1. Yorumla.Net yayın hayatına son verecektir. Bugüne kadar desteğinden ve katkılarından dolayı herkese teşekkür ederiz.

Hititler...

Konu, 'Tarih' kısmında Uzaklar tarafından paylaşıldı.

  1. Uzaklar

    Uzaklar Süper aktif yorumcu

    Kayıt:
    1 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    16.705
    Beğeniler:
    2.339
    Nereden:
    İstanbul
    Hititler ile ilgili bilgilerimiz daha bu yüzyılın başlarına dayanır. Ondokuzuncu yüzyılın sonlarına kadar, Hititlerin tarih içindeki konumu bilinmiyordu. Gerçi Mısır metinleri ve Tevrat bir kavimden söz ediyordu ama bu kavmin Anadolu kökenli olabileceği kimsenin aklına gelmemişti.

    İç Anadolu’nun İlk Çağ tarihi ile ilgili yapılan araştırmalar , On dokuzuncu yüzyılda buraları gezen Charles Texier , William Hamilton gibi gezginlerin izlenimlerinden öteye gitmemiştir.

    Daha sonra "Yozgat Tabletleri"; adı verilen , Boğazköy arşivine ait eserle bulunmuş ve ünlü Çek bilgini Hronzy tarafından 1917 yılında çözülmüştür.

    Bu tabletlerde Anadolu’nun bu bölgesinden Hatti Ülkesi diye sözedildiği görüldüğünden bu uygarlığı yaratanlara , Tevrat’taki isimle de uyuşturarak Hititler denmiştir.

    Hititleri tanımak Anadolu uygarlığını, hatta Anadolu’nun bugününü tanımak demektir.

    Anadolu toprakları üzerinde Hittiler’in mirasçısı olan bizler , bu kültürü tanıdıkça, inançlarını öğrendikçe, bugünkü kültürümüzü daha iyi anlayabiliriz.

    M.Ö. yaklaşık 1750'den sonra Orta Anadolu'da bir krallık, M.Ö. XIV. ve XIII. yy'larda da Yakındoğu'nun büyük bölümünü egemenliği altına alan güçlü bir imparatorluk kurmuş olan Hint-Avrupa kökenli eski halktır. Başlangıçta Karadeniz'in kuzeyinde göçebe hayvancılıkla geçinen bir halk olan Hititler, M.Ö.2300'de Anadolu'ya göçerek, daha önce bölgeye yerleşmiş olan Hattilerle kaynaştılar. M.Ö.1640'a doğru kral Labarna l (ya da Tabarna), krallığını Akdeniz'e kadar genişletti (Tabarna adı, sonraki bütün hükümdarlar tarafından krallık unvanı olarak benimsendi; eşi Tavanana'nın adı da kraliçelerin unvanı oldu). Bu arada Suriye'de ve Mezopotamya'nın bir bölümünde, Hint-Avrupa kökenli başka devletler de kurulmuştu. Aralarından en güçlüleri, Mitanniler ile Halepliler'di. Labarna'nın oğlu Hattuşili l, krallığın merkezini Hattuşaş'a (Boğazköy) aktararak, Eski Krallık Dönemini başlattı. Halep'e savaş açtıysa da, büyük başarı sağlayamadı. Oğlu Murşil l'se, Halep'i ele geçirip, Hammurabi'nin kurmuş olduğu Babil sülalesine son vermeyi başardı. Hitit Krallığı, M.Ö. XVIII. yy'ın ikinci yarısından, M.Ö. XVI. yy'a kadar sık sık iç ve dış savaşlarla çalkalandı. Ünlü krallarından Telipinu, imparatorluğu yeniden düzenlemeye çalıştıysa da, başarıya ulaşamadı. Tuthalya II'yse, Hurri-Mitanni ve Halep krallıklarına büyük bir darbe indirip, M.Ö.1440'a doğru Yeni Krallık Dönemini başlattı.

    M.Ö.1371 'e doğru tahta çıkan Hititlerin en büyük hükümdarı Şuppiluliuma, bazen kaba kuvvete, bazen de diplomasi oyunlarına başvurarak yurdunu askerlik ve siyaset açısından Ortadoğu'nun en güçlü ülkesi haline getirmeyi başardı, Hurri-Mitanni Krallığı'nı da parçaladı. Ayrıca Mısır'a bir sefer düzenleyerek, ilk Hitit-Mısır çatışmasını başlattı. Yerine geçen oğlu Murşil II (M.Ö.1344'e M.Ö.1315), babasının izinden yürüyüp, birçok başarılı sefer düzenleyerek egemenliğini yaygınlaştırdı. Murşili'nin oğullarından Muvatallis'in, Ramses lI'yle Suriye'yi paylaşarak, Mısır tehlikesini önlemesinden sonra öbür oğlu Hattuşili III'de, Ramses II'yle M.Ö.1283'te, her iki krallığın saygınlık ve etkisini artıracak bir antlaşma (tarihte bilinen en eski yazılı antlaşma olan Kadeş Antlaşması) imzaladı. Yerine geçen oğlu Tuthalya IV, çeşitli savaşlarla topraklarını batıya doğru genişletti. Bütün bu başarılara karşın, Hitit imparatorluğu M.Ö.1190'a doğru "Deniz Halkları" adı verilen halklar tarafından ortadan kaldırıldı ve yerinde küçük krallıklar kuruldu. Zaman içinde yıkılan bu Hitit kent devletlerinin sonuncusu olan Kargamış devleti de, M.Ö.717'de Asur kralı Sargon lI'ye boyun eğmek zorunda kaldı.

    Hitit uygarlığında şiddet yerine hoşgörü egemendi. Adalet işleri kısasa kısas yerine, cezayı ödeme ilkesine göre işlerdi. Kadınları, yarı kölelikten kurtulmuş, büyük saygınlık kazanmıştı. Akkad, Sümer ve Hitit dilinde yazılmış tabletler yardımıyla uzun çalışmalardan sonra çözülen Hitit hiyeroglifleri, eski Hattuşaş'ta (Boğazköy) pek çok metnin anlaşılmasını sağlamıştır. Gene belgelerden öğrenildiğine göre Hitit halkı, bir tapınağa, bir saraya ya da beylik topraklarına bağlı, ama özgürdü. Soylu diye adlandırılabilecek kesim, genellikle krallık soyundan gelenlerden oluşuyordu ve üyeleri, sarayda askeri ve yönetici işlerle görevliydiler.

    Tanrının "sevgili kulu" sayılan kral, hem siyasal önder, hem de din adamıydı. Kralın yanı sıra kraliçenin de dinsel törenlerde önemli görevleri vardı. Hükümdarlar öldükten sonra tanrılaştırılırdı. Hititlerin dini, yabancı tanrılara da açık, bağdaştırıcı nitelikte bir dindi, imparatorluk döneminde, ilkel tanrılar (verimlilik, fırtına, güneş ve cehennem tanrıları) ile büyük önem taşıyan eski totemlere (boğa, aslan, geyik) aynı derecede saygı gösterilirdi.
  2. Uzaklar

    Uzaklar Süper aktif yorumcu

    Kayıt:
    1 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    16.705
    Beğeniler:
    2.339
    Nereden:
    İstanbul
    Hititler’i incelemeye başlamadan önce, Hitit göçlerinden önce aynı yerlerde uygarlık kurmuş olan ve Hititler’i büyük ölçüde etkilemiş olan Hatti uygarlığını incelemek gerekmektedir.

    Yaklaşık MÖ 2500-1700 yılları arasında Anadolu’da büyük bir uygarlık oluşturmuş Hattiler hakkında bilgilerimiz oldukça sınırlıdır.

    Hattiler Anadolu’nun yerli halkı olarak kabul edilmekle beraber, göçlerle geldiklerini – hatta Türk kökenli olduklarını- savunanlar da vardır.

    Yapılan araştırmalar Hititler’in uygarlık ve inanç/mitoloji bakımından Hattiler’den oldukça etkilendiklerini ortaya koymuştur.

    Hititler kendilerini başka isimle anmalarına rağmen, ülkelerine Hatti ülkesi demeleri ve din ile ilgili tabletlerde rahibin Hatti dilinde konuştuğunu belirtmeleri bu etkiyi göstermektedir. Ayrıca özel isimlerin bir çoğu da Hatti dilinden gelmektedir.

    Hatti uygarlığına ait en önemli eserler Alacahöyük’te bulunmuştur. 1935’de Atatürk’ün himayesinde başlayan kazılarda bugün Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenen güneş kursları, heykelcikler, altın kupalar bir çok eser bulunmuştur.

    Yapılan kazılarda ölülerin hocker pozisyonunda bulunması (ana rahminde olduğu gibi, cenin vaziyetinde) , toprak ve yeniden dirilme kültlerini varlığını, dolayısıyla da ana tanrıça kültünün varlığını göstermektedir.

    Bir başka buluntu yeri de Tokat Horoztepe’dir. Burada da ana tanrıçaya ait idoller ve tören zilleri bulunmuştur. Ancak buluntuların büyük bölümü yurt dışına kaçırılmıştır.

    Hattiler’e ait süsleme ve bezeme şekillerinin Anadolu’nun bir çok yerinde görülmesi bu uygarlığın ne kadar yayılmış olduğunu ve önemini göstermektedir.

    Hatti halkı, hayvan biçimli tanrıların kültünü geliştirmiş, özellikle de boğa en önemli simge olmuştur. Boğa ile gök/güneş kurslarının birlikteliği boğa/gök ilişkisini düşündürtmüştür. Buna göre boğa en büyük gök tanrıyı temsil etmektedir.

    Hattiler Hititler’le kaynaşmış, Hatti uygarlığı Hitit uygarlığı içinde yaşamaya devam etmiştir.
  3. Uzaklar

    Uzaklar Süper aktif yorumcu

    Kayıt:
    1 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    16.705
    Beğeniler:
    2.339
    Nereden:
    İstanbul
    I.HATTUŞİLİ
    (M.Ö.1660-1460)


    Hitit İmparatorluğu’nun kurucusudur.Telipinu’nun metinlerinde I.Hattuşili için şu sözler yer almaktadır.

    "Büyük kral, Tabarna Telipinu şöyle söyler:Bir zamanlar Labarna büyük kraldı. O dönemlerde , çocukları, kardeşleri, akrabası, kendi kanından olanları ve askerleri çevresinde toplanmışlardır.Ve ülke küçüktü, ama her nereye akın etti ise düşman ülkesine güçlü bir kolla egemen oldu, ve ülkeyi yok etti. Onları(kendi ülkesini) denizin komşusu yaptı. Her seferden geri geldiğinde, oğullarından her biri bir ülkeye giderdi. Bunlar Hupişna, Tuvanuva, Nenaşşa, Landa, Zallara, Puruşhanda, Luşna kentlerini idare ediyorlardı. Büyük kentler bunların eline verilmişti.Arkasından Hattuşili hüküm sürdü. Onunda çocukları, kardeşleri, akrabası, kendi kanından olanları ve askerleri çevresinde toplanmışlardır. Her nereye akın etti ise düşman ülkesine güçlü bir kolla egemen oldu, ve ülkeyi yok etti. Onları(kendi ülkesini) denizin komşusu yaptı. Ancak prensin adamları başkaldırınca , evleri yıkmaya, efendilerine ihanet etmeye ve onların kanlarını dökmeye başladılar.";

    Hititlerin daha I.Hattuşili döneminde Halep’e kadar akınlar yaptığını kendi ağzından öğreniyoruz;

    "Büyük Kral Tabarna, tavanannanın kardeşinin oğlu Hattuşa’da kraldı. Şahuitta üzerine yürüdüm, şehri yakıp yıkmadım ama dolaylarını yok ettim. Birliklerimi iki yerde bıraktım ve onlara her çeşit mal verdim. Zabbar üzerine yürüdüm ve onu yok ettim. Kentin tanrılarını ve üç Majaltun arabasını Arinna’nın güneş tanrıçasına çıkardım, bir gümüş boğayı Fırtına Tanrısı’nın tapınağına ve dokuz tanrı heykelini Mezulla Tapınağı’na çıkardım.

    Gelen yılda Alhala üzerine yürüdüm ve onu yok ettim. Gelen yılda Arzava Ülkesi üzerine yürüdüm. Büyükbaş hayvanları ve koyunları aldım.";

    Arzava’ya yaptığı akınlardan sonra şöyle anlatmaktadır;

    "Arkamdan Hannigalbat (Hurri) Ülkesi’ndeki düşman ülkeme girdi ve ülkeler benden koptular. Sadece Hattuşa kenti elimde kaldı.";

    Bu akınlar yeni bir devlet kuran Hititler için en önde gelen uğraş idi. Hatta bu akınlar mitoloji konusu olmuştur. Bir eski Hitit metninde bir boğanın krala ve ordusuna boynuzlarıyla Toros Dağları arasından geçit açtığını görüyoruz. Genç ve enejik bir ulusun akınları başarılı idi. Ancak alınanı korumak ve disiplinli bir idare kurmak kolay değildi. Hattuşili’nin vasiyetnamesinde velihattın başkaldırdığını göreceğiz. Hattuşili, duruma egemen olmuş ve velihattı Hattuşaş’dan uzaklaştırarak yerine evlat edindiği I.Murşili’yi tahta çıkarmayı başarmıştır.
  4. Uzaklar

    Uzaklar Süper aktif yorumcu

    Kayıt:
    1 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    16.705
    Beğeniler:
    2.339
    Nereden:
    İstanbul
    I.MURŞİLİ
    (M.Ö.1630-1600)

    Babil’i yıkarak Hammurabi sülalesine son verdi. İmparatorluğun Yakındoğu’ya(Mezopotmaya’ya) ve deniz kıyısına ulaşma politikasını saptadı.Hattuşili’nin torunu ve Adoptif oğlu olduğunu Hattuşili’nin Vasiyetnamesi'nden öğrendiğimiz I.Murşili üzerindeki diğer bilgilerimizi, Telipinu Metninden öğreniyoruz:

    "Murşili, Hattuşa’da egemen olduğu sürede onun çocukları, kardeşleri, akrabası,kendi kanından olanları ve askerleri çevresinde toplanmışlardı ve düşman ülkesini güçlü kolla dizginledi. Kendi ülkesini denizin komşusu yaptı.Ve o Halpa(Halep) üzerine yürüdü ve Halpa’yı yakıp yaktı. Halpa’dan aldığı tutsakları ve onların mallarını Hattuşa’ya getirdi. Ondan sonra Babil’e yürüdü ve Babil’i yakıp yıktı. Hurrilere de saldırdı ve Babil’den aldığıtutsaklarla onların mallarını Hattuşa’ya götürdü. Ve Hantili sarayda içki sunucubaşı idi. Karısı Haraşili Murşili’nin kızkardeşi idi. Zidanta Hantili’ye yanaştı ve bunlar kötü bir iş yaptılar. Murşili’yi öldürdüler ve kan akıttılar."
  5. Uzaklar

    Uzaklar Süper aktif yorumcu

    Kayıt:
    1 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    16.705
    Beğeniler:
    2.339
    Nereden:
    İstanbul
    I.HANTİLİ
    (M.Ö.1600-1570)

    Elini kana bulayarak tahta geçen Hantili’nin adı Luvice’dir.Hantili’de Suriye’yi elde tutma politikasını sürdürmüştür. Ancak Hurrilerin saldırıları sonucu Kraliçe Harapşili ile prenslerin öldürülmesi, sarayda ve ülkede taht kavgasının ve kargaşaların süregeldiğini açığa vurmaktadır. Yasalar kurulmamış ve devlet daha yerine oturmamıştı. Bununla beraber Hantili çaba göstermekten ve Hitit kentlerini korumaktan geri kalmıyordu. Gerçekten bir metinde kral şöyle demektedir;

    "Hatti Ülkesi’nde hiçkimse surlar inşa etmemişti. Ben, Hantili,bütün ülkede duvarlarla korunmuş kentler yaptım ve Hattuşa kentini de tahkim ettim.";

    Telipinu’nun metninden Hantili’nin yaşlı olarak öldüğünü öğreniyoruz.
  6. Uzaklar

    Uzaklar Süper aktif yorumcu

    Kayıt:
    1 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    16.705
    Beğeniler:
    2.339
    Nereden:
    İstanbul
    I.ZİDANTA
    (M.Ö.1570-1560)

    Hantili’nin damadı olan Zidanta’nın adı Luvicedir. I.Murşili’nin öldürülmesi ile başlamış olan cinayetlerin ardı kesilmemişti. Telipinu’nun metinlerinden öğrendiğimize göre, Zidanta bir kez daha elini kana buladı ve tahta geçmek amacı ile Hantili’nin oğlu Pişeni’yi ve bazı prensleri öldürdü. Zidanta kısa bir süre içinde kral oldu. Murşili’yi Hantili ile birlikte öldürdüğüne göre ve Hantili de uzun süre kral olduğuna göre , kendisinin yaşlı iken kral olduğu anlaşılıyor.Kötülük kötülüğü doğurur. Elini iki kez kana bulayan Zidanta’nın kendisi öz oğlu Ammuna’nın eli ile can verdi.
  7. Uzaklar

    Uzaklar Süper aktif yorumcu

    Kayıt:
    1 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    16.705
    Beğeniler:
    2.339
    Nereden:
    İstanbul
    AMMUNA
    (M.Ö.1560-M.Ö.1540)

    Adını Hattice kutsal bi dağdan alan Ammuna babasını öldürüp tahta geçti. Telipinu’nun Hitit tarihi özetinde şunları okuyoruz:

    "...ve Zidanta kral oldu ve o zaman tanrılar Pini’nin kanının hesabını sordular; ve tanrılar Ammuna’yı, kendi oğlunu kendisine düşman yaptılar ve o, babası Zidanta’yı öldürdü.";

    Metnin geri kalan kalan bölümünde Ammuna ile ilgili satırlar iyi korunmamıştır. Orada onun kral olduğu dönemde ürünlerin azaldığı, hayvanların açlıktan kırıldığı anlamına gelebilecek yarım kalmış sözler okunmaktadır.
  8. Uzaklar

    Uzaklar Süper aktif yorumcu

    Kayıt:
    1 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    16.705
    Beğeniler:
    2.339
    Nereden:
    İstanbul
    I.HUZZİYA
    (M.Ö.1540-1535)

    Huzziya sözcüğü bir Hatti tanrısının adından alınmadır. Bu kral hakkında Telipinu’nun Hitit tarihi özetinde verilen bilgi iki satırdan oluşmaktadır:

    "Ondan sonra Huzziya kral oldu. Onun birinci kızkardeşi Istapariyaş, Telipinu’nun karısı idi. Huzziya onları öldürmek isteyince Telipinu onları sürgüne gönderdi.";
  9. Uzaklar

    Uzaklar Süper aktif yorumcu

    Kayıt:
    1 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    16.705
    Beğeniler:
    2.339
    Nereden:
    İstanbul
    TELİPİNU
    (M.Ö.1535-1510)

    Tahta çıkış yasasını çıkardı. Böylece ülkeyi zayıflatan iç kavgaları önledi. Arzava ile anlaşma yaparak Hitit Devleti’nin gerçekleştirdiği ilk anlaşmayı imzaladı. Telipinu sürgüne gönderdiği Huzziya’nın yerine kral olmuştu.Telipinu, Hititlilerin Hattilerden aldığı bir tanrının adıdır. Tanrı Telipinu darılıp gittiğinde bütün doğa ölür, o gelince de yeniden canlanır. Asıl adı şüphesiz başka olan Telipinu’nun bu adı alışı bilinçli bir davranışa işaret eder.Telipinu saray için yeni bir yasa koymuştur.Telipinu’nun metninden şu buyrultuyu okuyoruz:

    "Birinci kadından doğan erkek çocuk kral olur. Eğer birinci sıradan bir prens yoksa, ikinci sıradan olan erkek çocuk kral olur. Bir kral çocuğu, bir oğlan mevcut değilde bu durumda birinci sıradan olan kız evlendirilir, onun kocası kral olur.";

    Her ne kadar Telipinu’nun kendiside tahta bir önceki kralı sürgüne göndererek geçmiş ise de, kurduğu yasa ile Eski Hitit Krallığı Dönemi’nde adet haline gelen cinayetlere ve taht kavgalarına bir son vermesini bilmiştir. Telipinu’nun pankus’un onayı ile kurduğu yasa büyük iş yapmış oldu. Kurduğu bu yasa Büyük Krallık Dönemi’nde de aynen uygulanacaktır.Telipinu tahta çıktığında siyasal durum bozuktu. Arzava ülkesindeki başkaldırmalar Güneybatı Anadolu’dan çekilmeyi gerektirmişti. Buna karşılık yeni kral, yukarı Fırat boylarındaki Hitit egemeliğini oraya yaptığı seferlerle korumayı başardı. Ancak güneyde durum nazikti. Adaniya(Adana) düşmüş, Kizzuvanta ve güney kıyılar elden gitmiştir. Telipinu Kizzuvanta Kralı İşputahşu ile anlaşarak Hititlilerin ilk devlet anlaşmasını imzalamış oldu
  10. Uzaklar

    Uzaklar Süper aktif yorumcu

    Kayıt:
    1 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    16.705
    Beğeniler:
    2.339
    Nereden:
    İstanbul
    ALLUVAMNA (M.Ö.1510-1500)

    Boğazköy’de bulunmuş bir kurban listesinde Alluvamna ve karısı Harapşili’nin adları geçmektedir. Alluvamna’nın adı Boğazköy’de ele geçen ve iki bağış belgesine ait mühür baskılarında da anılmaktadır. Baskıların ikiside aynı mühre ait olup metin şu sözcüklerden oluşmaktadır;

    "Tabarna, Büyük kral Alluvamna’nın mührü. Kim değiştirilirse öldürülecektir.";

    Boğazköy’de bulunan bazı tablet parçalarındaki Alluvamna adınında bu krala ait olduğu kabul edilmektedir. Söz konusu bağış belgeleri Eski Krallık Dönemi’nde, büyük kralın istediklerine devlet malından bağışladığı mülkün belgesidir.
  11. Uzaklar

    Uzaklar Süper aktif yorumcu

    Kayıt:
    1 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    16.705
    Beğeniler:
    2.339
    Nereden:
    İstanbul
    II.HANTİLİ
    (M.Ö.1500-1490)

    Boğazköy kurban listelerinde Alluvamna karısı Harapşili’den sonra Kral Hantili yer almaktadır. Bu kralla ilgili pek fazla bilgi yoktur. Bununla birlite Kizzuvanta Kralı Eheya’nın bir Hitit kralı ile yaptığı Akkad dilinde yazılmış bir anlaşmayı H.Otten II.Hantili’ye bağlamaktadır.
  12. Uzaklar

    Uzaklar Süper aktif yorumcu

    Kayıt:
    1 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    16.705
    Beğeniler:
    2.339
    Nereden:
    İstanbul
    II.ZİDANTA
    (M.Ö.1490-1480)

    Boğazköy kurban listelerinde Kral II.Hantili’den sonra Zidanta ile karısı İyaya’nın adı geçer. II.Zidanta ile ilgili bir başka bilgi ise onun Kizzuvanta Kralı Pilliya ile eski hitit dilinde yazılmış bir barış anlaşması yapmış olduğudur. Tell Açana kazılarına IV. Tabakada bulunan ve mülteci mübadelesi konusunda yapılmış olan bir anlaşma Alalah kralı ie Pilliya tarafından imzalanmıştı. Böylece II.Zidanta’nın Alalah Kralı İdrimi ile çağdaş olduğu anlaşılmaktadır.
  13. Uzaklar

    Uzaklar Süper aktif yorumcu

    Kayıt:
    1 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    16.705
    Beğeniler:
    2.339
    Nereden:
    İstanbul
    II.HUZZİYA
    (M.Ö.1480-1460)

    Karanlık dönemin son kralı Huzziya ile karısı Summiri, kurban listelerinde Kral Zidanta ile karısı İyaya’dan sonra anılırlar. Ayrıca Boğazköy bağış belgelerinden birine ait mühür baskısında şu yazıt okunmaktadır;

    "Büyük Kral, Tabarna, Huzziya’nın mührü; sözleri kim değiştirirse öldürülecektir.";

    Bu bağış belgelerinde görülen mühürdeki yazıt kompozisyonu bakımından gelişmenin son ve doruk noktasını gösterir.Bu nedenle kompozisyon bakımından bu mühür Alluvamna’nın mühründen çok daha gelişmiş olduğundan mührün I.Huzziya’nın olması akla yakın gelmemektedir. Böylece kurban listelerindeki adların gerçekten kronolojik sıraya göre dizildiği ortaya çıkmaktadır.
  14. Uzaklar

    Uzaklar Süper aktif yorumcu

    Kayıt:
    1 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    16.705
    Beğeniler:
    2.339
    Nereden:
    İstanbul
    DEVLET YÖNETİMİ

    Hititlerin başında büyük kral ünvanını taşıyan bir hükümdar bulunuyordu. Krallık babadan oğula geçmekteydi. Kral aynı zamanda başkomutan, baş yargıç ve baş rahipti. Kralın yanında Pankuş denilen bir tür asiller meclisi de yönetimde söz sahibiydi. İlk zamanlarda kralın yetkileri meclis tarafından sınırlandırılmıştı. Ancak imparatorluk döneminde meclisin yetkileri azalmıştır.

    Kraldan sonra devlet yönetiminde en yetkili kişi Tavananna denilen kraliçeydi. Tavananna, kral sefere çıktığı veya oğlu küçük yaşta kral olduğu zaman devlet işlerini yürütür, dini törenlere başkanlık ederdi.

    Hitit devlet yönetiminin temelini feodal tımar sistemi oluşturmaktaydı. ilk zamanlarda fethedilen toprakların yönetimi prenslere verilmiş, böylece küçük krallıklar ortaya çıkmıştır. Yeni krallık zamanında feodal beylikler kaldırılmış, yerine valiler gönderilmiştir. Böylece devletin merkezi otoritesi güçlenmiştir.
  15. Uzaklar

    Uzaklar Süper aktif yorumcu

    Kayıt:
    1 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    16.705
    Beğeniler:
    2.339
    Nereden:
    İstanbul
    ORDU


    Hititlerin ilk zamanlarında daimi ordu yoktu. Eli silah tutan bütün erkekler asker sayılırdı. Ancak Hititlerin dört tarafından düşmanla sarılmış olması ve beyliklerin sık sık ayaklanmaları sonucunda imparatorluk döneminde sürekli ordu kurulmuştur.

    Hitit ordusunun büyük kısmı yaya askerlerden oluşuyordu. Yaya askerlerin yanı sıra savaş arabalarını kullanan askerler de bulunuyordu. Ayrıca asiller kendilerine verilen toprakların gelirleriyle asker beslemek ve savaşa katılmak zorundaydı. Hititler bazı savaşlarda ücretli askerlerden de faydalanmışlardır.
  16. Uzaklar

    Uzaklar Süper aktif yorumcu

    Kayıt:
    1 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    16.705
    Beğeniler:
    2.339
    Nereden:
    İstanbul


    Hititler'in Kökeni



    Anadolu Uygarlıkları içinde en önemlilerinden olan Hititler'in kökeni hala tartışmalıdır. Ancak Hititler'in Anadolu'nun yerli halkı olmayıp dışarıdan geldikleri kesindir. Hatta Hitit adı da daha sonra Eski Ahit'e göre uydurulmuş bir isimdir. Hitit diye andığımız bu halkın kendilerine Nesi dili konuşan Nesili dediklerini biliyoruz.

    Batı dünyasındaki bilim adamlarının üzerinde anlaşmaya vardıkları Hititler'in Hint-Avrupa kökenli bir kavim oldukları yolundadır. Konuştukları dil ve ataerkil yapısı ve diğer kültür özellikleri bu görüşü destekl< Resme gitmek için tıklayın >
    er nitelikledir.

    Ancak Hititler'in nereden göç ettikleri tam olarak açığa kavuşmamıştır.

    Cumhuriyetin ilk yıllarında , o zamanki isimleriyle, Etiler'in Türk olduğu söylenmiştir. Hatta Etibank da adını buradan almıştır. Öte yandan Hititler'in olmasa da Hattiler'in Asiatik kavimlerle alakası vardır. Özellikle dilleri ve kültürleri bu bağlantıyı güçlendirmektedir.

    Öte yandan bir başka teori de Hititler'in Çerkes kökenli olduğu yolundadır. Bu tez de Hattiler söz konusu olduğunda dil ve kültür öğeleri bakımından desteklenmektedir ve olanaksız gözükmemektedir. Ancak daha etraflı araştırma yapılmalıdır. Örneğin Çurey Hattiler ile Hititler'i yer yer karıştırdığından ortaya anlaşılması güç ,hatalı teoriler çıkmış.

  17. Uzaklar

    Uzaklar Süper aktif yorumcu

    Kayıt:
    1 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    16.705
    Beğeniler:
    2.339
    Nereden:
    İstanbul
    Hitit Tarihine Kısa Bir Bakış



    Hititler'in kökeni sorununa göz attıktan sonra, Hititler'i Hint Avrupa kökenli, Kafkaslar yolu ile Anadolu'ya girmiş bir kavim olarak kabul edebiliriz.

    Konumuz itibarı ile Hitit tarihini ancak çok kısa olarak gözden geçirmek gerekmektedir. Meraklı okuyucu Kaynakça'da bu konuda çok önemli bilgiler veren eserleri bulacaktır.
    < Resme gitmek için tıklayın >

    Hititler'in tarih sahnesinde görülmesi daha öncelere de dayansa Krallığın MÖ 1660-1630 yılları arasında hüküm sürmüş I. Hattuşili tarafından kurulduğu söylenir. Bu konu belgelere bakıldığında biraz karışıktır, çünkü Hattuşili de kendinden önce gelen Labarna ve başşehir Kussara'dan sözetmektedir. Bu dönem ise oldukça karışıktır çünkü anadolu'da yerel krallar hüküm sürmektedir.

    Aslında Hattuşili , merkez Hattuşaş olarak krallığı kuran kişidir. Akurgal bu durumu şöyle özetlemektedir: (bkz Kaynakça)

    " Yazılı kaynaklardan belli olduğuna göre sonuç olarak diyebiliriz ki, Labarna adlı bir kral Kussara'da hükümdar olduktan sonra yerine yeğeni Labarna ya da Tabarna adı ile kral oluyor. Ancak bu ikinci Labarna, bir süre sonra idare merkezini , başkent olmaya her yönden elverişli Hattuşa'ya neklediyor ve o yüzden de Hattuşili yani Hattuşlu anlamına gelen bir ad alıyor."

    Hattuşili yayılma siyaseti izlemiş ve sınırlarını güneye, bugünkü Suriye'ye ve batıya Arzawa ülkesini alarak genişletmiştir.

    Bir seferde ölen Hattuşili'nin yerine Murşili geçmiştir. Murşili de babasının yayılma siyasetini izlemiş, Halpa' (Halep) yı almış ve Babil'e kadar uzanarak , yaklaşık MÖ1550 senesinde, burayı da yakıp yıkarak Hammurabi sülalesini sona erdirmiştir.

    Murşili'den sonra bir çok kral gelmiştir. Bunlar içinde en önemlilerinden biri Telipinu'dur(MÖ 1535-1510) Telipinu zamanından kalma yazılar hem Hitit tarihine ışık tutmaktadır, hem de Telipinu ilk olarak krallığın kime kalacağını belirlemiştir : "Birinci kadından doğan erkek çocuk kral olur. Eğer birinci sıradan bir prens yoksa, ikinci sıradan olan erkek çocuk kral olur. Bir kral çocuğu, bir oğlan mevcut değilse, bu durumda birinci sıradan olan kız evlendirilir, onun kocası kral olur."

    MÖ 1460-1190 yılları Hitit Krallığının "Büyük Krallık" dönemi olarak adlandırılır. Hurri-mitanni Devleti'nden sonra bu dönemde Anadolu'daki en büyük siyasi güç Hitit Krallığı'dır.

    Bu dönemin ilk kralı II.Tuthaliya'dır. Bu önemli kralın sülalesi Hitit Krallığının sonuna kadar hüküm sürmüştür.
    Bu dönemde en önemli kralardan bir Şuppiluliuma'dır. Bu kral zamanında (MÖ1350-1345) krallık sınırları iyice genişlemiş, Mısırla ilişkiler yoğunlaşmıştır.

    Bir başka önemli kral da Muvatalli'dir . (MÖ 1315-1282). Onun zamanında karışıklıklar bastırılmış ve Mısır'a karşı yapılan Kadeş savaşı başarı ile sonuçlanmıştır. Daha sonra III.Hattuşuli ise ünlü Kadeş Anlaşmasını yapmıştır.

    MÖ 1200'lü yılların sonuna doğru Hitit Krallığı en parlak devirlerini yaşarken kralın ölmesinden sonra çocuğu olmadığından kardeşi II. Şuppiluliuma'nın tahta geçmesi ile sarayda karışıklıklar çıkmış, hatta halk arasında da başkaldırmalar olmuştur. Bunu üzerine bir de "Kuzey kavimleri" saldırısı eklenince Hitit devleri dayanamamış, istilalar altında tarihe karışmıştır.

    Daha sonraları "Geç Hitit" denilen beylikler dönemi yaşanmış, Hitit kültürü güneyde biraz daha yaşamaya devam etmişse de zamanla tarihe karışmıştır.
  18. Uzaklar

    Uzaklar Süper aktif yorumcu

    Kayıt:
    1 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    16.705
    Beğeniler:
    2.339
    Nereden:
    İstanbul
    Hitit İnançları


    Bu konu alışkanlık olduğu üzere "Hitit Dini " başlığı altında incelenir. Zaman zaman bu terminolojiyi biz de kullanırız, ancak bu konuyu, genel kuralları belirlenmiş, homojen bir din olmadığı için, "Hitit İnançları" başlığı altında incelemek daha doğrudur.

    Hititler, belki de Anadolu'nun o dönemdeki mozaiğinden olsa gerek, her topluluğun Tanrısını benimsemiş, < Resme gitmek için tıklayın >
    çok geniş bir panteon yaratmıştır. Bu yüzden olsa gerek tabletlerde "Hatti Ülkesi'nin bin tanrısı" deyimi geçer. Yazılıkaya'daki tanrılar geçidi de bu konu hakkında oldukça iyi bilgi vermektedir. Ancak tanrı isimlerinin bir çoğu bize yapılan anlaşmalarda tanrıların tanıklığı bölümlerinden ulaşmaktadır.

    Hititler, Eski Krallık döneminde Hint-Avrupa ve Hatti kökenli tanrıları benimserlerken, daha sonraları Hurri, hatta Mezopotamya kökenli tanrıları da benimsemişlerdir. Hititler'de Mezopotamya tanrıçası İştar da çeşitli adlarla anılmakta ve büyük önem taşımaktaydı. Bununla birlikte aynı kökenden suların tanrısı Ea ve Damnika, Güneş tanrısı Şamaş ve karısı Aya ve Ay tanrısı Sin, Hitit panteonunda yer almışlardır. Bu tanrılar ayrıca şahiliğin gerektiği yerlerde yer almışlardır.

    Hititler'de tanrılar tamamen insanlar gibi düşünülmüştür; buna göre tanrılar insanlara ait duyguları yaşayabilmekte, hatta acıkmakta, susamakta ve hastalanmaktadırlar.

    Bu tanrılardan büyük bölümü yerel ve çeşitli topluluklara ait tanrılardır. Bu dönemde Hurri, Luwi, Pala, Hatti ve Mezopotamya tanrıları çoğunluktadır. Tanrılar ne kadar çok olurlarsa olsunlar aslında belli özellikleri ortak olan tanrılardır. Diğer bir deyişle, farklı isimlerde aynı özellikleri taşırlar. Bu bağlamda belli başlı tanrı özelliklerini ortaya koyabiliriz.

    Hitit inançlarını konu başlıkları halinde incelemek daha doğru olacaktır :
  19. Uzaklar

    Uzaklar Süper aktif yorumcu

    Kayıt:
    1 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    16.705
    Beğeniler:
    2.339
    Nereden:
    İstanbul
    Hititler'in Tanrıları



    Gök Tanrı/Fırtına Tanrısı

    Hitit panteonunda en önemli tanrı kuşkusuz "Gök Tanrı" idi. Yerel olarak değişik isimlerle çağrılan bu tanrı Hatti dilinde "Taru" , Hurri dilinde "Teşup", Hitit dilinde ise "Tarhu,Tarhuna ya da Tarhunt" diye adlandırılıyordu.

    Aslında Hititler geldiklerinde , Hint Avrupa kökenli bir tanrıları vardı. Şiu ismindeki bu tanrı, Yunanca Zeus ve Latince Deus,dii sözcükleri ile aynı kökendendi. Bu kök hem tanrı hem de gün ışığı , parlamak gibi anlamlara da sahiptir. Ancak zaman içinde Şiu özel tanrı ismi olmaktan çıkmış ve genel olarak tanrı anlamına gelmiştir. < Resme gitmek için tıklayın >
    Ancak Hititlerin de bir dönem, Luwiler gibi Hint Avrupa isimli başka tanrı isimlerini de korudukları zannedilmektedir.

    Tanrı'nın isimleri ve sembolleri konusunda Akurgal'da aşağıdaki alıntıyı almakta fayda vardır : (Hatti ve Hitit Uygarlıkları , Bkz.Kaynakça)

    "Baştanrı Hitit metinlerinde genellikle 'Hatti Ülkesinin Gök Tanrısı' , 'Göğün Tanrısı', 'Hattuşanın Tanrısı', 'Sarayın Tanrısı' gibi adlarla anılmaktadır. Ayrıca 'Ordunun Göktanrısı', 'Yağmur Göktanrısı' gibi adlandırmalara da rastlanmaktadır. Bir tanrının hiyeroglif işareti ikiye bölünmüş bir elipsten oluşur. Önce söz konusu işaret sonra, gök tanrısı demek isteniyorsa, ikiye bölünmüş elipsin altına W biçimli yıldırım işareti yazılırdı ; ikisi birden gök tanrısı anlamına gelmektedir. "

    Gök tanrı ile dağlar, daha doğrusu dağ tanrıları, arasında sembolik bağ vardır. Aslında bunu "dağların gökkubbeyi taşıdığı" inancı ile birlikte ele almak daha doğru olacaktır. Bu, daha sonra Yunan Mitolojisinde göreceğimiz Atlas efsanesinin ilk şekli olmalıdır. Bir Hitit metninde, gök tanrının, dağ tanrılarının sembolize eden iki erkek figürü üzerinde durması da bu görüşümüzü güçlendirmektedir.

    Gök tanrının en önemli sembollerinden biri de boğadır. Boğanın gök tanrıyı sembolize ettiği düşünülmektedir. Alacahöyükte çıkan bir kabartmada kral ve kraliçenin boğa heykeli önünde yaptığı saygı duruşu da aslında gök tanrı ile ilintili olmalıdır. Çatalhöyük'ten, belki de daha eski çağlardan beri önemini koruyan bu sembol daha sonra Yunan Mitolojisinde Zeus'un boğa kılığına girmesinde de karşımıza çıkacaktır.

    Gök tanrısı aynı zamanda fırtına tanrısı idi. Zaten Anadolu'nun iklimini göz önünde bulundurursak -eskiden daha sıcak olduğu düşünülüyorsa da- fırtınaların ne kadar önemli olduğu açıktır. Hatta bir fırtına sırasında kral II.Murşili'nin dilinin tutulduğunu öğreniyoruz :

    "Birden hava bozdu. Gök tanrısı korkunç bir şekilde gürledi ve ben ürktüm. O zaman ağzında söz azaldı ve söz kesiklik yaparak yukarı doğru çıktı. Yıllar geçince bu düşlerimde de kendini duyurmaya başladı. Bu düşlerden birinde tanrının eli bana değdi ve konuşma gücümü bütünü ile yitirdim."

    Geç dönemlerde , gök tanrısının bütün özellikleri Fırtına tanrısına geçmiş, Hurrilerin fırtına tanrısı Teşup da Hititler'in gök tanrısına eş değer bir konuma yerleşmiştir. Teşup için daha çok Toros ve güneyinde, Suriye'ye kadar olan bölgede kült merkezleri vardı.

  20. Uzaklar

    Uzaklar Süper aktif yorumcu

    Kayıt:
    1 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    16.705
    Beğeniler:
    2.339
    Nereden:
    İstanbul


    Tanrıça


    Hititlerde tanrı kadar tanrıça da önemlidir. Zaten bunun izdüşümü olarak da Hitit toplumuna kadın erkeğe eş değer konumdadır.


    Hitit Tanrıçası , Hattilerde "Vuruşemu", Hurrilerde "Hepat" diye adlandırılmış tanrıçadır. Hititlerde "Arinna'nın güneş tanrıçası", geç Hititlerde "Kupaba" olarak da geçmiştir. (Kybele de büyük olasılıkla aynı inancın devamıdır. )


    Bu tanrıça isimleri tabletlerde farklı isimlerde geçseler de aynı özelliklere sahiplerdir. Özellikle Hurri etkisiyle, Teşup'un panteona girmesiyle beraber Teşup'un karısı tanrıça Hepat da önemli bir yer tutmaya başlamış, Hatta Arinna'nın güneş tanrıçası ile eş bir konuma gelmiştir. Bir belgede şöyle denmektedir :


    "Bütün ülkelerin kraliçesi efendin, Arinna'nın güneş tanrıçası ! Hatti ülkesinde sen Arinna'nın güneş tanrıçası adını alırsın, sedir ağacı ülkelerinde ise Hepat adını alırsın."


    İlginçtir, yüzyıllar sonra Apuleius da böyle bir ifade kullanacaktır.


    Çoğu kabartmada Tanrı ve tanrıça yanyana eşit önemde tasvir edilmişlerdir. Yazılıkaya'da da bu tanrısal çiftin betimlemeleri vardır. Bunun yanında bu çiftin oğulları da koruyucu tanrı olarak önemlidir.


    Tanrıçalar arasında en önemlisi kuşkusuz Arinna'nın güneş tanrıçasıdır. Arinna kenti hakkında değişik varsayımlar vardır. Ancak en kuvvetlisi ve arkeolojil delillere dayananı , Arinna'nın Alacahöyük olduğudur.


    Arinna'nın güneş tanrıçası krallığın hayatında da önemlidir. II.Murşili(MÖ1345-1315) uzun zamandan beri ihmal edilen bu kültü canlandırmış ve kazandığı zaferleri buna bağlamıştır:


    "Ben majeste, babamın tahtına oturduğumda çevredeki bütün düşmanlar benimle savaşa giriştiler. Ancak ben hiç bir düşman ülkesine karşı sefere çıkmadan önce Arinna kentinin güneş tanrıçası ile ilgili bayram törenlerini düzenledim[...] ve ona seslendim: Arinna'nın güneş tanrıçası! Benim efendim, benim yanıma aşağıya gel ve [...] senin topraklarını almak isteyen çevredeki düşman ülkeleri yok et.! Ve Arinna'nın güneş tanrıçası sözümü duydu ve bana geldi. O zaman babamın tahtına oturur oturmaz, çevredeki düşman ülkeleri on yılda yendim ve onları yere vurdum."


    Zamanla Hepat gibi başka tanrıçalar da bu derece öneme sahip olmuşlar ve "protokol"de yerlerini almışlardır.

Sayfayı Paylaş