Eski Türklerden Günümüze Kadın Başlıkları..

Konu, 'Türk Tarihi' kısmında Eleftra tarafından paylaşıldı.

  1. Eleftra

    Eleftra Her şey bâtıni!

    Kayıt:
    21 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    131.807
    Konular:
    37.018
    Beğeniler:
    4.717
    Nereden:
    Eskişehir
            
    < Resme gitmek için tıklayın >


    Orta Asya ve Anadolu tarihi boyunca Türk kadınları çok
    çeşitli form ve ölçülerde başlıklar kullanmışlardır. Bazen
    sade bazen de ihtişamlı olan bu başlıklar, sosyo- ekonomik ve
    kültürel düzeyde farklılıklar göstermiş ama kadınlar hangi
    sınıfa mensup olurlarsa olsunlar giysilerini tamamlayan bu
    aksesuardan vazgeçememişlerdir. Yüksek sınıfa mensup
    kadınlar başlıklarını sorguç, enselik, baş iğnesi ve çeşitli
    mücevherlerle süslerken sıradan kadınlar bunu boncuk, kuş
    tüyü, renkli mendil veya tülbentlerle yapmışlardır.

    < Resme gitmek için tıklayın >


    Anadolu coğrafi konumundan ötürü pek çok kültürü
    bünyesinde barındıran homojen bir yapıya sahiptir. Bu
    kültürel zenginlikten giyim ürünleri ve tarzları da etkilenmiş,
    dünyanın hiçbir yerinde rastlanmayacak ölçüde bir çeşitlilik
    oluşmuştur. Özellikle Osmanlı İmparatorluğunun bütün din ve
    kültürleri kucaklayan birleştirici tutumu da bu çeşitliliğe
    fırsat vermiştir. Başlıklar giyim kuşama uygun olarak
    kullanılan çok önemli ve vazgeçilmez bir aksesuar haline
    gelmiş, giyilen giysinin rengine, şekline ve dokuma türüne
    göre çeşitlilik göstermiştir. Saraylı kadınların, azınlıkların ve
    sıradan kadınların kullandıkları başlıkların farklılığı da bu
    çeşitliliği artırmıştır.

    < Resme gitmek için tıklayın >


    Kadın giyiminde terpuş, serpuş, arak-çin, arakıye, hotoz,
    boğtak, tepelik, fes, tantura, fechel, üsküf, takke, külah vb.
    söyleniş biçimleriyle anılan başlıklar kullanılmıştır. Sorguç,
    enselik, istefan, zülüflük, baş iğnesi, diadem, bürüncük,
    mahrama, gibi isimler alan aksesuarlar ise başlıkları
    tamamlayan küçük ama önemli ayrıntılar olmuştur.

    < Resme gitmek için tıklayın >


    İslamiyet ten önceki dönemde, Türklere ait kıyafet ve
    başlıklar konusundaki bilgileri Çin kaynaklarından ve duvar

    resimlerinden elde ediyoruz. Dönemin en önemli özelliği kadın
    ve erkek giyimindeki benzerliktir. Orta Asya dönemi kadın
    saç biçimleri kendine özgü bir özellik göstermiştir. Saçlar ya
    örgüler halinde salınmış, yada çok sayıda topuz yapılarak
    firkete ve fildişi taraklarla tutturulmuştur. Özellikle topuz
    Uygurlar döneminde, kadınlar kadar erkekler tarafından da
    sıkça kullanılmıştır., Uygur kadınları başlarına boğtak adı
    verilen hotozlar giymişlerdir. Saç örgüleri ise farklı sosyal
    durum ve konumları belirleyen bir özellik taşır. Uzun ve
    örgülü saç, yabancı kaynaklar, bilhassa Çin kaynakları
    tarafından Türklere has bir özellik olarak belirtilmiştir.

    < Resme gitmek için tıklayın >


    Türkler, İslamiyet ten sonrada Orta Asya giyim kuşam
    tarzlarını, özellikle uzun ve örgülü saç geleneğini devam
    ettirmişlerdir. Uzun saç modası Selçuklularla diğer

    memleketlere yayılmış, Memluklar da bu modayı
    benimsemişlerdir.

    < Resme gitmek için tıklayın >


    Selçuklu kıyafetlerini canlandıran eserlerde de rastlandığı
    gibi, Selçuklular çok çeşitli başlık türleri kullanmışlardır.
    Bunlardan bir kısmı Orta Asya dan beri kullanılan tipler veya
    bu tiplerin türevleridir. Diğer bir kısmı ise Selçukluların
    yakın doğu da temas ettikleri bölgelere has başlıklardır. Bu
    başlıklardan çoğunu basık sarık tipi başlık teşkil etmektedir.
    Bununla birlikte Bizanslılardan Türklere ve Türkler den
    Bizanslılara yeni bir çok başlık ve giysiler de geçmiştir.

    < Resme gitmek için tıklayın >


    12. Yüzyılda kadınların farklı saç biçimlerinin yanında çeşitli
    başlık ve eşarpları da kullandıkları görülmektedir. Basık
    sarık ve sivri külah tipi başlıkları kadınlar da kullanmış,
    başlıkların üzerini değerli taşlar, inciler ve diademlerle
    süslemişlerdir.

    İbn Batuta Anadolu kadınlarının Bağtak denilen başlıklar
    kullandıklarını bu başlıkların üzerine tavus kuşu tüyünden
    sorguç taktıklarını yazar.

    < Resme gitmek için tıklayın >


    Kanuni Sultan Süleyman döneminde kadın başlıkları beş veya
    on santim yüksekliğinde ve fes biçimindedir. Bunlar değerli
    kumaşlardan yapılmış ve üzerleri değerli mücevherler,
    taçlar, inci dizileri ve sorguçlar takılarak süslenmiştir.

    < Resme gitmek için tıklayın >


    Fransa'dan 1549 yılında bir elçilik heyeti ile birlikte
    İstanbul&#8217;a gelen Nicolay&#8217;ın betimlediği ev giysisi ile Türk
    kadını gravüründe, dönemin özelliğini yansıtan fes biçimli
    başlık görülür. Kaş bastı şeklinde doladığı tülbendi çenesinin
    altından bağlamış, uzun saçları da başlığın altından beline
    kadar salınmıştır.

    < Resme gitmek için tıklayın >


    Nicolay, sarayda yaşayan kadınla sıradan kadının en büyük
    farkının baş örtme biçiminde olduğunu söyler. Sıradan kadının
    basit bir başlık giydiğini, saraylı kadının ise taç taktığını, bu

    tacın üzerinde ve arka tarafta küçük plise bir krep olduğunu,
    başlığın çevresine omuz hizasına sarkan taftadan, başlığı iki
    kere çevreleyen bir tür kordonun yer aldığını yazar.

    Danimarkalı ressam Melchior Lorichs (1527-1583), Kanuni
    Sultan Süleyman dönemiyle ve Osmanlı yaşamıyla ilgili
    yapıtlar bırakmıştır.

    < Resme gitmek için tıklayın >


    Lorichs&#8217;in çizimini yaptığı Sultan portrelerinde, baş süsleri ve
    giysiler, ayrıntılar üzerinde dikkatle durularak
    resmedilmiştir. 16. yüzyıla özgü fes biçimli başlıklar, irili

    ufaklı incilerle ve diğer değerli taşlardan oluşan çeşitli
    süslerle ve sorguçlarla süslenmiştir. Saçlar Türk kadınının
    örgülü saç tutkusunu yansıtacak şekilde örülmüş ve bele
    kadar uzatılmıştır. Resimde dikkat çeken bir başka özellik
    kakül ve zülüflerdir.

    < Resme gitmek için tıklayın >


    Yüzyıllar boyunca uzun ve örgülü saçları ile görülen Osmanlı
    kadını, daha sonra yapılan minyatürlerde kakül ve
    şakaklarındaki saçlarını kısa kesmiş, hafif bukleler
    oluşturmuş olarak resimlenmiştir.

    16.yüzyılda dönemin gezginleri, hangi sınıf ve dine mensup
    olurlarsa olsunlar, tüm kadınların dışarıda ayaklarına kadar
    örtündüklerini, evlerinde ise uzun sorguçlu ve yaldızlı
    başlıklar kullandıklarını anlatır.

    < Resme gitmek için tıklayın >


    1618&#8217;e tarihlenen, British Museum Mundy Albümünde
    Hatuncuk isimli betimlemede, elinde kadeh tutan, sarı
    papuçlarından Müslüman olduğu anlaşılan genç bir hanım yer
    alır. Tantura adı verilen, gümüşten yüksek hotozun üzerinden
    doladığı yemenisini boynunun altından bağlayan hanımın,
    sırmalı mavi kaşbastısı da vardır.

    < Resme gitmek için tıklayın >


    1678 yılında Türkiye&#8217;de bulunan Hollandalı gezgin Corneille
    Le Bruyn, seyahatnamesinde kadınların başlıkları konusuna
    ayrıcalıklı bir yer vermiştir.

    Cornelle le Bruyn , İzmir&#8217;li Müslüman kadınların sokağa
    çıkarken, kadınların başlarını bir örtüyle örttüklerini ifade
    eder.

    < Resme gitmek için tıklayın >


    Cornelle La Bruyn seyahatnamesinde, padişahın sarayındaki
    kadınlar konusunda, eline kitabında sunduğu birkaç resim
    geçtiğinden bahseder. Saraydaki kadınların bazılarının
    Yahudi kadınlarda olduğu gibi yuvarlak büyük bir platin başlık
    taktıklarını ama alın hizasında bu başlığın aşağıdan yukarı
    doru yükseldiğini ve her iki yanında kuş tüyleri olduğunu
    söyler.

    < Resme gitmek için tıklayın >


    Le Bruyn sarayda kullanılan bir başlığı şöyle tarif eder:
    &#8220;Özellikle hanımlar, süslenme biçimlerinde kendilerine özgü
    bir yücelik ve ihtişama sahiptirler. Terpuşları başlarına,
    çeşitli renklerden olan ve altın gümüş kakmalı çok sayıda
    mendille tutturulmuştur, bunların arasına herkes olanaklarına
    göre her cins değerli taş takmaktadır. Bunun dışında
    süslenmeye çeşitli çiçekler de eklenmektedir. Bu baş
    örtünme biçimi öyle tasarlanmıştır ki, bunu bozmadan takıp
    çıkarmak olasıdır. Sır bu başlıkları süslemek amacıyla buket
    biçiminde altın çiçekler yapılır. Her çiçek buketinin ortasına
    da değerli taşlar yerleştirilir. Karanfil yada benzeri türden
    doğal çiçekler takan kadınlara da rastlanır.&#8221;

    < Resme gitmek için tıklayın >


    XVII. yüzyılda kadınların ev giysileri geleneksel özelliklerini
    korumaya devam ederken, Osmanlı imparatorluğunun gücüne
    koşut olarak, özellikle varlıklı hanımların süslü, gösterişli
    giysileri yeğledikleri, yerli ve yabancı sanatçıların
    resimlerinden, ayrıca yazılı kaynaklardan anlaşılmaktadır.

    < Resme gitmek için tıklayın >


    VIII. yüzyılın ilk yarısında, özellikle lale devrinde varlıklı
    hanımlar mesire yerlerinde renkli feraceleri ve
    yaşmaklarıyla boy gösterirlerdi. Yaşmakların kumaşı
    şeffaftır ve başı genişleten hotozlar kullanıldığından
    yaşmaklar gevşek bağlanmaya başlanır ve sırmalarla
    süslenir.

    Allom&#8217;un yaptığı bir gravürde odalıkların kullandıkları
    başlıklar Corneille Le Bruyn&#8217;un kitabındaki saraylı kadın

    betimlemelerini andırır. Hotozunun üzerine küçük çiçekler
    yerleştirmiş ve incilerle süslemiştir.

    < Resme gitmek için tıklayın >


    Esasen Türk kadınları tarihin her döneminde birbirinden
    farklı ihtişamlı ve değişik isimlerle anılan başlıklar kullanmış,
    saçlarını bu ve benzeri aksesuarlarla süslemişlerdir.
    Başlıkların hem estetik açıdan kadın güzelliğini tamamlayan
    bir giyim öğesi hem de bir asalet sembolü olduğu söylenebilir.

    Türk özelliği olarak ortaya çıkan bir çok görünüşler
    Osmanlılara kadar kesintisiz olarak devam etmiştir.
    İmparatorluk döneminde Fes biçimli başlıklar yada Terpuş
    kullanılmaya başlanmış, 16. yüzyılın ikinci yarısından
    başlayarak bu çeşitlilik daha da artmıştır. 17. yüzyıldan

    başlayarak oldukça yüksek ve yukarıya doğru daralan
    başlıklar, yüzyılın ortalarında ise üstü geniş altı dar hotozlar
    görülmektedir.

    Osmanlı devletinde giysiler, toplumdaki yeri simgeleyen en
    belirgin göstergelerden biri sayılır giysisinin rengi, biçimi ve
    hatta kumaşının cinsi, giyen kişinin ait olduğu toplum düzeyini
    yansıtırdı. Ayrıca uyumlu bir mozaik oluşturan toplum içindeki
    diğer ırk ve dine mensup kişilerin de kendilerine özgü
    birbirlerinden farklı giysileri vardı.

    Fatih dönemine kadar Türk kadınları, eski Anadolu ve Orta
    Asya geleneklerini sürdürmüşlerdir. İstanbul&#8217;un alınması,
    yerleşik düzene geçiş, imparatorluğun sınırlarının genişlemesi
    ve ekonomik koşullar, kadın-erkek dünyasının ayrılmasına ve
    kadınların sokak giysilerine kurallar konmasına neden
    olmuştur.


    (alıntıdır)
    Safkan Dişi bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş