an’ı aynı düzeyde anlamaları içinbu yeterli değildir. Çünkü Kur’an ayetleri birbirlerini açıklamaktadır.

    Kur’an’la iştigali daha fazla olan onu anlama konusunda diğerlerinden dahafazla imkâna sahiptir. Yani sahabenin Kur’an’ı anlama düzeyleri birbirinden farklıydı.

    Ancak anlama düzeyi düşük olan da Kur’an’ı anlamaya çalışıyordu ve kimse ona niçin Kur’an’ı anlamak içinuğraşıyorsun. Bu işten vazgeç seviyen buna müsait değildir demiyordu.

    Anlayabildiğini anlıyoranlayamadığını da bir âlime soruyordu. NitekimYüce Rabbimiz de “Eğer bilmiyorsanız ilim ehlinesorun." (Nahl 43)buyurmuştur.

    Dikkati çeken diğer bir husus ise yanlış anla-yanların hatalarını kabullenmeye hazır olmalarıdır. Bu onların dine olan bağlılık ve samimiyetlerininayrıca birbirlerine olan güvenlerinin göstergesidir.

    Özet olarak diyebiliriz ki o devirde Kur’an’ınöğrenim ve öğretimi -günümüzde olduğu gibi-Kur’an’ı sadece lafız olarak okumaya ve ezberlemeye yönelik bir okuma şekli değildi. Tam aksi-ne zarf durumundaki kelimelerin Yüce Allah’tan taşıdığı manayı öğrenmek ve o manaya göre yaşamaktan ibaretti.

    Kur’an’ın zarfı değil mazrufu okunuyordu. Hele hele mana tamamen gözardıedilerek Kur’an’ın sadece metninin ezberlenmesi hiç değildi.

    Günümüzde Kur’an’ın okunuşuMüslümanlar artık Kur’an’ı harfî okumadan kurtulup ayetler üzerinde düşünüp anlamayı esas alan bir yöntemle okumaları gerekmektedir.

    Bütün dünyada insanlar öğrenmek için okurken biz tam tersine okumak için öğreniyoruz. Zira bütün gayretimiz sadece ayetin Arapça orijinalini güzel okumaya yönelik olmaktadır.

    İnsan Kur’an’ı bu şekilde tilavet ederken güzel okuyayım endişesiyle ayetlerin hangi manaları içerdiği-ni düşünmeye fırsat bulması mümkün değildir. Kur’an’ı düşünerek tefekkür ederek ve cümlelerin manasını iyice anlayarak okumak lazımdır.

    Her insanın gücü yettiğince Kur’an’ı anlamaya çalışması gerekir. Anlamadığı zaman da bilen bir âlime sorması gerekir. Zira Yüce Allah: “...bilmiyorsa-nız zikir ehline sorun." (Nahl 43)buyurmaktadır.

    Kur’an’ı okurken kişinin kendini kitaba kaptırması ve kafasında kitapta anlatılan gerçekleri kıssaları ve istekleri canlandırması gerekir.

    Nitekim daha önce de bahsettiğimiz gibi sahabe-i Kiram Allah’ın kitabını böyle okuyorlardı. Onlar Kur’an’ıokuduklarında onun seviyesine yükseliyorlardı.

    Bizler ise Kur’an’ı okuyup onu kendi seviyemiz eindirmeye çalışıyoruz. Bu ise Allah’ın kitabına karşı bir kusur bir haksızlıktır.

    Bugün Kur’an’ı doğru olarak anlamak mecburiyeti vardır. Bu bakımdan günümüz Müslümanı Kur’an’ı düşünce bilgi ve medeniyet merkezinin tam ortasına yerleştirmelidir.

    Müslümanların artık Kur’an’ı sadece lafzî olarak değil düşünme ve anlamayı esas alan bir yöntemle okumaları gerekmektedir.

    (Alıntı)
    (Prof. Dr. Mehmet SoysaldıFırat Üniv. İlahiyat Fak.
    SEHZADE bunu beğendi.
  2. SEHZADE

    SEHZADE Yeni yorumcu

    Kayıt:
    8 Ekim 2006
    Mesajlar:
    29.252
    Konular:
    10.409
    Beğeniler:
    1.298
    Nereden:
    Belirtilmedi
    Mealiyle okumayı tercih ederim, tşkler..

Sayfayı Paylaş