1. Yorumla.Net Satılıktır!
    Yorumla.net forumları, 11 Haziran 2006 da kurulmuş ve zaman içerisinde günlük 100 Bin tekil ziyaretçiye kadar ev sahipliği yapmış şekilde, kendisine sahip çıkabilecek ve eski günlerindeki aktifliği yakalatabilecek yeni sahibini arıyor. Bilgi ve teklifleriniz için: iletisim@yorumla.net adresine mail atınız.

ilk çağ filizofları hakkında bilgi ?

Konu, 'Soru ve Cevap' kısmında uMuT_GüNeŞi^^ tarafından paylaşıldı.

  1. uMuT_GüNeŞi^^

    uMuT_GüNeŞi^^ Süper aktif yorumcu

    kardeşimin dönem ödevi için ilk çağ filozofları hakkında bilgiye ihtiycım var

    nette bulamadım

    yardımcı olursanız sevinirim ...^
     
  2. BAYBARS.

    BAYBARS. Süper aktif yorumcu

    ANTİKÇAĞ FİLOZOFLARI
    < Resme gitmek için tıklayın >
    Antik felsefede ya da diğer deyimiyle ilkçağ felsefesinde, Anaximenes, Pythagoras(Fisogor), Empedokles, Heraklaitos(Heraklit), Socrates(Sokrat),Platon (Eflatun), Aristoteles (Aristo) gibi filozoflar spiritüel-ruhsal felsefeleri işlemiş filozoflardır. Felsefe tarihi içinde, ilkçağ filozoflarından başlayarak, ortaçağ skolastikleri, Rönesans felsefecileri, yeniçağ filozofları; insan-evren, varoluşun kökeni, Tanrı-insan-doğa ilişkileri, evrenin (kozmosun) meydana gelişiyle, insanın bu dünyadaki yeri ve ödevinin ne olduğu sorularına yanıt ararken doğal olarak ruh-tanrı-doğa üçlemesinden uzak kalamamışlardır.
    ANAXİMENES
    < Resme gitmek için tıklayın >
    İlkçağ filozoflarında ve eski dinlerin bir çoğunda ruh sözcüğü ile nefes (Hava) sözcüğü aynı anlama gelir. İnsan yaşadığı süre soluk alır ve soluk aldıkça da ruh bedende bulunur. Soluk alma durunca ruh ve yaşam bedeni terk etmiş demektir.
    MÖ. 550-500 yıllarında yaşayan Anaximenes, bütün canlı varlıkların bir ruh taşıdığını söyler. Canlıyı cansızdan ayıran, canlı olanı ayakta tutan ruhtur. Anaximenes ’e göre, "bir hava (soluk) olan ruhumuz (psykhe) bizi nasıl ayakta tutuyorsa, bunun gibi, bütün evreni de soluk ve hava sarıp tutar."; Anaximenes bir doğa bilimcisi olduğu için canlı cansız her şeyi doğa ile açıklamak istemiştir. Böylece, ruh kavramı felsefede ilk defa ortaya çıkmıştır.
    Anaximenes ’te ruh, insanın canlı bedeninin ayakta tutan, daha doğrusu bir arada tutan, onu canlı kılan, onun cansız bir yığın olarak dağılmasını önleyen "şey"; dir; burada ruh, yaşam yani canlı bedeni, cansızdan ayıran olarak anlaşılıyor ve soluk ile bir tutulduğu için, maddi bir şey olarak düşünülüyor. Şimdi nasıl hava-soluk-olan ruh, insanın bedenini cansız bir madde olarak dağılmaktan koruyorsa, bunun gibi, havada evrenin bütününü, onun düzenini ayakta tutar.
    Hava; canlı, canlandıran şey, etkin olan bir ilke. Onun bu canlılığı, etkinliği olmasaydı, evren sadece, ölü, dağılan bir yığın olurdu; boyuna yeni biçimler alan kendini canlı olarak değiştiren yaratıcı bir varlık olmazdı.
    Yine bu yüzyıllarda ruh kavramı, ruhun anlamı ve ölümden sonrası üzerinde çok durulmuştur. Homer; "ölüm sonrasında yaşamda ruhlar yarı şuurlu, gölgemsi bir hayat sürerler"; der. Bu dönemde Reenkarnasyon (Yeniden Doğuş) olgusunun bozulmuş şekli olan "tenasüh"; inancı önemli bir problem oluşturmuştur. Çünkü, bu dünyadaki yaşam yeni bir imkan olarak değil de, eski bir yaşamda işlenen suçların cezalarının çekildiği ya da ödendiği bir yaşam olarak anlaşılır.
    [COLOR=#333399] Hint Felsefesinin temelini oluşturan [COLOR=#f55425]"tenasüh"; [COLOR=#333399]inancı, Yunan’da Orfe (Orphic) denen dini bir akıma paralel olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle Orfe ’den kısaca söz etmeden bir başka ilkçağ filozofuna geçmek pek doğru olmaz.
    [COLOR=#3366FF] [COLOR=#f55425][URL="http://www.astroset.com/yasam/filosofia/f2.htm#orp"]>> ORPHEUS VE ORPHİC ÖĞRETİ[/URL]
    [COLOR=#f55425] PYTHAGORAS (PİSAGOR)
    [IMG]http://www.astroset.com/yasam/filosofia/images/felsefe8.JPG[/IMG][COLOR=#333399] M.Ö 550 yılında yaşayan Pisagor’a göre sayılar bütün varlığın ilkeleridir (Arkhe). Örneğin, belli bir sayı belli nitelikleriyle adalettir, bir başka sayı ruhtur, bir başkası akıldır.
    Müzikteki uyum-harmonia yasalarının sayılarla anlatılabileceğini gördüğünden ve bütün olayların sayılara doğal bir yakınlığı olduğunu anladıklarından sayı öğelerinin bütün varlıkların da öğesi olduğu düşüncesine varmışlardır. [COLOR=#333399] Pisagorcuların dünya görüşü düalist; sınırlının, tekin, yetkin ile iyinin karşısında sınırsız, çift, yetkin olmayan ile kötü var. Ama nasıl sayıların temel birimi olan [COLOR=#0095dd]" bir "; [COLOR=#333399]hem tek, hem çift sayı ise, onda her iki ilke de nasıl bir araya gelip birleşmiş bulunuyorsa, bunun gibi karşıtlarda evrende bir uyuma varırlar; karşıtların birliği ilkesine göre evren bir sayı uyumudur.
    Ruh ise kendi kendine hareket eden bir sayıdır. Öncesiz ve sonrasızdır yani sonsuzluk ifade eder. Ruh aynı zamanda, alem ruhunun bir parçası, gök ateşinin bir kıvılcımı, Tanrının bir düşüncesidir. Dolayısıyla da ölümsüzdür.
    [COLOR=#333399] Beden ruh için hapishanedir. Ölümden sonra ruh başka bir bedene geçer ve göçer; bu geçme ve göçme de dünyada yaşadığı hayata göre olur. Ruhun asıl gayreti ve gayesi özgür yaşamak yani bedene bağlı olmadan mutlak ruh haline erişebilmektir.
    [COLOR=#333399] Bu dönemde tekrar doğuş kavramı yanlış bir algılayış ve inanışla [COLOR=#f55425] "tenasüh"; [COLOR=#333399] anlayışı şekline dönüşmüştür.
    [COLOR=fuchsia] [COLOR=#F55425]EMPEDOKLES
    [COLOR=#333399] [IMG]http://www.astroset.com/yasam/filosofia/images/felsefe9.JPG[/IMG] M.Ö. 450 yılında Empedokles, Heraklaitos (Heraklit) ile birlikte ruhu ateşe benzeten filozoflardı. Pisagor’dan gelen tekrar doğuş kavramı bu filozofların öğretilerinde de vardı. Fakat bu kavram, ruhun bir ceza olarak insanlık aşamasından hayvanlık aşamasına inmesi yerine, sıra ile bitki, hayvan, insan basamaklarından geçmesi olarak ele alınıyordu.[COLOR=#333399]
    Heraklit'e göre evrenin temel maddesi ateştir. Ateş, bütün varolanların ilk ve gerçek temelidir yani ruhtur, bütün karşıtların birliğidir.
    Evren boyuna akan bir süreçtir, başı sonu olmayan bir değişmedir, hiç durmayan bu değişme içinde aynı kalan, sürüp giden hiçbir şey yoktur. Bu sürekli oluş içinde durucu, kalıcı bir şey var sanırsak bu Heraklit’e göre bir yanılmadır, bir aldanmadır.
    [COLOR=fuchsia] [COLOR=#0095DD] "Aynı ırmakta iki kez yıkanamayız. İkinci kez girdiğimizde bu ırmak büsbütün başka bir ırmaktır artık. Bu arada akıp giden sular onu başka bir ırmak yapmıştır.";
    [COLOR=#333399] Empedokles’e[COLOR=#333399] göre, meydana gelme ile yok olma diye bir şey yoktur aslında. İnsanların meydana gelme dedikleri şey, temel maddelerin bir karışması, yok olma dedikleri de bu karışmanın dağılmasıdır. Çok küçük parçalardan kurulmuş olan temel maddelerin kendileri meydana gelmemişlerdir, yok olmazlar, değişmezler.[COLOR=fuchsia][COLOR=#333399] [COLOR=#333399]Bunlar Parmenides’in bengi varlığı gibidirler. [COLOR=#333399]
    Doğa bilgisinin gelişmesinde çok önemli bir yeri olan öğe-element kavramını ilk olarak ortaya koyan Empedokles olmuştur. Element burada, kendi içinde bir cinsten diğerine doğru; niteliği bakımından değişmeden, bölünmeden yalnız çeşitli hareket durumlarına geçebilen madde demektir. Bu elementler de 4 tanedir. [COLOR=#333399] Toprak-Su-Ateş-Hava
    [COLOR=#333399] Son üçünü daha önce İonia filozofları ileri sürmüşlerdi. Bunlara dördüncü öğe olarak toprağı eklemekle Empedokles, günümüze kadar yaşayacak olan [COLOR=#f55425] "Dört Öğe";[COLOR=#333399] öğretisinin temellerini İlkçağ filozofisi için kurdu.[COLOR=#333399]
    Oysa, kadim uygarlıklarda ve kadim bilgeliklerde,ayrıca astroloji ve simyanın kökeninde bu dört temel madde kavramı zaten dünya kuruldu kurulalı vardı.[COLOR=#333399]
    Empedokles’in[COLOR=#333399] felsefe anlayışında, bu dört öğe evrenin gereçleridir. Dört öğenin kendileri, değişmez tözler olduklarından, bunların kendisinde de bir hareket nedeni bulunamaz;yani bunlar kendiliklerinden birbirleriyle karışamazlar, bir karışmayı bozamazlar. Onun için doğa açıklamasında, bu dört öğenin yanı sıra bir de hareketin bir nedeni, hareket ettirici bir güç de gerek. Dört ana öğeyi birbiriyle karıştıran, bunların karışımlarını yeniden çözen neden de sevgi ve nefrettir Yani maddi olmayan ruhsal bir etkendir.[COLOR=fuchsia][COLOR=#333399]
    [COLOR=#F55425]HERAKLİT (EFESLİ HERAKLAİTOS)
    [COLOR=#333399] [IMG]http://www.astroset.com/yasam/filosofia/images/felsefe10.JPG[/IMG] MÖ. 550-480 yıllarında Efes’te yaşadı. İyonya o dönem İranlıların elinde bulunuyordu. Ülkenin Efes dışındaki bütün kentleri özgürlüklerine kavuşmak için birleşmişlerse de İran kralı Dairus tarafından şiddetle cezalandırıldılar.[COLOR=#333399] Heraklit[COLOR=#333399] bir süre siyasal olaylara yabancı kalmadıysa da daha sonra politik yaşamdan tamamen ayrıldı.
    Arkadaşı Hermodor’un Efes’ten sürülmesiyle de bir ormanda inzivaya çekildi ve yalnız felsefeyle ilgilendi. [COLOR=#333399]En çok hoşlandığı şeyin doğayı derinden seyretmek ve yalnızlık olduğu söylenir. [COLOR=#333399]Heraklit[COLOR=#333399] Mile okulunun kozmolojisini iyi kavramış ve Pisagor’dan etkilenmiş bir filozoftu.[COLOR=#0066cc]
    [COLOR=#333399]Heraklit[COLOR=#333399] kendi sözlerinin[COLOR=#0066cc] [COLOR=#333399]güldürmediğini, süslü, boyalı olmadıklarını, fakat sesinin bu seste konuşan Tanrı sayesinde bin yıllar içinde uzayıp gideceğini söylerken çok önem verdiği Logos-İlahi Kelam hakkındaki görüşlerini de belirtmiş oluyordu.[COLOR=#333399]
    O, İyonya filozofları gibi evrenin ana maddesini değişmeyen kalıcı bir töz olarak kabul etmemiş, alemin sürekli olarak değişken olduğunu ve değişken varlık içinde kalıcı bir güç olarak akıl (logos-kanun) bulunduğunu savunmuştur.[COLOR=#333399]
    [COLOR=#0095dd]"Alem, Tanrılar ve İnsanlar tarafından yaratılmamıştır. O her zaman vardı";[COLOR=#0066cc] [COLOR=#333399]derken, her şeyden önce insan aklının, yokluktan varlığa geçişi yani "İlk"; olanı anlamasının mümkün olmadığını savunuyordu. Yani evren, bağımsız ve özgür bir varlıktır.
    Alemi meydana getiren birinci ilke de, [COLOR=#0095dd] Ateş[COLOR=#333399]’tir. Bu ateş canlıdır, ölçüyle yanacak ve ölçüyle sönecektir. Ateş tek bir tözdür (cevherdir) ve her şekle girebilir; bütün değişimlerine karşın, kendi doğasından hiçbir şey yitirmez; ve bir alemi oluşturabilmek için bu değişikliğin kendiliğinden beliren gücü, hareket şeklinde kendini gösterir ve kendi varlığında bazı yoğunlaşmalara ve seyrekleşmelere neden olur.[COLOR=#333399]
    [COLOR=#333399] Ona göre, sükun gibi görünen her uzlaşma, bir kaçmadır ki, bu yeni bir savaşın hazırlığını yapmak demektir. Şu halde, alemde gördüğümüz ölüm ve doğum olayları bir görünüşten ibarettir; bu yaşamın yeniden doğması demektir. Bunlar, birbiri içinde devam etmek suretiyle, alemdeki dengeyi yaratırlar. Heraklit’in savunduğu ateşin belirlenmiş ve duyulur bir varlığı yoktur. O, bütün duyulur tözlerin ortak bir esasından başka bir şey değildir.
    [COLOR=#333399]Savaş halinde bulunan karşıtlar, birbirinin yerini almaya meyledince, eşyada durup dinlenmeyen bir hareket devam eder, durur. Zira, [COLOR=#0095DD]" Her şey akıyor, her şey kaçıyor, hiçbir şey durmuyor; bir nehir içinde bizi yıkatan su, daima başka sudur; hiçbir zaman aynı nehre iki kere dalamazsın. "; [COLOR=fuchsia] [COLOR=#F55425]SOCRATES (SOKRAT)
    [IMG]http://www.astroset.com/yasam/filosofia/images/felsefe11.JPG[/IMG][COLOR=#333399] İ.Ö.470 yıllarında yaşamış olan Socrates (Sokrat) bir aydınlanmacıdır. Aydınlanmanın istediği, yaşamımızın normlarını aklın ışığına tutmak, bunları akılla eleştirmek, akılla aydınlatmaktır.
    Sokrat, Sofist-bilgici değil, filozof-bilgi sever olduğunu söyler; bilgiyi elde bulundurduğuna değil, onu sevip aradığına inanır; kendisi kendini bildiği gibi, kendilerini bilmelerini [COLOR=#0095dd] "Kendini Bil ![COLOR=#333399]"; ana ilkesine uygun olarak başkalarından da ister.
    Sofist; yunanca; Sophistes sözcüğü aslında [COLOR=#0095dd]"bilen, bilgili kişi";[COLOR=#333399] demektir. Demokratlaşan Atina’da [COLOR=#f55425]"başarılı yurttaş nasıl gelişir?"; [COLOR=#333399]sorusuna [COLOR=#0095dd]"sofist"; [COLOR=#333399] adını taşıyan kimseler cevap bulmayı, bu konuda gerekli öğreti ve eğitimi yapmayı üstlenmişlerdir. Sofist sözcüğü sonra siyasette yararlı olmayı öğreten kimse, daha sonraları ise söz söyleme sanatı üzerinde ders veren kimse anlamını kazanmıştır.
    Sokrat’a göre gerçek bilgiye götüren yolda en büyük engel, sofistlerin ortalığa yaydıkları sözde bilgi olan şeyler, o yarım yamalak bilgilerdir.
    Ona göre ruhta saklı doğrular vardır. Bunlar herkes için ortak olan doğrulardır. Disiplinli, sıkı bir düşünme ile "Doğru"; nun bulunabileceğine inanır. Bu doğrular çalışma ve üzerlerinde durup düşünme ile yukarıya çıkarılabilir, bilinir bir hale getirilebilirler.
    Sokrat’a göre evren, akli bir düzene göre kurulmuştur ve orada tesadüfün yeri yoktur. Evrende her şey, mevcut bir gayeye, her gayede diğer bir gayeye göredir. En son gaye de, ‘bir’ dir, ‘tek’ tir.
    O, her şeyi görücü, her şeyi işiticidir. Bütün varlıkların hüküm ve tasarrufu onundur. Biz, onu duyularımızla kavrayamayız. Nasıl ki, gözü güneş aydınlattığı halde göz güneşe bakamaz. Biz de bu şekilde onu kavrayamayız. Karma karışık olan kaosu düzene sokan ve belirli olmayan bir maddeden alemi yaratan, işte bu en yüksek akıldır. İnsan ruhu alem ruhunun bir parçası olduğundan ölümsüzdür ve dolayısıyla bir ahiret vardır.
    [COLOR=#333399] Sokrat bir de içinde bir [COLOR=#0095dd] Daimonion[COLOR=#333399]’un[COLOR=#333399] barındığını söylermiş. Yaşamının önemli anlarında bu Daimonion’u kendisine yol gösterirmiş. Sokrat bu sesi içindeki Tanrısal bir ses sayar ve ona uyarmış. Bu sesin ne olduğu üzerinde çeşitli yorumlar vardır. Vicdan, ahlaki bir sezgi, bir tebliğ, bir psişik alışveriş olabilir.
    Ne olarak anlaşılırsa anlaşılsın onun Daimonion’la demek istediği şu idi: [COLOR=#0095dd]"Tanrıların sesini içimizde, gönlümüzde duymalıyız; onları dış belirtilerde aramamalıyız; dindarlığımız bir dış görünüş olmamalı";[COLOR=#333399]
    Ama Sokrat, bütün bunlara rağmen Yunan Aydınlanmasına, bunun temsilcileri olan sofistlere karşı olan bir tepkinin kurbanı olmuştur. Onunla sofistler arasındaki amaçlar bakımından olan temelli ayrılıkları Atinalılar ayırt edebilecek durumda değildiler. Onun rasyonalizmi, sofistlerin relativizmi kadar halk inancı için tehlikeli sayılmıştır.
    [COLOR=#993300] [COLOR=#F55425] PLATON (EFLATUN)
    [IMG]http://www.astroset.com/yasam/filosofia/images/felsefe12.JPG[/IMG] [COLOR=#333399] MÖ. 427 yıllarında yaşamış olan Platon’a göre ruh ölümsüzdür ve birçok defalar yeryüzüne gelmiştir. Bu arada yeryüzünde ve Hades’te (öte dünyada) bulunan her şeyi görmüştür. Yeryüzünde her şey de birbirine bağlı olduğu için ruh bunlardan birini görünce, sürekli bir araştırma ile ötekilerini de bulabilir ve anımsayabilir. Ruhta doğru tasavvurlar, önce bilinçsiz bir halde bulunurlar; bunlar önce bir rüya gibidirler; uygun sorular ve araştırmalarla sonunda aydınlık bir bilgi haline gelirler.
    Platon’a göre öğrenmek eskiden bilinmiş bir şey i yeniden anımsamaktır. Bu anlayış ile Platon felsefesinin iki ana görüşünü de belirtmiş oluyordu.[COLOR=#333399]
    Bir yanda asıl gerçeğin dünyası var ki buna[COLOR=#0066cc] [COLOR=maroon][COLOR=#0095DD] ‘İdeaların[COLOR=#0095dd] Dünyası’ [COLOR=#333399] adını verir. İdealar dünyası bilginin aslının olduğu dünyadır. Öte yanda da relatif gerçeğin dünyası var ki bu da meydana gelen ve yok olan nesnelerin dünyası yani içinde yaşadığımız [COLOR=#0095dd]'geçici dünya'.
    [COLOR=#333399] Bilginin konusu olan İdeayı Platon, Elea'lıların [COLOR=maroon] [COLOR=#0095DD]"Bir[COLOR=#0095dd] [COLOR=maroon] [COLOR=#0095DD]Olan"; [COLOR=#333399]ındaki[COLOR=#333399] niteliklerle anlatır;
    [COLOR=maroon] [COLOR=#333399] İdea birliktir, bölünemez, değişmez, öncesiz-sonrasız olarak kendi kendisine eşittir. [COLOR=#333399] Ve bilgi, gerçek aşığını, gerçeğin mahiyetini kavramaya zorlar ve bilgi aşığı olan kimse de ilahi realiteyi temaşadan başka hiçbir şey den zevk almaz.
    Ruh, Platon’a göre, aslında idealar dünyasında bulunur, sonra da yeryüzüne iner. Bu nedenden ötürü de ruhun iyiliği ile kötülüğünün kökünü dışarıda değil de, ruhun kendisinde, kendi içinde aramalıdır.
    [COLOR=#333399] Platon’un ünlü [COLOR=maroon] [COLOR=#0095DD]‘Mağara’[COLOR=#0066CC] [COLOR=#333399]örneğine göre bizim bu dünyada gördüklerimiz sadece gölgelerden ibarettir. [COLOR=#333399] Eşyanın hakikat ve gerçeği ise bu dünyanın ötesinde ve üstündedir. Bir mağaradakiler nasıl, ancak, gün ışığına çıktıkları zaman eşyayı olduğu gibi görebiliyorlarsa, biz de eğer gerçeği görmek istiyorsak, ruhlarımızın, ezeli dünyanın güneşi olan, en büyük realite tarafından nurlandırılması gerekir.
    [COLOR=#333399] Ruh öncesiz ve sonrasız olan İdealara benzer. Dünyanın gerçek sahibi Tanrı’dır. Tanrı’nın bu dünyayı olgunluğa götüren bir planı vardır; insan Tanrı’ya inanmakla erdemli olmak için bir dayanak elde eder. Ruh sürekli olarak ilk İdealar alemindeki yaşamını özler. Ona kavuşması ancak bu dünyada faziletli [COLOR=#f55425](üstün ahlak) [COLOR=#333399]ve ölçülü bir yaşam sürmesiyle mümkündür.
    [COLOR=#F55425] PLOTİNOS
    [IMG]http://www.astroset.com/yasam/filosofia/images/felsefe13.JPG[/IMG] [COLOR=#333399] Antik çağ sonlarında felsefeye dayanarak ruhsal bir dünya görüşü geliştirme denemelerinden ilki olan Yeni-Platonculuğun, kendisinden sonraki gelişme üzerinde büyük etkisi oldu. Çünkü bu çığır, Batı ve Doğu mistisizmlerinin başlıca kaynaklarından biridir. Plotinos ve Yeni Platonculukla örtüşmeyen ezoterik/ hermetik bir öğreti yoktur. Rönesans ötelerine kadar Platon felsefesi, daha çok Yeni Platonculuk şeklinde ele alınarak işlenmiştir. Bu çığırın kurucusu Plotinos’tur. (M.Ö.203-270)[COLOR=#333399]
    [COLOR=#333399] Plotinos felsefesini Platon’a dayanarak açıklamaya büyük değer verir; kendi düşüncelerini hep Platon’un yapıtlarındaki belli temel noktalara dayatarak yorumlamayı dener; ayrıntılarında bile Platon’un bir öğrencisi olduğunu vurgulardı. Bu nedenle de bu çığır[COLOR=#333399] [COLOR=#333399]Yeni-Platonculuk adını aldı. Ama şunu da belirtmek gerekir ki, Plotinos’un öğretisinde Aristo ve Stoacılığın da büyük etkileri vardır.
    [COLOR=#333399] Plotinos[COLOR=#333399] doğu, Hint bilgeliği, astronomi ve astrolojiye de büyük ilgi duymuş bir düşünürdü; felsefesi çok yönlü olduğu ve hermetik etkiler taşıdığı için kendisinden sonraki kuşakları da, ezoterik, mistik ve okült araştırmalar açısından çok etkilemiştir.[COLOR=#333399]
    Plotinos’un[COLOR=#333399] öğretisinin baş özelliği, katı maddeciliğe tam bir kesinlikle karşı çıkışındadır ve ondan sonra gelen tüm hermetik/ezoterik okullara da bu anlamda büyük bir destek vermiştir. Bu felsefeye göre asıl gerçek; nesnelerin kendisi şeklinde varlıkta etkiyen her şeyin cisimsel olmadığı, her şeyin özde salt ruhsal nitelikte olduğu ilkesine dayanır. Plotinos’a göre, [COLOR=#993366] [COLOR=#0095DD]"Cisimler dünyası, o görünmeyen ruhsal dünyadan üzerine bir parıltı vurursa ancak değer kazanır, güzel olur.";
    [COLOR=#333399]Plotinos’a[COLOR=#333399] göre evren ve insan, Tanrı’dan gelmiştir ve Tanrı’ya dönmektedir. İniş merdiveninin ilk basamağında ruhlar, ikinci basamağında hayvanlar, üçüncü basamağında nesneler vardır. Çıkış merdiveninin ilk basamağındaysa [COLOR=#0095dd]anlamak, [COLOR=#333399]ikinci basamağında [COLOR=#0095dd] sonuç çıkarmak, [COLOR=#333399]son [COLOR=#333399]basamağında [COLOR=#0095dd] mistik seziş [COLOR=#333399] yani [COLOR=#993366] [COLOR=#0095DD] gizemcilik [COLOR=#333399] vardır.
    [COLOR=#333399] Böylece Tanrı’dan ruh olarak çıkan nesnel varlık dünyaya inerek maddeleşir ve madde olarak da vecd yoluyla yeniden Tanrı’ya döner. Bunun da adı Sudur, Uruç ve emanasyondur. (emanation)[COLOR=#333399]
    Tanrılık yaşamın tedrici/kademeli yayılışı ve varlığın son gayesinin Tanrı’da yeniden erimek olduğu suduriyeci bir panteizm onun felsefesinin temelini oluşturur.
    [COLOR=#333399] Ona göre Tanrı, eşyanın ilkesidir, başlangıcıdır.[COLOR=#333399] [COLOR=#333399]Fakat o, kendisinde çıkan ışınlara karşın, eksilmeyen bir güneş gibidir. Kıyaslamadan, benzetmelerden ve yaratıkların niteliklerinden uzaktır. O, her şeyin üstündedir ve her şeyden üstündür. Tanrı, saf düşüncedir; ne düşünür, ne düşünmez denilemez. O, öyle bir birliktir, bütünlüğü ile değişmemiş ve başkalaşmamış vahdettir. Bütün kendi yetkinlik sıfatlarıyla kendisidir ve kendi kendisinin içindedir. Bu itibarla külli olarak bilgiye ihtiyacı olmadığı gibi, bilgisiz de değildir. [COLOR=#993366] [COLOR=#333399]Tanrı’yı ancak kendi içimizden keşfedebiliriz.[COLOR=#333399] Bunun içindir ki, kendisini tanıyan ruh, ancak vecd sayesinde ona yükselebilir. Tanrı, tüm tanrısal sıfatları kendisinde toplamış olan saf birliktir.
    Bu tanım,[COLOR=#333399] [COLOR=#333399]Milattan önce altıncı yüzyılda Delfi’deki kehanet tapınağının duvarına kazınan, Milet’li Thales’e ait ünlü [COLOR=#993366] [COLOR=#0095DD]"Kendini Tanı"; [COLOR=#333399] ibaresi ile birebir örtüşmektedir.
    [COLOR=#cc0000] [COLOR=#f55425] Kendini Tanı[COLOR=#cc0000] [COLOR=#333399]Çoklukta Mutlak Bir’in dolgunluğundan öylece ve emanasyon yani yayılım yoluyla belirir. Tanrı tüm yaratıkların başlangıcı ve hepsinden önce saf yetkinliktir.[COLOR=#333399]
    Plotinos’un[COLOR=#333399] felsefesinde 3 ana temel nokta vardır;
    - [COLOR=#333399]Mutlak, dolgunluğundan sudur, emanasyon yolu ile belirir.
    - Bir tam bir bağımsızlık içinde, kendi yücelik ve saflığından hiçbir şey kaybetmeden evreni oluşturur.
    - Sudur prensibi aynı zamanda insanın uluhiyete yani ilahi olana çekilişinin, ilahi cezbenin de bir açıklamasıdır ve
    aynı zamanda kaçınılmaz bir olgudur.
    [COLOR=#F55425] ARİSTOTELES
    [COLOR=#333399] [IMG]http://www.astroset.com/yasam/filosofia/images/felsefe14.JPG[/IMG][COLOR=#333399] MÖ. 385 yıllarında yaşamış olan Aristo, antik çağ felsefesinin bel kemiği sayılan bir filozoftur. Aristo’ya göre beden madde; ruh da formdur.
    Ruh canlıyı canlı yapan, onu cansızdan ayıran başlıca etkendir. Ruh için bir şeyin aktif tekamülünü gerçekleştiren aktif prensip manasına gelen [COLOR=#0095dd] Enthelecia [COLOR=#333399]sözcüğünü kullanır. Ona göre ruh, benin enthelecia’sıdır (entelekyasıdır), bedenin içinde taşıdığı erektir, bedenin hareketleri ve değişmeleri içinde kendini olgunlaştırıp gerçekleştiren formdur; ruh, bedenin biçimlenme ve hareketlerini bir ereğe doğru yönelten nedendir. Ruhun kendisi cisimsel değildir ama bedeni hareket ettiren ona egemen olan güçtür.[COLOR=#333399][COLOR=#333399]
    Aristo, ruhta bulunan esaslı unsurları üç psikolojik kısım olarak ele alır;
    [COLOR=#f55425] - [COLOR=#f55425]Ruhun en aşağı kademesi:[COLOR=#333399] Bitkisel ruh. [COLOR=#333399] Bedendeki bitkisel yaşamı temin eden kademedir.
    [COLOR=#f55425] - [COLOR=#f55425]Hayvansal ruh:[COLOR=#333399] Bedendeki hareket ve hassasiyetin yeridir. Beden sadece beslenir. Havyan ise, hareket eder ve
    etrafından tesir alır.[COLOR=#333399]
    [COLOR=#f55425] - [COLOR=#f55425]İnsan ruhu:[COLOR=#333399] Bu ruhun özelliği, bilmek ve akıl sahibi olmaktır.[COLOR=#333399]
    [COLOR=#333399] [COLOR=#333399] Ruh üç tabakalıdır, her alt tabaka üstteki için maddedir. Bitkilerde, yalnız organik yaşamdaki, özümseme ve üreme gibi mekanik ve kimyasal değişmeleri biçimlendiren ruh vardır. Bitkiler ruhun yalnız fizyolojik olan bu en alt tabakasında kalırlar. Hayvanlar dünyasında, buna özellikleri, [COLOR=#0095dd] ‘kendiliğinden hareket’,[COLOR=#333399][COLOR=#333399] [COLOR=#0095dd] ‘istek’ [COLOR=#333399][COLOR=#333399] ve [COLOR=#0095dd] ‘duyum’[COLOR=#0095dd] [COLOR=#333399] [COLOR=#333399] olan hayvan ruhu eklenir.
    Hayvanın bir ereğe doğru kendiliğinden hareket ettiğini istekte görebiliriz. İstek, bir şey i elde etmeyi ya da ondan kaçınmayı isteme olarak, haz ve acı duygularından çıkar. Bu duygular hep obje tasavvuru ile birliktedirler. Bu tasavvurdan da objenin elde edilmeye değer mi olduğu, yoksa ondan kaçınılması mı gerektiği anlaşılır. Tek tek duyumlarda verilmiş olanları hayvan ruhu genel bir algı olarak birleştirir. Ruhun birliğini sağlayan bu ortak duyu, duyumları tasavvurlar olarak sakladığı için hatırlama ile kendi hallerimizi bilmemizin merkezidir.
    Bitki ve hayvan ruhlarının üstünde yükselen [COLOR=#0095dd]"insan ruhu";[COLOR=#333399][COLOR=#333399]nun özelliği ise[COLOR=#333399] [COLOR=#0095dd]"akıl";[COLOR=#333399][COLOR=#333399]dır. Ruhun ilk iki şekli, insana özgü aklın, bu formun gerçekleşmesinin maddesidirler. Akıl yüzünden, istek, tasavvur ve bilgi şeklini alırlar. Akıl, ruhun bütün bu etkinliklerine [COLOR=#0095dd] "dışarıdan gelmiş";[COLOR=#333399],[COLOR=#333399][COLOR=#333399] yeni ve daha yüksek bir şey olarak eklenir; ama ancak ruhun öteki etkinliklerine dayanarak, bunların içinde kendini gerçekleştirebilir. Bu ilgiyi Aristo aklı etkin ve edilgin diye ikiye ayırmakla açıklamıştır.[COLOR=#333399]
    [COLOR=#f55425] Edilgin Akıl:[COLOR=#333399][COLOR=#333399] Aklın, tek insandaki onun kendi görgüleriyle belirlenmiş olan, görünüş biçimidir. Buna karşılık etkin akıl, aklın bütün tek tek insanlar için ortak olan, her insanda bir ve aynı olan şeklidir.
    [COLOR=#333399] [COLOR=#f55425] Etkin Akıl:[COLOR=#333399] [COLOR=#333399] [COLOR=#333399]Meydana gelmemiştir, yok da olmayacaktır; edilgin akıl ise bağlı olduğu bireylerle ortaya çıkar.
    [COLOR=#333399] [COLOR=#333399] İnsanın akıllı özü, en yüksek olgunluğuna bilgide eriştiği için, bilen/teorik (theorik) aklın ürünü olan erdemler de en yüksek erdemlerdir, eksiksiz mutluluğu sağlayan erdemlerdir. Teorik akıl, en yüksek doğruları, en yüksek kavramı ve yargıları doğrudan doğruya kavramaya ve bunları bilmek için bilmeye yönelir. Bu en yüksek konuların bilinmesine, insandaki etkin aklın tam olarak açılıp gelişmesine de Aristo, [COLOR=#0095dd] "theoria-bakış"[COLOR=#333399][COLOR=#333399] der.
    Doğruya bu bakma ile insan, Tanrılığın özü olan salt düşünmeden pay alır, bununla Tanrılığın öncesiz-sonrasız mutluluğuna da katılmış olur. Pratik yaşamın yani isteme ve yapmanın bütün amaçlarından sıyrılarak yalnız kendi kendisi için olan bu theoria’ya-bakışa yönelme, bütün isteklerden kendini kurtarmış olan bu sonsuz doğru’ya dalma, Aristo için dünyada en iyi şey, insanı da en çok mutlu eden şeydir. Ona göre insanoğlunun asıl ereği, dünyasal isteklerden arınıp, sonsuz doğruya dalabilme ereğidir.[/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR]
     
    uMuT_GüNeŞi^^ bunu beğendi.
  3. BAYBARS.

    BAYBARS. Süper aktif yorumcu

    THALES:Thales Heredot'a göre kendisinde pek çok özellik toplamış birisidir. Devlet adamı, mühendis ve şehir planlamacısıdır.Yaşadığı yıllarda Mısır'da bulunmuş ve suyun her şeyin kaynağı olduğunu onlardan öğrenmiştir. İlk Yunan geometricisidir. Piramitlerin yüksekliğini gölgelerini ölçerek hesaplamıştır. Gemilerin kıyıdan ne kadar uzakta olduklarını ölçebilmek için geometrik yöntemler geliştirmiştir. Ona göre karalar, her şeyin kaynağı olan suyun üstünde yüzmektedir. Küçük ayı takım yıldızını keşfetmiştir. Ayrıca depremin nedenleri hakkında geliştirilen ilk teori de Thales'e aittir. Geminin, dalgalar üzerinde hareket edişine benzer bir biçimde , karalar su üstünde yüzer ve bu nedenle depremler oluşur. Ona göre , bize cansız gibi görünen her şey canlıdır ve Dünya Tanrılarla doludur. Mıknatısın ve amberin (elektron) çekici gücünü açıklamaya çalışmıştır.

    Aristoteles Thales için şöyle demektedir; Onu yoksul biri olduğu için küçümsemişlerdi. Bu da , felsefenin, ilmin, hiçbir yararı olmadığını gösteren bir özellikti. Oysa o, gök cisimlerinin hareketlerini inceleyip, onları önceden tahmin edebildiği için, ne zaman büyük bir zeytin hasadı elde edilebileceğini bilebilirdi. Bundan dolayı da ; epeyce para kazanabilir, kışın parasını Milet ve Khios'taki bütün zeytinyağı elde etmeye yarayan mengenelere yatırıp , tümünü ucuza kiralayabilirdi. Zamanı gelip te , bu zeytinyağı mengenelerine gereksinme duyulunca , dilediği fiyata onları kiraya vererek çok büyük kazançlar sağlayabilirdi. Böylece bir filozofun , bir bilginin , isterse nasıl zengin olabileceğini herkese göstermiş olurdu. Oysa felsefecinin işi bu değildi. O, bilgiyi bir çıkar amacıyla değil, yalnızca bilmek için istiyordu.(Kaynak:Aristoteles. M.Ö. 624 Milet - ö. M.Ö. 546) Yunanlı gökbilimci, filozof, matematikçi ve siyaset adamı.

    DEMOKRİTOS:Leukippos’un öğrencisi Demokritos, (M.Ö. 460 - 370) Sokrates'den sonra ölmüş olmasına rağmen, "Sokrates öncesi doğa filozofları"ndan sayılır. Hocasının ortaya attığı teoriyi büyük ölçüde geliştirerek ünlenmiştir. Parmenides'in temsil ettiği tekçilik (monism) ile Empedokles'in çokçuluğu (pluralism) karşısındaki aracılık girişimleri sonucu, "Atom veya bölünmeyen öz" teorisi ile ünlenmiştir. (Bazı kaynaklar Empedokles ve Anaksagoras'ı da "atomcular" sınıflandırmasının içine sokmaktadır. Bu görüş isabetli bir tesbittir.)

    Varoluş ile ilgili çok kesin bir görüş ortaya koymuştur. Evren'deki oluşuma, kesin bir zorunluluk egemendir. Bütün olup bitenleri bir raslantı ile izâha çalışmak saçmalıktır. "Yaratılmamış, yok olmayan, değişmeyen varlık, özdeksel atomdur. Öz, maddeyi temsil eder ve onunla her nesne yapılabilir." şeklinde özetlenebilecek bir görüşle, materyalist doğa biliminin ilk temellerini atmıştır.

    Atomcular, sadece bir hacim, bir şekil ve belki de bir ağırlık içeren bölünmez en küçük birim olarak târif ettikleri atomun ve atomların hareket ettiği boşluğun (eter - ether - esir) ezelî, ebedî mevcudiyetini ortaya atmışlardır. Bütün bu materyalist görüşlere rağmen, "tek gerçek, atomlar ve atomların hareketidir" prensibini, ruhun açıklanması aşamasında da tutarlı bir şekilde kullanmışlardır.

    Bilinçli bir materyalist yaklaşımla, algılama ve düşünmeyi, vücuttaki en ince, en hafif ve en düzgün ateş atomlarının hareketi olarak izâh eden Demokritos, kendisinden önceki düşünürlerin üzerinde durmadığı oranda, ahlâk (etik) ile de ilgilenmiştir.

    GORGİAS:Gorgias, M.Ö. 5. yüzyılda yaşamış olan önemli sofist düşünür. Gorgias Leontioni'de Sicilya'da doğmuştur.

    Doğa felsefesine karşı düşünceler geliştirmiştir. Relativizmin ve daha da çok kuşkucu düşüncenin gelişmesinde önemli bir filozof olarak yer almaktadır. Empedokles'in öğrencisi olmuştur ve ondan hem doğa felsefesini hem de hitabet sanatını öğrenmiştir. Bu snattaki ustalığıyla Atina'da önemli etkilerde bulunmuş ve bu sanatı en önemli geliştiricilerinden biri olmuştur. Elea Okulu'nun diyalektik anlayışı üzerinde derin bir etkisi olduğu belirtilmektedir.

    Yokluk Üstüne ve Helen`e Övgü adlı eserlerin sahibi olan Gorgias, kendisini bir görecelikle sınırlamayarak, gerçek bir hiççiliğin ve kuşkuculuğun savunucusu olmuştur. Hiçbir değerin varolmadığını, bilginin mümkün olmadığını, insanlara ikna yoluyla her şeyin kabul ettirilebileceğini, zira insanların bilgiden yoksun olduklarını söyleyen Gorgias, ikna sanatına, sözün terbiye edilip geliştirilmesine büyük bir önem vermiştir.

    Doğa felsefesinin temel problemi olan varlığı bilme girişimin anlamsız olduğunu öne sürmüş ve bunu kanıtlamanın uğraşı içinde olmuştur. Onun düşüncesinde, ne varlığın varolması, ne bilinmesi ne de bir başkasına aktarılması mümkün değildir. Ünlü üçlü argümanı bu konuda Gorgias'ın relativizminin ve kuşkuculuğunun kesin bir ifadesini gösterir;

    Hiç bir şey yoktur,
    Bir şey varsa bile bilinemez,
    Bilinse bile başkalarına bildirilemez.

    EMPEDOGLES:Empedokles (M.Ö. 494 - M.Ö. 434), Sicilya adasının güney kıyılarında Akragas (ya da Agrigentum) şehrinin sözü geçen ailelerinden birine mensup bir filozof ve bilim adamı.


    Doğa filozoflarından biri olan Empedokles, kendinden önceki doğa filozoflarının temel töz (arkhe) olarak belirlediği, su, ateş ve havaya, toprağı da ekleyerek, hepsini bir arada kullanan ilk düşünür olmuştur. Empedokles'e göre bu dört temel eleman, sevgi ve uyuşmazlık (iticilik) gücü ile birleşip ayrılırlar. Bir başka deyişle sevgi ve uyuşmazlık da, maddeyi meydana getiren asal tözlerdendir ve değişimleri açıklamak için kullanılmışlardır.

    Havanın ayrı bir töz olduğunu deneysel olarak kanıtlamış, merkez kaç kuvvetini kısmî olarak izah etmiştir. Nefes almanın mekaniği ile güneş tutulmasının mekaniği hakkındaki savları, ayın yansıyan ışıkla parıldadığını, bitkilerde cinsiyetin olduğunu ve Dünya'nın küre biçiminde olduğunu ileri sürmesi ile ışığın bir yerden bir yere gitmesi için zaman geçmesi gerektiği konusundaki sözleri bilim adamı yönünü gösterir. Kanın, insan hayatının ana taşıyıcısı ve düşünmenin merkezi olduğunu söyler. Empedokles'e göre; temel öğeler kanda, en olgun biçimde bir araya gelmişlerdir. İnsanın tüm yetenekleri ise bu karışımın olgunluğuna bağlıdır.

    Dini açıdan Pisagor'cudur. "Orpheic" öğretiden de etkilenmiş ve Tanrı olduğunu iddia edip, bunu kanıtlamak amacıyla Etna dağı kraterine atlayarak ölmüştür.

    HERAKLİTOS:Efesli Heraklitos (Yunanca H&#961;&#940;&#954;&#955;&#949;ı&#964;&#959;&#962; Herakleitos) (M.Ö.535? - 475). Anadolu'da Efes'de yaşayan Sokrat öncesi (Pre-Socratic) filozof. Efes'in yerlisi olduğu ve babasının adının Bloson olduğu gibi detaylar dışında hayatı hakkında pek az şey bilinmektedir. Batı felsefe tarihinde dinamik bir felsefi sistem ortaya koyan ilk kişidir.
    felsefesi:Heraklitos'un günümüze eserlerinden fragmanlar kalabilmiştir. Diogenes Laertius'un "Lives and Opinions of Eminent Philosophers" adlı eserinde bildirdiğine göre Heraklitos bir kitap yazmış ve bunu döneminin en büyük tapınaklarından biri olan Artemis Tapınağına adamıştı. Heraklitos doğadaki her şeyin sürekli değişim içinde olduğunu öne sürmüştür. Doğanın bilgisi için bu değişimi gözlemlemek gerekmekteydi. Felsefe tarihinde Heraklitos'un genellikle değişmez bir ilkeden söz etmediği, ünlü bir nehirde iki kere yıkanılmaz deyişi gibi fragmanlarından bazı parçalar kullanılarak iddia edilmiş olmasına karşın Heraklitos'un her şeyde bulunan düzenleyici bir ilkeden söz etmektedir. Bu ilke Logos 'tur. Heraklitos, Delf mabedindeki rahibinin kehanetlerinin bir şey i ne gizlediği ne de ifşa ettiğini sadece işaretler kullandığını söylemekte kendisi de fragmanlarında sözel yapbozlar kullanmakta, kelime oyunları yapmakta, retorik ve edebiyatın türlü oyunlarından yararlanmaktadır. Onun fragmanlardan alınma şu sözü de döneminin kahinlerinin sözünden hiç de aşağı kalmayan bir gizemi bugüne taşımaktadır: "Her şeyden ortak olan şeyin bizi yönetmesine izin vermeliyiz. Logos her şeyde ortak olmasına rağmen çoğu insan sanki kendilerine özgü bir akılları varmış gibi yaşamaktadırlar." (Fragmanlar II.)

    PARMANİDES:Parmanides, doğa filozoflarından sayılmakla birlikte, Antik Yunan felsefesinde rasyonalizm geleneğinin ilk filozoflarından biridir. M.Ö.600 ile M.Ö.500'lerde yaşadığı ve yalnızca düşünür olarak değil yasakoyucu ve devlet adamı olarak da rol oynadığı sanılmaktadır.Parmenides'e göre, evrende değişen hiçbir şey yoktur. Gerçeklik, yani Varlık, mutlak anlamda Bir'dir, kalıcıdır, süreklidir, yaratılmamıştır, yok edilemez; o ezeli ve ebedidir; onda hareket ve değişme yoktur

    SOKRATES:Sokrates (Yunanca: &#931;&#969;&#954;&#961;&#940;&#964;n&#962;, M.Ö. 470 Alopeke, Attika - M.Ö. 399 Atina) Yunan Felsefesinin kurucularındandır.

    Heykelci Sofroniskos ile ebe Fenarete'nin oğlu olan Sokrates'in kimliği de başlıbaşına bir felsefi sorundur.

    Sokrates üzerine pek çok eski öykü anlatıldı (Platon, Ksenofon, Aristofanes, Aristoteles, Aristoksenos). Sokrates, edebi verimin yüksek olduğu bir dönemde hiçbir şey yazmadığı gibi, profesyonel "bilgi hocaları"nın ortaya çıktığı bir dönemde öğretmenliği resmi bir meslek olarak da seçmedi. Hayatı boyunca ancak üç kez Atina'dan ayrıldığı söylenir. Bir kez askeri yükümlülük gereği, bir kez de Delfi'ye gidip biliciye danışmak ve orada üzerinde "kendini tanı" sözünün yazılı olduğu Apollon tapınağını görmek için bu kentin dışına çıktı.

    Sokrates genellikle ahlak felsefesinin, yani değer öğretisinin kurucusu olarak bilinirse de, ondan geriye kalan şey, bir öğretiden çok, kişilerin bilincine, özlerinin ne olduğunu göstermeye yönelik bir çabadır.

    Sokrates önceleri doğa bilimleriyle, özellikle de canlı varlıkların çoğalması ve kaybolup gitmesi olgusuyla ilgilendi. Bu amaçla, matematiği ve doğa filozoflarının dünyayla ilgili öğretilerini incelemesi gerekti.

    Yüzeysel bilgiyi aşma ve şeylerin gerçek bilgisine ulaşma isteğiyle, bireylerin davranışlarında ve yaşamlarında temel aldıkları inançları sorgulamaya yöneldi. Sokrates, inançlarını ayrım gözetmeksizin yadsımak için toplumun bütün kesimlerine seslendi; bu tutumu da şiddetli tepkilerle karşılaşması ve trajik bir biçimde ölmesi sonucunu doğurdu.

    Sokrates, her türlü edinilmiş bilgiyi yadsıyan bir düşünceden yola çıkan yöntemiyle, yani diyalog sanatı ya da diyalektikle, insanlara, bilgiye sahip olduklarını sandıklarını, oysa sahip olmadıklarını kanıtlıyordu. Ardından, bir karara varmak gerektiğinde ve çaresiz kalan muhatapları ondan sorunla ilgili düşüncesini sorduklarında, filozofça geri çekiliyor, bu da genellikle muhataplarının öfkelenmesine yol açıyordu. Sokratesin kendisi gibi o zamanın atinasının düşünürleri sokratesin halkı toplayıp belirli zamanlarda onlara ders vermesini çekemeyenler sokratesin bilinenlerin aslında yanlış olduğunu söylemesi üzerine sokratesi mahkemeye veriyorlar o günlerde sokrates halk tarafından çok sevilen bir filozof olması nedeniyle onun mahkemesine binlerce atinalılar katılıp izlediler sokratesin mahkeme sonunda idam cezası verilmesi onaylanmadan önce hakim sokratese tekrar soru sorar sokratese bu sözleri ben söylemedim de bende seni idam etmeyeyim der sokrates de "Hayır ben söylemedim dersem benim düşüncelerimin insanlarda hiçbir önemi olmayacak beni idam edin çünkü idam ederseniz benim düşüncelerimi sizin saayenizde bütün dünya duymuş olacak ve bundan binlerce sene sonra sokrates adını herkes bilecek" der sonkez sorar deidn mi demedin mi sokratesde "Evet ben bunları söyledim sözümün ve düşüncelerimin hayatım pahasına arkasındayım" der ve idamı onaylanır

    Sokrates’in dünyadaki son günü Platon tarafından Fedon’da anlatılır&#8212;bir gün ki Sokrates Tebesli dostları Kebes ve Simnias ile ruhun ölümsüzlüğü üzerine konuşarak geçirdi.

    Baldıranı içtikten ve ölmek üzere yattıktan sonra son sözleri şunlardı: "Krito, Aeskulapius’a bir horoz borçluyuz; bu yüzden onu öde, sakın unutma."

    Zehir yüreğine ulaştığında sarsıldı ve öldü, "ve Krito bunu görerek ağzını ve gözlerini kapadı. Bu, Ekhekrates, dostumuzun sonuydu, öyle bir insan ki tüm çağının bizim bildiğimiz en iyisi, ve dahası, en bilgesi ve en gerçeğiydi.".


    PLATON:Eflatun (d. M.Ö. 427 - ö. M.Ö. 347) çok önemli bir Antik Yunan filozofu. Hayatını geçirdiği Atina’daki ünlü akademiyi kurdu. Asıl adı Aristokles'di. Geniş omuzları ve atletik yapısı yüzünden, Yunanca "Platon" (geniş göğüslü) lakabı ile anıldı ve tanındı.

    Yirmi yaşından itibaren ölümüne kadar yanından ayrılmadığı Sokrates’in öğrencisi ve Aristoteles’in hocası olmuştur. Atina’da Akademi’nin kurucusudur. Eflatun’un felsefi görüşlerinin üzerinde hala tartışılmaktadır. Eflatun, batı felsefesinin başlangıç noktası ve ilk önemli filozofudur. Antik çağ yunan felsefesinde, Sokrates öncesi filozoflar (ilk filozoflar veya doğa filozofları) daha ziyade materyalist (özdekçi) görüşler üretmişlerdir. Antik felsefenin maddeci öğretisi, atomcu Demokritos ile en yüksek seviyeye erişmiş, buna mukabil düşünceci (idealist) felsefe, Eflatun ile en doruk noktasına ulaşmıştır. Eflatun bir sanatçı ve özellikle edebiyatçı olarak yetiştirilmiş olmasından büyük ölçüde istifade etmiş, kurguladığı düşünsel ürünleri, çok ustaca, ve şiirsel bir anlatımla süsleyerek, asırlar boyu insanları etkilemeyi başarmıştır.

    Modern filozoflardan Alfred North Whitehead’e göre Eflatun’dan sonraki bütün batı felsefesi onun eserine düşülmüş dipnotlardan başka bir şey değildir. Görüşleri İslam ve Hristiyan felsefesine derin etkide bulunmuştur.

    Eflatun, eserlerini diyaloglar biçiminde yazmıştır. Diyaloglardaki baş aktör çoğunlukla Sokrates’tir. Sokrates insanlarla görüşlerini tartışır ve onların görüşlerindeki tutarsızlıkları ortaya koyar. Eflatun çoğunlukla görüşlerini Sokrates’in ağzından açıklamıştır.


    Eflatun, algıladığımız dış dünyanın esas gerçek olan idealar ya da formlar dünyasının kusurlu kopyaları olduğunu, gerçeğe ancak düşünce ve tahayyül yoluyla ulaşılabileceğini savunmuş, insan ruhunun ölümden sonra beden dışında kalıcı olan idealar dünyasına ulaşacağını söylemiştir. Görüşleri ortaçağda İslam filozofları tarafından korunmuş ve İslam düşünce dünyasındaki Yeni Eflatunculuk akımına neden olmuştur. Rönesans sonrasında Batı Avrupa'da Antik Yunancadan çevirileri yapılmıştır.
     
  4. uMuT_GüNeŞi^^

    uMuT_GüNeŞi^^ Süper aktif yorumcu

    teşekkür ederm ^
     
  5. AQUİLA

    AQUİLA Süper aktif yorumcu

    Oooo hocam benden önce davranmış...:p:p
     
  6. masum_kedi

    masum_kedi Yeni yorumcu

    İLKÇAĞ FİLOZOFLARI
    SOFİSTLER


    Sofistler, M.Ö. 5. yüzyılda ortaya çıkmış, şehirlerde dolaşarak insanlara eğitim veren, "insan felsefesi" olarak adlandırılan felsefenin kurucuları olan filozofları ifade etmek için kullanılır. Relativist ve kuşkucu düşüncenin köklerini atmışlar ve geliştiricisi olmuşlardır.
    Ancak felsefe tarihinde sofist denildiğinde akla gelen negatif bir anlam sözkonusudur ve bu anlam Sokrates'in, Platon'un ve Aristoteles'in sofistlere karşı yürüttükleri mücadeleden ileri gelmektedir.Sofistler sürekli bu düşünürler tarafından yerilmiş ve kücük görülmüştür.Bununla birlikte felsefe tarihi içinde çok önemli soruların sorulmasında ya da yeni yaklaşımlar geliştirilmesinde sofistler her dönem önemli etkilere yol açmışlardır. Önemli sofist düşünürler her zaman etkili olmakla birlikte, birçok sofist düşünür de kendi etkinliklerini oyuna ve safsataya dönüştürme eğilimi göstermişlerdir. Sistemli filozoflar, bu akıma karşı bu eğilimden hareketle onları hor gören yaklaşımlar sergilerler.Bir de para karşılığında ders vermeleri o dönemlerde yadırgatıcı olmuştur.
    Yunan sofistleri olarak bildiğiniz insanlar, hem yetenek hem de görüşler açısından birbirlerinden büyük ölçüde ayrılıyorlardı; bir eğilimi ya da hareketi temsil etmektedirler, bir okulu değil.) böylece ilgilendiği konuyla -insan uygarlık ve töreleri- eski Yunan felsefesinden ayrılıyordu: büyük -evrenden çok küçük- evreni ele alıyordu. Böylece görüş ve inanç ayrımları üzerine toplamış oldukları olgular yığınından herhangi bir pekin bilgiye ulaşmanın olanaksız olduğu vargısını çıkarabiliyorlardı. Ya da değişik uluslara ve yaşam yollarına ilişkin bilgilerinden uygarlığın kökenine ya da dilin başlangıcına ilişkin bir kuram oluşturabiliyorlardı. Ya da yine kılgısal vargılar çıkarabiliyorlardı, örneğin toplum şu ya da bu yolda örgütlenmiş olsaydı en etkili bir biçimde örgütlenmiş olurdu gibi. Sofizmin yöntemi, böylece, görgücü-tümevarımcı bir yöntemdi
    1.Protagoras:
    Protagoras: ‘İnsan tüm şeylerin ölçüsüdür, onların olduklarının,ve olmayanların olmadıklarının.’ Bu ünlü deyiş üzerine getirilecek yorum konusunda dikkate değer bir tartışma olmuş ve kimi yazarlar ‘insan’ ile Protagoras’ın bireysel insanı değil ama türsel anlamda insanı:demek istemiş olduğu görüşünü illeri sürmüşlerdir. Eğer böyle olmuş olsaydı, o zaman demiş ‘sana gerçek olarak görünen senin için gerçektir, ve bana gerçek olarak görünen benim için gerçektir’ anlamına gelmeyecek, ama daha çok topluluğun ya da kümenin ya da bütün insan türünün geçeğin ölçütü ya da ölçünü olduğunu anlatacaktır.
    Tartışma şeylerin yalnızca duygusal-algı nesneleri olarak mı,yoksa değerler alanıda kapsayacak yolda mı anlaşılmaları gerektiği sorusuna da dönmüştür. Ama Protagoras’ın kendisiyle tutarlı kılınması gerektiği kabul edilse bile,hiç kuşkusuz duygusal-algı nesneleri açısından doğru olanın tam bu olgu nedeniyle törel değerleri için de doğru olduğunu düşünmek gereksizdir. Belirtilebilir ki Protagras tüm şeylerin ölcüsü olduğunu belirtmektedir,öyle ki eğer duygusal-algı nesneleri açısından bireyselci yorum kabul edilecek olursa,bunun ayrıca törel değerlere ve yargılara da genişletilmesi gerekir,ve, evrik olarak,eğer törel değerler ve yargılar açısından kabul edilmeyecek olursa,duygusal-algı nesneleri açısından da kabul edilmemesi gerekir:
    Yasa genel olarak tüm insanlara aşılanmış belli törel eğilimler üzerine kuruludur,ama Yasanın tikel Devletlerde bulunduğu biçimiyle bireysel değişiklikleri görelidirler-bir Devletin yasası başka bir Devletinkinden ‘daha doğru’ olmaksızın,belki de daha yararlı yada daha elverişli olması anlamında ‘daha sağlam’ olmak üzere . Bu durumda birey değil ama Devlet yada kent topluluğu yasanın belirleyicisi olacak,ama somut Nomos belirlenimlerinin göreli ıraları sürdürülecektir.
    Geleneğin ve toplumsal uylaşımın bir savunucusu olarak Protagoras eğitimin Devletin törel geleneklerinin özümlenmesinin önemini vurgulamakta ve bu arada bilge insanın Devleti ‘daha iyi’ yasalara götürebileceğini kabul etmektedir. Bireysel yurttaş söz konusunun olduğu sürece,onun geleneğe,topluluğun kabul edilmiş ölçünlerine sarılması gerekir-ve, herhangi bir ‘yol’ bir başkasından daha doğru olmadığı için, sıkı sıkıya sarılması gerekir. Hiçbir kurallar tümünü bir başkasından ‘daha doğru’ değildir, öyleyse kendi özel yargınızı Devletin yasasına karşı koymayınız.
    2. Prodikus
    Prodikus Ege’deki Keos adasından geliyordu. Bu adada yaşayanların kötümser eğilimli oldukları söyleniyor ve Prodikus’a yurttaşlarının eğilimi yükleniyordu,çünkü düzmece-Platonik diyalog Aksiokhüs’de ona yaşamın kötülüklerinden kaçmak için ölümün istenebilir olduğu düşüncesi yüklenmektedir. Ölüm korkusu usdışıdır, çünkü ölüm ne yaşayanları nede ölüleri ilgilendirir-birinci henüz yaşamakta oldukları için ikincileri yaşamamakta oldukları için. Bu alıntının doğruluğunu tanıtlamak kolay değildir.
    Prodikus’un ilgiyi başlıca yanı belki de dinin kökeni üzerine kuramıdır. Ona göre başlangıçta insanlar tanrılar olarak güneşe, aya, ırmaklara, göllere, meyvelere vb. başka bir deyişle, onlara yararlı olan ve besin veren şeylere tapıyorlardı. Ve bir örnek olarak Mısır’daki Nil kültünü vermektedir. Bu ilkel bir başkası tarafından izleniyordu, ve bu ikinci evrede değişik sanatların tarım,bağcılık,****l işçiliği vb. yaratıcılarına Demeter, Dionisius, Hephaestus vb. gibi tanrılar olarak tapınılıyordu. Prodikus bu din görüşü üzerine duanın gereksiz olduğunu düşünüyordu, ve öyle görünmektedir ki başı Atina’daki yetkinlikler ile derde girmiştir. Prodikus ta Protagoras gibi dil bilimsel çalışmalarıyla dikkati çekiyordu ve anlamdaşlar üzerine bir inceleme yazmıştı. Anlatım biçimleri yoğun bir bilgiçlikle yüklüymüş gibi görünmektedir.
    3. Hippias:

    ‘Yasa insanların tiranı olarak,onları doğaya aykırı pek çok şey yapmaya zorlar.’Söylenmek istenen şey öyle görünmektedir ki kent-devletinin yasasını genellikle dar ve tiransal olduğu,doğal yasalarla uyum içinde olmadığıdır.
    4. Gorgias:
    Gorgias’a göre,(i)Hiç bir yoktur,çünkü eğer herhangi bir şey olmuş olsaydı,o zaman bengi olacak yada varlığa gelmiş olacaktı. Ama varlığa gelmiş olmaz,çünkü ne Varlıktan nede Yokluktan herhangi bir şey gelmez. Nede bengi olabilir, çünkü eğer bengi olmuş olsaydı,o zaman sonsuz olması gerekecekti. Ama sonsuz şu nedenle olanaksızdır Bir başkası olmaz, ama nede kendinde olabilir,öyleyse hiçbir yerde olmayacaktır. Ama hiç bir yerde olmayan ise hiçbir şey dir.
    Eğer herhangi olmuş olsaydı,o zaman bilinmeyecekti. Çünkü eğer olanın bilgisi varsa, o zaman düşünülen olmalıdır,ve olmayan düşünülemez. Bu durumda hiç bir şey yanlış olmayacaktır,ki saçmadır. Giderek olanın bilgisi olsaydı bile,bu bilgi bildirilmeyecekti. Her im imlenen şeyden ayrıdır; örneğin renklerin bilgisini sözcükle bildirebiliriz,çünkü kulak sesleri iştir,renkleri değil? Ve aynı varlık tasarımı iki kişide birden nasıl olabilecektir,çünkü birbirlerinden ayrıdırlar?
    5.Sofizm:
    Vargı olarak yine belirtebiliriz ki büyük Sofistlere din ve ahlakı yıkma niyetini yüklemek için hiç bir neden yoktur; Protagoras ve Gorgias gibi insanların böyle bir amaçları yoktu. Gerçekten de, büyük Sofistler bir ‘doğa yasası’ düşüncesinin yandaşlarıydılar,ve sıradan yunan yurttaşının dünya görünüşünü genişletme eğilimini taşıyorlardı;Yunanistan’da eğitici bir güç oluşturuyorlardı.
    Aynı zamanda yine doğrudur ki ‘belli bir anlamda Protagoras’a göre her görüş doğrudur; Gorgias’a göre her görüş yanlıştır.’ Gerçeğin saltık ve nesnel ırasını yadsımaya yönelik bu eğilim kolaylıkla Sofistlerin hangileri bir kimseyi inandırmaya çalışmak yerine bir şey i ona kabul ettirmeye çalışacakları sonucuna götürmektedir.
    Gerçekten de, daha düzeysiz insanların elide Sofizm çok geçmeden hoş olmayan bir yan anlam kazanıyordu-‘Safsata’ anlamını. Atinalı Antifon’un kozmopolitancılığına ve geniş dünya görüşüne ancak saygı duyulabilirken, bir yandan bir Trasimakhüs’ün güç haktır kuramı ve öte yandan bir Dionisodorus’un kılı kırk yaran gevezelikleri ancak kınanabileceklerdir.
    Büyük Sofistler söylemiş olduğumuz gibi, Yunanistanda eğitsil bir güç oluşturuyorlardı: ama Yunan eğitiminde besledikleri başlıca etmenlerden biri, diluzluğu idi. Ve diluzluğunun açık tehlikeleri vardı. Çünkü konuşmacı kolaylıkla bir konunun kendisinden çok ustaca sunuluşuna önem vererek dikkatini bu yönde yoğunlaştırabilirdi. Dahası, geleneksel kurumların, inançların ve yaşam yollarının saltık temellerinin sorgulayarak, Sofizm göreci bir tutumu besliyordu. Ve gene de Sofizmde gizli yatan kötülük daha çok sorunları ortaya çıkarmış olması değil, ama bu sorunlara herhangi bir doyurucu anlıksal çözüm sağlayamamış olması olgusunda yatıyordu. Sokrates ve Platon bu göreceliliğe karşı tepki gösteriyorlar, gerçek bilginin ve törel yargıların güvenilir temelini kurmaya çalışıyorla
     
  7. Yorumsuz

    Yorumsuz Yeni yorumcu

    Aklıma Sofi'nin Dünyası geldi.
     

Sayfayı Paylaş