Hilmi Yavuz - Duanın Antropolojisi

Konu, 'Hayata Dair' kısmında --es-- tarafından paylaşıldı.

  1. --es--

    --es-- Pasif yorumcu

    Kayıt:
    8 Ocak 2007
    Mesajlar:
    18.000
    Konular:
    2.395
    Beğeniler:
    3.083
            
    Hilmi Yavuz - Dua’nın Antropolojisi

    "Ünlü Amerikalı zenci şair Langston Hughes’un, beyazlar tarafından asılan bir zenci üzerine yazdığı şiirde şu iki dize yer alır: ‘Beyaz İsa efendimize sordum:/Neye yaradığını duanın...’ Bu iki dizeyi, hangi bağlamda hatırladığımı da söylemem gerekiyor: Prof. Dr. Beyza Bilgin hanımefendinin, ‘Milliyet’ gazetesinde yayımlanan ‘4444 Duası’ başlıklı yazısı münasebetiyle...



    Konuyu baştan alayım. Prof. Bilgin’in anlattığına göre, uzmanlık sınavına girecek bir genç hekimin annesi, kendisini telefonla arayıp, çocuğunun başarılı olabilmesi için ‘Yasin’ kitabında yazılı olan ‘Salatıtefriciye’ veya ‘Salatınariye’ diye anılan bir duayı okuması gerektiği konusunda komşularından öneriler aldığını söylemiş. Bu duanın 4444 kez okunması söz konusuymuş. Annenin merak ettiği, çocuğun bu sayıyı şaşırması, duayı eksik okuması ya da eksik sayması durumunda ne olacağıymış. Prof. Bilgin bu soruya doğrudan yanıt vermiyor. Ama ‘4444 Duası’nın II. Meşrutiyet döneminde Balkan Savaşları dolayısıyla gündeme geldiğini hatırlatıyor ve Bab—ı Meşihat tarafından ‘binlerce nüsha bastırılıp okullara dağıtıldığını’ bildiriyor.

    Önce, II. Meşrutiyet’te Bab—ı Meşihat’ın (Şeyhülislamlık Makamının) 4444 Duası’na ilişkin tavrına bakalım. Prof. Bilgin’in söylediği doğrudur. Gerçekten bu dua bütün okullara gönderilmiş ve 4444 kere okunması tamim edilmiştir. O yıl (1912) bir küçük öğrenci (bunun Peyami Safa olduğunu, onun ‘Türk İnkılabına Bakışlar’ından öğreniyoruz), bu duayı alıp Abdullah Cevdet’in İçtihad’ına götürmüş ve bu dua, İçtihad’da, İçtihad’ın İçtihadı başlıklı bir not düşülerek yayımlanmıştır. Peyami Safa, bu notun Abdullah Cevdet tarafından yazıldığını bildiriyor. İçtihad’ın İçtihadı’nda, Bab—ı Meşihat’ın tutumu eleştirilmekte ve şöyle denilmektedir: ‘Anadolu hasta iken ve Anadolu inlerken bu duanın faydası münakaşa edilebilir.’

    Langston Hughes’un duanın neye yaradığı sorusu, Abdullah Cevdet’in duanın faydasından duyduğu kuşkuyla birlikte, bizi dua’nın pragmatik işlevi üzerinde düşünmeye götürmelidir. Her şeyden önce, duayı bir dileğin yerine getirilmesine neden olacak bir olgu olarak düşünmemek gerekir. Bir başka deyişle, dua ile o duadan yerine getirmesi beklentisi içinde olunan dilek arasında, herhangi bir nedensellik ilişkisi yoktur. Gerek Din’de ve gerekse Büyü’de törensel (ritualistic) pratiklere, Doğa’nın yanlış ve eksik kavranışından kaynaklanan bir zihinsellik atfetmenin hiçbir antropolojik değeri kalmadığı biliniyor. Frazer’in Altın Dal’ında, Büyü’nün ve Din’in kökeninde, Dünya’nın açıklanması ve anlaşılmasına ilişkin birtakım zihinsel motivasyonlar bulunduğuna dair öne sürdüğü tezlerin geçerliliğinin kalmadığının biliniyor olması gibi... Dua’nın, zihinsel (intellectual) değil, heyecansal (emotive) bir işlevi var. Eğer gerçekten Büyü ve Din, Frazer’in öne sürdüğü gibi, Doğa’nın açıklanması ve anlaşılması konusunda Bilim—öncesi zihniyetin ürettiği formülasyonlar olsalardı (Tylor, ‘Büyü, ilkel bilimdir’ diyordu), o takdirde, birer törensel pratik olarak dua ve büyü sözleri ile, gerçekleşmesi öngörülen dilek arasında bir nedensellik bağlamı kurulabilirdi. Oysa Din ve elbette Büyü, kökenleri itibariyle, Ludwig Wittgenstein’ın, Frazer antropolojisini eleştirirken belirttiği gibi, zihinsel değil, heyecansal olgulardır. Bunu, sevdiği kişinin fotoğrafını öpen birinin konumunu örnek göstererek şöyle anlatır Wittgenstein: ‘Bu öpücüğün, o resme, onun temsil ettiği obje (sevilen kişi) üzerinde kesin bir etki yapması inancıyla kondurulmadığı açıktır.’ Öyleyse, burada söz konusu olan bir heyecansal tavırdır; —bir dileğin gerçekleşmesi temennisi! Bir dileği betimlemek, Wittgenstein’a göre, o dileğin nasıl yerine getirileceğini de betimlemek demektir.

    Öyleyse dua, Allah’ın kabulüne sunulmuş bir dileğin gerçekleşmesi temennisidir. Dua, Prof. Bilgin’in de tespit ettiği gibi, ‘şüphesiz dileklerin yerine gelmesi için kişi, kendisine düşen çalışmaları önceden yapmış olmalı’dır.

    Ünlü Temel fıkrasını hatırlayalım: Temel, her yılbaşı Allah’a ‘Allah’ım bana Milli Piyango’dan büyük ikramiye çıksın!’ diye dua edermiş. Yıllarca sürmüş bu. Sonunda melekler, Allah’a ‘Ya Rabbi, şu Temel kuluna büyük ikramiyeyi kazandır’ deyince, Cenab—ı Allah şu cevabı vermiş: ‘Çıkaracağım çıkarmasına ama, adam piyango bileti almıyor ki!..’

    Prof. Bilgin’in tespiti doğrudur: ‘Zaten dua, emeklerin boşa çıkmaması, onların bir de görünmeyen moral kuvvetlerle desteklenmesi için’dir.

    HILMI YAVUZ

Sayfayı Paylaş