Islami fıkıh ansiklopedisi (alfabetik)

Konu, 'Dinimiz İslam' kısmında Tılsım tarafından paylaşıldı.

  1. Tılsım

    Tılsım Yeni yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    0
    Beğeniler:
    0
    ZEKATA NİYET ETMEDEN FAKİRE BİR ŞEY VERİP, BİLAHARE ONU ZEKAT SAYMAK CAİZ OLUR MU?
    Niyyetsiz olarak fakire verdiği şey zekata niyyet ettiği anda hala fakirin elinde mevcut ise Hanefi mezhebine göre zekat sayılır, değilse sayılmaz
  2. Tılsım

    Tılsım Yeni yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    0
    Beğeniler:
    0
    ZEKATA TABI MALLAR NASIL DEĞERLENDIRILECEK, BUGÜNKÜ RAIC DEĞERIYLE MI, YOKSA ALIŞ FIYATIYLA MI?
    Zekata tabi malların değerinin düşüp kalkması her zaman muhtemeldir Onun için ne yıl başında ne de ortasındaki değer nazar-i itibare alınmaz Yıl sonunda bilir kişiler tarafından değerlendirilip o günkü raice göre her şeyin fiatı yerinde tesbit edilecektir Yani fabrika malı fabrika fiatına göre, piyasa malı ise piyasaya göre hesaplanacaktır
  3. Tılsım

    Tılsım Yeni yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    0
    Beğeniler:
    0
    ZEKATTAN BORÇLU OLAN KİMSE VEFAT EDERSE VARİSLERİ TEREKESİNDEN ZEKATINI VERMEĞE MEVBUR MUDURLAR?
    Zekattan borçlu olan kimse imkan bulduğu halde zekatını vermeden önce vefat ederse Şafii mezhebine göre vasiyet etmezse de terekesinden verilmesi gerekir Çünkü hayatta iken zimmetinde sabit olmuştu Sair kul hakları gibi vefatıyla sakit olmaz
    Hanefi mezhebine göre ise vasiyet etmemiş ise terekesinden alınmaz Çünkü vefatıyla tereke varislere intikal eder Yalnız varisler baliğ oldukları takdirde teberru ederek murisin zekatını çıkarabilirler
  4. Tılsım

    Tılsım Yeni yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    0
    Beğeniler:
    0
    ZENGİN BİR MÜSLÜMAN FAKİR OLAN DAMADINA ZEKAT VEREBİLİR Mİ? (EVLAD, ANNE, BABA, TORUN VE SAİREYE ZEKAT VERİLMEZ) HÜKMÜNE Mİ GİRER?
    Anne baba, evlad ve torunlarına; evlat ve torunlar da anne ve babalarına zekat veremezse de damad hakiki evlat sayılmadığı için muhtaç olduğu takdirde kayın babasıyla kayın validesinin zekatlarını alabildiği gibi muhtaç kayın babasıyla kayın validesine de zekat verebilir Yani usül ve fürü hakkında cari olan zekat hükümleri nikah sebebiyle meydana gelen kayınbabalık ve damadlık vasfına haiz olan kimseler hakkında cari değildir
  5. Tılsım

    Tılsım Yeni yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    0
    Beğeniler:
    0
    BAZI ZEKÂT MES'ELELERİ Zekatımı memur olan ve evlenmek için paraya ihtiyacı bulunan bir yakınıma verebilir miyim? Verebilirsem hepsini aynı kişiye verebilir miyim?
    Gelinimin 93 gr altını var Onun zekâtından da ben mi sorumluyum? Yoksa kendisinin mi vermesi gerekir?
    Zekat Tevbe Sûresi'nin (9) 60 ayetinde sayılan sekiz sınıfa veya bunlardan sadece birine verilir: Hanefi mezhebine göre bu sınıflardan birine giren tek bir şahsa da verilebilir Şafiî mezhebinde olduğu gibi o sınıftan en az üç kişiye dağıtılması şart değildir(Ibn Abidîn, N/62 (MA)) Çünkü adı geçen ayette "fakirlere", "miskinlere" gibi cemî (çoğul) kalıbı kullanılması, zorunlu olarak onlardan bir çoğuna verileceği anlamına gelmez Belki, o cinse verileceğini gösterir Dolayısı ile kişi zekâtını bir fakire de verebilir Buna göre sözünü ettiğiniz yakınınız usûl ve furuûnuz, yani ana-baba ve onların ana-babaları, evlat ve onların evlatları Ve eşiniz değilse zekatınızı onlara verebilirsiniz Üstelik zekatta yakınlardan başlamak daha evla olduğu için zekatınızı en iyi şekilde ödemiş olursunuz Ancak bilindiği gibi zekat zengine verilmez Zenginligin sınırı da kişinin "nisab"a sahip olmasıdır Bir diğer ifade ile, ihtiyaç mallarından fazla, elinde 85 gr altını veya 200 dirhem gümüşü, ya da bunlardan birine denk herhangi bir parası veya ticaret malı bulunan adam zengindir Şimdi sizin verdiğiz para tek başına ve sınırın üzerinde ise, ya da onun elindeki bir miktarla beraber bu sınırın üzerine çıkarsa, o kişi aldığı para ile zengin durumuna yükselmiş olacağından, ona o miktar zekat vermek caiz olsa bile mekruhtur (Merginânî, el-Hidâye I/114; Mavsilî, el-Ihtiyar, I/121 (Ç)) Caizdir, çünkü zekatın sıhhatında şart olan, onu fakire vermektir ve zekât verdiği anda o fakir idi Dolayısı ile fakire verme şartı yerine gelmiş olur Zenginlik ise, verdikten sonra oluşan bir durumdur Mekruhtur (yani hoş değildir) çünkü zekâtı ona verirken nisab miktarıni aştıktan sonrası sanki zengine verilmiş gibi olur ve yakınında pislik varken namaz kılan adamın durumuna benzemiş olur (Merginânî, age, I/115) Dolayısı ile Imamı Azam'ın (ra): "Bir kişiye verilip onun zengin edilmesini daha güzel bulurum" sözündeki, "zengin edilmesi" ifadesini; o anda istemeye muhtaç bırakılmaması şeklinde anlamak gerekir (agk) Ama Imamı Züfer bir kişiye "nisab"ı geçecek şekilde zekât vermenin hiç caiz olmadığını söyler (Mavsilî, age I/121; Merginânî, age I/114) Ancak sonraki fıkıhçı imamlarımızdan bazıları, alanın borcu olsa ve borcu çıkarıldıktan sonra kalan, "nisab"ı aşmasa, veya çoluk-çocuğu bulunsa ve onlara dağıtması halinde, her birilerine düşen, "nisab"ı aşmasa, "nisab"ın üstünde zekât verilmesinde bir mahzur olmadığını söylemişlerdir
    Ikinci sorunuza gelince: Islâmda kadınlar da müstakil şahsiyet ve müstakil mükelleftirler Malları olur, alır-satarlar, şirket kurar ticaret yaparlar Meşru oldukça buna kocaları dahi karışamaz Kendi mallarından da kendileri sorumludurlar Binaenaleyh, eğer toplamı "nisab" miktarına ulaşan altın-gümüş cinsinden süs eşyaları ve paraları varsa onlardan kadın sorumludur Harcamak onun elinde olduğu gibi zekâtı da ona gerekir Ama kadına İslam'ın tanıdığı hakların tanınmadığı, kadının ezildigi, erkeğin hakimiyeti değil de baskısının bulunduğu ailelerde, hanıma ya da geline, altınlar bir kandırmaca olarak verilmişse, istendiğinde zorla da olsa alınabiliyor ve kadının isteğine hiç bakılmıyorsa demek ki, o altınlar aslında kadının değildir O onlarla sadece kandırılmaktadır, o takdirde zekâtlarını da erkeğin, ya da bu durumda olan kayınpederin vermesi, kurbanı onun kesmesi gerekir
  6. Tılsım

    Tılsım Yeni yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    0
    Beğeniler:
    0
    BİR KİMSE BİR MİLYON LİRA İLE TİCARET HAYATINA ATILIR, YIL SONUNDA, MESELA ÜÇYÜZBİN LİRA VERECEĞİ BEŞYÜZBİN LİRA DA ALACAĞI OLURSA ZEKATINI NASIL VERECEKTİR? Şafii mezhebine göre ticaret yılı sonunda mevcut ticaret malını adil iki bilirkişi tesbit edecek Alacağını da ona ekleyecek, sonra vereceğini düşürmeden yekünün zekatını verecektir Farzedelim ki yıl sonunda ticarethanede mevcut malın değeri bir milyonikiyüzbin liradır Beşyüzbin de alacağı olduğu takdirde yekünu 1700000lira eder Buna göre verilecek zekatın miktarı 42500 liradır
    Hanefi mezhebine göre ise; mevcut mal ile, alacak tesbit edilecek Sonra vereceği hesaplanacak, o düşürüldükten sonra kalanın zekatıverilecektir Bizim misalimizde mevcut malın değeri ile alacağı 1700000 lira olursa, vereceği olan 300000 lirayı düşürecek ve sadece 1400000 liranın zekatını verecektir
    __________________
  7. Tılsım

    Tılsım Yeni yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    0
    Beğeniler:
    0
    ZIHÂR : "Zihâr", sırt anlamına gelen "zahr" kelimesinden türetilen bir kelimedir Anlamı : "sırtlaşma, sırtını sırtına benzetme" demektir Terim olarak erkeğin, karısına "sen bana anamın sırtı gibisin" diyerek, onun kendine haram olduğunu, yani onu boşadığını bildirmesi demektir
    Cahiliyyet devrinde erkekler karılarını bu yolla da boşarlardı ve bu, dönüşü olmayan bir boşama biçimi olduğundan, bununla kadınları mağdur etmiş olurlardı Islâm bunu kaldırdı ve karısını "zihâr" yoluyla boşanmayı, dönüşü olmayan bir boşama olmaktan çıkardı Ancak karısını annesine benzetmek, çirkin bir olay olduğundan, bu yolla karısını boşayan, eğer ona dönmek isterse dönebilecek, ancak ilişki kurmadan önce peşpeşe iki ay oruç tutacak, bunu yapamıyorsa altmış fakiri sabahlı akşamlı doyuracaktır Bu oruca "zihâr keffareti" denir
  8. Tılsım

    Tılsım Yeni yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    0
    Beğeniler:
    0
    ZINA CEZASI (HADD-I ZINA): Evli erkek ve kadın için recm (taşlayarak öldürme), bekâr erkek ve kadın için yüz sopa (celde) vurmaktır: "Zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüz değnek vurun Allah'a ve ahiret gününe inanan (insan) lar iseniz Allah'ın dini (ni uygulama hususu)nda sizi, onlara karşı acıma duygusu tut (up engelle) mesin Mü'minlerden bir grup da onlara yapılan, uygulanan cezaya şahid olsun" (en-Nûr 24/2)
    Recm cezası Hz Peygamber'in uygulamasıyla sabittir: "Cüheyne'den bir kadın zinadan gebe olduğu halde Rasûlullah (sas)'e gelerek: "Ey Allah'ın Rasûlü! Haddi icap eden bir iş yaptım, bana hadd(i şer'îyi) icra et' dedi Peygamber (sas) kadının velisini çağırdı: Buna iyi bak, çocuğu doğurduğunda bana getir' buyurdu (Velisi denileni) yaptı Peygamber (sas) emretti Kadının elbisesi sıkıca bağlandı, sonra emir verdi, kadın taşlandı Daha sonra (cenazesi) üzerine namaz kıldı Bunun üzerine Hz Ömer; Ey Allah'ın Rasûlü, onun üzerine namaz kıldınız, halbuki o zina etmişti' dedi Rasûlullah (sas): "O öyle bir tevbe etti ki Medine halkından yetmiş kişiye taksim olunsa hepsine kâfı gelirdi Allah için canını vermesinden daha faziletli bir şey biliyor musun?' "buyurdu (Müslim Hudûd 28; Ibn Mâce, Diyet, 36' Malık, Müslim, Muvatta" Hudûd, 11)
    Zina cezasının tatbik edilebilmesi için dört âdil erkek şahidin hakim huzurunda açıkça şahitlikte bulunması ve zina eden kişinin zinanın haram olduğunu bilmesi gerekir
  9. Tılsım

    Tılsım Yeni yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    0
    Beğeniler:
    0
    ZINA ETTIĞI KADINLA EVLENMEK
    Zina eden bir erkekle bir kadın sonra birbirleriyle evlenebilirler mi?
    Evlenebilirler Önceki zinânin günahı, cezası ayrı bir konudur
  10. Tılsım

    Tılsım Yeni yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    0
    Beğeniler:
    0
    ZINA IFTIRASI CEZASI (HADD-I KAZF):
    Namuslu (muhsan) kadınlara zina iftirasında bulunmanın cezası Nûr suresinde açıklanmıştır: "Namuslu kadınlara (zina suçu) atıp da sonra (bu suçlamalarını ispat için) dört şahid getirmeyenlere seksen değnek vurun ve artık onların şahitliğini asla kabul etmeyin Onlar yoldan çıkmış kimselerdir" (en-Nûr, 24/4)
    Namuslu bir erkeğe yapılan zina iftirası da 80 değnekle cezalandırılır Namuslu olmanın şartları şunlardır
    Hür olmak, akıllı ve ergin olmak, müslüman olmak, iffetli olmak
  11. Tılsım

    Tılsım Yeni yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    0
    Beğeniler:
    0
    ZINA IFTIRASI CEZASINDA (KAZF) ZAMAN AŞIMI
    Kazf haddinde zaman aşımı söz konusu değildir Bu yüzden zina iftirası yapıldığına dair şahitlik, olayın üzerinden uzun süre geçtikten sonra yapılsa bile şahitlikleri kabul edilir Çünkü diğer hadlerden farklı olarak kazf şahitliği geciktirmede kin ve töhmet ihtimali bulunmaz Çünkü kazfte önce dava açılması şartı aranır Buna göre, şahitliği yerine getirmedeki gecikmenin davayı açmadaki gecikmeden kaynaklanması da mümkündür (el-Kâsânî, el-Bedâyi', 1 Baskı, Beyrut 1328/1910, VII, 46)
    Diğer yandan zaman aşımı cinayete şahitliğin kabulüne de engel olmaz Böylece zaman aşımı kazf ve katl dışında diğer hadlerde etkisini gösterir Şarap içmede zaman aşımının etkili oluşu, şarabın kokusunun yok olması ile ilgilidir Günümüzde kanda alkol araştırılması yoluyla bu sürenin uzatılabileceği mümkün hale gelmiştir
    Dövme, sövme, çirkin sözler söyleme gibi Islâm Devletinin koyacağı cezanın (ta'zîr)* uygulanacağı konularda suçu inkâr edene yemin teklif edilir ve bu suçlar zaman aşımı ile de düşmez Bu konularda, diğer hukuk davalarında olduğu gibi kadınların şahitliği de geçerlidir (ez-Zühaylî, age, VI, 521)

    Eş veya Hısımların Nafakasının Zaman Aşımına Uğraması
    1-Eşin Nafakasının Düşmesi:

    Kadının kocasından alacağı nafaka; ibra, ölüm, kocasına itaatsızlık, dinden çıkma ve evliliğin bir ma'siyet yüzünden kadın tarafından olan bir nedenle sona ermesi gibi sebeplerle düşeceği gibi, bazı durumlarda zamanın geçmesi ile de düşebilir Nitekim, kadının nafakası kocasına gerekli olduktan sonra hâkim tarafından veya karşılıklı rıza ile miktarı belirlenip, zimmette bir borç halini almadıkça zamanın geçmesiyle düşer Hâkim nafakaya hüküm verip bir zimmet borcu halini aldıktan sonra ise artık zamanın geçmesiyle nafaka düşmez Bu Hanefîlerin görüşüdür
    Mâlikîlere ve geri kalan mezheplere göre, nafaka hiç bir durumda zaman aşımına uğramaz Eş birikmiş nafakası için kocasına döner Hısımların nafakası ise bunun aksine olup zaman aşımı ile düşer (bk el-Kâsânî, el-Bedâyi, IV, 22, 29 vd; Ibnü'l-Hümâm, Fethu'l-Kadîr, III, 332 vd; Ibn Abidîn, Mısır ty, II, 889 vd; Ibn Rüşd, Bidâyetü'l-Müctehid, Mısır ty, II, 54; Ibn Kudâme, el-Muğnî, VII, 578, 604, 611 vd; eş-Şirâzî, el-Mühezzeb, II, 160)
  12. Tılsım

    Tılsım Yeni yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    0
    Beğeniler:
    0
    ZINADAN DOĞAN ÇOCUĞUN NE SUÇU VARDIR KI, TAHKIR EDILIYOR VE BAZI HAKLARI KIŞITLANIYOR? Zinâdan doğan çocuğun tahkir edilecek suçu yoktur; ancak takdir edilecek ve diğerlerine üstün tutulacak yönü ve başarisi da yoktur Bunu böylece tespit ettikten sonra:Önce şunu bilmek gerekir: Islâmda; hristiyanlıkta olduğu gibi atalardan miras alınan, "Ezeli bir günah" akidesi yoktur"Kimse kimsenin günahını yüklenmez" (K: Isrâ (17/ 15)) "Kim zerre kadar hayır yaptı ise onu görür; kim zerre kadar ser yaptı ise onu görür" (K Zilzâl (99) 8) Bu önemli kurali hiç akildan çıkarmamak gerekir Ama ne var ki, özellikle öbür alem için, yani Allah'ın yapacağı muamele için böyledir Dünyada insanlar elbette bir takım değer yargılarının etkisinde kalacak ve haklı ya da haksız, bazı tavırlar sergileyeceklerdir Bu yüzden Ibn Abbâs, zinânin esas sıkıntısm ve yükünü "veled-i zinanın" çektiğini söyler Ama dediğimiz gibi bu, toplumsal açıdan böyledir Çünkü zinâ her ne kadar büyük ve mahvedici bir suç ise de zina edenler tevbe edebilirler Allah da onların tevbesini kabul edebilir Olan çocuğa olur ve annesinin babasının ayıbm ölünceye kadar üzerinde taşır Babasına nispet edilmez, zinâ çocuğu olarak tanmr ve hakaret görür Bunun bir yönüyle psikolojik faydası da vardır; zinâyi ve gayr-i meşru çocuk edinmeyi takbih eder, ondan tiksindirir ve sakındırir Bu yönüyle de günahsiz bir insanı yaralar manen ezer Ama öbür âlemde kendi amelleriyle muamele görür İşte yine Ibn Abbâs'in: "Üçün en kötüsü veled-i zinâdir" (Beyhakî, Sünen X/59; Hadîsin manası konusunda ayrıca bk Alî el-Karı; el-Esrâru'l merfûa 466 vd) sözünün anlamı budur Yani annesi Babası tevbe edip kurtulurlar, kendisi ise hep böyle hakaret gürür, binaenaleyh, dünya gözüyle bu üçlünün en bahtsizi, zinâdan doğan çocuktur Ama tekrar edersek bu, insanların değerlendirmesidir, nesep ve verâset dışında ne dünya ahkm, ne de bütünüyle âhiret ahkâmi konusunda onun diğerlerinden bir farkı vardırAllah Rasulü Efendimiz (sas) "Veled-i zînaya annesinin babasının günahından hiç bir şey yoktur" buyurmuştur(Hâkim, Müstedrek; Münâvi V/372)"Veled-i zinâ cennete giremez" anlamındaki sözün hadis olarak aslı yoktur Ibnü'1-Cevzi, bu anlamda sahih hiç bir hadisin bulunmadığını söyler(bk es Semhûdî, el-Gummâz 232; Sehavî 463 Müslim, radâ 36; Buhârî, vesâyâ 4, buyû 3; Ebû Dâvud, talâk 34; Hadisin değişik rivâyederi ve geniş izahi için bk Davudoğlu VN/383-88) Veled-i Zinâ ile ilgili hukuki durum (ahkin) ise söyledir:

    1- Zinâ nesebi belirlemez Çocuk "yatağındir, zinâ edene ise mahrumiyet ve hüsran vardır"( Ebû Zehrâ; el-Ah'vâlü's-Şahsıyye 388-89) Yani zinâdan doğan çocuk, nesep için asıl olan babaya nispet edilmez, ona mirasçı olamaz Babası da ona nafaka vermez Dogduğu anneye nispet edilir Miras hukuku annesiyle kendi arasında cereyan eder Çünkü nesebin sâbit olması bir nimettir Suç ise nimeti doğurmaz, aksine sahibi için nikmeti (mahrumiyeti) gerektirir Ancak nesebi sâbit kılmayan zîna; haddi düşüren herhangi bir şüphe taşımayan zinadır Suç olma vasfm silen, ya da haddi (zina cezasını) düşüren bir şüphe varsa, birinci durumda ittifakla, ikinci durumda da tercih edilen görüşe göre, nesep sâbit olur Keza birisi yaşları bakımından kendisinin olabilecek bir çocuğun nesebini (kendi çocuğu olduğunu) iddia ederse; çocuğun da başkasından nesebi belli değilse, Hanefilere göre nesebi o adamdan sâbit olur Ancak bu durumda o adamın, onun zinâdan çocuğu olduğunu söylememiş olması şarttır Zinâdan çocuğumdur, derse nesep yine sâbit olmaz(Kasâni, Bedâyi VI/269)

    2 Veled-i zinânin şehâdeti - âdil ise, diğer adıl insanlar gibi - makbuldür Çünkü, yukarıda işaret edilen ayetten anlaşılacağı üzere, annesinin babasının zina etmiş olması onun adâletini zedelemez(Serahsî, IX/127)
    3 Veled-i zinânin kendisine zinâ isnadında (kazf) bulunana iftira cezası (hadd-i kazf) uygulanırÇünkü o muhsandır (temizdir) ve iffetlıdır Annesinin babasının suçu onun "muhsan" oluşunu düşürmez(Kal'acı, Mevsu'ati fikh-i Abdullah bAbbâs N/31; Ibn Hazm, el-muhallâ IX/430)
    4 Dünyaya ait işlerde diğer insanlardan farkı yoktur Çeşitli görev ve sorumluluklar yüklenebilir Her kademede idareci ve komutan olabilir Evlenmede vesair akitlerde diğer insanlardan farkı yoktur
    5 Imam olmasını mekruh görenler vardır, ama buna sebep olarak iki şey zikredilmiştir: a) Ilmi ve takvâsı olmamak Çünkü Babası belli olmayan (veled-i zinânin) eğitimi, genellikle ihmal edilir, çünkü üstlenecek kimsesi yoktur Böyle olunca da câhil ve takvâdan uzak kalır Imam olmasının mekruh olması bundandır Dolayısı ile bu sebep (illet) bulunmazsa, yani eğitim görmüş, câhillik ve takvâsızlıktan kurulmussa, imamlığı da kerahetsiz câiz olur Hattâ imamliga, böyle olmayan nikâh,evladından daha lâyık hâle gelir (Mavsilî, 58) b) Imamligmn mekruh olması, insanların ondan nefret edip, cemaatten uzaklaşacaklarındandır Bu izaha göre câhil olmasa da veled-i zinânin imamlığı mekrûh olur( agk; Tahtavî (Merâkil-felâh ile) 245) Ama bu kerahet kendisine değil de insanlara yönelik olduğudan, bilinmediği yerde imamlığı bu izaha göre de mekruh olmaz
  13. Tılsım

    Tılsım Yeni yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    0
    Beğeniler:
    0
    ZINÂDAN DOLAYI BOŞANMAK

    Zina ettiğinden şüphelendigi karısını boşamalı mıdır? Ya da zina etmekle kadın kocasından boş olur mu?
    Ne hikmetse fıkıh kitaplarımızın talak (boşanma) bahislerinde, boşamayı meşru kılan sebepler arasında kadının ya da erkeğin zinâ veya başka bir günah işlemesi zikredilmez Hattâ, "fâcir bir kadın kocası boşamak zorunda değildir Fâcir olması, zinâ yapmaya da şâmildir (onu da kapsar)"(Ibn Âbidîn V/274; Alâuddîn Âbidin, el-Hediyye 273)denmiştir Kezâ kadının, ya da kocamın zinâ etmesiyle nikâh fesh olmaz Cumhurun ve bu meyanda Mücâhid, Atâ, Nehaî, Sevri, Şâfiî, Ishak ve rey ashâbmn (Hanefilerin) görüşü budur Câbir b Abdillah'a göre ise kadın zinâ ederse (nikâhları fesholmasa dahî) araları ayrılır Hz Ali de henüz zifâfa girmeden zinâ eden bir erkeği karısından ayırmış (nikâhlarm feshetmiş) tirAhmet b Hanbel: "Zinâ eden kadın kocanın boşamasının uygun olacağı kanaatindeyim Böyle bir kadınla beraber olunması uygun olmaz Çünkü onun yatağını korumasından ve gayr-i meşrû bir çocuk getirmesinden emin olunamaz" demiştir( Ibn Kudâme, el-Mugnî VI/604) Ama yine de böyle bir kadını elde tutmanın haram olduğunu söyleyebilmenin bir delili yoktur Fakat Ibn Âbidîn'in dediği gibi, Allah'ın hududuna riâyet edemeyeceklerinden korkarlarsa boşanmalıdırlar( Ibn Âbidîn V/274)
    Bununla beraber karısı namaz kılmamakta israr ederse böyle bir kadın erkek -mecbur olmasa dahî- boşamalıdır, denmiştir (Bezzâziye VI/353) Fakat bu konu da izaha muhtaçtırAyrıca kadın da zinâ eden kocasından ayrılmak zorunda değildir( Muhammed Sâid el-Burhânî, Ta'likât ale'1-Hediyye, 273)
  14. Tılsım

    Tılsım Yeni yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    0
    Beğeniler:
    0
    ZIRAAT ORTAKÇILIĞININ ŞARTLARI

    Ziraat ortakçılığının geçerli olması ve tarafları anlaşmazlığa düşürmemesi için aşağıdaki şartlara uyulması gerekir:
    1) Ziraat ortakçılığı yapacak kimselerin temyiz gücüne sahip olmaları gerekir Ancak büluğ çağından önce ayrıca velinin icazeti de gereklidir Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed'e göre, ziraat ortakçılığı sözleşmeşinin geçerli olması için tarafların müslüman olması şart değildir (es-Serahsî, el-Mebsut, III, s 118,119; el-Kâsânî, Bedâyiu's-Sanâyi, VI, s 176)
    2) Tohumun cinsinin ve kimin tarafından verileceğinin belirlenmesi gerekir Tohumun cinsinin buğday, arpa, pancar, pamuk gibi belirlenmesi, toprak sahibinin zarar görmesini önlemek içindir Çünkü bazı ürünler toprağı islah ederken bazısı bozar ve sonraki yıllardaki verimini azaltabilir Bu yüzden özellikle toprak sahibi, toprağına neyin ekilip biçileceğini önceden bilmek ister Ancak şunu da belirtelim ki, toprak sahibi tohumun cinsini belirleme işini karşı tarafa bırakabılir Akit sırasında tohum cinsinden hiç söz edilmemişse durum ne olur? Burada, tohumun toprak sahibi tarafından karşılanması kararlaştırılmışsa, akde zarar gelmez Çünkü o, toprağını iyi bilir ve ona uygun tohumu seçebilir Tohumun ortakçı tarafından verilmesi kararlaştırılmışsa, akid fasid olur Çünkü ortakçı, toprak sahibinin razı olamayacağı bir cinsi tercih etmiş olabilir Ancak buna rağmen toprak sahibi ortakçının seçtiği tohum cinsine razı olmuşsa, ziraat ortakçılığı sahih hale gelir (el-Cezirî; Kitabü'l-Fıkh ale'l-Mezâhibi'l-Erbaa, III, s 6) Tohumun mikdarını belirlemek gerekmez Çünkü toprağın götürebileceği tohum mikdarı örfte bellidir
    Ayrıca tohumun kimin tarafından verileceğinin de belirlenmesi gerekir Çünkü tohum toprak sahibine ait olsa ziraat ortakçılığı, ortakçıyı kiralama; ortakçıya âit olsa, bu da bir çeşit toprağı kiralama niteliğinde olur Bu bilinmezlik, akdin fesâdına yol açar Ancak Ebû Bekir el-Belhî'ye göre, bu durumda beldenin örfüne uyulur (el-Fetâvâ'l-Hindiyye, V, s 236, Ali Haydar, Mecelle Şerhi, X, s 1370)
    3) Toprağın ziraata elverişli olması, sınırlarının belirlenmesi ve ortakçıya tamamen teslim edilmesi gerekir Çünkü toprak çorak ve bataklık olursa, normalin üstünde emek vermek ve masraf yapmak gerekebilir Bataklığı kurutma ve suyunu kanala çekme gibi işleri devamlı kalıcı ve sonuçları akid süresi dışına taşıcı nitelikte olan işlerin ortakçı tarafından yapılması istenemez Ancak akit sırasında mevsimin kış olması veya geçici olarak suyun kesilmesi gibi durumlar akdin sıhhatine zarar vermez (el-Kâsânî, Bedâyiu's-Sanâyî, VI, s 178)
    Ziraat ortakçılığı yapılacak arazi büyük bir tarla olur ve bunun belli bir bölümü için akid yapılırsa, bu yerin sınırlarını belirlemek gerekir Çünkü arazının her tarafı aynı verimi sağlayamayacak durumda olabilir Diğer yandan bu akidlerde toprak sahibinin de çalışması şart koşulamaz Çünkü bu, toprağın karşı tarafa teslimine engel olur
    4) Çıkacak ürünün taraflar arasında hangi oranda paylaşılacağının belirlenmesi gerekir Paylaşma ikide bir, üçte bir veya dörtte bir gibi şâyi bir cüz olarak belirlenir Taraflardan birisine muayyen bir miktar ürün vermek üzere yapılacak ortaklık fasiddir Çünkü yalnız muayyen miktar kadar ürün elde edilirse, karşı tarafa hiç bir şey kalmaz Bu durum anlaşmazlığa yol açar (el-Kâsânî, Bedayiu's-Sanâyî, VI, s 177, 178)
    5) Ortakçılık süresinin belirlenmesi gerekir Süre belirtilmezse akid fasid olur Bu süre hasada imkân verecek uzunlukta olmalıdır Ayrıca bunun, taraflardan birisinin yaşayamayacağı kadar uzun olmaması da gerekir (el-Fetâva'l-Hindiyye, V, s 236)
    Ziraat Ortakçılığının Hükümleri Ziraat ortakçılığı, usulüne uygun olarak meydana gelince tarafların bir takım hak ve sorumlulukları ortaya çıkar:
    1) Akitten sonra, ortakçının tarlayı serbestçe işleme ve ondan yararlanma hakkı doğar Hasat zamanı gelince İslâm'daki ortaklık hükümleri uygulanır
    2) Ürünün yetişmesine yönelik tüm iş ve masraflar ortakçıya aittir Çünkü bunlar, ziraat ortakçılığının kapsamına giren hususlardır
    3) Ürünün yetişip büyümesini tamamladıktan sonraki hasat, harman yerine taşıma ve dâneyi sapından ayırma masrafları gibi harcamalar, taraflarca payları oranında karşılanır (el-Kâsânî, age, VI, s 182)
    4) Topraktan elde edilecek ürün, sözleşme şartlarına uygun biçimde paylaşılır
    5) Topraktan hiç ürün elde edilmediği takdirde, taraflardan hiç birisi diğerinden tazminat talebinde bulunamaz Ancak ziraat ortakçılığı akdi şartlarına uyulmaması nedeniyle fâsid olursa, hiç ürün elde edilememesi halinde ortakçı emsâli kadar işçilik ücreti isteyebilir
    6) Toprak sâhibi, ortakçıyı, tarlayı sürmeye zorlamak veya gerektiğinde engellemek hakkı vardır Zorlama şu şekillerde olabilir:
    a- Sözleşmede sürme şartı varsa ortakçı buna uymak zorundadır
    b- Sözleşmede bu hususa temas edilmemişse, o beldenin geleneklerine göre hareket edilir
    7) Taraflar akitten sonra, alacakları payı karşılıklı rıza ile azaltıp çoğaltabilirler
  15. Tılsım

    Tılsım Yeni yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    0
    Beğeniler:
    0
    ZIYARETIN ÂDABI

    Ziyaretçi mezarlığa varınca yüzünü mezarlara döndürerek Peygamberimizin dediği gibi şöyle selâm verir: "Ey müminler ve müslümanlar diyarının ahalisi, sizlere selâm olsun İnşaallah, biz de sizlere katılacağız Allah'tan bize ve size âf yet dilerim" (Müslim, Cenâiz, 104; İbn Mâce, Cenâiz, 36)
    Hz Âîşe'nin rivayetinde anlam aynı olduğu halde ifade biraz farklıdır Tirmizi'nin İbn Abbâs'tan rivayetinde Resulullah bir defasında Medine mezarlığına uğradı ve onlardan tarafa dönerek şöyle dedi:
    "Ey kabirler ahâlisi, size selâm olsun! Allah bizi ve sizi mağfiret eylesin Sizler, bizden önce gittiniz, biz de sizin ardınızdan (geleceğiz)" (Tirmizi, Cenâiz, 58, 59) Kişi, tanıdığı bir kimseye kabrinin başından geçerken selâm verirse, ölü selâmını alır ve onu tanır Tanımadığı bir kimsenin kabrinin yanından geçerken selam verirse, ölü, selâmını alır (Gazzâli, İhyau Ulûmi'd-din, IV, Ziyâretü'l-Kubur bahsi)
    Kabir ziyareti sırasında mezarda namaz kılınmaz Kabirler asla mescid edinilmez Kabre karşı da namaz kılmak mekruhtur Kabirlere mum dikmek ve yakmak caiz değildir (Müslim, Cenâiz, 98; Ebû Dâvud, Salât, 24; Tirmizî, Salât, 236)
    Boş yere para harcandığı için, ya da kabirlere tazim için buralarda mum yakılmasını Hz Peygamber yasaklamıştır Kabrin üzerine oturmak ve mezarları çiğnemek mekruhtur (Müslim, Cenâiz, 33; Tirmizi, Cenâiz, 56)
    Kabirde ziyaretle bağdaşmayan edep dışı ve boş söz söylemekten, kibirlenip çalım satarak yürümekten sakınmak ve mütevâzı bir durumda bulunmak gerekir (Nesâî, Cenaiz, 100; Tirmizî, Cenaiz, 46) Kabirlere, küçük ve büyük abdest bozmaktan sakınmak gerekir (Nesaî, Cenâiz, 100; ibn Mâce, Cenâiz, 46) Kabristanın yaş ot ve ağaçlarını kesmek mekruhtur Kabir yanında kurban kesmek Allah için kesilse bile mekruhtur Hele ölünün rızasını kazanmak ve yardımım elde etmek için kesilmesi kesinlikle haramdır Bunun şirk olduğunu söyleyenler de vardır Çünkü kurban kesmek ibadettir; ibadet ise yalnız Allah'a mahsustur Kabirler Kâbe tavaf edilir gibi dolaşılıp tavaf edilmez Ölülerden yardım istemek ve bunun için mezar taslarına bez, mendil ve paçavra bağlamak kişiye yarar sağlamaz Bazı kabir ve türbelerin hastalıklara şifalı geldiğine inanmak ve bunların taş, toprak ve ağaçlarını kutsal saymak İslam'ın tevhit inancı ile bağdaşmaz
    Diri veya ölü olsun salih kimseleri Allah'tan bir şey istemek için aracı kılmaya "tevessül"* denilir Kabirde kişinin başkasına bizzat bir fayda vermeye veya bir zararı gidermeye gücü yetmez ibn Teymiyye ve taraftarlarına göre Allah'tan bir şey isterken peygamber bile oka salih kulları aracı kılmak haram, hatta şirktir Çoğunluk İslâm âlimlerine göre ise Allah'tan bir şey isterken salih zatları aracı ve esile kılmak ve bunun için onların kabirlerini ziyaret etmek caizdir Meselâ "Hz Muhammed hakkı için, onun hürmetine, ya Rabbi onunla sana dua ediyorum, şu isteğimi yerine getir" demek duaların kabulüne vesile olur Hanefi ve Malikilere göre kabir ziyaretini cuma ve bunun iki yanındaki perşembe ve cumartesi günleri yapmak daha faziletlidir Şafiîler, perşembe gününün ikindi vaktinden başlamak üzere cumartesi sabahına kadar ziyaretin daha uygun olacağını söylemişlerdir Hanbeliler, ziyaret için belli bir gün tahsis etmenin doğru olmadığını belirtmişlerdir Sonuç olarak cuma günü ziyaret daha faziletli ise de diğer günlerde ziyaret de mümkün ve caizdir (Abdurrahman el-Ceziri, el-Fıkh ale'l-Mezâhibi'l-Erbea, I, 540)
  16. Tılsım

    Tılsım Yeni yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    0
    Beğeniler:
    0
    ZIYARETIN ÖLÜYE FAYDASI

    a) Özellikle anne, baba diğer akraba ve dostların kabırleri, ruhları için Allah'a dua ve istiğfar etmek amacıyla ziyaret edilir Ölüler adına yapılan hayır ve hasenâtın sevabının onlara ulaşacağı sahih hadis ve icmâ delili ile sabittir Ölüler ziyaret edilirken, onların ruhları için Allah'a dua edilir, Kur'an okunur, yapılan iyiliklerin sevabı bağışlanır Kabre ağaç dikmek sevabtır Dikilen ağaç ve bitkinin ölünün ruhundan azabın hafifletilmesine sebep olacağına dair hadisler vardır Hristiyanların yaptığı gibi kabre çelenk götürmek mekruhtur
    Dua ve istiğfarın ölülerin ruhları için faydalı olacağına şu ayet-i kerime de delâlet eder: "Ey Rabbimiz, bizi ve iman ile bizden önce geçmiş olanları yarlığa İman etmiş olanlar için kalbimizde bir kin bırakma" (el-Haşr, 59/10) Bu konuda varid olan pek çok hadis vardır (Ahmed b Hanbel, Müsned, II, 509; VI, 252; İbn Mâce, Edeb,
    b) Ölünün dirileri işitmesi Kabır ziyareti sırasında konuşulanları kabırdeki kişinin duyduğu ve verilen selâmı aldığı hadislerle sabittir
    Abdullah b Ömer (ra)'den nakledildiğine göre Hz Peygamber Bedir gazvesinden sonra yerde yatan Kureyş büyüklerinin cesetlerine karşı: "Rabbinizin va'dettiği azabın doğru olduğunu anladınız mı?" diye seslenmişti Hz Ömer'in: "Ey Allah'ın Resulu! Bu duygusuz cesetlere mi hitap ediyorsunuz?" demesi üzerine, Resulullah (sas) şöyle buyurmuştur: "Siz bunlardan daha fazla işitici değilsiniz Fakat bunlar cevap veremezler" buyurmuştur (Ahmed b Hanbel, II, 121) Bu konuda Hz Aişe'den, ölülerin işitmesi yerine, Resulullah'ın; "Gerçeği ölünce şimdi daha iyi anlarlar Nitekim Cenâb-ı Hak'da: "Habibim sen, sözünü ölülere duyuramazsın " hadisi nakledilmiştir Ancak çoğunluk İslâm bilginleri bu konuda Hz Âîşe'ye muhalefet etmişler, başka rivayetlere uygun düştüğü için yukarıda zikrettiğimiz Abdullah b Ömer'in hadisini esas almışlardır (bk ez-Zebîdi, Tecrid-i Sarih Terc Kâmil Miras, Ankara 1985, IV, 580)
  17. Tılsım

    Tılsım Yeni yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    0
    Beğeniler:
    0
    ZORUNLU ESTETIK AMELIYAT Bir kaza sonucu kaşımda bir açılma meydana geldi Acaba insanların dikkatini çekmemek için estetik ameliyatla kaşımı eski haline getirebilir miyim?
    Islâmda yasak olan estetik ameliyat bu değil, güzelleşmek için tabiî yaratılışı (fıtratı) bozacak şekilde yapılacak estetik ameliyat ve uygulamalardır Rasûlullah Efendimiz (sas) "Güzelleşmek (estetik) için dövme yapan ve yaptırana, kaşlarından (yüzünden) tüy yolan ve yoldurana, dişlerini seyreltip inceltene böylece Allah'ın yâratışını değiştirenlere Allah lânet etsin" buyurmuşlardır ( Buhârî, tefsir (59) 4, Iibâs, 82, 83, 84, 85, 87; Müslim, libas 120; Ebû Dâvûd, teraccul 5; Nesâî, zinet 24, 26, 71: Tirmizî, edep 33; Ibn Mâce, nikâh 52; Dârimî, isti'zan 19; Müsned I/415, 434; Kastalânî, "güzelleşmek" kaydının üç fiile de gidebileceğini, ama dişlerini seyreltene ait olmasının daha açık olduğunu söyler bk Irşâdü-s-sârî VNI/474; Aynî de aynı şeyi söyler bk Umdetü'I-Kârî (el-Halebi7 XVNI/95 Ancak, "değiştirenler" kaydının hepsine ait olduğu açık olduğuna ve beraber kullanıldıklarına bakılırsa "güzelleşmek için" kaydını da hepsine göndermek daha güzel görünüyor) Bunların haram olması, güzelleşmek için yapılmış olmaları yüzündendir Çünkü ihtiyaç yokken böyle bir şey e başvurma; hem Nisâ (4) 119 âyette anlatıldığı gibi şeytanın maskarası olup, Allah'ın beğenerek yarattığı biçimi (fıtratı) bozma, hem de İslam'ın şiddetle yasakladığı israf anlamı taşır ki, her ikisi de haramdır Bir kaza sonucu açılan bir yarayı eski haline getirme, kesilen bir uzvu ve çıkan bir dişi protezle tamamlayıp düzeltme ve çalışır hale getirme ise tedavidir
    Tedaviyi ise Islâm, sadece tavsiye değil emretmiştir Savaşta burnu kesilen Arfece isimli sahabîye Rasûlullah'ın, üstelik altından bir burun edinmesini söylemesi de ( Ebû Dâvûd, hâtem 7; Tirmizî, libâs 31; Nesâî zinet 41; Müsned V/23) bunu gösterir Sonuç olarak, açılan kaşınızı yara izi belli olmayacak şekilde (estetik) ameliyatla tedavi ettirmeniz değil mahzur olmak, (Allah'u alem) gerekli bir davranış olur
  18. Tılsım

    Tılsım Yeni yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    0
    Beğeniler:
    0
    ZULÜM Herhangi bir şey i kendi yerinden başka bir yere koymak, ziya, ışık ile nurun aksi Dinî anlamdaki manası ise, hak yemek, eziyet, işkence ve baskı kullanmak, adaletsızlık yapmak, hadda aşmak söz ve fiilde aşın gitmek demektir
    Zulüm, arapça bir kelimedir "Zale-me" fiilının masdardır Aynı kökten türemiş bir isim olarak da kullanılır Aslı zulm olup Türkçe'de zulüm diye kullanılır Çoğulu zulümattır
    Kelime olarak zulüm, azgınlık, gadr, karanlık, azab ve ezâ ile eş anlamlıdır Zıddı ise, nur, aydınlık ve adalettir
    Kur'ân'ın üzerinde en çok durduğu kavramlardan biri şüphesiz zulümdür Aynı kökden gelen kelimelerle birlikte, Kur'ân'da üç yüz'e yakın yerde geçmektedir
    Alimler zulmü üç kısım halinde incelemişlerdir:
    1- Insanın Allah'a karşı işlediği zulüm, şirk ve küfürdür "Imân edip de imânlarına zulüm karıştırmayanlar (var ya) işte korkudan emin olmak için onların hakkıdır ve doğru yolu bulanlar da onlardır" (el-En'âm, 6/82) âyeti inince, bu âyetin ifâde ettiği, imâna zulüm karıştırma meselesi ashabın nefsine ağır geldi ve, "Hangimiz nefişlerine zulmetmez?" dediler: Bunun üzerine Yüce Allah: "Şüphesiz ki, şirk büyük bir zulümdür" (Lokman, 31/13) âyetini indirdi Böylece yakandaki âyette söz konusu olan zulüm kelimesinden şirk kastedildiği anlaşılmıştır (Ibn Kesîr, Tefsiru'r-Kur'anı'l-Azîm, Beyrut 1969, II,153)
    Âyetteki "Şirk büyük bir zulümdür" ifadesi ile de, şirk'e düşen insanların hikmet ve akıl yönünden ne kadar zavallı olduklarına ve ahmaklık içinde bulunduklarına işaret edilerek şirkin çirkinliği dile getirilmiştir (Muhammed Ali es-Sabunî, Safvetu't-Tefâsîr, Istanbul, 1987, II, 491)
    Yüce Allah'ın varlığını, birliğini inkâr etmek zulüm olduğu gibi, imân esaslarından herhangi birini inkar etmek de zulüm ve küfürdür Bütün bu hususlarda ilgili çeşitli âyetler vardır:
    "Onlardan her kim, (Allah'ın ilâhlığını inkâr ederek) "Ilâh o değil, benim!" derse, biz onu cehennemle cezalandırırız Işte biz, zalimlere böyle ceza veririz!" (el-Enbiyâ, 21/29)
    Bu âyette, Yüce Allah'ın ilâhlığını inkâr ederek, ilâhlık iddiasında bulunanların durumu dile getirilmiştir Nemrûd'un Allah'ın varlığını inkâr etmenin neticesinde, düştüğü küfür ve zulmünü haber veren bir âyetin meâli de şöyledir:
    "Âllah; kendisine hükümdarlık verdi diye (şımararak) Rabbi hakkında Ibrâhim'le tartışanı görmedin mi? Işte o zaman Ibrâhim, Rabbim dirilten, yaşatan ve öldürendir" deyince, "Ben de yaşatır ve öldürürüm"dedi Bunun üzerine Ibrâhim, Bil ki Allah güneşi doğudan getirir, sen de onu batıdan getir" dedi Inkâr eden o adam şaşırıp kaldı (söyleyecek söz bulamadı, dili tutuldu) Allah, zalım kimseleri doğru yola iletmez" (el-Bakara, 2/258)
    Isrâiloğullarının, Musa (as)'ın sözünü dinlemeyerek buzağıya tapmalarının zulüm olduğu hususunda da, Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
    "Musa ile kırk gece için sözleşmiştik, sonra siz onun ardından buzağıyı ilâh edinmiştiniz (Kendinize böylece) zulmediyordunuz" (el-Bakara, 2/51)
    "Andolsun Musa, size açık delillerle gelmişti Sonra onun ardından tuttunuz buzağıya taptınız Söz öyle zalimlersiniz işte!" (el-Bakara, 2/92)
    Kur'ân'da, Allah'ın âyetlerini inkâr etmek ve Allah'ın daha önce indirdiği vahiyleri değiştirmek de zulüm olarak haber verilmiştir:
    Ayetlerimizi yalanlayanlar ve kendilerine de zulmeden topluluğun durumu ne kötüdür!" (el-A'raf, 7/177)
    "Içlerinden zulmedenler, (söylediğimiz) sözü, kendilerine söylenmeyen bir sözle değiştirdiler Biz de haksızlık ettiklerinden dolayı üzerlerine gökten bir azab gönderdik" (el-A'raf, 7/162)
    Âyetlerimiz hakkında (münasebetsizliğe) dalanları gördüğün zaman, onlar başka bir söze geçinceye kadar onlardan yüz çevir Eğer şeytan sana (bunu) unutturursa, hatırladıktan sonra (hemen kalk), zalimler topluluğuyla oturma!" (el-En'âm, 6/68)
    Peygamberliğe ve peygamberlere inanmamak da zulümdür:
    "Şüphesiz ki, onlara kendilerinden bir elçi geldi Onu yalanladılar Bunun üzerine onlar zulümlerine devam ederken, azab onları yakalayıverdi" (en-Nahl, 16/113)
    "Biz onların, seni dinlerken ne sebeple dinlediklerini, kendi aralarında gizli konuşurlarken de o zalimlerin:
    "Siz büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz!" dediklerini gayet iyi biliyoruz" (el-Isrâ, 17/47)
    "Nuh kavmini de peygamberleri yalanladıkları vakit- onları da boğduk ve onları insanlara bir ibret yaptık Zalimlere acı bir azab hazırladık" (el Furkan, 25/37)
    Allah'ın varlığına, birliğine, gerektiği gibi sıfatlarına ve diğer imân esaslarına inanma hususunda Allah'ın emirlerine ters hareket eden insanlarını zulüm içinde bulunduklarını, küfre girdiklerini gösteren daha çok âyet ve hadisler vardır
    2- Insanlar arasındaki zulüm Bu da, insanların kendi hemcinslerine karşı işledikleri suçlar, günahlar ve haksızlıklardır Bilindiği gibi zulüm kavramı, Kur'ân'da çok geniş bir kullanım alanına sahiptir Insanla insan arasındaki zulüm de, bu geniş alanda büyük bir yere sahip bulunmaktadır Zaten zulüm denince ilk olarak akla insanların birbirlerine karşı olan hareketlerindeki yanlış, kötü ve zararlı davranışları zulüm olarak tanıtılmış, bunların işlenmemesi istenmiş ve işleyenler tenkid edilmiştir Bu çirkin hareketlerden bazılarını ve onların olumsuzluğunu bildiren âyet meallerinden bir kısmı şöyledir:
    Adam öldürmek: "Onlara, Adem'in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku: Hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti (Kurban kabul edilmeyen kardeş, kıskançlık yüzünden); "Ând olsun seni öldüreceğim" dedi Diğeri de, Âllah ancak sakınanlardan kabul eder Andolsun ki sen, öldürmek için bana elini uzatsan (bile), ben sana öldürmek için el uzatacak değilim Ben, âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım Ben istiyorum ki sen, hem benim günahımı, hem de kendi günahını yüklenip ateşe atılacaklardan olasın Zalimlerin cezası işte budur" dedi (el-Mâide, 5/27, 28, 29)
    Hırsızlılık yapmak: "Onun (hırsızlık yapmanın) cezası, kayıp eşya, yükünde bulunan kimseye verilir Işte ona el koymak, onun cezasıdır Biz zalimleri böyle cezalandırırız, dediler" (Yûsuf, 12/75)
    Erkeklerin erkeklerle temasta bulunması (homoseksüellik) ve yol kesip kötülükte bulunmak: Lût'u da (gönderdik), kavmine dedi ki: "Siz, sizden önce âlemlerden hiç kimsenin yapmadığı bir fuhşa gidiyorsunuz Siz (kadınları bırakıp) erkeklere gidiyorsunuz, yol kesiyorsunuz ve toplantılarınızda edepsizce şeyler yapıyorsunuz ha?" Kavminin cevabı, sadece; "Eğer doğrulardan isen, haydi Allah'ın azabını getir! " demeleri oldu (Lût): "Rabb'im, şu bozguncu kavme karşı bana yardım et" dedi" (el-Ankebût, 29, 30)
    Zina yapmak: "Yûsuf'un, evinde kaldığı kadın, onun nefsinden murad almak istedi ve kapıları kilitleyip Haydi gelsene !" dedi (Yusuf); Allah'a sığınırım Efendim bana güzel baktı (Ben nasıl onun iyıliğine karşı hıyânet ederim) Zalimler iflâh olmazlar, dedi" (Yusuf, 12/23)
    Suçlu insanları bırakıp suçsuzları cezalandırmak: Dediler ki: "Ey vezir, onun büyük bir ihtiyar babası var! (Onun alıkonduğuna çok üzülür) Onun yerine (bizden) birimizi al Zira biz seni iyilik edenlerden görüyoruz" (vezir): "Eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını almaktan Allah'a sığınırız Yoksa biz zulmedenlerden oluruz dedi" (Yûsuf, 12/78, 79)
    Allah'ın indirdiği ahkâm ile hükmetmemek: "Ve kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte zalimler onlardır" (el-Mâide, 5/45)
    Bundan önceki âyette de Yüce Allah, Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenlerin kâfirler olduğunu bildirmiştir: Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte kâfirler onlardır" (el-Mâide, 5/44)
    Hz Muhammed (sas) de, insanın insana zulmetmesini yasaklamış ve Islâm dininde zulmün yerinin olmadığım belirtmiştir Mazlumun duasından sakınınız Çünkü onunla Allah arasında perde yoktur" (Buharî, Cihâd, 180) diyerek, zulmün ne kadar kötü ve zararlı bir şey olduğuna işaret etmiştir Rasûlüllah (sas) veda hutbesinde sık sık zulümden sakınmayı emretmiştir (Ahmed Zeki Safve, Cemheretu Hutebi'l-Arab, Mısır 1962, I, 155 vd)
    Diğer bir hadiste de; Müslüman, diğer müslümanların onun elinden ve dilinden emin oldukları kimsedir" (Buharî, Imân, 4, 5; Rikâk, 26; Müslim, Imân, 64, 65; Ebû Dâvud, Cihâd, 3; Tirmizî, Kıyâme, 53, Imân,13) diyerek zulmün nasıl bir afet olduğunu ifade etmiştir
    Zulmün âhiretteki azabını bildiren bir hadis de şöyledir:
    "Zulümden sakınınız Zira zulüm, kıyâmet günü (sahibini saran) karanlıklar (olacak)dır" (Buhârî, Mezâlim, 8; Tirmizi, Birr, 83)
    Ebû Musa (ra)'dan nakledildiğine göre, Hz Muhammed (sas); Âllah, zalıme (bir müddet) mühlet verir Onu bir defa yakaladığı vakit de, felâh vermez" Ondan sonra da: "Işte Rabb'in, zulmeden şehirlerin (halkını) yakaladığı zaman, böyle yakalar Çünkü O'nun yakalaması çok acı ve çok çetindir" (Hud,11/102) (meâlindeki) âyeti okunmuştur (Buhârî, Tefsir sre 11, 5; Müslim, Birr, 62; Ibn Mâce, Fiten, 22)
    Bir de Rasûlüllah (sas) dünya hayatında insanlara zulmetmenin, ahirette, zulmeden kişiyi iflasa götüreceğini bildirmiştir Ebû Hureyre (ra)'ın naklettiğine göre, (bir gün); Müflis kimdir, biliyor musunuz?" diye sormuştur (Hazır bulunan) ashâb: "Müflis bizim aramızda, parası olmayan ve malı bulunmayandır" deyince, o şöyle devam etmiştir: "Ümmetimden müflis, kıyâmet günü namaz, oruç ve zekât sevabı ile, (ve amel defterine) şuna sövdü, buna zina iftirası yaptı, şunun malınıyedi, bunun kanını döktü, şunu dövdü (diye yazılmış olarak) gelen kimsedir Onun hasenatının sevâbından (hak sahibi olan) şuna, buna verilir Eğer üzerindeki borç ödenmeden önce ibâdet ve iyiliklerinin sevabı tükenirse, alacaklıların günahlarından alınıp onun üzerine yüklenir Sonra (onların günahları ile birlikte) cehenneme atılır" (Müslim, Birr, 60; Ahmed b Hanbel, II, 303, 324, 372)
    3- Zulmün bir çeşidi de, insanın kendi kendine zulmetmesidir Bu hususta da çeşitli âyetler vardır Bu âyetlerden bazılarının meâli şöyledir:
    "Biz hiç bir peygamberi, Allah'ın izniyle itâat edilmekten başka bir amaçla göndermedik Eğer onlar, kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler, Allah'tan günahlarını bağışlamasını isteseler ve Rasûl de onların bağışlanmasını dileseydi, elbette Allah'ı affedici, merhametli bulurlardı" (en-Nisâ, 4/64)
    "(Inkâr edenler), ille kendilerine meleklerin gelmesini, yahut Rabb'inin (azab) emrının gelmesini mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de öyle yapmıştı Allah onlara zulmetmedi Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı" (en-Nahl, 16/33)
    "Sonra Kitabı kullarımız arasında seçtiklerimize miras verdik Onlardan kimi nefsine zulmedendir, kimi orta gidendir, kimi de Allah'ın izniyle hayırda öne geçendir Işte büyük lütuf budur" (Fâtır, 35/32)
    Yukarıda sayılan çeşitlerden hangisi olursa olsun, zulüm, yaratılış düzeninde bozukluk ve sapmalara sebep olmaktadır Insanın dışındaki bütün varlıklar, yaratılış düzenini bozmamakta, nasıl yaratılmışlarsa, öyle hareket etmektedirler Allah'ın emir ve yasaklarını dinlemeyen, zulüm yollarına düşen insanlar ise, insanın yaratılış gayeşinin dışına çıkmaktadırlar Bu halleriyle de, varlıklar arasında en büyük zalimlerden olma durumuna düşmektedirler Onun için Allah ve Râsulü genel olarak zulmü yasaklamışlardır Bir de, bütün peygamberler insanları Allah'a inanmaya ve O'nun emir ve yasaklarına uygun hareket etmeye çağırmışlardır Bu davete kulak vererek imâna gelen ve ibadete sarılanlar huzur, saadet, mutluluk ve başarı elde etmişlerdir Bu davete kulak vermeyerek peygamberlerin yoluna muhâlefet edenler ise, zalimlerden olmuşlar ve başlarına büyük musibetler gelmiştir Kur'ân'da, peygamberlerin emrini dinlemeyen nice toplulukların başına gelen felâket ve musibetler haber vermiştir Bu bilgiler, zulüm işleyen zalimlerin sonu açısından son derece ibret vericidir
    __________________
  19. evilhouse

    evilhouse Yeni yorumcu

    Kayıt:
    8 Mart 2011
    Mesajlar:
    1
    Beğeniler:
    0
    Nereden:
    İstanbul
    Çok güzel.Allah razı olsun.Bir müslümana bunlar çok lazım.

Sayfayı Paylaş