Kompozisyonun Altın Kuralları

Konu, 'Fotoğrafçılık' kısmında Damien tarafından paylaşıldı.

  1. Damien

    Damien Nihilist Sehpa

    Kayıt:
    28 Ağustos 2006
    Mesajlar:
    13.490
    Konular:
    682
    Beğeniler:
    1.223
    Nereden:
    İstanbul
            
    Digital Photoline 2004/03, sf.54


    Fotoğraf çekerken olabildiğince seçici davranın. Konuyu desteklemeyen ögeleri çerçevenizin dışında bırakın.
    Düzgün bir kompozisyon için gerekli olan kuralları incelemeyi sürdürüyoruz. Bu sayıda yalınlık, derinlik, perspektif, denge ve oranlar üzerinde duracağım.


    Yalınlık

    Yalınlık, ya da sadelik, az söz söyleyere çok şey anlatmaktır. Yani, az sayıda öge kullanarak bir fotoğrafı oluşturmaktır. Yalınlığı bir kavram olarak tanımlamak çok zor değilse de, fotoğrafik olarak uygulamak zordur. Herhangi bir objenin homojen yapıda bir fon önünde tek başına görüntülenmesi olabileceği gibi, söz konusu fonun herhangi bir obje olmadan tek başına görüntülenmesi de yalınlık olarak tanımlanabilir. Kısaca, “karmaşık olmayan yapıdaki fotoğraflar yalındır” diyebiliriz. Karmaşa, fotoğrafın algılanmasını geciktirir (bazen de engeller). Bu nedenle, arka planın (yani fonun) rengi ve dokusu önemlidir. Yalınlık, boşluk demek değildir. Uçsuz bucaksız bir gökyüzünde tek başına süzülen bir martı, yemyeşil otlarla kaplı bir tarlada tek bir çiçek ya da dingin bir denizde yol alan bir tekne, yalın kompozisyonlardır. Dar açıyla gören (tele) objektifler, konuyu çevredeki ayrıntılardan soyutlayarak yalınlık duygusunu vermekte etkilidirler. Ayrıca, net alan derinliğini azaltan tüm etkenler (uzun odaklı objektif kullanımı, açık diyafram kullanımı ve konuya yakınlaşmak), görüntüyü yalınlaştırmak için kullanılabilirler. Yalınlık, konunun belirginliğini de arttıran bir ögedir. Ama yalınlık, tek başına da kullanılabilecek bir ögedir. Mimaride son dönemde sıklıkla karşılaştığımız “minimalist” yaklaşımı fotoğrafa taşıdığımızda, ortaya çıkan görüntülerin dinginlik duygusu veren etkisini daha iyi açıklayabilirim. Özellikle her gün her yerde karşımıza çıkan karmaşık görüntülerin (billboard’lar, video klipler, reklamlar...) beynimizde yarattığı ağırlığı azaltacak olan yalın görüntülere olan gereksinimimiz gün geçtikçe artıyor. Bu yüzden size tavsiyem, fotoğraf çekerken olabildiğince seçici davranın. Konuyu desteklemeyen ögeleri çerçevenizin dışında bırakın. Eğer bunu yapamıyorsanız, onları flulaştırmayı deneyin.

    Derinlik

    Temelde fotoğraf, eni ve boyu olan iki boyutlu bir malzemedir. Herhangi birisi, deklanşöre bastığı anda (iyi ya da kötü) mutlaka iki boyutlu bir fotoğraf çekebilir. Üçüncü boyut olan derinliği fotğrafa katabilmek ise biraz daha zordur. Fotoğrafa baktığınız zaman kimi ögelerin yakında, kimilerinin ise daha uzakta olduğunu anlayabiliyorsak, bu fotoğrafta derinlik vardır. Işığın yönü, net alan derinliği ve perspektif gibi özelliklerin kontrol edilmesiyle fotoğrafa derinlik duygusu verilebilir. Bir tele objektifle çekilmiş, çok sınırlı bir net alan derinliğine sahip olan bir aslan fotoğrafı bize uzakta olma duygusu vererek derinliği sağlar. Oysa geniş açılı bir objektifle Kapalıçarşı içinde çekilmiş bir fotoğraf da, her iki yandaki dükkanların daralan perspektifi sayesinde bize uzaklaşma etkisi vererek derinliği vurgulayabilir. Öte yandan yanal ışık altında çekilen bir elmanın da hacmini ve dolayısıyla fotoğraftaki derinliği algılayabiliriz. Birbirinden tamamen farklı yaklaşımlarla üçüncü boyutu fotoğrafınıza katabilirsiniz. Hangisini seçerseniz seçin, çekeceğiniz her fotoğrafa üçüncü boyut etkisini katmaya çalışın.

    Fotoğraftan hiç anlamayan insanlar için, görüntüdeki bütün ögelerin aynı netlikte olması çok önemlidir. Ön planda, ya da arka planda kısmi netsizlikler varsa, yani derinlik vurgulanmışsa, burun kıvırarak “ama bunlar flu” (!) şeklinde tuhaf tepkiler gösteren yığınla insan tanıdım. Elimden geldiğince, bunun amaçlanan bir fluluk olduğunu ve derinliği vurgulamak için yapıldığını anlatmaya çalıştım. Onları aydınlatmayı başarıp başaramadığımdan çok emin değilim. Ama sizden ricam, elinizden geldiğince siz de çevrenizdeki naif fotoğrafseverleri bu konuda eğitmeye çalışın. Fotoğraf çekme amacının her yerde aynı netliği yakalamaya çalışmak olmadığını diliniz döndüğünce anlatın.

    Pespektif

    Perspektif, bize yakın olan objelerin büyük, uzak olan objelerin ise giderek daha küçük görünmesi etkisidir. Bu etki, uzaklığı algılamamızı sağlar. İki boyutlu her türlü görsel malzemede (mimari çizimler, grafik, resim, v.b.) üçüncü boyutu anlatmanın en etkili yoludur. Fotoğraf da benzer şekilde, uzaklığı ya da derinliği anlatabilmek için perspektiften yararlanır. Özellikle geniş açılı objektiflerin perspektifi abartma etkisi, yani yakındakileri daha yakında, uzaktakileri ise daha uzakta gösterme yeteneği vardır. Bu etkiyi verimli kullanabilmek için geniş açılı objektif ile konuya (netliği kaybetmeden) iyice yaklaşılmalıdır. Böylece konunun boyu büyürken, arka plandaki nesneler küçülecektir.

    Öte yandan uzun odaklı tele objektifler ise, perspektif etkiyi ortadan kaldırma yeteneğine sahiptir. Tele objektifler ile uzaktan çekilen görüntülerde, konu ile arka plan arasında sanki hiç bir uzaklık yokmuş gibi algılanır. Bu etkiye "perspektif yığılma" etkisi denir. Örneğin tele objektifle çekilen gün batımı fotoğrafında, ufuk çizgisi üzerinde yer alan yapılar ile (aslında çok uzakta olan) güneş arasında hiç bir uzaklık yok gibidir.

    Denge/Oranlar

    Farklı renk ve parlaklık değerlerinin oluşturduğu kümelere "leke" denir. Mavi bir kapı önünde yaşlı bir adam portresi fotoğrafında, adamın yüzü geniş bir lekedir. Sonbaharda çekilmiş bir orman fotoğrafında, farklı tonlarda renklere sahip olan her bir ağaç küçük birer lekedir. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Ama özetle; fotoğrafta yer alan her öge, aslında gözümüze çarpan birer lekedir. Bu lekelerin, bütün fotoğraf alanı içinde kapladıkları alan ile birbirlerine olan oranları önemlidir. Bu konuda kesin değerler olmamakla birlikte, kabul gören yaklaşımlar şöyledir:

    1) Asıl konu, genel çerçeve içinde çok küçük kalmamalıdır (Bazen, farklı bir renge sahip olan bir konu, leke değeri değil, renk değeri ile önem kazanabilir. Bu durumda lekenin boyutu önemli olmaktan çıkabilir).
    2) Konunun (lekenin) yeri iyi seçilmelidir. Tam ortaya ya da kenarlara yerleştirmemeye özen göstermekte yarar vardır. Genel olarak "altın kesim" oranlarına sadık kalmak iyi sonuç verir.
    3) Konuyu, bir tarafa daha yakın yerleştirmeyi düşünüyorsanız, fotoğrafın ağırlık merkezinin dengede kalabilmesi için ters yönde de lekelere yer vermenizde yarar vardır. Böylece, fotoğrafın genel dengesini korumuş olursunuz (Bazen radikal kadrajlar yaparak, dengeyi bilinçli olarak bozmak da mümkündür. Ancak bunu yapma nedeninizin de anlaşılması gerekir. Aksi halde büyük bir yanlış yapmış oldunğuz düşünülür).

Sayfayı Paylaş