Çocuklarımıza Dini Terbiye Nasıl Verilmeli

Konu, 'Din ve İslamiyet' kısmında Sesilya tarafından paylaşıldı.

  1. Sesilya

    Sesilya . . νє нυzυя . .

    Kayıt:
    18 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    13.081
    Konular:
    7.161
    Beğeniler:
    299
            
    Çocuklarımıza Dini Eğitim Nasıl Verilir - Çocuklarımıza Allah'ı Nasıl Anlatmalıyız - Çocuklarımızın Dini Eğitimi Hakkında - Çocuklarımızı Duaya ve ibadete Nasıl Alıştırmalıyız


    Çocuklarınızı daha küçükken, onlara dini bir terbiye vermenin püf noktaları.

    Psikolog Antonie Vergote, Din Psikolojisi isimli eserinde, çocukların doğuştan din duygusuna sahip olduklarını söyler. İnsan sadece etten, kemikten ve kandan ibaret maddî bir varlık değildir. Onu diğer canlılardan ayıran doğuştan sahip olduğu ruh ve duygu zenginliğidir. İnsan sosyal bir varlıktır. Sevmek, sevilmek, bir inanca sahip olmak, kendisini değerli ve güçlü hissetmek ister. Bu da ancak bir aileye, bir topluma, bir vatana ve bir dine bağlı olmakla mümkündür.

    Kuralsız toplum yoktur. Bir toplumu ayakta tutan kurallar bütününe hukuk diyoruz. Hukukun olmadığı yerde anarşi, kargaşa ve kaba güç vardır. Hırsızlığı, haksız kazancı, zayıfı ezmeyi, adam öldürmeyi, kısacası cana-mala-namusa tecavüzü yasaklayan hukuk maddeleri kaynağını dinden almaktadır. Allahın elçisi bütün peygamberler bu kuralları insanlara bildirmek ve toplum düzenini sağlamak için gönderilmiştir. Helâl-haram, sevap-günah kavramlarını kullanmadan, yani dinî kaynaklara başvurmadan çocuklara ahlâkî davranışlar kazandırmamız çok zordur.

    ÇOCUKLARIMIZA ALLAH'I NASIL ANLATACAĞIZ?
    çocuklar hikaye ile anlatılan konuları daha kolay ve daha istekli öğrenirler. Allahı ve sıfatlarını öğretirken Lokman(a.s.) ile oğlu arasında geçen konuşmaları hikaye şeklinde anlatabiliriz. Ben çocuklarıma Peygamberimizi anlatırken çocukları ne kadar çok sevdiğini torunları Hz. Hasan ve Hüseyin efendilerimizden ve kızı Fatıma anamızdan örnekler vererek hikaye şeklinde anlatmıştım. Keza gösterdiği mucizeleri anlatırken de hikaye yolunu seçmiştim. Meselâ, sevgili Peygamberimiz ve Hz. Ebu Bekir hicret için Sevr mağarasına gizlendiklerinde yaşanan örümcek ve güvercin mucizesini hikaye suretinde anlattığımda, oğlum dört yaşındaydı. O kadar hoşuna gitmişti ki,- Babacığım, bir daha anlat demişti.

    Lokmanın(a.s.) oğluna yaptığı öğütlere baktığımızda ilk sırada -Allahtan başka ilâh yoktur inancının geldiğini görüyoruz. Lokman oğluna öğüt vererek: Yavrucuğum, dedi, Allaha ortak koşma, çünkü bu büyük bir haksızlıktır (bkz. Kurân, 31:13). Biz de, bu âyetten hareketle, çocuklarımıza Allahın büyüklüğünü anlatacağız. -Kâinatı, güneşi, yıldızları, ayı, dünyayı ve üzerindeki bütün canlıları yaratan Odur.

    Dünyanın en güçlü kralına da, küçücük sineğe de can veren Odur. Allahtan başka ilâh yoktur. İbadete ve duaya lâyık ancak Odur. Ancak Allahın önünde eğilir (namaz kılar) ve gücümüzün yetmediği şeyleri Ondan isteriz. Eğer Allahı unutur, mal, para ve makam elde etmek için başkalarının önünde eğilirsek Allaha ortak koşmuş, büyük bir haksızlık yapmış oluruz.

    Lokman(a.s.) öğüdüne devamla, -Yavrucuğum, dedi, yaptığın en küçük bir iş (iyilik veya kötülük) bir kayanın içinde, göklerde veya yerin derinliklerinde olsa dahi Allah onu görür. Doğrusu Allahın her şeyden haberi vardır. (bkz. Kurân, 31:16). Biz de Lokman(a.s.) gibi, çocuklarımıza Allahın yaptığımız herşeyi gördüğünü, aklımızdan ve kalbimizden geçen en gizli duyguları bildiğini, Ondan hiçbir şeyi gizleyemeyeceğimizi, iyi şeyler yaptığımızda çok hoşuna gideceğini ve bizi seveceğini anlatmalıyız.

    Sonraki âyetlerde, Lokman (a.s.): -Yavrucuğum, der, -namazı kıl, (insanlara) iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. İnsanları küçümseyerek onlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme; Allah kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez. Konuşurken sesini yükseltme, unutma ki seslerin en çirkini merkeplerin sesidir. Doğrusu bunlar üzerinde durulmaya değer şeylerdir (bkz. Kurân, 31:17-19). Bu âyetlerde hem Allaha, hem de Onun yarattığı insanlara karşı görevlerimiz sıralanmakta; adab-ı muaşeret kurallarının bir özeti verilmektedir. Bunları çocuklarımıza anlatırken kelime ve açıklamalarımızı onların yaşına ve anlayışına göre seçmemiz gerekir.

    SORULARA ÇOCUK MANTIĞI İLE YAKLAŞMALIYIZ
    çocukların her konudaki sorularına cevap verirken yetişkin mantığı ile değil, çocuk mantığı ile düşünmeliyiz. Yapacağımız küçük bir hata onların zihinlerini karıştırmaya yetecektir. çocuklar dört yaşına kadar ben-merkezci bir düşünceye sahiptir. Canlı cansız ayırımı yapamazlar; onlara göre herşey canlıdır. Bu sebeple masallarda geçen olayların tamamına inanırlar, uydurma olduğunu düşünmezler.

    Okul öncesi eğitimde masalların ve dinî hikayelerin rolü büyüktür. Masal kahramanlarının şahsında doğru davranışları öğretmek kolaylaşır. çocuk kendisini kahramanın yerine koyar, onunla özdeşleşir.

    çocuklar yaptığımız basit açıklamalarla yetinir, fazlasını merak etmezler. Bir anne anlatmıştı: -Dört yaşındaki çocuğum bana, Anne, dedi, neden Allahı göremiyoruz? Ben de, gözlerimiz küçük olduğu için Allahı göremeyiz, dedim. Kendi kendine mırıldandı: Evet, gözlerimiz küçük olduğu için Allahı göremeyiz. Bu cevap ona yetti, başka soru sormadı. Büyük çocuklara bu açıklama yeterli olmayabilir.

    -Niçin Allahı göremiyoruz, Allah nerededir, ne kadar büyüktür? gibi soruların cevabını vermemiz ve onların şüphelerini ve zihinlerindeki yanlış imajları düzeltmemiz gerekir. Ben, on yaşında bu soruları soran oğluma karşılıklı diyalog yoluyla cevap vermiştim. önümüzde duran masayı göstererek sordum:
    - Bu masa kendi kendine olur mu?
    - Olmaz.
    - Yani bunu yapan biri var, diyorsun.
    - Evet.
    - Şu giydiğimiz terlikler ve ayakkabılar da kendi kendine olmaz, değil mi?
    - Olmaz.
    - Onları kim yapıyor?
    - Adamlar.
    - Evet, adamlar yapıyor. Biz onlara ayakkabıcı diyoruz.
    - Ayakkabı kendisini yapan ayakkabıcıya hiç benziyor mu? Ayakkabıcının ağzı, gözü, kulağı, ayağı, kolu var, yürüyor ve konuşuyor. Ayakkabıya bakıyoruz, kendisini yapan ustaya hiç benzemiyor, ne gözü var ne de kulağı, ne yürüyebiliyor ne de konuşabiliyor, değil mi?
    - Evet.
    - Basit bir masa ve ayakkabı kendi kendine olmazken, gökyüzünde gördüğümüz güneş, ay, yıldızlar ve üzerinde yaşadığımız şu dünya kendi kendine olur mu?
    - Olmaz.
    - Demek onları yapan, yani yaratan biri var. Kimdir O?
    - Allah.
    - Evet, dünyayı ve üzerinde yaşayan canlıları yaratan yüksek bilgi ve güç sahibi Biri var ve biz Ona Allah diyoruz. Nasıl ayakkabıcı yaptığı ayakkabıya hiç benzemiyorsa, Allah da yarattığı varlıklardan hiçbirine benzemez. Yemek, içmek, uyumak, bir evde oturmak bize mahsus şeylerdir. Allah, bize benzemediği için bunlardan hiçbirine ihtiyacı yoktur. Allahın varlığını biliyoruz, ama Onu göremiyoruz. Duyularımız, aklımız ve bilgimiz sınırlı olduğu için herşeyi göremez, herşeyi duyamaz ve herşeyi bilemeyiz. Allah melekleri nurdan yarattığı için onları da göremiyoruz.

    ÇOCUKLARIMIZI İBADETE VE DUAYA NASIL ALIŞTIRABİLİRİZ?

    KORKUTARAK DEĞİL, SEVDİREREK EĞİTMELİYİZ
    çocuklar dört-beş yaşına kadar rüya ile gerçeği birbirinden ayıramaz, düşüncelerin ve hayallerin gerçekleşebileceğine inanırlar. Kardeşini kıskandığı ve içinden ölmesini arzuladığı zaman, bunun gerçekleşeceğini düşünerek korkar, suçluluk duygusuna kapılır.

    çocuğun yaramazlığından bıkan bir anne, -Beni çok üzüyorsun, bir gün üzüntüden öleceğim diye yakınsa veya -Allah annelerini üzen çocukları sevmez, cehenneminde yakar diye korkutsa çocuk bunun gerçekleşeceğini zannederek paniğe kapılır.

    çocuklara din eğitimi verirken çoğu aileler farkında olmadan korku objesini kullanırlar. Salzman tarafından kaleme alınan ve Yengeç Kitap olarak bilinen bir eğitim klasiğini çocukları Kötü Eğitmenin Yolları adıyla çevirmiştim. -çocukları Dinsiz Yapmanın Yolları başlığı altında şu tavsiyeler yer alıyordu:
    " Zorla dua ezberletin, ezberleyemediği zaman cezalandırın.
    " Yaramazlık yaptığı zaman Allahın onu cehennemde yakacağını söyleyerek korkutun.
    " Din adamlarını, dindar akrabalarınızı ve komşularınızı çekiştirin, yaptıkları hataları sayarak gözden düşürün.

    Salzman, çocuklarına söz geçiremeyen beceriksiz bir annenin hikayesini anlatırken de şöyle der: Bu ahmak kadın çocuklarını üç şeyle korkutarak sindirmeye çalışırdı: öcü, baba ve Allah. çocukları yatmaya zorlamak için, -Yatın çabuk, kapatın gözlerinizi, yoksa öcüler gelir sizi yer, derdi. Yaramazlık yaptıkları zaman, -Allah annesini üzen çocukları cehenneminde yakar, diye korkuturdu. Bir suç işleyen veya yalan söyleyen çocuğu tehdit eder, -Baban akşam gelsin görürsün sen, temiz bir dayak ye de aklın başına gelsin, derdi.

    çocuk eğitiminde davranışlarımız sözlerimizden daha etkilidir. Namaz kılacağı zaman çocukları odadan dışarı çıkaran anne babalar var. Camide çocuk azarlayan ve dışarıya kovalayan yaşlılar görürsünüz. Sebebini sorduğunuzda, -Yaramazlık yapıp namazımızı bozuyor, derler. Davranışlarıyla çocukları dinden soğuttuklarının farkında değildirler.
    Bir gün ailece yaşlı bir akrabamızı ziyarete gitmiştik. Hoş beş ve çay faslından sonra sıra namaz kılmaya geldi. Biz namazda iken dört yaşındaki oğlum gelip sırtıma çıktı, kollarıyla boynuma tutundu. İkimiz de buna alışığız. Peygamberimizin çocuk sevgisini anlatırken Hz. Hasan ve Hüseyin efendilerimizin dedeleri namazda iken sırtına tırmandıklarını, Peygamberimizin buna ses çıkarmadığını, böyle birlikte namaz kıldıklarını anlatmıştım.

    O günden sonra, kimbilir belki de kendisini Hz. Hasan veya Hüseyin yerine koyarak, ben namazda iken gelip sırtıma tırmanır, elleriyle boynuma tutunur, böylece birlikte secdeye varırız. -Ne yapıyorsun? diyenlere de -Babamla namaz kılıyorum der. Biz oğlumla son rekatta iken, namazını bitiren yaşlı akrabamız hışımla çocuğu sırtımdan alıp odadan dışarı çıkardı ve kapıyı kapattı. Bana, -Bu namaz olmadı, yeniden kılacaksın! dedi. Güldüm. -Yapma Hacı Amca, dedim, Peygamberimizin namazını bozmayan birşey neden benim namazımı bozsun. Ne demek istediğimi anlamadı tabiî. -Neymiş Peygamberimizin namazını bozmayan şey? dedi kızarak. Ben de anlattım, ama aklı yatmadı. -Olmaz öyle şey, nereden uyduruyorsun bunları! dedi.

    ÇOCUKLARA CENNETİ OLAN ALLAHI ANLATMALIYIZ
    Bir akşam bir komşumuz telefon etti. -Ali bey, bizim çocuğa bir haller oldu, nazara geldi herhalde, şeytan ağza alınmayacak şeyler söylettiriyor dedi. -Hayırdır, hele anlat bakayım dedim. Anlatmaya başladı: -Ah sormayın, benimle birlikte namaz kılan, camiye giden bu güzel çocuğa neler oldu anlamıyorum. Gerçi yaşı daha küçük, dört yaşında, ama söylediği şeyler aklımı başımdan aldı, ne diyeceğimi, ne yapacağımı şaşırdım. Ben namaz kılmayacağım! diye tutturdu. Olur mu, Allah namaz kılmayanları cehenneminde yakar dedim. Ben de onu yakarım! demez mi? Şaşırdım kaldım. Aklıma bir hocaya götürüp okutmak geldi, ama gitmeden önce size bir danışayım dedim.
    Komşuyu dinledikten sonra güldüm.

    - Hocaya filan götürmenize gerek yok, dedim, çocuk haklı.
    Böyle bir cevap beklememiş olacak ki, tepkisi sert oldu.
    - Ne diyorsunuz siz, Ali bey?
    - Küçük çocukları cehenneminde yakan Allahı hangi çocuk sever ve içinden gelerek namaz kılar? çocuğu cehennemle korkutmaya ve Allahtan soğutmaya ne hakkınız var? çocuklara cehennemin kapalı olduğunu bilmiyor musunuz? Peygamberimiz buyuruyor ki: Buluğa erinceye kadar çocuktan ve akıl hastasından kalem kaldırılmıştır. çocuğu cehennemle korkutarak hem Allaha, hem çocuğa haksızlık ediyorsun. çocuğun tepkisi gerçek Allaha değil, senin uydurduğun Allaha. Bu vebalin altından nasıl kalkacaksın?
    çocuk adına çok üzüldüğüm için sözlerim sert olmuştu, bunun farkındaydım, ama kendimi tutamamıştım. Adam bir müddet sustuktan sonra:
    - Ali bey, kusura bakmayın, aklım iyice karıştı... dedi. Ben hocalardan Peygamberimizin
    - çocuklarınızı yedi yaşından itibaren namaza alıştırın, dediğini duydum.
    - İyi de kardeşim, cehennemle korkutarak alıştırın dememiş ki!..
    - Haklısınız galiba... Peki, ne olacak şimdi? Hatamı nasıl tamir edeceğim?
    - çocuğunuzun terapiye ihtiyacı var, gelin de bunu nasıl yapacağımızı konuşalım.
    Baba iyiniyetli ve söz dinleyen biri olduğu için verdiğim tavsiyeleri yerine getirdi ve çocuğun bozulan itikadı kısa zamanda düzeldi.

    ÇOCUKLARDA ÖLÜM KORKUSU
    Araştırmalar, okul öncesi çocuklarda ölüm korkusunun çok baskın olduğunu göstermektedir. öncelikle anne babasının, daha sonra kendisinin öleceğinden korkar. ölüm korkusunun tek çaresi ahiret inancıdır. ölümü öldürüp kabir kapısını kapatamadığımıza göre, -Nereden geldik, nereye gideceğiz? sorusuna cevap bulmak zorundayız. Bu sorunun cevabı da İslâm inancında vardır.

    Bir gün bir hanım okuyucum telefonla beni aradı. Ağlamaklı bir sesle,
    - Ali bey, annemi kaybettik, dedi.
    Başsağlığı ve sabır diledim.
    Konuşmaya devam etti:
    - Annemin öldüğüne fazla üzülmüyorum, iyice yaşlanmıştı, kendini zor taşıyordu. Namazında, niyazında, iyi bir insandı. çok defa, Allahım beni çocuklarıma yük etme, yatağa düşürmeden emanetini al, beni Hasanıma kavuştur diye dua ettiğini duydum. Hasan derken ölen babamı kastediyordu. Babamı üç sene önce kaybettik. Sözü fazla uzatıp başınızı ağrıtmak istemiyorum. Dört yaşındaki kızım için arıyorum. Büyükannesini çok severdi. Annem ölünce, kızımı hemen götürüp teyzesine bıraktım. Annemin hasta olduğunu söyledik, öldüğünü bilmiyor. Uzun süre saklamamız imkânsız, bir şekilde bir yerlerden duyacak veya nereye gittiğini soracak. Ne cevap vereceğimi, nasıl anlatacağımı bilemiyorum; bana yardımcı olun lütfen.
    Tekrar başsağlığı ve sabır diledim.
    - Siz inançlı bir insansınız, dedim. Bir-iki gün sonra acınız hafifleyince çocuğunuzu yanınıza alın. Ona büyükannesinin öldüğünü, fakat cennete gittiğini, orada daha güzel bir hayat yaşayacağını anlatın.
    Anne biraz tereddüt geçirdikten sonra:
    - Ben de buna benzer şeyler anlatmayı düşünmüştüm, dedi. Ancak, -Büyük annemi bir daha göremeyecek miyim? derse ne cevap vereceğim?

    - çocukların sorularına cevap verirken dürüst olacağız. Detaylara girmeden, kısaca, anlayacağı kelimelerle cevap vereceğiz. Nasıl inanıyorsak öyle anlatacağız. İnancımıza göre, ahirette yine biraraya geleceğiz, akrabalık ve dostluk ilişkilerimiz devam edecek. Siz de çocuğunuza bunları anlatın. Büyükannesiyle cennette buluşacağını, yine kendisini seveceğini söyleyin.

    çocuğun din eğitimini bir makaleye sığdıramayacağımızı siz de takdir edersiniz. çocuklardan gelen, cevaplamakta zorluk çektiğiniz soruları elektronik posta adresime gönderebilirsiniz; elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışacağımdan emin olabilirsiniz.

    alıntıdır

Sayfayı Paylaş