Dosta Mektup

Konu, 'Hayata Dair' kısmında KoJiRo tarafından paylaşıldı.

  1. KoJiRo

    KoJiRo Herşey Bitti

    Kayıt:
    19 Nisan 2007
    Mesajlar:
    119.794
    Konular:
    34.056
    Beğeniler:
    10.655
    Nereden:
    Kocaeli
            
    Melike’ m, yüreğimin acısını alan tek dostum;

    Gecenin bir yarısı aklıma düştün yine. Ne garip, aklıma geldikçe beni istemsizce gülümseten bir tek sen kaldın artık. İçimdeki acı her geçen gün azaldı dostum. Artık canımı yakanların hepsini tek tek affediyorum. Affettikçe de içimden göçüp giden kuşlar geri dönüyorlar. Bana ne olduğunu hiç bilemediğim bir şeyler oluyor bugünlerde. Korkuyorum...
    İçimde yaşadığım deprem ne şiddetliymiş, hasar tespiti yapıyorum bugünlerde.

    Hayatımda birçok şeyin oturacağını sandığım otuzlu yaşlarımda her şey allak bullak oldu. Panikledim, tamam bir de çok korktum hem de çok. İnanamadım aylarca, o çok güvendiğim sevdamın başka tenlerde kolayı seçmiş olmasına; sevdamın sıradanlığına. Şiddetle reddettim, hiç olmamış gibi yaşamaya çalıştım. Günün aydınlığına sığındım, bir de denize. Günlerce sakin bir kumsala gittim. Diktim gözlerimi ufuk noktasına, gözlerimin mavisi denizin yeşiline dönene dek baktım, baktım; sanki deniz içimdeki enkazı alıp ta derinlerine gömecekti. Ama gece olunca başladı koyulaşmış yalnızlığım, yitikliğim... Geceler ne uzunmuş...

    Zaman geçtikçe içimdeki acı yerini kokulara bırakmaya başladı. Sen hiç çocukluğunun kokusunu duydun mu? Annemden gizli ayaz Ankara gecelerinde balkona kova kova su dökerdik sabaha buz kessin de kayalım diye. Evdeki çamaşır leğenlerini çalıp bizim sokağın rampasında kayardık çığlık çığlığa, soğuktan elimiz yüzümüz morarıncaya dek. Uzun kış gecelerinde annemin yumuşak sesiyle okuduğu Ömer Seyfettin, Kemalettin Tuğcu hikayeleri. Bizim kuşağın çocukları yoktan var etmeyi öğrendiler. Tüketimi bilmedik biz. İlaç kutularından araba, damacanaların alüminyum kapaklarından tabak yapıp evcilik oynardık baharları papatya dolan boş arsada. O arsaya da bir apartman dikmişler biliyor musun, çocukluğumuzun, bez bebeklerimizin, kahkahalarımızın üstüne beton döküp... İlk kalbimin çarpışı, çocukluk aşkım... O papatyaların yere düşen yapraklarıyla seviyor, sevmiyor... Sahur vaktine kadar komşu kadınlarla börekler açan annemin kokusunu bırakıp da arkadaşlarımın yanına gidemezdim. Ruh çağırırdık!
    . Ağabeyimin gizliden bağladığı ipi çekmesiyle dalgalanan tülü görünce çığlık çığlığa kaçışırdık. Ah ben ne çok özlemişim çocukluğumun kokusunu...

    Lise yıllarım deyince ilk sen gelirsin aklıma oldum olası. Sınıfın çalışkan tayfasından olmamıza rağmen dersten atılmamıza neden olan muzipliklerimiz, okulu asıp senin evinde, o minicik odanda yüreğimizi paylaştığımız saatler. Ah annen, Nurten teyzeyle seyredilen Türk filmleri. En acıklı sahnede annenin müthiş yorumlarıyla kahkahalara boğulmamız. Aşk sandığımız kıvranışlarımız. Sonra üniversite yıllarım. Sigara dumanlarıyla örtülü kantinde yabancı gelen siyasi söylevleri anlamaya çalışmalarım. İlk platonik aşkım, çerkezimi görünce ellerimin titremesini saklamak için acemi çırpınışlarım. Sen tam da bu sıralarda, karlı bir günde terkedip gittin hiç sevemediğin Ankara yı ve beni... yüreğime en ayaz yalnızlıkları bırakarak. Ege de bir kasabaya gittin memur olup. O kasabada mı yaşadın uzakta kalan sevdanın özlemlerini?

    Ah be can dostum, hayat nerelere getirdi bizleri, ama hiç koparmadı birbirimizden. Bir yuvam olmuştu, ne kolay yıkılırmış meğer kale sandığın korunaklar. Parasını kazanan ayakta dimdik kalabilen kadınlar olduk. Olduk olmasına da yüreğimizi dik tutamadık, sevda sandığımız hoyratlara teslim edip hep acıttık, korumayı bilemedik belki de. Kim bilir...

    Ben çocukluğumun kokusunu özledim Melike. Yaşanan acılardan sıyrılmak için belki de, bir bisküviye ışıldayabilen gözlerimizi özledim, mutlu olabilmenin yalınlığını özledim.Çocukluğumun kokusuyla canımı yakan herkesi tek tek sabırla affetmeye başladım. Affettikçe diriliyorum, affettikçe hayattaki renkleri görüyorum. Affetmek haklı görmek değilmiş, affetmek sevmek demek değilmiş; affetmek içindeki zehirden kurtulup yola her şeye rağmen devam etme gücü demekmiş.

    Bir tek özlemimi geçiremiyorum. Ben evimi çok özledim be Melike, ama evim neresi artık bilmiyorum...

    Hep hayatımda kal dostum. Birbirimizin hayatlarına şahit olmayı sürdürmek dileğiyle, tüm sevgimle... Duygu Akbudak
  2. SEHZADE

    SEHZADE Yeni yorumcu

    Kayıt:
    8 Ekim 2006
    Mesajlar:
    29.252
    Konular:
    10.409
    Beğeniler:
    1.298
    Nereden:
    Belirtilmedi
    gerçekten cok anlamlı br mektup..
    Eleftra ve Asi_Peri bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş