Ekonomi Sosyolojisi - Ünite 4

Konu, 'Açıköğretim' kısmında Noyan tarafından paylaşıldı.

  1. Noyan

    Noyan Gold Üye

    Kayıt:
    7 Eylül 2010
    Mesajlar:
    20.410
    Konular:
    10.968
    Beğeniler:
    387
    Nereden:
    Ankara
            
    aöf sosyoloji bölümü dersleri - feminizm ve iktisat - bir motodoloji olarak feminizm - feminist iktisat - toplumsal cinsiyet

    Özellikle son yıllarda feminizmin yıldızını parlatan ve onu entelektüel üretim alanları arasında "bir numara" yapan nedir? Belki bu soruya çok basit ve kolay cevaplar verilebilir. Ancak, feminist literatürün bugünkü düzey ve hacmi, sadece "kadın özgürlüğü"nü sağlamaya yönelik çalışmalarla sınırlanabilecek gibi gözükmemektedir. Mevcut beşeri birikimin erkek egemen olduğu ve kadın deneyim, eğilim ve yönelimlerini dışladığı varsayımı feminizmin giderek bir uygarlık eleştirisine dönüşmesine yol açmaktadır Bu ünite, böyle bir çerçeve içerisinde, feminizmin metodolojik ve epistemolojik tezlerinin iktisat özelinde ne anlama gelebileceğini ele almaktadır.

    KADIN SORUNU VE FEMİNİZM
    İktisadi, sosyal ve siyasi yapı, kurum ve ilişkilerde erkekler hep merkezde yer aldıkları ve konumları veri kabul edildiği için kadınların durumu "sorun" olarak ele alınmaktadır. neden erkek esas, kadın türevdir? Yahut neden erkek değil de, hep kadın araştırma veya inceleme nesnesidir?

    Bir Sosyal Teori Olarak Feminizm
    Kadın sorununa ilişkin çalışmaların çoğu, bu temel sorudan yola çıkmaktadır. Ancak bu temel sorunun sanıldığından da daha fazla cevabı vardır
    Çok yaygın olarak kullanılan bu kavramın ne anlama geldiğine dair uzun etimolojik tartışmalara girmeden "kadın hakları savunuculuğu" olarak Türkçeye tercüme edilmesinin mümkün olduğu söylenebilir. Hemen ilk bakışta, erkek hakları savunuculuğu anlamına gelen ve eşit düzeyde yaygın kullanımı olan bir karşıt kavramın olmamasının, feminizmin, aslında, kadın-erkek ilişkilerinde bir dengesizliği yahut kadınlar aleyhine kurulan bir dengeyi ima ettiği ve erkek egemenliğine dayalı yapıya bir başkaldırı anlamı taşıdığı fark edilecektir
    Caroline Ramazanoğ- lu (1989) kesin bir tanım vermeden feminizmin çerçevesini şöyle çizmektedir;
    1. Tüm versiyonları ile feminizm, kadınları erkeklere tabi kılan cinsler arası mevcut ilişkilerin memnuniyet verici olmadığını ve değiştirilmesi gerektiğini savunur.
    2. Feminizm, birçok toplumda doğal, normal ve istenilir olarak kabul edilen şeyleri eleştirmektedir.
    3. Feminizm, tüm insanlık tarihini ve açıklama biçimlerini sorgulamaya tabi tut
    maktadır.
    4. Feminizm, sadece bir fikirler demeti değil, aynı zamanda, toplumun yapısını
    değiştirip dönüştürmeye aday uygulamalar öneren bir siyasal harekettir.
    5. Feminist değişim talepleri, çoğunlukla bir toplumsal direnişle karşılaşmaktadır.
    6. Feminizm mutlak değişmez bir bilgi zeminine dayanmaktan ziyade, akıl, bi¬
    lim ve sosyal teorinin radikal bir eleştirisini önermektedir (s. 8-9).

    kadınların zaman ve mekân değişse de, niçin eşitsiz ve ikincil bir konumda bulunduğuna ilişkin soruya verilen cevapları kısaca gözden geçirmek yararlı olacaktır.
    İlk cevap, biyolojik determinizmdir. Buna göre, kadın ve erkek arasındaki biyolojik farklılık, onlara farklı toplumsal roller yüklemektedir. Bu yaklaşım, kadının ezilmesinin nedeninin biyolojik farklılıktan kaynaklandığını, kurtuluşunun da yine bu biyolojik farklılığı kullanmasına bağlı olduğunu savunmaktadır
    Kültürel tercihler olmadan hangi "doğal eğilimlerin" geliştirileceği, hangilerinin ise kontrol altında tutulup bastırılacağına karar verilemeyeceği için, "eğitim"den (eğitimin amacı insanı belirli amaçlar ve ilkeler doğrultusunda disipline etmektir) toplumsal düzeni sağlamaya yönelik; her türlü kural geliştirmeye kadar amaçsal içerikli hiçbir düzenleme yapmak mümkün değildir.
    kadın ve erkekler arasındaki biyolojik, fizyolojik, psikolojik ve cinsel farklılıkların toplumsal hayatın kurulmasında ne tür bir rol farklılaşmasına neden olduğu sorusu toplumsal cinsiyet (gender) kavramıyla açıklanmaktadır. Toplumsal cinsiyet erkek ve kadınlara atfedilen kültürel olarak biçimlenmiş özellik ve davranışlara denmektedir (Humm, 1992: 5). Kısacası, cinsiyet kavramı kadın ve erkek arasındaki biyolojik farklılıkları ifade ederken, toplumsal cinsiyet kavramı ise kadın ve erkeğin tutum ve davranışlarının, toplumsal rol ve sorumluluklarının biyolojik farklılıklarından kaynaklanmadığını bunu, sosyalleşme süreci içinde kültürel olarak öğrendikl¬rini ve aynı zamanda bu rol ve sorumlulukların onlara atfedildiğini anlatmaktadır.
    ikinci cevap, psikolojik determinizmdir. Buna göre ise, kadın ve erkeğin toplumsal rollerindeki farklılığın nedeni, biyolojik farklılık ile yakın ilişki içinde olsa da, temelde ruhsal gelişmelerindeki farklılıktır. Çocukluktan itibaren kız ve erkek çocukların ruhsal gelişimi onların toplumsal konumlarını belirlemektedir.
    Üçüncü cevap, sosyal determinizmdir. Buna göre tarihsel olarak oluşan sosyal ilişkiler, toplumsallaştırma kurumları aracılığı ile nesilden nesile aktarılmakta, kadın ve erkeğe yüklenen rol ve işlevler de, bu süreçte hep yeniden kurulmaktadır. Bugünkü mevcut durum da bu sürecin bir sonucudur.
    Dördüncü cevap ise iktisadi determinizmdir. Buna göre toplumların ekono¬mik gelişmelerine uygun olarak gelişen tüm üstyapı kurumları gibi kadın erkek ilişkileri de, iktisadı gelişmenin birer türevidirler.

    Bir Metodoloji Olarak Feminizm
    Yerleşik sosyal bilim metodolojisine feminist düşünürlerin yönelttiği temel eleştiri, mevcut bilimlerin erkek bakış açısının bir sonucu olduğu, dolayısıyla kadın deneyimini hesaba katmadığı noktasında toplanmaktadır
    Metodolojik çerçevede modern yerleşik bilim anlayış ve uygulamalarına yöneltilen feminist eleştirileri dört grupta toplamak mümkündür.
    İlk eleştiri bilim politikası ile ilgilidir. Buna göre bütün bilim dallarında erkekler kadınlardan daha çok eğitilmekte ve istihdam edilmektedir. Gerek doğal gerekse sosyal bilimlerde bilim insanları arasında kadın olanlarının sayısı erkeklerle kıyaslandığında görece sınırlıdır (Longino ve Hommonds, 1992: 164).
    bilimsel çalışmalarda, doğrudan kadınları ilgilendiren konuların önemsenmemesine, sonuçta da araştırmacıların bu sorunları çözmek için çok fazla çaba harcamamalarına yol açmaktadır
    İkinci eleştiri, birinciye oranla biraz daha radikal nitelik taşımaktadır. Buna göre bilimin kadınlar aleyhine kurulu bulunan düzenin işleyişine olan katkısı sadece bilim politikalarının erkeklerin denetiminde olmasıyla sınırlı değildir. Bu eleştiri, konuların seçiminde, deney ve gözlemlerin tasarlanmasında ve tanımlanmasında kadınlar aleyhine bir taraflılığın olduğunu ileri sürmekte ve tarafsız bilim adı altında erkek egemen sorun tanımları ile açıklama biçimlerinin mevcut bilim anlayışına egemen olduğunu savunmaktadır.
    Üçüncü eleştiri, kadın erkek ilişkilerinde kadınların ikincilleştirilmesine hizmet eden öznel/nesnel, akıl/duygu, zihin/beden, olgu/değer, kamu/özel, birey/toplum gibi ikilemlerin bilimsel açıklamalarda temel alınmasının yarattığı sorunları konu edinmektedir.
    Son feminist eleştiri ise modern bilimi karakterize eden nesnellik, tarafsızlık ve rasyonellik varsayımlarının erkek egemen içerimlerini sorgulamaktadır (Rosenberg, 1993: 78-79).

    İKTİSADIN KONUSU
    Çok genel anlamıyla iktisat biliminin konusu ekonomidir. Ekonomi ise yine çok genel bir tanımla karşılıklı ilişki içindeki üretim ve tüketim faaliyetleri kümesidir
    ekonomiler temelde güdümlü ve piyasa ekonomileri olmak üzere ikiye ayrılmaktadırlar. Yerleşik iktisat, iktisadi kararların bir merkezden denetlendiği gü¬dümlü ekonomileri inceleme dışına itmekte ve piyasa ekonomilerine yönelmektedir. Piyasa ekonomileri üretim ve tüketime ilişkin temel ve türev bütün kararların fiyatların hakemliğinde serbest bir biçimde üretici ve tüketiciler tarafında piyasada kararlaştırıldığı ekonomilerdir.
    Bu ayrım piyasa sektörü ve piyasadışı sektör ayrımıdır. Piyasa sektöründe üretim maliyetlerinin tümü (üretim faktör maliyetleri) tüketici tarafından karşılanmaktadır. Burada hem negatif hem de pozitif dışsallığm olmadığı kabul edilmektedir. Piyasadışı sektörde ise üretim mali¬yetlerini tüketici dışında üçüncü bir kişi karşılamaktadır. Ekonomide önemli bir üretim alanını oluşturan gönüllü kuruluşların (vakıf, dernek vb. kurumların) iktisadi faaliyetleri piyasa mekanizması mantığına uygun olmadıkları için inceleme nesnesi olamamaktadırlar (Lipsey, vd., 1993: 50). Bu yüzden yerleşik iktisat bilimi, ekonominin tümü adına sadece fiyat mekanizmasının (arz ve talebin serbestçe denge fiyat ve miktarı oluşturmasını) işlediği piyasa sektörünü incelemekte "ekonomi"nin geri kalan kısmını göz ardı etmektedir (Heilbroner, 1991).

    FEMİNİST İKTİSAT
    . İş dünyasında, verimlilikte, değişik sektörlerde kadınların konumu ve durumunu konu edinen çalışmalar feminist iktisat kapsamında düşünülmemelidir
    Feminist iktisat terimi, biri yerleşik iktisada feminist bir epistemolojik çerçe¬veden yöneltilen eleştiriler; diğeri de birinci aşamayı geçerek mevcut iktisada alternatif bir iktisat sunan teorik yaklaşımlar olmak üzere iki anlamda kullanılmaktadır. Dolayısıyla kadını konu edinen bütün iktisadi çalışmalar feminist iktisat kapsa¬mına girmemektedir. Feminist iktisatçıların çalışmalarının biri politik, diğeri de entelektüel olmak üzere iki boyutu bulunmaktadır. Feminist iktisadın politik boyutu ile kadınların mevcut ilişkilerini iyileştirmeye katkıda bulunulması; entelektüel boyutu ile de mevcut iktisadi bilgi birikiminin sorgulanması ve mümkünse feminist eleştirilerin ışığında yeniden kurulması amaçlanmaktadır
    Doğal olarak feminist iktisadın hareket noktasını, feminist tezlerden hareketle yerleşik iktisadın köklü bir eleştirisinin yapılması oluşturmaktadır. Buna göre genelde Batı bilimi, özelde de yerleşik iktisat cinsiyetçi, erkeksi, sınıfsal, ırkçı ve emperyalist niteliklidir. Bu temel varsayımdan yola çıkılarak diğer tüm sosyal etkinlikler ve bilimler gibi iktisadın da sosyal olarak kurulduğu vurgulanmakta kültürün aracısı olmadığı herhangi bir bilginin olamayacağı savunulmaktadır

    Cinsiyet ve Toplumsal Cinsiyet
    Bilindiği üzere cinsiyet insanlar arasında kadın ve erkek olarak biyolojik özelliklere dayalı olarak yapılan bir ayrımı, farklılığı ifade etmek üzere kullanılmaktadır. Toplumsal cinsiyet ise, kadın ve erkeğe toplumsal ve kültürel olarak yüklenen cinsiyet rollerini ifade etmektedir
    Bazı feministler, geleneksel epistemolojilerin bilerek ya da bilmeyerek kadınların bir bilen özne olabilme imkânını daima göz ardı ettiklerini savunmaktadırlar. Bunlara göre bilimin sesi erkeksi bir sestir ve tarih erkeklerin bakış açısından yazılmıştır (Harding, 1987: 3). Bu geleneksel düşünme biçimine göre nesnellik, mantıksal tutarlılık, bireysel başarı, matematik, soyutlama, duygularını kontrol etme ve bilim gibi özellikler tarihsel süreç içersinde kültürel olarak güçlülük, sertlik ve erkeksilik ile, buna karşılık, öznellik, dostluk, sezgisel anlama, işbirliği, niteliksel çözümleme, somutluk, duygu ve doğa ise zayıflık, yumuşaklık ve kadınsılık ile ilişkilendirilmektedir.

    Kamusal ve Özel Üretim
    Toplumsal hayatın kamu ve özel olarak ikiye ayrılmasının kökeni çok eskilere gitmez. Kamusal ve özel alan ayrımı kadın ve erkek ilişkilerinde önemli bir dönüşüm yaratmaktadır. Kamusal alan erkeksi olarak nitelenen özelliklerle tanımlandığı için erkeklere, özel alan da kadınsı kabul edilen özelliklerle tanımlandığı için kadınlara ayrılmaktadır.
    Aile içi üretimde toplumun varlığını sürdürebilmesi için çok hayati mal ve hizmetlerin üretilmesine karşın, piyasa üretimi gibi mübadele ilişkileri söz konusu olmamaktadır. Yani aile içi üretimin piyasası olmadığı için piyasa üretimine göre ikincilleşmektedir (Olson, 1990: 634).
    Parasal mübadelenin geçerli olduğu piyasa ilişkileri dışında kalan bütün iktisadi etkinliklerin iktisadın konusundan dışlanması, feminist iktisatçıların temel eleştiri noktasını oluşturmaktadır.
    Eviçi üretimin toplumsal organizasyonun devamı için çok hayati bir işleve sahip olmasına karşın iktisadın konusuna girmemesi, değer paradoksuna benzer bir mantıkla açıklanabilir. Bilindiği üzere değer paradoksu, kullanım değeri çok yüksek olan bazı malların, mesela suyun, kullanım değeri çok daha düşük olan başka bir mala göre, mesela mücevhere göre, çok daha ucuz olmasını, kullanım değeri ile değişim değeri arasındaki farkla açıklanmasıdır
    toplumda tarihsel süreç içerisinde kadınların denetim ve yükümlülüğünde bulunan eviçi üretim toplumsal organizasyonun devamı için oldukça önemli bir işleve sahiptir ve kullanım değeri de yüksektir. Ancak yaygın bir değişim değeri olmayan eviçi üretim, değişim değeri olan ve erkeklerin denetiminde bulunan diğer iktisadi faaliyetlere göre "değersiz" hale gelmektedir.
    ortalama olarak eviçi üretimin piyasa değeri, kadın emeğinin ucuzluğundan dolayı daha düşüktür. Bu, kadın emeğinin piyasa değerinin de dü¬şük olması sonucunu getirmektedir. Kadın ve erkeklerin aynı işi yapmalarına karşın farklı ücret almalarının nedeni de budur.
    Feminist iktisatçılar, iktisadın konusuna sadece piyasa üretiminin girmesini, toplumsal cinsiyete dayalı işbölümü sonucu kadınların yürüttüğü iktisadi faaliyetlerin büyük kısmının iktisadın inceleme alanının dışına düşmesine, incelenmeye değer bulunmamasına neden olduğu için eleştirmektedirler.

    Paranın Yanlılığı/Yansızlığı
    Adam Smith'den bugüne iktisat teorisinde, iktisadi refahı etkileyen yahut belirleyen temel faktörün para değil, reel mallar olduğu, iktisadi kıtlığın da para miktarına değil reel mal ve kaynakların kıtlığına işaret ettiği konusu üzerinde genel bir ittifak var gibidir.
    Feminist iktisatçılar, bu paranın yansızlığı tartışmasına yeni bir boyut katarak paranın yansızlığı tezinin ekonomik ilişkilerin içine nüfuz etmiş olan toplumsal cinsiyet ilişkilerini örttüğünü savunmaktadırlar. Buna göre, toplumsal cinsiyet ilişkileri göz önüne alındığında, özellikle de emek piyasasında bir değişim aracı olarak para, asimetrik bir ilişkiyi yansıtmaktadır. Neredeyse bütün dünyada kadın emeği tarihsel ve sosyal koşullar nedeniyle erkeğinkine oranla daha az "satılabi
    lir" nitelik taşımaktadır. Daha az satılabilir olmak, daha az değerli olmaya, sonuç
    ta da mübadele sürecinin dışında bırakılmaya neden olmaktadır. Dolayısıyla iktisat büyük bir bölümüyle kadınların iktisadi davranışlarını görmemektedir
    Dualite Sorunu ve Yerleşik İktisadın Bireyleri
    Yerleşik iktisat teorisi metodolojik bireyciliği esas almaktadır. Buna göre, ekonominin genel davranışlarını o ekonomiyi meydana getiren temel birimler olan üretici ve tüketicilerin davranışlarına indirgemek mümkündür. Yani ekonomi, onu oluşturan bireylerin davranışlarından daha fazla bir şey değildir
    Feministler siyaset biliminde önemli ve görülebilir kadın erkek farklılaşmasının, iktisadi ilişki ve tercihlerde de geçerli olduğunu, ancak buna karşın iktisat bilimi¬nin yerleşik birey anlayışının sadece erkek davranışlarını göz önünde tuttuğunu savunarak bunun değiştirilmesi gerektiğini ileri sürmektedirler
    Bilindiği üzere neoklasik iktisadı karakterize eden üç temel kavram vardır: Kıtlık, bencillik (kendi çıkarını gözetme) ve rekabet. Kuşkusuz bu kavramlar gerçek hayattaki bir kısım iktisadi ilişkileri yansıtmaktadır. Ancak bütün iktisadi ilişkileri değil. Yani, bu üç kavram tablonun sadece bir kısmını yansıtmaktadır. Tablonun diğer kısmında bolluk, diğergamlık ve işbirliği bulunmaktadır. Daha doğrusu Kıtlık/Bolluk, Bencillik/Diğergamlık ve Rekabet/İşbirliği birer ikilem oluşturmaktadır. İkilemin her iki unsuru da hayatın içinde yer almaktadır. İkilemin bir yanı erkeksi diğer yanı da kadınsı kabul edilmektedir. Yerleşik iktisat kadınsı gördüğü unsurları ihmal ederek sadece erkeksi gördüğü noktalarda yoğunlaşmaktadır. Bu da iktisat biliminin çizdiği ekonomi tablosunun "gerçek" durumdan oldukça farklılaşmasını getirmektedir
    Sonuç olarak, feminist iktisatçılar iktisat metodolojisinde önemli bir eleştiri kapısı aralamaktadırlar. Ancak feminizmin epistemolojik tezleri, politik öneri ve toplumsal değişim taleplerini temellendirebilecek bir eksenden henüz yoksundur. Bu yüzden alternatif bir feminist iktisat biliminin olabilirliği, geliştirilecek alternatif epistemolojik tezlerden ziyade toplumsal ilişki ağının feminist talepler doğrultusunda yeniden düzenlenip düzenlenmemesine bağlıdır. Toplumun belirli (feminist) amaçlar doğrultusunda yönlendirilmesi ve yeniden örgütlenmesi de, pozitif bilimin ilgi alanı dışında kalmaktadır.


    alıntı

Sayfayı Paylaş