Dünyaca Ünlü Besteciler

Konu, 'Diğerleri' kısmında Yorumsuz tarafından paylaşıldı.

  1. Yorumsuz

    Yorumsuz Pasif yorumcu

    Kayıt:
    30 Haziran 2006
    Mesajlar:
    199.853
    Konular:
    48.818
    Beğeniler:
    20.971
            
    Claude Debussy

    Fransız bestecisi (1862-1918).

    < Resme gitmek için tıklayın >


    Paris yakınlarında doğan Debussy, çok genç yaşta, Fransız müziğini Alman romantizminden kurtarmağa çalıştı. Kuşağının şairleriyle ve ressamlarıyla dostluk kurdu, aynı izlenimleri ve aynı imgeleri müzikle yaratmağa çalıştıysa da zaman zaman halkın anlayışsızlığıyla karşılaştı.

    Bir Kır Tanrısının Öğleden Sonrasına Prelüt (1894) adlı eserinde Mallarme'den esinlenmişti; eser daha ilk çalmışında başarıya ulaştı. Ama Belçikalı şair Maeterlinck'in bir librettosu üzerine bestelediği Pelleas ile Melisande'ı (1902), önce şiddetli tartışmalara yol açtı, sonra da lirik sanatın bir başeseri olarak kendini kabul ettirdi. Bu eserde, metin okuma, geleneksel operaya oranla katıksız ve sade sözcüğe daha yakın, yepyeni bir biçimde ele alınmaktaydı.

    Piyano için Prelütler (1910-1913), Aziz Sebastianus'un Din Uğruna Ölümü (1913) ve üç Sonat'ı (1915-1917) ile Debussy, güzel, klasik özlülüğe ve pırıltılı ötümlülüğe (sonorite) tutkun, büyük orkestra etkilerinin ve gereksiz açılımların düşmanı «Fransız bestecisi» tutumunu belirleyecektir. «Fransa'nın Claude'u» diye ad takılan Debussy, Fransız müziğini Wagner egemenliğinden kurtarmış ve çağının bütün bestecileri üzerindeki etkisi pek büyük olmuştur.

    ESERLERİ

    Küçük Süit, Yaylı Çalgılar Dörtlüsü, Deniz, Çocukların Köşesi, Yağmur Altında Bahçeler, Keten Saçlı Kız, Sulara Gömülmüş Katedral, Oyuncak Kutusu.
  2. Yorumsuz

    Yorumsuz Pasif yorumcu

    Kayıt:
    30 Haziran 2006
    Mesajlar:
    199.853
    Konular:
    48.818
    Beğeniler:
    20.971
    Dede Efendi

    Büyük Türk bestecisi (1778-1846).

    Babası Süleyman Ağa İstanbul'da Şehzadebaşı'nda hamam işlettiği için İsmail Dede Efendi'ye «Hammamizade» de denir.

    BİR MEVLEVİ

    İsmail Efendi küçük yaşta Yenikapı Mevlevihanesi'ne kapılanarak müzik öğrenimine başladı. Yirmi iki yaşındayken 1001 gün süren Mevlevi çilesini tamamlayarak «dede» oldu. Burada değişik ustalarla klasik Türk müziği, din müziği çalıştı ve ney çalmasını öğrendi. Daha 16-17 yaşlarındayken besteler yapmağa başladı ve büyük bir besteci olan Sultan Selim IlI'ün ilgisini çekti. Padişah onu kendisine musahip ve başmüezzin tayin etti. Dede Efendi, Selim III'ten sonra gelen Mahmut II ve Abdülmecit zamanında da bu görevlerini sürdürdü. Hacca gittiği 1846 yılında koleraya tutularak Mekke'de öldü.

    SANATI

    Dede Efendi besteciliğinin yanı sıra neyzenliği ve hanendeliği ile de ünlüdür. Halk zevkinden saray zevkine kadar her çeşit üslûpta eserler bestelemiştir. Yaşadığı sürece birçok öğrenci yetiştirmiş, ölümünden sonra da klasik Türk müziği ustalarını etkilemiştir. Öğrencileri arasında ünlü Dellâlzade İsmail Efendi, Mutafzade Ahmet Efendi, Haşim Bey, Mehmet Bey, Zekâi Dede, Arif Bey, Nikoğos Ağa sayılabilir. Dede Efendi klasik Türk müziğinde yeni birtakım makamlar da bulmuştur: sultani yegâh, neveser, saba buselik, hicaz buselik, araban kürdi v.b.

    ESERLERİ

    Dede Efendi'nin eserleri özellikle öğrencilerinden Mutafzade Ahmet Efendi tarafından sonraki kuşaklara aktarılmıştır. Ama gene de birkaç yüz eserinin kaybolduğu ve bu eşsiz müzik hazinesinden ancak küçük bir bölümün günümüze kadar ulaşabildiği sanılıyor.

    Saba, neva, bestenigâr v.b. makamlarda çeşitli Mevlevi Ayinleri;
    saba buselik, hüzzam ve ferahfeza makamında Ayini Şerifler;
    rast semai şarkı: Gene bir gülnihal aldı bu gönlümü;
    bestenigâr curcuna şarkı: Ben seni sevdim seveli kaynayıp coştum;
    şehnaz yürük aksak şarkı: Gönül durmaz, su gibi çağlar;
    acemaşiran ağır sengin semai: Ey lebleri gonca, yüzü gül, servi bülendim.
  3. Yorumsuz

    Yorumsuz Pasif yorumcu

    Kayıt:
    30 Haziran 2006
    Mesajlar:
    199.853
    Konular:
    48.818
    Beğeniler:
    20.971
    Franz Liszt

    Franz Liszt, Macar piyanisti ve bestecisi (1811-1886).

    Haydn gibi Prens Esterhazy'nin hizmetinde çalışan bir müzikçinin oğlu olan Liszt, çok genç yaşta olağanüstü bir yetenek gösterdi: 9 yaşında bir piyano virtüözü olduğunu kanıtladı; yeteneğine hayran olan Macar soyluları Viyana'da öğrenim görmesi için ona burs verdiler.

    Edebi Bir Romantik

    Liszt önce, hep piyanoyla uğraştı, eserlerini piyanoda çalmak için Avrupa'yı dolaştı ve yirmi yıl ünlü bir besteci olarak gezdi durdu. Herkesin hayran olduğu, sevdiği bir kişiydi; Berlioz, Chopin, Lamartine ve Victor Hugo ile arkadaşlık etti. Çok kültürlü, edebiyata tutkun bir insan olarak, müzik ile şiiri «senfonik şiirler»de bağdaştırmak istedi. Bu nedenle romantik bestecilerin en «edebi» olanıdır.

    1849'dan 1861'e kadar Weimar'a yerleşen Liszt, burayı Avrupa'nın müzik başkenti haline getirdi. O yıllarda orkestra eserleri yazmağa koyuldu ve Wagner gibi henüz fazla tanınmamış bestecileri şöhretinden yararlandırdı. 1865 yılında, Franz Liszt bir tarikata girdi; eskisi gibi eser vermeğe devam etmekle birlikte, giderek daha çok dinsel konulardan esinlendi.

    Eserleri

    Piyano için: Hac Yılları, Şiirsel ve Dini Armoniler;
    orkestra ile iki konçerto: si minör Sonat, İspanyol Rapsodisi; on dokuz Macar Rapsodisi, Unutulmuş Valsler.
    Orkestra için: on üç «senfonik şiir», bu arada Prelütler ve Mezappa, Faust ve Dante senfonileri.
    Dini müzik: Gran Missa, Taç Giyme Missası, ilâhiler, kantatlar, org için parçalar, oratoryolar (Christus [İsa Oratoryosu]).

    < Resme gitmek için tıklayın >


    Liszt'in 1847'de, Miklos Barabaş tarafından yapılan portresi. Liszt, üstün yorumcu yeteneği ve müzik tutkusuyla romantik müziğin gelişmesinde önemli rol oynadı. Milli Müze, Budapeşte.
  4. Yorumsuz

    Yorumsuz Pasif yorumcu

    Kayıt:
    30 Haziran 2006
    Mesajlar:
    199.853
    Konular:
    48.818
    Beğeniler:
    20.971
    Hacı Arif Bey

    1831 yılında İstanbul'da Eyüp Semti'nde doğdu. Eyüp Şeri'ye Mahkemesi Başkâtibi Bekir Efendi'nin oğludur. Daha ilköğrenimi sırasında güzel sesiyle dikkati çekti. Kendisiyle önce Zekâi Dede ilgilendi ve onu besteci Eyyubî Mehmed Bey'e götürdü. Arif Bey ilk musiki zevkini, bilgisini Mehmed Bey'den aldı. Altı yaş büyüğü olan, geleceğin değerli bestecisi Zekâî Efendi, onu hocası Dede Efendi'yle tanıştırdı; musikiye karşı büyük yeteneği olduğunu Dede Efendi de görmüştü.

    Arif Bey, 1844'te Mehmed Bey'in yardımıyla Bab-ı Seraskeri'ye memur olarak girdi. Bir yandan çalışıyor, bir yandan da musikiye vakit ayırıyordu. Bir süre Mehmed Bey'in Muzika-yı Hümayun'daki derslerine dışardan devam etti. Çok geçmeden sesinin güzelliğini haber alan Sultan Abdülmecid Han onu Muzika-yı Hümayun'a aldırdı. Saray'daki musiki hocası, besteci Haşim Bey'di. Haşim Bey'den çok yararlandı, ondan yüzlerce eser öğrendi. Okuyuş üslubunu da ondan aldığı söylenir.

    Abdülmecid Han, Arif Bey'e Saray'da büyük yakınlık gösterdi. Onu "kurena"lık (mabeynci) rütbesine kadar yükseltti, 4. Mecidî nişanıyla ödüllendirdi. Arif Bey, haremdeki cariyelerin musiki hocalığı görevini de yürütüyordu. Bu dersler sırasında Çeşm-i Dilber adlı bir cariyeye âşık oldu. Padişahın izniyle Çeşm-i Dilber'le evlenerek Saray'dan ayrıldı. İki çocukları oldu. Ama bu evlilik yürümedi. Çeşm-i Dilber, çocuklarını Arif Bey'e bırakarak bir tüccarla evlendi. Arif Bey, "Niçin terk eyleyip gittin a zalim", "Düşer mi şanına ey şeh-i hûban" dizeleriyle başlayan kürdilihicazkâr şarkılarını terkedilmenin acısı üzerine besteledi.

    Bir süre sonra, Abdülmecid Han tarafından "serhanende" olarak yeniden Saray'a alındı, gene haremdeki musiki dersleri hocalığıyla görevlendirildi. Besteci bu kez gene bir cariyeye, Zülf-i Nigâr Hanım'a âşık oldu. Bu olay Saray'da duyulur duyulmaz, Abdülmecid Han onları evlendirdi. Zülf-i Nigâr'ın kısa bir süre sonra veremden ölmesi, besteciye yeni bir acı kaynağı oldu. "Olmaz ilaç sine-i sadpareme" ve "Kemer çehre peri rû tende cânımsın-Nigârım dilberim ruh-i revanım" şarkıları bu acının ürünleridir.

    İkinci kez evlenirken de Saray'dan ayrılan besteci, yeniden Saray'a dönmek istiyordu. 1861'de Abdülmecid Han ölmüş, yerine kardeşi Abdülaziz Han tahta çıkmıştı. Arif Bey, besteci Rıfat Bey'in yönetimindeki Saray Fasıl Topluluğu'na "serhanende" olarak alındı; ayrıca gene cariyelerin musiki hocalığıyla görevlendirmişti. Onu iki kez evliliğe götüren bu görev, üçüncü kez de aynı sonucu verdi. Arif Bey bu kez Pertevniyal Valide Sultan'ın nedimelerinden Nigârnik Hanım'a âşık oldu. Musiki dersleri sırasında doğan bu ilişki de, Padişah ile Valide Sultan'ın uygun görmesiyle, evlilikle sonuçlandırıldı.

    Ömrünün sonuna kadar Nigârnik Hanım'la evli kalan Arif Bey'in Saray'daki bu üçüncü görevi on yıl sürdü. Ününün artık doruğundaydı. İstanbul'un musiki çevrelerinde, konaklarda, özel meşkhanelerde yapılan musiki toplantılarında en çok aranan sanatçıydı.

    1871'de tekrar Saray'dan ayrıldı. Şura-yı Devlet'te, Beykoz Aşar Müdürlüğü'nde beş yıl memur olarak çalıştı. Sultan Abdülaziz'in ölümünden sonra Muzika-yı Hümayun'da girişilen tasfiye sonucu Arif Bey de açığa alındı. V. Murad'ın üç aylık padişahlığından sonra Sultan II. Abdülhamid Han tahta çıktı. Besteci uzun bir süre işsiz kaldı, geçim derdine düştü. Zincirlikuyu'da bir çiftlik evine çekilip çevreden koptu. Bu sırada 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı (93 Harbi) patlak verdi. Arif Bey savaş yıllarını çiftlikte geçim sıkıntısı içinde geçirdi.

    Savaş bittikten sonra, Osmanlı Sarayı bestecinin yokluğunu yeniden hissetmeye başladı. Arif Bey'in içinde bulunduğu durum Abdülhamid Han&#8217;a iletildi. Bunun üzerine besteci yeniden Saray'da görevlendirildi. Hacı Arif Bey'in öğrencilerinden besteci Levon Hancıyan'ın anlattığına göre, Saray'a alınışı şöyle olmuştu: İran Şahı Nasıreddin, eserlerini çok beğendiği Arif Bey'i İran Sarayı'na davet eder, Padişah'tan da besteciye izin verilmesini rica eder. Türk Musikisi'nden öteki padişahlar kadar zevk duymamakla birlikte, Arif Bey'in şarkılarını seven Abdülhamid, şaha bestecinin Saray'dan ayrıldığından haberi olmadığını söyler ve onu yeniden Saray'a aldırır. Arif Bey bu arada Şirazlı Hafız'ın bir gazelini besteleyerek, İstanbul'a gelen şaha sunar. Eseri çok beğenen şah, besteciyi bir nişanla ödüllendirir.

    Muzika-yı Hümayun'da dördüncü kez görevlendirilen Arif Bey'e kolağası rütbesi verilir, ama bu ona göre küçük bir rütbedir. Arif Bey, önceki padişahlardan gördüğü ilgiyi Abdülhamid Han&#8217;dan göremediği vehmiyle huzursuz olur. Saray'ın eski canlı havası da kaybolmuştu; siyasi durum gittikçe gerginleşmekteydi. Abdülhamid'den umduğu yakınlığı görmeyen besteci, kimi zaman Zincirlikuyu'daki eve çekilerek sade bir yaşayışın verebileceği mutluluğu aradı, kimi zaman da Padişah'la çatışmayı göze alan davranışlarda bulundu.

    Abdülhamid'in "Şu şarkıyı oku", diye verdiği bir emre karşı, mabeynciye, "Ben onun babasından çok saygı gördüm." Bana, "Şu şarkıyı oku" diye emir veremez. Sanatta padişah iradesi geçerli değildir. Cevabını vermesi üzerine, Saray'da hapsedildi. Elli gün sonra, nihavent makamındaki "Ahteri düşkün garibim, âşık-ı avareyim" şarkısını besteledi. İlk dizedeki "yıldız" anlamına gelen Farsça "ahter" kelimesi "talii düşkün" biçimine dönüştürülerek şarkı Abdülhümid Han&#8217;ın huzurunda okundu. Eseri çok beğenen padişah, besteciyi bağışladı.

    Arif Bey ölünceye kadar Muzika-yı Hümayun'daki derslerine devam etti. 1885 İstanbul'da öldü. Yahya Efendi Dergâhı mezarlığına gömüldü.

    Hacı Arif Bey Türk Musiki'sinin en büyük bestecilerinden biridir. Klasik dönem bestecilerinin pek kullanmadıkları şarkı formuna yepyeni bir kimlik kazandırmış, bir şarkı bestecisi olarak yeni bir çığır açmıştır. Arif Bey'den sonra "şarkı", bestecilerin en çok işledikleri form olmuştur. Arif Bey klasik formlarda birkaç eser besteledikten sonra başarılı olamadığını görerek doğrudan doğruya şarkı besteciliğine yönelmiştir.

    Eski şarkılar arasında, şarkı formuna ya da formun farklı türlerine örnek gösterilebilecek kuruluşta eserlerin sayısı az değildi, ama şarkı formlarının kesin kurallara bağlanması ilk kez Arif Bey'in eserleriyle gerçekleşebilmiştir. Arif Bey kendisinden sonraki şarkı bestecilerini bu yolda etkilemiş, böylece şarkı kesin biçimini almıştır.

    Hacı Arif Bey hiçbir zaman tekdüzeliğe düşmez; hemen her şarkısına yeni bir renk katmasını bilir, kullandığı makamın o zaman kadar işlenmemiş bir yönünü yakalar. Sekiz zamanlı üç vuruşlu "müsemmen" usulü onun buluşudur. Türk Aksağı'nı çok başarılı bir biçimde kullanır. Şarkılarında beste ile güfte tam bir bütünlük içindedir. Kürdilihicazkâr makamını da Arif Bey oluşturmuştur.

    Hacı Arif Bey bütünüyle Türk Musikisi'nin sözlü öğrenim geleneği içinde yetişmiş bir besteciydi. Nota bilmiyordu, herhangi bir saz da çalmazdı. Ama çok güçlü bir hafızası vardı, bini aşkın eser ezberindeydi. Çok iyi bir okuyucuydu. Şevki Bey, Levon Hancıyan, Zati Arca gibi öğrenciler yetiştirdi. Arif Bey Mecmua-i Arifi adlı bir de güfte derlemesi yayınladı; bu derlemede sanatçının kendi şarkıları da vardır.

    Bine yakın eser bestelediği söylenir, ancak 337 parçası notalarıyla günümüze kalmıştır. Bunun 327'si şarkı, 10'u öteki formlardaki eserlerdir. Bu 10 eserin de altısı ilahi, biri tevşih, biri durak, biri beste, biri de yürük semaidir.
  5. Yorumsuz

    Yorumsuz Pasif yorumcu

    Kayıt:
    30 Haziran 2006
    Mesajlar:
    199.853
    Konular:
    48.818
    Beğeniler:
    20.971
    Haendel

    < Resme gitmek için tıklayın >


    Georg Friedrich Haendel, İngiliz uyruğuna geçmiş Alman bestecisidir (1685-1759). Almanya'da Halle şehrinde doğan Haendel, müzik öğrenimi sırasında klavye ve bestecilik dersleri aldı, 1703'te Halle'den ayrılarak Hamburg Operası'nda ikinci keman oldu. 1712'de İngiltere'ye göç etti ve 1726'da İngiliz vatandaşlığına kabul edildi. Bütün Avrupa'yı dolaştı ve İtalyan operası üslûbunda XVIII. yy.ın en ünlü bestecisi oldu.

    Haendel'in ilk operaları İngiliz seyircisi tarafından oldukça soğuk karşılandı, ama bu, besteciyi yıldırmadı ve Haendel kırka yakın opera yazdı. Elli beş yaşında, ağır bir hastalıktan yatağa düşünce başarısızlıkları üzerinde düşünmek için bol bol vakit buldu. Sonunda İngiliz duyarlığına daha yakın bulduğu bir müzik türünü, oratoryoyu denemeğe karar verdi. Ve bu kararla başarıya, hattâ zafere ulaştı.

    Oratoryo, konusuz, kostümsüz, dekorsuz bir tür dinsel operadır ve orada bütün dram, müzik ile ifade edilir. Ama Haendel, oratoryolarım yine de sahnelenmek üzere yazmıştır. İçlerinde İsrail Mısır'da, Mesih ve Judas Maccabaeus de bulunmak üzere otuzdan fazla oratoryosu vardır.

    Çalgı Müziği ve Operalar

    Oratoryolarından başka Haendel, çalgı müziği de bestelemiştir, bunların en ünlüleri kral George I'in Thames üzerinde yaptığı bir gezi için bestelenen Su Müziği; 1749'da bir krallık bayramını kutlamak üzere düzenlenen havaî fişek şenliği için bestelediği Krallık Hava Fişekleri Müziği sayılabilir.yorumla.net Operalarına (Almira, Nero, Rinaldo, II Pastor Fido, Teseo) gelince, bunlar, sahneye koyma güçlükleri (devler veya uçan kişiler) ve yorum güçlükleri (mümkün olanı zorlayacak insan sesi ustalıkları) yüzünden pek seyrek oynanmaktadır.
  6. Yorumsuz

    Yorumsuz Pasif yorumcu

    Kayıt:
    30 Haziran 2006
    Mesajlar:
    199.853
    Konular:
    48.818
    Beğeniler:
    20.971
    Hafıza

    Itri

    İstanbul'da doğdu. Ancak doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor. Çağdaşlarının, ölümüne tarih düşürmek amacıyla kaleme aldığı mısralar ile, bestelediği yapıtlarda güfte olarak kullandığı şiirlerin yazılış tarihlerine göre, yaklaşık 1630 ile 1640 yılları arasında doğduğu sanılmaktadır. Çeşitli kaynaklarda ölümü için 1711 ve 1712 tarihleri gösterilmektedir. Asıl adı Mustafa'dır. Itrî, şiirlerinde kullandığı mahlastır. Buhurîzade Mustafa Efendi diye de anılmıştır. Buhurîzade adının kendi lakabı mı, yoksa aile adı mı olduğu bilinmemektedir. Yaşamı üstüne bilinenler de, eski ve yeni kaynaklardaki, çoğu birbiriyle çelişen bilgilere dayanır.

    Zamanına göre iyi bir öğrenim görmüştür. Ustalarından birinin Hâfız Post olduğuna kesin gözüyle bakılır. Nasrullah Vâkıf Halhalî, Kasımpaşalı Koca Osman Efendi, Derviş Ömer Efendi gibi 17 yy. bestecilerinden de yararlandığı sanılmaktadır. Çağının kaynakları, onun Mevlevi olduğunda birleşirler. Mevlevi tekkelerinde okunmak üzere bir ayin ile bir naat bestelemiş olması da, bunun bir kanıtıdır. Söylentilere göre, Yenikapı Mevlevihanesi'nin o zamanki şeyhi Câmî Ahmed Dede'ye (?-1671) kapılanmış, müzik sevgisiyle Mevlevi olmuştur.

    Itrî, beş padişah dönemi gördü. Sultan IV. Mehmed zamanında tanındı. Huzurda düzenlenen fasıllara hanende olarak katıldı, bestelediği yapıtlarla padişahlardan büyük yakınlık gördü. Saraya girmeden önce ne tür işlerde çalıştığı bilinmiyor. Yakınlık gördüğü bir başka devlet adamı da, şiirleri ve müzik sevgisiyle tanınan Kırım Hanı I. Selim Giray'dı (1634-1704).

    Itrî, IV. Mehmed'le yakınlığının bir sonucu olarak, padişahtan, kendisine esirciler kethüdalığı görevinin verilmesi dileğinde bulunmuş, bu dileği yerine getirilmiştir. Bazı kaynaklar, onun bu dileğini, İstanbul'a getirilen esirlerin ülkelerinin müziği üstüne bilgi edinmek, içlerinden müziğe yeteneği olanları da yetiştirmek istemesine bağlarlar.

    Itrî uzun yıllar Enderun'da müzik öğretmenliği ve hanendelik ettikten sonra, elli yaşına doğru emekli olarak saraydan ayrıldı. Ancak, müzikteki ünü Lale Devri'nde daha da artarak sürdü.

    Meyvecilikle çiçekçiliğe meraklı olduğu, kendi adıyla anılan İstanbul'un ünlü Mustabey armudunu ilk kez onun yetiştirdiği de söylenir. Itırdan gelen Itrî mahlası da, çiçek merakına bağlanır. Divan şairlerinden Şeyhî'nin yazdığına göre, ölümünden sonra "Mevlevihane Yenikapusu haricine" gömülmüştür. Mezar taşı kayıptır.

    Şairliği

    Itrî zamanının tanınmış şairlerindendir. Divan ve âşık tarzlarında şiirleri vardır. Naatlar, gazeller, tahmisler, nazireler, tarih düşüren beytiler ve şarkılar dışında, hece ölçüsüyle türküler de yazmıştır. Bestelediği yapıtlarda şiirlerinin pek azını güfte olarak kullanmış, Nâbî, Bakî, Nazîm, Nailî, Nef'î gibi ustaların şiirlerini bestelemeyi yeğlemiştir. Şiirlerini topladığı Divan'ı kayıptır. Şiirlerine şuara tezkirelerinde, yazma şiir derlemelerinde rastlanır. Ancak, Itrî mahlaslı bütün şiirler ona ait değildir, 1622'de ölmüş başka bir şair de aynı mahlasla şiirler yazmıştır. 17. ve 18. yy'larda Buhurîzade lakabıyla tanınmış iki müzikçi daha bulunduğu için, Itrî'nin onlarla da karıştırılmaması gerekir.

    Hattatlığı

    Itrî aynı zamanda tâlîk yazı yazan bir hattatır. Edebiyat ve hat öğretmeni Siyahî Ahmed Efendi'dir (?-1697). Yazdığı tâlik yazı örnekleri, Hâfız Post'un güfte derlemesine eklediği güftelerde görülür. Neyzen olduğu da söylenir. Saz eserleri bestelemesi, ney ya da başka bir saz çaldığını gösterir. Çağının kaynaklarında, kuramsal bilgilerinin çok üstün bir düzeyde olduğundan söz edilir.

    Besteciliği

    Asıl önemi besteciliğindedir. Yapıtlarıyla bir çığır açmış, Klasik Türk Müziği'nin kurucusu olmuştur. Ondan önceki bestecilerde, bir ölçüde de olsa, Orta ve Yakındoğu müziklerinin izleri sezilir. Bu etkiler onda bütünüyle silinmiş, Klasik Türk Müziği diye adlandırılan, Osmanlı-Türk Üslubu en belirgin çizgileriyle ortaya çıkmıştır. Klasik üsluba bağlı kalmış pek çok bestecide, az ya da çok, onun etkisi vardır. Itrî, Abdülkadir Merâgi ve Hammâmîzade İsmail Dede Efendi'yle birlikte, Türk müziğinin gelişimini yönlendiren üç önemli besteciden biri olmuştur.

    Itrî'nin din dışı yapıtlarının başında gelen Nevâ Kâr Hâfız'ın bir gazeli üzerine bestelenmiştir. Bu yapıt çeşitli makam ve usul geçkileri uygulanarak birbirine bağlanmış ezgilerinin zenginliği yanında, kuruluşu ve titiz işçiliğiyle de özgünlük taşır. Aynı zamanda, Klasik üslubun niteliklerini de en iyi yansıtan, en özlü örneklerinden biridir. Çeşitli makamlardaki, büyük formlu öbür din dışı yapıtları, ilgili fasılların ilk akla gelen parçaları arasındadır. Din dışı küçük formlarda bestelediği hiçbir yapıtı günümüze ulaşmamıştır.

    Itrî müziğe yepyeni bir hava getirmiştir. Dini muhtevalı eserleri, cami ve tekke müziği örnekleri olarak ikiye ayrılır. Teravih namazı sırasında makam değiştirme kuralı ile, camilerde müezzinlerin uyguladıkları çeşitli kuralların Itrî tarafından konulduğu söylenir. Bayram namazlarında okunan Segâh Kurban Bayramı Tekbiri, kutsal emanetlerin ziyareti sırasında okunan Segâh Salât-ı Ümmiye, Mâye Cuma Salâtı, Dilkeşhâveran Gece Salâtı, üç yüz yıldır etkilerinden bir şey yitirmemiş yapıtlardır. Özellikle ilk ikisi çok kısa birer cümle içinde oluşturdukları etkinin yoğunluğu bakımından Türk Müziği'nde benzersiz bir sanat gücü taşırlar.

    Mevlevihanelerde, sema törenlerinde, ayinden önce okunan, Rast Naat-ı Peygamber, Itrî'nin Mevlevi müziğine en kalıcı katkısıdır. Güftesi Mevlânâ'nın bir şiirinden alınan yapıtta, güfte ile beste yetkin bir biçimde bütünleştirilmiştir. Bu naatın, bestelenmesinden sonra Mevlevihanelerdeki her sema töreninde okunması bir gelenek haline gelmiştir. Segâh Ayin'i ise, bu türün ilk güçlü örneklerinden biridir.

    Günümüze ulaşan yapıtlarının çoğunda mistik bir hava vardır. Bu yönü bir ölçüde, Mevlevi olmasına bağlanabilir. Seçtiği formlar için en uygun anlatımı bulan Itrî, cami müziği olarak bestelediklerinde, derin bir dindarlık duygusunu, Mevlevi müziği yapıtlarında, tasavvufi bir içe dönüş heyecanını dile getirmiş, din dışı yapıtlarında ise, yoğun müzik cümleleri arasında beliren düşünceli ve düşündürücü bir tavrı benimsemiştir.

    Sanatı değerlendirilirken, üslubunun niteliği ile yapıtlarındaki teknik özellikler birbirine bağlı iki düzey olarak ortaya çıkar. Itrî'nin müziği 17. yy'da henüz oluşum aşamaları içindeki bir müzik üslubunda "klasik" diye nitelendirilebilecek özellikler taşır. Müziğinin dengeli, oturmuş bir yapısı vardır; yapıtlarının en dokunaklı bölümlerinde bile, duygusallıktan, abartamadan, gereksiz süslemelerden kaçınmıştır, cümleleri açık seçik ve berraktır.

    Yapıtlarının ezgi yapısındaki özellikler ise, sanatının ancak teknik bir inceleme çerçevesinde değerlendirilebilecek başka bir yönüdür. Hiçbir bestesinde alışılmış ezgi örneklerine rastlanmaz. Belli bir makamdaki yapıtı, başka bir bestecinin aynı makamdan bir yapıtıyla karşılaştırıldığında, o makamı çok farklı buluşlar, taklit edilmeyen, benzersiz deyişlerle işlediği görülür. Bir makama bağlı müzik cümlelerini sadece komşu perdelerden yararlanarak geliştirme kolaycılığından kaçınmış, en uzak perdelere dek uzanarak, zor olanı gerçekleştirmeyi yeğlemiştir. Böylece ezgilerini dar bir ses alanı içinde kalmaktan kurtarmıştır. Onun müziği bu bakımdan makam ve geçki zenginliği taşır. Bu zenginlik, kullandığı usuller için de geçerlidir. Notasıyla günümüze ulaşamamış parçalarının güfteleri ile usullerini veren eski kaynaklarda, çok ender kullanılmış usullerde bile yapıt bestelediği görülmüştür.

    Itrî, Şeyhülislam Esad Efendi'nin belirttiğine göre, bini aşkın beste yapmış olan çok verimli bir bestecidir. Bunların büyük bir çoğunluğu unutulmuş ya da kaybolmuştur; bugün ancak kırk dolayında yapıtı bilinmektedir. Günümüze kalan pek az yapıtıyla bile bugün de Klasik Türk Müziği'nin en başta gelen birkaç ustasından biri kabul edilmesi, sanatındaki olağanüstü özelliklerin bir sonucudur.
  7. Yorumsuz

    Yorumsuz Pasif yorumcu

    Kayıt:
    30 Haziran 2006
    Mesajlar:
    199.853
    Konular:
    48.818
    Beğeniler:
    20.971
    Jacques Offenbach


    Alman asıllı Fransız bestecisi (1819-1880).

    Köln'de doğan Jacques Offenbach, müzik öğrenimini Paris'te yaptıktan sonra on beş yaşında Opera-Comique Orkestrası'nda viyolonselci olarak çalmağa başladı.

    Önce Comedie-Française'e orkestra şefi oldu (1847), sonra Champs-Elysee'de Bouffes-Parisiens Tiyatrosu'nu kurdu (1855). Bir perdelik küçük operetlerini orada sahneye koydu; Olympos tanrılarının biraz yerildiği Orpheus Cehennemde adlı opereti ile ilk büyük başarıyı kazandı.

    MÜZİKLİ TARİH

    Offenbach dayanılmaz bir hiciv anlayışıyla, İlkçağ ve Ortaçağ kahramanlarına, Parislilere, askerlere, maliyecilere hep aynı fanteziyle sataştı. Operetleri, ikinci İmparatorluk dönemine güzel akşamlar yaşattı (Offenbach bu dönemin bir çeşit müzikli tarihçisidir) ve eğlenmeğe iyice kararlı bir toplumun beğenisini kazandı.

    Ancak, 1870 Savaşı'ndan sonra halk ondan uzaklaştı. Besteci çok önemsediği ve ciddî bir üslûpta hazırladığı Hoffmann'ın Masalları'nı sahnede göremeden öldü. Bu eseri ölümünden sonra, E. Giraud tarafından tamamlandı ve 1881'de başarı kazandı.
  8. Yorumsuz

    Yorumsuz Pasif yorumcu

    Kayıt:
    30 Haziran 2006
    Mesajlar:
    199.853
    Konular:
    48.818
    Beğeniler:
    20.971
    Johann Sebastien Bach


    Alman bestecisi (1685-1750).

    < Resme gitmek için tıklayın >


    1750 başlarında, Leipzig'de gözleri hemen hemen hiç görmeyen yaşlı bir adanı, karanlık bir odada dinleniyor, öleceğini bilmektedir. Öğrencilerinden birini çağırıyor ve kafasındaki müziğin notalarını, son olarak ona yazdırıyor. Bu bir Protestan ilâhisinin sözlerine göre bestelenmiş bir parçadır: «Tanrım! Tahtının huzuruna çıkıyorum... Ölümümün sana lâyık olmasını lutfeyle ve ben ancak yüzünü seyredebilmek için uyanayım». Adı, Johann Sebastien Bach olan bu yaşlı adam birkaç ay sonra, yaşantısını derinden etkilemiş olan Hıristiyan inancı içinde can verdi.

    MÜZİĞİN HİZMETİNDE

    Bach, müzik için ve müzik sayesinde yaşayan bir ailede doğdu: anası, babası, büyükbabaları hep müzikçiydi; onların oğulları da müzikçi olacak ve içlerinden üçü &#8212;özellikle Johann Sebastien Bach&#8212;, ün kazanacaklardı. Tam bir müzikçi olan Johann Sebastien, hem kemancı, hem orgcu, hem orkestra şefi, hem koro şefi, hem de bestecidir. Ama yaşantısı boyunca, asıl ününü, org çalmada gösterdiği büyük ustalığa borçludur.

    Weimar'da, sonra Köthen Prenslik Sarayı'nda yaşadıktan ve orada ünlü Brandenburg konçertolarını besteledikten sonra Bach, 1723'ten itibaren, Leipzig'deki Sankt Thomas Kilisesi'ne kantor (müzik ustası) oldu. Orada, kilise okulunun öğrencilerine müzik öğretecek ve her pazar için ve her dini bayram için bir kantat besteleyecekti. Bu ağır ve ezici görevi, ailesini geçindirmek için, alçakgönüllülükle yerine getirdi.

    YÜREK VE AKIL İÇİN

    Bach'ın müziği, kontrapuntonun, yani çoksesli müzik yazma sanatının doruğudur. Bach'ın füglerinden birini dinlerken, bu daha iyi anlaşılır. Füg, bir tür kanon yani zincirleme okunup uzatılan müzik parçasıdır (birkaç kişinin bir şarkıyı aynı anda başlamayarak söylerken yaptıkları gibi, ama çok daha ustaca). Her bölüm, ayrı ayrı dinlendiği zaman da güzeldir ve başlı başına bir bütün ortaya koyar niteliktedir. Bütünü ise hem sade, hem görkemli bir ses mimarisi oluşturur. Bach'ın sanatı, akıla seslenen müzik ve yüreğe seslenen müzik olarak nitelendirilebilir ve işin bütün karmaşıklığını kavrayan meslekten bir müzikçi için bu sanat tam bir şölen sayılır. Ama ayrıca, sıradan bir meraklı için de bu sanat tükenmek bilmeyen bir güzellik kaynağıdır.

    ESERLERİ

    Oda müziği: altı Brandenburg konçertosu, dört orkestra süiti, iki keman ve orkestra için re minör konçerto.
    Org: re minör Toccato ve füg, do majör Passacaglia ve füg, altı «Schübler» korali.
    Klavsen: İtalyan konçertosu, altı küçük Prelüd, (Ayarlı Klavsen) in birinci kitabından, 1'den 12'ye kadar prelüdler.
    Koro müziği: Magnificat, 4,78 ve 140 numaralı kantatlar, Noel oratoryosu.

    < Resme gitmek için tıklayın >


    Bach'ın müzik öğretmeni olarak dersler verdiği, Leipzig'deki Sankt Thomas Kilisesi. Solda, müzik derslerinin yapıldığı kilise okulu. J. Gottfried'in gravürü.
  9. Yorumsuz

    Yorumsuz Pasif yorumcu

    Kayıt:
    30 Haziran 2006
    Mesajlar:
    199.853
    Konular:
    48.818
    Beğeniler:
    20.971
    Joseph Haydn

    < Resme gitmek için tıklayın >


    Joseph Haydn, Avusturyalı bestecidir (1732-1809). Müzik mesleğinde başlangıçta güçlüklerle karşılaştıktan sonra, «Babacan Haydn» diye adlandırılan besteci, olaysız bir ömür sürdü. Kont Morzin'in yanında müzik yöneticisi oldu, sonradan, kırk yıl süreyle müzik yönetmeni olarak Macar Esterhazy prenslerinin sarayına bağlandı.

    Görevi, Versailles'ı örnek alarak inşa edilmiş şatoda, her gün prenslerin yaşantısını renklendirmek üzere müzik bestelemek ve çaldırmaktı. Konserlerle, tiyatro temsilleriyle (şatoda biri kukla olmak üzere iki tiyatro vardı) ve yalnız birkaç çalgı gerektiren samimi (oda müziği) konserleriyle koruyucularını eğlendirdi.

    Haydn'ın eserleri pek çok ve çeşitlidir: 14 ayin müziği (missd), çalgılar için 53 piyano sonatı, 77 yaylı çalgılar dörtlüsü, çeşitli çalgılar için 65 üçlü, bir altılı, birçok beşli, bir arp sonatı, 125 senfoni ve uvertür, 7 marş, 20 piyano konçertosu, ayrıca çeşitli çalgılar için 34 konçerto, dramatik müzik alanında 24 opera, 22 şarkı v.d... Kendi ilhamını kendisi, fışkıran bir pınara benzetirdi. Müzikte yenilik de yapmış, senfoninin klasik biçimini saptamıştır. Beethoven ve dostu Mozart, onun ilkesinin uygulayıcıları oldular.

    Bazı Eserleri

    3 oratoryo: İl Ritorno di Tobia, Yaratılış, Mevsimler.
    Kantatlar: Qual dubbio, Applausus. Aralarında Philemon ile Baucis'in de yer aldığı 7 kukla operası. 62 piyano sonatı, 24 Alman liedi, müzikli saat için parçalar v.b.
  10. Yorumsuz

    Yorumsuz Pasif yorumcu

    Kayıt:
    30 Haziran 2006
    Mesajlar:
    199.853
    Konular:
    48.818
    Beğeniler:
    20.971
    Ludwig van Beethoven

    Alman bestecisi (1770-1827).

    < Resme gitmek için tıklayın >


    Beethoven, Ren (Rhein) kıyısındaki Bonn şehrinde doğdu; yoksul bir ailenin çocuğuydu. Daha dört yaşındayken babası onu piyanonun başına oturttu ve çok yetenekli olsuğunu görünce, pek küçük olmasına rağmen, eve para getirmeğe zorladı. Sekiz yaşında oğluna ilk konserini verdirdi.

    Beethoven önce Bonn'da, sonra Viyana'da müzik öğrenimini sürdürdü ve 1792'de Viyana'ya yerleşti. O dönemde Viyana, hem Avusturya'nın, hem de müzik sanatının merkeziydi. Mozart Viyana'da ölmüştü ve o sırada şöhretin doruğuna erişmiş olan Joseph Haydn, Viyana'da genç Beethoven'in son ustası olacaktı.

    KADERE KARŞI

    Herkesin hayranlık duyduğu besteci ve piyanist Beethoven, 1796 yılında ilk sağırlık belirtileri ortaya çıktığı zaman, henüz yirmi altı yaşındaydı. 1819'dan itibaren, bir konuşmayı sürdürmesi imkânsız hale geldi. Artık sadece «konuşma defterleri» aracılığıyla başkalarıyla anlaşabiliyordu; karşısındakiler, ona söylemek istediklerini bu deftere yazıyorlar, Beethoven de karşılığını veriyordu.

    Sağır olmak, bir müzikçi için, felâketlerin en büyüğü değil midir? Ama Beethoven, sıkıntıları atlatmayı başardı; bir kere intihara kalkıştıktan sonra, en büyük eserlerini besteledi. Ve sessizliğe, yalnızlığa gömülmüş, bestelediği müziği artık ancak kafasının içinde dinleyebilen bu müzikçi, insanlığa ses yoluyla olağanüstü bir kardeşlik ve mutluluk bildirisi aktardı: Schiller'in bir şiiri üzerine bestelediği Neşeye Övgü. Bu onun ünlü 9. Senfoni'siydi.

    Beş piyano konçertosu, bir keman konçertosu, dokuz senfoni, on yedi yaylı sazlar dörtlüsü, otuz iki piyano sonatı, on keman sonatı birbirini izledi. Beethoven 26 mart 1827'de, Viyana'da elli yedi yaşında öldü. On yıldır, hemen hemen tamamen sağırdı.

    MODERN BİR BESTECİ

    Beethoven, büyük modern bestecilerin ilkidir. Senfoninin ve sonatın klasik biçimlerini altüst etmiş, onları nasıl söylemek istiyorsa öyle yoğurmuş, sert kalıplara uymağa yanaşmamıştır. Böyle yaparak onunla birlikte başlayan romantik müziğin ötesinde, günümüz bestecilerinin her türlü cüretli hareketine yolu açmış bulunuyordu.

    ESERLERİ

    senfoniler: 3. Senfoni, «Eroica»; 5. Senfoni; 6. Senfoni, «Pastoral»; 7. Senfoni; 9. Senfoni, korolu («Neşeye övgü»).

    konçertolar: piyano konçertoları, 3., 4. ve «imparator»; keman konçertosu.

    oda müziği: Keman ve piyano sonatları «ilkbahar» ve «Kreutzer»; 3 numaralı viyolonsel ve piyano sonatı; «Arşidük» Triosu; yaylı çalgılar için 4 ve 11 numaralı dörtlüler (kuartetler).

    piyano sonatları: 8 numaralı, «Patetik»; 14 numaralı, «Ay Işığı»; 18 numaralı; 23 numaralı, «Appassionata».

    < Resme gitmek için tıklayın >


    9. Senfoni'nin ve «Kahramanlık Senfonisi» diye adlandırılan 3. Senfoni'nin elyazması notaları. Nota defterinin üzerinde, bestecinin bir işitme borusu.
  11. Yorumsuz

    Yorumsuz Pasif yorumcu

    Kayıt:
    30 Haziran 2006
    Mesajlar:
    199.853
    Konular:
    48.818
    Beğeniler:
    20.971
    Mozart

    Wolfgang Amadeus Mozart, Avusturyalı besteci (1756-1791).

    Mozart'ın yaşamı bir peri masalı gibi başlar ve çocukluğu bir efsane olarak belirlenir: dört yaşındayken klavsen çalıyor, altısında yaptığı besªteler, babasını, onun müzik eğitimiªni bizzat ele almağa yöneltiyordu. Birkaç yıl içinde tam bir virtüöz olªdu; klavsen, keman ve org çalarken doğaçtan besteler yapabiliyor, hattâ orkestra bile yönetebiliyordu.

    harika çocuğun Avrupa turnesi

    Bunlara dayanarak babası, oğlu için Avrupa'da bir dizi konser düzenlemeªğe karar verdi. Ve genç Mozart böyªlece Fransa, Belçika, İngiltere, İtalya ve Orta Avrupa'yı dolaştı. Her yerde büyük bir ilgiyle karşılandı, el üstünde tutuldu. Ama halkın en çok hayªranlık duyduğu şeyin ne olduğunu kestirmek güçtü: herkes bu harika çocuğa mı, yoksa o tarihte belirmiş olan müzik dehasına mı hayrandı? On altı yaşındayken, doğduğu şehrin (Salzburg) başpiskoposu taralından koro şefliğine atandı. Ama çok kısa zamanda gene özgürlüğüne kavuştu, gene yolculuklar yaptı, sonra da 1780'de Viyana'ya yerleşti.

    sefalet ve şöhret

    İki yıl sonra Constance Weber ile evlendi ve Tuna kıyılarında, hem baªşarısızlıklarla, hem de birkaç parlak başarıyla dolu çetin bir yaşam sürdü. Art arda, şöhreti de, gözden düşmeyi de, sefaleti de tattı.

    1788'de Don Juan'ın Prag'da kazanªdığı zafer onu çok sevindirmişti. Ama Viyana'ya dönmek zorunda kaldı ve burada saray bestecisi oldu. Mozart'ın son yılları sefalet ve hasªtalık ile kararmıştır. Son başeserleri olan, 39, 40 ve 41 numaralı üç senfoªniyi, Sihirli Flüt operasını ve Requiem'i çok zor koşullar altında besteªledi. 35 yaşında öldü.

    Mozart'ın sanatı, uyumlu bir senªtez halinde çeşitli etkileri birleştirir: Alman ciddîliği, Fransız nükteciliği ve İtalyan zarafeti. Sadeliği ve anlaşılırlığı yönünden, büyük klasiklerin (Bach, Haendel) vârisidir. Derin kaygı ve sonsuz sevinç çelişkileri yöªnünden de romantiklerin Beethoªven) habercisi sayılır.

    bazı eserleri

    52 senfoni; 27 piyano konçertosu; birkaç opera ve bu arada Saraydan Kız Kaçırma ile Cosi Fan Tutte; 18 missa; sonatlar, dörtlüler, serenatlar v.b.
  12. Yorumsuz

    Yorumsuz Pasif yorumcu

    Kayıt:
    30 Haziran 2006
    Mesajlar:
    199.853
    Konular:
    48.818
    Beğeniler:
    20.971
    Piotr Çaykovski

    Rus bestecisi (1840-1893).

    Ailesinin hukukçu yapmak istediği Çaykovski, yirmi üç yaşma gelince kendini müziğe adadı, önce Petersburg (Leningrad) Konservatuarı'na girdi, iki yıl sonra, Moskova Konservatuarı'na öğretmen olarak alındı. İlk senfonik eserlerini, ilk operalarını ve ünlü Piyano Konçertosu'nu (1875) işte bu dönemde verdi.

    O sıralarda kader, yoluna zengin bir dul olan Madam von Meck'i çıkardı; Von Meck, Çaykovski'nin müziğiyle derinden etkilendiği için tam on iki yıl ona rahat geçimini sağlayabilecek bir gelir bağladı. Ama hiç bir zaman besteciyle yüz yüze gelmek istemedi.

    Böylelikle her tür maddi kaygıdan uzak olan Çaykovski, dilediğince seyahat edip müzik besteleme imkânına kavuşmuş oluyordu. Ne var ki aşırı duyarlı yaradılışı onu, çoğu zaman müziğinde yansıyan (Manfred Senfonisi, Hamlet, Beşinci Senfoni) bir hüzün ve bir endişe içinde yaşatmaktaydı.

    1891'de, Amerika Birleşik Devletleri'ne yaptığı çok başarılı bir turneden sonra, başeseri sayılan, Patetik Senfoni'yi yazdı. Bu umutsuz bestecinin en ünlü eserlerinin göz kamaştırıcı bir tazelik ve sevinçle dolu olması, gerçekten ilgi çekici bir özelliktir.

    ESERLERİ

    Baleler: Fındıkkıran, Kuğu Gölü.

    Operalar: Maça Kızı, Yevgenly Onyegin
  13. Yorumsuz

    Yorumsuz Pasif yorumcu

    Kayıt:
    30 Haziran 2006
    Mesajlar:
    199.853
    Konular:
    48.818
    Beğeniler:
    20.971
    Richard Wagner

    < Resme gitmek için tıklayın >


    Richard Wagner, Alman bestecisidir (1813-1883). Leipzig'de doğan Wagner, daha çocukluk yıllarında kendini tiyatronun büyüsüne kaptırdı. Felsefe. ve müzik öğrenimini birlikte sürdürdükten sonra başarısız birer deneme olan ilk operalarını yazdı. Almanya'da orkestra yöneticiliği yapan, ardından Fransa ve İngiltere'yi dolaşan Wagner, meslek yönünden çok güç yıllar yaşıyordu.

    İlk başarısını Dresden'de, Rienzi operasıyla kazandı. 1849'da devrimci harekete katıldığı için Almanya'dan kaçmak zorunda kalan besteci önce Zürich'te, sonra Venedik'te yaşadı. Alacaklılarının elinden kurtulmak için Münih'e gidip Bavyera kralının yanına sığındı. Fakat bu sefer de kendisini çekemeyenler yüzünden rahatı kaçmıştı, yeniden İsviçre'ye döndü, orada Lîszt'in kızı Cosima ile birlikte altı yıl büyük bir mutluluk içinde yaşadı. Bayreuth'da eserlerinin olağanüstü bir başarı kazandığını gördükten sonra Venedik'te ansızın öldü.

    Lirik Dram

    Wagner'in savunuculuğunu yaptığı yeni lirik sanat anlayışı, operayı basit bir eğlence olmaktan kurtarıp seyircinin ruhsal durumunu etkileyen müzikli bir dram haline getirmeyi amaçlar. Bu yeni sanat, Kelt ya da Germen halk masallarından (Nibelungen destanı, Graal efsanesi) alınma konular çerçevesinde işlenen simgesel temalardan (özgürlük, aşk yoluyla ruhun yücelmesi, günahlarından arınması) esinlenir.

    Wagner'in operalarında, recitativolar aracılığıyla birbirine bağlanan arya, düo, koro gibi geleneksel formüller bir yana bırakılmış, bunların yerini recitativolar ile şarkıları aynı hareket içinde bağdaştıran «kesintisiz müzik» almıştır. Yunan trajedilerindeki koronun görevine benzer bir rol oynayan orkestra, şarkının gidişini büsbütün kendi haline bırakarak dramın açıklamasını yapar. Bütün bunlardan başka leitmotif ilkesi, yani bir düşünceyi, bir duyguyu ya da eserin kahramanlarından birini simgeleyen ana tema bütün eser boyunca bilinçli ve düzenli bir biçimde sık sık kullanılır.

    Böylece tiyatro, şiirden müzik ve dansa, dekor ve giysilerden eserin sahneye koyulusuna ve ışık oyunlarına kadar bütün sanatların kaynaşıp bütünleştiği sihirli bir pota olur. Bütün bu gereçsel ve teknik koşullar, Wagner'in pek çok kitabında (Geleceğin Sanat Eseri) açıkladığı felsefî düşünceleri için birer dayanaktır.

    Bazı Eserleri

    Uçan Hollandalı, Tannhauser, Nürnbergli Usta Şarkıcılar, Nibelungen Yüzüğü (Ren Altını, D/e Walküre, Siegfried ve Tanrıların Çöküşü bu operanın bölümleridir), Tristan ve İsolde.

    Bayreuth Tiyatrosu

    Wagner, Bavyera kralı Ludwig ll'nin yardımıyla en büyük düşünü gerçekleştirebildi: eserlerini temsil etmek için özel olarak yapılmış bir tiyatro binası kurdu. 1876'da açılışı yapılan Bayreuth Tiyatrosu bugün bile yalnız Wagner'in operalarına ayrılmış ünlü bir festivale sahne olur.
  14. TheEnd

    TheEnd Pasif yorumcu

    Kayıt:
    4 Ağustos 2006
    Mesajlar:
    5.526
    Konular:
    125
    Beğeniler:
    279
    Nereden:
    Çanakkale
    paylaşımın için saol

Sayfayı Paylaş