1. Yorumla.Net Satılıktır!
    Yorumla.net forumları, 11 Haziran 2006 da kurulmuş ve zaman içerisinde günlük 100 Bin tekil ziyaretçiye kadar ev sahipliği yapmış şekilde, kendisine sahip çıkabilecek ve eski günlerindeki aktifliği yakalatabilecek yeni sahibini arıyor. Bilgi ve teklifleriniz için: iletisim@yorumla.net adresine mail atınız.

Endüstri Bitkileri Yetiştiriciliği

Konu, 'Eğitim ve Öğretim' kısmında Sesilya tarafından paylaşıldı.

  1. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    Anason


    Giriş



    Anason (Pimpinella anisum L.) yaklaşık 1500 yıldır, eski Mısırlılar'dan beri kültürü yapılan bir bitkidir. Ülkemizde tıbbi ve baharat bitkileri arasında önemli bir yere ve ihracat payına sahiptir. Anason %1-6 oranında uçucu yağ içerir ve yağın %70-85'ni anetol oluşturur. Anason uçucu yağı alkollü içeceklerde aroma verici olarak kullanılır. Ayrıca anason baharat olarak kullanıldığı gibi mideyi kuvvetlendirici ve öksürüğe karşı olan olumlu etkisinden dolayı eczacılıkta da kullanılır. Ülkemizde anason çiçeklenme döneminde yağış almayan geçit bölgelerine adapte olmuştur. Anason ekilişinin % 87'si İç Ege, %12'si ise Akdeniz Bölgesi'ndedir ve yıllık üretimi 8-15 bin ton civarındadır. Anason çoğunluğu Denizli, Burdur, Muğla, Antalya illerinde olmak üzere daha az oranda da Bursa, Balıkesir, Afyon, Uşak ve İzmir illerinde yetiştirilmektedir. Üretimin bir bölümü başta A.B.D. olmak üzere değişik ülkelere ihraç edilmektedir. Yıllık ihraç miktarı 3-4 bin ton ve elde edilen gelir de 5-10 bin Amerikan Doları arasında değişmektedir. Ülkemiz dışında diğer Akdeniz ülkeleri, Hindistan, Güney Rusya, Meksika, Çin, Afganistan ve Güney Amerika'da da tarımı yapılmaktadır.



    Kullanım Alanları


    En büyük oranda içki yapımında kullanılmaktadır. Bunun yanında vücut ısısını arttırıcı, solunumu kolaylaştırıcı, uyku getirici ve ağrı dindirici özelliklerinden dolayı tıp ve eczacılıkta da kullanılmaktadır. Kek ve çörek gibi gıda maddelerinde katkı maddesi olarak kullanıldığı gibi diş macunu yapımı gibi bazı sanayi kollarında da kullanılmaktadır.



    İklim ve Toprak İstekleri


    Anason sıcak ve güneşli iklimi sever. Rutubetli iklimden, çiçeklenme devresindeki yağışlardan, kuru ve sıcak esen rüzgarlardan oldukça zarar görür. Rüzgar zararını önlemek için kuzeyi kapalı yerler tercih edilmelidir.


    Besin maddelerince zengin, çabuk tavagelen, tavını koruyan, havalanabilen gevşek geçirgen topraklarda kolay çimlenir, büyüme ve gelişme hızlı olur.



    Tarla Hazırlığı:


    Anason ekilecek tarla sonbaharda bir veya iki kere derin olarak, ekimden önce de gerekiyorsa bir kere yüzlek sürülmelidir. Ekim öncesi sürümden sonra diskaro veya benzeri bir aletle yüzlek işleme ile tohum yatağı hazırlanır. İyi hazırlanmış tohum yatağı anason tohumlarının çimlenmesi ve çıkışı için gereklidir.



    Kültürü:


    Anason ekimi, ılıman iklimlerde ilkbaharda mart-nisan aylarında, daha sıcak bölgelerde ise sonbahar veya iklimin uygun olduğu kış aylarında yapılabilir. Ekim serpme veya sıraya yapılabilir. Ancak sıraya ekim, yabacı ot mücadelesi, hasat ve ilaçlama gibi bakım işlerinde mekanizasyona olanak sağladığından tercih edilmelidir. Serpme ekimde ise tarlaya tohumun homojen dağıtılması söz konusu olmadığı gibi, ekim derinliği de ayarlanamadığından derin düşen tohumlar çıkmaz, yüzeyde kalanlar ise çimlenemez. Sıraya ekim mibizerle yapılabilir. Sıra arası mesafe makine parkındaki mevcut olanaklara göre ayarlanabilmekle beraber 45cm sıra arası ve 1-2 kg/da tohum atılması tavsiye edilir. Ekimden 2-3 hafta sonra anason çıkışları başlar. Çıkış öncesi yağmur yağması durumunda toprak yapısına bağlı olarak toprak yüzeyinde kaymak tabakası oluşabilir. Anason kaymak tabakasına karşı oldukça hassas olup, bu tabaka anason çıkışını engeller. Bu durumda anason çıkışını sağlamak için kaymak tabakası kırılmalıdır. Anason çıkıştan sonra yabancı otlara oranla oldukça yavaş geliştiğinden, bu devrede yabancı ot mücadelesi çok önemlidir ve ihmal edilmemelidir.


    Anason verim ve kalitesini doğrudan etkileyen uygulamalardan birisi de gübrelemedir. Özellikle azotlu gübre miktarı çok önemlidir. Yüksek dozdaki azot, bitkinin yeşil aksamının artmasına ancak tane bağlama ve uçucu yağ oranlarının düşmesine neden olmaktadır. Gübre ihtiyacını belirlemek için en emin yol toprak analizi yapılmasıdır. Anasonda toprak altı gübresi olarak uygulanmak üzere saf madde olarak dekara 5 kg azot, 5-7 kg fosfor ve 8-10 kg potasyum isabet edecek şekilde gübreleme yapılmalıdır.


    Anason kazık köklü olmasına rağmen, kökleri fazla derine gitmez. Bu yüzden gelişme döneminin başlangıcında sulama gerekebilir. Ülkemizde kültürü yapılan anason populasyonlarının suya duyarlılıkları farklı olup, Çeşme anasonu diğer populasyonlara göre kurağa oldukça dayanıklıdır.


    Anasonun fazla hastalık zararlısı olmamakla beraber, yetiştiriciliğin yapıldığı yıldaki iklim koşullarına ve üst üste anason ekilmesine bağlı olarak halk arasında mantar hastalığı olarak bilinen Macrophimina phaseoli ve anason güvesi zararı görülebilir. Bu durumda Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın ilgili birimlerine başvurulmalı ve ekim nöbeti uygulamaya özen gösterilmelidir.


    Hasat ana çiçek dallarındaki tanelerin kahverengileşmeye başladığı devrede yapılmalıdır. Ege Bölgesi'nde anason hasadı temmuz başında, daha sıcak bölgelerde ise daha erken devrede yapılmaktadır. Taneler olgunlaştıkça kolayca döküldüğünden, hasatta geç kalınmamalıdır. Hasat bitkileri yolma veya dipten biçme şeklinde yapılmaktadır. Hasat edilen bitkiler demetlenerek kurutulur ve harman edilir. Anason demetleri kurutulmaları esnasında, yağmura maruz kalmaları durumunda, anason tanelerinde renk kararmakta ve kalite düşmektedir.


    Anasonda dekara verim ekolojik koşullara, yetiştirme tekniğine ve kullanılan tohumluğun kalitesine bağlı olarak 45-110 kg arasında değişmektedir.
     
  2. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    ARI OTU

    Kuzey Amerika orijinli bir bitki olan arı otu, Fazelya, (Phacelia tanecitifolia Bentham.), iklim faktörleri yönünden Çukurova'ya çok benzeyen Kaliforniya' nın sahile yakın bölgelerindeki mer'alarda, Nevada'nın dağ ve tepe eteklerinde doğal olarak bulunmaktadır. Denizden yüksekliği 500 metreye kadar olan bölgelerde ve çoğunlukla taşlık ve kayalık alanlarda dikkati çekmektedir. Çok iyi bir nektar ve polen kaynağı olması nedeniyle Almanya ve Doğu Avrupa ülkelerinde kaba yem üretiminden ziyade arı mer'ası olarak kullanılmaktadır (Sağlamtimur ve Baytekin , 1993).

    YETİŞTİRME TEKNİKLERİ

    Özel bir toprak isteği olmayan, değişik topraklarda yetişebilen arı otu, 60-100 cm boylanabilen, dik gelişen tek yıllık bir bitkidir.

    Toprak hazırlığı; tohumlar çok küçük olduğu için iyi bir tohum yatağının hazırlanması gerekmektedir. Ekimde 5 er kg saf azot (N) ve fosfor (P2O5) verilmesi yararlı olmaktadır (Tansı ve ark., 1996).

    Ekim zamanı; doğal yetişme alanları göz önünde alındığında ülkemizde kıyı ılıman geçen sahil yörelerinde ve Çukurova'da kışlık olarak ekilen bu bitkinin, kış aylarının soğuk geçtiği yerlerde toprak ve hava sıcaklıklarının elverdiği ilk zamanda yazlık ekim olarak yapılması düşünülmelidir. Ekimi, çiçeklenme süresini artırmak amacıyla bir kaç defada 2-3 hafta aralıklarla yapmak mümkündür. Böylelikle farklı zamanlarda çiçeklenmeye gelen bir tarla elde edilerek çiçeklenme periyodu uzatılabilir.

    Su seven bir bitki olarak bilinen arı otunun, sulama yapılarak vejetatif dönemini uzatmak yoluyla çiçeklenme süresini artırmak ve bitkinin tohum olgunluğunu geciktirmek de mümkündür.

    Ekim şekli; makineli ekim veya elle serpme şeklinde olabilir. Sıraya ekimde, sıra arası 20-30 cm arasındadır. Dekara atılacak tohum 0,5-1 kg olup 1-2 cm derinliğe bırakılmalıdır. Elle serpmede daha fazla tohum kullanılabilir.

    Kullanım amacı; genel olarak nektar ve polen kaynağı olan arı otu silo yemi olarak da kullanılabilmektedir. Çukurova koşullarında yapılan bir çalışmada; bitkilerin 15 ve 30 Eylül ile 15 Ekim tarihlerinde yapılan ekimlerde bitkilerin mart aylarının başlarından nisan ayının sonuna kadar, 15 Ekimden sonra yapılan ekimlerde ise mart ayının sonundan mayıs ortasına kadar çiçeklendiği tespit edilmiştir. Erken ekimlerde maksimum çiçeklenme 6000 adet/m2 ye ulaşırken Ekim sonu ve Kasım aylarındaki ekimlerde en üst nokta 9000 adet/m2 olmuştur. Aynı çalışmada arı yoğunluğunun,en üst noktada 200 arı/m2 (60-200 arı/m2) olduğu saptanmıştır (Tansı ve ark., 1996).

    Çukurova koşullarında yapılan diğer bir çalışmada ise; arıların arı otunu daha çok nektar kaynağı olarak kullandıkları, bu sayede daha iyi koloni populasyon gelişimi sağladıkları saptanmıştır. Arılı çerçeve sayısı, yavrulu alan miktarı ve koloni ağırlığı gibi özelliklerde iyileşme sağlanmıştır. Bununla birlikte arıların topladıkları polen miktarlarına arı otunun katkısı % 5,19 gibi düşük düzeylerde kalmıştır (Korkmaz, 1997).

    Arı otunun silo yemi olarak kullanılması durumunda yüzde elli veya tam çiçeklenme zamanında biçilir. Silaj yapımında melas, hububat kırması gibi enerji açısından yüksek katkı maddeleri kullanmak silaj kalitesini artırmaktadır. Hem polen ve nektar hem de yem kaynağı olarak kullanılması daha ekonomik olmaktadır. Bu durumda çiçeklenmenin iyice azaldığı zaman biçilerek silaj yapılmalıdır. Ayrıca, arı otu fiğ gibi baklagillerle karışım halinde ekilebilir ve 1600-1900 kg/da yeşil ot verimi sağlanabilir. Bazı yıllarda bu verim 2500-3000 kg/da olabilmektedir (Sağlamtimur ve Baytekin, 1993).

    Tohum amaçlı yetiştirmede yabancı otlarla mücadele, temiz tohum elde edilmesi için gerekli olmaktadır. Ayrıca, tarlanın tekrar bu amaçla gelecek sene kullanılması ile de yabancı otların istilasından korunmuş olunur. Bakım işleri yerine getirildiği takdirde, tohum toplanmadan aynı yeri gelecek sene kullanmak da mümkün olabilir.

    Literatür

    Korkmaz, A. 1977. Çukurova Bölgesi koşullarında yetiştirilen fazelya (Phacelia tanacetifolia Bentham) bitkisinin balarısı (Apis mellifera L.) kolonilerinin populasyon gelişimine, nektar ve polen toplama etkinliğine olan etkilerinin araştırılması. Sonuç raporu. Alata Bahçe Kültürleri
    Araştırma Enstitüsü.

    Tansı, V., U. Kumova., T. Sağlamtimur ve M. Kızılşimşek. 1996. Çukurova Bölgesinde yeni bir yembitkisi olan Phacelia tanecetifolia Bentham'ın arı mer'ası olarak kullanma olanakları. Teknik Arıcılık Sayı:52 Sayfa No: 2-6

    Sağlamtimur, T., ve H. Baytekin. 1993. Arıcılık için ideal, silaj üretimine uygun bir bitki: arı otu. Teknik Arıcılık Sayı:40 Sayfa No: 16-17

    Dr. Hüseyin Özpınar

    Ziraat Yüksek Mühendisi
     
  3. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    Ayçiçeği

    Ayçiçeği ülkemizde ve dünyada yağlık ve çerezlik olarak iki tip olarak yetiştirilir. Ancak bahçelerde süs bitkisi ve kesme çiçek olarak değerlendirilen tipleri de mevcuttur. Çerezlik olarak insanların tüketimi ve kuş yemi olarak değerlendirilir. Yağlık olmayan tipler ise çerezlik olarak adlandırılır ve tohumları çizgili ve iri, yağlık tiplere göre kalın kabuklu olup, kabuğu çabuk ayrılmaya müsaittir. Bu tiplerden iri olmayanlar ise, kuşyemi olarak değerlendirilmektedir. Bunun yanında yağlık tiplerden daha düşük yağ oranına ve test ağırlığına sahiptir. Yağlık ayçiçeği tipleri ise, genelde siyah renkli, ince kabuklu ve linoleik ve oleik yağ asitleri içeren tiplerdir. Yağlık ayçiçeği taneleri % 38-50 arasında yağ ve % 20 oranında protein içerir.

    Ayçiçeği dünyada ve ülkemizde en önemli yağ bitkilerinden biri olup, ülkemizde çoğunlukla yağlık olarak yetiştirilir. Dünya ayçiçeği üretimi son yıllarda 23 milyon ton civarında olup, Türkiye üretimde ve ekim alanlarında ilk on ülke arasında yer almaktadır. Ülkemizde yağlık ayçiçeği üretimi, genelde Trakya-Marmara Bölgesinde yoğunlaşmış iken, çerezlik üretimi ise, çoğunlukla İç ve Doğu Anadolu Bölgesinde, az miktarda diğer bölgelerde de ekimi yapılmaktadır.

    Ülkemiz yağlık ayçiçeği ekim alanları son yıllarda iklim koşullarına ve uygulanan fiyat politikalarına bağlı olarak 500-600 bin ha, üretimi de 600-850 bin ton civarında değişmektedir. Ayçiçeği ekim alanları, mekanizasyona en uygun bitki olması ve fazla işgücü gerektirmemesi nedeniyle, değişik yörelerde yıldan yıla artmaktadır.

    Ayçiçeğinin gen merkezi Kuzey Amerika olup, halen ABD'nin orta kesimlerinde yabani olarak bulunmaktadır. Ayçiçeği ekonomik bir bitki olarak uzun ve değişik bir tarihçeye sahip olmakla birlikte, kesin olarak ilk tarımının yapıldığı yer ve zamanı bilinmemektedir. Yeni dünyada ilk göçlerden önce, Kuzey Amerika Kızılderilileri tarafından boya hammaddesi olarak kullanılmıştır. İspanyol gezginleri tarafından 1850'lerde Kuzey Amerika'dan toplanan ayçiçeği tohumları, ilk önce İspanya'da bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilmiştir. Ayçiçeğinin bir yağ bitkisi olarak ilk olarak Rusya'da üretilmiş ve ardından tüm Avrupa'ya yayılmıştır. II. Dünya savaşından sonra 1945-50li yıllarda, ayçiçeği ülkemize Bulgaristan'dan ülkemize göç eden vatandaşlarımızın getirdiği tohumlar sayesinde girmiş ve tarımı yapılmaya başlanmıştır. Ancak esas üretim ve ekim alanı artışı, 1980li yılardan sonra hibritlerin ülkemize girmesiyle olmuştur.

    Dünyada ayçiçeği ıslahçılarının geliştirdiği yüksek yağ içerikli ve tane verimli ayçiçeği çeşitleri, ayçiçeğinde üretim artışına yol açmış ve son 20 yılda geliştirilen hibrit ayçiçeği çeşitleri de, üretimin istenilen düzeye gelmesine neden olmuştur.

    İKLİM VE TOPRAK İSTEKLERİ

    Ayçiçeği, yetişme periyodu boyunca (100 - 150 gün) 2600 - 2850 °C civarında toplam sıcaklık ister. Derin ve kazık kök sistemine sahip olması nedeniyle, kuraklık, tuzluluk ve yaşlılık gibi problemleri olan topraklardaki üretim performansı diğer bitkilerden daha iyidir. Her türlü toprakta yetişmesine rağmen, iyi drenajlı, nötr PH (6,5 - 7,5)'a sahip ve su tutma kapasitesi yüksek toprakları daha fazla sever. Taban suyu yüksek, asitli topraklardan hoşlanmakta olup, tuzluluğa dayanması ortadır.

    Ayçiçeğinin çimlenmesi için en az toprak sıcaklığı 8-10 °C olmalıdır. Bu nedenle ülkemizde genelde Mart sonu - Mayıs ortası arasında ekimi yapılmaktadır. Ancak Ege, Çukurova ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde Haziran ayında ikinci ürün ekimleri de mevcuttur. Ayçiçeği soğuğa dayanıklı olup, genelde ilk donlardan 4-6 yapraklı devreye kadar zarar görmez. Ancak ısının -4 °C nin altına düşmesiyle oluşan dondan oldukça fazla etkilenir. Bu nedenle ayçiçeğinin erken ekilmesinde çok fazla bir problem olmayıp, erken ekimlerde tane doldurma periyodu daha serin devreye gelmesi nedeniyle, verim önemli ölçüde artmaktadır.

    EKİM VE TOHUMLUK

    İyi bir tohum yatağı hazırladıktan sonra, ayçiçeğinde pnömatik mibzerlerle (hava akışlı taneyi tek tek bırakan) ekim yapılır. Yapılan araştırmalar sonucunda; sonbaharda soklu pulluk ile sürüm, ilkbaharda kazayağı ve ardından tırmık ile yapılan tohum yatağı hazırlığı en ekonomik toprak işleme yöntemi olarak belirlenmiştir. Yabancı ot ilaçlaması için genelde trifluarin terkipli ilaçlar ile ekim öncesi uygulaması yaygın olup, ancak çıkış öncesi ve sonrası yabancı ot ilaçları da piyasada mevcuttur. Ekim öncesi uygulamadan sonra mutlaka tırmık veya benzeri bir ikinci sınıf toprak işleme aletiyle toprak karıştırılmalı ve ilacın toprağa tam olarak yayılması için, ekim 2 gün sonra yapılmalıdır. Ayrıca yabancı ot mücadelesi için bitkiler 25 - 30 cm. olduğu zaman çapa makinesi ile ara çapası yapılmalı ve sıra üzerindeki yabancı otlar ise, el çapası ile yok edilmelidir. Pıtrak, sarmaşık, hardal, köy göçüren, kaz otu, tarla ayrığı, sirken, papatya, darıcan ayçiçeğinde problem olan önemli yabancı otlardır.

    Çiftçiler hibrit seçiminde bir çok kriter göz önüne almalıdır. İlk olarak tohumluğun fiyatı ve verim potansiyeli dikkate alınmalıdır. Çeşit seçiminde bölgedeki araştırma enstitülerinin deneme, ilçe ve il tarım müdürlüklerinin yaptığı demonstrasyon sonuçları ve özel şirketlerin yaptığı verim denemesi sonuçları iyi bir fikir verebilir. Ayrıca çeşidin bölgede problem olan hastalıklara olan dayanıklılığı da, seçimde önemli bir faktördür. Genelde çiftçiler tarlaların hasadından sonra, hemen buğday ekimi için toprak hazırlıklarına başladıkları için, geççi ve çok geççi çeşitleri tercih etmemektedirler. Bu nedenle çeşitlerin erkenciliği de önemlidir.

    Yöreye uygun verimli hibrit tohumluğun seçimi ve tavsiye edilen yöntemlerin kullanılması karlı bir ayçiçeği üretimi için son derece önemlidir. Ekilecek çeşitlerin yüksek kalitede ve yüksek bir çimlenme yüzdesine sahip olması, saf ve hastalıklardan ve yabancı ot tohumlarından ari olması, üretim risklerini azaltır. Hibrit tohumluk, açık döllenen çeşitlere göre, gerek uniform bitkiler elde edilmesi, gerekse verim açısından belirgin bir üstünlük sağlar. Ayçiçeğinde hibrit tohumluklar yüksek verim potansiyeline sahip, aynı günlerde çiçeklenip, olgunlaşır ve aynı kalitede ürün veririler. Özellikle iklim koşullarının ayçiçeği için uygun olduğu yıllarda bu fark belirgin olarak ortaya çıkar.

    Piyasada değişik firmalara ait bir çok yağlık hibrit ayçiçeği çeşidi bulunmakta olup, seçilecek çeşitte, tablanın biraz eğik olması, yani yere doğru bakması, kuş zararını ve güneşten kaynaklanan tabla yanıklığını azaltır. Bu nedenle, bu tip hibrit çeşitler kuş zararının yoğun olarak hissedildiği yerlerde tercih edilmelidir. Tohum iriliği ve test ağırlığı da verim açısından bir diğer önemli faktördür. Bunun yanında hibrit çeşidin kendine döllenmesinin iyi olması, arı ve böceklerin eksik olduğu ortamlarda verimin yüksek olması için mutlaka gereklidir. Ayrıca tohumu satan şirketlerin teknik destek hizmetlerinin yaygın olması, ekim sonrasında ve yetişme periyodu sırasında ortaya çıkabilecek problemlerin çözümünde kolaylık sağlayacaktır. Bir diğer faktör de, çeşidin sap sağlamlığı ve iyi bir kök sistemine sahip olmasıdır. Çünkü sağlam bir sap, rüzgarlardan aşırı düzeyde etkilenmez. Özellikle yağışlardan sonra esen aşırı rüzgarlar, bitkilerde yatmalara neden olmaktadır.

    Yurt dışında torbadaki tane sayısı ile satılan hibrit tohumluklar, ülkemizde büyükten küçüğe doğru 1 den 5 kadar (1 en iri, 5 en ince) numaralanmış tohum iriliklerinde satılır. Özellikle uygun olmayan iklim ve toprak koşullarında, çimlenme gücünün biraz daha fazla olmasından başka bir avantaja olmayan iri tohumlukların kullanılması, dekara atılacak tohumluk miktarını arttırdığı için ek bir maliyet gerektirir. Bu nedenle orta irilikte tohum seçmek ekonomik açıdan uygundur. Ancak tohum irilikleri açısından firmalar arasında, tam bir uyum da söz konusu değildir. Bunun yanında tüm hibrit tohumlar mildiyöye karşı ilaçlanmıştır.

    Yapılan araştırmalar, sıra arası 70 cm. ve sıra üzerinin 30-35 cm. olduğu bir ekim sıklığıyla sağlanan bir dekarda 4500-5000 civarında bir bitki adedinin, en yüksek verimi verdiğini ortaya koymuştur. Dekara atılan tohum miktarı, tohum iriliğine bağlı olarak 400 gr/da civarında değişmektedir.

    Ayçiçeği topraktan fazla miktarda besin maddesi kaldıran bir bitki olup, bu nedenle üst üste ayçiçeği ekiminden kaçınılmalıdır. Bundan dolayı, kurak alanlarda genelde Buğday-Ayçiçeği ekim nöbeti uygulanır. Sulu alanlarda ise, şeker pancarı, yem bitkileri ve mısır ekim nöbetine girebilir. Yine ülkemizde ikinci ürün olarak buğdaydan veya kışlık ekilen diğer ürünlerden sonra ekimi yapılmaktadır.

    GÜBRELEME

    Tüm yeşil bitkiler gibi, ayçiçeği de büyüme için en az 16 elemente ihtiyaç duyar. Bunlardan oksijen, hidrojen ve karbon gibi elementleri su ve havadan alır. Azot fosfor ve kükürt herhangi bir iklim bölgesindeki topraklarda eksikliği bulunabilir. Özellikle potasyum, kalsiyum ve magnezyum yüksek yağışlı bölgelerde eksikliği görülebilir. Bunun yanında iz elementlerden demir, manganez, çinko, bakır, molibden, bor ve klor eksikliği fazla olmamakla birlikte bir çok toprakta görülebilir.

    Optimum verim için ülkemiz koşullarında yapılan araştırmalarda 7-8 kg. saf azot (N), aynı miktarda fosfor ve potasyum yeterli olur. Ancak sulu koşullarda bu miktarları arttırmak gerekir. Toprak analizi yapılıp tarlanın besin maddesi içeriği belirtildikten sonra gübre uygulamak son derece önemlidir. Fakir topraklarda ise, bu besin maddesi miktarının % 80-100'ünü uygulamak gerekir. Ancak istenilen gübre miktarını vermek arzulanan verimi almak açısından yeterli değildir. Çünkü toprak nemi, yağış gibi iklim faktörleri verimi etkileyen ve gübre ile mutlaka olması gereken faktörlerdir. Besin maddesince fakir topraklarda verilen gübre verimi % 40-60 arasında arttırabilir. Orta besin maddesi kapsamına sahip topraklarda gübre verime % 10-20 oranında etkiler. Ancak zengin topraklarda gübrenin etkisi bazı durumlarda kendini gösterir. Çünkü yüksek verim için gerekli besin maddesi toprakta mevcuttur.

    Eğer toprakta yeterli miktarda fosfor varsa, 7-8 kg. saf azotu içeren 15-16 kg. üre (% 46 N) veya 25-30 kg. Amonyum Nitrat (%26 N) gübresi serpilerek karıştırılır ve ardından ekim yapılır. Yine sulama yapılacaksa, azotlu gübre miktarının tarladaki mevcut orana göre belli bir miktar arttırılıp ikiye bölünerek, üst gübre olarak çapalamadan önce uygulanması, verimi arttıracak önemli bir uygulamadır. Toprakta yeterli fosfor yoksa, ekimle birlikte mibzerle tohumun 5 cm yanlarına kompoze gübrelerden 20-20-0 dan 25-30 kg/da oranında verilmesi yeterli olur. Ancak gübreleme, gübre deposu olmayan pnömatik mibzerlerde tohum yatağı hazırlama işlemi yapılmadan önce toprağa serpilmesi ve ardından tarlanın işlenip karıştırılması şeklinde de yapılabilir.

    Genelde Türkiye toprakları potasyumca zengin olması nedeniyle, bu besin maddesine içeren gübre tavsiye edilmez. Eğer toprakta yeterli potasyum yoksa ve toprak tahlil sonucu bu besin maddesinin eksikliği belirtiliyorsa ayçiçeği topraktan fazla miktarda potasyum kaldırdığından, topraktaki mevcut miktara da bağlı olarak, 50 kg/da oranında 15-15-15 gübresi uygulamak gerekir. Kompoze gübrelerin üzerindeki üç rakam sırasıyla N-P-K yani Azot - Fosfor - Potasyum besin maddelerinin içerdiği yüzde oranlarını göstermektedir. Çiftçiler için önemli olan, tarlaya atılan gübrelerin saf madde olarak miktarlarıdır. Bu nedenle gübre alırken içerdiği saf maddenin fiyatına göre karşılaştırma yaparak, kg saf besin maddesi ucuz olan gübre tercih edilmelidir.

    Çiçeklenme Sonu --->>

    SULAMA

    Ayçiçeği bitkisinin su ihtiyacı, yetişme periyodu boyunca yaklaşık 700-800 mm. civarındadır. Bu nedenle yüksek ve arzulanan verimi alabilmek için yağışın az olduğu yıllarda aradaki farkın, sulamaya uygun yerlerde, mutlaka sulama suyuyla verilmesi gerekir. Toprakta bitkilerin su ihtiyaçları toprak tansiyonemetresiyle ölçülür. Ayçiçeğinde en hassas devre, çiçeklenme öncesi tablaların oluşmaya başladığı devre ile süt olum devresi arasıdır. Bu devrede oluşan, suya olan stres, verimde geri gelmeyecek kayıplar ortaya çıkarır. Özellikle ayçiçeği bitkisinin suya duyduğu ihtiyaç, çiçeklenme zamanında en üst seviyeye çıkar. Bundan dolayı bu devrelerde yağış yoksa, yüksek verim için ayçiçeği mutlaka sulanmalıdır.

    Çiçeklenme devresi --->>

    Eğer sulama yapılacaksa, bitkiler 45-50 cm. boyunda bir sulama, tabla teşekkül ettiği devrede süt ve olum devresinde yapılacak olan birer sulama ile toplam üç defa su verilmesi verimi % 100 oranında arttırır. Eğer iki sulama yapılacaksa, biri çiçeklenme öncesinde, diğeri de çiçeklenme sonrasında yapılmalıdır. Eğer tek sulama yapılacaksa yağışa da bağlı olarak çiçeklenme başladığında yapılmalıdır. Özellikle sulanan alanlarda dekara atılan bitki sayısını ve verilecek gübre miktarını bir miktarı arttırmak verim artışı için gerekli diğer faktörlerdir.

    <<--- Çiçeklenme Öncesi Devre

    HASTALIK VE ZARARLILARI

    Ayçiçeğinin ülkemizde en önemli zararlısı orobanş parazitidir. Ancak bu parazite dayanıklı hibritler piyasada mevcuttur. Bunun yanında ülkemizde bazı yıllarda ve bölgelerde problem olan diğer hastalıklar ise, ayçiçeği mildiyösü, sap, kök ve tabla çürüklükleridir. Yazı yağmurlu geçen yıllarda, tabla çürüklükleri (Rhizopus, Botrytis) yoğun olarak görülmektedir. Ayçiçeğinin en önemli problemlerinden olan ayçiçeği mildiyösüne karşı ise, hibrit tohumlar Metalaxyl ile ilaçlı olup, hastalık %100 oranında kontrol edilmektedir.

    Ayçiçeğinde orobanş --->>

    Ancak özellikle sulu alanlarda ortaya çıkan Sclerotinia kök ve sap çürüklüğüne karşı dayanıklı çeşit olmayıp, hastalığı yüksek etkin biçimde kontrol eden ilaçlı mücadelesi de yoktur. Ülkemizde ekonomik zarar eşiğini aşan ayçiçeği zararlıları şu an için mevcut değildir.

    <<--- Rhizopus Ayçiçeği Mildiyösü --->>

    HASAT VE DEPOLAMA

    Normal olarak ülkemizde, eğer iklim koşulları uygun olursa, kurak şartlarda normal verimli bir toprakta 250-300 kg/da civarında bir tane verimi alınabilir. Sulu şartlarda ise, toprak verimliliğine ve sulama sayısına bağlı olarak tane verimi, 350-500 kg/da arasında değişir.

    Ayçiçeği tablasının arkası ve tabla kenarındaki brakte yapraklarının % 50'si kahverengi renge dönüştüğünde, bitkiler hemen hemen çiçeklenmeden 1 1,5 ay sonra tane nemi % 35'e ulaştığı zaman fizyolojik olgunluğa erişmiş olur. Ancak hasadın yapılabilmesi için tablanın, gövdenin ve yaprakların tamamen kahverengi renge dönüşmüş olması ve tanedeki nem oranının % 9-10'a düşmesi gereklidir. Çünkü ayçiçeği yağlı tohuma sahip olduğu için yüksek nemde depolandığında, taneler kısa zamanda kızışır ve bozulur. Bu nedenle hasatta tane neminin % 10'un altında olması son derece önemlidir.

    Fizyolojik Olgunluk Dönemi --->>

    Buğday hasadında kullanılan biçerdöverler tabla değişiklikleriyle ayçiçeği hasadına uygun hale getirilebilir. Birinci aşamada tablayı sıra hasadına uygun hale getirmek gerekir. Bu ekipmanlar sadece tablayı hasat edip, sapını bırakacak şekilde ayarlanır. % 3 civarında hasat kaybı normal sayılır. Eğer gereğinden fazla hızlı giden biçerdöverler, hasat sırasında tane kaybına % 15-20 civarında bir kayba sebep olabilir.

    Zamanında yapılmayan hasat özellikle bazı çeşitlerde tane dökmeye sebep olacağından,
    ayçiçeği hasadı fazla geciktirilmemelidir. Ülkemizde Nisan başı, Mayıs ortasında ekilen ayçiçeği genelde Ağustos sonu ve Eylül ayında hasat edilir. Ortalama olarak 120-130 günlük bir yetişme periyodu ister. Bu periyodun uzunluğu yaz dönemindeki sıcaklığa, yağışı ve nem oranına ve toprak besin maddesi kapsamına bağlıdır.

    Uygun bir depolama için tane nemi 10 altında ve taneleri temiz olmalıdır. % 8'in altında ve tane neminde depolanan tohumlarda hastalık ve zararlı faaliyeti devam edememekte, tane zararlılarının çoğalması ve zararı önlenmektedir. Hasat sonrası % 11-12 civarında depolanan taneler ise sık sık havalandırılmalı, taneler serin tutulmalı, kızışma önlenmelidir. Fazla miktarda tane çiçekleri ve yaprak ve sap kırıntıları içinde bulundurulan ambarlar yağ kalitesini düşürmektedir.
     
  4. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    Çeltik

    Toprak İsteği


    Toprak isteği bakımından seçici değildir. Su geçirgenliği az, derin, tınlı ve besin maddelerince zengin topraklarda daha iyi yetişir. Çeltik tarımı için optimum pH 5.5-7.5 arasıdır. pH'sı 3-8 arasında değişen topraklara da uyum sağlayabilir. Tuzlu toprakların ıslahında en ideal bitkilerden biridir. Topraktaki eriyebilir tuz yoğunluğu 600 ppm 'in altında olmalıdır.


    Ekim Nöbeti


    Aynı tarlaya üst üste sürekli çeltik ekilirse verim düşer, yabancı otlar ve hastalıklarla mücadele zorlaşır. 2-3 yıl üst üste çeltik ekildikten sonra tarlaya yem bitkilerinden birisi ekilmelidir. Baklagil yem bitkileri topraktaki azot bileşiklerini arttırdığı için tercih edilmelidir.


    Toprak Hazırlığı


    Arazi tesviye işlemleri küçük parsellerde tesviye bıçağı,daha geniş parsellerde hafif ağırlıklı greyder ya da lazerle çalışan tesviye aleti ile yapılır. Sonbaharda derin sürüm yapılmalıdır. İlkbaharda tavalar yapıldıktan sonra diskaro veya kazayağı ile işleme yapılır.


    Tohumluk


    Tohumluk hastalıklardan, yabancı otlardan ve kırmızı çeltik tohumlarından temizlenmiş ve sertifikalı olmalıdır. Mümkünse 3-4 yılda bir sertifikalı tohumluk kullanılmalıdır. Ekilecek tohum miktarı çeşidin özelliklerine, ekim zamanına ve toprağın verimlilik durumuna göre değişir. Küçük daneli çeşitler 15kg/da, orta daneli çeşitler 17-18 kg/da ve iri daneli çeşitler 20 kg/da tohum ekilebilir. m2 ye atılacak tohum 500-600 adettir.


    Tohumların Ekime Hazırlanması


    Tohumlar 2 gün önce su içine konulup ön çimlendirme yapılır. Ön çimlendirme esnasında çeltik yanıklık hastalığı ile mücadele amacıyla fungusitlerden birisiyle (Benomyl, Carbendazim) ilaçlama yapılmalıdır. Beyaz uç nemotoduyla mücadele için ön çimlendirmeden önce tohumlar 55-60C sıcak suda 10 dakika tutulması tavsiye edilmektedir.


    Ekim Zamanı


    Ekim zamanını yetiştirilecek çeşidin vejetasyon süresi, hava ve sulama suyu sıcaklığı belirler. Çeltik için çimlenme ve fide devresinde en uygun sıcaklık 18-35 derecedir. Çeltik ekimi yapılması için su sıcaklığının en az 12 derece olması gerekir. Bölgemizde Mayıs ayının 1.haftasından sonra ekim yapılması uygundur.


    Ekim Yöntemi


    Ekim yöntemleri 1.Serpme (elle, gübre saçıcıları ile, uçakla), 2.Mibzerle 3. Fideleme. Ekimden önce tavalar iyice bulandırılmalı ve tohum üstünde ince mil örtüsü oluşması sağlanmalıdır. Tohumlar toprak yüzeyine tutunduktan 3-4 gün sonra tavalardaki su boşaltılır. Tavalara 5-6 gün sonra ince bir su verilir.


    Gübreleme


    Öncelikle çeltik ekilecek tavalardan toprak numunesi alınıp tahlil ettirildikten sonra gübre kullanılmalıdır. Çeltik için tavsiye edilen azotlu gübre, Amonyum Sülfat gübresidir . Dekara 80 kg kullanılmalıdır. Amonyum Sülfat gübresinin yarısı ekimle birlikte, yarısı da ekimden 55-60 gün sonra uygulanabileceği gibi; bir kısmı ekimde, bir kısmı kardeşlenme başlangıcında ve geri kalan kısmı da ekimden 50-60 gün sonra kullanılmalıdır. Çinko noksanlığı pH' sı yüksek olan sodik topraklarda ve toprak düzlemesi sırasında fazla toprak alınmış sahalarda görülür. Dekara ekim öncesi Fosforlu gübre olarak 20 kg Triple Süper Fosfat (TSP) gübresi verilmelidir. Çinko eksikliği varsa ekim öncesi 1-2 kg/da Çinko sülfat veya Çinko oksit kullanılmalıdır. Ekim sonrası ortaya çıkan çinko eksikliğinde, çinko sülfat salkım oluşum devresi başlangıcında 5-7 gün önceye kadar üstten püskürtme şeklinde gübreleme yapılabilir.


    Sulama


    Su yüksekliği bitkilerin gelişmesine bağlı olarak, yükseltilir ve maksimum gelişme devresinde 15 cm civarında tutulur. Hasattan 20-30 gün önce tavalara su akışı durdurulur ve tavalardaki mevcut su boşaltılır. Erken dönemde su kesmek danelerin tam anlamıyla dolmasını önler ve pirince işleme sırasında kırık oranının artmasına sebep olur. En uygun sulama suyu sıcaklığı 25-30 derecedir. Çimlenme için maksimum su sıcaklığı 42-44 derecedir. Bu sıcaklıklardan sonra çimlenme olmaz. Gelişmenin her devresinde 30 0C'nin üzerindeki sıcaklıklar ürüne olumsuz etki yapar. Fide gelişimi sırasında, herhangi bir devredeki su kesilmesi, yabancı ot tohumlarının çimlenmesini teşvik eder ve yeni yabancı otların ortaya çıkmasına sebep olur. Bitki boyu su yüksekliğinden etkilenir. Su yüksekliği arttıkça bitki boyu ve dolayısıyla yatma artarken, salkım sayısı azalır. Yüksek sulama suyu sıcaklığı, salkım sayısını azaltır ve başakçıktaki sterilite oranını arttırarak verim üzerine olumsuz etki yapar. Sulama suyu yetersizliği durumunda 3 gün sulama 2 gün su kesme veya 8 gün sulama 3 gün su kesme şeklinde sulama yapılabilir.


    Hasat ve Harman


    Salkımların %80'nin saman rengini aldığı, alt kısımdaki danelerin sert mum dönemine ulaştığı zaman çeltik hasat edilir. Bu dönemde danelerin rutubet oranı % 22-24 arasındadır. Erken hasatta olgunlaşmamış tebeşirimsi, yeşil daneler nedeniyle verim ve randıman düşer. Geç hasatta ise kuşlar ve kemirgenler gibi hayvan zararı ile kırık dane oranı artar. Kurutma problemi ortaya çıkar.


    Kurutma


    Çeltik mahsulünün güvenli depolanması için rutubet oranının %14' ün altına düşürülmesi gerekir. Güneş altında kurutma yapılırken; çeltik ürünü sert beton veya benzeri zemin üzerine serilir. Sergi kalınlığı 4-5 cm' yi geçmemelidir. Kürek veya tırmıkla sık sık karıştırılmalıdır.


    Depolama


    Depolama sırasında çeltik rutubeti %14'ün altında olmalıdır. Yüksek olursa mikroorganizma faaliyeti ve böcek zararı artar. Ambar nispi rutubeti %60'ın altında olmalı, sıcaklık da mümkün mertebe düşük tutulmalıdır. Çuvallar ağaçtan yapılan platformda yığılarak depolanırsa, çuvallarla zemin arasında hava sirkülâsyonu sağlanmış olur. Tohumluk olarak kullanılacak çeltikler 2 yıldan fazla depolanacaksa mutlaka dane nemi % 13 ün altında ve ortam sıcaklığı 100C civarında olmalıdır.


    Ç.k Yanıklığı Hastalığı (Pyricularia oryzae)


    Bu hastalığa bruson, kurt boğazı, sam vurması, pas gibi isimlerde verilmektedir. Bitkinin yaprak ayasında, kınında,sap ve salkım kısımlarında görülmektedir. Kontrolü, dayanıklı çeşit ekmek, aşırı azotlu gübre kullanımından kaçınmak, sık veya geç ekim yapmamak, hasat sonrası tarlada anız bozmak, münavebeli ekim yapmak. Ekimden önce uygun fungisitlerle (Benomyl, Carbendazım etkili maddeli ilaçlarla) 100 litre suya 200 g ilaç karıştırılarak tohum ilaçlaması yapılmalıdır. Bunun için tohum çimlendirmek amacıyla su içerisine bırakıldığında 24 saat ilaçlı su içerisinde bekletilir. Hastalık tarlada görüldüğünde; Benomyl etkili maddeli ilaçlarla 100 litre suya 60 g ilaç veya Carbendazım etkili maddeli ilaçlardan biri ile dekara 150 g kullanılarak bir hafta ara ile iki, gerekirse üçüncü ilaçlama, yeşil aksam ilaçlaması olarak uygulanmalıdır.


    Ç. Kök Boğazı Çürüklüğü (Fusarium moniliforme)


    Hastalık etmeni mantardır. Bu hastalığa yakalanan bitkiler zayıf ve soluk görünümdedir. Tarlada bazı hasta bitkilerde normallerinin iki katı kadar uzayabilen ince cılız kardeşler çıkar. Bu boy uzaması her zaman görülmeyebilir. Salkım çıkarma döneminde tümüyle beyaz görünen bitkiler normallerinden çok önce salkım oluştururlar ve beyaz renkli olan salkımlarda sadece boş kavuzlar bulunur. Alt kısımlarda (1. ve 2. boğumlarda) fungusun beyaz veya pembe misel ve konidi kümeleri görülebilir. Hasada yakın devrede tohum kabuğu altına yerleşerek , hasatta elde edilen tohumlarla taşınırlar. Kontrolü: münavebe yapmak, hastalıksız tohum kullanmak, yüksek dozda azotlu gübre kullanmamak ve yanıklık hastalığında anlatıldığı gibi tohum ilaçlaması yapmak.


    Çeşit Seçimi

    Tohumluk olarak ekilecek çeşitlerin mutlaka sertifika belgesi bulunmalıdır. Karadeniz, Kızılırmak, Osmancık 97, Ribe, Rocca, Sürek 95, Kıral ve Baldo çeşitleri bölgemiz için tavsiye edilebilir. (Mevlüt ŞAHİN,)
     
  5. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    Defne Yetiştiriciliği

    Defne 8-10 m. boylanabilen her dem yeşil bir ağaçtır. Akdeniz bitkilerinden olup, Akdeniz iklimine özgü maki denilen bitki örtüsünün karakteristik bir türüdür. Defne genel olarak Akdeniz iklim bölgesinde; Portekiz, İspanya, İtalya, Yugoslavya, Yunanistan, Türkiye ve Afrika'nın güney sahil bölgelerinde bulunur. Türkiye'de 600-800 m. yüksekliklere değin, Hatay'dan başlayarak Kuzeydoğu Karadeniz'e kadar bütün kıyılarda, diğer türler içerisinde küme ve gruplar halinde yayılış gösterir (ACAR, 1987).

    Defnenin yapraklarından ve meyvesinden yararlanılır. Defne yaprakları kuru meyvelerin ambalajlanmasında, balık ve konservede, kuru halde et yemeklerinde ve toz halde baharat olarak kullanılmaktadır. Defnenin parfümeri, sabun, gıda, ilaç ve cila ile kimya sanayiinde geniş bir kullanımı bulunmaktadır. Toplam defne üretiminin %20'si sabun sanayiinde kullanılmaktadır (KONUKÇU, 2001). Defnenin en önemli ürünü, yağı ve esansıdır. Defne yağı defne meyvelerinden; defne esansı ise, defne yaprağı ve meyvesinden çıkartılan yağdan elde edilir. Meyveler yapraklardan daha fazla yağ içerir. Defne yaprağında % 0.5-% 4.69 arasında eterik yağ bulunmaktadır (BOZKURT ve ark., 1982; ANŞİN ve ÖZKAN, 1997).

    Türkiye'de defnelikler devlete ait ormanlar içinde yer aldığı gibi, özel mülkiyet arazilerinde de bulunmaktadır. Özel mülkiyette, defne meyve ve yapraklarının toplanması herhangi bir hukuki problem yaratmamaktadır. Ancak, orman alanlarında bulunan defneliklerin yaprak ve meyvelerinin toplanmasında Çevre ve Orman Bakanlığı'ndan izin almak gerekmektedir. OGM'nin 25 Haziran 1964 tarih ve 156 sayılı tebliği gereğince, makilik alanlarda doğal olarak yetişen, orman rejimi içinde kalan defne ağacı topluluklarından üretimi yapılan defne yaprağı ve defne meyvesi ODOÜ arasında gösterilmiş ve bu tebliğ gereğince üretim esasları belirtilmiştir (YAZICI, 2002).

    Defne yaprağının toplama mevsimi bitkinin vejetatif büyümesinin durduğu Temmuz-Ekim ayı arasındadır. Defne meyveleri Eylül-Ekim aylarında olgunlaşanların toplanması ile elde edilir (OGM, 1995). Toplanan meyvelerin küflenmeden işlenmesi veya uygun bir biçimde depolanması gerekmektedir. 2 kg yaş defne yaprağından 1 kg kuru

    yaprak; 10 kg meyveden 1 kg yağ elde edilmektedir. Herhangi bir nedenle ıslanan yaprağın tekrar kuruma esnasında renk lekeleri oluşturması standardı düşürmektedir (GÖKER ve ACAR, 1983).

    Kesilen veya dallardan sıyrılan yapraklar yabancı maddelerden ayrıldıktan sonra rutubetsiz ve gölge yerlerde en fazla 10-15 cm kalınlığında, 10-15 gün süreyle kurutulur. Kurutulan yapraklar selektörlerden geçirilerek 2-10-50 kg.lık paket yapılarak sınıflandırılır. Türkiye'de defne yaprağının üretim ve sınıflandırılması TSE tarafından hazırlanan Defne Yaprağının Standardizasyonu'na göre yapılır (OGM, 1987).

    Defne yaprakları Ekstra, Birinci, Sıra Malı, Kalburaltı olarak dört sınıfa ayrılmaktadır. Ekstra sınıfta yaprak boyu en az 25 mm. en çok 100 mm., yaprak eni en az 20 mm. en çok 45 mm.dir (TSE, 1985). Defnenin meyvesi ve yaprağının işlenmesi sonunda elde edilecek defne yağı ve defne esansının Türkiye'de standardı bulunmamaktadır. İlaç ve gıda sektöründe baharat olarak kullanılacak defne yapraklarının % 99-99.5 saflıkta olması arzulanmaktadır (YAZICI, 2002). Defne paketlerinin içinde bulunacak yabancı maddelerin miktarları yönetmeliklerle belirlense de, paketlerin içinde hayvan pisliği, böcek, kurt, küf, taş parçaları, çamur, tel ve ip parçaları, zehirsiz bile olsa, yabancı tohum, meyve ve bitki parçaları bulunmamalıdır.

    Defne yaprağının kalite özelliklerini çeşitli faktörler etkilemektedir. Bunlar (GÖKER ve ACAR, 1983).


    ? Bitki türü veya çeşidi (Türk defnesi, Fas defnesi vb.),


    ? Yetişme muhiti şartları (Karaburun, Bodrum vb),


    ? Kültürel uygulamalar (gübre, ilaç vb. işlemleri ile doğal veya kültür ürünü olması),


    ? Kurutma yöntemleri (kapalı alanda, gölgede veya yapay kurutma),


    ? Depolama ve ambalajlama,


    ? Temizlik, lezzet, koku (aromatik madde miktarı)


    ? Renk (doğal koyu renk tercih edilmekte olup, renk açıldıkça eterik yağ miktarı azalmaktadır).


    İhracatçı birlikleri, özellikle İzmir- Karaburun yarımadasında yayılış gösteren defneleri, yaprak formu ve aromatik özellikler bakımdan tercih

    etmekte ve daha iyi fiyat vermektedir. 15-20 sene önce Karaburun yarımadasından yıllık 300 ton yaş defne yaprağı üretildiği, son yıllarda ise aynı yarımadadan birkaç ton yaş yaprak alınabildiği belirtilmektedir (PARLAK, 2003).
     
  6. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    Haşhaş Yetiştiriciliği

    1. Haşhaşın Ekim Zamanı

    Haşhaşın tohumları çok küçüktür. 1000 tane ağırlığı 0,4-0-0,8 g arasındadır. Ortalama olarak 0,5-0,6 g'dır. Litre ağırlığı 550-600 gramdır. Bu şekilde çok küçük yapıdaki tohumların çimlendirilmesi yağışlar uygun gitmez ise hayli zordur. Orta Anadolu şartlarında en ideal ekim zamanı 20 eylül 5 ekim tarihleri arasındadır.

    Fakat bu tarihler arasında genellikle yağış olmamakta, sulama yapılmaz ise tohumlar çimlenememektedir. Bu nedenle en iyi usul ekimden önce tarlanın sulanması işlenip sürülmesi ve bunun üzerine ekim yapılmasıdır. Genellikle havaların sıcak ve kuru geçmesinden ve tohuma da 2-3 cm derinlik verilmesi gerektiğinden tarla henüz tohumu çimlendirmeden kuruyabilir. Bu sebepten sulama miktarını iyi ayarlamak gerekir. Toprak alatava geçerse veya kurursa 2. sulama gerekmektedir. Orta Anadolu şartlarında genellikle ekim ayı sonu veya kasım ayı başlarında don olayı vuku bulmaktadır. İlk donlardan korunması için haşhaşın çimlenip 4-6 kulaklı küçük rozet haline gelmesi ve kasım ayına rozet şeklinde girmesi en garantili ekim şeklidir. İklimi ılıman geçen geçit bölgelerinde daha geç ekimlerden de iyi verimler alınabilmektedir. İkinci derecede verim kışlık ekimlerden (Aralık, Ocak) aylarındaki ekimlerden alınmaktadır. Yağışın güz mevsiminde yeterli olmadığı iyi çimlendirme yapılamadığı zamanlarda kış içinde ekim yapılarak iyi verimler alınabilmektedir. İlkbaharda yapılan ekimlere yazlık ekim denir. Şubat, mart, nisan aylarında Şubat'ın 15'den sonra kışın etkisinin azalıp havaların ısınması ile ekilmiş olan tohumlar çimlenebilir. Yazlık ekimlerde ekim tarihi geçtikçe verimde önemli düşüşler meydana gelmektedir. Ancak sulu şartlarda yazlık ekimlerden verim alınabilir. Bu verimler de güzlüklerden düşüktür.


    2. Gübreleme

    Haşhaş çiftlik gübresini çok iyi değerlendirir. Çiftlik gübresi bitkilere besin sağlamakla beraber, toprağın su tutma kapasitesini arttırır ve fiziki yapısını düzeltir. Çiftlik gübresinin yanmış olması gereklidir. Yanmamış çiftlik gübresi, toprak zararlılarının çoğalmasına neden olur. Dekara 2-3 ton hesabıyla verilen çiftlik gübresi verimi önemli derecede arttırır. Çiftçilerimiz özellikle köy, kasaba yakınlarındaki tarlalarına çiftlik gübresi vermektedirler. Köy kasaba girişlerindeki verimli ürünlerde en önemli etken çiftlik gübresidir.


    Genel olarak 6-8 kg fosfor karşılığı gübre ekimle birlikte tohum yatağına verilmelidir. Bu 13-18 kg DAP ile karşılanır, diğer gübrelerden verilecekse %' lerine göre hesap edilir. Toplam azotlu gübre ihtiyacı, sulanmayan hafif bayır, kıraç tarlalarda 4-6 kg azot, taban tarlalarda dekara 6-8 kg azot karşılığı gübredir. Sulanan tarlalarda azotlu gübre isteği 2 defada verilmek üzere 12-16 kg azot karşılığı gübredir. Bu rakamlar Amonyum Sülfat gübresi için 5'le çarpılır. % 26'lık Amonyum Nitrat gübresi için 4'le çarpılır. % 33 lük Amonyum Nitrat gübresi için 3'le çarpılır.% 46 Üre için 2.2 ile çarpılır. Azotun bir kısmı DAP veya diğer kompoze gübrelerle verilmiş ise verilecek üst gübre buna göre hesap edilir.


    3. Ekim

    Ülkemizde ekim genel olarak serpme şeklinde yapılmaktadır. Serpme ekimde genel olarak dekara 1-1,5 kg tohumluk gerekmektedir.

    Küçük tarlalarda bu ekim usulü uygulanır. Serpme ekimin iyi yönü tarlanın kesekli bırakılarak çimlenmekte olan bitkinin soğuklardan korunmuş olmasıdır. Ön bitkinin tarlayı geç terk etmesi yağışların geç gelmesi gibi mecburi sebeplerden dolayı yapılan gecikmiş ekimlerde tarlanın büyük kesekli bırakılması, bitkinin çimlenme zamanındaki korunmasında çok önemli etkendir. Böyle ekimlerde bir taraftan tarla sürülürken, arkasından ekim yapan kişi hemen tohumu saçar, tarlaya diskaro, tırmık, sürgü çekilmez. Tarla sürümünde toprağın kendisini bırakması ile 1-2 cm derinliğe tohum karıştırılmış olur. Bazı yıllarda Orta Anadolu şartlarında pancar sökümünden sonra kasım aylarındaki ekimlerde bu usulle tarla kesekli bırakıldığı için çimlenen bitkilerin korunduğu ve ilk güzlük ekim gibi iyi verimler alındığı gözlenmiştir. Bu tavsiye mecburi durumlar içindir. Elbette ideal olarak tavsiye edilmez. Serpme ekimi el becerisi olan çiftçiler dengeli ekebilir. Veya kumla karıştırılarak ekilir, A. Sülfat ile karışım yaparak da ekmek mümkündür. 1 kg tohuma 4-5 kg A. Sülfat karışımı ile dengeli bir serpme ekim yapılabilir.

    İlk güzlük ekimlerde, veya ilkbahar ekimlerinde makineli ekim uygundur. Haşhaş tarlaları genellikle küçük olduğu için özel mibzer almak mümkün değildir. Klasik buğday mibzerinin gözleri çapa yapmayı kolaylaştıracak şekilde bir dolu, bir boş veya çapa makinesi için bir dolu iki boş veya bir dolu üç boş olacak şekilde ayarlanabilir.

    D.A.P veya diğer kompoze gübrelerinden birisine Amonyum sülfat katılarak, dekara 10-15 kg D.A.P 5 kg A. Sülfat, 500 gram haşhaş tohumu karıştırılır ve ekim yapılır. Tarla tavı ve çimlendirme sulamaları titizlikle yapılırsa tohum miktarı 300-400 g/da'a düşürülebilir. Ekimden hemen önce tuhumla gübre karışımlarıyla yapılan bu tip ekimlerde çıkışlarda herhangi bir problem görülmemiştir.

    Ekilen tarlanın hemen kurumaması tavının kaçmaması ve iyi bir çimlenme sağlanması için toprağın nem durumuna göre ekimden önce veya ekimden 3-5 gün sonra merdane geçirilerek tohum yatağı sıkıştırılmalıdır. Kaba bırakılan topraklar hemen kurumakta düzgün bir çimlenme olmamaktadır.


    4. Sulama

    Sürülen tarla çok kaba durumda ise sürümden sonra tav durumuna göre uygun zamanda merdane geçirilerek sıkıştırılır üzerine ekim yapılır ve yağmurlama ile sulanır. Tohum en erken 7-8 günde çimlenecek şekilde ayarlanmalıdır. Havaların çok sıcak ve rüzgarlı geçmesi halinde 2. sulama gerekebilir. Haşhaş tarımında ekilen tohumun çimlenmesi çok önemlidir. Bunun için bu konuda titizlik gösterilmelidir.

    Güzlük ekimlerde yağışların zamanına ve miktarına göre değişmekle beraber genellikle sapa kalkma veya tomurcuklanma döneminde haşhaş sulanır. Havalar sıcak ve kurak geçerse çiçek dökülünce yeşil olum döneminde 2. sulama yapılır. Böylece kapsüller irileşir, tohumlar olgunlaşır. Tohum ve kapsül verimi artar. Yazlık ekimlerde iyi bir verim almak için sulama sayısı 3-4 ?e çıkabilir.


    5. Çapalama

    İlkbaharda haşhaş bitkileri 8-10 yapraklı olunca, seyreltme ve ilk çapa yapılır. Tarlanın otlanmasına göre 20-25 gün sonra 2. çapa ve tekleme yapılır. Sıraya ekimlerde çapalama daha kolaydır. Çapa makinesi geçirebilmek için 50-55 cm sıra arası uygundur. Sıra üzeri mesafe ise 15-20 cm bırakılmalıdır. İkinci çapadan sonra haşhaş çok hızlı gelişir, toprağı gölgeler ve yabancı otların gelişmesine imkan vermez. Çoğunlukla 3. çapaya gerek kalmaz.


    6. Hasat

    Haşhaş kapsülleri tamamen kuruyunca hasat gelmiş demektir. Kuruyan kapsül içerisindeki tohumlarda kapsül dibine dökülür, kapsül sallandığı zaman tohumlar ses verir. Bir bitki üzerinde ve tarlada tüm bitkiler aynı zamanda olgunlaşmaz. Eğer kapsüllerde açılma olmaz ise henüz kurumayan kapsüllerin kuruması beklenir. Eğer aşırı kurumadan dolayı kapsüller açılmaya başlamış ise, tohum dökülmeye başlar, kayıplara neden olur. Bu duruma sebebiyet vermeden hemen hasada başlanır. Hasatta kapsüller sapa birleşme noktasından kırılarak toplanır. Tam sapa birleşme noktasından kırmak, makine ile mümkün olmadığı için hasat elle yapılır. Özel harman makinelerinden geçirilerek kapsüller parçalanır, tohumlar elenerek ayrılır.

    Kapsül T.M.O. kuruluşlarına satılır, tohumlar serbest piyasada değerlendirilir. Sulu şartlarda dekardan 120-200 kg/da tohum verimi ve 100-160 kg/da kapsül verimi alınabilir. Kuruya ekimlerde 50-120 kg/da tohum ve 40-110 kg/da kapsül verimi alınır. 300-500 kg arasında da kuru sap elde edilmektedir.
     
  7. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    Jojoba Yetiştiriciliği

    Hazırlayan:

    Dr. Selçuk ÖZERDEN, Ziraat Yüksek Mühendisi



    Jojoba, çok yıllık, çalımsı ve kurağa dayanıklı bir çöl bitkisidir. Arizona, Kalifornia ve Meksika'dan Sonoran çöllerine kadar olan yerlerde doğal olarak yetişmektedir. Jojobanın son yıllarda çok popüler olmasına karşın kullanımı yeni değildir. Çok eski zamanlarda dini törenlerde kullanılmak üzere parfüm ve boya yapımında jojoba yağından faydalanılmıştır.


    Kaliforniya ve Sonara çölü yerlileri tarafından deri kanseri ve yaraların tedavisinde kullanılmış, 1933 yılında da Jojoba tohumundan elde edilen yağın diğer bitkilerden elde edilen yağlardan farklı olduğunu ve bu yağın balinalardan elde edilen yağla benzer özelliğe sahip olduğu keşfedilmiştir.


    Sanayide kullanım alanları öğrenildikten sonra yetişmesi uygun ülkelerde ticari amaçla yetiştirilmeye başlanmıştır. Şu anda ise A.B.D, İsrail, Mısır, Avustralya, Arjantin, Brezilya, Paraguay, Venezuela, Libya, Sudan, Kenya, Kuveyt, Hindistan, Nijerya, Japonya ve Avrupa Birliği üye ülkeleri Jojoba yetiştiriciliği konusunda her türlü imkanı değerlendirmektedirler.


    Türkiye'de yapılan çalışmalar sonucunda jojoba ekiminin yaygınlaşması ile birlikte ekonomiye büyük katkı sağlanacağı beklenmektedir.


    Antalya ve Adana'dan olumlu sonuçlar alınması sonucunda ise İzmir, Denizli, Konya, Ağrı, Elazığ, Ankara, Malatya, Afyon, Yalova, Mersin, Aksaray, Adıyaman, Nevşehir ve Kayseri'de de jojoba ekimine başlanmıştır. Bitkiden elde edilen yağa firmalardan özellikle Amerika ve İsrail'den talep gelmektedir. Jojoba bitkisi geleceğin en karlı yatırımları arasında yer almaktadır.


    Kullanım Alanları:


    Jojoba,yağı üstün bir yağlayıcı olması nedeni ile yüksek devirli makinelerde, alet ve metal kesme işlerinde kullanılmaktadır. Değişik sıcaklıklarda stabil bir sıcaklık göstermektedir. Bu özelliği ve süper nemliliği nedeniyle Jojoba yağı sürtünmeyi önemli ölçüde azaltmakta ve bu da çalışan makine parçalarının aşınmasını önlemektedir.


    Penisilin üretiminde köpürmeyi önlemektedir. Jojoba yağı diğer bilinen yağlardan çok üstündür. Anlaşılması güç fakat gerçek olarak jojoba yağı bu işlemde önemli bir etkiye sahiptir. Penisilin üretimi için jojoba yağı kullanılırsa yerfıstığından 6 kat daha az yağ tüketilmektedir. Bu da %15-20 daha fazla üretim demektir.


    Jojoba yağı E vitamince zengindir. ve tıpta, küçük çizik, kesik, sivilce, püstül, saç ve deri bozukluklarında yenileyici ve %100 saflığı nedeniyle yapay kalplerde yağlayıcı olarak ta kullanılmaktadır.


    Olağanüstü deri yumuşatıcı özelliği bulunmaktadır. Ayrıca güneş yanıklarına karşı kullanılmaktadır.


    Jojoba asla soğutma ve buna benzer özel muamele olmadan bozulmadan ekşimeden kalabilmektedir. Bu çok uzun süreli raf ömrü besin endüstrisinde kekten pişirme yağına kadar her şey için besin endüstrisinde önemli bir şey dir.


    Yağsız, kalorisiz, kolesterolsüz pişirme ve salata yağı olarak kullanılması hayal edilmektedir. Günümüzde çok sayıda uluslararası şirket böyle bir yağı piyasaya sürmek için uğraşmaktadır.


    Jojoba yağının ekşimediğini ve sonsuza kadar bozulmadığını gösteren araştırmaları Kalifornia Üniversitesi yapmıştır. 27 parti cin mısırını aynı jojoba yağı ile pişirmişler ve 27. mısırın ilk mısır kadar taze olduğunu görmüşlerdir. Bu fastfoodlar da her zaman için taze yağla patates kızartma imkanı tanımaktadır.


    Jojoba ayrıca doğal bir iştah bastırıcı olan simmondsini içermektedir. Diyetlere yardım olarak şekerli çubuklardan, çikolata, tatlı, içeceklere kadar her şeyin içerisine katılabilmektedir.


    Hidrojenle doyurulmuş formunda Jojoba bir ciladır. Sertlik ve parlaklık kalitesi ile mobilya, yer, otomobil cilası ve uzun süre yanan mumlar gibi direk kullanım alanları sağlamaktadır.


    Kozmetiklerde göz ve deri enfeksiyonlarını önlemek amacıyla bakteri ve mantarlara karşı koruyucu özelliği bulunmaktadır. Kısaca Jojoba bu mükemmel yapısı ile eşsiz bir bitkidir.


    Bitkisel Özellikleri:


    İki evcikli bir bitkidir. Erkek ve dişi çiçekler ayrı ayrı bitkilerdedir. Dişi çiçekler küçük, kokusuz veya güzel koku guddeli, nektarsızdır. Erkek çiçekler sarı renkli ve polen keselidir. Küçük salkım halinde bitkide bulunurlar. Döllenme ilkbahardaki kuvvetli rüzgarlarla olmaktadır.


    Tamamen olgunlaşma ağustos ve ekim aylarında gerçekleşir. Meyve tek tohumludur. Tohumlar tam olgunlaştığında maun ağacı renginde koyu kahverengi rengindedir. Yetiştiği çevre koşullarına ve bitkilere göre değişmekle birlikte tohumun hacimce %50'si yağdır.


    Yetiştirilmesi:


    Jojoba yetişmesi için güneş ve ışık istemektedir. Genellikle tohumla üretilmektedir. Çimlenme sıcaklığı 30 C'dir. Çimlenmesi çevre koşullarına bağlı olarak birkaç günden birkaç haftaya kadar sürmektedir.


    Bitkilerin çiçeklenmesi ekimden 2-4 yıl sonra gerçekleşmektedir. Bu süreye kadar bitkilerin cinsiyetlerini tespit etmek mümkün değildir. Tohumdan üretimde erkek bitki çıkma ihtimali dişi bitki çıkma ihtimaline göre daha fazla olmaktadır. Bu nedenle bazı özellikleri bilinen tohum verimi yüksek klonların üretilmesi önem arz etmektedir. Bu da ancak vejetatif yolla mümkün olmaktadır. Tohum verimleri bitki başına 138 - 578 gramdır.


    Bitki ekim yapıldıktan sonra özel bir sulama veya bakım istemiyor. Gerekli yıllık yağış miktarı 500 mm civarında Türkiye'nin doğal yağışı bitkinin su ihtiyacını karşılamaktadır. Bitki hiç susuz uzun yıllar yaşayabilme özelliğini göstermektedir.


    Bitki Türkiye'de zeytinin yetiştiği her yerde yetişebiliyor. Tohumları yaklaşık 25 yıl özelliğini kaybetmeden koruyabiliyor. 600-1200 metre yüksekliklerde yetişen bitkinin toprak seçiciliği yoktur. Jojobanın kökleri ortalama 9-10 metre derine inmektedir. Bu da ona kurağa dayanıklılık kazandırmaktadır. 100-200 yıllık ömrü vardır. Jojobanın tohum ekiminde her çukura 4 tohum atılması önerilmektedir.
     
  8. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    Kanola Yetiştiriciliği

    Kanolanın Önemi


    Bitkisel yağ kaynağı olarak Kanola ülkemize II. Dünya savaşı sırasında Bulgaristan ve Romanya'dan Gelen göçmenlerle kolza adı ile ülkemize girmiş ve Trak-ya'da ekim alanı bulmuştur. Ülkemizde rapiska, rapitsa, kolza isimleriyle de bilinen kanola kışlık ve yazlık olmak üzere iki fizyolojik döneme sahip bir yağ bitkisidir. Kanola tanesinde bulunan%38-50 yağ,%16-24 protein,zengin oleik ve linoleik asit miktarı ve yağının kaynama noktasının yüksek olması (238 0C) nedenleriyle önemli bir yağ bitkisidir.


    İklim ve Toprak İstekleri


    Kanola bitkisi kışlık ve yazlık olarak yetiştirilebilmektedir. Ülkemizde genellikle kışlık kanola tarımı yapılmaktadır. Kışlık kanola kışa kar altında ?15 0C ?ye kadar dayanıklıdır.Ancak kışa girerken rozetleşmesini tamamlamış olması gerekmektedir. Bunun için Ekim ayının başında tavlı toprağa ekilmeli ve çıkışı sağ-lanmalıdır.Kışa rozet dönemi oluşmadan giren kanola bitkileri sıfırın altındaki sıcaklıklardan zarar görmektedir.Yazlık kanola daha çok ılıman iklim bölgeleri olan Ege ve Akdeniz'de yetiştirilmektedir.

    Konola bitkisi kumlu ve hafif topraklar dışında hemen hemen her toprakta yetişmektedir. Su tutan, göllenen tarım alanlarında çok zarar görmektedir. En iyi yetiştiği toprak humuslu, derin yapılı, nötr veya hafif alkali ve hafif asit topraklardır (pH: 4.2-7.2).


    Toprak Hazırlığı


    Kanola tohumu çok küçük ve çimlendikten sonra toprak yüzeyine çıkış yüzdesi düşük olduğundan tohum yatağının iyi hazırlanması gerekmektedir. Mümkünse iç bölgelerde buğday hasadından sonra gölge tavına sürüm yapılmalıdır. Daha sonra kazayağı ve tırmık ile tohum yatağı keseksiz ve tavı kaçırmadan hazırlan-malıdır. Ekimden önce toprağın yüzeyinin düzgün olması ve bastırılması için tapan çekilmelidir. Tapan çekilmezse tohumlar derine gideceğinden üniform düz-gün bir çıkış sağlanamaz.


    Ekim Zamanı


    Ekim zamanı toprak ısısı ile yakından ilgilidir. Çimlenmenin iyi olabilmesi için toprak ısısı en az 10-12 0C olmalıdır. Kanola ekim zamanı Trakya, Marmara, Ege, Güneydoğu Anadolu bölgelerinde 15 Eylül- 15 Ekim tarihleri arasında yapılmalıdır. Karadeniz bölgesinde sahil kuşağında en uygun ekim zamanı 15 Ey-lül- 20 Ekim tarihleri, iç kesimlerde 20 Eylül- 10 Ekim tarihleri kanola için uygun ekim zamanıdır. Bu şekilde iyi çıkış yapan kanola bitkileri kışa 4-6 yaprak (rozet dönemi) arasında girer ve kuvvetli bir kök sistemini geliştirerek soğuktan zarar görmez. Eğer kanola ekimleri Kasım ayına sarkarsa genç fideler zarar görmektedir. Bu nedenle kanola ekiminde geç kalınmamalıdır.


    Tohumluk


    Kanola tarımında tohumluğun önemi büyüktür. Çiftçiler kendi hasat ettikleri üründen kesinlikle tohumluk olarak ayırmamalıdır. Çünkü kanola bitkisi % 34 lere varan ölçüde yabanı hardal türleri ile melezlen-diğinden ikinci yıl hasat edilen ürün tohumluk olarak ekildiğinde hasat edilen ürünün yağında erusik asit ve küs-pesinde glukosinalat oranı artacaktır. Her yıl kontrollü olarak üretilen sertifikalı tohumlukların üreticiler tarafından alınması gerekmektedir. Alınacak tohumlu-ğun ekileceği bölgede denenmiş ve kış soğuklarına dayanıklı olması gerekmektedir.


    Ekim Şekli


    Kanola ekimi yonca ekim makinası gibi küçük tohumları ekebilen mekanik yada pnomatik mibzerlerle yapılmalıdır. Üreticiler gelişmiş ekim makinalarını kul-lanarak sıra arası, sıra üzeri ve ekim derinliğini kolaylıkla ayarlayabilirler. Bu tip gelişmiş ekim makinaları ile ekimde 1 da a kullanılan tohum miktarından ö-nemli tasarruf sağlanmakta, 1 da 800-1000 gr yeterli olmaktadır ve düzgün bir çıkış elde edilmektedir. Kanola akiminde sıra arası mesafe 20 cm, sıra üzeri me-safe ise 3-4 cm arasında olabilir. Ekim derinliği 1.5-2 cm civarında olmalıdır. Aşırı sık ve derin ekimden kaçınılmalıdır. Derin ekimde çıkışlar mütecanis olmaz, geç kalır ve kışa iyice gelişmeden gireceğinden zarar görür. Sık ekim için de aynı zayıf gelişme söz konusudur. Zayıf kök yapısına sahip kanola bitkileri kış soğuklarından önemli ölçüde zarar görmektedir. Bazı gevşek yapıdaki topraklarda ekimden sonra merdane geçirilirse çıkış iyi olmaktadır.


    Bakım


    Normal zamanında yapılan ekimlerde kanola gür geliştiği için içerisinde yabancı ot barındırmaz. Tarlada yabancı ot olarak hardal varsa kanola ekilmez. Çünkü ikisi de aynı familyadan olduğundan mücadelesi zordur ve daha sonra hasat edilecek kanola ürününe karışarak kaliteyi bozar. Ayrıca kanola bitkileri Nisan ayı-na kadar olan gelişme döneminde toprakta taban suyu yüksekliğine ve su tutmasına karşı çok hassas olduğundan yağışlı dönemlerde tarlada göllenme olursa hemen su tahliye edilmelidir.


    Gübreleme


    Kanola her 50 kg verim için toraktan 1 kg S (kükürt) kaldırmaktadır. Buna göre uygulanacak gübre formlarının amonyum sülfat türü olmasına dikkat edilmeli-dir. İyi bir verim alabilmek için dekara 12-14 kg saf azot, 7-8 kg fosfor verilmelidir. Azotlu gübrenin yarısı ( 6 kg/da), fosforlu gübrenin tamamı ekimle birlikte, azotlu gübrenin diğer yarısı Şubat sonu Mart başında sapa kalkma döneminde verilmelidir.


    Ekim Nöbeti


    Kanola yetiştiriciliğinden yüksek verim alabilmek için mutlaka münavebe yapılmalıdır. Kanolanın gireceği bazı münavebe modelleri şu şekilde olabilir;

    1. Model: Ayçiçeği + Kanola + Buğday +Mısır

    2. Model: Buğday + Kanola + Baklagil + Ayçiçeği

    3. Model: Buğday + Kanola + Şekerpancarı + Kavun-Karpuz

    4. Model: Ayçiçeği + Kanola + Buğday


    Kanola Tarımında Yabancı Ot Mücadelesi


    Yabancı ot mücadelesi kanolanın ilk yetişme devresinin ilk ayında çok önem taşır ve yapılması % 20-30 oranında daha fazla verim alınmasını sağlayabilir. Hızlı gelişme yeteneğine sahip yabancı otlar özellikle ilk gelişme devresinde faydalı tarla alanını kaplayarak kanola bitkisinin gelişmesini engelleyerek ve bitki besin maddelerine ortak olarak önemli oranda zarar yaparlar. Kanola bitkisi 30-40 cm boyunda olduğunda gür gelişip, gölge yaparak diğer yabancı otların gelişmesini büyük oranda engellemektedir.


    Kanola Hastalık ve Zararlıları


    Kanolanın önemli zararlıları toprak pireleri, tarla salyangozu, kanola sap hortumlu böceği, lahana kelebeği ve yaprak bitidir. Özellikle Trakya'da bazı lokasyonlarda lahana kelebeği ve Karadeniz Bölgesinde de yaprak biti zararı fazladır. Yaprakların ve çiçek saplarının öz suyunu emerek beyazlama yapmakta ve önemli verim kayıplarına neden olmaktadır. Bu zararlılar ile ilaçlı mücadele yapılmalıdır.

    Önemli hastalıkları ise mildiyö, kolza kök uru, kurşuni küftür. Trakya'da hastalıklar pek yaygın değildir.


    Kanola Tohum Bağlama


    Kanola çiçeklenme döneminde tozlanma için çeşidin kendine tozlanmasının az veya çok olmasına bağlı olarak yüksek oranda bal arılarına ihtiyaç duyar. Bu nedenle çiçeklenme dönemindeki sürede kanola tarlaları yakınında arı kovanı bulunması harnuplarda (kapsüllerde) döllenme ve tane tutmayı artırır. Çiçeklenme ve döllenme bitkide alttan yukarı doğru olmaktadır. Nisan sonu Mayıs ayı başlarında kanolanın çiçeklenmesi arılara bol miktarda çiçek tozu sağlamaktadır.


    Hasat ve Depolama


    Kanola, havaların sıcak veya yağışlı gitmesine ve çeşidin erkenciliğine bağlı olarak çiçeklenmeden 40 ile 50 gün sonra hasat olumuna gelir. Trakya'da 10 Hazi-ran, Akdeniz'de 10 Mayıstan itibaren kanola hasadı yapılabilmektedir. Kanola hasat olumuna geldiğinde bitkilerin sap, yaprak ve kapsülleri tamamen kuruyup sararır. Kırmızımsı sarı bir renk oluşur. Tohum kahverengiye dönüşmüşse hasat zamanı gelmiş demektir. Kanola bitkisinde olgunlaşma aşağıdan yukarıya doğ-rudur. Hasatta bitkileri tam olgunlaşması beklenirse alt kapsüllerde çatlama ve dökülmeler görülür. Erken hasatta ise üst kapsüller tam olgunlaşmadığından hasat kaybı olur. Kanola taneleri çok küçük olduğundan hasada başlamadan önce biçerdöverin ayarları çok iyi yapılmalıdır. Dekardan alınan verim ekilen çeşi-din verim gücüne ve toprak verimliliği ile iklim koşullarına bağlı olarak 250-350 kg arasındadır. Emniyetli bir depolama için tanelerin rutubeti %9 u geçmeme-lidir. Kuru ambarlarda depolanmalıdır. Aksi halde çok çabuk kızışma olur ve küflenir.


    Sonuç


    Snuç olarak kanola tarımında çiftçilerimizin birim alandan daha yüksek verim elde etmeleri ve kazançlarını artırmaları buraya kadar belirtilen yetiştirme tekni-ği esaslarını tam olarak uygulamalarına bağlıdır. Kanola tarımı konusunda daha geniş bilgi almak isteyenler en yakın Tarım ve Köyişleri Bakanlığına bağlı A-raştırma Enstitüleri ile Tarım İl ve İlçe Müdürlüklerine başvurdukları takdirde kendilerine yardımcı olunacaktır.
     
  9. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    Kekik Yetiştiriciliği

    Kekik Yetiştiriciliği

    ? İklim Ve Toprak İstekleri: Akdeniz bölgesine ait bir bitki olmasına rağmen soğuklara dayanabilen bir bitkidir. Toprak yönünden fazla seçici değildir. Killi taban arazilerde daha iyi gelişir.

    ? Fidelik Hazırlığı: Kekik tohumları çok küçüktür. Bin dane ağırlığı 0,01-0,03 gr. arasındadır. Doğrudan tarlaya ekilerek üretilme imkanı yok gibidir. Bu nedenle tohumları fideliğe ekip, fide yetiştirme zorunluluğu vardır. Fidelikler tıpkı tütün fidelikleri gibi hazırlanmalıdır. Fidelik boyutları ot alma ve sulama gibi bakım işlerinin kolay yapılabilmesi için 10 x 1m. boyutlarında olmalıdır.

    ? Ekim : İlimizde fideliklere tohum ekimi EKİM ? ARALIK ayları arasında yapılmalıdır. Ekimde m2 ye 1,5 gr. tohum atılmalıdır. Fidelikler 40-50 cm. yükseklikte plastik örtü ile örtülmelidir. Fidelik toprağının tavını kaçırmayacak şekilde 2-3 günde bir sulanmalıdır. Sulama çıkışlardan sonra da devam etmelidir.

    ? Tarlaya Dikim : Erken İlkbaharda Mart sonu, Nisan başında fideler, 8-10 cm. olunca fidelikten sökülmeli, tarlaya 45 x 15 cm. aralıkla bekletilmeden dikilmelidir. Dikim karık içine tütün veya sebzede olduğu gibi plantuvar kullanılarak yapılmalıdır. Dikimden hemen sonra can suyu verilmelidir. İyi bir kekik plantasyonu için, özellikle ilk yıl sulama, çapalama ve ot alma gibi bakım işlemlerinin aksatılmadan yapılması gerekmektedir.

    İzmir kekiğinde Sonbahar dikimi de yapılabilir. Bu durumda yaz boyunca fideliklerdeki fidelerin bakımına devam edilmeli ve EKİM-KASIM aylarında tarlaya dikilmelidir. Kekik tohumdan başka yarı odunsu çeliklerle de üretilebilir. Çelikle Üretim için çeliklerin alınabileceği nüve kekik plantasyonunun bulunması gerekmektedir. Alınan 15-20 cm. boyundaki yarı odunsu çelikler hazırlanan tarlaya 45x15 cm. aralıklarla dikilmelidir.

    ? Gübreleme : Dikimden önce dekara 6 Kg. P2O5, 6 Kg. K2O saf olarak verilebilir. Azot üzerindeki çalışmalar devam etmektedir. Denemelerde Azotun yarısı ekimden önce, yarısı birinci hasattan sonra olmak üzere 6-12 Kg./da. olarak verilmesi önerilmektedir.

    ? Hasat : Gerek çelikle, gerekse fide ile üretimde ilk yıl tesis yılı olarak düşünüldüğü için ürün beklenmese de iyi gelişmiş bir kekik tesisinde bir biçim uygulanabilir. Kekikte en uygun biçim zamanı çiçeklenmeye başladığı dönemdedir. Hasat, bitkinin dallarını koparma şeklinde değil bıçakla keserek yapılmalıdır. Biçim yüksekliği 15 cm. civarında olmalı ve kökler zarar görmemelidir. Hasattan sonra sulama ve ot alma gibi bakım işlemleri hemen yapılmalıdır. 2. yıldan itibaren iyi gelişmiş ve sulama imkanı olan kekik plantasyonundan 2-3 biçim alınabilir. Her hasattan sonra sulama ve bakım işlemleri aksatılmadan yapılmalıdır.

    ? Kurutma : Hasat edilen kekikler tarladan hemen toplanmalı, temiz ve gölge bir yere taşınmalı, kurutulmak üzere serilmelidir. İyi bir kurutma için serme kalınlığı 20 cm.yi geçmemelidir. Kekik dalları sık sık alt üst edilerek havalandırılmalı, kızışma ve dolayısı ile renk kararmasına meydan verilmemelidir. Uygun koşullarda kurutulmuş kekikler dövülerek yaprakları saplarından ayrılır, yapraklar çuvallanarak pazarlanıncaya kadar serin ve kuru bir yerde muhafaza edilmelidir.
     
  10. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    Kimyon Yetiştiriciliği

    1-KİMYONUN EKONOMİK DURUMU : Kimyon, kokusundan faydalanılan baharat bitkisidir. Son yıllarda yurt içinde ve yurt dışında sucuk imalinde, ilaç sanayinde ve boya sanayinde kullanılmaktadır. Türkiye'den A.B.D' ne Avrupa, Orta Doğuda, Arap ve Körfez ülkelerine devamlı ihraç edilmektedir.


    2-KİMYONUN BİTKİSEL DURUMU : Kimyon tohumu 4-5 mm uzunluğunda, açık kahverengi renkte küçüktür. Kimyon bitkisi 35-40 cm boyunda ( mercimek bitkisi ) gibi dallanan ince uzun üzerinde küçük yaprak, bulunan hafif bir bitkidir. Genellikle Orta Anadolu da erken ilkbaharda 15 şubat- 15 Mart tarihleri arasında mutlaka ekimi yapılmalıdır.


    3-KİMYONUN İKLİMİ İSTEĞİ : Kimyon ziraatı genellikle Orta Anadolu Bölgesinde bilhassa Afyon, Ankara, Eskişehir, Konya, İlleri ile bunların çevresinde bulunan illerde yapılmaktadır.


    Eskişehir yöresinde kimyon bitkisine (ZIRA) tabir edilmektedir. Bu sebeple kimyon bitkisi ilkbaharda erken ekim yapılacak yazları sıcak kışları soğuk olan Orta Anadolu bitkisidir.


    4- KİMYONUN TOPRAK İSTEĞİ : Kimyon bitkisi hafif ve nazik bir bitki olduğundan genellikle ot getirmeyen yumuşak, kaymak bağlamayan hafif topraklarda iyi yetişir ve randımanlı olur.


    Bilhassa hamdan yeni açılan topraklarda daha fazla randımanlı yetişir. Çorak, kepir, topraklarda yetişmekle beraber randıman alınabilmesi için yılın yağışlı geçmesi şarttır.


    5- KİMYONUN GÜBRE İSTEĞİ: Kimyon ekimi yapılırken kimyon tohumu mutlaka fenni gübre ile ekilmelidir. Kimyon bitkisi fosforlu gübreye ihtiyacı olmakla beraber daha fazla azotlu gübreye ihtiyaç duyulmaktadır. Ekimi ile birlikte toprağa 10 kg % 18-46 DAP veya 10 kg % 15-45 Kompoze ve 10 kg % 20-20 Kompoze veya yalnız 10 kg % 26 lık A. Nitratla ekilebilir, Ekimden sonra kimyon toprak yüzünde görülünce dönüme 10-15 kg azotlu gübre serpildiği taktirde randıman alınır.


    6- KİMYONUN TOPRAĞININ HAZIRLANMASI: Kimyon bitkisi genellikle Orta Anadolu'da münavebede hububattan sonra ekilir. Bu münasebetle hasadı yapılmış anız tarlalarının saplarının mutlaka yakılarak yağışlara müteakip mutlaka kimyon güzden soklu pullukla 18-20 cm derinliğinde aktarılmalıdır. Kimyon ekilecek tarla yağışlarını iyice alıp yumuşadıktan sonra erken ilkbaharda 15 Şubat 15 Mart arasında


    a) Kazayağı ile ikilenerek erken çıkan otlar imha edilir.


    b) Barana (tırmık ) çekilerek üçlenip ekilecek saha kısmen tesviye edilir. Tarla ekime hazır duruma getirilir.


    7- KİMYONUN EKİMİ: Kimyon tohumu genellikle mibzerle sıraya ekilir. Serpme ekim daha ziyade dar arazilerde tatbik edilebilir. Kimyon tarlası arzu edilen şekilde hazırlandıktan sonra dekara 10 kg fenni gübre ile 1 kg tohum hesaplanarak gübre ile tohum iyice karıştırılır. Bu karışım mibzerlerin tohum sandığına konulur. Kombine mibzeri ile tohum sandığı ayarı 10-12 dereceye getirildiğine dekara 10 kg gübre 1 kg tohum en idealdir. Tohumlar genellikle 2-3 cm derinliğe ekilmelidir. Daha derine giderse katiyetle çıkmaz. Bunun için Kimyon ekilecek tarlanın toprak hazırlığının iyi yapılarak ekimde tohumunun derine gitmesi önlenmelidir. Kimyon bilhassa tavsiye edilmiş kısmen sıkıştırılmış topraktan 30-40 gün içinde toprak yüzüne çıkar.


    8- KİMYON BAKIMI VE YABANCI OT İLAÇLAMASI : Kimyon ekildikten sonra genellikle 30-40 gün içinde toprak yüzüne çıkar. Kimyon ot getirmeyen veya az ot getiren tarlaya ekilebilir.


    Kimyonla birlikte yabancı otlarda kimyon tarlası içinde büyümeye başlarlar, Nisan ortalarından sonra kimyon üst azotlu gübreden atıldıktan sonra 1-15 Mayıs arasında yabancı otların,


    a) Elle yolmalıdır.


    b) Veya kimyon yabancı otunu imha eden AFALON ilacı ile hububat tarlalarında yapılan yabancı ot ilaçlaması gibi beher dekara 150-200 gr arası bir ilaç ile 20 litre su düşecek şekilde yabancı ot ilaçlaması yapılmaktadır. Çiçek zamanı yapılacak yabancı ot ilaçlaması kimyonun verimini çok düşürmektedir.


    9-KİMYONUN HASAT VE HARMANI: Kimyon mahsülü genellikle Haziran ayı içinde çiçeklenerek Haziran sonrası Temmuz başlarında rengi yeşilden mat kahverengi rengi alınca hasadın mutlaka yapılması lazımdır.


    Bin işçi günde yarım dekar ile 1 dekar arası yolma yapabilir. Yapılan demetler tarlaya batör ayarı düzenlenmiş ve rüzgarlıkları kısmen yapılmış biçer döver yürütülerek önüne atmak suretiyle hasat ve harman yapılır. Kimyon harman yerinde sopalarla dövülerek veya dövenle sürülerek harmanı yapılmakta beraber harmanı güçtür.


    10-KİMYONUN VERİMİ: Kimyon genellikle iyi ekimi yapılmış iyi gübrelenmiş iyi ot alınmış kuvvetli tarlalardan ortalama beher dekara 50-80 kg arasında verim yapar. Zayıf şartlarda bu verim 20-30 kiloya düşebilir. Yüksek verim almak için az sahaya yapıp iyi emek verip birim sahadan yüksek verim almak esastır.
     
  11. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    Mercimek Yetiştiriciliği

    1. MERCİMEK TARIMININ ÖNEMİ:

    Yemeklik tane baklagiller içerisinde yer alan mercimek, içerdiği protein oranının yüksek olması nedeniyle insan beslenmesinde önemli bir yere sahiptir. Kurak bölgelerde ekim nöbetine girerek hem üreticiye hem de ülke ekonomisine ek gelir sağlamaktadır. Kışlık ve yazlık ekime ıygun mercimek çeşitleri bulunmaktadır.


    2. TOPRAK HAZIRLIĞI:

    Gerek kışlık gerekse yazlık yetiştirilecek mercimekte toprak hazırlığı, hububat hasadından sonra sonbaharda soklu pullukla 15-20 cm derinliğinde ilk sürümün yapılmasıyla başlar. Kışlık ekimde, sonbaharda ekimden önce kazayağı tırmık takımı ile ikinci sürüm yapılarak tohum yatağı hazırlanır. Bilhassa kışlık ekimlerde hububat sapları ekimde problem yarattığından, hububat hasadında anız yüksekliğinin fazla bırakılmaması gerekmektedir.

    Yazlık ekimlerde ise sonbahar sürümünden sonra tarlaya ilkbahara kadar hiçbir işlem yapılmadan beklenir. Ekimden önce kazayağı tırmık takımı ile ikinci sürüm yapılarak toprak ekime hazır hale getirilir.


    3. GÜBRELEME:

    Mercimek, köklerinde yer alan ve Rhizobium adı verilen bakterilerin oluşturduğu yumrucuklar ile havanın serbest azotunu toprağa bağlar. Bu sebeple çok fazla azot ihtiyacı bulunmamaktadır. Bitkinin ilk gelişme devresinde ihtiyaç duyduğu en uygun gübre dozları saf madde olarak 2-2.5 kg/da azot ve 5.5-6.5 kg/da fosfor'dur. Bu miktarlar 12-14 kg/da DAP gübresine karşılık gelmektedir.

    Gübre toprağa ekim sırasında mibzerle verilmeli, eğer ekim serpme yapılacak ise toprak yüzeyine serpilerek kazayağı veya diskaro ile toprağa karıştırılmalıdır.


    4. ÇEŞİT VE TOHUMLUK:

    Kırmızı mercimek Güneydoğu Anadolu Bölgesinde kışlık, yeşil mercimek ise Orta Anadolu, Doğu Anadolu ve Batı Geçit Bölgelerinde yazlık olarak yetiştirilmektedir.

    İyi bir tohumluk, çimlenme gücü yüksek, dolgun taneli ayrıca hastalıksız ve herhangi bir sebeple zarar görmemiş olmalıdır. Tarım ve Köyişleri Bakanlığına bağlı çeşitli araştırma enstitülerinde yüksek verimli, kaliteli, hastalık ve zararlılara dayanıklı, farklı bölgelere uygun kışlık ve yazlık, yeşil ve kırmızı mercimek çeşitleri geliştirilmiştir. Bunların belli başlıları aşağıda verilmektedir.


    Kışlık tescilli mercimek çeşitleri: Fırat -87,Kayı-91, Sazak-91, Seyran, Kafkas, Çiftçi, Özbek'tir.


    Yazlık tescilli mercimek çeşitleri: Sultan-I, Malazgirt-89 Erzurum-89, Alidayı ve Meyveci-2001.


    5. EKİM:

    Güneydoğu Anadolu Bölgesinde kışlık mercimek ekimi Kasım, Orta Anadolu ve Geçit Bölgelerinde ise Ekim ayında yapılmaktadır. Yazlık mercimek ekimleri erken ilkbaharda Şubat sonu Mart başında yapılmalıdır. Eğer yazlık çeşitler kışlık olarak ekilir ise soğuktan zarar göreceklerinden verim alınamaz. Kışlık çeşitlerin kıştan ve soğuktan etkilenmesi söz konusu değildir. Trakya'da genellikle yazlık çeşitler Mart ayı başında ekilmektedir. Ekimdeki gecikme verim kaybına yol açmaktadır. Mercimek ekimi genellikle buğday için kullanılan mibzerle yapılır.

    Gerek kışlık gerekse yazlık mercimekte dekara atılacak tohum miktarı ekilecek tohumun iriliğine göre değişir. Tohumluk temiz ve çimlenme gücü yüksek ise, kışlık mercimek için m2 ye 250-300 tane, yazlık mercimek için ise m2 ye 175-225 tane atılmalıdır. Dekara atılacak tohum miktarı iri taneli pul mercimek için kışlıkta 14-15 kg, yazlıkta 10-12 kg arasında değişir. Küçük taneli mercimekte ise bu miktar kışlıkta 8-10 kg, yazlıkta 7-8 kg civarındadır.


    6. BAKIM:

    Kışlık mercimek ekimini sınırlandıran en önemli faktör yabancı otlardır. Mevcut yabancı ot öldürücüler ile etkili kontrol yapılamamakta bu da verimin düşmesine neden olmaktadır. Yabancı ot mücadelesinin iyi yapıldığı durumlarda kışlık mercimeğin verimi yazlık mercimeğe göre % 50 daha fazla olmaktadır. Orta Anadolu Bölgesinde yazlık olarak yetiştirilen mercimekte bir defa ot alımı çok faydalı olmaktadır. Güneydoğu Anadolu Bölgesinde tarlalar genellikle büyük olduğundan elle ot alımı ekonomik değildir bu nedenle ilk sürümün pullukla derin, ikinci sürümün ise yağmurdan sonra yabancı otlar çimlenirken yapılması yabancı otlarla mücadele açısından önemlidir.


    7. HASAT VE HARMAN:

    Orta Anadolu ve Geçit Bölgelerinde mercimekler limon sarısı rengini aldığında ve taneler iki parmak arasına alındığına ezilmiyorsa hasat zamanı gelmiş demektir. Hasat elle yolunarak veya tırpanla biçilerek yapılmaktadır. Hasat edilen bitkiler 5-6 gün yığınlar halinde tarlada kuruması için bekletilir ve daha sonra harman makinesinde harmanlanır.

    Güneydoğu Anadolu Bölgesinde ise mercimek tırpan, traktörün kuyruk milinde hareket eden biçme makinesi ile veya biçerdöver ile hasat edilir. Biçerdöverle hasat yapılacaksa mercimeklerin tamamen kuruması beklenmelidir. Fakat gereğinden fazla beklenirse tane dökülmeğe başlar. Hasat için en uygun zaman sabahın erken saatleridir.


    9. DEPOLAMA:

    Harman sonunda elde edilen taneler selektörleme işlemine tabi tutularak içindeki yabancı maddeler (taş, toprak, kırık tane v.s.) temizlenir. İlaçlanan depolara ürün konularak, ayrıca zararlılara karşı fümige edilmelidir.


    10. SONUÇ:

    Gerek aile tüketimi için veya gerekse ticari amaçla mercimek yetiştiriciliğinde bulunulan bölgeye göre piyasada tutulan, kolay pişen, lezzetli doğru çeşitleri, olabildiğince erken İlkbaharda ince olarak hazırlanmış toprağa ekip, iyi bakım yapılarak verimli, kaliteli ürün elde etmek mümkündür. Mercimek yetiştiriciliğinde daha geniş teknik bilgi almak için en yakın Tarımsal Araştırma Enstitüsü ile Tarım İl ve İlçe Müdürlüklerine başvurulabilir. ÜRÜNÜNÜZ BOL ve KAZANCINIZ BEREKETLİ OLSUN!
     
  12. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    Mısır Yetiştiriciliği

    Giriş

    Dünyada üretilen mısırın % 27'si insan beslenmesinde, % 73'ü ise hayvan yemi olarak kullanılmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde mısırın kullanımı hayvan beslenmesinde % 46, insan beslenmesinde ve sanayi hammaddesi olarak % 54'dir. Gelişmiş ülkelerde ise bu oran hayvan beslenmesinde % 90, insan beslenmesinde ve sanayi hammaddesi olarak % 10'dur. Dünyada insan beslenmesinde tüketilen günlük kalorinin % 11'i mısır bitkisinden sağlanmaktadır. Bu oran gelişmiş ülkelerde %4'e düşerken, Meksika ve Orta Amerika gibi ülkelere % 27'e kadar yükselmektedir. Mısırın endüstride kullanımı diğer tahıllara göre artmış, gün geçtikçe de artmaktadır. Bunun sebebi; birim alandan yüksek verim alınması, yetiştirme tekniği, hasat, nakliye ve depolama gibi işlemlerinin kolay oluşu ve sürekli geliştirilme özelliğine sahip olmasıdır.


    Mısır dünyada tahıllar içinde üretim açısından buğdaydan sonra ikinci sırada yer alır, bunu çeltik takip eder. Gelişmekte olan ülkeler içinde mısır Asya'da buğday ve çeltikten sonra yer alırken, Latin Amerika ve Afrika'da birinci sırada yer alır. Mısır, hayvan yemi ve insan yiyeceği olarak çok değişik alanlarda kullanılan ve ülkemizde buğday ve arpadan sonra en fazla üretilen bir hububat bitkisidir. Ülkemizde mısırın geleneksel üretim alanları Karadeniz ve Güney Marmara bölgesi olarak bilinir. Ülkemizin hemen her yerinde yetiştirilen mısır, yakın zamana kadar yaygın bir şekilde sadece Karadeniz Bölgesinde yetiştirilmekte iken 1980 li yıllardan itibaren özellikle Tarım Bakanlığı tarafından yürütülen II. ürün projesi ile güney bölgelerimizde yaygınlık kazanmıştır.


    İklim ve Toprak İstekleri

    Mısır tipik bir sıcak iklim tahılıdır. Minumum çimlenme sıcaklığı 9-100C olup, optimum çimlenme sıcaklığı 180C'nin üstündedir. En uygun büyüme sıcaklığı ise 25-300C arasındadır. 150C'nin altındaki sıcaklar ilk büyümeyi yavaşlattığından verimde belirgin düşüşlere yol açar. Mısır bitkisinin toprak seçiciliği fazla değildir. Uygun ve zamanında işlenen ve gerekli bitki besin maddeleri verilen, değişik tip topraklarda mısır başarıyla yetiştirilebilir. Ancak mısır en iyi gelişmeyi ve en yüksek verimi , organik madde ve alınabilir besin maddelerince zengin ve drenajı havalanması iyi olan derin, sıcak, tınlı topraklarda gösterir.


    Toprak Hazırlığı

    Mısır için toprak işlemede dünyada değişik yöntemler kullanılmaktadır. Bunların başlıcaları; geleneksel toprak işleme (pulluk ile), anız örtülü malç sistemi, ark açıcıları kullanılarak yapılan işleme, minimum toprak işleme ve toprak işlemesiz yöntemlerdir. Ülkemizde mısır genel olarak geleneksel toprak işleme metodu olan pullukla derin sürüm, gerekirse ikileme, diskaro ve tırmık kullanılarak yapılmaktadır. Ancak daha fazla güney bölgelerimizde uygulanan ikinci ürün mısırda azaltılmış toprak işleme metotları kullanılmaktadır. Bu yörelerde yapılan yanlış uygulamalardan birisi anızın yakılarak toprak işlemesi yapılmasıdır. Bunun yerine anız mibzerleri ile gölge tavına sürümsüz ekim yapılması yerleştirilmelidir. Bir diğer uygulama Doğu ve Batı Karadeniz Bölgelerinin yamaç arazilerinde uygulanan elle toprak işleme şeklidir. Bu yörelerde ticari anlamda mısır üretimi yapılmamaktadır. Fazla işgücüne ve toprak erozyonuna neden olan bu uygulamadan vazgeçilerek buralarda da sürümsüz ekim metotlarının uygulanması gerekmektedir.


    Ekim Zamanı

    Mısır yazlık olarak yetiştirilen bir bitkidir. Ancak çok uzun bir ekim periyoduna sahiptir. Mısır, fizyolojik oluma erme zamanına kadar olan toplam sıcaklık istekleri baz alınarak olum guruplarına ayrılmıştır (FAO 200, FAO 300 ? FAO 700 gibi). Üretim yapılacak yerin iklim şartlarına göre ve yetiştirilecek çeşidin FAO olgunluk gurubuna göre ekim zamanı belirlenmelidir. Fideler ilkbahardaki donlardan veya düşük sıcaklıklardan çok etkilenirler. Böyle şartlarda tarlada yeterli sıklığı gerçekleştirebilmek zor olur. Veya bitkiler zayıf düştüğünden dolayı yabancı ot kontrolü zorlaşır. Bu bakımdan ana üründe ekim zamanının tespitinde en doğru ölçüt toprak sıcaklığıdır. Tohum yatağındaki sıcaklık 10?C'nin üstünde olmalıdır. Karadeniz bölgesinde ekim, Mayıs ayı içinde yapılmalıdır. Ancak Güneydoğu Anadolu gibi sıcak bölgelerde ana ürünün uygun olmadığı ve ll.ürün olarak erkenci çeşitlerle tarım yapılması gerektiği tespit edilmiş olup, ekimin de Haziran ortalarından Temmuz başlarına kadar bitirilmesi gerekmektedir. İkinci ürün tane yetiştiriciliğinde olgunluk gurubuna göre seçilmiş olan çeşit mümkün olduğu kadar erken ekilmelidir. Ya da bölgelere ve olgunluk guruplarına göre yapılan araştırmalar sonucu belirlenmiş olan en son ekim tarihlerine bakarak ekim yapılmalıdır.


    Ekim Derinliği

    Ekim derinliği genel olarak 5-6 cm olmalıdır. Ağır topraklarda biraz daha yüzlek, hafif topraklarda biraz daha derin olabilir. Ekim mutlaka tavlı toprağa yapılmalıdır. Tohumun toprakla temasını arttırmak için merdane çekmek faydalı olmaktadır. Bilhassa azaltılmış toprak işleme veya sürümsüz ekimlerde bu işlemin etkisi daha da önemli olmaktadır.


    Bitki Sıklığı

    Mısırda verimi oluşturan en önemli komponent dekardan hasat edilen bitki sayısıdır. Bitki sıklığı; çeşidin özelliği, toprağın verim gücü, sulama durumu ve yetiştirme amacına göre değişir. Orta geççi (FAO: 700) çeşitler için sıklık, hasat sırasında dekarda 5500 ? 7000 bitkiyi sağlayacak şekilde sıra arası 65-70 cm, sıra üzeri 20-25 cm olmalıdır. Yeterli suyun olduğu yerlerde ve erkenci çeşitlerde bitki sıklığının biraz fazla, suyun kısıtlı olduğu yerlerde ve geççi çeşitlerde bitki sıklığının biraz az olması istenir. Bunu sağlamak için tane iriliğine göre dekara 2-3 kg arasında tohum kullanılmalıdır. Silajlık olarak yetiştirilen mısırda tohum miktarı artırılmalıdır. Yapılan araştırmalar sonucunda Karadeniz bölgesinde en uygun bitki sıklığının dekara 12000-14000 bitki olması gerektiği, bunun da 4-6 kg /da tohuma tekabül ettiği tespit edilmiştir.


    Gübreleme

    Mısır, topraktan çok fazla miktarda su ve besin maddesi kaldırır. Ancak mısır, fizyolojik olarak bir C4 bitkisi olduğundan kullandığı bu su ve besin maddelerine karşılık birim alandan çok yüksek oranda kuru madde üretir. Bu özelliğinden dolayı mısırda su ve besin maddelerindeki her hangi bir eksiklik verimde ekonomik zararlara yol açar. Bu bakımdan mısırda bitki beslemeye ayrıca özen gösterilmesi gerekmektedir. Mısıra verilecek gübre miktarı toprak ve iklim şartları, çeşit ve bitki sıklığına göre değiştiği gibi ekilişin ana veya ikinci ürün olması ile yada tane üretimi veya silajlık üretim olmasına göre de değişebilir. Mısırın özellikle azotlu gübre isteği çok fazladır. Melez çeşitlerle ülkemizde yapılan araştırmalarda 18-24 kg / da N ve 7-9 kg / da P2 O5 vermenin ekonomik verim sağladığı görülmüştür. Azotlu gübrenin yarısı ve fosforun tamamı ekimle birlikte verilmelidir. Azotun kalan kısmı da bitkiler 40-50 cm olduğunda sıra arasına verilerek toprağa karıştırılmalıdır.


    Ülkemizde özellikle bazı ikinci ürün bölgelerinde çok aşırı azotlu gübre kullanılmaktadır. Ekonomik kayba ve çevre kirliliğine sebep olan bu durumdan vazgeçilerek gerektiği kadar gübre uygulamak gerekir. Ayrıca Orta Karadeniz Bölgesinde tabii yağış şartları altında sulanmaksızın mısır üretilen bölgelerde, azotlu gübrenin ikiye bölünerek verilmesi daha sonraki dönemlerde yeterli yağışın olmaması durumunda gübreden yeterince yararlanılmasını önlemektedir. Onun için mısır ekilecek alanlardan toprak örnekleri alınarak tahlil yaptırılmalı ve tavsiye edilen dozlarda gübre kullanılmalıdır. Silajlık olarak yetiştirilen mısırda azotlu gübre miktarı da artırılmalıdır. Yine yapılan araştırmalar sonucunda Karadeniz bölgesinde en uygun azotlu gübre miktarının dekara 22-25 kg saf azot olması gerektiği tespit edilmiştir.


    Sulama

    Mısırda iyi bir verimin sağlanması için bitkinin su ihtiyacının tam ve zamanında sağlanması gerekir. Özellikle tepe püskülü çıkarmadan bir hafta önce ile süt olum devresi arasında mısırın su ihtiyacı fazladır. Yapılan araştırmalar çiçeklenme dönemindeki bir haftalık su stresinin verimi %50 azalttığını göstermiştir. Yağışı yetersiz olan yerlerde birkaç kez sulama yapılmalıdır. Yapılacak sulama sayısı, sulamanın zamanı ve her bir sulamada verilecek su miktarı iklim ve toprak koşullarına bağlıdır. Üretim planlanırken gerektiği dönemde gerektiği kadar suyun temin edilip edilmeyeceğine dikkat edilmelidir. Ülkemizin Kuzey bölümünün (Karadeniz ve Marmara) yağışı yetersiz olan yerlerinde; ikinci azotlu gübreden sonra tepe püskülü çıkarmadan bir hafta önce ve süt olum devresinde olmak üzere en az üç kez su verilmelidir. Batı, Güney ve Güney Doğu da ise topraktaki faydalı su izlenerek sulama yapılmalıdır. Bu bölgelerimiz için sulama sayılarının batıdan güneydoğuya doğru artması şartı ile 6-15 arasında olabileceği tespit edilmiştir.


    Yabancı ot Kontrolü

    Yabancı otların tarıma yıllık maliyeti oldukça büyüktür. Yabancı otlar nedeniyle tarla bitkilerindeki başlıca kayıplar; verim düşüklüğü, ürün kalitesinin azalışı ve hasadı zorlaştırma şeklinde sıralanabilir. Mısır, yabancı otlar ile çok iyi rekabet etmesine rağmen mısırın yaşama biyolojisine adapte olmuş olan bazı çok önemli yabancı otların kontrolü en önemli bakım işlerindendir. Ayrıca her ne kadar güçlü bir yabancı ot mukavemeti varsa da erken dönemlerde bu rekabetten çok uzaktır. Bu bakımdan mısırda yabancı ot kontrolü en fazla araştırılan konulardan birisidir. Yabancı ot kontrol metotlarının başında kültürel mücadele ve kimyasal (herbisitle) mücadele gelir. Yabancı ot kontrolü için geliştirilmiş mısıra selektif pek çok herbisit bulunmaktadır. Bunlar, mekanik yöntemler ile kombine edildiğinde çok olumlu sonuçlar alınabilmektedir. Mısırda yabancı ot kontrolünde dikkat edilmesi gereken en önemli husus çıkıştan itibaren mısırın toprak yüzünü kapatıncaya kadar olan 6-7 haftalık periyodun otsuz olarak geçirilmesidir.


    Hastalık ve Zararlıları

    Mısır, verim potansiyeli yüksek olan bir bitkidir. Bir mısır tarlasında genel olarak yirminin üzerinde zararlı böcek bulunmaktadır. Bu zararlılar, bitkinin gelişme dönemleriyle ilgili olarak beş kısımda incelenebilir:

    ? Bitkinin ilk beş haftalık döneminde fide ve köklerinde beslenen, bitki sıklığını ve sağlığını bozan zararlılar (Tel kurtları, bozkurtlar vs.)

    ? Sapa kalkma döneminde, yaprak helezonu içinde beslenen zararlılar (Güz tırtılları, mısır kurtları ve mısır yeşil kurtları vs.)

    ? Tepe ve koçan püskülü üzerinde beslenen ve tozlanmayı engelleyen zararlılar (Mısır kök kurtları erginleri, mısır yeşil kurdu ve yaprak afitleri)

    ? Koçan üzerinde ve özellikle taneleri yiyerek beslenen zararlılar (Mısır yeşil kurdu, güz tırtılları vs.)

    ? Sapa saldıran, yatmaya ve koçan kaybına sebep olan zararlılar (Mısır kurdu, pembe sap kurdu vs.)

    Mısır, mevcut tarla bitkileri içinde en sağlıklı görülen bir bitkidir. Ancak yıllardır yapılan çalışmalarla başta hastalıklara dayanıklı hibrit çeşitler elde edilmesine ve kültürel önlemler gibi pek çok teknoloji ortaya konmasına rağmen hastalıklar, mısır üretimini sınırlayan önemli faktörlerden biridir. Hastalıklardan dolayı mısırda yıllık verim kaybının % 7-20 arasında değiştiği tespit edilmiştir.


    Mısır bitkisinin büyümesi sırasında değişik organlarında görülebilen önemli bazı hastalıklar şunlardır.

    Tohum ve fide hastalıkları, Yaprak hastalıkları, Sap çürüklükleri, Koçan çürüklükleri, Virutal hastalıklar, ve Nematotların neden olduğu hastalıklar. Mısır hastalıklar ve zararlılarıyla mücadelede çeşitli metotlar kullanılır. Bunların bazıları dayanıklı çeşit kullanmak, ekim nöbeti uygulamak, değişik sürüm sistemleri, farklı ekim zamanları, karantina tedbirleri ve kimyasal mücadeledir. Özellikle zararlılarla kimyasal mücadele önemli olup bunun için zararlının biyolojisini takip etmek ve gerektiği zamanda ilaçlama yapmak gerekir.


    Hasat ? Harman

    Hasat, koçan kavuzlarının kuruyup tane rutubetinin %30'un altına düştükten sonra yapılabilir. Hava koşulları uygun ise hasatı geciktirmek, tanedeki rutubetin düşürülmesi bakımından istenir. Makinalı hasatta tane rutubetinin %21-28 arasında olması gerekir. Hasat elle veya makine ile yapılmalıdır. Makine ile hasatta, koçanları toplayarak kavuzlarını soyan makinalar veya aynı zamanda daneleme yapan makinalar (biçer döver ) kullanılmaktadır. Mısır tane olarak depolandığında tane rutubetinin % 14'ün altında olması gerekir. Özellikle Karadeniz ve Marmara da ve ikinci ürün yapılan yerlerde mısır tarlada iken taneleme nemine düşemez. Bundan dolayı mısır koçanları kabukları soyulmuş olarak hasat edilerek sergen adı verilen yerlerde bekletilir ve ürün Ocak-Şubat aylarında taneleme nemine düşünce tanelenir. Karadeniz ve Marmara'da bu teknoloji gelenekselleşmiş iken bazı İkinci ürün bölgelerinde bu teknoloji bilinmediğinden ikinci ürün tarımı yapılamamaktadır.

    Dr. Ahmet ÖZ, Halil KAPAR, Mahmut DOK
     
  13. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    Nohut Yetiştiriciliği

    Ekonomik Önemi


    Türkiye'de yemeklik baklagiller arasında fasulye ve mercimekten sonra ekim ve üretimi en fazla yapılmakta olan nohut, kurak bölgelerin bitkisidir. Nohut, toprak isteği bakımından kanaatkar oluşu dolayısıyla ve köklerinin havanın serbest azotunu tespit etmesi bakımından hububat- yemeklik münavebesinde önemi çok büyüktür. Daneleri proteince çok zengin olup (%18-31) aynı zamanda bir sanayi ham maddesidir. Nohudun geçit formları ile yabani formları arasındaki formları hayvan yemi olarak kullanılır.


    Morfolojisi


    Nohut bir senelik çalımsı bir görünüşe sahiptir. Tohumları için kültüre alınmaktadır.


    Besin ve Sağlık Değerleri


    Nohut ihtiva ettiği protein, mineral maddeler ve vitaminler yönünden çok zengin bulunması dolayısıyla, asırlardır insanların beslenmesinde büyük roller oynamıştır. Nohuttan dane renginde beyazdan siyaha kadar 20 renk müşahede edilmektedir. Dane rengi danenin kimyevi birleşimi hakkında kaba bir fikir vermektedir. Renk açıldıkça değer artmaktadır. Renkli tohumların şişmeleri zor kabukları kalındır. Bunlar daha ziyade yemlik çeşitlerdir. Renksiz tohumlar genellikle iri daneli nohutlar olup yemeklik olarak kullanılmaktadır. Renkli tohumlar ise küçük daneli olmaktadır. Yemlik koyu renkli tohumların protein miktarı yemeklik nohutlardan fazladır. Nohutların 1000 dane ağırlıkları 64-650 g arasında, hektolitre ağırlığı ise 78-80 kg. arasında değişmektedir.


    Yetiştiriciliği


    Yükseklik olarak nohudun yetiştirildiği alanlar 0 ile 5600 m. arasındaki arazi parçalarıdır. Dünya üzerinde oldukça geniş bir alana yayılan nohut kurak ve yarı-kurak bölgelerin bitkisidir. Nohut yetiştirme hududu kuzeyde 52. paralele kadar çıkar. Buralarda koyu renkli nohut çeşitleri yetiştirilir. İklim istekleri bakımından mercimekten sonra kurağa ve sıcağa en fazla dayanıklı yemeklik baklagil bitkisidir. Oldukça derinlere inebilen kökleri vardır. Gövde ve yaprakları tüylerle örtülü olup, bazen de epidermis bir mum tabakası ile kaplıdır. Nohutların bu karakterleri nedeniyle diğer yemeklik baklagillerin kuraklıktan zarar gördükleri yerlerde yemeklik baklagil olarak kolayca yetiştirilebilir. Bilhassa kurak steplerimiz için elverişli bitkilerden biridir. Vejetasyon süresi 60-90 gündür. Nohudun toprakta çimlenebilmesi için toprak ısısı +3ºC'den fazla olmalıdır. Nohut danelerinin optimum çimlenmesi için ortalama 15º C sıcaklığa ihtiyaç vardır. 26ºC'yi aşan sıcaklık dereceleri çimlenme üzerine olumsuz etkide bulunmaktadır. Yüksek sıcaklık dereceleri nohut bitkisindeki yaprak sayısını artırmaktadır. Optimum üzerindeki yüksek sıcaklık dereceleri gövdenin zayıf olmasını ve daha az dal oluşturmasını teşvik eder. Nohut türlerinin optimum sıcaklık istekleri 18-26ºC arasında değişmektedir. Nohut donlardan zarar görür. Ancak genel bir ifade olarak ?10oC'ye kadar tahammül edebilir. Fazla nemden hoşlanmazlar. Yağışlı mevsimlerde mantari hastalıklara ve kök çürüklüğüne yakalanarak verimleri düşük olur. Bunun için normal olarak hiç sulamadan da yetiştirilebilir. Nohut toprak hususunda son derece kanaatkardır. Yemeklik baklagiller içinde kirece en fazla tahammül gösteren bir bitkidir. Nohut aynı zamanda yemeklik baklagiller içerisinde tuzluluğa en dayanıklı bir bitki olmaktadır. Bu nedenle de topraklarda tuzluluk ortaya çıktığında ekim nöbetinde nohut bitkisi baklagil olarak özel bir öneme sahiptir. Nohut genel olarak hafif, kireçli kumlu topraklarda iyi yetişirse de en ideal nohut yetiştirme toprağı kumlu-tınlı topraklar teşkil eder. Aslında nohut toprak isteği yönünden fazla istekli olmayıp, her türlü toprakta yetişir. Nohut suyu geçiren, gübrelenmiş, kuvvetli ve orta ağır yeteri kadar toprak nemi ihtiva eden topraklarda sıhhatli bir şekilde yetişir. Fazla asitli topraklardan hoşlanmazlar. Toprak reaksiyonunun pH=7,5-8,0 arasında olmasını isterler. Fazla yağış bitkide olumsuz etki yapar. Toprak şartlarına bağlı olarak vejetatif gelişme süresince sulama ya da hafif yağış istenir.


    Toprak Hazırlığı


    Sonbaharda kırlangıç kuyruğu ve kazayağı gibi, toprağı 10-15 cm. alttan işleyen aletlerle toprak sürülür ve kışa öylece terk edilir. Nohut bitkisi çok iyi ve itinalı bir şekilde hazırlanmış olan tohum yatağına ihtiyaç göstermez. Genellikle kaba topraklarda nohudun çimlenmeleri için uygun olup, ince toz haline getirilmiş topraklarda çimlenme düşmektedir. Toprak işlemesi 1-3 defa yapılabilir. Kuru ziraat sisteminin uygulandığı bölgelerde nohut ziraatında ise toprağın fazla işlenmesine gerek yoktur. Nohut bitkisi derin kök sistemine sahip olduğu için usulüne uygun olan bir derinlikte hazırlanmış topraklarda iyi gelişme göstermektedir.


    Ekim Zamanı


    Nohudun ekim zamanı memleketimizde farklılıklar arz eder. Öyle ki, bazı bölgelerimizde nohut hasat edilirken, diğer bazı bölgelerimizde nohut henüz ekilmektedir. Orta Anadolu'da nohut ekimi Mart ayının ikinci yarısı ile Nisan ayı başlarında, Doğu Anadolu'da ise Nisan ayı ortası ile Mayıs ayı başlarında yapılmaktadır. Fakat erken ekimle beraber yabancı ot problemi de görülebilmektedir. Nohutta ekime karar verebilmek için çeşidin antraknoza dayanıklı olup olmadığını bilmek gerekir. Damla 89, Gülümser ve Çağatay gibi antraknoza tolerant çeşitler mart ortasından itibaren şartlar uygun olduğunda Amasya, Tokat ve Çorum'da ekilebilmektedir.Hassa çeşitlerde (İspanyol ve Canıtez gibi) ekim için mayıs ayı beklenmelidir.


    Ekim Tekniği


    Ekim serpme veya makinalı ekim yapılmaktadır. Memleketimizde en çok uygulanan serpme usulü ekimdir. Serpme ekim metodunda daha fazla tohum kullanılmakta ve üniform bir çimlenme sağlanamamaktadır. Ancak en ideal ekim metodu tohum ekme makineleriyle sıraya ekimdir. Sıra arası mesafesi 25-35 cm., sıra üzeri 3-5 cm. arasında değişir. Memleketimizde en çok serpme, daha sonra sırava ekim tercih edilir. Sıraya ekimde ekim derinliği 5-6 cm. olmalıdır. Tohumlar 5-6 cm. daha derine ekilecek olursa , çimlenme zamanı, bitki başına düşen bakla ve çiçek sayısı azalır, çiçeklenme yavaş seyreder. Eskiden uygulanan ekim metotlarından, serpme ekimde dekara ortalama 15-18 kg. mibzerle ekimde ise ortalama 10-12 kg. tohum atılmaktadır.


    Gübreleme


    Ekim zamanı, şayet imkan varsa, azotlu ve fosforlu gübreler verilmelidir. Ama genel bir kaide olarak toprak analizleri sonucunda yapılacak olan gübre tavsiyeleri daha doğru bir uygulama tarzı olacaktır. Genel olarak dekara ortalama 2-3 kg. N ve 4-6 kg. P2 O5 ile gübreleme verimde oldukça büyük bir artış meydana getirmektedir. Gübreler ekimle birlikte veya bir hafta önce tarlaya serpilmek ve hafif tırmıkla karıştırmak suretiyle verilmelidir.


    Hastalıklar


    Antraknoz (Mycrospharella rabici) : Ascohyta rabici (Pass.) Labr. Mantarı tarafından meydana çıkarılır. Bu hastalığa yakalanan nohutların baklalarında lekeler bulunur. Bu lekeler de ufak siyah lekeler halinde hastalık amilinin piknitleri vardır. Hasta bitkiler solgun yeşil renkte görünürler. Bitkinin gövde ve daları lekelerin bulunduğu yerden kırılır. Arız bulunan yer vazife yapamaz ve kurumaya mahkumdur. Bu hastalığa köylüler ''Bulut çaldı '' demektedir. Hastalık özellikle çiçeklenme döneminde çok etkili olmaktadır.


    Zararlılar


    Zararlıların başında nohut sineği (Liriomyza cicerina Rond.) gelmektedir. Nohutların alt yapraklarında sararma ve dökülmelerin başlaması, yaprakların iki zarı arasında boşluklar ve içlerinde kirli sarı renkli parlak küçük (2-3 mm.) larvaların görülmesi, tarlada nohut yaprak sineğinin mevcut olduğuna delildir. Nohut çimlenip topraktan çıktıktan bir hafta sonra dalcıklar üzerinde larvaları meydana getiren 2-3 mm. boyunda karın kısmı sarı çizgili üst kısımları gri siyah renkli sinekler görülür.


    Yabancı Ot Mücadelesi


    Mekanik olarak nohut tarlasındaki yabancı otlarla mücadele yanında kimyasal ot öldürücü herbisitlerle yapılan mücadele nohut kültüründe daha ekonomik olmaktadır. Dekara 200cc.emilasyon halinde Gramaxone, 200gr. Simazin, 500 gr. Aretit veya 200-300 gr. Prometryne gelecek şekilde ekimden bir hafta snra henüz nohut fideleri toprak yüzüne çıkmamışken tarlaya uygun miktarda su ile karıştırılarak pülverizatörlerle atılmaktadır. Bu ilaçların kullanılması yabancı otların ortalama olarak %80 ?ini kontrol altına almaktadır. Son yıllarda dekara 200 gr. Linuron kullanılmaktadır. Ekimden hemen sonra kullanılmalıdır.


    Hasat ve Harman


    Dane dökme diğer yemeklik baklagil cinslerine oranla daha az önemlidir. Bu yüzden yapraklar ve çakıldaklar (meyve) saman sarısı bir renk aldığında hasada girilir. Hasat, makine ile de yapılabilmektedir.


    (Dr.Hüseyin ÖZÇELİK)
     
  14. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    Şeker Pancarı Yetiştiriciliği

    Şeker Pancarının Ülke Ekonomisindeki Yeri ve Genel özellikleri


    Ülkemizde Şeker Pancarı tarımı, şeker pancarı üretimiyle geçimini temin eden yaklaşık 500 bin çiftçinin, diğer bir ifadeyle 3 milyon insanın yanı sıra; tarım, hayvancılık yani yem, ilaç, et, süt, nakliye ve hizmet sektörleriyle de iç içe geçmiş durumdadır. Konu, tarım, tarımsal sanayi, işlenmiş temel gıda ürünleri ve istihdam gibi değişik dal ve konularda bir bütünlük teşkil etmektedir.


    Şeker pancarı üretimi; bitkisel ve hayvansal üretimin gelişmesine, azami derecede endüstriyel girdiler kullanılmasına, toprakların fiziki yapıları ve ekolojik dengenin iyileşmesine katkı sağlamakta, kendinden sonra ekilecek ürünlerin verimlerini azami ölçüde arttırmaktadır. Alternatif tarım ürünleri olan ayçiçeğine göre 5, Buğdaya göre 20 kat daha fazla istihdam oluşturmakta, buğday ve ayçiçeğine göre ise 2 kat daha makineli tarımın yapılmasına olanak sağlamaktadır.


    Şeker sanayiinin GSMH olarak Türkiye genelindeki payı % 0.2, imalat sanayii içindeki payı ise % 0.8 düzeyindedir. Şeker alternatif ürünlere göre, dış pazar değeri ve tarıma dayalı sanayiler arasında verimlilik, kârlılık ve katma değer yönünden karşılaştırmalı üstünlüğe sahiptir. Tarım ve endüstri kesiminde yarattığı istihdam, alternatif ürünlerle kıyaslanamayacak kadar yüksek olup faaliyetine ayrıcalık ve etkin bir sosyal boyut kazandırmaktadır. Şeker fabrikaları, gelişmekte olan bölgelerimizde ve Doğu Anadolu da bölgesel gelişmişlik farklarının azaltılması, kırsal kesimde ise istihdama katkısı bakımından da önemi büyüktür. Fabrikalarda yaklaşık 35 bin işçi çalışmakta, buda tüm sanayi kesiminde çalışanların % 1.2 sine tekabül etmektedir. Taşıma sektörüne ise yılda yaklaşık 25-30 milyon ton iş hacmi yaratmaktadır. Ülke ekonomisine toplam ekonomik katkı payı ise yaklaşık 1.2 milyar dolardır.


    Dünyada şeker üretiminin %75'ini pancar şekeri %25'ini kamış şekeri oluşturmaktadır. Kamış şekerinin maliyeti işleme prosesinin kolaylığı ve şeker kamışının yılda birkaç hasat edilebilmesi nedeniyle pancar şekerine göre %40-50 daha ucuzdur. Bu nedenle dünyadaki şeker fiyatları kamış şekerine göre belirlenmektedir. AB ülkelerinin tamamına yakınında yani %95 oranında pancar şekeri üretimi yapılmaktadır. Bu Ülkeler daha ucuza kamış şekeri temin edebilecekleri halde pancar şekeri üretiminden vazgeçmemektedirler. Bununda nedeni pancar ziraatının ve sanayisinin üreticilere sağladığı katma değerdir. AB Ülkelerinden Almanya ve Fransa dahili tüketiminin iki katı daha fazla şeker üretmektedir.


    Ülkemizde ise halen şeker fabrikalarında otuz beş bin civarında işçi istihdam edilmekte ve yüz binlerce çiftçi ailesi pancar tarımı ile uğraşmaktadır. Ayrıca şeker pancarı ziraatı ilişkili olduğu pek çok sektöre ve milli ekonomiye yüksek miktarda katma değer sağlamaktadır. Şeker fabrikalarının rasyonel çalışmaları sadece ekonomik yönden değil sosyal yönden de geçimlerini pancar tarımına bağlamış üreticiler için önem taşımaktadır.


    Şeker pancarı tarımı, ülkemizde sözleşmeli üretimin ilk örneklerinden biri olup, tarımın sanayiye entegre olmasını sağlamış ve gıda sanayinin temel taşını oluşturmuştur. Şeker pancarı, çiftçiyi tarlaya ve köye bağlayan, ailenin tüm fertlerine çalışma ve istihdam imkânı sağlayan, yan ürünlerinin tamamı değerlendirilen bir bitki olmasının yanı sıra, üretim ve işlenme periyodu içinde kullanılan girdiler ile birçok sektörde dolaylı olarak katma değeri artırıcı önemli bir rol oynamaktadır.


    Türkiye, Kuzey yarımkürede 36?42° Kuzey enlemleri arasında ve subtropikal iklim kuşağında yer alan bir ülkedir. İklim ve toprak şartlarının uygunluğu nedeniyle ülkemizde üretilen şekerin tamamı, şeker pancarından elde edilmektedir.


    Şeker pancarı üretiminde esas hedef, verim ve kalitesi yüksek şeker pancarı yetiştirmektir. Şeker pancarında verim ve kaliteyi etkileyen en önemli faktörler iklim ve insandır. İklim faktörü bizim kontrolümüz dışındadır. İnsan tarafından kontrol edilebilen verim ve kalite faktörleri, tarla ve tohum yatağı hazırlığı ile ekim durumu, çeşit seçimi, bitki sıklığı (bitki sayısı ve bitki dağılımı), bakım (çapalama, gübreleme, sulama), zararlı ve hastalıklarla mücadele, vejetasyon süresi (ekim ve hasat zamanları), baş kesimi, hasat ve silolama şekli olarak sıralanabilir.


    İklim


    Şeker pancarında vejetasyon (yetişme, gelişme), ilkbaharda 0-5 cm toprak derinliğinde sıcaklığın 7°C ye ulaşması ile başlar ve sonbaharda günlük ortalama sıcaklığın 5°C ye düşmesi ile sona erer. Vejetasyon süresi, başka bir ifadeyle tarla bitki çıkışı ile hasat arasında geçen zaman 170-200 gün olarak verilmektedir.


    Şeker pancarında optimum şeker oluşumu 10-30°C sıcaklık değerleri arasında gerçekleşmektedir. Şeker pancarı, kökünde depoladığı şekerin bir kısmını solunumla kullanır. Solunum 0°C sıcaklıkta başlar ve her 10°C sıcaklık yükselişinde iki kat artış gösterir. Solunumun yol açtığı şeker kayıpları özellikle kurak ve sıcak dönemlerde büyük boyutlara ulaşır. Gece meydana gelen şeker kaybı, gece sıcaklıklarına göre %12-100 arasında değişmekle birlikte ortalama günlük şeker üretiminin % 30' u kadardır.


    Şeker pancarı, elverişli iklim şartlarında, özellikle de yeterli yağış veya düzenli sulama şartlarında yüksek miktarda şeker üretir. Şeker pancarının 1 kg kuru madde üretimi için yaklaşık 500 mm civarında yağışa ihtiyacı vardır ve bu yağış vejetasyon süresince ekimden hasada kadar azalan bir grafik göstermelidir.


    Türkiye'de şeker pancarı tarımı, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri dışındaki beş bölgede yapılmaktadır. Pancar yetiştirilen bölgelerin %94' ü deniz seviyesinden en az 700 m yüksekliktedir. Şeker pancarı tarımı yapılan alanların yaklaşık %70'i, kara iklimine sahip, yıllık ortalama 300-500 mm yağış alan İç ve Doğu Anadolu Bölgelerinde; %24'ü yıllık ortalama yağış miktarı 350-500 mm arasındaki Akdeniz, Ege ve Karadeniz Geçit İklim Bölgelerinde; %6' sı ise yıllık ortalama 700-900 mm yağış alan Marmara ve Karadeniz Deniz İklim Bölgelerinde yer almaktadır. Pancar ekim alanlarımızda, en az Akdeniz geçit İklim Bölgesinde, en çok ise Marmara ve Karadeniz Deniz İklim bölgelerinde alınmak üzere, Temmuz-Eylül aylarında toplam 10-115 mm civarında çok az bir yağış düşer. Bu sebeple deniz iklim bölgelerinin %70' inde 2-4 kez, diğer iklim bölgelerinin ise %98' inde 3-6 kez sulama yapılması gerekmektedir. Avrupa ülkelerinde yıllık ortalama yağış miktarları 600-1700 mm arasında olup, genellikle sulama yapılmaksızın şeker pancarının ihtiyaç duyduğu su miktarı temin edilebilmektedir.


    Uzun yıllık ortalamada; Türkiye'de şeker pancarı ekiminin; %3'ü Şubat, %18'i Mart, %60'ı Nisan, %18'i Mayıs ve %1'i ise Haziran aylarında yapılmaktadır. Şeker pancarı ekim alanlarımızda 1 Nisan?30 Eylül döneminde ortalama yüksek sıcaklık, en serin ayda ortalama 15°C ve en sıcak ayda ise 30°C' dir. Ekim alanlarımızdaki gündüz sıcaklıkları optimum düzeyde şeker üretimi için yeterli düzeydedir.


    Şeker Pancarı'nın Yetiştirilmesi ve İstekleri:


    Ülkemizde ve Dünyada insan yaşamının her döneminde bu kadar önemli bir temel besin maddesi olan şekeri ve şeker pancarını daha bol, kaliteli ve ekonomik üretmek ve üretici gelirlerini arttırmak için; Anız bozma ve sonbahar sürümünden, ilkbaharda toprak hazırlığı, gübreleme, ekim, bakım, mücadele, sulama, hasat ve silolamaya kadar tüm işlemlerin nasıl ve ne zaman yapılması gerektiğinin üretici tarafından çok iyi bilinmesi gerekir.





    ? Pancar tohumu küçük ve çıkan filiz hassas olduğundan çimlenme ve ilk gelişme döneminde korunmalıdır. Toprağın sıkıştırması (kaymak tabakası), don haşereler yabancı ot ilaçları, filiz mantar' i hastalıkları dikkatle takip edilmelidir.

    ? Toprak işlemesi derin olmalı, kök derinliğine su tabakası birikmemelidir.

    ? İlk gelişmede yeterli sıcaklığın mevcut olması gereklidir.

    ? Olgunlaşma döneminde pancar yüksek ısıdan olumsuz etkilenir (özellikle gece sıcaklıkları)


    1) İklim ve Hava Faktörleri:


    Kök verimi ve pancardaki şeker varlığı bakımından iklim faktörleri çok önemlidir. Ülkemizde değişik iklim bölgelerinde yapılan üretimler değişik özellikler gösterir.


    ? Denize yakın bölgelerde pancar verimi yüksek, buna karşın şeker varlığı düşüktür.

    ? Doğu Anadolu da sert kara iklimi hüküm süren bölgelerde kök verimi düşük şeker varlığı yüksektir.

    ? Geçit Bölgelerinde kök verimi ve şeker varlığı normaldir.

    ? İç Anadolu gibi iklimin çok sert olmadığı bölgelerde hem kök verimi hem de şeker varlığının yüksek olduğu en iyi pancar bölgeleridir.


    2) Işık ve Sıcaklık:


    Pancar bir uzun gün bitkisidir. Kök ve şeker meydana gelmesinde güneş ışığı çok önemlidir. İlk çıkışta ısı ışıktan daha önemli gözükse de ısı arttıkça ışık ihtiyacı da artmaktadır. Gelişme ve şeker yapımı için ideal hava sıcaklığı 23 ? 25 ° C dir. Hasattan birkaç hafta önce şeker teşekkülü için sıcaklık çok önemlidir.


    3) Su:


    Tohum yatağının yeterli rutubete sahip olması gerekir. Nisan ? Mayıs aylarında hafif kuraklık köklerin daha derinlere inmesine ve böylece bitkinin su ve besin maddesi yönünden daha iyi beslenmesini sağlar. Yaprakların gelişimi ile pancarın su ihtiyacı artar. Gelişme dönemlerinde su ihtiyacı fazladır ve yağmuru az olan bölgelerde mutlaka sulama yapılmalıdır.


    4) Toprak:


    Pancar tarımı yapılacak toprakların su ve besin maddelerini tutma kapasitelerinin çok iyi olması, kaymak bağlamaması, iyi bir toprak derinliğine sahip olmaları gereklidir. Pancar tarımı için en ideal toprak, organik maddece zengin, derin, kolay ısınan tınlı ve tınlı kireçli topraklardır.


    5) Tarla Hazırlığı:


    Şeker pancarı tarımında ülkemiz için tavsiye edilen ön bitki hububattır. Toprak hazırlığında ilk işlem ön bitki hasadı sonrası bitki artıklarının toprağa gömülerek organik maddece zenginleşmesini sağlayan (anız bozma) işidir. Anız bozma ve ilk sürümün mutlaka sonbaharda yapılması gerekir. İlk sürümün sağlıklı yapılabilmesi için hububat hasadından hemen sonra gölge tavı ? toprak rutubeti ? kalkmadan toprağın sürülmesi ve anızın karıştırılması gerekir. Bu konuda en pratik ölçü pulluğun devirdiği toprağın kalıp şeklinde değil, devrildiği anda dağıla bilen yapıda olmasıdır.


    Anızın asla yakılmaması gerekir. Anızın kolay parçalanması için toprağa sürümle birlikte bir miktarda üre gübresi karıştırılır ve gerekirse toprak ıslatılır. Böylece anızın çürümesi hızlanacaktır. Tarlanın kesik ve engebeli durumda kalmaması için derin sürümden önce mutlaka çizel kullanılmalı, derin sürümden sonra ise tırmık veya sürgü çekilmelidir. Pulluk tabanı varsa buna karşı 2 ila 3 yılda bir ilk sürümden önce bir dip kazan pulluğu çekilmelidir. Anız bozma işleminden sonra güz sürümüne geçmeden önce tarla kendi haline terk edilir. Kıştan önce yapılacak güz sürümüne kadar ( son sürüm ) tarlanın otlanması halinde yüzlek olarak tırmık çekilmelidir. Böylece toprağın su tutması sağlanmış ve yabancı otlarda öldürülmüş olacaktır. Kıştan önce yapılacak bu son sürümle birlikte toprak analiz sonuçlarına göre tavsiye edilen son bahar gübrelemesi de aynı zamanda yapılır.


    6) Gübreleme:


    Gübreleme yapılmadan önce toprakta mevcut ve bitki tarafından alınabilir bitki besin maddelerinin ne düzeyde olduğunun bilinmesi gerekir. Bunun için mutlaka usule uygun olarak alınan toprak numune analizlerinin yaptırılması ve dekara tavsiye edilecek gübre miktar ve cinslerinin belirlenmesi gereklidir.


    Şeker pancarının yetişmesinde üç ana besin maddesi Azot, Fosfor ve Potastır. Gübrelemede dikkat edilmesi gereken en önemli husus, bitkinin ihtiyacı kadar gübreyi, usulüne uygun olarak, zamanında toprağa verebilmektir. Eksik veya fazla gübre kullanımı verim ve kalitenin düşmesine neden olacaktır.


    a) Azotlu Gübreler: Pancar tarımında kullanılan başlıca azotlu gübreler (Amonyum Sülfat, Amonyum Nitrat, Kireçli Amonyum Nitrat ve Üre) dir. Dikkat edilmesi gereken en önemli husus, ihtiyaçtan fazla azotlu gübre kullanılması hususudur. Azotlu gübrenin gerektiğinden fazla kullanılması halinde fabrikasyon aşamasında verim düşmekte ve çevre kirliliği yaratmakta, gereksiz ve fazla miktarda kullanılması halinde kök verimini az bir miktarda yükseltmekle birlikte, aşırı yaprak gelişimini teşvik ettiği gibi pancardaki şeker oranını da önemli ölçüde düşürmektedir. Bu nedenlerden dolayı azotlu gübre uygulamasına hasattan en az 2,5 ay önce son verilmelidir. Azotlu gübrelerin kurak bölgelerde 2/3'ü ekimden önce ilkbaharda tarla hazırlığından esnasında, geriye kalan 1/3'ünün ise birinci çapadan önce kullanılması ideal bir uygulama olmaktadır. Şeker pancarı için dekara 10-15 Kg saf azot verilecek şekilde gübre kullanılması gerekmektedir.


    b) Fosforlu Gübreler: Pancar tarımında kullanılan başlıca fosforlu gübreler (Triple Süper Fosfat ve Süper Fosfat) tır. Bitkiler için mutlaka gerekli olan bir bitki besin maddesidir. Toprakta yetersiz olduğu durumlarda bitkiler normal gelişmelerini tamamlayamadıkları için verim düşüklüğü meydana gelmektedir.


    Fosforlu gübrelerin 2/3'ü sonbaharda son sürüm ile pulluk derinliğinde toprağa karıştırılmalı, 1/3'ü ise ilk bahar tarla hazırlığında azotlu gübre ile birlikte tırmık altına verilmelidir. Pancar için dekara 10 ? 11 Kg saf fosfor gelecek şekilde fosforlu gübre kullanılması yeterli olacaktır.


    c) Potaslı Gübreler: Pancar tarımında kullanılan başlıca potaslı gübreler (Potasyum Sülfat, Potasyum Nitrat ve Potasyum Klorür) dür. Genel olarak sonbaharda fosforlu gübreler ile birlikte, son sürümden önce, pulluk derinliğinde toprağa karıştırılmalıdır.


    d) Kompoze Gübreler: Çeşitli besin maddelerinin bir defada atılarak işçiliği azaltmak için kullanılan, Azot, Fosfor ve Potasyum sıralamasıyla % olarak (15.15.15) gibi ifade edilirler. Toprak analiz sonuçlarına göre belirlenecek oranlarda çiftçilerin kullanımı gereklidir.


    e) Ahır Gübreleri: Ahır gübresinin yerini hiçbir ticari gübre tutmaz. Ahır gübresi, yeşil gübre, kompost ve anız artıkları kullanılarak toprak yapısını iyileştirici ve toprakların organik maddece zenginleşmesi sağladığı için tavsiye edilmektedir. Başta Azot, Fosfor, Potasyum gibi makro besin maddeleri olmak üzere önemli miktarda mikro besin maddeleri de ihtiva eder. Organik madde ile toprakların, sağlam bir yapı kazanması sağlanır, kaymak bağlamaları önlenir, su tutma kapasiteleri artar, tava gelmeleri kolaylaşır ve erozyon önlenmiş olur.


    7) İlk Baharda Toprak Hazırlığı:


    İlkbaharda toprak hazırlığı, şeker pancarı tarımının en hassas işidir. Ekim öncesi yapılan toprak hazırlığının zamanı, bu işte kullanılan ekipmanın kullanılış biçimi, tohum yatağının derinliği, tohumun üstünde kalacak toprağın kalınlığı ve yapısı vb. üretilecek şeker pancarının verimini ve kalitesini, dolayısıyla üretim ekonomisini önemli ölçüde etkiler.


    İlkbaharda tarla tava gelir gelmez vakit kaybetmeden tohum yatağı hazırlığına başlanmalıdır. Normal bir (İntaş) çıkışın sağlana bilmesi için;


    ? Tohum yatağının taş, kesek ve bitki artıklarından mutlaka temizlenmiş olması gerekir.

    ? Ağır tavda kesinlikle tohum yatağı hazırlığı, gübre ve ( herbisit ) yabancı otlara karşı zirai mücadele ilacı uygulaması yapılmamalıdır.

    ? İlkbaharda tohum yatağı hazırlığı esnasında azotlu gübrenin 2/3 ?ü atılmalı ayrıca yağışlarla birlikte çıkması muhtemel yabancı otlar için eğer kullanılacaksa seçilen yabancı ot ilacı atıldıkta sonra tırmık veya kombi kürümler çekilerek tarla ekime hazır hale getirilmelidir. İhtiyaç duyulan yerlerde merdane çekilmesi de faydalı olmaktadır.

    ? İlkbahar tarla hazırlığında toprağın fazla çiğnenmesini önlemek için ekim öncesi işlem sayısı mümkün olduğu kadar azaltılmalıdır.


    İdeal tohum yatağı hazırlığı, toprak ve iklim şartlarına göre değişmekle birlikte bunlardan en önemlisi, ilk baharda 2,5 ? 3 cm kalınlığında, homojen, ince, havalanması kolay, fırda yapıda gevşek bir tabaka ile bunun altında, ilkbaharda işlenmiş, bitkinin almasına elverişli yaklaşık % 10 su taşıyan nemli bir tabakanın varlığıdır. Bu işlenmiş tabakanın üst yüzeyi arzulanan tohum yatağıdır. Tüm bu hazırlıklar yapıldıktan sonra toprak ekime hazırlanmış olur.


    8) Çeşit Secimi:


    Şeker pancarı üretiminde verim ve kaliteyi etkileyen en önemli faktörlerden biride çeşit secimidir. Çeşit seçilirken aşağıdaki özeliklere dikkat etmek gerekir. Seçilen çeşit ;


    ? Ekilen yörenin iklim ve toprak yapısına uygun olmalıdır,

    ? Hastalıklara ve tohuma kalkmaya dayanıklı olmalıdır,

    ? Kök ve yaprak verimi yüksek olmalıdır,

    ? Çimlenme gücü ve tarla çıkışı iyi olmalıdır,

    ? Standartlara göre hazırlanmış ve gerekli ilaçlarla ilaçlanmış olmalıdır,

    ? Sağlıklı, güvenilir ve ucuz olmalıdır,


    9) Ekim:


    Şeker pancarının verim ve kalitesi ile çiftçi gelirini etkileyen önemli bir faktörde ekim tekniğidir. Don tehlikesinin büyük çapta atlatıldıgı bir dönemde yapılan erken ekim, pancarın gelişme süresini uzattığı ve verimi arttırdığı için her zaman tercih edilmelidir.


    Ekimin kusursuz olması açısından ekimde kullanılacak mibzerlerin secimi ve gerekli ayar ve bakımlarının yapılması gerekir. Ekimde sıra araları ile sıralar üzerindeki pancarlar arasındaki mesafe, kök ve şeker verimini önemli ölçüde etkilemektedir.


    ? Ülkemizde şeker pancarı 45 cm sıra arası mesafeye ekilmekte ve genel olarak 20 ? 25 cm mesafede teklenmektedir. 1 dekarda 8000 ? 9000 adet bitki denemelerde en iyi sonucu vermektedir.


    ? Ekim hızı ekim kalitesini etkileyen önemli faktörlerdendir. Hassas mibzerlerle yapılan ekimde mibzeri çeken traktörün hızı 4 km/saati geçmemelidir. Aşırı hız tohumların gayri muntazam dökülmesine, derinlik ayarlarının bozulmasına, tohumların toprak yüzeyinde kalmasına neden olmaktadır.


    ? Ekim derinliği de verim ve kalite açısından önemli bir husustur. Pancar tohumu 2 ila 5 cm derinliğe ekilmeli ekim esnasında sürekli kontrol edilmeli, toprağın tavı iyileştikçe daha yüzlek, tav aşağı indikçe daha derin yapılmalıdır.


    - Ülkemizde genel olarak hassas mibzerle 5-8 ve 15 cm sıra üzeri aralıklara ekim yapılmaktadır.


    ? Pancar ekiminin düzgün olarak yapılması çapa ve hasat makinelerinin kullanımında büyük kolaylıklar sağlamaktadır. Normal ekimden sonra doğal faktörler, tohum çeşidi, haşere ve hastalıklardan doğan tahribatlardan dolayı pancar sayısında %40 dan fazla azalma olduğu takdirde tarla ikinci defa ekilmelidir.


    10) Bakım:


    Pancarın ekiminden hasadına kadar gelişmesini, yabancı otlardan, hastalık ve haşerelerden korunmasını sağlayan mücadele ve sulama dışında kalan tüm işlemlere bakım denir.


    Bakım işlemlerini söyle sıralamak gerekir;


    a) Seyreltme / tekleme,

    b) Çapalama,

    c) Yabancı otlarla mücadele,

    d) Hastalık ve Haşerelerle mücadele.


    a) Seyreltme ve Tekleme: Bir pancar tarlasında birim alandaki bitki sayısı, bu bitkilerin yüzeye iyi bir şekilde dağılış olması, verim ve kaliteye etki eden önemli bir faktördür. Pancarların 4-5 yapraklı döneme ulaştıklarında seyreltme tekleme işlemi yapılır. Sıra üzeri aralıkların 20-25 cm olması yeterlidir. Tekleme yapılırken pancarların zedelenmemesine dikkat etmek gerekir.


    b) Çapalama: Yabancı ot mücadelesi ilaçla yapılıyorsa pancarın sadece toprağının havalandırılması için çapalama yapılır. Çapalama buharlaşmanın önlenmesi, toprağın daha çabuk ısınmasını, yağmur sularının düzenli bir dağılımla toprağa işlemesini sağlar. Ülkemiz şartlarında 1 veya 2 çapa yeterlidir. Elle veya makine ile yapılmaktadır. Çapalamada pancarların yan köklerinin zedelenmemesine, fazla kesek çıkartılmamasına ve pancarların çiğnenmemesine dikkat edilmelidir.


    c) Yabancı Otlarla Mücadele: Şeker pancarının topraktan kullandığı besin maddelerinin en büyük rakibi yabancı otlardır. Bu nedenle pancarın çimlenmesinden hasadına kadar olan dönemde yabancı otlarla mücadele etmek gerekir. Yabancı otlar pancarın besinine, suyuna, havasına ve güneşine ortak olur.


    Yabancı ot mücadelesi çapalama ile ve ilaçlama ile yapılır. İlaçlı ot mücadelesi ekim ve öncesi ve ekim sonrası olmak üzere iki dönemi kapsar ve bu amaçla kullanılan ilaçlara Herbisit adı verilir. Çiftçilerimizin ağır maiyetlerden korunması için ekim sonrasından daha etkili olan, ekim öncesi ot mücadelesi tercih edilmeli ve yapılmalıdır.


    Herbisitlerle yabancı ot mücadelesinde başarılı oluna bilmesi için;


    ? Tarla hazırlığının çok iyi yapılmış olması ve tavının uygun olması,

    ? İlacın atılma zamanı ( çok sıcak ve rüzgarlı havada ilaçlama yapılmaz ) ve uygun dozda kullanılması,

    ? Tarladaki yabancı otların çok iyi bilinmesi ve ilacın buna göre seçilmesi,

    ? Kullanılacak pülverizatörün temizliği, meme ayarları,


    d) Hastalık ve Haşerelerle Mücadele: Ekim sonrası görülen Verim ve kalite ancak sağlıklı bitkilerden elde edilir. Bu nedenle gözümüzün devamlı tarlamızda olması hastalık ve haşere zararlarını takip ederek gerekli mücadelenin yapılması gerekir. Bu nedenle de pancarın zararlılarının ve hastalıklarının çok iyi tanınması gereklidir.

    Hastalıkları genel olarak; (Cercospora, Ramularia, Phoma) Yaprak Leke Hastalıkları, Külleme, Sarılı virüsleri, (Curly Top) Pancar Kıvırcık Baş Virüsü, Pancar Pası, (Rhizomania) Pancar Kök Hastalığı'dır. Bunlarla en iyi mücadele şekli, dayanıklı çeşitlerin ekilmesi, Fungusit kullanımı, en az üç yıllık ekim nöbeti ve dengeli gübreleme şeklinde sıralayabiliriz.


    Zararlıları ise genel olarak; Tel Kurdu (Agriotes), Pancar Piresi (Chaetocnema), Danaburnu (Gryllotalpa), Toprak Kurdu (Agrotis), Yaprak Kurtları (Caradrina), Pancar Sineği (Pegomyia) dır. En iyi mücadele şekli ise ilaçlamak suretiyle kimyasal mücadele, tohum ilaçlaması ve toprağın çapa ile havalandırılmasıdır.


    Toplu mücadeleyi gerektiren durumlarda ise belirtiler görüldüğünde ise vakit geçirilmeden bağlı bulundukları Pancar Bölge Şefliklerine zamanında haber verilmeli ve en az 3-4 defa ilaçlı mücadele yapılarak hastalık önenmelidir.


    11) Sulama:


    Şeker pancarı ekimden hasat dönemine kadar belirli aralıklarda ve miktarlarda suya ihtiyaç duyan bir bitkidir. Sulama dönemleri;


    a) Çıkış (İntaş) Sulaması: Ekimde sonra yağış alınmaması ve toprağın tavını kaybetmesi halinde yapılır.

    b) Gelişme dönemi Sulama: Haziran sonu ile Eylül ortalarına kadar yapılmalıdır.

    c) Hasat öncesi Sulama: Toprağın tavlı duruma getirilerek, hasadı kolaylaştırmak ve kök kırılmalarını önlemek amacıyla yapılan sulamalar olmak üzere üçe ayrılır. Sulama sayısı bitkideki gelişme gözlenerek 4-6 defa yapılmalıdır.


    Tarlaya suyun verilmesi(sulama metotları) ülkemizde üç ana grupta toplanmaktadır:


    1) Salma Sulama

    a) Satıh Sulaması

    b) Karık Usulü Sulama


    2) Yağmurlama Sulama


    3) Damla Sulama


    Salma sulamada, sulama masrafları düşüktür. Ancak çok fazla su gerektirir ve yağmurlama sulamaya göre etkisi azdır. Salma sulama ile sulanan tarlaların çoraklaşmasının önlenmesi için drenajlarının çok iyi yapılmış olması gerekir. Hangi sulama metodu olursa olsun, şeker pancarı sulamasında aşırı veya yetersiz sulamadan kaçınılması en önemli husustur. Aşırı sulama, kaynak ısrafının yanında kök çürüklüğü ve bazı hastalıklara neden olmakta, yetersiz sulama ise, bitki gelişiminde ve verim kayıplarının artmasına neden olmaktadır.


    12) Hasat: Pancar köklerinin sökülmesi, temizlenmesi ve pancarın yapraklarının kesilmesi işlemine HASAT denir. Ülkemizde pancar ekiminin başlamasından günümüze gelinceye kadar aşamalar kaydeden pancar hasat işlemleri, günümüzde modern tarım teknikleri ve makineleri ile yapılmaktadır.

    Ülkemizde normal iklim şartlarında pancarın olgunlaşması Eylül sonu ile Ekim ayı ortalarına kadar devam etmektedir. Hasat işlemleri büyük çoğunlukla el değmeden yapılmaktadır. Ülkemizde ise elle hasad daha yaygındır. Pancar hasadı sökme beli, bir iki veya üç sıraya yalnızca söken sökme düzenleri, baş kesimini yapıp yalnızca söken makineler, baş kesimi, söken, depolayıp yükleme yapabilen makinelerle yapılmaktadır. Makineli hasadın elle yapılan hasada göre olumlu ve olumsuz yönleri vardır. Kısa sürede az masrafla geniş alanların hasadı, makineli hasadın olumlu yönleridir. Makine temin masraflarının yüksek olması, hasat esnasında daha çok pancarın kırılması, zedelenmesi e dolayısı ile kayıpların artması da olumsuz yönleridir.


    Hasat toprağın tavı, pancarın sıklığı ve dağılımı, hasat makinesinin tipi ve kullanıcının becerisi ve tarlanın tesviyesi ile yabancı otların bulunmaması makineli hasadı kolaylaştıran etmenlerdir.


    13) Silolama ve Fabrikaya Teslim:


    Hasadının yapılmış olmasına rağmen bir program dâhilinde sökülen pancarların aynı anda işlenmesi mümkün olmadığından ve bir süre beklemesi gerektiğinden fazla pancarların fiziksel özelliklerini kaybetmeden yığınlar halinde korunması gerekmektedir. Siloya alına pancarların bozulmadan uzun süre korunmalarında en önemli görev çiftçilerimize düşmektedir. Silo ve nakliye kayıplarını önlemek, pancardaki kırılma ve ezilmeleri azaltmak için çiftçiler tarafından hasat edilen pancarların direk fabrika merkezlerine getirilmeleri arzu edilen bir durumdur. Tarladan direkt fabrika merkezlerine getirilen pancarların nakliye bedelleri Şeker Şirketi tarafında ödenmekte, bunun dışında her yıl değişen şartlara ve koşullara göre nakliye prim ve tazminatları ödenerek fabrika merkezlerine daha fazla pancar getirilmesi teşvik edilmektedir.
     
  15. Sesilya

    Sesilya Aktif yorumcu

    Soya Yetiştiriciliği

    Soyanın Türkiye İçin Önemi.


    Soya dünyadaki bitkisel yağların ve yüksek proteinli hayvan yemlerinin başlıca kaynağıdır. Soya tohumu ortalama %35-45 protein ve %18-20 oranında yağ içermektedir. Soyadan endüstride de sayılamayacak kadar çok değişik şekilde faydalanılmaktadır. Soya şekercilikte, inşaatlarda kullanılan macun bileşimlerinde, fungusit ve pestisitlerde, antibiyotiklerde, dizel yakıtında ve diğer bir çok endüstriyel ve ecza ürünlerinde de kullanılmaktadır. Matbaa mürekkebi olarak da kullanılmaktadır. Hayvan besleme uzmanları için soya amino asit ve hazım olunabilirlik bakımından oldukça önemlidir. Öğütülmüş soya, mısır gibi diğer danelerle karıştırıldığında, bu karışımın protein içeriği tek başına kullanılan besin maddesine göre daha yüksektir. Toprağa organik madde ve azot sağlayarak, toprağın verimliliğini arttıran önemli bir münavebe bitkisidir.


    Soyanın Bitkisel Özellikleri .


    Soya dik büyüyen, boyu 50 cm ile 1.5 m arasında değişen, tüylü, geniş üçgenimsi yapraklara sahip bir bitkidir. Küçük beyaz veya mor çiçeklere ve bir ile dört arasında tohum içeren kısa baklalara sahiptir


    Soyanın iklim ve toprak istekleri.


    Soya sıcağı seven tropik ve subtropik bölgelerde iyi gelişen bir bitkidir. Gelişme süresince 2500-3000 0C lik ısı toplamına ihtiyaç gösterir. Tohumların çimlenebilmesi ancak + 8 0C de olur ve (-1.5)-(-2.5) 0C de donar. Çorak drenajı kötü, çok kumlu topraklar dışında değişik bünye ve yapıdaki topraklarda iyi yetişir. Soya toprakta ki tuzluluğa karşı hassastır. En uygun PH isteği 6.2 ? 7.0 olup asit topraklarda manganez zehirlenmesi ve soya bakterisi faaliyetlerinde durma, PH'i 7.5 dan yukarı topraklarda demir noksanlığı görülebilir. Ülkemizde soya bitkisi, Karadeniz, Trakya, Marmara, Ege, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde ana ürün olarak yetiştirilebilir. Ege, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde sulanır tarım alanlarında ikinci ürün olarak yetiştirilebilir.


    Toprak Hazırlığı


    Soya için uygun tohum yatağı makineli ekimde tohumların eşit derinliğe düşmesini sağlayacak şekilde düzgün olmalıdır. Toprak parçacıkları hızlı bir çimlenme ve çıkışı sağlamak amacıyla yeterince ufalanmış olmalıdır. Çıkış ne kadar gecikirse hastalık enfeksiyonları ve kayıplar o kadar fazla olur. Sonbaharda veya kışın sürülen killi, killi ve milli,killi ve tınlı topraklarda meydana gelen donma ve çözülme olayı sürümsüz erken ilkbahar ekimleri için kusursuz bir tohum yatağı oluşturur. Eğer bu topraklar ilkbaharda çok ıslak iken sürülürse çok kaba ve parçalı bir tohum yatağı oluştururlar. Aynı zamanda ilkbahar sürümü 12.5 cm'nin altındaki derinlikteki toprakta sıkışmaya neden olur ve bu da kök gelişmesini sınırlayarak su ve besin maddelerin alımını azaltır. Killi tınlı topraklar ve %2 den daha az organik maddeye sahip fakat iyi drenajlı olan topraklar eğer topraktaki nem miktarı sürüm için yeterli ise geç kış veya ilkbahar sürüm sistemi ile en çok arzu edilen tohum yatağı oluştururlar.


    Ana ürün soya ekiminde: Tarla sonbaharda tavında iken 20-25 cm derinlikte sürülür. Nisanda 1-3 kat goble veya diskaro çekilir. Sürgü çekildikten sonra toprak ekime hazır hale gelir.


    2. ürün soya ekiminde: Tarla anızlardan temizlenir. Toprak tavında iken 10-15 cm derinlikte sürülür. Goble , diskaro ve sürgü çekilerek toprak ekime hazır hale gelir.


    Çeşit Seçimi


    Çeşit seçimi çeşidin verimi, bulunduğu çevreye uyum kabiliyeti, yatma durumu, olgunlaşma süresi ve diğer özellikleri dikkate alınarak yapılmalıdır. Bazı çeşitler belirli çevrelere diğerlerinden daha iyi uyum sağlarlar. Bu nedenle bir çeşidi seçerken tek başına verimden çok o çeşidin diğer özellikler bakımından o çevreye ve üretim şekline uyum kabiliyetini dikkate almak daha doğrudur. Mesela, eğer aşırı büyüme ve yatma problem oluyorsa dik duran kısa ve orta boylu çeşitler seçilir. Tarlada daha önceden kök çürüklüğü hastalığına rastlanmışsa o zaman bu hastalığa dayanıklı veya toleranslı çeşitleri seçmek gerekir. Çeşit seçiminde etkili diğer bir faktör de olgunlaşma süresidir. Çeşitlerin olgunlaşma süresi ekimden sonra 100 ile 150 gün arasında değişmektedir. Seçilen çeşitlerin olgunlaşma süreleri farklı da olsa sonbaharın başında hasada gelmelidirler. Genel olarak Mayıs ayında ekimde meydana gelen 10 günlük bir gecikme sonbaharda 3-5 günlük bir olgunlaşma gecikmesine neden olur. Ülkemiz genelinde ana ürüne ve ikinci ürüne uygun az sayıda çeşit mevcuttur.


    Ekim Zamanı


    Soya için ekim zamanı bölgelere göre değişmekle birlikte, 15 Nisan'dan sonra toprak ve hava şartlarının uygun olduğu herhangi bir zaman ekilebilir. Burada kıstas toprak sıcaklığının 10 0C 'yi bulduğu zamandır. Erken ekimlerde uygun ve güçlü çıkışlar elde etmek zordur. Bununla birlikte tohumun toprakla temasının iyi sağlanması ve ekim derinliğinin azaltılması güçlü çıkışların oluşmasına yardım eder. İkinci ürün ana üründen hemen sonra ekilmelidir. Ekimler temmuz ayının ilk haftasını geçmemelidir. Geç ekimlerde verim önemli ölçüde azalmakta ve hasat yağmurlu döneme kalmaktadır. Geç ekimlerde hasatta tane neminin yüksek olması depolama ve pazarlamada sıkıntılara yol açmaktadır.


    Tohum Miktarı ve Ekim Şekli


    Ekilen tohum miktarının ayarlanması soyanın verimliliğini etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Ekim için toprak mutlaka tavında olmalı ve çimlenen tohumun çıkışına izin verecek şekilde düzgün olmalıdır. Ekilen tohum miktarı çeşide göre değişmekle birlikte zamanında yapılan ekimlerde dekara ortalama 6-8 kg ekilir. Ekim zamanı gecikirse tohum miktarı dekara 10 kg 'a kadar çıkabilir. Bununla birlikte tohum iriliğinin yıldan yıla ve çeşitten çeşide değişmesinden dolayı 15 Mayıs' dan önce yapılan ekimlerde dönüme 30 000 ile 35 000 arasında bitki çıkışı sağlayacak tohum miktarı uygundur. Eğer ekim Haziran başına kadar gecikirse ekilecek tohum miktarının dönüme 35 000 ile 40 000 bitki çıkışı sağlayacak şekilde arttırılması gerekir. Ana ürün ekilişlerinde sıra arası 60-70 cm, sıra üzeri 3-5 cm olmalıdır. İkinci üründe sıra arası 40-50 cm, sıra üzeri 3-5 cm olmalıdır. 3-4 cm derinlik ekim için yeterlidir.


    Soya Bakterisi ve Tohum Aşılanması


    Soyanın kendine mahsus bakterisi vardır. Bakteri, soyanın köklerinde yaşayan ve havanın azotunu alarak bitkiye azot sağlayan küçük canlılardır. Soyanın daha önce yetişmediği yerlerde bu bakteriler bulunmaz. Bu nedenle soyanın yeni yetiştirilmeye başlandığı yerlerde soya bakterisi tohuma yapıştırılarak ekim yapılır ve böylece bakteri toprağa verilir. Bu işleme bakteri aşılama denir. Aşılanarak ekilmiş soyalar daha sıhhatli olmakta, tane ve saman verim artmaktadır. Ayrıca daha az azotlu gübreye ihtiyaç duyulur.


    Bakteri Aşılama:


    Tohumlar gölge bir yerde 100 kg tohuma 2 su bardağı şekerli su serpilerek iyice karıştırılır ve nemlendirilir.


    Üzerine yaklaşık 1 kg bakteri serpilip iyice karıştırılır. Bu karışım hemen ekilir. Eğer beklenirse bakteriler ölür ve aşılamanın bir etkisi olmaz.


    Soya bakterisi Toprak Gübre Araştırma Enstitüsünden (Ankara) temin edilebilir.


    Soya bakterisi güneş ışığına hassastır. Aşılama yaptıktan sonra tohumlar güneşe maruz kalmamalıdır.


    Bakteriler ekimden önce gelirse 2- 4 0 C de (Buzdolabı) muhafaza edilmelidir.


    Gübrelenme


    Soya bitkisi genel olarak; 6.2 ile 7.0 arasındaki toprak pH'sında en iyi ürünü verir. Çünkü topraktaki kalsiyum, magnezyum ve diğer bütün mikro elementler kolayca elde edilebilir. Soya bitkisinde en başarılı gübreleme programı topraktaki mevcut besin elementlerinin durumuna bağlı olarak belirlenmelidir. Bu nedenle toprak tahlil sonucuna göre gübreleme en iyisidir. Gübre toprağa ekimle birlikte verilmelidir. Genel bir ifade olarak dekara 3 kg saf azot ve 7 kg saf fosfor verilebilir. Buna göre, Dekara 15 kg DAP +% 21'lik 1 kg Amonyum sülfat, Dekara 15 kg DAP +% 26'lık Amonyum nitrat, Dekara % 44'lük 16 kg TSP +% 26'lık 11.5 kg Amonyum nitrat veya Dekara % 44'lük 16 kg TSP +% 21'lık 14 kg Amonyum sülfat


    Sulama


    Zamanında ve yeterli su verilmesi iyi bir verim için önemli faktörlerdir. Birinci su: Bitki boyu 8-10 cm olduğunda, İkici su: İlk çiçekler görülmeye başlandığında, Üçüncü su: Baklalar büyümeye başladığında ve Dördüncü su: Gerektiğinde üçüncü sulamadan 10-15 gün sonra sağlanır.


    Yabancı ot Kontrolü


    Soya için yabancı otların kontrolü çok önemlidir. Soyalar özellikle genç dönemde otlu tarlada gelişemezler. Yabancı ot miktarına göre sıra aralarında traktörle 2-3 kez yabancı ot mücadelesi yapılır. Gerekirse sıra üzerinde el veya el çapası ile yabancı otlar yok edilmelidir. Toprak nemi fazla olduğunda çapa yapılması tavsiye edilmez. Bu durumda soya çapadan fazlaca zarar görmektedir. Traktörle ara çapası yapıldığında çapa makinesi 5 cm den daha derine inmemeli ve sıraya 15 cm den daha fazla yaklaşmayacak şekilde ayarlanmalıdır. Derin çapalama köklerin budanmasına ve verimin azalmasına neden olur. Kimyasal ilaçlarla da yabancı ot mücadelesi yapılabilir. Çıkış öncesi ve çıkış sonrası herbisitler soyada yabancı ot mücadelesinde kullanılmaktadır. Herbisitlerin kullanımında yabancı otların fazlalığı ve bunların geniş ve dar yapraklı oluşları dikkate alınmalıdır. Soya da çıkış öncesi Diphenamid, Linuron, Metolachor, Metribuzine ve Vernolate aktif maddeli ilaçlar tavsiye edilen dozlarda uygulanabilir. Bu ilaçlar genellikle geniş yapraklı yabancı otlara karşı etkilidir. Çıkış sonrasında soya tarlasında dar yapraklı otlara karşı fluazibob butyl, fluazifob-p-butyl, Fenoxapop ethyl, Heloxyfob ethoxy ethhyl ester ve Quizalafob-p- ethyl terkipli ilaçlar tavsiye edilen dozda kullanılabilir. Geniş yapraklı yabancı otlara karşı ise Bentazone, Sethoxydim kullanılabilir.


    Hasat ve Harman


    Soyanın hasat zamanını iyi ayarlamak ve geçirmemek gerekir. Genel olarak çeşitlerin çoğu az veya çok tohumunu döker. Bir de hasat zamanı gecikirse dökülme oranı artar. Hasat zamanı şöyle anlaşılır: Önce yapraklar sararır ve çoğu dökülür. Baklalar olgunlaşır. Tohumlar sertleşir. Bu devrede hasat edilir. Hasat biçerdöverle yapılır. Hasat sırasında tanedeki nem oranı %15 olmalı, soya hasattan sonra bekleyecekse nem miktarı %13 e indirilmelidir.


    Verim İçin Altın Kurallar


    Toprak test sonucuna göre gübrele ve kireçle.


    Toprak çok yaş iken sürüm veya ekim yapma.


    Bölgeniz için tavsiye edilen tarihte ekim yap.


    Bölgeniz için tavsiye edilen en uygun çeşidi seç.


    Kullandığın sıra arası genişliği için en uygun bitki sıklığını sağla.


    Çok derine ekim yapma 1.5 ile 4.0 cm ekim derinliği çoğu toprak için uygundur.


    Hastalık, zararlı ve yabancı otları takip ve kontrolü


    Hasat kayıplarını azalt...... (Azize Homer Msc.)
     

Sayfayı Paylaş