Günlük Örnekleri

Konu, 'Edebiyat' kısmında Noyan tarafından paylaşıldı.

  1. Noyan

    Noyan Gold Üye

    Kayıt:
    7 Eylül 2010
    Mesajlar:
    20.410
    Konular:
    10.968
    Beğeniler:
    387
    Nereden:
    Ankara
            
    Günlük Örnekleri Kısa
    Günlük Örnek Metin

    Türk Edebiyatı Günlük Örnekleri

    NECİP FAZIL’DAN Günlük örneği

    Cuma, 9 Ocak

    Bugün hava yağmurlu ve puslu… Saat 2’ye 5 var… Bu âna kadar defterimi açamadım. Halim bir tuhaf…

    Bugün anladım ki, beni delikten çağırdıkları, meydancı gelip “Bir isteğin var mı?” diye sorduğu, berberin tıraşa geldiği, hasılı insanlarla temas ettiğim an, üstüme acayip bir uyuşukluk, sinsi bir donukluk, anlatılmaz bir garipseme hissi çöküyor. Hayret! Bir aylık yalnızlığın tesirine bakın! Hayırdır inşallah; nereye gidiyorum?

    Perşembe, 15 Ocak

    Şiir kitabımı bitirdim; ve güya rahat bir nefes aldım. Hava suratlı…

    Saat üç buçuk… Gaz sobam trampet çalıyor. Yevmiyemin 40’ıncı gününe rastlayacak olan 20 Ocak Salı gününün iple çekiyorum.

    Cuma, 16 Ocak

    Allah… Başka tek kelime söyleyemeyecek haldeyim.

    (Kırk Günlük Hapishane Yevmiyesi-Cinnet Mustatili)
    Sayı: 19
    Bölüm: Kapak



    CEMAL SÜREYA’DAN Günlük Örneği

    543. Gün

    Milliyet Sanat’a uğradım. Fethi Naci Eleştiri Günlüğü’nü yollamış.

    TV’de, sekiz otuz haberlerinde, birden, Edip Cansever’in ölüm haberi verildi. Bu haber inanılmaz ölçüde sarstı beni. Rastlanmadık bir biçimde ve yüksek sesle ağlamaya başladım. Oğlum fazla kaygılanmış, gelip avutucu şeyler söyledi. Turgut’ta bunca sarsılmamıştım. Üst üste gelişte bir şey var belki. Otuz yıllık arkadaşımdı. Yalnız sanat serüvenimizi değil, haya serüvenimiz de iç içe durumlar yaşamıştır.

    544. Gün

    Sabah altıda evden çıktım. Bomboş sokakları dolaştım durdum. Başımda bir uğultu. Tuhaf da bir heyecan. Rıhtımda yürüdüm. 1 Haziran 1986”

    (Günler)​



    GÜNLÜK ÖRNEĞİ -1


    19 Mayıs 2010



    “Dün akşam gün batımı, hiç görmediğim bir güzellikteydi. Pembe, turuncu bir buğu vardı gökte.

    Hele martıların geçtiği Marmara Denizi üzerinde gök öyle bir

    göründü ki Fatih Köprüsü’nde ürperdim. Otobüste baktım, kimse ama hiç kimse görmüyor bu güzelliği.

    Farkında olan, kendinden geçen, tedirgin olan bir yüz yok…Ama, diye düşündüm, güzelliği bulmak için

    yolculuğa kalkar, uzaklara giderler. Güzelliği bile

    satın almaya alışmışlar;parasız oldu mu görmüyorlar.”

    Ahmet ŞAHİN





    GÜNLÜK ÖRNEĞİ- 2


    22 Ekim 2006

    Çocuktum, bayram vardı...Yarın bayram...
    İçimde, çocukluğumun bayram sevinci yok, o da eskilerde kalmış… Peki ama şimdi ne oldu? Sadece büyüdük mü? Yoksa, büyüdüğünü sanan meşgul çocuklar mıyız? Özledim ben o bayramları...İlk, babamın elini öpmeyi özledim, şimdi uzaklarda...Bayram namazından çıkmadan erkekler, tüm mahalle kadınlarının kapıların önlerini cümbür cemaat, telaşla,süpürüp yıkamalarını...

    O pırıl pırıl çocukluk hâllerimizle,tüm mahalleyi dolaşıp, el öpmeleri...Kimi arkadaşlarımın ellerinde
    şeffaf şeker torbaları ile tütün, limon, lavanta kolonyalarının karışımıyla bezenmiş buram buram kokularını...Ve… ben hiç şeker torbası taşımamıştım

    o zamanlar,ne bileyim, utanırdım.O masum utanmaları özledim...Büyüklerin, çocuklara verdiği üçgen katlanmış mendilleri...

    Başucumda sakladığım yeni ayakkabılarımı..
    Mail yoluyla değil de, postacının getirdiği bayram kartlarını…Ziyaretlerle dolup dolup taşan evimizi…Ama en çok elini ilk öptüğüm babamı...Masum ve utangaç çocukluğumu…Ve yarın benim çocuklarım öpecekler ilk elimi…Ben büyümüşüm, ya da büyüdüğümü sanan meşgul bir çocuğum hâlâ...Ve yarın, küçük bir mutluluk, büyük bir burukluk sebebini bilmediğim…Gözümde, şaşkın birkaç damla gözyaşı...
  2. Noyan

    Noyan Gold Üye

    Kayıt:
    7 Eylül 2010
    Mesajlar:
    20.410
    Konular:
    10.968
    Beğeniler:
    387
    Nereden:
    Ankara
    OKTAY AKBAL’DAN Günlük Örneği

    28 Aralık Çarşamba

    Ocak’ın 29’unda tam on yıl olacak. Ziya Osman Saba’yı karlı bir havada Eyüp’te toprağa vermiştik. Yıllar çabuk mu geçiyor belirli bir yaştan sonra? Çocuklukta günler, haftalar bitmezdi bir türlü. Ama yolun yarısına gelmeye gör, her şey kopuk bir film gibi akıveriyor… Ziya Osman’ı son görüşümde ince bir dosya çıkarmıştı çekmeceden. “Nefes Almak” yazıyordu üzerinde. Yeni kitabıydı. “Ölümümden sonra çıkacak,” demişti. “Haydi haydi,” demiştim, “Okurları o kadar bekletmeye hakkın var mı?” Gülümsemişti. Birkaç hafta sonrasını mı düşünerek. Ben düşünememiştim o günden ötesini. Canlı bir insanın, hele bir dostun, bir sevilenin yok olabileceğini düşleyemiyoruz.

    On yıl geçip gitmiş bile. Şiirlerini karıştırıyorum. Bilmeyen, Ziya Osman’ı yaşamı süresince ölümü özleyerek bekleyen biri sanır. Hep ölüm, hep ölüm düşünceleri. O ölümü değil, dünyada bulunamayacak bir çeşit “yaşam”ı özlüyordu.

    (Anılarda Görmek)​



    ALİ CANİP YÖNTEM’DEN Günlük örneği

    Cuma, 5 Mart 1920

    Bugün öğleye kadar evde uyudum. Sonra sokağa çıktım. Arkadaşlardan diş tabibi Şevki Bey’le Cafer, Ömer’i ziyarete gelmişlerdi. Fakülteye götürdüğümüzü söyledim. Oraya gittiler.

    Cumartesi, 6 Mart 1920

    Öğle üzeri fakülteye gittim. Doğru Ömer’in odasına girdim. Bitap yatıyordu. Elini elime aldım. Ter içindeydi. Burnunun delikleri kararmış gibiydi. Nefesi de intizamsızdı. Hizmetçi kadınlara sordum. Gece çok sayıklamış, “Burası hastane değil, tımarhane… Ben Canip’e gideceğim!” demiş. Dalgındı, “Ömer! Ömer!” diye seslendim. Gayet fersiz gözlerle bana baktı: “Tanıdın mı?” dedim. Kendine mahsus çabuk ifadeyle kafasını sallayarak “Canip!” dedi, yine daldı. Kâğıdına baktım: hararet “39,2” şeker litrede 28. Bir müddet bekledim. Sonra tekrar seslendim: “Ömer, konsültasyon günü yarınmış, erkenden gelirim. Artık gideyim mi?” Kafasını salladı “Git, git!” dedi. Yeis içinde ayrıldım. Fakat hâlâ ümit ile doluydum. Çünkü Ömer ve ölüm birbirine tamamıyla yabancı iki şeydi. Eve gelirken deniz kenarında hizmetçime rasgeldim. Bana doğru koşuyordu. “Ne var?” dedim. “Sizi Tıbbiye’den istiyorlarmış. Rıdvan Beyler’de bekliyorlar” cevabını verdi. Soluk soluğa komşumuza gittim. Ortada bir fevkalâdelik vardı. Nihayet anlaşıldı: Ömer ölmüş!…

    (Ömer’in Ölüm Hastalığına Dair Notlarım-Ömer Seyfettin, 1947)​

Sayfayı Paylaş