1. Yorumla.Net Satılıktır!
    Yorumla.net forumları, 11 Haziran 2006 da kurulmuş ve zaman içerisinde günlük 100 Bin tekil ziyaretçiye kadar ev sahipliği yapmış şekilde, kendisine sahip çıkabilecek ve eski günlerindeki aktifliği yakalatabilecek yeni sahibini arıyor. Bilgi ve teklifleriniz için: iletisim@yorumla.net adresine mail atınız.

Geniş Yapraklı Ağaçlar

Konu, 'Eğitim ve Öğretim' kısmında Sesilya tarafından paylaşıldı.

  1. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    Paulownia Yetiştiriciliği

    AĞAÇ HAKKINDA

    Paulownia (pwl) anavatanı Çin olan çok hızlı büyüyen ilk dikim yılında 5-6m boya ulaşabilen geniş yapraklı bir ağaç türüdür.Pwl hızlı gelişmesinin yanı sıra kerestesinin değerli ve kullanım alanının geniş olması sebebiyle gelişmiş ülkelerde büyük ilgi görmektedir.Bilinen 9 çeşit pwl türü arasında P.Elongata,P.Tomentosa ve P.Fortunei ülkemiz koşullarına uyum sağlamaktadır.
    Elongata ve Tomentosa 28 C , +50 C sıcaklık dilimlerinde ve 0-2000m rakımlarında yetişebilmektedir.

    TOPRAK İSTEĞİ

    Paulownia 'nin adaptasyon kabiliyeti çok yüksek olduğundan ciddi bir toprak seçiciliği yoktur.Yetişebileceği pH aralığı 5-8.5 , optimum pH 5.5-7.5'dir.Max tuzluluk 1000ppm.dir.Kaba yapılı topraklarda , hafif ve orta killi topraklarda rahatlıkla yetişir.
    Paulownia suyu seven bir bitki olmasına karşın yüksek taban suyu istemez.Taban suyu toprak yüzeyinden 1-1.5m aşağıda olmalıdır.
    Ağır killi veya kireçli topraklarda aşırı maliyet getirmeyecek gübreleme programları ile iyi bir yetiştiricilik yapmak mümkündür.

    İKLİM İSTEĞİ

    Paulownia 0-2000m rakım ve �28 C , +50 C sıcaklık dilimleri arasında yetiştirilebilir.Isı ve ışık ihtiyacı yüksektir.Serin bölgelerde Pwl nispeten yavaş yetişmekte fakat sıcak bölgelere oranla daha kaliteli kereste vermektedir.
    Paulownia direk güneş ışığı alan yerlere dikilmelidir.Yağış miktarının düşük olduğu bölgelerde sulama şarttır.
    Paulownia yetiştirmek için kavak baz alınabilir.Kavak yetiştiriciliği yapılan tüm bölgelerde Paulownia yetiştirilebilir.

    SULAMA

    İlkbahar ve yaz dikimlerinde bölge ve toprak özelliklerine göre haftada 2-3 kez sulama yapılmalıdır.Su ihtiyacı toprak özelliklerine göre farklılık gösterecektir.
    Bitkinin su ihtiyacını tespit etmenin en pratik yolu toprak muayenesidir.Toprak tavını kaybetmeye yakın plantasyonlar sulanmalıdır. Paulownia bol su istemesine karşın kök bölgesinde devamlı aşırı miktarda su istemez.Gereğinden fazla sulandığında özellikle fide dikimi yapılmışsa fidelerde çürümeden dolayı kayıplar olacaktır.
    Bitkilerin büyümesiyle sulama araları açılacak 15 günde 1 e kadar düşecektir.

    DİKİM MEVSİMİ VE DİKİM ARALIKLARI

    Ülkemizin çoğu bölgesinde Mart sonundan Kasım başına kadar dikim yapılabildiği gibi kış dikimi de uygulanabilir.
    Mevsim farklılıklarına göre dikimde kullanılan materyal değişiklik gösterir.İlkbahar-yaz ve erken sonbaharda 10-15 cm boyunda fideler kullanılabilir.

    Kış aylarında ise kök sistemi gelişmiş fidanlar kullanılmalıdır.Bu fidanların gövdelerinin odunlaşmış olmalarına dikkat edilmelidir , böylelikle olumsuz kış koşullarına daha kolay direnç gösterirler.Kış dikiminde durgunluğa girmiş (dormansi) yapraklarını dökmüş fidanlar kullanılabilir.

    Sonbahar ve kış mevsiminde yapılan dikimlerden sonra ilkbaharda fidanlar toprak yüzeyinden kesilmelidir.Bu işlem rakımı yüksek bölgeler içinde ilkbahar ve yaz dikimi yapılsa dahi rutin uygulamadır.

    Dikim aralıkları 4x4m olarak tavsiye edilmektedir.Buradaki avantaj hem ağaç taçları birbirine girmeyecek hemde toprak işleme kolay olacaktır.Bunun yanında dikim aralıkları arttırılarak kombine tarım yapma olanağı yaratılabilir.

    KOMBİNE TARIM

    Paulownia, pamuk,mısır,soya,patates ve sebzelerle birlikte yetiştirilebilir. Kombine tarım yapılacaksa dikim aralıkları buna göre ayarlanmalıdır. 6x10m, 6x15m, 5x20m gibi.

    Avantajları;

    · Birlikte yetiştirildiği bitkilerde %20 ye yakın verim artışı sağlar.
    · Sulama suyunun sebep olduğu tuzlanmayı engeller.
    · Sonbaharda dökülen yapraklarıyla toprak profilinden aldığı bitki besin maddelerini birlikte ekildiği maddelerin kullanımına sunar. Gübreleme yapar.

    KERESTE ÖZELLİKLERİ

    Soluk sarı bal görünümünde, kokusuz,pürüzsüz ve budaksızdır. m³/kg'a yüksek miktarda kereste çıkar. Düşük çekme (0.27-0.37),kırılma,deforme olmama ve 400 C de yanma ısısı gibi özellikleri vardır. Selüloz oranı ise %46-49 arasında değişir.

    1-Çok iyi ısı yalıtım malzemesidir. Termal iletkenliği 0,0063-0.086 kcal m-1
    hr-1 sıcaklık iletkenliği 0.000561-0.000631 m-2 hr -2 değerleriyle bilinen 40 tür içerisinde en yüksek sıcaklık yalıtım verilerine sahiptir.

    2- Diğer keresteler içerisinde dönmeye,çatlamaya ve deformasyona karşı en dayanıklısıdır. İşlemesi çok kolaydır. Çapak,kıymık vs. yapmaya müsait değildir.

    3- Paulownia kerestesi çürümeye karşı dirençlidir ve aynı zamanda zararlılara karşı dirençlidir. Bu kereste ile yapılmış 100 yıllık evler daha ayakta durmaktadır. Szechuan vilayeti orman araştırma enstitüsü, Hong Ya orman çiftliğinde bir çok ağacı çürümeye bırakmış ve 16 yıl sonra Paulownia haricindekilerin tamamen çürüdüğü Paulownianında sadece yüzeyden 1cm derinde çürümenin başladığını rapor etmiştir.

    4-Paulownia çok iyi bir şekilde dilimlenebilir ve soyulabilir. Bu kaplama ve kontroplak üretimine elverişli bir malzeme olduğunu gösterir. Zımparalanmış yüzeyi viskozitesi doğru yapışkanla 0.25 mm ye kadar inceltilebilir.

    5-Dünyanın üzerine yazı yazılabilen en iyi kerestesi olduğu olduğu için Japonya'da kartvizit yapımında kullanılmaktadır.

    6-Kerestesi tatsız ve kokusuz olduğundan her türlü yiyecek malzemesinin yanında kullanılabilir. (örneğin Dondurma çubuğu,ambalaj)

    7-Kerestesi bel vermediği ve bükülmediği için 2 yaşındaki Paulownialar Çin de çatı makası olarak kullanılmaktadır. Aynı çaptaki iğne yapraklı kerestelerden daha iyi performans gösterirler.

    8-Yoğunluğu 260-330 kg/m³ (%15 rutubetli) arasında değişir. Diğer sert ağaç türlerinden daha hafiftir. (Çam 450/m³,Okaliptüs 800 kg/m³) ambalaj sanayi için bir avantaj yaratır.

    9- Hafifliği ve yüksek rezonans kabiliyeti sayesinde müzik aletleri yapımında kullanılır.

    10- Birinci sınıf beyaz kağıt hamuru üretiminde kullanılır.

    11- 2-3 senelik Paulownia ağacından kalem ve cetvel üretilebilir. Avantajı hafif ve sert oluşudur.

    12- 1-2 senelik Paulownia ağacından aktif karbon sanayinde yararlanılır.

    KULLANIM ALANLARI

    BAL

    Nisan,Mayıs ve Haziran aylarında Paulownia çok miktarda çiçek üretir. Bu ağaçtan alınan bal, açık renkli renk olup özel bir aroması vardır, yüksek miktarda üretilir ve ticari karışımlar için ideal bileşim olarak kullanılır.

    HAYVAN YEMİ

    Paulownia'lar çok geniş ve yüksek hacimde yaprak üretirler. Çinde bu yapraklar kurutulduktan sonra kıyılır ve silolarda saklanır. Koyun, keçi,tavşan,sığır, ve domuz besini olarak kullanılır. Kuru yaprakların besin değeri yağ,şeker ve protein açısından zengin olup ağırlıkları oranında tahıl ile aynı değere sahiptirler.

    GÜBRE

    Paulownia kök sistemi toprağın çok derinlerine giderek,fidanlıktaki diğer ürünlerin ulaşamayacağı rutubet besin maddelerini alır. İşte bu derin toprak tabakalarından alınan besinler ve rutubet,sonbaharda dökülen yapraklar, oluşan zengin örtü ile gübreyi oluşturur. Paulownia yaprakları zengin nitrojen (Azot) içermektedir ve rutubetli ortamlarda hemen dekompoze olarak gübre haline geçerler. Sürülen toprak, bu gübre ile karışarak toprağın verimliliğini artırır.

    RÜZGAR PERDESİ

    Paulownia büyük yaprakları sayesinde geniş bir alan kaplar. Bu nedenle özellikle deniz kenarında devamlı rüzgara açık konutların korunmasında kullanılabilir. Şekil verilmesi son derece kolay olan ağaçlarla;rüzgarın yön ve şiddeti dikkate alınarak rüzgarkıran perdeler tesis edilebilir.

    HAVA KİRLİLİĞİ

    Paulownia ağacının yaprakları toz duman ve hava kirliliğini emerek temizler. 1 hektar paulownia yılda 6 kg atmosferik kükürt emme kabiliyetine sahiptir. Tesis edildiği kentlerde %80 oranında hava kirliliğini azalttığı gözlemlenmiştir.

    EREZYON VE ENERJİ

    Paulownia derin kök sistemi sayesinde toprağı tutar ve neticede heyalanı önler. Yine geniş yaprakları ile rüzgar ve damla tesirinden toprağı korur.
    Birçok gelişmiş ülke ısınmak için oduna dönmeye başlıyor. Bu ülkelerde evlere ısı verimi yüksek sobalar kuruluyor. Ayrıca paulownia nın A.B.D.'de bazı enerji santrallerinin etrafına enerji ormanı amaçlı dikildiği biliniyor.

    1.Toprağın Seçimi :

    Paulownia su geçiren, kumlu, az killi, bitkisel toprağı sever.Paulownia ideal olarak -28, +50 C�lık ısı diliminde yetişir.Isıda meydana gelebilecek %20 lik farklar bitkiyi fazla etkilemez.Toprağın sert olduğu yerlerde takribi 1 metre çapındaki derinlikte açılacak bir çukur bol kumlu toprakla doldurulursa yetiştirme için en uygun ortam yakalanmış olur.

    2.Zamanlamayı Göz Önünde Bulundurma :

    Türkiye'nin çoğu yerinde ekimler Nisan'ın 1 inden, Ekim' in ortalarına kadar yapılabilir.

    3.Yerin Seçimi :

    Paulownia ağacı güneşi sever.Bu nedenle Paulownia� nın gün boyu güneş alan yerde yetiştirilmesi en iyisidir.Paulownia ağacı derin köklere sahiptir, diğer ağaçlar gibi köklerini etrafa dağıtmaz.

    4.Toprağın Hazırlanması ve Dikim :

    Fideyi hiçbir zaman gövdesinden taşımayın, sadece köklerinden taşıyınız.Dikimde gövdeye zarar vermeyiniz.

    . Köklerinin iki katı genişliğinde ve kabıyla aynı derinlikte bir çukur kazın.
    .Çukurun duvarlarını kabartın, böylelikle kökler toprağa kolaylıkla nüfus edebilir.
    . Fideyi kabından çıkartın, köklerin toprağını kaybetmemesini sağlayın.Fide gövdesi kapta ne kadar topraktaysa ekildiğinde de o kadar olmalıdır.
    . Sulayın ! Sulama toprağın yerine oturmasını sağlayacak ve içerisindeki havayı yok edecektir.Fide suyu emdikçe yerine oturacaktır.
    . Eğer fidenin gövdesinde küçük filizler varsa onlar keskin bir bıçak yardımıyla kesilmelidir. Yoksa bunlar ağaç büyürken ağaca zarar
    verebilir.

    Paulownia'nızın Filizlenmesi :

    Paulownia'yı ilk ektiğinizde gübre kullanmanız önerilmez.Dikimden yaklaşık 1 ay sonra 100 gr. azotlu gübre kullanılmalıdır.

    SULAMA:

    Sulama özellikle ilk 8-12 haftada önemlidir.Ağaçlar her hafta 2 yada 3 kere sulanmalıdır( İlk iki yıl içinde ).Gelişmiş ağaçların su ihtiyacı azdır.

    İLKBAHAR DİKİMİ:

    Son dondan sonra yani toprak sıcaklığının 16-18 C'ye ulaştığı zaman dikime başlanabilir.İlkbaharda dikilen Paulownia fideleri, Sonbahara kadar 6-7 m. yüksekliğe ulaşacaktır.İlkbahar dikiminde taze fidelerin kullanılması gerekir.Eğer geçmiş yılın fideleri kullanılıyorsa, fide toprağa verildikten sonra toprak yüzeyinden kesilmelidir.Kesilen fide yeni ve taze filizler verecektir.Bu filizlerden en sağlam ve sağlıklı olanı bırakılıp, diğerleri kesilmelidir.

    SOBAHAR DİKİMİ:

    Sonbahar dikiminde kök sistemi gelişmiş, gövdesi odunlaşmış fideler kullanılmalıdır.Dikimden sonra fideler durgunluğa girecek ve yapraklarını dökecektir.Fakat kök gelişmesi devam edecektir.Bu dikilen fideler baharla birlikte uyanmaya başladığında toprak seviyesinden kesilmeli ve yeni taze filizler elde edilmelidir.Kesilen yere sulandırılmış kireç sürünüz.Aşı macunu kullanmayınız.

    KIŞ DİKİMİ:

    Kış dikiminde odun dokusu gelişmiş, durgunluğa girmiş( yapraklarını dökmüş ) fide kullanılmalıdır.Bu fidelerde her ne kadar toprak üstü aksamda bir hareket yoksa da kök gelişmeye devam etmektedir.Bu fidelerde sonbahar dikiminde olduğu gibi baharla birlikte uyanmaya başladığında toprak seviyesine yakın bir yerden kesilmelidir.

    GÜNEŞLENME:

    Büyümek için bol güneşe ihtiyaç duyar.Paulownia rahat güneş alabileceği yerlere dikilmelidir.

    SULAMA:

    Paulownia suyu seven bir ağaçtır fakat tercih ettiği, kök bölgesindeki hareketli sudur.Özellikle dikimde taze fide kullanılmışsa çürümeye sebep olacağından aşırı sulamadan kaçınılmalıdır.Sıcak bölgelerde fidelerinizi diktikten sonra iki-üç gün ara ile sulayın.Su ihtiyacını belirlemenin en pratik yolu toprak muayenesidir.Toprağınızı kontrol edin, toprak tavını kaçırmaya yakın sulama yapın.Bitkiniz büyüdükçe sulama aralıklarını açabilirsiniz.
    Yeterli yaz yağmuru alan bölgelerde paulownianızın tuttuğundan emin olduktan sonra sulamayı kesebilirsiniz.Fakat yine de toprak muayenesi ile su ihtiyacı kontrolünü ihmal etmeyin, gerekiyorsa sulayın.

    OT MÜCADELESİ:

    Dikimden önce ve dikimden sonra mutlaka yabancı otla mücadele ediniz.Eğer arazinizi herhangi bir zirai alet (gobli, çapa motoru, freze) ile işleyerek yabancı ot mücadelesi yaparsanız, toprağı yumuşatacağınız için fidanlarınızdan daha iyi bir performans alırsınız.Bitkinizin gövdesi gelişip odunlaştıktan sonra herbisit kullanabilirsiniz.

    BUDAMA:

    Bitkinizde ana gövde ile yapraklar arasından filizler çıkacaktır.Bu filizleri keskin bir bıçak ile büyümelerine fırsat vermeden kesin.Böylece düzgün ve budaksız bir gövde elde edeceksiniz.Eğer bir sonraki yıl fidanlar dipten kesilecekse en alttan birkaç sırayı budadıktan sonra budamaya son veriniz.

    ANA GÖVDE ÜZERİNDEKİ YAPRAKLARI KESİNLİKLE KESMEYİN VE KOPARTMAYIN! KOPAN HER YAPRAK PAULOWNİANIZIN BÜYÜMESİNİ BİR HAFTA GERİLETECEKTİR.

    Filizleri alarak yaptığınız budamaya ağaçlarınız 4-8 m. (bölgeye göre değişir), boya ulaşıncaya kadar devam edin.Bu süre ilkbahardan bitkiniz durgunluğa girinceye kadar geçecek süredir.

    GÜBRELEME:

    Dikimden bir ay sonra başlayarak ayda bir kez düzenli olarak azotlu gübre kullanın (Bölgenize göre amonyum sülfat veya amonyum nitrat tercih edebilirsiniz).Bu uygulama bitkinizin gelişimini hızlandıracaktır.100 gr. azotlu gübre ile başlayarak(bitki büyüdükçe arttırarak), 250 gr. kadar çıkartabilirsiniz.Bunun size getireceği gübre maliyeti bitkinin aktif olduğu ilkbahar-yaz sezonu boyunca ağaç başına 750-800 gramdır.Bu da diğer zirai ürünlerin gübre ihtiyaçları ile karşılaştırıldığında son derece düşük bir maliyettir.Bulabildiğiniz sürece yanmış hayvan gübresi kullanmaktan çekinmeyin.Kil oranı yüksek, ağır topraklarda hayvan gübresi ile birlikte yüksek aktiviteli organik gübre ve AGRO 1200 kullanınız.Bitkinin gelişimi ciddi olarak artacaktır.Gübre bayilerinden sağlayacağınız yüksek aktiviteli organik gübrelerin kullanım miktarları azotlu gübrelerinki ile aynıdır.Bu gübrelerin herhangi bir yakıcılığı olmadığından kullanım miktarını arttırabilir ve gübreleri dikim esnasında kullanabilirsiniz.Gübrelemede münavebe uygulayabilirsiniz:

    1.Gübreleme A.S
    2.Gübreleme ( 20-20-20 )
    3.Gübreleme A.S
    4.Gübreleme ( 20-20-20 ) gibi.

    Bununla birlikte yapraktan mineral madde uygulayabilirsiniz.Bu işlemler maliyeti arttıracak fakat ağacınızın çabuk gelişmesini ve kereste kalitesini yükseltecektir.


    Performans göstermeyen, büyümeyen ağaçlarınızı dikimden sonraki ilk kıştan çıkıp, ilkbahara girişte bitki uyanmaya başladığında toprak yüzeyinden kesiniz.Böylece kış boyunca gelişmiş olan kök sistemi üzerinden yeni ve taze filizler alarak yetiştirme şansınız olacaktır.Kestiğiniz yere sulandırılmış kireç sürünüz.

    BU İŞLEM RAKIMI YÜKSEK VE KIŞI SERT GEÇEN BÖLGELER İÇİN, GEÇ YAPILMIŞ DİKİMLER İÇİN RUTİN UYGULAMADIR.

    TOPRAK İŞLEME:

    Sonbaharda ot mücadelesini yaptıktan sonra Paulownia fidanlarınızın arasını kültivatör ile derince sürünüz.Bu işlem kök sisteminin kış boyunca sağlıklı bir şekilde gelişmesini sağlayacaktır.

    İLAÇLAMA:

    Paulownia genellikle ilaçlama ihtiyacı göstermez fakat fide dikiminde tırtıllar yada yaprak bitleri sorun olabilirr
     
  2. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    Liquidamber orientalis [ Anadolu Sigla Agaci ]

    Günümüzde sadece Anadolu, Amerika ve Çin'de doğal olarak yayılış gösteren Liguidambar cinsine ait taksonlar,paleontolojik bulgulara göre Tebeşir, Tersiyer,Pleistosen ve Eosen devirlerinde Kuzey Amerika ve Eurasya'nın geniş kesimlerinde bulunmaktaydı.Sığla ağacı esasında üçüncü zamandan kalma endemik bir türdür.Nitekim bugün yaşayan tek türüne rastlanmayan Avrupa kıtasında bile Tersiyerde birçok türlerinin yaşadığı bilinmektedir.Ancak buzul çağından sonra şimdiki yayılış safhalarına çekilmişlerdir.İlk bulunan Liguidambar poleni ve paleosen devrinde ,Kafkasya'nın ve Türkmenistan'ın (Hazar Denizi'nin doğusunda) maden yataklarında ve benzeri yerlerde bulunmuştur.En eski yıllara ait liguidambar polenleri paleosen'de Sibirya ve Kafkasya'da ,alt Oligosen depositelerinde Rusya ve Uzakdoğu'da bulunması bu cinsin jeolojik devirlerde bütün Kuzeydoğu Asya'da geniş yayılış gösterdiğine işaret sayılmaktadır.Weyland(1964) ,Tersiyer ve Tebeşir'de geniş yayılış gösterirken,bugun sahasının çok sınırlı olmasını uzun zamanın etkilerine bağlamaktadır.Szafer (1947) Karpatların kuzey eteklerinde, Depape(1923) aşağı Rhono vadisinde Tersiyer zamanından kalma liguidambar cinsine ait fosilleri tespit etmişlerdir.


    LİQUİDAMBAR ORİENTALİS MİLL.(ANADOLU SIĞLA AĞACININ) DENDROLOJİK (ODUN) ÖZELLİKLERİ

    Sığla ağacının bugün için Kuzey Amerika ile Güneybatı(Türkiye) ve Doğu Asya'da yaşayan türü kalmıştır.Bu türlerden üçü önemlidir.Bunlar L.styraciflua (Kuzey Amerika'da yetişen tür),L.orientalis(Türkiye'de yetişmekte) ve L.formosana(Doğu Çin ve Formoza adası'nda yetişmekte).
    Çınarı veya akçaağaçları anımsatan sığla ağacının tepesi genç fertlerle dar-sivri, yaşlı olanlarda yayvan ve geniştir.Sığla yağı üretimi yapılan yerlerdeki ağaçların gövdeleri düzgün değildir,formları çok bozuktur.Taban suyu seviyesi yüksek yerde yetişen diğer ağaçlar gibi gövdelerinin alt kısmı tabana doğru genişleyerek nayloid bir şekildedir.Sığla yağı ihtihsali yapılan meşcerelerde (Orman alanlarında) ,ağaçların boylarının en fazla 28,5m, çevrelerininde 3 m. olduğu ; sığla yağı istihsali yapılamayan sütçüller'deki ağaçların boylarının ise 35 m. 'ye ulaştığı saptanmıştır.Diğer taraftan cinsinin önemli türlerinden biri olan Amerikan sığla ağacı ,doğal türümüzden 45 m. 'ye varan boyu,120 cm. (Maksimum 96 m. boy ,88 cm. çap )'ye ulaşan çapı ile fark göstermektedir.Ağaçlar çok sayıda kök ,kütük ve su sürgünleri verir ve bu sürgünlerin üzerinde mantarsı çıkıntılar bulunur.Sonbaharda sarı ,koyu kırmızı, ilkbaharda kendine özgü canlı yeşil y,renkli yapraklara sahip olan sığla ağacımız oldukça dekoratif bir bitki olup ,park ,bahçe ve piknik alanlarında kullanılmaktadır.
    Kökleri farklı yetişme yerlerinde farklı yapıdadır.Taban suyu yüksek ve nemli olan yerlerde,taban arazide sığ, geniş ve yayvan olup,kök sisteminin küçük ve çok sayıda yan kökleri vardır. Çok rutubetli yerlerde ve bataklıklarda kazık kök geliştirmez .Taban arazide köklerin sığ, yayvan ve geniş olması bazı ağaçların rüzgar ve fırtınaların da etkisi ile devredilmesine neden olmaktadır.Yamaçlarda ve kurak yerlerde ise ağaçlar derine giden kök sistemi geliştirmektedir.
    Kubuk genç iken çatlaksız yaşlı iken çatlaklıdır.Kabuklar genç iken rengi grimsi ,yaşlanınca grimsi kahverengi veya kahve renklidir ve meşe ile akçaağacın kabuğunu andırır.Enine ve daha çok boyuna yarıklı olup ,pullar küçük ve büyüktür.Çatlaklar derindir veya bazı bireylerde derinlik fazla değildir.Kesilen kütükler üzerinde yapılan yaş sayımına göre 40 ila 80 yaş arasındaki ağaçlarda kabuk kalınlığı 0.5-1.9 cm. arasında ,çok yaşlı bazı fertlerde ise 4 cm. ye ulaşmaktadır.Kabuktaki çatlama 17 -24 yaşları arasında başlamaktadır.Bazı genç ağaçlarda kabuğun üzerinde ağacın ekseni üzerinde uzanan ince şeritler halinde mantarsı çıkıntılar bulunur.Genç sürgünler önce yeşilimtrak , sonra kırmızımsı-kahverengi olup ,incedir.Çıplak ve parlak olan sürgünler üzerindeki lentiseller küçüktür ve çıplak gözle görülebilir.Yan tomurcuklar sürgünlere çok sıralı sarmal olarak dizilmiştir ve sürgüne az çok yatıktır.Tepe tomurcuğu yan tomurcuklardan biraz daha büyüktür.Yumurta şeklinde ,elipsoid ve sivri uçlu olan tomurcuklar parlak olup pulların kenarı hafif kirpikli , kahverengi sürmeli ve çıplaktır.Pulların rengi elma yeşili-kahverengidir.Ovuşturuldukları zaman aromatik olup ,üzerinde 3 adet iletişlim demeti izi taşır.
    Ovuşturulukları zaman tomurcukları gibi aromatik kokulu olan(içerdikleri sığla yağından dolayı)yapraklar morfolojik (yapısal açıdan ) bakımdan çok büyük farklılıklar gösterir.Aynı sürgünlerde yapraklar boyut ve şekil bakımından birbirlerinden farklıdır.Beş loplu ve ışınsan damarlı olan yapraklarda her bir lop genellikle sekonder olarak loplara ayrılır. Ucu küt veya sivri olan lopların sayısı ender olarak 3 veya 7'ir.Yaprakların kenarı ince ve muntazam dişlidir.Dişlerin çok küçük olması özelliği ile çınar ve akçaağaçlardan ayrılır.Yaprak ayasının tabanında, ana damarların birleştiği yerde tüy demetleri saplanmış olup ,bazı yapraklarda söz konusu tüyler yok denecek kadar azdır.Üst yüzleri tamamen çıplak ve parlak yeşildir.Yaprağın sapı ince ve oldukça uzundur. Erkek çiçekler kurul şeklinde ve tomurcukların üst ekseninde bulunanlar sık ve sapsız ,alt tarafında bulunanlar ise daha seyrek olarak yerleşmiştir.eksenin en altında yer alan tomurcuklar ise saplıdır.Ayrıca topuzcuklardan eksenin ucunda yer alanlar daha büyük eksenin alt tarafındakiler ise küçüktür.Renkleri ilk oluştuklarında çok canlı yeşil olan tomurcukların her biri çok sayıda ,uzun ve kahverengi tüylerle örtülü bir pul(Brahte)tarafından taşınırlar. Erkek çiçekler olgunlaştıktan ve polenlerini dağıttıktan sonra ,renkleri soğuk sarı olur.
    Dişi çiçekler ilk oluştukları zaman renkleri yeşil olup daha sonraları kırmızımsı renk alır. Üzerleri hafif tüylü olup, meyve içinde dökülmeden kalırlar ve sertleşip odunsu bi hal alırlar.
    Meyve ilk oluştuğu zaman canlı yeşil iken, olgunlaştığında açık kahverengi olur. Kasım-aralık aylarıda olgunlaştığında meyveler sertleşir ve odunsu bir yapıya dönüşür. Uzun bir sapın ucunda, aşşağı doğru sarkık olarak durur. Olgunlaştıkları zaman sertleşir, kapsüller açılr ve tohumlar dökülür (meyvesi cok sayıda kapsülden oluşan, gürz şeklinde bir bileşik meyvedir). Meyveler dağılmaz )kapsüller bir arada kalır). Tohumlarını dağıttıktan sonra, kışı, hatta gelecek yazı ağaçta asılı olarak geçirir .Yeni oluşan meyvelerle, geçen yıla ait, tohumlarını dökmüş olan meyvelerin ağaçlarda bir arada bulundukları görülmektedir.
    Her bir kapsülde 1-2 adet tohum vardır. Kasım-aralık aylarında olgunlaşan meyvelerde kapsüller açılır, rüzgarın etkisi ile tohumlar dışarı saçılır. Tohumların bir kısmı boştur. Çok küçük kanatlı olan tohumun rengi koyu kahverengidir, basık, dip tarafı yuvarlak, uç kısmı sivridir. Tohum kabuğu parlak, ince ve serttir.
    Çimlenme laboratuvar koşullarında, edildikten sonra bir hafta sonra gerçekleşir. Açık havada ise çimlenme süresi 15 gündür. Doğada çimlenme özellikle rutubetli yerlerde kolay olmaktadır. Çimlenen tohumlardan, çenekleri oval, ilk yaprakları loplu olan fidecikle çıkar.

    SIĞLA YAĞI ÜRETİMİ VE ECZACILIKTA KULLANIMI İLE SIĞLA AĞAÇLARININ DURUMU HAKKINDA BİLGİ

    Sığla ağaçları gövdelerinde normal olarak bulunmayan, yaralanma sonucu oluşan travmatik (yaralanma) balsam kanalları oluşur. Bu balsamından dolayı bu ağaca Latince Liquidus (sıvı) ve Arapça, Amber (kokulu) sözcüklerinden yararlanılarak Liquidambar adı verilmiştir. Sığla ağacından sığla yağının çıkarılması ağaçta yara açılması ile olur. Bu amaçla, önce ağaçlarda yara açılacak kısımlar üzerindeki kabuk mart ayı sonuna doğru yontularak inceltilir. Buna kızartma işlemi denir. Ağaçlar bir ay süre ile bu sekilde bırakılır . Mayıs ayı sonunda, kaşık adı verilen aletle yaraların açılmasına başlanır. Damar denilen bu yaralar, dış kabuk, diri kabuk, kambium ve çok az miktarda da diri oduna girecek şekilde açılır. Bir hafta sonra, yaralar tazelenir ve bu işleme ''sır'' denilir . Bu işlemden iki hafta sonra, damarlar içinde biriken yağ kaşık ile sıyrılarak alınır ve buna da ''sır arkası'' denilir. Bundan sonra, esas sığla yağının alınması işlemine geçilir. Temmuz ayı ortasından ekim ayı sonuna kadar sürer. Bu süre içerisinde her 15 günde bir yaralar üzerinde biriken yağ, kabuk, kambiyum ve odun tabakları ile birlikte kaşıkla yontularak alınır. Böylece toplanan yağ ile kabuk, kambiyum ve odun tabakaları yongacıklar halinde olup, buna kapçık denilmektedir. Bunlar işçilerin ön tarafına asılmış torbalar içerisinde toplanır. Bu işleme ''sefer'' adı verilir. Ekim ayı sonunda yaralardan sızan ve sertleşen, oksidasyon nedeniyle koyu renk alan yağ kalıntıları yine kaşıkla kazınarak toplanır. Bu sonucu işlemede ''kara kap'' denilmektedir. Kapçık adı verilen ve yağ ile birlikte kabuk, kambiyum ve diri odun ihtiva eden yongalarbakır kaplarda su içerisinde 0,5 ile 1,5 saat süre ile kaynatılır. Sonra kaynatılan yongalar saplı kabalarda kazandan alınarak keçi kılından yapılmış torbalara konulur. Bu torbalar preslerde sıkıştırılarak sığla yağı çıkartılır ve beton havuzlarda toplanır. Preslerme sonunda torbalar içinde kalan ve yağ ile bulaşmış haldeki artık (küspe) ise kurutulur. Bu artıklara günlük veya buhur adı verilmektedir. Dikili ağaca yara açarak balsam üretiminde sürekliliği sağlamak için ağacın sağlığının korunması gerekir. Ağacın çapı açılan yaranın gövde yüzündeki uzunluğu, genişliği, derinliği ve sayısı çok önemlidir. Üretim süresi, üretime başlama ve son verme zamanı, üretim tekniği ürünün kalitesi üzerinde etkili olur. Ağaç çapının1/3 veya 2/5'i kadar gövde yüzünün yaralanmaması gerekir. Çok küçük çaplı ağaçların yaradan zarar gördüğü, eğrildikleri ve bazen öldükleri görülmüştür. Ağacın 1,30 yüksekliğe sahip yerdeki çapının 20 cm. den az olduğu ağaçlarda üretim yapılmamalıdır yaralar ne kadar uzun, geniş, derin ve çok sayıda olursa yağ üretimi de o oranda fazla olur. Ancak o oranda da ağaç hırpalanır ve ömrü kısalır. Yara uzunluğunun 50 cm, genişliğinin 5 cm.den fazla olmaması gerekir. Ağaç gövdesi üzerinde açılan yara sayısı çapa göre değişir. Örneğin 25cm. çapa 3 yara açılabilir. Bundan sonraki her 5 cm. çap artımında bir yara daha açılabilir. Sığla ağaçlarını yok olması istenmiyorsa, sığla yağı üretimi sırasında yukarıda belirtilen ağacın yaşı ,çapı,yara sayısı,genişliği,uzunluğu ve derinliğine dikkat edilmelidir. Son yıllarda Amerika'da yetişen sığla ağaçlarından yağ elde edilmesinde bizimkinden farklı üretim teknikleri uygulanmaktadır. Sığla yağı (Styrax Liquidus T.K) taze halde iken kahverengimsi, sarı bir rengi ve kendine özgü belirgin bir kokusu, acı lezzeti vardır. İçerisinde sinamik asit (tarçın asidi), sytracin, sytrol, sytron, storesinol ve styrogenin maddeleri bulunmaktadır. İçerdiği tarçın asidi nedeniyle ısıtıldığı zaman tarçın kokusu verir. Sığla, yağı genellikle koyu bal kıvamında olup, özgül ağırlığı 1,091-1,113 gr/cm'tür. Bu balzamın arındırılması ile elde edilen ''Styrax Depuratus'' adlı madde çok değerlidir. Sığla yağı iyi bir antiseptik ve parazit öldürücüdür. Dahilen alındığında astım, bronşit gibi üst solunum yolu hastalıkları ile blenaoraji ve fluoalbus hastalıklarında kullanılır. Pomat ve yakı halinde uyuz, mantar gibi cilt hastalıklarında yararlıdır. Özellikle parfümeri ve sabun endüstrisinde önemli kullanım yeri vardır. Alkoldeki çözeltisi parfümlerin kokularını tespit etmede fiksatör (kalıcı olma özelliği) görevi yapar. Sığla yağı üretimi sırasında arta kalan ve günlük veya buhur adı verilen madde ''Cortex Thymiatis'' ise cami ve kiliselerde tütsü amacı ile yakılarak kullanılır. Sığla yağı çok eski devirlerden beri tanınır. Ticareti Finikeliler tarafından yapılıyordu. Eski Mısırlılar bu yağı mumyaların hazırlanmasında kullanmışlardır.

    SIĞLA AĞAÇLARININ TAHRİP EDİLME NEDENLERİ VE KORUNMA TAHRİPLERDEN KORUNMASI İÇİN ÖNERİLER

    Sığla ormanlarının en büyük yok olma nedeni, toprağın çok verimli olması nedeniyle yapılan tarla açmaları, sulama kanalları ve otlatmadır. Verimli topraklarda tarla açmak için ağaçlar kesilmekte, ağaç gövdelerinde burgu ile açılan deliklere asit dökülmekle, gövdeye çivi çakılmaktadır. Açılan su kanalları taban suyu seviyesini aşağılara düşürerek, ağaçları kurutmaktadır. Sığla yağı üretimi sırasında uyulması gereken kurallara dikkat edilmemekte, ağaçlar dinlendirmeye alınmadan, sürekli her yıl üretim yapılmakta, bu durumda ağaçları kurutmaktadır.Asıl yayılışını Muğla ili sınırlarında, Fethiye, Marmaris, Köyceğiz'de yapan, ülkemizin relikt ve endemik (az bulunan) ağacı olan, sahaları gün geçtikçe daralan Liquidambar orientalis'i (Anadolu sığla ağacı) koruma altına almamız gerekmektedir. Bunun için sığla yağı üretimi sırasında yukarıda belirtilen kurallara uymalı, insanların tarla açmak, su motopomp-larıyla deinlerden su çekmeleri gibi nedenlerle ağaçlara zarar vermeleri önlenmelidir. Sığla yağı üretimi ana hedef olmamalıdır. Önemli olan bu değerli ağaçların varlığının sürdürmelerine imkan vermektir. Sığla ormanlarının toplam sahası 1949 yılında sayın Prof. Dr. Savni Huş'un doktora tezinde 6312 Ha., Prof. Dr. Hayrettin KAYACIK'ın Orman ve Park Ağaçlarının Özel Sistematiği'' adlı kitabının1981 yılı dördüncü baskısında 5000 Ha. Oalrak verilmekte, bir başka yayında ise 1337 Ha. ya Düştügü bildirilmektedir. 2002 yılı kayıtlarına göre ise mevcut sığla ormanı alanı 3200 Ha. olarak bildirilmektedir.1968 yılında sığla yağı üretiminin 63,1 ton satışının 55,2 ton, Prof. Dr. Hayrettin KAYACIK' ın ''Orman ve Park Ağaçlarının Özel Sistematiği'' adlı kitabının 1981 yılı baskısında yıllık üretiminin 80-90 ton arasında olduğu bildirilmekte iken, son yıllarda üretimi ve satışı giderek azalmıştır. Son altı yılın sığla yağı üretimi ise şöyledir:

    1997-2707 kg.
    1998-1570 kg.
    1999-4198 kg.
    2000-3286 kg.
    2001-5284 kg.
    2002-yaklaşık 2000kg.
    2003-yılı için planlanan üretim miktarı 2000 kg. dır.

    Son zamanlarda sığla ağaçlarının korunması konusundaki çalışmalar artırılmıştır. Bu çalışmalara değinecek olursak, özellikle sayın MUHİTTİN KIZILEL' in Orman Bölge Müdürlüğü sırasında Muğla Orman Bölge Müdürlüğü' ne bağlı Köyceğiz, Dalaman, Marmaris ve Fethiye Orman İşletme Müdürlüklerinde sığla ağaçlandırmaları yapılmıştır. Ağaçlandırılan bu alanlar dışında üstün kalıtsal nitelikli ağaçlardan oluşan sığla ormanı Fethiye-Göcek' te, Orman Ağaçları Tohum Islahı Araştırma Müdürlüğünün denetim ve gözetiminde tohum meşceresi olarak ayrılmıştır. Köyceğiz'de sığla ağacının biyolojik be biyolojik özelliklerini korumak için 30,0 Ha.lık bir alan biyogenetik rezerv olarak ayrılmıştır. Ayrıca Sütçüler'de sığla yağı üretimi yapılmadığı için, düzgün gövde oluşturan ağaçlar da korunmaya alınmıştır.
    Parasal yönden değerlendirilmesine gelince; 2002 yılında üretim birim fiyatı ortalama 5 mil TL./Kg, ihaleli satış ortalama fiyatı ise sığla yağı için 8 mil. TL/Kg, buhur için ise 3 mil. TL/Kg dır . Döviz cinsinde hesaplayacak olursak 1 Kg sığla yağının ortalama fiyatı 5, buhurun 1,75 ve bunların üretim maliyeti de 3 Dolardır. 1968 yılı için verilen üretim miktarı olan 63000 Kg. üzerinden bugünkü satış fiyatları üzerinden elde edilecek kazancı hesaplayacak olursak 63000 kg. ve 5 Dolardan 315000 Dolar, buhurdan ise yaklaşık 20000 Kg. dan ve 1,75 Dolardan 35000 Dolar, bunların üretim maliyeti 3 Dolardan da 189000 dolar masraf ve bunun sonucunda da 161000 dolar kazanç elde edebilecektik. Halbuki 2003 yılı için planlanan üretim miktarı 2000 Kg.dır. Bu miktarın sağlayacağı kazancı hesaplayacak olursak, 2000 Kg. sığla yağından 10000 Dolar, elde edilecek yaklaşık 750 Kg. buhurdan da 1300 Dolar olmak üzere toplam 11300 Dolar gibi çok cüzi bir satış rakamı elde ederiz. Bu rakamdan üretim maliyeti olan yaklaşık 3 Doları da düşersek, bu rakam 5300 Dolar gibi çok daha aşağılara düşecektir.
    Üretim rakamlardan da görüleceği gibi, sığla yağı üretimi yıllara göre değişmekte ve son yıllarda giderek düşmektedir. Bunun en büyük nedeni dış piyasada sığla yağının en büyük alıcısı olan Fransa'nın ihtiyacını sentetik olarak üretilen sıla yağından karşılamaya başlamasıdır.
    Bir başka neden de kaçak sığla yağı üretimidir. Sığla yağına olan talep artıp satış fiyatı yükseldiğinde, ertesi yıl kaçak üretim artmakta piyasaya kaçak sürülen sığla yağı piyasa ihtiyacını kaçak üretim miktarı kadar doyurmakta, bu da fiyatın düşmesine ve resmi yollardan sığla yağı temin eden tüccarların haksız rekabetle karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır
    < Resme gitmek için tıklayın >
     
  3. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    Azadirachta indica -Neem Ağacı (Yalancı tespih ağacı)

    Neem Ağacı

    HİNDİSTAN'da halk neem ağacını "köy eczanesi"; olarak adlandırırlar. Asırlar boyunca bu ülkede yaşayan insanlar neem ağacını acı, ateş ve enfeksiyonlara karşı bir çözüm yolu olarak kullandılar. Neem'in kanlarını temizlediğine inanarak, pekçok hindu yıla birkaç neem yaprağı yiyerek başlar. İnsanlar aynı zamanda neem filizleriyle dişlerini temizler, neem yaprağı suyunu cilt problemlerine karşı kullanır ve bir tonik olarak da neem çayını içerler.. Çok eskilerden beri, hintliler neem ağacına bir mucize gözüyle baktılar. Şimdi, tüm dünyadan bilimadamları aynı fikri paylaşmaktadırlar..

    Muhteşem Ağaç
    Neem ağacı tropikal bölgelerde bulunup, mahoganik ağaç ailesindendir. 30 metreye dek büyür ve 2.5 metre kadar da bir çapa sahiptir. Seyrek yapraklı oluşundan ötürü, yıl boyunca gölge sağlar. Çok çabuk büyür, az bir bakım ister ve fakir toprakta yetişebilir.

    Sıcak iklimlerde yıl boyunca gölge sağlamasına ek olarak neem yakacak odun olarak da kullanılabilir. Ayrıca, termitlere karşı dayanıklı oluşundan ötürü, neem odunu inşaatlarda ve marangozlukta çok faydalıdır. Böylece, sadece bir ağaç olarak işe yararlığını temel aldığımız incelemede neem'in çok iyi oldu?unu gördük. Fakat bu sadece bir başlangıç.

    Böceklerin Nefret Ettiği Ağaç
    Çok uzun zamandır neem yapraklarının zararlı böcekleri uzaklaştırdığını bilen Hintliler, yataklaryna, kitaplaryna, çöp kutularına ve tuvaletlerine ondan yerleştirirler. 1959 yılında Sudan'daki toplu çekirge istilasına tanık olan bir Alman bitki bilimcisi ve öğrencileri milyarlarca çekirgenin her ağaca saldırdığını fakat neem ağacına dokunmadığını gördüler.

    O zamandan sonra bilimadamları neem'in karmaşık kimyasal silahının akarlar, nematodlar, mantar, bakteri ve birkaç virüs dahil olmak üzere 200 den fazla böcek çeşidi üzerinde etkili olduğunu öğrendiler. Bir deneyde, araştırmacılar soya fasülyesi yapraklarını japon böcekleri ile beraber bir kaba koydular. Herbir yaprağın yarısı neem özütleri ile ilaçlandı. Böcekler her yaprağın ilaçlanmamış yarısını yediler fakat ilaçlanmamış yarısına dokunmadılar. Aslında, ilaçlanmış kısımlardan küçük parçalar yemek yerine açlıktan öldüler..

    Bu gibi deneyler bazı sentetik haşere ilaçlarına karşı, kolay hazırlanan, ucuz ve zehirsiz bir alternatifin mümkün olduğunu gösterir. Örnek olarak, Nikaragua'da çiftçiler, bir litreye 80 gram olarak, dövülmüş neem tohumunu suda karıştırıp 12 saat bu karışımı bekletip tohumları ayıklarlar. Sonra bu karışımı mahsüllerinin üzerine püskürtürler.

    Neem ürünleri böceklerin çoğunu anında öldürmez. Neem spreyleri böceğin yaşam döngüsüne etki eder böylece böcek artık ne beslenir ne çoğalır ne de metamorfoza girer. Fakat neem ürünleri böceklere karşı etkili olmasına rağmen kuşlar, sıcak kanlı hayvanlar ve insanlar üzerinde hiçbir zararı yoktur.

    Neem'in özellikle ilgi çeken bir uygulaması da onun 'yumuşak' bir böcek ilacı olarak kullanılmasıdır, bu sayede mahsüller faydalı şekilde korunur. Neem ağacı haşere-kovucu özelliklere sahip bazı bileşikler - Azadirachtin A...L, Salannin, Nimbin, Nimbidin ve Meliantriol vb.. dahil- içerir.

    Bu zehirsiz içeriklerden doğal haşere ilaçları geliştirilebilir böylelikle çevresel zararlar ve kalıntılar büyük oranda azaltılabilir.
     
  4. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    Magnolia L. Manolyalar

    Yapraklarını döken ya da herdem yeşil boylu veya küçük boylu ağaçlar şeklinde odunsu bitkilerdir. Tomurcuklar kulakçıktan gelişmiş olan tekbir pul ile sarılmıştır. Yapraklar saplı, tam kenarlı, genellikle büyüktür. Sarmal dizilidir.

    Manolyalarda çiçekler çok büyümüştür. Sürgünlerde terminal olarak teker teker bulunur. Meyve kozalak biçiminde olup, agregat meyve tipindedir. Esasen karpellerden her biri kendi başına açılan keseli (Folikül) meyvelerdir. Kuzey Amerika, Doğu Asya, Himalaya'larda doğal olarak yetişen 80 kadar taksonu bulunmaktadır. Birçokları parkçılıkta çok tutulan süs bitkileridir. Bazı türlerinin de değerli odunları vardır. Manolyalar aslında tohumla üretilirse de çeşitli vejetatif yollarla da üretilebilirler.

    Magnolia grandiflora L. [Büyük Çiçekli Manolya]

    20-30 m. boylarında, piramidal tepeli, herdem yeşil odunsu bir bitkidir. Genç sürgünler, tomurcuk ve agregat meyve pas rengi tüylerle sık bir biçimde örtülmüştür. Yaprağın ucu küt, yada hafif sivri, dip tarafı kama şeklinde sonuçlanır. Üst yüzü parlak yeşil, alt yüzünde pas renginde sık tüylerle kaplıdır. Çiçekler kase gibi, 15-20 cm. Ağustosta çiçek açar.

    Vatanı Kuzey Amerika'nın güney doğusudur. Ancak gerek çiçeği, gerekse parlak yeşil dökülmeyen yaprağı ile olağanüstü bir park ağacı olduğu için Avrupa ve öteki ülkelere götürülmüş olup, çokça yetiştirilmektedir.

    Bundan başka kendisine çok benzeyen ve yaprağını dökmeyen M. delavaji, kışın yapraklarını döken M. liliiflora, M. soulangiana, M. denudata gibi değerli süs bitkileri olarak kullanılan Manolya türleri bulunmaktadır.

    < Resme gitmek için tıklayın >
     
  5. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    Mantar Meşesi (Quercus suber L.)

    II. Abdülhamid’den sonra ilk kez mantar meşesi yetiştirildi.

    II. Abdülhamid döneminde Portekiz’den getirilen; ancak o tarihten bu yana bir daha üretilmeyen mantar meşesi, 126 yıl aradan sonra ilk kez yetiştirildi.

    Kabuğundan conta elde edilen mantar meşesi, uzay gemisi, otomobil motoru, ısı yalıtımı ve daha birçok sektörde stratejik bir ürün olarak kullanılıyor.

    İzmir Çevre ve Orman Müdürlüğü’nün Torbalı ilçesindeki fidanlığında ilk etapta 30 bin adet fidanı yetiştirilen mantar meşesi kabuğunun kilosu, yurtdışında 200-300 Euro’dan alıcı buluyor. Fidanlardan gelecek yıl 300 bin, 2 yıl sonra ise 1 milyon adet yetiştirilmesi hedefleniyor. Ortalama 200 yıl ömrü olan ağaçlardan, 9 yılda bir ağaç başına 70 kilo kabuk elde edilebilecek. İzmir Çevre ve Orman Müdürü Yard. Doç. Dr. Osman Tatar, mantar meşesinin kabuğundan elde edilen contanın, uzay gemisi, otomobil motoru, ayakkabı, ısı yalıtımı ve sağlık sektörü gibi yüzlerce işkolunda kullanıldığını söyledi. Mantar meşesinin stratejik öneme sahip olduğunu vurgulayan Tatar, bu maddeden elde edilen bir şişe mantarın içinde 800 milyon adet hava dolu hücre bulunduğunu, bunun ise hiçbir teknolojiyle üretilememesinden dolayı ürünün "alternatifsiz’’ olduğunu anlattı.

    Dünyada sadece Portekiz, İspanya, Cezayir gibi birkaç ülke tarafından mantar meşesi yetiştirildiğine dikkati çeken Tatar, bu ülkelerin yılda on binlerce ton conta üreterek, ekonomilerine büyük girdi sağladıklarını ifade etti. 2. Abdülhamid döneminden sonra ilk kez mantar meşesi yetiştirildiğine dikkat çeken Tatar, ilk ürünlerde yetişkinlik döneminin başladığı fidanların, 20-30 yıl sonra yetişkin bir ağaç haline geleceğini ifade etti. Yapraklarını yaz-kış dökmeyen ve ormanlık arazilerde de rahatlıkla kullanılabilecek olan mantar meşesinin, gövdesini güneşten koruyabilmek için diğer ağaçlardan daha fazla kabuk salgıladığını kaydeden Tatar, şöyle konuştu:

    "Bu kabuk, içinde milyonlarca hava kabarcığı olan contaları oluşturuyor. Contalar, kesici aletlerle kazınarak, ağaçtan kolaylıkla çıkarılıyor. Ağacın tekrar kalın kabuk salgılaması için yaklaşık 9 sene gerekiyor. Bir ağaçtan en az 16 kez ürün alınıyor. Bu ürün, Türkiye’nin geleceği açısından önemli bir kaynak. Bu fidanların stratejik bir önemi var. Kim bu gücü elinde bulundurursa, büyük bir hazine elde etmiş olur. Çünkü bir tıpada 800 milyon adet hava dolu hücre bulunuyor. Bunu şişeye taktığınız zaman hiçbir şekilde aşağıya ya da yukarıya doğru bombeleşmiyor. Isıya karşı son derece sağlam olduğu için uzay gemilerinin en hassas yerlerinde kullanılıyor.";
     
  6. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    Aesculus hippocastanum (Beyaz Çiçekli At Kestanesi)

    25 m.'ye kadar boylanabilen, 15 m.'ye kadar taç çapı yapabilen, yuvarlak tepeli sık dokulu ağaçlardır.

    Gövdesi gençken düzgün, sonraları çatlayan, çok ince düzensiz levhalar halinde soyulan, gri-esmer kabukludur.

    Yapraklar ışınsal tüylü, 5-7 yaprakçıktan meydana gelir. Kenarları çift dişlidir. Üst yüzü parlak alt yüzü açık yeşil renktedir. Önceleri kahverengi-kırmızı tüylüdür.

    Çiçekler, dikine kurullar halindedir. Üst kısmı beyaz aşağıya doğru inildikçe sarı ve kırmızı lekeler vardır.

    Meyveler gerçek kestaneye benzer, kahverengi ve 1-2 cm. çapındadır. Besin maddesi acisindan zengin olması nedeniyle hayvancılıkta da kullanılır.

    Tohumla üretilir. Dökülen meyveleri nedeniyle kentiçi parklarda kullanımına dikkat edilmesi gerekmektedir.

    Park ve bahçe düzenlemelerinde çiçekleri nedeniyle tercih edilir. Ayrıca çok iyi bir yol ağacıdır. Soliter, sınırlandırma veya gruplar halinde kullanıma uygundur
     
  7. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    Quercus frainetto Ten. (Macar Meşesi)

    Macar Meşesi

    Familya: Fagaceae - Kayıngiller

    Latince İsim: Quercus frainetto

    İngilizce: Hungarian oak, Italian oak, Frainetto oak, Forest green oak,

    Türkçe: Macar Meşesi

    Yerel:
    -Bir İngiliz rahibi olan Saint Boniface'in bir hikayesinde, bir grup putperest bir meşe ağacının etrafını sarmıştı ve bir çocuğu kurban vermeye hazırlanıyorlardı. Kurbanı durdurmak ve çocuğu kurtarmak için Saint, yumruğunun bir vuruşu ile meşe ağacını yassılaştırdı. Bir küçük köknar yerinden fırladı ve Saint Boniface putperestlere bunun yaşamın ağacı olduğunu söyledi.
    -Zile Alibağ Köyü'nde olup, çocuğu olmayanlar Hoca Beden'i ziyarete giderler. Kurban kesip, başındaki ağaca çaput bağlayıp dilekte bulunurlar. Çocuğu olunca da çocukla birlikte gelip kurban keserler. Başındaki yaşlı pelit (Meşe) ağacı saygı nedeniyle kesinlikle kesilmez.
    -Meşe ağacı yüzyıllardır kutsal bir ağaç olarak bilinir. Bunun meyvesi olan palamudun da bu sebepten dolayı, özel güçlere sahip olduğu düşünülür. Meşe palamudundan yapılan koruyucu tılsımların, kolera gibi hastalıklara iyi geldiğine inanılmaktadır. Meşe ağacının uzun olan ömrünün, insanlara yansıyacağı düşüncesi ile, uzun yaşamayı temsil ettiği ve üzerinde meşe palamudu taşıyan kimsenin hiç yaşlanmayacağın inanılır.

    Özellik:
    -Yapraklarının üstleri yeşil alt kısımları gri renklidir. Yaprak sapı yoktur ,yaprak direk sürgüne oturur.

    -Her yıl yapraklarını döker.
    -Kuvvetli rüzgarlara dayanıklıdır.
    -Aynı bitkide hem erkek hem dişi çiçek bulundurur (Monoecious) ve rüzgar vasıtası ile polenleşirler.
    -1000 ve daha fazla yaşlara ulaşabilir.
    -Yaprağını döken sınıfına girer ama bu tam da yeni filizlerini vermeden hemen önce, ilkbahar başında oluyor, kahverengiden 3-4 haftada yeşile dönüverir.
    -Meşe ağaçları elli yaşına gelmeden meşe palamudu üretemezler.
    -Mart-Nisan aylarında çiçek, Ekim ayında da meyve verirler.
    -Tohum toplama zamanı Ekim-Kasım aylarıdır.

    -Tohumlar toplandıktan sonra en geç 10 gün içinde ekilmelidir.

    -Meşe ağaçları, 400'ün üzerinde türü bulunan yaprak döken ya da her dem yeşil ağaçlardır.
    -Meşeler çok büyüyen uzun ömürlü ağaçlardır.
    -Güzün hoş bir renklenme oluştururlar.
    -Meşelerin pek çok türü ülkemizde tabi olarak yayılım gösterirler.
    -Yaprak döken meşeler kızıl ve ak meşe olmak üzere iki gruba ayrılır.
    -Meşeler iyi bir bahçe ağacıdır.
    -Derin fazla azgın olmayan kök sistemleri ve fazlaca yayılan dalları vardır.
    -Hafif gölge verdiklerinden alt kısımlarında çimler ve başka bitkiler yetişebilir.
    -Meşeler esas olarak tohumdan üretililirler. Fakat genelde yavaş büyürler.
    -Park ve bahçelerde kitle ağacı olarak kullanılabilirler.
    -Rüzgara dayanıklıdır, iyi yol ağacı olur.

    Habitat: Ormanlık yerler.

    Boyu-Genişliği: 18 m.ye kadar boylanabilir. Genç sürgünler hafif köşelidir. Yan tomurcuklar dolgun sivri uçlu ve çıplak pullar ile örtülü, pulların kenarı kirpiklidir.

    Büyüme Biçimi: Düzgün gövdeli, dar tepeli bir ağaçtır. Ayrıca geniş, dağınık ve oval taç görünüşlü bir ağaçtır.

    Yer: Gölge ya da yarı gölge yerlerde yaşarlar.

    Toprak: Ağır topraklar (kil veya alüvyon içeren balçık toprak) da dahil olmak üzere ph 4.5 - 7.5 değerleri içindeki verimli topraklar.
    Genel olarak ortalama yağışın 350 mm nin üzerinde olduğu ve su tutma kapasitesi yüksek, genellikle yeteri kadar kil ihtiva eden topraklar.
    Taze ve derin toprakları sever.

    Kullanım Alanları:

    Meşe ağacı en iyi kazık materyalidir.
    Ayrıca Meşe ağacı kabuklarından yapılan çay, mide ve bağırsak kanamalarını iyileştirir.
    Travers, kaplama, yapı malzemesi, mobilya, doğrama, ev ve süs eşyaları, alet sapları, odun kömürü, ağaç kabuğu, meyve üretimi.

    Genel Dağılımı: Güney-Doğu Avrupa, Güney İtalya, Türkiye, Balkanlar

    Türkiye Dağılımı: Türkiyede yayılış alanı (Demirköy, belgrad Ormanı, Bandırma, Balıkesir, Bursa, Kazdağı, Düzce, Bolu, Samsun, Tokat

    < Resme gitmek için tıklayın >
     
  8. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    Çınar (Platanus)

    Kışın yapraklarını döken boylu ağaçlardır. Sürgünleri pseudo-terminal tomurcukludurlar. Yan tomurcuklar, sürgünlere iki sıralı sarmal (almaşlı) dizilmişlerdir.

    Tomurcuklar, yumurtamsı-konik biçimindedir ve külah gibi tek bir pulla örtülmüştür. Yaprak dökümüne ladar tomurcuklar, yaprak sapları tarafından gizlenmiştir. Yaprak sapı izi dar bir şerit halinde, bir yüzük gibi tomurcuğun etrafını çevreler, böbrek şeklindeki kulakçıkların dökümünden sonra, sürgün üzerinde, çizgi halinde çepeçevre bir iz bırakır.

    Yaşlı gövdelerin kabuklarının dış kısmı, geniş levhalar halinde veya küçük pullar halinde çatlaklıdır. Uzun saplı yapraklar 3-7 loplu, lopların kenarı kaba dişli veya ikinci derecede tali lopcuklu yada ender olarak tam kenarlıdır. yaprak ayasıda ışınsal damarlıdır.

    Çiçekler bir cinsli, bir evcikli anemogamdır. Erkek ve dişi çiçekler ayrı ayrı topaç gibi başçık halinde kurullar oluştururlar.Küremsi bu kurullar ayrıca ortak, uzun bir eksende birkaçı bir arada bulunurlar.Erkek çiçekte çanak ve taç 3-8 parçalıdır. Etaminde aynı sayıdadır, etaminler çok kısa filamentlidir ve konnektif peltat bir pul şeklindedir.(Şemşiye benzeri bir pul ve altında etaminler yer almıştır.) Dişi çiçeklerin de çanak ve taç yaprakları 3-8 parçalıdır. Ovaryum 3-8 karpelden oluşur, uzun bir stilusu vardır. Stilusun iç tarafı stigma görevini üstlenmiştir. Meyve nustur. Toplu meyvenin küçük nusları dip tarafından uzun tüylerle sarılmıştır. Mürekkep meyve olgunlaştıktan sonra sonbahar ve kış ayları içerisinde dağılır. Meyveler, rutubetli mineral toprakta kolayca çimlenebilir. Genç yaşlardan itibaren hızlı bir büyüme yaparlar ve çok kalın çaplara ulaşır, Ulu ağaç halini alırlar, 500-600 yıl yaşarlar. Zamanla kalınlaşan gövdelerin içi çürüyüp, boşaldığı (kovuklaştığı) halde yaşamlarına devam ederler. Kütük sürgünü verme özelliğine sahiptirler.

    Dere, nehir kenarlarını, vadi içlerini, taban suyu yüksek düzlükleri tercih ederler. Fazla derine gitmeyen, yüzeysel, geniş bir kök sistemi oluştururlar. Hava kirliliğine ve gaz zararlılarına karşı dayanıklıdırlar. Odunları dağınık-büyük traheli gruptandır, özışınları geniş ve uzundur. Son yıllarda kağıt endüstrisinde kullanılmaktadır, iyi cila kabul eder.

    Doğu Çınarı, Kavlağan (Platanus Orientalis L.)

    Önemli Türleri

    Doğu Çınarı, Kavlağan (Platanus Orientalis L.)

    Çok kalın ve kısa gövde üzerinden yukarı ve yanlara doğru kalın dallar salan, geniş tepeli, ulu ağaçlardır. Yaşlı gövdelerde kabuk, küçük pullar halinde derin çatlaklı olup, gövde üzerinde uzun süre dökülmeden kalabilir. 3-5(7) loplu yapraklar derin parçalıdır. Loplar arasındaki oyuntular (sinuslar) dar açılıdır, ayanın ortalarına kadar, hatta yaprak sapına yakın gelecek biçimde içeri girmiştir. Loplar dar uzundur, kaba dişli veya tam kenarlıdır. Yaprak ayası 11-18 x 12-24 cm boyutlarındadır. Yaprak sapları 2,5-7 cm uzunluğundadır. Meyvelerden 3-6(-7) tanesi uzun bir sap (13-19 cm) üzerinde bir arada asılı kalırlar.

    Vatanı, Güneydoğu Avrupa ve Batı Asya'dır. Yurdumuzda İç Anadolu ve kısmen Kuzeydoğu Anadolu hariç, deniz seviyesinden 1100 metre yüksekliklere kadar çok yaygındır, dere boylarında, nehir kenarlarında, nehir deltasında, sızıntılı ve çakıllı yamaçlar üzerinde bulunur. Tohumlarının çimlenme yüzdesi yüksektir. Rutubetli mineral topraklarda kolaylıkla çimlenebilir. Şehir ve kasabalarda yol ve caddelerin kenarlarına dikilmektedir.

    Ülkemizde yapraklı ağaçlar arasında en büyük çapa ulaşmış, ağaç türlerinden birisidir. Bursa'da göğüs çevresi 16 metre olan Çınarlar mevcuttur. Tarihi olaylara adı geçmiş, ulu Çınarlardan söz edilir. Örneğin 1096 yılında Haçlı kumandanlarından Godenferoy de Bouillon'un, Büyükdere Çayırında, gölgesi altında karargah kurduğu tarihi Boğaziçi Çınarı (Platane de Godenferoy de Bouillon) bunlardan birisidir. Altı gövdenin birleşmesinden oluşan bu Çınarın çevresinin 32 metre, boyunun ise 60 metre olduğu söylenir. Daha sonraları kovuk gövdesinde bir çay ocağı işletilmekte iken, ocakta çıkan yangın sonucu kül olmuştur.

    Bugün İstanbul'da sayısız anıtsal nitelikte Çınar ağaçları varsa da, bunlardan en ilginç olanı Bilezikçi Çiftliğindeki Uyuyan Çınar veya Ahtapot Çınar diye isimlendirilen Çınardır.Kalın ve kısa gövdesi üzerinde yanlara doğru açılmış 5-6 adet kalın dalları bulunur, yaşlı dallar gövde kadar kalındır ve yere paralel uzanırlar. Görülmeye değer, muhteşem bir
    anıt ağaçtır.

    Finike'nin Kumluca yöresinde yaprağını dökmeyen, kışın da yeşil kalan iki adet doğu çınarından (cv. Sempevirens) söz edilmektedir. Bu ilginç yeni mutantın üzerinde önemle durulması gerekmektedir. Vejetatif yolla fidanlıkta yetiştirilmeli, sayıları çoğaltılarak güneyin kışları mutedil geçen kasaba ve kentlerinde, kentiçi ağaçlandırmada kullanılmalıdır.

    Doğu Çınarının Digitata ve İnsularis (P. Cyprius) -Kıbrıs Çınarı) adlarında iki kültivarı daha vardır. Bunlardan Digitata'da yapraklar 3-5 loplu, derin parçalıdır ve loplar hemen hemen tam kenarlıdır. İnsularis ise küçük bir ağaçtır, yapraklarda küçülmüştür, ayanın dip tarafı kama biçiminde daralmıştır, derin parçalanmıştır, loplar daralmıştır.

    Amerikan Batı Çınarı (Platanus Occidentalis)

    30-40 metre boya, 1-2,5 metre çapa ulaşabilen, (Maksimum 58 metre boy ve 3 metre çap) dolgun gövdeli yuvarlak tepeli ulu ağaçlardır. Amerika'da yapraklı ağaçlar arasında en fazla çap yapanıdır. Genç gövde ve dalların kabukları büyük levhalar halinde kavlayıp döküldüğü halde, yaşlı ağaçların kabukları küçük pulludur, uzun süre dökülmez. Yaprakların hemen hemen eni boyuna eşit, genç yumurta biçimindedir. Boyları 10-20 cm uzunluğundadır, 3-5 lopludur, loplar fazla derin parçalanmamıştır, sığdır, oyuntuları (sinuslar) oldukça geniştir, kenarları kaba dişlidir, dişler sivri uçludur. Küre biçimindeki meyveleri 2,5-3,5 cm çapındadır.Doğu Çınarının aksine 7,5-15 cm uzunluığundaki bir sap ucunda teker tekler bulunur, birden fazla sayıda bir arada görüldüğü de çok nadirdir. Oldukça sık bir kök sistemi oluştururlar. Ormanlarda rutubetli düzlüklerde, nehir ve dere kenarlarında rastlanır. Vatanı Amerika'nın doğusudur.

    Londra Çınarı ( (Platanus x acerifolia) (P. occidentalis x P. orientalis))

    Doğu Çınarı ile Amerikan batı Çınarının doğal bir hibridi olarak kabul edilen bu taksonda, ağaçlar 20-30 metre boyundadır. Gövde kabukları büyük levhalar halinde kavlar, dökülür. Yaprakları 12-25 cm genişliğindedir, 3-5 sığ lopludur, lopların oyuntuları (sinusları) fazla derin değildir, kenarları kaba ve sivri dişlidir. (Bu özelliği İle Amerikan Batı Çınarına benzer) Küremsi meyveleri bir sap üzerinde ikişer ikişer bulunur, ender olarakta 1 veya 3 tanedir. Orijini bilinmemekle beraber, 1650 yılında Güney Fransa veya İspanya'da ortaya çıktığı tahmin edilmektedir.

    Kaliforniya Çınarı (Platanus Racemosa Nutt.)

    Yaprakları 3-5 loplu, lop pyuntuları dar ve derin parçalı, lop kenarları tam veya çok seyrek dişlidir, bir sap üzerinde 2-7 adet mürekkep meyve toplulukları görülür. Vatanı California,Sierra Nevada dağlarının batıya bakan rutubetli yamaçlarıdır.

    Çınargiller (Platanaceae)

    Bu Familya bir cins (Platanus L.) ve sekiz kadar tür içerir. Çok kesintili bir cins (Doğu Akdeniz-Kuzey Amerika) 3. zamanda Kuzey Yarımküre'den Grönland'a kadar yaygındı. Monoik ağaçlardır.

    Çınar ritidom bir ağaçtır yani kabuğu kaygandır, üzerinde geniş beyaz lekeler bulunur. Yapraklar alternat, loblu, stipullu, genç yaşlarda çok az dallanmış veya yıldız şeklinde tüylerle örtülüdür. Stipulları büyüktür, serttir. Çiçekler tek eşeylidir, bunlar iki adet ender olarak üç küre şeklinde kapitulum üçgenine yerleşmiştir ve uzun bir eksen üzerinde sarkık durumdadır. Erkek ve dişi çiçek durumları farklı eksenler üzerine yerleşmiştir. Çiçekler küçük sarımsı veya yeşilimsidir, Nisan veya Mayısta çiçek açarlar. Erkek çiçekler üçgen şeklinde 4-6 sepalden oluşur, dış kısımları tüylüdür ve aynı sayıda petallar tüysüz, filamentleri çok kısa olan aynı sayıda stamenlerle alternattır; konnektif genişlemiş olup anterin üzerinde konik bir çıkıntı oluşturur. Çiçeğin ortasında, indirgenmiş ginekeumu gösteren, meme şeklinde bazı çıkıntılar vardır. Dişi çiçekler 4-6 sepallidir ve o kadar sayıda da petal mevcuttur. Karpellerin sayısı 3-6'dır. Serbesttirler ve uzun bi stilusla son bulur ve her bir ortotrop ve sarkık tek tohum taslağı içerir. Meyve akenlerin birleşmesinden oluşan küremsi bir şekildedir (karyopsis), stilus uzamıştır ve altta çok sayıda sert pulla çevrilmiştir. Meyve tümüyle küre şeklinde, çınarın dallarında bir sapla asılı durur. Meyveler sonbaharda olgunlaşır. Tohumda embriyo düzdür ve besi doku indirgenmiş olup yağlıdır. Çınarın bütün organları özellikle tüylüdür. Tüyler şamdan şeklinde ve dökülücüdür.

    Bu Familya bir cins içerir. Platanus L.(Çınar)

    P. Orientalis L. Doğu akdenizden Himalaya'lara kadar yayılır.
    P. Occidentalis L. Meksika'dan Kanada'ya kadar yayılır.
    P. Acerifolia Willd. Bundan önceki iki tür arasında bir çınardır ve bu iki türün hibriti olarak kabul edilir. Cadde kenarlarına süs olarak dikilir.

    Gerek P. Orientalis L. gerekse P. Occidentalis L.'in polen çekirdeği stigma üzerinde çimlenmez, sadece suda çimlenir, dolayısıyla partenokarpi mevcuttur (Brouwer). Embriyo kesesi, polenlerin dağıldığı sırada tam olarak gelişemez, stilusta kurur ve meyve odunlaşmaya başlar.

    Çınar, çınargiller (Platanaceae) familyasından Platanus cinsinin içerdiği, 10 kadar yaprak döken ağaç türünün ortak adı. Anayurdu Kuzey Amerika, Avrupa’nın doğusu ve Asya’dır. Bu büyük ağaçlar gövde kabuklarının çatlayıp dökülmesiyle tanınır; elsi lopları olan iri yaprakları ve küremsi topluluklar oluşturan çiçekleri vardır. Çiçekler tek cinslidir, erkek ve dişi çiçekler ayrı topluluklarda bulunur.

    Anayurdu Kuzey Amerika olan Batı Çınarı yada Amerikan Çınarı (P. Occidentalis) çınarların en uzun boylusudur; bazılarının yüksekliği 50 metreyi aşar. Gövde kabukları büyük levhalar halinde dökülür. Küre biçimli meyve toplulukları genellikle tek tek bulunur ve çoğu kez yapraklar döküldükten sonra da düşmez.

    Avrupa’nın Güneydoğusundan Hisdistan’a kadar uzanan bölgede yaygın olan Doğu Çınarı (P. Orientalis) ise, 30 metreye kadar yükselen, gövde çevresi bazen 10 metreye ulaşabilen ve yüzlerce yıl yaşayan ulu bir ağaçtır. Gövde kabukları öbür türlerin aksine küçük parçacıklar halinde ve yavaş dökülür. Küremsi meyve topluluklarının 2-6 tanesi salkım halinde bir arada bulunur.

    Akçaağaç yapraklı Çınar yada Londra Çınarı (P.Acerifolia), Doğu Çınarı ile Batı Çınarının doğal bir melezidir ve her iki türünde çeşitli özelliklerini taşır. Boyu Batı Çınarından daha kısa gövdesi ise daha kalındır; küremsi meyve toplulukları ikişer ikişer bulunur.

    Yüksekliği 25 metre olan Kaliforniya Çınarının (P. Racemosa) gövdesi çoğu kez çatallanma yapar. Yaprakları kalındır, küremsi meyve topluluklarının 2-7 tanesi bir arada bulunur.

    Çınarlar hava kirliliğine ve hastalıklara dayanıklı olduğu için büyük şehirlerde ve sanayi merkezlerinde çok yetiştirilir. Çok hızlı büyüyüp ulu bir görünüm alan uzun ömürlü ağaçlardır. Yamalı gövde kabukları nedeniyle renkli bir görünümleri vardır; dış kabuk soyuldukça iç kabuk beyaz , gri, yeşil ve sarı gölgeler halinde ortaya çıkar.

    Türkiye’de iki Çınar türüne rastlanır. Biri orman bölgelerindeki dere içlerinde ve akarsu yataklarında doğal olarak yetişen, ayrıca park, bahçe ve yol kenarlarında süs ve gölgelik olarak yetiştirilen Doğu Çınarıdır. Öbürü ise Türkiye’de doğal olarak bulunmayan, süs ve gölgelik olarak çok yetiştirilen batı Çınarıdır. Başta İstanbul ve Bursa olmak üzere bir çok yerdeki tarihi Çınar ağaçları ‘Doğal Anıt’ olarak korunmaktadır.

    Çınar odunundan alet sapları, fıçı, çit kazığı yapımında ve mobilyacılıkta, ayrıca yakacak odun olarak yararlanılır. Ayrıca tanen içeren kabukları kabız yapıcı ve ateş düşürücü olarak içten, antiseptik olarak da dıştan kullanılır
     
  9. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    Quercus vulcanica Boiss. & Heldr. ex Kotschy (Kasnak Meşesi)

    Kasnak Meşesi

    Familya: Fagaceae - Kayıngiller

    Latince İsim: Quercus vulcanica (Endemic - Turkey)

    İngilizce: Kasnak oak,

    Türkçe: Kasnak Meşesi

    Yerel:

    -Bir İngiliz rahibi olan Saint Boniface'in bir hikayesinde, bir grup putperest bir meşe ağacının etrafını sarmıştı ve bir çocuğu kurban vermeye hazırlanıyorlardı. Kurbanı durdurmak ve çocuğu kurtarmak için Saint, yumruğunun bir vuruşu ile meşe ağacını yassılaştırdı. Bir küçük köknar yerinden fırladı ve Saint Boniface putperestlere bunun yaşamın ağacı olduğunu söyledi.
    -Zile Alibağ Köyü'nde olup, çocuğu olmayanlar Hoca Beden'i ziyarete giderler. Kurban kesip, başındaki ağaca çaput bağlayıp dilekte bulunurlar. Çocuğu olunca da çocukla birlikte gelip kurban keserler. Başındaki yaşlı pelit (Meşe) ağacı saygı nedeniyle kesinlikle kesilmez.
    -Meşe ağacı yüzyıllardır kutsal bir ağaç olarak bilinir. Bunun meyvesi olan palamudun da bu sebepten dolayı, özel güçlere sahip olduğu düşünülür. Meşe palamudundan yapılan koruyucu tılsımların, kolera gibi hastalıklara iyi geldiğine inanılmaktadır. Meşe ağacının uzun olan ömrünün, insanlara yansıyacağı düşüncesi ile, uzun yaşamayı temsil ettiği ve üzerinde meşe palamudu taşıyan kimsenin hiç yaşlanmayacağın inanılır.

    Özellik:
    -Isparta ve Eğridir bölgesinde yüksek rakımlarda yetişen, çok yavaş büyüyen bir türdür.
    -Her yıl yapraklarını döker.

    -1000 ve daha fazla yaşlara ulaşabilir.
    -Yaprağını döken sınıfına girer ama bu tam da yeni filizlerini vermeden hemen önce, ilkbahar başında oluyor, kahverengiden 3-4 haftada yeşile dönüverir.
    -Meşe ağaçları elli yaşına gelmeden meşe palamudu üretemezler.
    -Mart-Nisan aylarında çiçek, Ekim ayında da meyve verirler.
    -Tohum toplama zamanı Ekim-Kasım aylarıdır.
    -Tohumlar toplandıktan sonra en geç 10 gün içinde ekilmelidir.
    -Meşe ağaçları, 400'ün üzerinde türü bulunan yaprak döken ya da her dem yeşil ağaçlardır.
    -Meşeler çok büyüyen uzun ömürlü ağaçlardır.
    -Güzün hoş bir renklenme oluştururlar.
    -Meşelerin pek çok türü ülkemizde tabi olarak yayılım gösterirler.
    -Yaprak döken meşeler kızıl ve ak meşe olmak üzere iki gruba ayrılır.
    -Meşeler iyi bir bahçe ağacıdır.
    -Derin fazla azgın olmayan kök sistemleri ve fazlaca yayılan dalları vardır.
    -Hafif gölge verdiklerinden alt kısımlarında çimler ve başka bitkiler yetişebilir.
    -Meşeler esas olarak tohumdan üretililirler. Fakat genelde yavaş büyürler.
    -Park ve bahçelerde kitle ağacı olarak kullanılabilirler.
    Rüzgara dayanıklıdır, iyi yol ağacı olur.

    Habitat: Genellikle karışık ormanlarda bulunur. Türkiye’de yetişen endenik bir türdür

    Boyu-Genişliği: 30 ye kadar boylanır, 1,5 m çap yapar.

    Büyüme Biçimi: Meşe, geniş, dağınık ve oval taç görünüşlü bir ağaçtır.

    Yer: Güneşli ya da yarı gölge yerlerde yaşarlar.

    Toprak: Ağır topraklar (kil veya alüvyon içeren balçık toprak) da dahil olmak üzere ph 4.5 - 7.5 değerleri içindeki verimli topraklar.
    Genel olarak ortalama yağışın 350 mm nin üzerinde olduğu ve su tutma kapasitesi yüksek, genellikle yeteri kadar kil ihtiva eden topraklar.

    Kullanım Alanları:
    Kasnak yapımında ve kaplamalık odun olarak kullanılır.
    Meşe ağacı en iyi kazık materyalidir.

    Ayrıca Meşe ağacı kabuklarından yapılan çay, mide ve bağırsak kanamalarını iyileştirir.
    Travers, kaplama, yapı malzemesi, mobilya, doğrama, ev ve süs eşyaları, alet sapları, odun kömürü, ağaç kabuğu, meyve üretimi.

    Genel Dağılımı: Türkiye

    Türkiye Dağılımı: Batı, Güneydoğu ve İç Anadolu ( Eğridir, Akşehir, Karadağ, Erciyes,Kütahya, Konya, Afyon, Isparta)
     
  10. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    Quercus petraea (Sapsız Meşe)

    Sapsız Meşe

    Familya: Fagaceae - Kayıngiller

    Latince İsim: Quercus petraea

    İngilizce: Sessile Oak, Durmast Oak

    Türkçe: Sapsız Meşe

    Yerel:
    -Yetiştiği bölgelerde bazen pelit, bazen de palamut ağacı diye isimlendirilir.
    -Bir İngiliz rahibi olan Saint Boniface'in bir hikayesinde, bir grup putperest bir meşe ağacının etrafını sarmıştı ve bir çocuğu kurban vermeye hazırlanıyorlardı. Kurbanı durdurmak ve çocuğu kurtarmak için Saint, yumruğunun bir vuruşu ile meşe ağacını yassılaştırdı. Bir küçük köknar yerinden fırladı ve Saint Boniface putperestlere bunun yaşamın ağacı olduğunu söyledi.
    -Zile Alibağ Köyü'nde olup, çocuğu olmayanlar Hoca Beden'i ziyarete giderler. Kurban kesip, başındaki ağaca çaput bağlayıp dilekte bulunurlar. Çocuğu olunca da çocukla birlikte gelip kurban keserler. Başındaki yaşlı pelit (Meşe) ağacı saygı nedeniyle kesinlikle kesilmez.
    -Meşe ağacı yüzyıllardır kutsal bir ağaç olarak bilinir. Bunun meyvesi olan palamudun da bu sebepten dolayı, özel güçlere sahip olduğu düşünülür. Meşe palamudundan yapılan koruyucu tılsımların, kolera gibi hastalıklara iyi geldiğine inanılmaktadır. Meşe ağacının uzun olan ömrünün, insanlara yansıyacağı düşüncesi ile, uzun yaşamayı temsil ettiği ve üzerinde meşe palamudu taşıyan kimsenin hiç yaşlanmayacağın inanılır.

    Özellik:
    -Yurdumuzda bolca bulunan meşelerdendir, dış görünüm olarak saplı meşeye benzer; ancak palamutları sapsız, yaprak dipleri kulaksızdır. saplı meşe ile hibrit (melez) yapıp karışık özellikte ağaçlar oluşturabilirler.

    -Her yıl yapraklarını döker.
    -1000 ve daha fazla yaşlara ulaşabilir.
    -Yaprağını döken sınıfına girer ama bu tam da yeni filizlerini vermeden hemen önce, ilkbahar başında oluyor, kahverengiden 3-4 haftada yeşile dönüverir.
    -Meşe ağaçları elli yaşına gelmeden meşe palamudu üretemezler.
    -Mart-Nisan aylarında çiçek, Ekim ayında da meyve verirler.

    -Tohum toplama zamanı Ekim-Kasım aylarıdır.
    -Tohumlar toplandıktan sonra en geç 10 gün içinde ekilmelidir.
    -Meşe ağaçları, 400'ün üzerinde türü bulunan yaprak döken ya da her dem yeşil ağaçlardır.
    -Meşeler çok büyüyen uzun ömürlü ağaçlardır.
    -Güzün hoş bir renklenme oluştururlar.
    -Meşelerin pek çok türü ülkemizde tabi olarak yayılım gösterirler.
    -Yaprak döken meşeler kızıl ve ak meşe olmak üzere iki gruba ayrılır.
    -Meşeler iyi bir bahçe ağacıdır.
    -Derin fazla azgın olmayan kök sistemleri ve fazlaca yayılan dalları vardır.
    -Hafif gölge verdiklerinden alt kısımlarında çimler ve başka bitkiler yetişebilir.
    -Meşeler esas olarak tohumdan üretililirler. Fakat genelde yavaş büyürler.
    -Park ve bahçelerde kitle ağacı olarak kullanılabilirler.
    -Rüzgara dayanıklıdır, iyi yol ağacı olur.

    Habitat: Genellikle karışık ormanlarda bulunur.

    Boyu-Genişliği: 30-40 m. ye kadar boylanır, 2 m çap yapar.

    Büyüme Biçimi:Geniş, dağınık ve oval taç görünüşlü bir ağaçtır.

    Yer: Güneşli yada yarı gölge yerlerde yaşarlar.

    Toprak: Ağır topraklar (kil veya alüvyon içeren balçık toprak) da dahil olmak üzere ph 4.5 - 7.5 değerleri içindeki verimli topraklar.
    Genel olarak ortalama yağışın 350 mm nin üzerinde olduğu ve su tutma kapasitesi yüksek, genellikle yeteri kadar kil ihtiva eden topraklar.

    Kullanım Alanları:

    Fransızlar şarap fıçılarının yapımında kullanır.
    Meşe ağacı en iyi kazık materyalidir.
    Ayrıca Meşe ağacı kabuklarından yapılan çay, mide ve bağırsak kanamalarını iyileştirir.
    Travers, kaplama, yapı malzemesi, mobilya, doğrama, ev ve süs eşyaları, alet sapları, odun kömürü, ağaç kabuğu, meyve üretimi.

    Genel Dağılımı: Batı ve Kuzey Britanya, Batı Avrupa ve Türkiye

    Türkiye Dağılımı: Kuzeybatı Anadolu, Trakya, Marmara Bölgesi, İç Anadolu ve Güney Anadolu

    < Resme gitmek için tıklayın >
     
  11. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    PLATANUS ORİENTALİS

    Kışın yaprağını döken boylu ağaçlardır. Yan tomurcuklar sürgünlere iki sıralı sarmal (almaşlı) dizilmişlerdir. Tomurcuklar külah gibi tek bir pulla örtülmüştür, yaprak dökümüne kadar tomurcuklar yaprak sapları tarafından gizlenmiştir.Uzun saplı yapraklar 3-7 loplu, lopların kenarı kaba dişli veya ikinci derecede tali lopcuklu ya da ender olarak tam kenarlıdır.Meyvesi nus'tur.toplu meyvenin küçük nusları dip tarafından uzun tüylerle sarılmıştır. mürekkep meyve olgunlaştıktan sonra sonbahar ve kış ayları içerisinde dağılır.Dere, nehir kenarlarını, vadi içlerini, taban suyu yüksek düzlükleri tercih ederler. fazla derine gitmeyen, yüzeysel ve geniş bir kök sistemi oluştururlar. Hava kirliliğine ve gaz zararlarına karşı dayanıklıdır. Ülkemizde orman formu gösteren yayılışı yoktur.
    Ticari adı - European hophornbeam
    Yayılış alanı - Türkiye’de hemen bütün ormanlarda görülmekte
    Anatomik Özelikler
    Makroskobik yapı &#8211; Diri odun dar yada geniş,beyazımsı,sarımsı ile hafif kırmızımsı. Öz odunu kırmızımsı-sarımsı kahverengi,diri odundan kesin bir şekilde ayrılmaz.Yıllık halkalar enine kesitte belirgin.Öz ışınları geniş,sık,belirgin.Çok dekoratif,orta sert,orta ağırlıkta.
    Kullanıma Yönelik Değerlendirme
    İşlenme özeliği Güç
    Kurutulabilme özeliği Orta
    Dayanıklılık Az
    Emprenye edilebilme Güç
    Kullanım yeri - Travers, kaplama, yapı malzemesi, mobilya.
    Tohum özellikleri

    1000 Tane Ağırlığı (gr): 3,8

    Tohum Toplama Zamanı:Ekim &#8211; Kasım

    Tohum Olgunlaşma Zamanı:Ekim &#8211; Kasım

    Bol Tohum Yılı: Her Yıl

    Tohum Saklama Süresi: 1-3 Yıl

    Çimlenme Tipi: Hipogeik

    Çimlenme Yüzdesi (%): 36

    Çim. Engeli: Yok

    Uygun Ekim Zamanı: Sonbahar veya İlkbahar ekimi

    Tohum Toplama Yöntemi: Hasat ağaçlara çıkıp olgunlaşmamış ve henüz dağılmamış olan tohum muhafazalarını toplamak suretiyle yapılır.

    Tohum Saklama Yöntemi: Tohumlar hava girmeyen kaplarda kuru muhafaza edilir.
     
  12. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    Yabani Kirazın Önemi

    Türkiye oldukça sınırlı orman kaynaklarına sahiptir (Tunçtaner ve ark., 1985): Yüzölçümünün yaklaşık % 26&#65533;si ormanlarla kaplı olup bunun da sadece % 38'si (8 milyon ha) verimli orman sınıfına girmektedir (Boydak ve Dirik 1998).

    Doğal olarak , ülkemiz yıllık yakacak ve yapacak odun talebini karşılamada yetersiz kalmaktadır (Tunçtaner ve ark. 1985). Odun talebi ve arzı arasındaki bu açığın 2040 yılına kadar 40 milyon m3'e ulaşması beklenmektedir (Birler 1995; Tunçtaner 1998).

    Son yıllardaki ekonomik krizler ve Türk Lirası'ndaki değer kaybı odun ithalatını daha da pahalı hale getirmiş ve dikkatlerin ülke öz kaynaklarına çevrilmesine yol açmıştır. Artan odun talebini karşılayabilmek için doğal ormanlarımızın verimliliğinin artırılması, verimi yüksek ağaçlandırma sahalarının kurulması ve ormansız alanların ağaçlandırılması gerekmektedir (Boydak ve Dirik 1998).

    Orman alanlarımızın belirli bir kısmında ve hatta tarım alanlarında hızlı gelişen yerli ve yabancı türler ile endüstriyel dikim alanlarının kurulması ülkemizin odun ham madde açığının kısa bir zamanda kapatılmasında başvurulacak önemli bir kaynak olarak gösterilmektedir (Boydak ve Dirik 1998; Tunçtaner 1998).

    Son yıllarda gerek Avrupa'da gerekse de ülkemizde doğal yapraklı türlerle yapılacak ağaçlandırma çalışmaları önem kazanmıştır (Kahveci ve Tüfekçioğlu; 1998; Löf ve ark., 2004). Özellikle de Karadeniz Bölgesi ekosistemlerinde yapraklı tür dikimlerinin yapılması önerilmektedir (Kahveci ve Tüfekçioğlu, 1998).

    Yapraklı orman alanlarının artırılmak istenmesinin birinci nedeni biyoçeşitliliğin arttırılmak istenmesidir.

    İkinci olarak, yapraklı ormanların eğlen-dinlen (rekreasyon) ve turizm amaçlarına hizmet etmesi ve dolayısıyla da ormanların çok yönlü kullanımı için uygun bir ortam oluşturmasıdır (Bostedt ve Holgen, 2000; Löf ve ark. 2004).

    Üçüncü olarak ta yapraklı orman ağaçlarının kereste fiyatlarının önümüzdeki yıllarda artması beklenmektedir (Abildtrup ve ark., 1997; Löf ve ark. 2004).

    Son olarak küresel iklim değişiklerinin sonucunda ladin gibi ibreli ormanlara kıyasla yapraklı orman ağaçlarının doğal büyüme hızlarının artırması beklenmektedir (Sykes ve Prentice, 1996; Löf ve ark., 2004).

    Bir metre çap ve 30 m boya ulaşabilen yabani kiraz (Prunus avium L.) ülkemizde de doğal olarak bulunan ve hızlı büyüyen ekonomik değeri oldukça yüksek yapraklı bir türdür (Davis, 1972; Tosun ve Özpay, 1988; Savill, 1991; Şekil 1). Bu tür ülkemiz ormancılığında uzun zamandan beri ihmale uğramış ve değerlendirilmemiştir (Yaman, 2003).

    Zengin bir biyolojik çeşitliliğe sahip Karadeniz ormanlarında meyvesinin ve odununun değerli olması sebebiyle bu tür uzun yıllar devam eden seçme kesimleri nedeniyle tahrip edilmiştir (Çetintaş 2002, kişisel iletişim). Bu türün ekolojisi, biyolojisi ve genetiğine dair Türkçe ormancılık kaynaklarında oldukça az sayıda araştırma ve bilgi yazısının bulunması ülkemizde bu nadide türe verilen önemin eksikliğinin bir göstergesidir (Tosun ve Özpay, 1988; Yaman, 2003; Kutsal, 2005). Bu nedenle odun ve meyvesi değerli, yaban hayatı işlevi yüksek hızlı gelişen bir tür olarak yabani kiraz ile yapılacak kapsamlı çalışmalar, bu türün verimliliği ve ekonomik girdisini artırmakta yararlı olacaktır.

    Yabani Kirazın Silvikültürü

    Avrupa'da yabani kiraz geniş aralıklarla (ör. 3 x 3 m) dikilmektedir. Dikim alanlarında özellikle kemirici hayvanlara ve diri örtü istilasına karşı mücadele yapılmakta ve bireyler budanmaktadır. Kısacası batıda bu türün yoğun silvikültürü yapılmaktadır.

    Yabani kiraz fidanları dikimi izleyen ilk yıllarda özellikle de fare zararlarına karşı oldukça duyarlıdır. Bu zarar otsu diri örtünün yoğun olduğu sahalarda artmaktadır. Bu tür, gençlik döneminde kendileriyle mekan, su, ışık ve besin elementleri bakımından rekabet eden otsu ve odunsu diri örtü türlerine karşı hassastır.

    Gerek kemirgen zararını azaltmak gerekse de diri örtü rekabetini ortadan kaldırmak amacıyla yapılan tam alanda diri örtü mücadelesi, boy artımını iki katına kadar çıkarabilmektedir (Savill 1991; Joyce ve ark., 1998; Santi ve ark., 1998; Kleinschmit et al. 2001; Martinsson 2001).

    Joyce ve ark. (1998), İrlanda'da ki yabani kiraz dikimlerinde 2+0 fidanları, 1+1 yada 2+1 şaşırtılmış fidanların kullanılmasını önermiştir. Fidanlarının büyüklük ve kaliteye bağlı olarak 2.25 x 2 m ile 2 x 1.25 m arasında değişen aralık mesafeler (2,000-4,000 fert ha-1) ile dikildiğini belirtmiştir. Fidanların ilk yıllarında (0.5-1.2 m boylar arasında) ocaklarda yada bir m&#65533;lik bantlarda kimyasal diri örtü mücadelesi yada pullukla toprak işleme önerilmiş ve bu işlemlerin ayrıca don zararını da azaltabileceğini belirtilmiştir. Daha sonra fidan boyları 1.5-3.0 m'e ulaşınca hektarda en iyi 200 birey üzerinde şekillendirici budamalar yapılmış çatal gövdeleri teklenmiştir.

    Boyların 6-8 m'e ulaştığı devrede ise kirazlarda bakım yapılarak ha'da yaklaşık 200 ağaç (7 m aralıklarla) hedef ağacı olarak seçilmiş ve bu bireylerde rekabet eden tüm odunsu vejetasyon sahadan çıkarılmıştır. Doğal budama yeteneği zayıf olan yabani kiraz fertlerinin boyları 5-20 m'e ulaştığında Haziran-Ağustos ayları arasında ana gövde üzerinde 6-7 m'e kadar budama yapılmakta 3-cm ve altındaki çapa ulaşmış tüm yan dallar uzaklaştırılmaktadır (Joyce ve ark., 1998).

    Yabani kiraz diğer yapraklı türlere nazaran kısa ömürlü bir ağaç türüdür (70-80 yıl). Bu tür 60 yıl gibi bir süre içinde gövde çürümesine yada rüzgar devirmesine hassas hale gelebilir. Bu nedenle yuvarlak odun üretimin söz konusu olduğu hallerde idare süresi dikkatli tespit edilmelidir.

    Yabani kirazın yıllık odun üretimi diğer yapraklı orman ağaçlarına kıyasla oldukça yüksek olup 6-10 m3 ha-1 arasında değişmektedir. Kaliteli gövde üretimine yönelik aralamalar kuvvetli ve devamlı (5-6 yılda bir) olmalı, kalan ağaçların tepeleri geniş bir mekan ve rekabetten uzak bir ortam verilmelidir. Bu şekildeki dinamik ve yoğun bir silvikültür programı çerçevesinde en fazla 60-70 yıl içersinde en az 50-60 cm çapında düzgün, dolgun, budaksız ve kaliteli ağaçlar üretilebilir (Joyce ve ark., 1998; Savill 1991).

    Yabani kiraz alt katman ağacı olarak diğer yapraklı türler (ör. kayın, gürgen) ile karışık meşcereler oluşturabilir. Bu tür grup olarak meşe, dişbudak yada akçaağaç meşcerelerinde karışıma girebilir. Yabani kiraz, dişbudaklar ile en uygun karışımı yapar ve dişbudaklardan 10-15 yıl önce yada aynı zamanda kesim çağına gelir. Ayrıca bu tür gölgeye dayanıklı bir tür olan kayın meşcerelerinin çatısı altındaki boşluklarda da yetişebilir, ancak bu tür karışımlarda kayının kirazı boğmamasına dikkat edilmelidir.

    Kirazın sıra yada dar bantlar halinde karışıma girdiği durumlarda meşe ile yaptığı karışımlarda fazla sorunla karşılaşılmaz. Ancak yine de bu tür meşcerelerde kirazın hızlı büyüme eğilimi nedeniyle meşeleri boğma olasılığı vardır (Joyce ve ark., 1998; Savill 1991).

    24-30 metreye ulaşabilen boyu, sert, güçlü ve dayanıklı kırmızımtırak kahverengi odunu ile bir ışık ağacı olan kara kiraz (Prunus serotina Ehrh.), yabani kirazla ekolojik ve silvikültürel benzerliklere sahip K. Amerikalı bir akrabasıdır.

    Kara kiraz, diğer öncü ağaç türleri ile K. Amerika'nın Kuzey ve Güney Yapraklı Ormanları&#65533;nda tahrip gören sahaları işgal ederek belirli bir süre sonra yerlerini gölgeye daha dayanıklı yapraklı türlere terk eder (Hansen, 1980; Smith ve Linnartz, 1980). K. Amerika'da karışık yapraklı ormanlarda tohumları toprak içerisinde birkaç yıl canlı kalabilen kara kiraz gibi ışık ağaçları gençleştirileceğinde meşcere çatısında ortalama ağaç boyu genişliğinde boşluklar açılmakta ve 6 cm ve yukarısında çapa sahip istenmeyen tüm vejetasyon sahadan çıkarılmaktadır (Merritt, 1980).

    Meşcere çatısında açılacak boşluğun çapı bu boşluğun altına gelecek gençliğin tür bileşimini belirlemektedir. Yarı gölge ağaçların örneğin şeker akçaağacı (Acer saccharum Marsh.) ile Amerikan kayını (Fagus grandifolia Ehrh.) yüksek sürgün verme yeteneklerinden dolayı tam kapalı meşcere çatısının altında bile gençleşebilmekte, ancak meşcere boşluğu artıkça gelen gençlikte kiraz gibi ışık ihtiyacı yüksek ağaç türlerinin oranı artmaktadır (Smith and Linnartz, 1980).

    Bu nedenle kirazın da bulunduğu çok sayıda yaş grubunun temsil edildiği karışık yapraklı ormanlarda uygulanan birey-seçme işletmesi ışık isteği yüksek ağaç türlerinin aleyhine olmakta ve gölgeye oldukça dayanıklı olan şeker akçaağacı, Amerikan kayını ve belli ölçüde Tsuga spp. türlerinin gençliklerine öncelik vermektedir.

    Bu orman tipinde kiraz gibi ışık ağaçları sahaya ancak grup seçme kesimleri ile meşcere çatısında açılacak 100 m2 gibi boşluklar ile getirilebilmektedir. Ayrıca K. Amerika'da Güney Yapraklı Orman Bölgesi'nin kiraz gibi odunu değerli türlerin bulunduğu boniteti iyi ve oldukça iyi sahaları, sahada eşit dağılıma sahip hektarda 25-50 adet tohum ağacı bırakılarak gençleştirmeye alınmaktadır.

    Tüm tohum ağaçları sahaya gelen gençliğin üçüncü ila altıncı vejetasyon dönemi içinde sahadan çıkarılmakta ve yaklaşık 12 yıl içinde sahada arzu edilen tür içeriğine ulaşılmaktadır. Bu işletme tipi sonucunda çok iyi bonitete sahip sahalarda kara kiraz baskın türlerin içerisine girebilmektedir.

    Sonuç ve Öneriler
    Her şeyden önce ormancıların yabani kirazı kıymetli bir orman ağacı olarak görmesi ve bu ağacın silvikültürel yönden değerlendirilmeye alınması gerekmektedir. Avrupa'da, geniş bir fenotipik değişkenliğe sahip yabani kirazın, bünyesinde barındırdığı genetik farklılığın ortaya çıkarılmasının Avrupa ormancılarının en önemli görevlerinden birisi olduğu vurgulanmakta ve yabani kiraz ile ilgili orijin denemelerinin gereği üzerinde durulmaktadır (Santi ve ark., 1998; Keinschmit ve ark., 2001; Martinsson, 2001). Orijin tür denemeler uygulamacıya bir ağaç türü içersinde mevcut genetik değişkenliğin, belirli yörelerde en fazla biyolojik ve ekonomik başarıyı verecek orijinleri seçme olanağı vermektedir (Long, 1980).

    Ülkemizde gerek yerli gerekse de yabancı ibreli ağaç türlerimiz ile bir çok orijin denemesi gerçekleştirilmiştir (Işık 1986; Boydak ve Dirik 1998; Tunçtaner 1998). Ancak orijin denemelerinde kavak ve okaliptus gibi birkaç tür dışında kalan yapraklı ağaç türlerine fazla ilgi gösterilmemiştir. Bu nedenle hızlı gelişen bir tür olarak değerlendirilebilecek olan yabani kirazın gerek yerli gerekse de yabancı türleriyle yöresel ve en fazla "biyolojik" ve "ekonomik" başarıyı getirecek orijinlerin belirlenmesi ve yetiştirilmesi ülkemizin hem nitelik hem de nicelik olarak odun hammaddesine ihtiyaç duyduğu bir ortamda çok büyük bir öneme sahiptir. Ayrıca böyle bir çaba, bu türün ve genelde biyolojik çeşitliliğin korunması ve artırılmasında sarf edilmiş önemli bir adım olacaktır.

    Ancak doğrudan bu tip orijin denemelerine geçmeden önce farklı tür ve orijinlerin generatif (tohumdan üretme) ve vejetatif (ör. çelikle üretme) üretme teknikleri ve bu tekniklerin genç fidanların ilk dönemlerde yaptığı büyüme performansları üzerindeki etkilerine dair kısa süreli ön çalışmaların yapılması bir zorunluluktur. Bu tür ön labaratuvar çalışmaları ileride önemli miktarda para ve zaman harcanarak kurulacak orijin denemelerinin başarısında büyük rol oynayacaktır.

    Ayrıca, ülkemizin orman ağacı fidan ihtiyacını karşılamakta olan fidanlıklarımızın hemen hemen hiçbirinde amaçlı ve düzenli olarak yerli ve/veya yabancı kiraz fidanı üretimi yapılmamaktadır. Bu nedenle kirazın fidanlık tekniği konusunda büyük bir bilgi eksikliği bulunmaktadır. Yakın gelecekte bu tür fidanlık araştırmalarına başlanması zorunludur
     
  13. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    Tür: Türkçe: Erguvan

    Yerel: -

    Latince: Cercis siliquastrum L.

    İngilizce: Judas tree, Mediterranean redbud

    Alttürler: Cercis siliquastrum var.album

    Orijin:

    Endemik:

    Taç Yapısı Geniş tepelidir.

    Ağaç Formu,Genel Görünüm ve ÖzellikleriYaprak döken, orta büyüklükte, güzel çiçekler açan bir ağaçtır. Kökleri yardımıyla havanın serbest azotunu bağlar.kendisi ve yakınındaki bitkiler bu azotu kullanır.


    Ortalama ömrü, Ortalama boy ve çapı (çevresi) :10-12 m' ye kadar boylanabilir.

    YaprakYaprakları almaşlı dizilişli, yuvarlak,dip kenarı yürek biçiminde, tüysüz, tam kenarlıdır. Yaprak sapı 1cm civarındadır. 7 -12 cmdir. Yapraklar tazeyken bronz, pembemsi renklidir.

    Gövde Gençken gri renkli gövdesi vardır, yaşlandıkça, koyu kahverengiye döner
    Cercis_bark.jpg

    Çiçek İlkbaharda yapraklanma öncesi çiçek açar.Çiçekleri pembemsi eflatun renklidir, uzunca saplı 3-8 çiçekli salkım şeklindedir.Yaşlı gövdesi bile çiçek açar. Çiçekler hermafrodittir.
    568px-Cercis_Siliquastrum_blossom_closeup.jpg

    Sürgün Sürgünler kalın zikzak yapar, kırmızı-kahve renklidir. Üzerinde gözle görülebilen çok sayıda yuvarlak lentisel mevcuttur.

    a)sürgün,b-c)Yan durumlu tomurcuklar ve yaprak sapı izi, d) Çiçek tomurcuklarını taşıyan sürgün e)meyve,f) Yaprak

    Meyve/Tohum Meyvesi tek karpelden oluşan, olgunlaştığında damar-sırt hattı ile karın hattından açılan kuru meyve tipidir. 9-10 cm uzunluğunda 2,5cm genişliğinde kızılımsı kahve rengindedir.
    450px-Cercis_siliquastrum0.jpg

    Kök yapısı Saçak kök sistemine sahiptir

    Çiçek rengi Koyu pembe- eflatun.

    Bakım isteği Azdır.

    İklim isteği Ilıman iklim bitkisidir, -10°C ye dayanır.

    Işık isteği Tam güneş, hafif gölge.

    Toprak isteği Hafif ve ,süzek, kumlu tınlı
    toprakları sever. Ancak ağır topraklar hariç her çeşit toprakta yetişir. Toprak pH sının konusunda tercihi yoktur.
    Su isteği Su ihtiyacı azdır, kurağa tahammüllüdür.

    Hava kirliliğine dayanıklılığı Dayanıklıdır.

    Üretilmesi Tohumdan yetiştirilir, 24 saat sıcak suda şişirilip sonrasında 3 ay buzdolabında katlanarak üretilir. Köklü dip sürgünlerinde ayırma ile de üretilir. Çelikler sadece köklendirme hormonu yardımıyla köklenir. Ancak yüzdesi düşüktür. Ayrıca Temmuz/Ağustos aylarında alınan yarı odunsu çeliklerle de üretilmektedir.

    Hastalık ve zararlıları Hastalık ve zararlılara karşı dayanıklıdır.

    Fonksiyonel kullanımı Taze çiçekleri ve yaprakları yenilebilir. Kerestesi çok güzel cila kabul eder.Bu sebeple mobilya sanayisinde kaplama tahtası olarak kullanılır.

    Peyzajda kullanımı Çim alanların içerisinde tek veya gruplar halinde kullanılır.

    Fizyolojik problemler

    Türkiye doğal yaşam alanları Ege ve Akdeniz bölgeleri,Marmara kıyılar,Güneydoğu Anadolu..

    Türkiye'de orman olarak kapladığı alan,orman özelliği Dere kıyılarında, vadilerde,yamaçlarda ve ormanların koruma alanlarında yer alır.

    Yurt dışı dağılımı Güney Afrika, Batı Asya, Ortadoğu, Avrupa,Avustralya, Hint Okyanusu,Pasifik Okyanusu, Güney Amerika.

    Diğer ek bilgiler: Odunu çok serttir
     
  14. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    Kavak

    Kavak ve söğüt gibi hızlı gelişen ağaç türleri çok eski yıllardan beri yetiştirilip kullanılmaktadır. Ancak odun hammaddesine olan ihtiyacın artması ve bu talebin doğal ormanlarla karşılanamaması, orman dışı sahlarda hızlı gelişen ağaç türleriyle ağaçlandırmalar tesis edilmesini zorunlu kılmıştır. Çok hızlı gelişmeleri ve diğer türlere göre çok kısa idare süresi olmasıyla kavak ağaçlandırmaları çok önem kazanmıştır. Kavakçılığın hızlı gelişmesiyle birlikte bazı zararlı ve hastalık problemleriyle mücadele mecburiyeti ortaya çıkmıştır. Bu zararlıların ortaya çıkışında tek tür veya klonla geniş alanda ağaçlandırmalar yapılması yanında, ağaçlama ve bakım faaliyetlerinde yapılan hatalar da rol oynamaktadır. Burada önemli Köklerde, gövde ve dallara arız olarak önemli ekonomik zararlara sebep olan böcekler incelenmektedir.

    2. Yapraklarda Zararlı Olan Böcekler

    2.1. Melosoma populi L.
    Erginleri 9-11 mm boyunda, oval yapıdadır. Baş, boyun kalkanı ve kalkancık metalik siyahimsı mavi veya yeşilimsi mavi, kanat örtüleri tuğla kırmızısı olup uç kısmında küçük siyah leke bulunur.

    Avrupa, Kuzey Afrika, Asya, Japonya’da yaygın olarak bulunur, öncelikle Populus spp. ve kısmen Salix spp.lerde zarar yapar .
    Türkiye’de Aydın, Bilecik, İstanbul, İzmit, Bursa, Denizli, Trabzon, Sarıkamış, İzmir, Kastamonu, Sinop, Kars, Bitlis, Adapazarı, Balıkesir, Çanakkale, Bolu , Kırklareli, Edirne, Zonguldak civarında Populus alba, P. canadensis, P. nigra var. pyramidalis, P. tremulae, P. x. euramericana, Salix alba ve S. babylonica’lar üzerinde tespit edilmiştir .
    Bu böceğin erginleri, kışı toprakta ve ot v.s. arasında saklanarak geçirir. Bahar gelince yeni sürgün ve taze yapraklar üzerine giderek beslenir ve yaprakların alt yüzüne yumurtlarlar. 7-15 gün sonra çıkan larvalar önceleri siyah renkli olup yaprakların önce taze kısımlarını yerken, büyüdüklerinde yedikleri yaprakların sadece damarları kalır. 20-25 günlük bu beslenme devresinden sonra olgunlaşan larva, yaprakların alt yüzünde krizalit olur ve bir hafta sonra ergin çıkar, hava şartlarına göre bu erginlerden de yeni bir nesil oluşur. En son neslin erginleri, yaprak dökümüne kadar yapraklarda beslenir ve sonra kışlarlar. Bir ağacın üzerinde bu böceğin hem ergin, hem yumurta, hem de larvalarına aynı anda rastlamak mümkündür.

    2.2. Byctiscus Populi L. (Sigara Böceği)
    Erginler 7-8 mm boyunda, koyu madeni mavi ve bazıları menekşe renklidir. Kanat örtülerinin ucu yanlız profilden görülebilen açık renkli ince tüylerle kaplıdır .
    Avrupa, Sibirya, Orta Asya’da bulunmakta ve Alnus glutinosa, Betula alba, Fagus silvatica, Populus tremula, P. alba, Salix caprea, Carpinus betulus, Acer pseudoplatanus, Crataegus oxyacanthoides, Prunus spinosa, Prunus domestica, Pirus communis, Vitis vinifera’ larda yaprakları sigara şeklinde sararak zararlı olmaktadır .
    Türkiye’ de İstanbul, Bursa, Balıkesir-Dursunbey, Afyon, İzmit, Adapazarı, Denizli, Sinop, Lüleburgaz civarında Populus nigra, P. x. eur. I- 214 ve P. tremula, Salix alba türlerinde zarar yaptığı tespit edilmiştir .
    Kışı toprak içinde geçiren erginleri Nisan-Mayıs aylarında ortaya çıkar. Bunlar 10-15 gün yaprak ve tomurcuk yiyerek beslendikten sonra dişi ergin bir yaprağı ana damara paralel olarak sarar ve içine ortalama 4 adet yumurta bırakır. Sonra bu sigarayı 1-5 adet yaprakla daha sarar.

    Sigara içinde bulunan yumurtalar 10 gün sonra açılır, içinden kirli beyaz larvalar çıkar. Bu larvalar bulundukları sigaranın içinde 20-25 gün beslendikten sonra genellikle sigara ile toprağa düşerler. Olgun larva toprağa girer ve orada krizalit olur. 10 günlük bir krizalit devresinden sonra ergin hale geçerler. Erginler topraktan çıkmak için kışın geçmesini beklerler. Sigara gibi sarılmış yapraklar işlevini yerine getiremez. Bu sebeple yoğun tasallut halinde oluşan sigaralar yere düşmeden toplanarak yakılmalı veya sigaraların toprağa düşmesinden itibaren toprak bol bol işlenmelidir.

    2.3. Lymantria dispar L.(Sünger örücüsü)
    Erkek ve dişi kelebekler renk, şekil ve boyutları itibariyle birbirinden farklıdırlar. Erkek kelebeklerin kanat açıklığı 35-45 mm’dir. Genel olarak renkleri açık kahverengi olup ön kanatları üzerinde siyahımsı dalgalı 5 bant görülür. Arka kanatlar ön kanatlardan daha açık renkli ve düzdür. Dişi kelebeklerin kanat açıklıkları 55 - 65 mm’dir, vücutları daha dolgun yapılıdır, kirli sarı tüylerle kaplıdır ve abdomenin ucunda daha yoğun olan tüyler yumurtaların üzerini örtmede kullanılmaktadır. Kanatlar kirli beyaz renkte olup ön kanatta enine dalgalı bantlar bulunur. Antenler ipliğimsidir
    İsveç’in güneyinden itibaren Avrupa, Kuzey Afrika, Sibirya, Japonya, Çin’e kadar olan kuşak içersinde, Asya’da ve Amerika’da yayılmıştır. Polifag bir zararlıdır, Romanya’da 270, Rusya’da 300, Amerika Birleşik Devletleri’nde 450, Polonya’da 477 bitki türü üzerinde yaşayabilmektedir .
    Türkiye’nin hemen hemen her yerinde mevcuttur. Quercus, Salix Populus, Carpinus, Corylus, Arbutus, Erica, Cistus, Pinus, Pseudotsuga menziesii türleriyle, meyve ağaçlarında zarar yaptığı tespit edilmiştir .
    Bu zararlının bir kelebek olan ergini Temmuz'da çıkar. Erkek ve dişi kelebekler farklı görünüştedir. Dişiler özellikle toprağa yakın kısımlar başta olmak üzere gövdeler ve alçak dallar üzerine yumurtlarlar. Yumurtaları 200-250 adetlik topluluk halinde bırakıp, üstlerini salgıladıkları sarımsı tüyler ile örterler ve sünger görünümü verirler. Kışı yumurta safhasında geçirir. Tomurcuklar uyanırken, larvalar da yumurtalardan çıkarak yapraklara giderler.

    Oburca 6-10 hafta boyunca yaprak yerler ve olgunlaşan larvalar, yaprak ve dallar arasında krizalit olur. Bu krizalitlerden 10-15 gün sonra kelebekler çıkar. Yılda bir generasyon verirler.

    2.4. Stilpnotia (Leucoma) salicis L. (Beyaz kavak kelebeği)

    Kelebeklerin antenleri ve bacaklarının eklem yerleri esmer, vücudununun diğer yerleri beyazdır. Dişilerin anteni ipliğimsi, erkeğinki çift taraflı tarağımsıdır. Kanat açıklığı 35-50 mm olarak ölçülmüştür.
    Avrupa’nın tamamında, Asya’da Altay dağlarından, İran ve Anadolu’ya kadar yaygındır, Japonya, Kuzey Amerika’da da bulunmaktadır. Salix, Populus, Alnus, Betula, Malus, türlerinde zarar yapmaktadır .
    Türkiye’de geniş dağılışa sahip bir kelebektir, Ankara, K.Maraş, Erzurum, Toroslar, Amasya, Eskişehir, Denizli, Edirne, Tekirdağ, Kırklareli, Bursa, Sakarya, Kocaeli, Bolu, Ağrı, Diyarbakır, Erzincan, Muş, Ardahan, Kars dolaylarında Salix spp. ve Populus spp.’lerde zararlı olduğu belirlenmiştir .
    Bu böceğin beyaz bir kelebek olan ergini Mayıs sonu-Haziran'da çıkar. Dişiler 150-200 adet açık yeşil renkli yumurtayı sedefimsi bir örtü altında gizleyerek yaprak ve gövde üzerine bırakırlar. Bu yumurtalardan 15 gün sonra çıkan ve önceleri siyah renkli olan larvalar.

    Temmuz'da olgunlaşır, ipeğimsi iplerle birleşmiş bir veya birkaç yapraktan oluşmuş beşik içinde krizalit olurlar. Ağustos’ta bunlardan erginler çıkar. Bunların koyduğu yumurtalardan çıkan larvalar, sonbahar yağış ve soğuklarının başlaması üzerine genellikle gövde üzerindeki kabuk çatlakları arasında saklanarak kışı geçirirler. Bahar gelip ilk sürgünler çıkmaya başlayınca yeniden yapraklara taşınıp beslenmeye başlarlar. 20-30 gün beslendikten sonra aynı şekilde krizalit olurlar ve kelebekler çıkar.

    2.5. Pygaera anastomosis L.

    Erginin kanat ve gövdesi sütlü kahverengiden koyu kahverengine kadar değişir, ön kanatlarda çok açık kahverengi çizgi ve bantlar bulunur. Kelebekler hareketsizken kanatlarını çatı şeklinde vücutlarına yapışık halde bulundurduklarından fark edilmeleri zordur. Kanat açıklığı dişilerde 30-40 mm, erkeklerde 25-35 mm’dir.
    Kuzey ve Orta Avrupa, Kuzey İtalya, Balkanlar, İskandinav Ülkeleri, Sibirya, Kore, Pakistan, Çin, Japonya’da yayılmış olup Populus, Salix, Prunus domestica, Crataegus oxyacantha türlerinde zarar yapmaktadır .
    Türkiye’de Marmara Bölgesi ve Samsun çevresinde kavak ve söğütlerde tespit edilmiştir .
    Önemli bir yaprak zararlısıdır. Biyolojinin incelendiği Bursa ve İzmit yöresinde yılda 4 generasyon vermektedir. Zararlının larva safhası 1,2,3. generasyonlarda 18-20, pupa safhası da 7-12 gün sürmektedir. Kışlayan 4. generasyonun larva süresi 240-245 gün, pupa süresi ise 12-15 gündür. Kışlama ikinci ve üçüncü larva safhasında bir kokon içinde dal çatlakları ve yara yerlerinde olur. Dişi çiftleşmeden 2-3 gün sonra ortalama 350-650 kadar yumurta bırakır. Yumurtaların olgunlaşma süresi 3-5 gün kadardır.

    Larva pupa olana kadar 5 kez deri değiştirir. Olgun halde boyu 30-32 mm’dir. Larvalar ilk iki safhada yaprakları iskelet halinde bırakacak şekilde beslenirler, 3. safhada kalın damarlara dokunmaksızın yaprak ayasını yerler, 4. safhada sadece orta damara dokunmazlar, olgun larvalar ise yaprak sapı hariç tamamını yerler.

    2.6.Nycteola asiatica Krul.
    Erginlerin kanat açıklığı 21-25 cm, kirli gri olan ön kanatlarında zikzaklı çizgilerle sınırlandırılmış kahverengi bir leke bulunur. Arka kanatlar daha açık renklidir.
    Orta Asya orjinli olduğu bilinen kelebeğin larvaları Asya ve Avrupa’nın her tarafında yaygın bir kavak zararlısıdır.
    Bu kelebeğin dişileri yumurtalarını Haziran sonu-Ağustos’ta kavakların tepe sürgünlerindeki yaprakların üstüne, sedef parlaklığında topluluklar halinde koyar.Süt beyazı renkli bu yumurtalardan 2-3 gün sonra tırtıllar çıkar.

    Yumurtalardan çıkan tırtıllar açık sarı- krem renklidir, beslendikçe önce sarımtırak sonra açık yeşil, olgunlaşınca tamamen yeşil olurlar. Vücut halkalarında kıldan ince tüyler vardır. Bu tırtıllar salgıladıkları örümcek ağı gibi salgılarla 2-3 yaprağı birleştirip sararlar. 1-2 ay yaprakları yiyerek beslenen bu tırtıllar havaların soğuk gitmesi halinde (Eylül-Ekim) beslendikleri yaprak üzerinde koza örüp kışı o halde geçirirler. Havaların sıcak gitmesi halinde ise krizalit olurlar ve 15 günlük bir devreden
    sonra erginler çıkar. Kışlayan tırtıllar ise yaz başlangıcında krizalit olur ve erginler çıkar. Kışlayanların bir kısmı ise yaz başlangıcını beklemeden baharda ergin olurlar ve yumurtlarlar. Havaların çok müsait geçmesi halinde yılda 3, hatta 4 nesil bile verebilir. Bu sebeple aynı sürgün üstünde bile bu zararlının türlü büyüklükte tırtıllarını görmek mümkündür.
     
  15. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    3. Gövde ve Dallara Arız Olan Böcekler

    3.1. Melanophila picta Pall.
    Erginleri;11-12 mm uzunluğunda, oval yapılı, gövde esmer bakır renginde, madeni parlaklıktadır, kanat örtülerinin her birinde ufak altın sarısı lekeler bulunur. Yumurta;oval, 3 mm büyüklüğünde, önceleri saydam, sonra bırakılan yerin rengini alırlar. Larva; yumurtadan yeni çıktığında 2 mm olan uzunluğu, olgun halde 30 mm ‘ye ulaşır, ön göğüsün diğer vücut parçalarından daha geniş olması (6 mm-3-3-5 mm) belirgin özelliğidir. Açık sarı renkli pupa şekil ve büyüklük yönünden ergine benzer.
    Orta Asya, Rusya, Kafkasya, İran, Suriye, Avrupa, Kuzey Afrika’da yaygındır. Türkiye’de Doğu Karadeniz Bölgesi dışında her yerde görülen çok önemli bir zararlıdır .
    Kavak ve söğüt türlerinde zararlı olan böceğin erginleri Mayıs sonu-Ağustos arasında görülür. Çıkan erginler gövdelerin yerden 2 -2.5 m yüksekliğe kadar olan kısmına, özellikle kök boğazı ve civarına yumurtlarlar. 10 gün süren kuluçka devresinden sonra çıkan larvalar süratle kabuğu deler, kabuk altı odununda yayvan bir yiyim yaptıktan sonra odun içine girerek yukarı doğru giden içi öğüntü dolu yollar açar ve kışı burada geçirirler.

    Bunlar ilkbaharda 15-20 günlük bir pupa devresi geçirip ergin olurlar.
    Tasalluta uğrayan genç ağaçların rüzgar tesiri ile kırıldıkları görülür. Bu böceğin tasallutunun ana sebebi ağacın su kıtlığı çekmesidir. Sulamada noksanlık veya kök gelişmesini önleyici her türlü kültürel yanlışlıklar bu böceğin tasallutuna sebep olur.
    Yer seçiminden başlayarak bütün işlemler tekniğine uygun yapıldığında böcek tasallutundan söz edilemez. Zararlı görüldüğünde, öncelikle zararlının gelmesine yol açan kültürel eksiklikler giderici tedbirler alınmalıdır.

    3.2. Agrilus ater L.
    Erginleri; kanat örtüleri mat zeytin yeşili veya siyahımsı yeşildir, üzerinde sıra teşkil edecek şekilde beyaz kıllardan oluşan üçer nokta bulunur. Alın yeşilimtırak karın halkaları menekşe rengidir. Gözler büyük, antenler kısadır. Böceğin boyu 8-9 mm dir .

    Avrupa ve Küçük Asya’da yaygın olan bu böcek kavak, söğüt, kayın ve huş türlerinde zarar yapmaktadır. Türkiye’de kavak türlerinde ve özellikle melez kavaklar üzerinde İzmit, Kırklareli , Edirne, Ankara, Eskişehir, Çaycuma, Safranbolu, Adapazarı, Geyve, Mengen ve Osmaniye civarında tespit edilmiştir .
    Bu böceğin Haziran-Temmuz'da çıkan erginleri gövdelerin 3 -4 m yüksekliğe kadar olan kısmına yumurtlar. Bu yumurtalardan 10 gün sonra kirli beyaz, sonuncu karın halkası pense ağzı gibi 2 uçlu larvalar çıkar. Bu larvalar kabuk altındaki odun tabakasında yılankavi görünümlü, içi öğüntü dolu yollar açarlar .

    Larvaların olduğu gövde kısmı renk değiştirir, üzerine bastırınca kabuk içeri çöker ve dışarıdan bakıldığında öğüntülü kırmızı-kahverengi akıntıların çıktığı görülür. Kabuk altı odununda beslenen larvalar, kışın başlangıcında oduna 3 -4 cm girer ve orada bir beşik içinde kışlar. Baharın ortasında pupa safhasına geçer. A. ater ağaçların gövdelerinde açtığı larva yollarıyla su ve besi maddesi iletim borularını kestiğinden tasallut yerinde gelişme durmakta ve burada toplanan öz suyu çürümelere sebep olmaktadır. Yoğun zararlarda galeriler gövdeyi çevrelemekte ve ağacı kurutmaktadır.

    3.3.Cryptorrhychus lapathi L.

    Ergin böcekler 7-9 mm boyundadır. Hortum geriye doğru kıvrıktır ve uzunluğu baş ile göğüs toplamı kadardır. Kanat örtüleri arkaya doğru daralır ve koyu kahverengi siyah renklidir. Boyun kalkanının yanları ve kanat örtülerinin arka 1/3 lük kısmı beyazımsı pullarla örtülüdür. Boyun kalkanının genişliği uzunluğundan fazladır ve ortası çıkıntı halinde ince çizgilidir.
    Tüm Avrupa’da bulunmakta özellikle Fransa, Belçika, İtalya, İspanya, Romanya’da önemli zararlar yapmaktadır. Sibirya, Japonya, Kore, Kuzey Afrika ve Kuzey Amerika’da görülmekte, başta Populus olmak üzere Salix, Alnus, Betula, Fagus türlerinde zarar yapmaktadır. Adapazarı, Akyazı, Hendek, Karasu, Düzce, Samsun, Yozgat, Akdağmadeni yörelerinde I-214 ve Samsun kavak klonunda tespit edilmiştir .

    Larvaları dal ve gövdelerde galeriler, erginleri sürgünlerde yaralar açarak zararlı olmaktadırlar. Kışı larva safhasında kabukta hareketsiz geçirmekte ve tomurcukların patlamasıyla larva beslenmeye başlamaktadır.

    Zararlının bulunuşu testere talaşı şeklindeki öğüntüler, öz suyu akıntısı ve tasallut yerinin testere kesiği gibi görüntü almasıyla anlaşılabilir .

    Marmara Bölgesi şartlarında Nisan ortasına kadar odun tabakasında yüzeysel yiyim yaptıktan sonra galeri açarak oduna girmektedir. Galeriler genelde yukarı doğru açılmakta, 3-4 cm çapındaki gövdelerde özde, daha kalın gövdelerde yüzeyden 2.5-3 cm’lik derinlikte bulunmaktadır. Yumurtadan çıkan larva 1-1.2 mm boyunda, baş açık kahverengi,vücut süt beyazı, olgun halde 8-10 mm boyunda, vücut hafif sarımsı beyaz renkte ve C şeklinde kıvrıktır. Larva galerinin sonunda öğüntülerle hazırladığı bir beşik içinde pupa olur. Pupa 9-l0 mm boyunda krem rengindedir.

    Mayıs sonlarında pupalar görülmeye başlamakta, pupa safhası 12-15 gün sürmektedir. Ergin çıkışı Haziranın ilk haftasından Temmuz ortalarına kadar sürmektedir. Çıkan erginler taze sürgünlerde yaralar açmak suretiyle beslenirler. Yumurta koyma Temmuz-Ağustos aylarında olmaktadır. Bölgemiz şartlarında kışlayan ergine rastlanmamıştır.

    Marmara Bölgesi’nde yılda bir generasyon vermekte ve kışı larva safhasında kabuk dokusu içinde beslenmeksizin geçirmektedir. Fidanlık ve ağaçlandırmaların ilk yıllarında çok önemli bir zararlıdır.
    Mücadelesi; Öncelikle böceğin etkinliği çap artımı ile ters orantılı olduğundan kültürel işlemleri zamanında uygulayarak ağacın büyümesini hızlandırmalı ve direncini arttırmalıdır. Fidanlıklarda fidan dağıtımı öncesi gerekli kontroller yapılarak zararlının tasallutlu fidanlarla yayılması önlenmelidir. Böcek kavaktan başka kızılağaç, söğüt, huş ve kayında da zararlı olduğundan, tasallut hallerinde kavak ağaçlandırmasından yakınındaki bu tür ağaçlar da kontrol edilmelidir. Zararlının çok görüldüğü yerlerde baltalık şeklinde üretim yapılmamalıdır. Yoğu tasallut hallerinde birincisi Kasım ikincisi ilkbahar başlangıcı (Mart sonu- Nisan başları) olmak üzere iki ilaçlama yeterli olmaktadır. Burada hedef larvaların kabuk dokusu içinde olduğu zamandır .

    3.4. Sciapteron tabaniformis Rott.

    Ön kanatları esmer kahverengi, arka kanatları saydamdır. Gövde madeni mavi veya mavimsi siyah renklidir. Dişilerde abdomenin 2. ve 4., erkeklerde 2.,4.,6. ve 7. karın halkalarının arka kenarlarında sarı bant bulunur. Kanat açıklığı 25-30 mm dir .

    Soğuk bölgeleri hariç Avrupa ve Asya ile Kuzey Afrika’da yaygındır Salix spp. ve Populus spp. zararlısıdır .
    Türkiye’nin tamamında ve özellikle kavak fidanlıkları ve yeni ağaçlandırmalarında dikkate değer bir zararlı olduğu belirlenmiştir .
    Kelebeğin larvaları genç gövde ve sürgünlerde galeriler açarak, fidan ve yeni ağaçlandırmalarda zararlı olur.

    Marmara Bölgesi’nde erginler Nisan sonu-Ağustos ayları arasında görülürler ve yumurtalarını yara yerleri, kabuk çatlakları arasına teker teker koyarlar. Yumurtalar parlak siyah renkli oval ve 842 x 529 mikron büyüklüktedir. Yumurta koyduktan 9-14 gün sonra çıkan larvalar kabuk altına girerek, önce kabuk altında yüzeysel yiyim yapar sonra odun dokusunda galeriler açarlar. Gövdede larvanın varlığı ince testere talaşı şeklindeki öğüntüler ve zarar yerinde şişkinlik oluşmasıyla anlaşılır. Olgun larva 20-25 mm boyda, başı kestane kırmızısı, vücudu kirli beyaz olup siyah renkli sırt çizgisi bulunur. Larvanın açtığı galeriler 5-6 mm çapında, 12-15 cm boyundadır. Larva galeri içinde kışladıktan sonra Nisan ortalarından itibaren hazırladığı uçma deliği yanında baş tarafı çıkış deliğine gelecek şekilde pupa olur. Pupa l5-20 mm boyda ve esmer sarı renklidir. Pupa safhası 14-15 gün kadar sürer. Çıkış anında pupa kılıfının yarısı karakteristik bir şekilde deliğin dışına çıkar.
    Yılda bir generasyonu vardır, kışı larva safhasında galeri içinde geçirir. Fidanlık ve genç ağaçlandırmalarda görülen en önemli zararlılardan biridir.
    Önleyici tedbirler; zarar izi olan fidanlar ağaçlandırmalarda kullanılmamalı, ergin çıkış periyodunda ağaçlarda budama yapılmamalı ve fidanların yaralanmamasına özen gösterilmelidir. İlaçlı mücadele larva odun dokusuna girmeden önce yapılmalıdır. Buna göre en uygun ilaçlama zamanı ilk ergin çıkışından 20 gün sonra başlanılmalıdır. Ergin çıkış periyodu uzun (Mayıs-Ağustos) olduğundan, ilacın etki süresi dikkate alınarak gerektiğinde tekrarlanmalıdır. En etkili aktif madde olarak 120 gr/hl konsantrasyonunda hazırlanmış Fenitrothion ve Fentoate olarak tavsiye edilmektedir.

    3.5. Gypsonoma dealbana ( Frölich )
    Kanat açıklığı 15 mm olan kelebeğin gövde ve bacakları koyu gri, ön kanatlarının arka kısmı gri kahverengi, ortası sarımsı beyaz bantlı ve üst kısmı sarı kahverengi beneklidir. Arka kanatları gri kahverengidir. Larva başlangıçta kirli beyaz, olgunlaştığında ise açık şarap kırmızısı renkte olup 10 mm boya erişmektedir. Pupa kızıl kahverengi ve 6-7 mm boydadır.
    Avrupa’da İngiltere, Akdeniz kıyısı ülkeleri, Norveç, Almanya ve İsviçre’de yaygın olan kelebeğin larvaları fındık,kavak,söğüt türlerinde zarar yapmaktadır .
    Türkiye’de Marmara, İç Anadolu, Ege, Karadeniz, Akdeniz ve Güney Doğu Anadolu Bölgesi’nde hemen hemen bütün kavak fidanlıklarında, Karadeniz Bölgesi’nde fındık bahçelerinde zarar yaptığı saptanmıştır.
    Kelebeğin larvaları hem yaprakta yiyim yapmakta, hem de sürgünlerin içinde galeriler açarak kurumasına sebep olmaktadır.

    Mayıs sonunda çıkan ve bir kelebek olan erginlerden oluşan tırtıllar 15 gün yaprak dokusunda beslenir ve sonra sürgün içine girer, orada 1 ay kadar beslendikten sonra toprağı iner, krizalit olur, Ağustos’ta ergin çıkar. Çıkan erginler de yaprağa yumurtlar ve oluşan tırtıllar buradan sürgünlere değil, kışlamak üzere gövdeye geçer (bilhassa gövdenin toprağa yakın kısımlarına)orada kışı geçirir. Baharın başlangıcında kışlamadan çıkan tırtıl henüz yeni oluşan yapraklara gider ve onların üzerinde ancak 2-3 gün beslendikten sonra sürgün içine girer. Sürgünde beslenen tırtıl olgunlaşınca toprağa iner ve Mayıs sonlarında erginler çıkar. Mücadelesinde hedef yaprakta beslenen tırtıllarıdır. Mayıs sonunda oluşan tırtıllar yapraklarda 10 gün, Ağustos’tan sonra oluşanlar ise yapraklar düşünceye kadar beslenir.

    Zararlıya karşı alınabilecek tedbirler; Zararlının etkisini azaltılması için ağacı kuvvetlendirici bakım çalışmalarına (çapa, sulama) önem verilmelidir. Larva sürgündeyken yapılan sulamalarla oluşan büyüme enerjisi ile sürgün içinde bulunan larvayı ezerek öldürebilmektedir. Fidanlıkta belli aralıklarla kontroller yapılarak sürgünü terkederek toprakta pupa olduğunda çapa yapılması etkili bir mücadele yöntemidir. İlaçlı mücadele sadece larvaların yaprakta beslendiği devrelerde (Mayıs sonu &#8211;8-10 gün ile Ağustos ayından yaprak dökümüne kadar olan devrede yapılabilir.

    3.6. Chionaspis salicis L.

    Tasalluta uğramış ağaçlar uzaktan bakıldığında beyaz pullarla donanmış gibi görünürler. Dişi fertlerin koruyucu kalkanları genellikle armut şeklinde konveks, bazen virgül şeklinde, 1.5-3 mm uzunluğunda, grimsi veya sarımsı beyaz renktedir .

    Erkek pupa gömlekleri 0.4 mm eninde 1.3 mm boyundadır, beyaz renklidir ve üzerinde uzunluğuna üç çizgi bulunur. Çıplak dişinin uzun oval sırt kısmı görülür şekilde halkalıdır. Kırmızı olan pigidium büyük ve yuvarlaktır, orta loblar belirgindir.

    Amerika, Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika’da bulunan koşnil daha çok Salix, Acer, Alnus, Corylus, Fraxinus, Genista, Sorbus, Sarathamnus, Syringa, Tilia, Vaccinum türlerinde, bazen Betula, Quercus, Ribes, Vitis ve diğer bazı ağaç türlerinde görülmektedir .
    Türkiye’de bütün bölgelerde Salix ve Populus türleri, Kastamonu’da ayrıca Vaccinum arctostophyllos üzerinde tespit edilmiştir .

    Gövde ve dallarda özsuyu emerek zararlı olmaktadır. Yoğun populasyonlarda ağaçların gövde ve dalları tamamen koşnil ile kaplanmakta, ağaç tamamen ölmekte veya zarar görmüş kısımları kurumaktadır. Koşnil Marmara Bölgesi’nde kışı yumurta safhasında geçirmekte ve Nisan başlarında yumurtadan çıkan larvalar çıktığı gövde üzerinde 1-2 gün dolaştıktan sonra uygun yer bularak sabitleşip emmeye ve kabuk oluşturmaya başlamaktadır.

    Genellikle Haziran-Temmuz aylarında dişi ve erkek fertler erginleşir. Bu dönemde dişi kalkanlarının yanında bol miktarda erkek pupa gömlekleri görülmektedir. Gözlemlerimize göre Ağustos ayından itibaren kalkanların altında ergin dişi ile birlikte yumurtalar da görülmeye başlamaktadır.

    3.7. Lepidosaphes ulmi (L.)

    Ergin dişinin kalkan boyu 3-3.5 mm, geniş kısmı 1.2 mm, grimsi kahverengi virgül veya midye şeklindedir.

    Erkek pupa kalkanı ovaldir, arka kenarı kavislidir ve dişilerin kalkanından daha açık renktedir. Kalkanın baş kısmında portakal sarısı renkte larva kılıfı vardır. Boyu 1.5 mm kadardır. Kabuk altındaki dişi fert sarımsı beyaz renkte, vücut oval, ön tarafı dar, pigidium geniş ve yuvarlaktır.

    Ülkemizde oldukça yaygın ve içinde kavak ve söğütün de olduğu çok sayıda bitkide zararlı olmaktadır .
    Zarar şekli ve etkisi C.salicis ile aynıdır. Yılda iki generasyon vermekte ve kışı yumurta safhasında geçirmektedir.

    Koşnillere karşı ilaçlı mücadele Yaz mücadelesi ve Kış mücadelesi olmak üzere 2 devrede tatbik olunabilir. Yaz mücadelesi, yavrular kabuk bağlamadan ilkbaharda ve yaz başlangıcında yapılır. Kış mücadelesi ise kalkan altındaki ergin ve yumurtalara karşı uygulanır.

    4. Köklerde Zarar Yapan Böcekler

    4.1 Melolontha melolontha L.
    Erginleri oval, şişkin vücutlu, kahverengidir. Protorax kanat örtülerinden daha koyu renktedir, kanat örtülerinin üzerinde uzunlamasına çıkıntılı çizgiler vardır. Bacaklar ve anten kırmızımsı renkte, anten topuzu erkeklerde daha büyük ve 7 yapraklı, dişininki 6 yapraklıdır. Vücudun alt kısmı beyaz ince sık tüylerle kaplıdır. Göğüs ve karın halkaları, siyahımsı halkalar halinde belirgindir. Dişilerde pygidium ince ve uzun bir çıkıntı ile biter, erkeklerinki kısa ve kalındır. Erginlerin boyları 20-30 mm’dir.
    İsveç’in güney kısımları dahil Avrupa’nın büyük kısmı ile Kafkaslar’da bulunan ve çok sayıda bitkide zararlı olan polifag bir türdür .

    Türkiye’de fidanlık, yeni ağaçlandırmalar ve kültür bitkilerinde çok önemli zararlara neden olabilen bu böcek İstanbul, Adapazarı, Trabzon, Sinop, Eskişehir, İzmit, Bursa, Manisa, Erzincan, Antalya yörelerinde tespit edilmiştir .

    Böceğin larvası, köklerde beslenmek suretiyle zarar yapar, ergin böcek fidan ve ağaçların yapraklarını yer, kitle üremesi olduğu yıllarda özellikle fidanlar için tehlikelidir.

    Böceğin mücadelesinde kültürel tedbirler önemli yer tutar. Larvaların yüzeye yaklaştığı bahar aylarında yapılacak derin sürümlerle larvaların açığa çıkmasını sağlar. Larvalar açık hava şartlarına dayanamazlar ayrıca kuşlar için gıda kaynağı olurlar. Yumurtlama zamanı yapılacak ot temizliği ve çapalama ile hem yumurta koyma hemde konan yumurtaların gelişmesini engellemektedir. Erginlerin görülmesinden 10-15 gün sonra yapılacak gölleme şeklindeki sulama fazla rutubete dayanamayan larvaların ölmesini sağlamaktadır. Ayrıca erginleri ışık tuzağı ile yakalayarak imha edilmesi çok faydalı olmaktadır.

    4.2. Capnodis miliaris Klug.

    Erginleri 30-32 mm boyunda, ön göğüs 10-11 mm genişliğindedir. Üstü yer yer dökülebilen beyaz veya mavimsi tozlarla örtülü gövdesi mat siyah, bazende parlak esmer renklidir. Kınkanatlarda leke ve çıkıntılardan başka beş tane ayrı siyah leke görülür. Antenleri ince ve ipliğimsidir.

    Bu böceğin Türkiye şartlarında Mayıs sonu-Ağustos'ta görülen erginleri, yaprak ve taze sürgünlerle beslenip, toprakta ve kuru yapraklar altında kışı geçirirler. Mayıs sonlarında yeniden beslenmeye başlar, çiftleşir ve ağacın hemen dibinde toprak üzerine yumurtlarlar (Çok az yumurtada kök boğazına konulur). Bu yumurtalardan 10-13 gün sonra çıkan larvalar süratle toprağa girer, kökü arayıp bulur, kemirerek geniş yollar açarlar. Bunlar kış gelince kökteki beslenmesini keser, bahar gelince yeniden beslenmeye başlarlar. Mayıs'ta 20 günlük bir krizalit safhası geçirip ergin hale geçerler. Bu böcek, özellikle aşırı kumlu topraklarda ve sulama ile toprak işlemelerinin yetersiz yapıldığı kavaklık ve fidanlıklarda son derece büyük zararlara sebep olur.

    Bu zararlıya karşı, tasallut durumunda alınacak en etkili tedbir; İlkbaharda sıcaklığın 20ºC'lerde seyretmeye başladığı devrede (Türkiye şartlarında, zararlının bulunduğu yerlerde genellikle Mayıs ayıdır) her 15 günde bir sulamalar yapmak ve toprak rutubetinin % 80'nin altına düşmemesini sağlamaktır. Bu durumda yumurtadan çıkan larvalar yürüyerek, kökleri bulamadığından ölmektedir.

    Sulama imkanının kısıtlı olduğu zamanlarda yapılan toprak işlemeleri ile de açığa çıkan yumurta ve larvaları süratle öldürmek mümkün olmaktadır. Kimyasal mücadeleye karar verilirse bu sulama ve toprak işlemeleri ile paralel yürütülmelidir. İlaç kullanımında hedef, yumurtadan çıkmış ve henüz kök aramakta olan larvadır.

    4.3. Aegeria apiformis Clerck.

    Büyük bir arıya benzeyen kelebeğin kanat açıklığı 3,2-4,2 cm’dir. Toraxın her iki yanı sarı beneklidir.


    Son iki segmeti hariç abdomen segmentlerinin her birinde sarı bir bant vardır, son iki segment ise tamamen sarıdır. Yumurtalar koyu sarı renklidir ve dağınık olarak bırakılır. Olgun larva 4-5 cm boya erişir, baş kahverengi, vücudu açık krem renklidir.

    Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika’da yaygındır. Kavaktan başka kızılağaç, ıhlamur, söğüt, huş ve dişbudakta zarar yapmaktadır.
    Böcek yumurtalarını ağaçların kök boğazına veya hemen yakınında toprağa koyarlar. 15-20 gün sonra çıkan larvalar kök kabuğunu delerek aşağıya doğru giden ve 20-50 cm kadar uzunlukta galeriler açarlar. Çok sayıda tasallut olduğunda kesim çağına gelmiş ağaçları bile kurutabilmektedir. Ülkemizde generasyonunu iki yılda tamamlamaktadır .
    Böcek zararlarını önleyici tedbirler; Böcek zararlarının görüldüğü yörelerde kökleri sökmeden veya kurutmadan yeni dikim yapılmamalıdır. Larvalar yumurtadan çıkmak için belli belli oranda rutubete ihtiyaç duyduğundan, yaz aylarında ağaç diplerindeki ot, çalı, dal parçaları, kuru yaprakların temizlenmesi ve çapalama çok etkili olmaktadır. İlaçlı mücadele larva kök dokularına girmeden önce yapıldığında etkili olmaktadır.

    5. SONUÇ

    Ağaçlandırma çalışmalarında zararlılarla mücadele söz konusu zararlıyı gördüğümüz anda değil, arazi etüt safhasında başlar son ürün alınana kadar devam eder.

    Mücadeleyi iki safhada inceleyebiliriz.

    Dolaylı mücadele:
    Saha seçimi ve bu sahaya en uygun tür veya klon seçiminden başlar, arazi hazırlığı, sağlıklı fidan seçimi, tekniğine uygun dikim, bakım çalışmalarının eksiksiz yapılması gibi çalışmalardan oluşur. Bu gibi çalışmalar zararlı tasallutunu azaltmada çok etkilidir.

    Doğrudan Mücadele:

    Zararlı tasallutu gözlendiğinde eğer ekonomik zarar söz konusuysa bu mücadele yöntemi kullanılır. Mücadelede yapılacak en son işlem ilaç kullanmak olmalıdır. Safhaları şöyle özetlenebilir:

    a-Mekanik mücadele: Zararlı tasallutuna uğramış ağaç veya fidanın gelişimini engellemeyen dalların kesilmesi, fidanlıklarda zararlı tasallutuna uğramış zayıf kalmış fidanların sökülerek imha edilmesi gibi işlemlerdir.

    b- Kültürel işlemler: Bazı böcekler kültürel işlemlerdeki eksikliklerin bitkilerin mukavemetini azaltması sonucu etkili olmaktadır (Örneğin sulama noksanlığı, M.picta zararı görülmesine yol açar, su ihtiyacı giderildiğinde zararlının etkisi ortadan kalkmaktadır). Köklerde zarar yapan ve larva safhasında biyolojik devrinin bir kısmını toprakta geçiren zararlı böceklere karşı toprak işleme ile başarılı sonuçlar alınmaktadır.

    c- İlaçlı mücadele: Mekanik ve kültürel işlemlerle yeterli sonuç alınamadığı takdirde ilaç kullanımı gündeme gelmektedir. İlaç kullanıldığı takdirde, ilacın seçilmesi, hazırlanması, kullanılma zamanı ile ilgili kriterlere uyulmalıdır.
     
  16. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    KAVAK VE SÖĞÜT ZARARLILARI İLE
    MÜCADELE TEDBİRLERİ

    1.Koruyucu Mücadele:

    Bu mücadele zararlıların gelişini veya etkinliğini önleyici bütün kültürel tedbirleri içerir. Kültürel tedbirler yerine getirilirken entomolojik ve fitopatolojik açıdan en fazla dikkate alınması gereken hususlar aşağıda özetlenmiştir:

    1.1. Yer Seçimi:

    Don çukurlarına kavaklık veya fidanlık kurmaktan kaçınılmalıdır.Çünkü don sebebiyle oluşan yaralar fizyolojik zayıflığa neden oldukları gibi zararlı böcek ve mantarlar için giriş yeri oluştururlar. Özellikle rüzgar etkisinin çok olduğu yerlerde ve uzun süre ıslak kalan sahalarda kavaklık tesis edilmemelidir.

    1.2. Klon Seçimi:

    Kavak için ne kadar uygun bir yer olursa olsun şayet klon isabetle seçilmemişse zararlıların tasallutlarını engellemek mümkün olamaz. Sonuçta kavak fizyolojik zafiyete girer.
    Geç donların olduğu yerlerde tomurcukları erken uyanan klonlar kullanılmamalıdır. Böyle yerlerde diğer şartlar elveriyorsa örneğin I-45/5l klonu tercih edilmelidir.
    Erken donların olduğu yörelerde yeni sürgünlerin odunlaşması geç olan klonları seçmemelidir. Böyle yerlerde P.deltoides klonlarından kaçınılmalıdır. Diğer taraftan erken donların olduğu yerlerde pas mantarına mukavemeti belirlenmiş klonlar kullanılmalıdır.
    Tuzluluk problemi olan yerlerde tuzluluğa dayanıklı klonlar kullanılmalıdır.
    Kavaklıkların tesis edildiği bölgede her zaman etkin olan mantar hastalıkları belirlenerek bunlara mukavemeti bilinen klonlar seçilmelidir. Çünkü, yaprak zararlısı olan pas mantarları gibi bazı mantarlar fizyolojik zayıflığa neden olarak zararlı böcekler için uygun şartlar yaratırlar.
    Rüzgar tehlikesi çok olan yerlerde ehrami tepeli ve küçük yapraklı klonlara yönelmelidir.
    Kavaklık kurulacak yerde sanayi tesislerinden dolayı hava kirliliği var ise, zararı yaratan gaza mukavim olduğu bilinen klonlar kullanılmalıdır.
    1.3. Arazi Hazırlığı:

    Kavaklık tesis olunacak sahada toprak şartlarına uygun arazi hazırlığı yapılmadığı takdirde kavaklar yeterli kök gelişmesi yapamadığından özellikle gerekli su alımında zorlanırlar ve aşağıdaki şartların dikkate alınmaması durumunda ağaçlandırmalarda kesinlikle M. picta pall. tasallutu görülür.
    Kavaklık tesis edilecek sahada tam saha toprak işlemesi yapılmalıdır. Pulluk tabanı oluşmuş ise, toprak işlemeleri bu tabanı yırtacak şekilde ve derin olarak uygulanmalıdır. Aksi takdirde kökler gelişme imkanı bulamazlar.
    Vejetasyon devresi içinde uzun süre su altında kalan ve taban suyu seviyesinin yüzeye çok yakın olduğu yerlerde drenaj kanalları açılmalıdır. Zira kavak durgun suya dayanamaz, susuzluğa eşdeğer bir durum ortaya çıkar.
    Kesilmiş bir kavaklığın yerine yeniden ağaçlandırma yapılacak ise zararlı toprak mantarlarının tasallutuna mani olmak için arazideki köklerin çıkarılmasının şart olduğu, hatta kök mantarları önceden çok etkin oldu ise araziyi 3-5 sene boş bıraktıktan sonra dikim yapılması gerektiği unutulmamalıdır.
    1.4. Kullanılacak Fidanların özellikleri:

    Normal şartlarda en iyi köklenmeyi sağlıklı fidanlar yapacaktır. Bu sebepten yeterli çap gelişmesi yapmış, hastalıksız, böcek tasallutlarına uğramamış fidanlar kullanılmalıdır.
    Dikilecek fidan yeterli şekilde budanmış olmalıdır. Aksi takdirde sürgün sayısına bağlı olarak yaprak sayısı artar yaprakların harcadığı suyu yeterli gelişmeyi henüz yapamamış kökler karşılayamayacağı için fidan dikim krizini atlatamaz ve kesinlikle M. picta tasallutuna uğrar.

    1.5. Dikim Zamanı:

    Tomurcuklar uyanmadan dikim yapılmalıdır. Aksi durumda fidan yeterli kök gelişmesi yapamadan yapraklanma olur, yaprakların harcadığı suyu köklerinden temin edemeyen fidan dikim krizini atlatmada zorlanır.

    1.6. Dikim Çukurunun Derinliği:

    Dikim çukuru derinliği ile ksilofaj böcek tasallutları arasında yakın bir ilişki vardır:
    Kök ile gövde büyüklüğü arasında denge olmaz ise M. picta tasallutu kaçınılmazdır. Dikim çukurunun derinliği ile fidanın boyu arasında yeterli oran olmalıdır. Diğer bir ifade ile dikilecek fidan boyu arttıkça dikim çukuru derinliği artmalıdır.
    Kurak devrede taban suyu seviyesini belirleyip toprağın özelliklerine göre kapilarite ile suyun yükselebileceği seviyeyi dikkate alarak dikim çukuru derinliği belirlenmelidir
    Dikim çukurları açılırken toprağın altında ne olduğu bilinmelidir. Şayet yüzeyden itibaren belli bir derinlikte bir çakıl tabakası veya geçirgen olmayan bir tabaka var ise ve taban suyu seviyesi bu tabakanın altında kalıyorsa kapilerite ile yükselen su bu tabakayı aşamaz.
    Rüzgar zararlılarının çok görüldüğü yerlerde mantıken dikim çukuru derinliği mümkün olduğu kadar arttırılmalıdır.
    Don zararlılarının çok görüldüğü yerlerde derin dikim yapılmalıdır.
    1.7. Dikim Hataları:
    Dikim yapılırken yurdumuzda en çok görülen hata fidan dibine toprak yığılmasıdır.Bu yığın içinde kökler oluşur ve kurak devrede yığınla birlikte içindeki kökler de kurur. Kök - gövde dengesi bozulduğundan fidan krize girer.
    Dikim yapılırken fidan dibine konulan toprak iyi sıkıştırılmaz ise fidan rüzgar ile sallanır ve özellikle ağır topraklarda dipte boşluk oluşur, kökler kopar. Su açığı olur ve M. picta gibi Buprestidae&#65533;lerin tasallutları görülür.
    1.8. Dikim Çukurunun Genişliği:
    Dikim çukurunun geniş açılması fidan için büyük avantaj sağlar. Dikilen fidan işlenmiş bir toprakta kök geliştirme imkanı bulur ve dikim krizini kolay atlatır. Bu sebeple toprak ağırlaştıkça çukurun çapı arttırılmalıdır.

    1.9. Dikim Çukurunun Çeperi:

    Rutubetli ve kil oranı yüksek topraklarda, burgu ile dikim çukuru açıldığında sert ve parlak bir çeper oluşur. Oluşan kökler bu çeperi aşamaz ve genişleyemez. Köklerin bu kısıtlı gelişimi fidanı krize sokar ve zayıf düşmesine sebep olur. Bu sebeple bu çeper dikimden önce bir bel küreği v.s. ile birkaç yerinden yırtılmalıdır.

    1.10. Sulamalar:
    Sulamalar zamanında yapılmalıdır. Verilen su kavağın kök alanının en dibine kadar ulaşacak miktarda olmalıdır. Yeterli suyu alamayan kavakta M. picta, çok aşırı susuzluk durumunda Agrilus sp. tasallutları kaçınılmaz olmaktadır.
    Killi topraklarda bol su kullanarak fakat , seyrek sulama yapılmalıdır. Zira böyle topraklarda suyun kök alanına tamamen işlemesi için zaman gerekir. Durum böyle olduğu halde sulamalar az su kullanarak seyrek yapılırsa M. picta tasallutu görülür.Sık sık sulama yapılırsa yüzeyden itibaren belirli bir tabaka devamlı olarak su ile doygun kalır ve gövdenin bu tabaka içinde kalan kısmı havasız kalarak çürür. Bu durumda ise son derece tehlikeli Agrilus sp. tasallutları görülür.
    Kumlu veya çakıl ve taş oranının yüksekliği sebebiyle çok geçirgen olan topraklarda sulamalar az su ile fakat sık sık yapılmalıdır.
    Taban suyunun yüzeye çok yakın olduğu yer ve zamanlarda sulama yapılmamalıdır. Sulamalar sonucu taban suyu seviyesi daha da yukarı çıkar ve kökler son derece yetersiz bir sahada gelişme zorunda kalacağından kriz başlar.
    Kavaklıkların kirli sular (örneğin kanalizasyon) veya tuz oranı belli bir dereceyi aşan sular ile sulanması son derece tehlikelidir. Özellikle deterjan artıkları kökleri öldürür ve ağaçları ölüme götürür.
    1.11. Toprak İşlemeleri:
    Kavaklıkların tesisinden sonra her yıl uygun zamanlarda sürüm yaparak toprak işlenirse (bunu yaparken ağaçları yaralamaktan kaçınılmalıdır) oluşan köklerin derine gitmesi tahrik edilir ve kök gelişmesi daha iyi olur. Fakat bu toprak işlemelerinin kuruluşu takip eden yıllarda hiç yapmayıp sonradan yapılması durumunda yüzeye yakın kökler tahrip olacağından kök -gövde dengesi aniden bozulur ve ağaç krize girer. Krizin şiddeti az ise M. picta çok ise Agrilus tasallutu görülür.
    Yeni ağaçlandırma sahalarında sulama imkanı yok ise alınabilecek en güzel tedbir kurak devrede yüzeysel toprak işlemeleri yapmaktır.Bu şekilde M. picta tasallutlarını toprak ve iklim şartlarına da bağlı olarak belirli şekilde önlemek mümkündür.
    1.12. Gübreleme:

    Bu konuda en büyük yanlışlık azotlu gübrelerin fazla kullanılmasında yapılmaktadır. Fazla azot, odun dokusunu poroz yaparak, ksilofaj böceklere direnci azalttığı gibi odunlaşma sürecini uzatmakta ve don zararlarının artmasına sebep olmaktadır.Bu nedenle M. picta ; Agrilus sp. ve C. lapathi gibi ksilofaj böceklerin etkin olduğu yerlerde azotlu gübre kullanımına kesinlikle son verilmelidir.

    1.13. Monokültür:

    Bilindiği üzere monokültür zararlıların lehinedir. Geniş sahalarda kavaklıklar kurarken, toprak ve iklim şartlarına bağlı olarak birden fazla klon kullanmak, bant ve alan halinde karışıklık yaratır ki, zararlılardan korunmada son derece olumlu sonuç verir.

    1.14. Budama:

    Budamada yapılan hatalar böcek , mantar , bakteri tasallutları bakımından çok önemlidir. Budamalar ya hiç yapılmamakta ya da ağacı fizyolojik zayıflığa uğratacak şekilde şiddetli uygulanmaktadır.İkinci durumda böcek zararları kendini göstermektedir. Bu sebeple budamalar yapılırken budamanın şiddeti ve zamanı açısından aşağıdaki hususlar dikkate alınmalıdır.
    Budamaların zamanı o yörede etkin olan (veya olabilecek ) zararlının biyolojisine uygun zamanda yapılmalıdır.
    Budamalar gereğinden fazla yapılmamalıdır.
    1.15.Ot Öldürücü İlaçların Yanlış Kullanımı:

    Fidanlık ve ağaçlandırmalarda bazen ara tarım nedeniyle herbisit kullanılmaktadır. Fakat istenmeyen bitkiyi öldüren bir herbisit&#65533;in kavağın köklerini de öldürmesini önlemek için rasgele herbisit kullanılmamalıdır.

    1.16. Ara Tarım:

    Kullanılacak ara tarım bitkisinin özellikle sulama ve toprak işleme açısından istekleri kavağınkiler ile uyum sağlamalıdır.

    2. Doğrudan Mücadele:

    Zararlının etkin olması halinde(Bir zararlının varlığı değil etkin oluşu önemlidir.)uygulanan mücadeledir. Fakat herhangi bir tasallut görüldüğünde düşünülecek ilk şey ilaç kullanma olmamalıdır. Zira bazı kültürel tedbirler alınmaz ise ilaç kullanmanın da yararı yoktur. Bu tür mücadeleye en basit tedbirin ne olduğunu düşünmekle başlamalı, ilaç kullanımı en son çare olmalıdır. Bu anlayışa öncelik verilmede aşağıdaki hususlar dikkate alınmalıdır:

    2.1. Mekanik Mücadele:
    Kavaklık ve fidanlıklar sık sık gezilerek uğradığı tasallut sebebiyle düzelemez duruma gelmiş ağaç veya fidanlar yakılarak imha edilmelidir.
    Tasallutun yoğunluğu imkan veriyor ise, tasalluta uğramış organlar el ile toplanarak veya kesilip alınarak mekanik mücadele yapılmalıdır. Mesela Bystiscus populi L. mücadelesinde içinde böceğin kurdu olan sigarları el ile toplama imkanı vardır.
    2.2. Kültürel Mücadele:

    Kültürel mücadelede iki esaslı silah vardır; Birisi toprak işlemeleri diğeri ise sulamalardır:
    Larva safhasında biyolojik devrinin bir kısmını toprakta geçiren zararlılara karşı toprak işlemeleri ile son derece olumlu sonuçlar almak mümkündür. Mesela Melolontha melolontha L., Capnodis miliaris Klug ve Aegeria apiformis kurtları toprakta bulunur. Bunların kurtları açık hava şartlarına dayanamazlar. Bu sebeple sürüm yaparak bunlara karşı mücadele etmek mümkündür. Diğer tarafta toprak işlemeleri ile bazı böceklere barınak görevi gören bitkiler ile bazı zararlı mantarlara ara konukçu olan bitkiler de ortadan kalkar. Toprak işlemeleri havalanmayı artırarak köklerin çürüklük yapan mantarlara direncini sağlar. Bunun yanı sıra Dothichiza populea ve Cytospora chrysosperma gibi zafiyet mantarlarının etkisini, fidanın gelişimini artırarak büyük ölçüde azaltır.
    Toprak işlemeleri ile mantar tasallutuna uğramış( Örneğin pas mantarları) yaprakları toprağa karıştırarak bulaşmayı çok büyük ölçüde engellemek mümkündür.
    Ağaç köklerinin kemirgenler tarafından tahribi köklerin su ve besin alımını olumsuz etkiler ve ağaçları krize sokar. Bu durumda kemirgenleri rahatsız edici toprak işlemeleri yapmalı veya onlara karşı tiksindirici kimyasal mamuller kullanmalıdır. Durum bu iken ağaç gövdelerine, kabukta yanmaya sebep olan mineral yağ gibi zararlı maddeler sürerek krize sokmamalıdır.
    Sulamalar hem bazı zararlı böceklerin topraktaki kurtların, hem de başta Buprestidae&#65533;ler (özellikle M.picta) olmak üzere ksilofaj böceklerin dolaylı olarak kurtlarını öldürmek için kullanılabilir ve bazen son derece iyi sonuçlar verir. Kavaklarda M. picta tasallutu olduğundan ilk ve etkili tedbir sulamadır. Capnodis miliaris Klug. erginleri görüldüğünde sulama yapılırsa ve toprak rutubeti % 80 civarında tutulursa, yumurtadan çıkan kurt köke ulaşamaz ve açlıktan ölür. Gypsonoma aceriana&#65533;nın fidanlıklarda ilkbaharda görülen ilk generasyonunda, yapılan sulamalar ile sürgün içindeki kurtları, büyüme enerjisi ile başka bir tedbir almadan tamamen öldürmek mümkündür.
    2.3. İlaçlı Mücadele:

    İlaçlamalarda yapılan hatalar hem beklenen neticelerin alınmasını önlemekte hem de ilaç kullanımını arttırmaktadır. Bu sebeple bu tür mücadelede aşağıda belirtilen hususlara dikkat etmelidir.
    Bir zararlı ortaya çıktığında hemen ilaç kullanımına girişildiği uygulamada çok sık rastlanılan bir durumdur. İlaçlamada amaç, zararlıyı ekonomik zarar sınırı altında tutmak olmalıdır. Bu sınır ise ağacın tabi tutulduğu kültürel çalışmalar, yaş, ekolojik şartlar ve hatta ağacın değerlendirilmesi şekline göre değişimler gösterir. Bu sınıra hangi şartlarda ne zaman varıldığını tespit ise bilgi ve deneyim ister, uzman gözüyle incelemeyi gerektirir. Bu tür mücadeleye karar vermede esas unsur; böceğin mevcut olması değil, ekonomik zarar yapıcı düzeyde bulunması ya da bu düzeye ulaşabilmesi durumudur.Yani ilaç zararlı var diye değil, etkin zarar yaptığında kullanılmalıdır. Normal gelişmesini yapmış iki yaşından büyük bir kavak ağacının tacının, ilkbaharda bir böcek tarafından %50 sinin ortadan kaldırılmasıyla artım kaybının sıfır olduğu araştırmalar sonucu ortaya konulmuştur.
    Herhangi bir zararlı böceğe karşı ilaçlardan birinin rasgele seçimi çok yanlıştır. Bir zararlının hangi biyolojik devresinde hangi ilacın yeterli düzeyde etkin olduğu araştırmalarla ortaya konmaktadır.
    Uygulayıcı önerilen ilaçlar içinden seçim yaparken özellikle şu konuları dikkate almalıdır: Zararlı böceğin belli bir biyolojik devresinde kullanılması önerilen bir ilacın her yerde aynı sonucu vermesi mümkün olmayabilir. Zira ilaçların etkinliğini sınırlayan ya da arttıran sıcaklık ve nemlilik koşulları vardır. Bu koşullardan uzaklaştıkça ilacın etkisi azalır ve hatta ağaçta tahribata neden olabilir. Bu nedenle ilaç seçerken özellikle kullanılacak yerdeki iklim koşulları ilacın aktif maddesinin gerektirdiği koşullarla mutlaka mukayese edilmelidir.
    a-Kullanılacak ilaç "selektif" olmalı; yani sadece mücadelesini düşündüğümüz zararlı sınıfına etki etmeli, böylece yararlı böceklere zarar verilmemelidir.
    b-Seçilen ilaç, ağacın fenolojik devresine bağlı olarak zarar yapmamalıdır.
    c- Etki süresi uzun olan ilaçlar; ancak çok gerektiği durumlarda kullanılmalıdır. Zira bu tür ilaçlar, ilaçlama sonrası göç ederek gelen yararlı böcekleri de büyük ölçüde öldürmektedirler.
    d- Önerilen ilaçlardan, insan ve diğer sıcak kanlılar için zehir etkisi az olanlar tercih edilmelidir. Bunun için LD 50 değerleri küçük olanları kullanmaktan mümkün olduğunca kaçınmalıdır.
    e- Önerilen ilaçlardan ucuz olanları tercih edilmeli, bu arada aynı ilacın aynı yerde ve aynı zararlıya karşı yıllarca kullanımı ile o ilaç aktif maddesine dayanıklı böcek neslinin oluşumuna engel olmak için, yukarıdaki esasları dikkate almak kaydıyla, devamlı olarak aynı ilacı kullanmaktan kaçınmalıdır.
    İlaçlama aletinin seçiminde ilacın formülasyonundan başka; hava durumu, zararlının ağaç üzerinde bulunduğu yerler ve hayat devresi, ağaçlar arası mesafe, arazi durumu ile ilaçlamanın bitirilmesi gerekli devre gibi konular dikkate alınmalıdır. Bu konularda yapılacak yanlışlıklar ilacın etkisini çok azaltır. Örneğin henüz kabuk , ya da kabuk altı dokularda iken kavaklarda; C. lapathi, M. picta gibi böceklerin kurtlarına karşı sıvı ilacın fırça ile gövdeye uygulanması, ilacın kabuğa iyi işlemesini sağladığından, pulverizasyona göre çok daha iyi sonuç vermektedir.
    İlaçlama aletleri her kullanımdan sonra bütün aksamı ile yıkanıp temizlenmelidir. Bu temizlik başka bir türlü ilaç kullanılacak ise, daha büyük titizlikle yapılmalıdır. Özellikle alet önceden ot ilacı atmada kullanılmış ise temizlikten sonra aletin deposu amonyaklı su ile doldurulup 24 saat bekletilmelidir.
    Su ile karıştırılarak kullanılan ilaçlarda karışımın dikkatle hazırlanması gerekir. Oysaki uygulamada bu konuda çok büyük yanlışlıklar yapılmaktadır. Herhangi bir böceğe karşı; bir sıvı ilaç kullanımı ortaya çıkmış ve sonuçta bir karışım hazırlanması gerekmiş ise şu hususlar hiçbir zaman unutulmamalıdır.
    a)Temiz su kullanılmalıdır.

    b)Tavsiye edilen konsantrasyona mutlaka uyulmalıdır.Az kullanılırsa kesinlikle sonuç alınamaz. Daha yüksek konsantrasyonlarda kullanıldığında ise her şeyden önce ekonomik açıdan zarara uğranılır. Yüksek konsantrasyon kullanımının yararı olmadığı gibi, bazı durumlarda bitkide yanma ve benzeri şekilde görülen zararlara da sebep olunabilir. Öte yandan önerilenin üzerinde konsantrasyon yararlı böceklerin daha çok sayıda ölmesine ve bu yolla doğal dengenin zararlılar lehine bozulmasına neden olur.

    c)Konsantrasyonu sağlamada esas olan tavsiye edilen ilacın içerdiği aktif madde yüzdesidir. Bu nedenle ilacın ticari adına dayanarak karışım hazırlamak çok büyük yanlışlıklar oluşturmaktadır. İlaç karışımı hazırlamadan önce ilacın ticari ismi değil, aktif maddenin konsantrasyonunun ne olduğu bilinmelidir.

    d)Karışım hazırlanırken boş depoya önerilen miktarda ilaç konulup sonra su eklemekten kesinlikle kaçınılmalıdır. Kullanılacak ilaç ayrı bir kapta bir miktar su ile karıştırılıp hazırlandıktan sonra, üzerine konsantrasyona uyacak şekilde su eklenmelidir.

    e)Hazırlanan ilaç karışımı hemen kullanılmalıdır. Zira en iyi ilaç bile zamanla çöker ve homojen duruma gelmesi zorlaşır. Üstelik kullanılan suyun pHsı yüksek ise, hazırlanan karışım bozulur ve ilacın etkinliği yok olabilir.
    Uygulamada sık görülen yanlışlardan birisi de ; ilaçların rasgele karıştırılmasıdır. Her şeyden önce 2 ilacı birbirine karıştırma gereği olup olmadığı tespit edilmelidir. Bu genelde aynı zararlının çeşitli devredeki fertlerini öldürmek ya da iki ayrı zararlıya karşı aynı zamanda mücadele etmek için yapılan bir işlemdir.
    Bir zararlı böceğe karşı ilaçlama zamanını tespit iki yönde ele alınmalıdır.

    a) Zararlının biyolojisine bağlı olarak zamanlama: Zararlının ağaç üzerinde ilacın ulaşabildiği yerde ve uygun biyolojik devrede olduğu zamanı kapsar. Çeşitli etkenler altında bu dönem her yıl aynı zamana rastlamaz ve her yöreye göre de değişim gösterir. İlaçlama devresi için Mart sonu ya da Nisan başı gibi belirli bir tarih değil ; zararlının uygun biyolojik devreye gelip gelmediği esas alınmalıdır. Örneğin Marmara yöresinde C. lapathi ye karşı ancak tomurcukların patlaması ile nisan ayı ortası arasında ilaç kullanmak mümkündür. Bu devreyi örneğin; Erzurum şartları için geçerli saymak mümkün değildir.

    b)İlacın kimyasal yapısına göre belirlenen ikinci bir zamanlama daha vardır. Bu konuda çok çarpıcı bir örneği C. lapathi'ye karşı yapılan bir ilaçlamadan verebiliriz. Parathion ve Diazinon esaslı 2 ilaçla bu zararlının kurtlarına karşı yapılan ilaçlama denemesinde , aynı hava sıcaklığında ve aynı konsantrasyonda nispi hava rutubeti arttıkça kurtların ölüm yüzdesi de artmıştır. Bu artış alçak konsantrasyonda daha belirgin olmuştur. 100 litre suya l00 gram Parathion ilavesiyle hazırlanan konsantrasyondaki ilaç mahlül % 50 nisbi hava rutubetinde kullanıldığında ölüm yüzdesi % 35, % 85 nispi hava rutubetinde % 70 olmuştur. Konsantrasyonda aktif madde yüzdesi l50 gram olduğunda ise ölüm yüzdesi oranları % 50 nisbi rutubette % 67, % 85 nisbi rutubette ise % 80 bulunmuştur. Görüldüğü gibi ilacın kullanımı sırasında nisbi hava rutubeti son derece önemli rol oynamıştır. Bu durum ilacın özelliğine göre ilaçlama yapılırken hava hallerinin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır.
     
  17. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    KAVAK ZARARLISI ÖNEMLİ MANTAR, VİRÜS ve BAKTERİLER

    1. Yaprak ve Sürgün Zararlısı Mantarlar
    1.1. Melampsora sp. (Pas mantarları)

    Kavak yapraklarında "Pas Hastalığı"nın nedeni olarak bilinen ve hepsi de parazit olarak pas mantarları grubu içinde yerini alan, Melampsora cinsi, kavakçılıkta büyük bir öneme sahiptir.

    Yurdumuzda kavaklar üzerinde saptanan en önemli Melampsora türü Melampsora allii-populina Kleb 'dir Bu mantar genellikle iklim şartlarına bağlı olarak Haziran ayından itibaren, kavak yapraklarının alt yüzünde, önceleri, takriben 0.5 mm çapında, seyrek, açık sarı, daha sonra tamamen yaprak yüzeyini kaplayan ve 1-1.5 mm çap'a kadar varabilen, bu arada rengi de portakal sarısı ve sonunda pas rengine dönüşen spor yatakları (Uredo yatakları) ile ortaya çıkar. Önceleri üzerleri bir zarla kaplı olan bu yataklar sporların olgunlaşıp portakal sarısı rengini almasıyla, açılarak içindeki sayısız Uredospor'ların yağmur, böcek, rüzgar ve hatta insanlar aracılığı ile etrafa yayılmasını sağlarlar (Resim 19).

    Büyüme mevsimi içinde, hastalığın bir fertten diğerine bulaşması bu yolla olmaktadır. İklim şartlarının uygunluğu ve bazen duyarlı klonların varlığı ile, yaprak yüzeyi tamamen bu yataklarla örtülür. Neticede yaprak adeta kırmızı pas rengini alır ve bunun sonucunda oluşan nekroz sonrasında erken ve şiddetli olarak alt dallardan başlayan bir yaprak dökümü ortaya çıkabilir. Bitkinin bir taraftan dökülen yapraklardan dolayı besin kaybına uğraması, diğer taraftan genç sürgünlerin gerekli şekilde odunlaşmaması sonucu bu fidanların soğuk ve dondan zarar görmeleri kaçınılmazdır .

    Bunun sonucu olarak diğer sekonder karakterli böcek ve mantarların özellikle, Cytospora chrysosperma (Pers.) Fr. nın tasallutu görülebilir . Melampsora allii-populina Kleb. belli şartlarda biyolojik seyrini ara konukçu bitki olmadan tamamlayamamaktadır. Bu bakımdan, bu floranın sahadan uzaklaştırılması önemli bir koruma önlemi olarak gözden uzak tutulmamalıdır. Ayrıca, yere dökülen ve gelecek büyüme devresi içinde hastalığın ortaya çıkışı ve yayılmasını sağlayacak yaprakların derin bir sürümle toprağa karıştırılarak ortadan kaldırılması, ihmal edilmemelidir . Fidanlık ve ağaçlandırmalarda bu mantara karşı uygulanacak kimyasal bir mücadele, ancak kültürel önlemlerle beraber yürütüldüğünde başarılı olmaktadır .

    1.2. Marssonina brunnea (Ell.et Ev) P.Magn.

    Dünya kavakçılığının en önemli parazit mantarlarından biri olan Marssonina brunnea (Ell. Et Ev.) P. Magn. Kavaklarda büyük ekonomik zararlara sebep olabilmekte ve bazı önemli kavak klonlarının kullanımını engellemektedir. Bu mantar, iklim koşullarına bağlı olarak, genellikle Nisan ayından itibaren kavak fidanlık ve ağaçlandırmalarında yapraklar üzerinde çok küçük, önceleri tek tek dağılmış, yuvarlak, kahverengi, orta kısımları pulumsu, beyaz görünüşlü lekecikler ile ortaya çıkar.

    Uygun şartlarda, bu lekecikler büyüyerek 1-2 mm çap'a ulaşır ve daha sonra da bunların birleşmeleri sonucu oluşan, geniş kahverengi lekeler yaprağı kaplar. Bunlar, aslında mantarın eşeysiz üreme organlarıdır (Acervulus). Mantar, şiddetli tasallut sonucunda bazen yaprak damarlarında, yaprak sapında ve genç dallarda da görülür (Resim 20). Duyarlı kavak klonlarında bu mantarın erken ve ani yaprak dökümüne, taze sürgün kopmalarına, hatta yaşlı ağaçların odunlarında önemli deformasyonlara sebep olduğu da belirlenmiştir.

    Uygun iklim şartlarında, mantarın olgunlaşan karakteristik sporları; rüzgar, yağmur, böcekler aracılığı ile etrafa dağıtarak hastalığı bulaştırır ve bu durum büyüme devresi boyunca devam eder. İlk tasallutlar ve kurumalar, alt dallardan başlar ve kuruyan yapraklar kıvrılarak dökülür. Sonuçta, fidan ve ağaçların yalnız tepe kısımlarındaki dallarında açık renkli, seyrek yapraklar dikkati çeker ki bu, mantarın varlığını belirleyici enteresan bir görünümdür.

    2. Gövde ve Dallara Arız Olan Mantarlar
    2.1. Cytospora chrysosperma (Pers.) Fr.

    Dünyada ve Ülkemizde melez kavaklarda olduğu gibi, Karakavak fidanlık ve ağaçlandırmalarında gövde ve dallara tasallut eden en önemli mantarlardan biridir. Cytospora chrysosperma (Pers.) Fr. sağlık durumu bozulmuş fertlere tasallut ederek, zararlı olmaktadır. Bu mantar ülkemizde, özellikle Karakavaklarda don, dolu zararı görmüş veya birkaç yıl arka arkaya Septoria populi Derm'nin tasallutuna uğramış, fertler üzerinde daha sık görülmektedir.

    Hastalığın ilk belirtileri, kambiyumun tahribi sonunda kabukta görülen ve esmerden siyaha kadar değişen, renkli lekelerdir . Hastalığın daha ileri aşamasında kabuk üzerinde, küçük, siyah, yuvarlakça, yaklaşık 0,1-0,2 mm. büyüklüğündeki kabartılar dikkati çeker. Bu kabartılar, mantarın eşeysiz üreme organlarıdır (Pycinidium). Bu organlar genellikle Mart ve Nisan aylarında belirgin hale gelirler. Hastalığın daha ileri aşamasında bu mantar için çok karakteristik olan, önceki çok küçük sarımsı, sonraları boyları 3-4 cm'ye kadar varan sarı portakal renginden, canlı kırmızıya varan, helezoni, kıvrımlı kordonlar, belirir (Resim 21).

    Rutubetli şartlarda, özellikle yağmurdan sonra, üreme organlarını dolduran olgunlaşmış sporlar, dışarıya atılarak rüzgar, yağmur ve böcekler aracılığıyla çevreye yayılır ve hastalığın bulaşmasına neden olurlar. Bu mantarın kavaklara tasallutu, ağaçların en hassas olduğu ve kendisinin de en faal bulunduğu kış aylarına rastlar. Bu suretle, ortaya çıkan hastalık gelişerek Ağustos-Eylül sonuna kadar devam eder.

    Ancak, büyüme mevsiminin başında, hastalığın gelişmesi yönünden bir yavaşlama vardır. Bu arada, fidanlar için uygun şartlar yoksa ve meteorolojik açıdan çok şiddetli sıcaklar, geç donlar ve zayıf fidan kullanılması gibi şartlar bir araya gelirse, hastalık büyüme mevsiminin başında ortaya çıkarak, kısa bir süre içinde tüm fertleri ölüme götürebilir. Bu mantara karşı koruma önlemleri, genel anlamıyla kültürel önlemleri içerir.

    2.2. Discosporium populeum Sacc. et Briard. (Dothichiza populea Sacc.et Briard.)
    Yıllardan beri kavak fidanlık ve genç ağaçlandırmalarında, dal ve gövdelere tasallutuyla tanınan en önemli mantarlardan biridir. Bu mantar, yurdumuzda son senelerde etkin zararlara neden olmaktadır. Mantarın bitkiye işleyebilmesi için bir giriş yerinin olması şarttır. Düşen yaprak sapının hasıl ettiği yara, tomurcukların kopma yerleri, taze sürgünlerin uç kısımları bile mantarın girişi için uygun yerlerdir. Bu mantarın, ilk belirtisi genç gövde ve dallarda kabuk üzerinde, çeşitli büyüklükteki açık kahverengiden siyaha varan lekelerdir.

    Hastalığın daha ileri dönemlerinde ise, kabuğun açılmasıyla ortaya çıkan 0.5-2 mm. çapında, üzeri pullu, ağzı koyu kahverengi, siyah renkli bir krateri andıran bazen tek tek dağıtılmış, bazen ise birleşerek daha genişlemiş oluşumlar (Resim 22) dikkati çeker ki bunlar, mantarın spor organlarıdır (Pycnidium). İklim koşullarının uygunluğuna göre değişmekle birlikte, genellikle Mart-Nisan aylarında bu spor organları içinde yer alan olgunlaşmış sayısız, çok küçük sporlar, rüzgar, yağmur ve böcekler aracılığıyla çevreye dağılarak hastalığı yayarlar.

    Hastalığın kavaklarda gelişimi, fidanların en duyarlı, parazitlerin de en aktif bulunduğu Ekim-Mart aylarına rastlar. Böylece gelişmesini sürdüren hastalığın eylül ayı sonuna kadar devam ettiği görülür. Bu mantarlara karşı korunma önlemlerinin başında, konunun fidanlıktan itibaren ele alınması düşünülmelidir. Tüm çeliklerin dezenfekte edildikten sonra kullanılması ve dağıtılması gereklidir. Bunun için de, çeliklerin % 2'lik civalı preparatlarla işlem gördükten sonra dikilmesi uygundur. D.populea bir zayıflık paraziti olduğundan alınacak koruma önlemlerinin ağırlık merkezinin kültürel önlemler oluşturmaktadır. Ancak, öncelikle en etkili ve kesin korunma önleminin, hastalığa dirençli klonların seçimi olduğu unutulmamalıdır.

    3. Köklere Arız Olan Mantarlar

    Bu tür mantarlar kök çürüklüğüne neden olurlar. Tasalluta uğrayan kavağın yaprakları sararıp dökülür ve neticede ağaç kurur. Corticium sp., Rosellinia sp. ve Armillaria mellea (Fr) Karst. (Resim 23) en fazla rastlanan kök mantarlarıdır. Bunlar yalnız köklere değil gövdenin toprak seviyesinde de çürükler yaparlar. Kök mantarına karşı alınabilecek en etkili önlem: kavakların kesiminden sonra arazideki kök artıklarını temizlemek, iki-üç yıl geçmeden aynı araziye kavak dikmemektir. Dikimlerden sonra ise toprağın havalanmasını sağlayacak toprak işlemelerine önem verilmelidir.

    4. Virüs Hastalıkları

    Virüs hastalıkları genellikle yaprak renginde değişmeler, yaprak, gövde ve dallarda anormal gelişme, kabuk nekrozu gibi belirtilerle ortaya çıkar. Bu hastalıklar kavağın normal gelişimini aksatırlar, en önemlisi Mozaik virüsüdür (Resim 24).

    5. Bakteri Hastalıkları

    Bakteri hastalıkları çürüklük, nekroz, solgunluk,ur ve kanser oluşumları ile kendini gösterir. En önemlisi ve en çok görüleni ur oluşumuna sebep olan Agrobacterium tumefaciens 'dir. Bu bakterinin oluşturduğu önceleri ufak ve üstleri düz, sonradan renkleri esmerleşerek sertleşen girintili çıkıntılı şekil alan urlar, bitkinin hem toprak altı hem de toprak üstü kısımlarında görülebilir. Ancak en fazla kök boğazı ve ana kök üzerinde rastlanır.
     
  18. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    Kavak ağacı, özellikle yurdumuzun ormanca fakir olan bölgelerinde, halkımız, tarafından çok iyi bilinen ve uzun yıllardan beri sevilerek yetiştirilen bir ağaç türüdür. Ağaçsız bölgelerde yaşayan köylümüzün başta yapı kerestesi olmak üzere, odun hammaddesine duyduğu her türlü ihtiyacı kavaklardan karşılanır.
    Kavak ağacı dikmek ve kavakçılık yapmak, arazinin değerlendirilmesinde karlı bir işletme şeklidir ve orman dışı alanlardan odun üretimi için çok önemli bir kaynaktır. Toprak kullanma bakımından tarım için emniyetli olmayan kenar arazilerin değerlendirilmesini sağlar. Diğer taraftan özel aralıklarla dikilmek suretiyle çevresindeki arazinin tarımsal ürün verimin artmasına yardımcı olur. Ayrıca tarım arazisinin orasına burasına serpilmiş şekilde ağaçlar, halkımızın yakacak ve yapacak odun ihtiyacını karşılar ve dar zamanlarda onlara yardımcı olurlar (Resim 1).

    Fidan Üretimi
    Modern ve teknik kavakçılıkta ağaçlandırmalar fidan kullanmak suretiyle kurulur. Bu nedenle sağlıklı, sağlam gövde yapısına sahip, söküldükten sonra fazla bekletilmemiş kaliteli fidanlar satın alınmalı, ne olduğu belli olmayan, dal veya çelikler kullanılmamalıdır. Boyları 2.5-3.0 metreden ve yerden bir metre yükseklikten ölçülen çapları 2.5 santimden daha az olan melez kavak fidanları alınıp dikilmemeli, özellikle daha kalın çaplı fidanlar tercih edilmelidir.
    Kavaklar endüstriyel anlamda vejetatif yoldan gövde çelikleri vasıtasıyla üretilirler. Böylece klon denilen belli ve iyi özelliklere sahip fertler genetik olarak değişmemiş olarak, uzun müddet yetiştirilebilirler (Resim 2).
    Çeliklerin Elde Edilmesi

    Çelikler, çok yaşlı ağaçların bir yaşındaki çeşitli sürgünlerinden ve çelik elde etmek amacıyla tesis edilen çelik bahçelerinden elde edilirler. Çelikler alınırken gövdenin odunlaşmış ve tomurcukların tam teşekkül etmiş olmasına dikkat edilmelidir. Çeliklerin kalınlığı 15 mm'den az ve 30 mm'den çok olmamalıdır. Pratik olarak baş parmak kalınlığında olan melez kavak çelikleri fidan yetiştirmede en iyi sonucu verirler. Çelik uzunluğu genellikle 20-22 cm arasında değişir. Çelik üzerinde 5-6 adet tomurcuk bulunması uzunluğu tayin edecek iyi bir ölçüdür

    Kullanılacak sürgünlerin ve gövdelerin, çelik halinde kesilip toprağa dikilebilecekleri en uygun zaman kış sonu veya ilkbahar başlangıcıdır.
    Değişik iklimlerde de olsa toprağın çelik dikim zamanında tavda olması şarttır. Don korkusu olmayan yerlerde çelikler büyümenin durduğu mevsimin herhangi bir zamanında ve hemen toprağa dikilmek üzere alınabilirler. Çeliklerin kesilirken kaide olarak üst kısmı düz, alt kısmı meyilli olarak kesilir. Böylece dikim esnasında çeliklerin alt ve üst kısımları kolayca ayırt edilebilir. Ayrıca meyilli kesim dikim anında çeliklerin toprağa kolayca girmesini sağlar.

    Çeliklerin Dikilmesi

    Çeliklerin dikileceği topraklar:
    gıda maddelerince zengin, derin, oldukça gevşek, hafif alkalen, doğal olarak serin, sulanmaya uygun, organik maddelerle iyi bir şekilde gübrelenmiş olmalıdır. Ayrıca toprak, çelik dikimlerine hazırlanırken derin bir şekilde sürülmelidir.
    Fidan yetiştirmek için kullanılacak fidanlıkta veya özel arazi parçasında çelikler düzenli bir aralık ve uzaklıkta dikilirler. Sıralar üzerinde çelikler arasındaki uzaklık, melez kavaklar için 50 cm'den az olmamalıdır. Sıra aralıkları ise 1.50 m ile 2.00 m arasında değişebilir. Ancak bu aralık, bakım için kullanılacak traktörün ve ekipman cinsine göre 2.20 m'ye kadar büyüyebilir.
    Gövde çelikleri, toprak yumuşak ve tavda olduğu taktirde doğrudan doğruya toprağa sokulmak suretiyle dikilirler. Toprağa sokulan çeliklerin etrafının toprakla iyice sarılması temin edilmelidir. Dikim yapılacak topraklar pek gevşek değilse ve çeliklerin zedelenme ihtimali varsa, dikimden önce çizel pullukla açılan çizgiler içerisine dikim yapılmalıdır .

    Fidanlıkta Uygulanacak Bakımlar

    Dikimi yapılacak çeliklere, zamana ve toprağın nemine bağlı olarak vakit geçirmeden su verilmesi gerekir .Çeliğin köklenmeğe başladığı ve diğer otsu bitkilerle rekabette bulunduğu bu devrelerde çapa yapılması mutlaka gereklidir. Ancak ilk zamanlarda fidan etrafındaki otların elle temizlenmesi, sadece boşlukların çapalanması, görememekten dolayı meydana gelecek olan zayiatları önler. Fidanlıkta fidan aralarında hiçbir şekilde ot çıkmasına izin verilmemelidir. İlk yıl boyunca devamlı bir şekilde ve bir programa göre; önce sıra üzerlerinde çapa ile derince toprak işlenmeli ve ot mücadelesi yapılmalı, sonra sıra aralarında diskaro çekilerek bakım işlemi tamamlanmalıdır. Ayrıca periyodik sulamalara devam edilmelidir .

    Dikilmiş olan gövde çelikleri genellikle birden fazla sürgün verirler. Bu sürgünler 35-40 cm'e ulaştıkları zaman en kuvvetlisi bırakılır, diğerleri dipten kesilirler. Bu işleme tekleme denir. Teklemeden bir veya iki gün sonra muhakkak sulama yapılmalıdır. Genellikle teklemeden başka ilk yıl budama yapılmaz. İkinci yıl vejetasyon mevsiminin başlamasından önceki yapraksız dönemde gövde uzunluğunun topraktan itibaren üçte birlik kısmındaki dallar budanır ve çatal tepeler düzeltilir. Bu anda dikkat edilecek husus fidanların gövdelerini kısa zamanda ve en kuvvetli şekilde geliştirebilmeleri için yeteri kadar dala ve yaprağa sahip olmalarına dikkat etmek, aşırı budamaya kaçmamaktır .

    Genellikle ikinci yılın yaz sonunda veya Ağustos sonunda, fidanlar çeşitli parazitlerin girişini engellemek için dal diplerinde hafif tırnaklar kalacak şekilde, elin yetiştiği yere kadar budanarak dallardan temizlenir. Böylece fidanlar sınıflandırılmaya ve sökülmeğe hazır hale gelirler .
    Tüm bu bakım tedbirleri yanında, fidanlıkta böcek ve hastalıklar sıkı bir şekilde takip edilmelidir. Herhangi bir böcek ve hastalık görüldüğü takdirde muhakkak koruyucu ilaçlama veya mücadele yapılmalıdır. Tereddüt anında ise bu konuda yardım istenmelidir.

    Sınıflandırma ve Söküm
    Kavak yetiştiren fidanlıklarda 2 yaşındaki (0-2) kavak fidanları iki kalite sınıfına ayrılarak yetiştiriciye dağıtılmaktadır. Bununla beraber 1 yaşında iyi gelişmiş fidanlar da elverişli yetişme yerlerinde dikime uygun sayılırlar. Melez kavak fidanları fidanlıktan sökülmeden önce, yerden 1.00 m yükseklikten ölçülen çapına göre: 4.0 cm'den büyük olanlar I.'ci sınıf, 2.5-4.0 cm arasında olanlar II'.ci sınıf olarak ayrılırlar. Ölçme yapılan yere kaliteye göre kırmızı yağlı boya ile bir çizgi veya iki çizgi çizilir. İkinci sınıf olmayan, yani 2.5 cm çaptan daha ince olan cılız fidanların kullanılmasına izin verilmez.
    Ayrıca çap bakımından her iki sınıfa dahil olan fakat kırık, yaralı, hastalıklı ve böcek tahribatı bulunan fidanların dağıtılmasına ve kullanılmasına izin verilmemelidir .
    Fidanlar dikime uygun zamanlarda sökülürler. Söküm işlemi keskin bel küreklerle veya genellikle traktöre monte edilen özel söküm bıçağı ile yapılır. Bu bıçaklar güçlü traktörlerle fidan köklerinin altından geçirilir. Böylece fidanların yan kökleri kesilir ve yerinden büyük ölçüde oynar. Sonra işçiler vasıtasıyla topraktan kolayca çıkarılarak kökleri 15-20 cm kalacak şekilde budanır ve sonradan kullanılmak üzere arazinin uygun bir yerinde gömüye alınırlar.
     
  19. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    Basınımızda zaman zaman bahar aylarında kavak ağaçlarından yayılan pamukçuklara "polen" yakıştırması yapılarak, bunların alerjen olduklar veya başka şekillerde insan sağlığını kötü yönde etkilediği yönde yazılar yer almaktadır. Bazı gerçekler bilinmeden yapılan bu tür spekülasyonlar, Türkiye’de ve birçok ülkede çok önemli bir ağaç türü olan kavaklara karşı halkımızın, üreticilerimizin ve yerel yönetimlerin olumsuz görüş ve düşüncelere sahip olmasına yol açabilmektedir. Hatta bazı bölgelerimizde, halkın da baskısıyla yerel yönetimlerin kavağa karşı adeta savaş açtıkları ve bölgelerindeki kavak ağaçlarını kitle halinde kestirdikleri duyulmaktadır. Ancak, aşağıdaki 28/4/2005 tarihli Posta Gazetesi'nden alınma aşağıdaki haberde de görüleceği üzere, bu iddiaların doğru olmadığı bilim adamlarınca ifade edilmektedir.

    Öncelikle, dişi kavak ağaçlarından yayılan ve aşağıdaki resimde görülen bu pamukçukların "polen" olmadığı bilinmelidir.

    Kavaklar bir cinsli iki evcikli ağaçlardır. Diğer bir ifadeyle bir kavak ağacı ya dişi, ya da erkektir. Dişi kavak ağaçları üzerindeki tohum salkımlarında oluşan ve olgunlaşmış tohumu taşıyan pamukçuklar Mayıs ayında uçarak etrafa yayılırlar.

    Esasen insan sağlığına hiçbir zararlı etkisi bulunmayan ve kısa süre etrafta uçuşmaktan başka bir zararı olmayan bu pamukçuklar polen değil; ağacın tohumlarının rüzgarla uzak mesafelere taşınmasını sağlayan tabii birer paraşüttür. Buna karşılık erkek kavak ağaçları pamukçuk yaymazlar. Kent ağaçlandırmalarında pamukçuk oluşturmayan ve aşağıda gösterilen erkek kavak ağaçlarının (bazı kavak klonları erkektir) kullanılması halinde böyle bir sorun ile karşılaşılmayacağı açıktır.
    Ülkemizde yaygın olarak üretilen kavak klonları ve cinsiyetleri şöyledir:
    I-214, İtalyan melez kavağı, dişi
    KOCABEY, Karakavak, dişi
    SAMSUN, Amerikan Karakavağı, erkek
    GAZİ, Karakavak, erkek
    ANADOLU, Karakavak, erkek

    Kavak, hızlı büyümesi ve yüksek odun verimi ile çok önemli bir ticari ağaç türü olmasının yanında, park ve bahçelerde süs ağacı olarak da kullanılmaktadır. Ancak kavaklar park - bahçe ve yerleşim yerlerinde peyzaj amaçlı olarak dikilirken, öncelikle pamukçuklarla ilgili asılsız şikayetlere konu olmamaları için, yukarıda açıklanan özelliklerine dikkat edilmelidir.
    Belediyelerin, peyzaj mimarlarının ve park - bahçe düzenlemesi ile uğraşan kişilerin bu gerçekleri bilmelerinde ve şikayetlerin önüne geçmek için park-bahçelerde mutlaka erkek klon kullanmalarında yarar vardır.

    Diğer taraftan, eğer "polen" denilen ve erkek çiçek organlarından yayılan, alerjik etkileriyle bazı insanların sağlığını olumsuz yönde etkileyebilen çiçek tozları ele alınacak olursa, sadece kavakların değil, çiçekli-çiçeksiz tüm bitkilerin üremek için polen yaydığı unutulmamalıdır.

    Bitkiler, gözle görülemeyecek kadar küçük olan ve bir kısmı rüzgarlarla km'lerce uzağa taşınan bu tozlar vasıtasıyla tohum bağlayıp, meyva verebilmektedirler. Hepsi birer polen kaynağı olan tarımsal bitkilerin hem daha yaygın, hem de her zaman insanlara daha yakın olduğu düşünülecek olursa, kavaklar söz konusu edilmeden önce bunların çok daha ön planda olduğu görülecektir. Ancak bitkiler polen yayıyor diye ne tarımsal faaliyetleri durdurmak, ne de kavaklıkları ortadan kaldırmak, hatta bunların sözünü bile etmek mümkün değildir.

    Erkek kavak ağaçlarında, henüz yapraklanmadan önce Nisan ayı içinde, 4-5 cm uzunluğunda ve 1-2 cm kalınlığındaki erkek çiçek salkımları oluşmakta ve bunlar olgunlaştıktan sonra içlerindeki polenler rüzgar vasıtasıyla çevreye yayılmaktadır. Aşağıdaki resimde de görüldüğü gibi, sarı renkte ve toz halindeki bu polenler, genelde kent halkı tarafından şikayet konusu olmamakta, yerlerde toz halinde görülebilmektedirler.

    polen.jpg

    Diğer taraftan, polenlerden başka, yine alerji etmeni birçok toz, bakteri ve mantarların, Kuzey Afrika çöllerinden rüzgarlarla özellikle bahar aylarında ülkemize kadar taşındığı bilinmektedir (Prof. Dr. Cemal SAYDAM).

    Kavak ağaçları ve gerek ticari, gerekse peyzaj amaçlı kavak dikimleri hakkında, talep eden herkesin başta İzmit, Kavakçılık Araştırma Enstitüsü olmak üzere Çevre ve Orman Bakanlığı'nın herhangi bir fidanlığından gerekli bilgileri ve bazı fidanlıklardan yukarıda isimleri verilen erkek kavak klonlarını temin etmeleri mümkündür.
    Kavak ağacı, hızlı büyümesi, ucuz ve hızlı odun verimi, yazın koyu gölgesi ile gerek kent sakinlerinin, gerekse köylünün yüzyıllardan beri beğenerek yetiştirdiği geleneksel bir ağaç türümüz olarak varlığını sürdürecektir.
     
  20. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    Fagus orientalis (Doğu Kayını)

    Doğu Kayını
    Familya: Fagaceae - Kayıngiller
    Latince İsim: Fagus orientalis
    İngilizce: Oriental Beech
    Türkçe: Doğu Kayını
    Yerel: Bangıraz, Mağraz, Bağnaz
    Özellik: Yapraklarını döker. Birinci sınıf, çok değerli bir orman ağacıdır. Geniş bahçeler ve parklarda değerlendirilebilir. Kuraklıktan ve durgun sudan zarar görür. Köklerinin oksijen gereksinimi yüksektir.
    Habitat:
    Boyu-Genişliği: 30-40 metre arası boylanır, 2 metre çap yapar.
    Büyüme Biçimi:
    Yer: Tam güneş alan ya da hafif gölge yerler.
    Toprak: Organik maddelerce zengin, süzek toprakları dikilmesi önerilir.
    Kullanım Alanları: Odunu başlıca mobilya, parke, kâğıt hamuru, fıçı ve alet sapı yapımında kullanılır.
    Genel Dağılımı: Bulgaristan, Türkiye, Kafkasya ve İran’da doğal yayılım gösterir.
    Türkiye Dağılımı: Özellikle Karadeniz kıyılarında yaygın olarak yetişir. Karadeniz kıyılarına paralel olarak uzanan dağların orta ve yüksek bölümlerinde, kuzeye bakan yüzlerinde sık ve karışık ormanlar kurar.
    GENEL GÖRÜNÜM Kuzey yarıküreye yayılmış değerli orman ağaçlarından olan kayınların 10 kadar türü vardır. Hepsi kışın yapraklarını döken bu türler kayıngiller (Fagaceae) familyasının Fagus cinsini oluşturur. Doğu Kayını (Fagus orientalis) da bu kayın türlerinden biridir.

    YAPRAK Yaprakları ters yumurtamsı-eliptik ve tam kenarlıdır. Yaprakların üst yüzleri çıplak, alt yüzleri damarlar boyunca beyaz ipeksi tüylüdür. Yaprağın ucu sivri, dip bölümü yuvarlaktır. Yaprak boyu 6-12 cm’dir. Yapraktaki damar sayısı 8-13 çifttir. Yaprak sapı 5-15 mm boyundadır.

    GÖVDE Gövde kabuğu açık kül renkli, düzgün ve pürüzsüzdür; hiç çatlamadan ve dökülmeden uzun yıllar gövde üzerinde kalır. Diri odunu soluk pembe-beyaz, öz odunu ise kırmızımtırak-açık kahverengidir.

    MEYVE / TOHUM / KOZALAK Çiçek açma zamanı Nisan-Mayıs aylarıdır. Erkek çiçeklerin bir çoğu bir sap ucunda toplanmış aşağıya sarkan, topaç biçiminde kurullar oluşturur. Meyve kadehi (meyve örtüsü) Eylül-Ekim aylarında olgunlaşınca dört parçaya ayrılır. Kadehin dış yüzü pürüzlü olup, üstünde ipliksi pullar bulunur. Kadehin içinde üç köşeli, kızıl kestane renkli, sert kabuklu 2 meyve bulunur. Bu meyvenin tohumu yağlıdır. Birinci Dünya Savaşı’nda ülkemize bolca gönderilen meyveleri, Alman Fıstığı olarak tüketilmiştir.

    SÜRGÜN Uzun tomurcuk uçları sivridir ve sürgünlere bir açı teşkil eder. Gürgenlerden kayınları ayırmanın önemli işaretlerinden biri sayılan tomurcuklar, kayınların aksine, gürgenlerde sürgünlere yatık ve paraleldir. Bu özellik kışın çok açık biçimde gözlenir. Uç tomurcuk yan tomurcuklara oranla daha büyük ve sivri uçludur
     

Sayfayı Paylaş