Çanakkale Savaşı...

Konu, 'Tarih' kısmında Uzaklar tarafından paylaşıldı.

  1. Uzaklar

    Uzaklar Süper aktif yorumcu

    MUSTAFA KEMAL VE ÇANAKKALE SAVAŞLARI

    MUSTAFA KEMAL'İN HAYATI

    Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, Türk devriminin yaratıcısı ve uygulayıcısı Mustafa Kemal Atatürk 19 Mayıs 1881'de Selanik'te doğdu. Babası Ali Rıza Efendi annesi Hacı Sofu ailesinden Feyzullah Ağanın kızı Zübeyde Hanımdı.Küçük yaşta babasını kaybeden Mustafa'yı zeki ve büyük bir Türk kadını olan Zübeyde Hanım yetiştirdi.İlk öğrenimini Selanik'te Şemsi Efendi İlköğretim okulunda yaptı.Babasının ölümünden sonra annesiyle beraber köyde yaşayan dayısının yanına yerleşti. Orada köy hayatı yaşamak zorunda kaldı.Annesi okul hayatında uzak kalmasına üzülüyordu.Bu nedenle onu teyzesinin yanında eğitime devam etmesi için Selanik'e yolladı.Okulda bir arkadaşıyla kavga etmesi üzerine Kaymak Hafız adındaki hocası vücudundan kan gelinceye kadar dövmüş, babaannesi de onu okuldan almıştı.

    Komşuları Binbaşı Kadri Bey'in oğlu Askeri Rüştiyesine gidiyordu. Giydiği kıyafet Mustafa Kemal'i çok özendiriyordu Subayları gördükçe onlara imreniyor onlar gibi Rüştiyeye gitmek istiyordu.Annesi askerlikten koktuğu için askeri okula gitmesini istemiyordu.Bunun üzerine annesinden gizli olarak Rüştiyeye giderek sınavı verdi.Mustafa bu okulda en çok matematik dersiyle uğraşıyor ve çok başarılı oluyordu.Öğretmeninin adı da Mustafa'ydı ve küçük Mustafa'ya senin adın Mustafa benim de bu böyle olmaz.Bundan böyle senin ki Mustafa Kemal olsun diyor.Bundan sonra küçük Mustafa, Mustafa Kemal oluyordu.Matematik dersleri Mustafa Kemal'e çok kolay geliyordu.Hatta bu dalda müzakereci olup ders bile anlatıyordu.Fakat Fransızca'da geriydi.Fransızca hocası Mustafa Kemal ile ilgileniyor acı uyarılarda bulunuyordu.Bu uyarılardan rahatsız olan Mustafa Kemal ilk tatilde Selanik'e geldiğinde Fransız Frerler okuluna devam ederek idadideki derslerinden daha ileri derecede Fransızca öğrendi.

    Manastır Askeri idadisinde iken şair Ömer Naci ile tanıştı.Ömer Naci o sıralar şiir yazmaktaydı.Mustafa Kemal'den okuyacak bir kitap istemiş getirdiği kitapların hiç birini beğenmemişti.Buna alınan Mustafa Kemal Şiir ve Edebiyata yönelmiş eserler vermeye başlamıştı.Türkçe öğretmeninin 'Şiir seni askerlikten uzaklaştırır.'Uyarısıyla bu isteği içinde kalmış ve bu merakı Tarih'e yönelmiştir.Napolyon'u çok beğeniyor ve örnek alıyordu.Manastır Askeri idadisini bitirdikten sonra harp okulunun piyade bölümüne girdi.Harp okulunu da bitirince Erkan-ı Harbiye'ye girdi.Burada arkadaşlarıyla siyasi fikirlerini anlatmak amacıyla el yazısı bir dergi çıkarmaya başlamıştı.Bir gün veteriner dersliğinde gazete faaliyetleriyle meşgul olurken suçüstü yakalanmıştı.Müfettiş İsmail Paşa sınıfı basarak dersten başka şeylerle uğraştıkları gerekçesiyle tutuklama emri vermiş, okul müdürünün araya girmesiyle izinsizlik cezasıyla yet inilmesine karar verilmişti. Mustafa Kemal 11 Ocak 1905'te Harp Akademisini Kurmay Yüzbaşı olarak 320 kişilik piyade sınıfının 20. likle bitirmiş,kurmaylık hakkı kazanan 13 subay arasına girmişti. İstanbul'da kaldığı sürede arkadaşlarından biri adına tuttukları apartman dairesinde ara sıra toplanıp memleket meselelerini konuşuyorlardı.Aralarına giren bir ajanın bunları ihbar etmesiyle birkaç arkadaşın ve Mustafa Kemal tutuklanmıştı.Birkaç arkadaşı itirafta bulunmuş bir müddet tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakılmışlardı.Bir süre sonra Hap Akademisini bitirenleri Genelkurmaydan çağırdılar.Mustafa Kemal'in arkadaşlarıyla arasında bir örgüt olduğu düşüncesiyle Şam daki 30.Süvari Alayına staja gönderdiler.Bu bir nevi sürgündü. Mustafa Kemal'in staj gördüğü alayın komutanı Lütfi Bey idi.Bu komutanla Dürzü ayaklanması sırasında ahbap olmuştu.Lütfi Bey onu diğer arkadaşlarıyla da tanıştırdı.Bunlar 2. Abdülhamit yönetimine karşı bir örgüt kurmak istemiş fakat başaramamışlardır. Mustafa Kemal'le beraber 1906 Ekimi gecesi Tüccar Mustafa'nın evinde Vatan ve Hürriyet derneğini kurdular.Suriye ve yöresinde örgütlenmeyi sağlamak Mustafa Kemal'in göreviydi.Beyrut, Yafa ve Kudüs'e giderek örgütlenmeyi sağladı.Vatan ve Hürriyet cemiyetinin bir şubesini de Selanik'te kurdular.Bir süre topçu stajı yapmak için Şam'a gönderilen Mustafa Kemal staj sonrası Kolağası ( Kıdemli Yüzbaşı) oldu.Şamdaki ordu Kurmay heyetine atandı.( 20 Haziran 1907) Mustafa Kemal'in ayrılmasından sonra Vatan ve Hürriyet derneği Selanik'te gelişme gösteremedi.O sıralarda ittihak ve terakki kurulmuştu.Dr. Nazım'ın aracılığıyla iki dernek ittihak ve terakki adı altında birleşti.(1907) Dr. Nazım ve diğer arkadaşlarının ısrarıyla 29 Ekim de ittihak ve terakki derneğine girdi.Derneğin Makedonya örgütlenme çalışmalarına yardımcı oldu.22 Haziran 1908 de kendisine ek görev olarak Selanik - Üsküp demir yolu müfettişliği görevi verildi.Selanik ve Üsküp demir yolu üzerindeki şehir ve garnizonlara derneğin şubelerini açtı ve gelişmesi için çalıştı.

    İttihat ve terakki derneği 1876 Anayasasının geri getirilmesini isteyen bir bildiri yayınladı.İstanbul derneğin isteğini kabule mecbur oldu.1908 de 2. Meşrutiyet ilan oldu.Mustafa Kemal meşrutiyeti ilan etmekle işin bitmediğini söyleyerek köklü reformlar yapılması gerektiğini bunun içinde İttihat ve Terakki'nin siyasal parti niteliği almasını, ordunun kesin olarak siyasetten çekilmesini şart görüyordu.Bunun için İttihat ve Terakkicilerle arasında bu noktada görüş ayrılığı ortaya çıktı.Bu sırada Trablusgarp'ta Meşrutiyet idaresine karşı bir ayaklanma hareketi baş gösterdi.İttihatçılar bunu fırsat bilerek Mustafa Kemal'i Selanik'ten uzaklaştırıp Trablus'a gönderdiler.Mustafa Kemal karşılaştıkları tüm güçlüklere rağmen hareketi kan dökmeden bastırdı.Selanik'e 2. Redif tümeni Kurmay başkanı olarak döndü. (13 Ocak 1909)

    2.Meşrutiyete rağmen ittihatçılar İstanbul'a tam manasıyla hakim olmadılar.Dernek içinde de ayrılıklar baş gösterdi.(13 Nisan 1909) 31 Mart'ta İstanbul'da rejime karşı bir ayaklanma oldu.Bu hareketi bastırmak üzere İstanbul'a yürümeye karar verdi. Hareket ordusunu kurdu.Kurmay başkanlığını üstlendi. 31 Mart olayından sonra yani ittihak ve terakkicilerin 2. Abdülhamit'i tahttan indirmesinden sonra Selanik'e döndü.

    Mustafa Kemal'in Selanik'teki çalışmalarından hoşnut olmayan 3. ordu komutanı, kendisini Selanik'ten uzaklaştırmak için Genelkurmay başkanlığında bir göreve atanmasını sağladı.Bu atamadan pek az sonra 13 Eylül 1911 de İtalyanlar Trablusgarp'a saldırdı.Mustafa Kemal Trablusgarp'a giderek İtalyanlarla savaşmaya karar verdi.Devrin genç subaylarından Fethi Okyar , Enver Paşa ve başka subaylarda Trablusgarp'a gitti.Mahmut Şevket Paşa İngilizlerin kendilerini Mısır'dan geçirmeyeceğini söylese de Mustafa Kemal'in direnişine engel olamadı.16 Ekim 1911 de Tobruk a gitti.Ethem Paşanın kurmaylığını üstüne aldı.9 Ocak 1912 de Mustafa Kemal'in idaresinde yapılan Tobruk muhaberesinde başarılı olundu.Mustafa Kemal Trablusgarp'ta iken Balkanlarda savaş patlak verdi.Savaş haberini alır almaz derhal görev almak istedi.İstanbul'a dönmek üzereyken Komonova yenilgisini, Selanik'in düştüğünü,Bulgarların Çatalca önlerine geldiğini öğrenerek büyük üzüntü yaşadı.Türk ordularının bu kadar kolay yenileceğine inanmıyordu.Romanya üzerinden İstanbul'a geldi''Akdeniz Boğazı Kuva-i Mürettebesi ''harekat müdürlüğüne atandı.Bu birliğin kurmay başkanı Fethi Beyle Bulgarlara saldırarak Trakya ve Edirne'nin kurtarılması hakkındaki önerisi çok önemlidir.

    Kolordu Kurmay başkanı Fethi Bey askerlikten çekildi.İttihak ve Terakki genel sekreteri oldu. Yerine Mustafa Kemal geçti ve Edirne'nin kurtarılması hareketine katıldı. (22 Temmuz1913 ) 27 Ekim 1973 de Fethi Okyar Sofya Elçiliğine M. Kemal'de Sofya askeri ataşeliğine gönderildi.Burada M. Kemal vatanperver faaliyetler yürüttü.

    Enver Paşa Yarbaylıkta Tümgenareliğe yükselerek harbiye nazırı oldu.M. Kemal'in askerlik ve komutanlık niteliklerini yakından bilmesine rağmen aralarında öteden beri süren rekabet yüzünden M. Kemal'e faal bir görev vermedi.Sadece Mart 1914 de Onu yarbaylığa yükseltti.

    I.DÜNYA SAVAŞI ÇANAKKALE CEPHESİ VE MUSTAFA KEMAL

    28 Haziran 1914'te Avusturya veliahdı arşidük Ferdinand Saraybosna'da bir Sırplı tarafından öldürülmüş, bundan bir ay sonra Avusturya-Sırbistan savaşı başlamıştı.Bu I. Dünya savaşının başlaması demekti.M. Kemal savaşa Almanya'yla beraber girilmesine karşıydı.Almanya savaşı kazanırsa Osmanlı onun uydusu olacak,kaybederse Osmanlı her şeyini kaybedecekti.Ona göre devlet tarafsız kalıp kuvvetlenmeye bakmalıydı.Enver Paşa ise bu düşüncenin tam zıddını savunuyordu.Nitekim onun istediği oldu.Osm. savaşa girdi.bu sırada Batılı müttefikler Almanya karşısında zor duruma düşen Rusya'ya yardım ulaştırabilmek için Çanakkale Boğazını zorla geçmeye karar verdiler.Rus donanması bir çok defa boğazın dış tabyalarını bombardıman etmişti.Bir çıkarma işleminin gün geçtikçe yaklaştığı anlaşılıyordu

    Mustafa Kemal'in Çanakkale savaşlarına başlaması bu savaşın ilk günlerinde başlar.1 Ekim'de Boğaz resmen kapatıldı.19 Şubat 1915'te düşmanın ilk taarruzu başladı.Mustafa Kemal'in 19. Tümen Karargahı Eceabat'a nakledildi.Şubat sonunda M. Kemal birliklerini kıyılara yerleştirmiştir.5 Mart'ta tümen karargahına gelen Boğaz Komutanı Cevat Paşa'ya (Çobanlı) kendi tümeninin Seddülbahir sahil tertibatını gösterirken düşmen gemilerinin ateşine maruz kalmışlardı. Bölgenin korunmasından sorumla 26. alay M. Kemal'in talimatı ile düşmanı mağlup etti.Bu muhaberelerin kara tarafı M. Kemal'in üzerinde idi.İngiliz ve Fransızların deniz mağlubiyetlerinden sonra vazgeçmeyeceklerini bilen M. Kemal,kıyıya adam çıkaracakları düşüncesiyle maiyetindeki birliklere uyanık olmaları emrini verdi.Gerekli yerlere müracaat edip kuvvetlerini arttırıyordu.O bölge kumandanlığına Halim Sami Bey'in atanmasıyla, Yarbay M. Kemal "genel yedek" olarak kalmıştı.M. Kemal'in tümeninden bir alay Çanakkale'ye geçmişse de geri çevrilmiş.Bunun üzerine o da bütün tümeni Bigalı köyünde toplayarak,talim ve terbiye ediyordu.18 Mart'tan 25 Nisan'a kadar zaman,düşmanın keşif ve oyalama hareketleriyle geçer.Düşman Boğazın geçilemeyeceğini anlayıp,yarımadanın Avrupa kıyılarına asker çıkarma planlarını tamamladı.25 Nisan'da ise önce yarım ada ile Trakya arasındaki Saros körfezine ve Boğaz ağzındaki Anadolu köşesine şaşırtma çıkarmaları yaparlar.26 Nisan'da,Rumeli tarafı giriş noktasında(Seddil Bahir) çıkartma başlar,Bu çıkartma Ege Denizine bakan Kabatepe ve Arıburnu kıyılarındaki çıkartmalarla hedefini belli eder.O günden itibaren de kara harpleri başlamış demektir.Mustafa Kemal bu savaşların tam içinde,Arıburnu cephesindedir. Bu topraklardaki savaşlar bir meydan harbi değildir.Bir harekat harbi değildir.Bu savaşlar birer avuç denebilecek dar topraklar üzerinde binlerce,on binlerce,yüz binlerce insanın kucak kucağa,boğaz boğaza gırtlaklaşmasıdır.

    Halil Sami Bey'den gelen bir raporla düşmanın Arıburnu sırtlarına çıktığı anlaşılıyor.Mustafa Kemal'den taburunu adı geçen düşmana karşı sevk etmesi isteniyordu.Daha önce tahmin ettiği gibi düşmanın Kabatepe'ye karaya çıkma girişimi başlıyordu.Bu işle mücadelenin zor olacağını bildiği için bütün tümeniyle düşmana yaklaşmayı düşündü.Emrindeki tüm kuvvetleri derhal hazır bulunarak emir almaları için yanına çağırdı.Bigalı deresi boyunca alayı Kocaçimen Tepesi'ne doğrulttu.Yaya olarak Conkbayırına vardılar.

    Osmanlı Hükümeti ve Genelkurmayın Ege denizinden gelecek bir saldırıya hazırlıklı olmadığı bir gerçektir.Onun içindir ki Gelibolu karaları Ege Denizine karşı tamamen açık bulunuyordu.Bu tertipsizliğin,yolsuzluğun,muharebe şebekelerinden yoksun oluşun, Çanakkale savaşlarında,Türk ordusuna çok pahalıya mal olduğu hakikattir.Kocaçimen'e 57. alayını bizzat sevk ederek ulaştıran M. Kemal'in ilk gördüğü manzara pek fikir verici değildir.Düşmanın çıkartma yeri Arıburnu ölü zaviyededir.Yani Kocaçimen'den görülmez.Bunun üzerine bin bir güçlükle Conkbayırına ulaşır

    Bu esnada Conkbayırının güneyindeki 261 rakımlı tepeden sahil gözetlemesine memur bir müfreze efradının,Conkbayırına doğru kaçmakta olduğunu gösteren M. Kemal ile arasında şu konuşma geçer:

    -Niçin kaçıyorsunuz?dedim

    -Efendim düşman!dediler

    -Nerede?

    -İşte,diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.

    Hakikaten düşman tepeye serbestçe yaklaşmaktadır.Mustafa Kemal'in ise elinde kuvveti yoktur.Düşman ona Kocaçimen'deki askerinden daha yakındır.Derhal karar verir. "Bu kararı kendisi bir mantıki muhakeme veya sev kitabi olarak değerlendirir."İşte bu karar savaşın gidişatını değiştirir.

    -Düşmandan kaçılmaz der

    -Cephanemiz yok diyen askere.

    -Süngünüz var ya...dedi ve sonrasını şöyle anlatır:

    Bağırarak bunlara süngü taktırdım.Yere yatırdım.Aynı zamanda Conkbayırına ilerlemekte olan piyade alayı ve cebel bataryasının "marş marşla" benim bulunduğum yerdeki emir zabitini onları çağırmaları için geriye saldırdım.Bu efrat süngü takıp yere yatınca düşman efradı da yere yattı.Kazandığımız an bu andır.

    -Düşününüz,işte bu bir andı.

    Conk bayırından harekatı idare eder,sağ sol birliklerle irtibat kurmaya çalışır,taarruz ilerlemektedir.Bu harekatı anlatırken sözleri şuydu:"Herkes öldürmek ve ölmek için düşmana atılmıştı."

    Ya öldürmek ya ölmek!Zaten bu verilmiş bir emirdir.Aslı şöyledir:-Size taarruzu emretmiyorum ölmeyi emrediyorum.

    Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde başka kuvvetler ve komutanlar olabilir..."Kumandan işte böyle bir anda böyle bir emri verebilen insandır."

    Neticede düşmana saldırıldı.Boğuşuldu.Düşman dayanamayıp geri çekildi.Sahile kadar gerileyerek orada tutunabildi.Arıburnu cephesi işte böyle açıldı.

    25/26 Nisan 1915 gecesi 5 İngiliz tümeni yeniden Arıburnu'na çıkarma yapar.Bu bir küçük ordudur.Halbuki bizim kuvvetlerimiz yetersizdir.Ayaklarındaki çarıkları dökülmüş,yiyecekleri kıt,yolları yoktur.Muharebe şebekesi iyi kurulamamıştır.Mustafa kemal her türlü olumsuzluğa rağmen emrindeki birliklerle sonuna kadar mücadele etmiş,26 Nisan günü savaş neticesini mağlup olmuyoruz şeklinde bildirmiştir.27 Nisan'da 2 alay daha takviye ederler.Verdiği emir aynıdır.O günkü harekatı yönettiği tepeye Kemalyeri adı verilmiştir.

    Kemalyerindeki Mustafa Kemal Artık dünyanın en kudretli imparatorluğunun,Türk topraklarına kustuğu sonu gelmez insan ve ateş kudretiyle boğuşmuş kendini denemiştir.Kendine güvenen ve yenilmeyeceğine inanan bir genç ve güzel insandır.Kemalyeri'nden sağ kanattaki bir çok düşman askerinin ellerini kaldırıp,beyaz mendiller sallayarak kendi erlerine teslim oluşunu seyreder.Ama düşmanın asker çıkarması durmaz devam eder.29 Nisan gene çarpışmalarla geçer.Herkes bulunduğu toprağa,taşa elleri,ayakları,tırnaklarıyla sarılmıştır.Gene de herkesin çabası karşısındakinin yapıştığı toprağı onun elinden almaktır.Onu ya öldürmek ya atmaktır.

    Churchill hatıratında Türklerin mücadelesini şöyle özetler:

    "Türkler bu daracık geçit başında sıkı bir savunmaya girişmişlerdi.Canlarını veriyorlar fakat vatan toprağından karış vermiyorlardı. 30 Nisan!da bir kumandanlar toplantısı yapılır.Mustafa Kemal şöyle der: "Bire kadar hepimiz ölerek düşmanı mutlaka denize dökmemiz lazımdır."İçimizde ve askerlerimizde,Balkan harbi utancını tekrar görmektense ölmeyecek yoktur.Böyleleri varsa kendi elimizle kurşuna dizelim.

    Yarımadanın en dar ve en tehlikeli noktası olan Arıburnu cephesinin gerisinde bizim 19. tümenimiz ihtiyatta bulunuyordu.Bunun komutanı genç yarbay Mustafa Kemal idi.Karaya çıkarmayı ve arz ettiği tehlikeyi hissedince kendiliğinden harekete geçti.Tümenin düşmanın eline geçmesi çok tehlikeli bir durum doğuracak olan Kocaçimen tepesi istikametine sevk etti. Bizzat kendisi 57. Alayın başında bu tepenin en şiddetli noktasına yaklaştığı zaman Anzak kolordularının öncüleri tepeye ulaşmışlardı.Kısa bir müddet boğazın en dar noktasını seyredebildiler.Sonra 57. alayın şiddetli bir taaruzuyla geri atıldılar.Çıktıkları sahile sürüldüler ve deniz filosunun himayesine tutunabildiler.Bu hareketiyle Genç Mustafa Kemal boğazı 1. defa kurtarmış oldu.Ya 57. Alay?57. Alay başka türlü bir Alaydı.57. Alaydan Gök kubbeye baki kalan bir hoş sedaydı.57.Alay Çanakkale harbinde tamamen şehit oldu...

    Ama nasıl olur da Balkanlar'da bir nefeste bir vilayeti bırakıp dağılanlar,bugün burada hem de dünyanın en kudretli imparatorluğunun birlikleri karşısında bir karış torak için bir alayın kanını bir nefeste kurban ederler...Evet bunda bir mucize vardı.Bir kumandan mucizesi.Mustafa Kemal artık 19. Tümen komutanı değildir.Arıburnu ve Ağıl dere Cepheleri Kumandanı Mustafa Kemal'dir.

    M. Kemal Arıburnu çevresinde savaşlarını yaparken onun sağındaki Anafartalar Cephesi de ateş içindedir.Sol kanattaki Conkbayırını ise gece gündüz endişe ile takip eder.Cephelerin bazıları birbirine karışmış,kumanda karışıklığı ortaya çıkmıştı.Bilhassa Conkbayırı böyleydi.9 Ağustos'ta kumanda karışıklığı son haddine varmış,savaş ise zirve noktasındadır.Düşman denizden durmadan çıkarma yapar,karaya durmadan birlikler kusar.Türk Ordusu karargahın son gücünü da cepheye yollamaktadır.Mustafa Kemal bu cephe kargaşasını düzeltmesi gerektiğini bilir.Yoksa tehlike vardır...

    Mustafa Kemal bu durumun düzeltilmesi için ordu kumandanına açık ve kesin olarak mevcut kuvvetlerin kendi kumandasına verilmesini isteyerek böyle büyük bir sorumluluktan çekinmemiştir;ve "sorumluluk ölümden ağırdır" sözünü söylemiştir. Ordu karargahtan gelen emirle Anafartalar Grup Komutanlığına tayin edilmiştir.10 Ağustosta Taarruza geçmesi emredilmiştir.Çanakkale harbinin en büyük ve en kanlı taarruzu için harekete geçti.Düşmanı ani ve şiddetli bir baskınla yenmek istiyordu.Bu işte kuvvetten çok karar vardır.Her türlü olumsuzluğa rağmen verdiği karar şudur.Düşman yenilecek ve mahvedilecekti.

    Mustafa Kemal hücum anını şöyle anlatır:

    "Bütün askerler,zabitler her şeyi unutmuşlar,başkalarının kalplerini verilecek işarete bağlamışlardı.Süngüleri ve bir ayakları ileri uzatılmış olan askerlerimiz,onların önlerinde ellerinde tabancaları,kılıçları,zabitlerimiz kırbacımın aşağı inmesiyle demirden bir kitle halinde aslanca bir saldırışla ileriye atıldılar.Bir saniye sonra düşmanın siperlerinde gökleri dolduran Allah Allah!uğultularından başka bir şey işitilmiyordu.Düşman silah kullanmaya vakit bulamadı.Boğaz boğaza kahramanca bir boğuşma sonunda birinci hattaki düşman kamilen imha edildi.Mustafa Kemal;bu muhaberede hücuma kalkarken askerlerden okuma bilenlerin Kuran-ı Kerimi göğüslerine basarak,bilmeyenlerin kelime-i şahadet getirerek ve hemen hepsinin de iki üç dakika sonra öleceklerini bilerek,nasıl titremeden,irkilmeden ileri atıldıklarını anlatır. "Emin olmalısınız ki,Çanakkale muhaberesini kazandıran bu yüksek ruhtur" demiştir. 10 Ağustos Conkbayırı Savaşı o gün, Mustafa Kemal'in askerlerinin başarısıyla böyle bitmiştir.M. Kemal Çanakkale Muhabereleri denilen destanın ortasında işte bu zafer halesiyle görülür.Yaklaşık 8 aylık Çanakkale savaşlarında Türk askeri cesur,akıllı ve ortak bir komutanın idaresinde neler yapmaya gücü yettiğini göstermiştir.Bilhassa anafartalar savaşında(7-8 Ağustos 1915) yarbay olan M. Kemal'in askere "taarruzu değil ölmeyi emretmesi" savaşın kaderini etkilemiştir.Churchill'in kaderin adamı olarak tanıdığı Mustafa Kemal Conkbayırı ve Kocaçimen'de ilerleyen,Anzak Ordusunu geri çekilmeye zorlayarak işgal edilen noktaları kurtarmıştır.19. Tümen ve 57. Alayı merkezden emir beklemeden kendi inisiyatifiyle cepheye sürmüş,Çanakkale cephesinin düşmesini engellemiş,Boğazları kurtarmıştır.Savaşlar İngilizlerin 19/20 Aralıkta Arıburnu ve Anafartalar'ı 8/9 Ocak Seddülbahri boşaltmasıyla sona ermiştir. Çanakkale Muharebesi bize bir çok muvaffakiyetten mada bir de Mustafa Kemal kazandırmıştı.Osmanlı tarihinin en şerefli sahifesini işgal edeceğine hiç şüphe olmayan Çanakkale muvaffakiyeti Orada çarpışan Türklük ruhunu,Türklük fedakarlığını ispat ettiği gibi büyük bir kahramana malik olduğumuzu gösterdi.Çanakkale zaferi Türk kahramanlık destanıydı.Türk askeri ne demektir?Bunu cihan Çanakkale'de bir daha tanıdı.Düşman çok kuvvetli,bol silahlı ve çok zengin bir milletti.Ona rağmen Türk askeri süngüsüne dayanarak,düşmanı siperlerine mıhladı.Düşmanı tek adım ileri attırmadı.Türk'ün süngüsü Çanakkale'de çelik bir kale oldu.Mustafa Kemal'in kuvvetli sevk ve idaresi,Türk askerinin sarsılmaz iman ve iradesi Türk tarihine altın yaldızlı bir Çanakkale zaferi yazdı.Hiç Şüphesiz Mustafa Kemal ve Cevat Paşaların bu savaşlardaki çabaları yadsınamaz.Mustafa Kemal genç ve azimkar metin bir kumandandır.Çanakkale'de ordu nevmid bir vazifeye düştüğü zaman ümidini bozmamış ve imanından aldığı kuvvetle,ordunun da maneviyatını yükseltmiştir.Büyüklerini tanımak mecburiyetinde olan gençlik "Mustafa Kemal" namını da hafızalarına ilave etmeli halaskarlarımızdan birinin de o olduğunu unutmamalıdır.

    Düşmanlar Çanakkale boğazından hüsranla çekip gidince artık İstanbul da zabıt ve istila tehlikesinden kurtulmuş demekti.Bütün memleket ahalisinin hususile İstanbulluların M. Kemal'e hürmet minnettarlıkları son dereceyi bulmuştu.Düşmanlar bile bu dahi kumandan idaresindeki Türk askerinin harekatına hürmet ve takdirlerini ifadeden geri durmamıştır.Artık Çanakkale savaşlarının siper savaşına dönüşmesi üzerine son bir saldırı ile düşmanı denize dökme önerisinin reddedilmesi üzerine 10 Aralık 1915'te görevinden istifa etti.Kendisine çok büyük saygısı olan Limon Von Sanders bu istifayı kabul etmeyerek kendisine hava değişimi verildi.İngilizlerin Gelibolu'yu boşalttıkları öğrenildi.İngiliz ve Fransızlar hiç kayba uğramadan çekilmek istiyorlardı.Mustafa Kemal Buna razı olmuyor, düşmanın bedavadan çekip gitmesi sonradan bizimle alay etmesini istemiyordu.10 Aralık 1915'te grup komutanlığından istifa etti.Limon Von Sanders'in bu istifayı hava tebdili iznine çevirmesinden sonra M. Kemal Gelibolu'dan ayrıldı.

    M. Kemal'in 31 Mart irtica olayını ezmekteki hizmeti daha o dönemde gölgelenmiş ve unutturulmuştu.Arıburnu Conkbayırı ve Anafartalardaki kahramanlıkları ise örtbas edilmeyecek bir hal almıştı.İstanbul'da sansürün gazetelerde isminin yazılmasına izin vermemesi,Enver Paşanın bir çok subayın rütbesini yükselttiği halde onunkinin olduğu gibi kalması,bir çok kişinin hizmetlerini küçük göstermeye çalışmasına rağmen,M. Kemal'in ülke ve ordudaki şanı azalmadı.Artık o bir ad,bir kuvvet,bir umut olmuştu.O iki kere İstanbul'u kurtarmış ve cihan harbinin gidişini değiştirmekte esas amil olmuştu.Türk erlerinin kahramanlığından azami sonuç almayı o bilmiştir.En kalabalık ve güçlü Osmanlı ordusunu o komuta etmişti.Bu yeni duruma dayanarak sırf askerlik görevi dışında bir çok uğraşta bulundu.Bir süre İstanbul ve Sofya'da dinlendikten sonra 1916 yılı başında Edirne'de 16. Kolordu Kolordu Komutanlığı'na atandı.Bir ay sonra Muş ve Bitlis dolaylarında kurulan b aşka bir kolorduya nakledildi.Bu göreve giderken Tüm Generalliğe yükseldi.Van Gölü güneyinden,Çapakur Boğazına kadar 80 km'lik cephede Kazım Karabekir Paşayla beraberdi.Önce cephe hattını geri çekti,sonra Muş ve Bitlis'i geri aldı.Kendisine altın kılıçlı imtiyaz madalyası verildi.M. Kemal Sekarat'ta bulunan 2. Ordu Kumandanlığı'na gelince,Orada Ordu Kurmay Başkanı İsmet İnönü ile tanıştı.Hicaz Seferiyesi Komutanlığı önerildi.Kabul etmedi.Enver Paşa Bağdat'ı geri alma hayaliyle Yıldırım Ordular Grubunu kurdu.M. Kemal de bu orduya bağlı 7. Ordu Komutanı olmuştu.Asıl sorunun Irak'ta değil Filistin'de olduğu anlaşılınca Bağdat'ın geri alınmasından vazgeçilerek,Yıldırım Orduları Filistin'e gönderildi.M. Kemal bu cephede göreve başladıktan sonra,Enver,Talat ve Cevat Paşalara rapor vererek savaş yönetimi ve halkın içinde bulunduğu durumu bildirmiş ve alınması gereken önlemleri açıkça anlatmıştı.Bu rapora 2. bir ek olarak da Yıldırım Ordu Komutanı Falkenhayn'ın tutumunu şiddetle eleştirdi.Enver Paşandan Falkenhayn'ı tutan bir cevap gelince 7. Ordu Komutanlığını Ali Rıza Paşa'ya bırakarak İstanbul'a geldi.2.Ordu kumandanlığına atandıysa da görevi kabul etmedi.

    3 Temmuz 1918'de Sultan Reşat'ın ölümüyle yerine Vahdettin geçti.Yarbay Naci'yi kendisine başyaver,İzzet Paşa'yı yaver-i ekrem yaptı.M. Kemal böbrek rahatsızlığı yüzünden Krlsbadda'ydı.Tedavisini yarım bırakıp İstanbul'a geçti(Padişahın emriyle)M. Kemal burada Padişaha orduyu ele almak gerektiğini söylemiş,Vahdettin de gereken işleri Talat ve Enver Paşa ile görüştüğünü söylemiş.Fakat yıkım görülmeye İttihat ve Terakki iktidarının düşeceği sezilmeye başlayınca M. Kemal'in yaver olması gündeme geldi. Vahdettin kendisini yeniden Fahri Yaverliğe ve 7. Ordu komutanlığına getirdi.Osmanlı'nın Filistin'de verdiği mücadele yenilgiyle sonuçlandı.Bulgaristan da Selanik anlaşması ile çekildi.Bu surette Osmanlı'nın müttefikleriyle bağlantısı kesildi.Çok geçmeden Almanya da mütareke istedi.8 Ekim'de Talat Paşa kabinesi istifa etti.M. Kemal bu durumda Osmanlı Devleti'nin müttefiklerinden ayrı bir barış yapmasını sağlamak,elde kalan kuvvetlere ileri sürülecek ateşkes önerilerine karşı milletçe direnmeyi düşünüyordu.Padişaha telgraf çekerek Ahmet İzzet Paşa'yı Sedaret'e getirerek,kendisi harbiye nazırı olmak birkaç kişiyi daha kabineye almak istiyordu.Sadrazam Ahmet İzzet Paşa oldu.M. Kemal'i Harbiye Nazırı yapmadı ama kabine M. Kemal'in isteğine yakındı.

    30 Ekim 1918'de Osmanlı Devleti Rauf Bey başkanlığındaki heyetin 36 saat tartışarak kabul ettiği Mondros Mütarekesi imzalandı.Mütareke gereğince Alman komutanların Türkiye'yi terk etmesi gerekiyordu.Limon Von Sanders Yıldırım Orduları Grup Komutanlığını Mustafa Kemal'e verdi.Bu anlaşma ile Osmanlı Devleti kendini düşmana kayıtsız şartsız teslim etmiş,bununla da kalmayarak memleketin istilası için onlara yardım da etmişti.M. Kemal bu mütarekenin sakıncalı bulduğu noktaları sadrazama bildirip bir yandan da elindeki 2. ve 7. kolorduları ulusal savunma kuvveti haline getirmek için çalışmaya koyuldu.

    13 Kasım 1918'de itilaf donanmasına bağlı gemilerin İstanbul'a girmesi üzerine yanındakilere dönerek "geldikleri gibi giderler" dedi.Bu sözü bir gün ülkenin bağımsızlığına kavuşacağına olan inancını belirtiyordu.İstanbul fiilen işgal altındaydı.Enver,Cemal ve Talat Paşa'lar memleketten kaçmış,meclis ve hükümet üyeleri birbirine düşmüştü.M. Kemal İstanbul'da kaldığı 6 ay içinde vatanın kurtuluşuna en küçük yardımı dokunabilecek herkesle ilişki kurdu,görüştü.Düşüncelerini daha kolay yayabilmek için Fethi Bey'in çıkardığı Minber gazetesine ortak oldu.Komutan ve subayların moralini yükseltebilmek için,Hasbihal adlı eserini yayımladı.Onun bu çok yönlü çalışmaları işgal kuvvetleri yetkililerini ve hükümeti kuşkulandırıyordu.Onu tevkif etmenin,halk çoğunluğu üzerinde kötü etkileri olacaktı.Şu halde M. Kemal'i İstanbul'dan uzaklaştırmak için uygun bir görev gerekliydi.İngiliz raporlarına göre bir görev vardı.Samsun dolaylarında Türk ahali Rum halka baskı yapıyordu.Bu durumda hükümet önlem olarak M. Kemal'i 9. Ordu Müfettişliğine atadı.Bu kıtaat 15. Kolordu Kazım Karabekir'e bağlıydı.M. Kemal Kazım Paşa'nın yardımıyla çok geniş yetkilerle göreve gidiyordu.Buna göre müfettişlik sınırları dışındaki bütün komutan ve sivil makamlara emir verebilecekti.Bu doğrultuda İngilizlerin vereceği vizeyi heyecanla beklemeye başladı.

    KURTULUŞ MÜCELESİ

    Yunan birlikleri 20.000 kişilik bir orduyla İzmir'i işgale başladı.Böylece Türk kurtuluş savaşı 15 Mayıs 1919'da Yunanlıların İzmir'i işgali sırasında düşmana ilk kurşun sıkmasıyla fiilen başladı.İngilizler padişahın M. Kemal'e güveni vardır gerekçesi ile beklenen vizeyi verdiler.16 Mayıs akşamı eski bir şilep olan Bandırma ile yola çıktı.M. Kemal her an bir İngiliz tarafından yolu kesileceğinden kuşkulanıyordu.Kuşkusunda da haklıydı.M. Kemal'in nasıl bir amaçla gittiğini anladılar.Fakat geç kaldıkları için durdurmayı başaramadılar.M. Kemal fırtınalı bir havada Samsun limanına çıktı.

    Anadolu,İzmir'in işgali ve bunun doğuracağı sonuçlar hakkında çok az bilgiye sahipti.M. Kemal burada telgraf aracılığıyla yetki altında bulundurduğu makamlarla sıkı bir ilişki kurmak,halka protesto ve mitingler yaptırarak Bab-ı Ali ve müttefiklere karşı halkın cephe aldığını göstermek istedi.Askeri ve siyasi alanda çalışmalara başladı.Müdafaa-i Hukuk ve Redd-i İlhak cemiyetleriyle bağlantı kurdu. Bu cemiyetler Yunan işgaline karşı kurulduğu için ve Kuvay-i Milliye ile ilişki kurulamadığı için vatanı kurtaracak güce erişemiyordu.

    Bu çalışmalar gerek işgal kuvvetleri gerek İstanbul'u rahatsız ediyordu.İngilizler baskılarını arttırınca M. Kemal geri çağırıldı. Oysa Samsun'a geleli bir hafta olmuştu ve rahat çalışabilme imkanları arıyordu.Dolayısıyla bu çağrıya kulak asmadı.Karargahını Havza'ya çekti.Mitingler düzenletti.Müdafa-i Hukuk Derneğinin Havza şubesini kurdu.Reddi İlhak ve Müdafa-i Hukuk dernekleriyle Anadolu ve Trakya'daki bütün komutan ve sivil yöneticilere Havza'dan ilk genelgesini yolladı.Devlete baş kaldırmış olan efeler derhal M. Kemal ve arkadaşlarıyla işbirliğine karar verdiler.Amasyalılar M. Kemal'i davet ettiler o da kabul etti.Amasya çalışmalarına uygun bir ortamdı.Ali Fuat ve Rauf Beyler ile 21-22 Haziran Amasya Genelgesini yayınladı.

    Mustafa Kemal bu genelge ile Sivas'ta bir kongre toplanması kararını İstanbul hükümeti ve işgal kuvvetlerine duyurdu.İşgal kuvvetleri M. Kemal'i görevden azletti. Bu haberi alır almaz 3. Ordu Müfettişliği ve askerlikten istifa etti.Milli kurtuluş hareketinde milletle beraber herhangi bir fert gibi çalışmak istediğini Ordulara ve millete duyurdu.Vilayet-i Şarkiye Müdafa-i Hukuku Milliye derneğinin Erzurum şubesinin isteğiyle derneğin faal heyetinin başına geçti.Erzurum kongresi 23 Temmuz'da toplandı.9kişilik bir heyeti temsiliye seçildi bunun başında M. Kemal vardı.Temsilcilerin bir çoğu Sivas'a varmışlar,M. Kemal ve arkadaşlarını bekliyorlardı.Erzurum'dan ayrılması gerekiyordu.Sivas kongresi Doğu ve Batı illeri ile Trakya'nın yani bütün bir memleketin birliğini sağlamak gayesi güdülüyordu.

    Sivas Kongresi 4 Eylül 1919'da lise binasında toplandı.Şark-ı Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği adını aldı.11 eylül 1919'daki toplantıda Heyet-i Temsiliye' ye ek olarak 6 kişi daha seçildi.16 kişilik Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği Heyet-i Temsiliyesi oldu.Bu bir geçici hükümet sayılıyordu.Kongre Erzurum Kongresi kararlarını onayladı.Damat Ferit'in adamı Elazığ valisi Ali Galip, Kürt aşiretlerini M. Kemal'e karşı kışkırtıp,çalışmalarını bozmaya çabaladıysa da başarılı olamadı.M. Kemal tarafından sorgulandı.Halep'e kaçtı.Sivas kongresi bu hava içinde sona erdi.Damat Ferit kabinesinin olumsuz çabalarını tespit eden M. Kemal ve arkadaşları,yapmış olduğu olumsuz çalışmaları padişaha bildirdiler.Ferit Paşa Kabinesi çekilmek zorunda kaldı.Yerine gelen Ali Rıza Paşa hükümeti,Heyet-i Temsiliye hükümetini şartlı olarak desteklemeye karar verdi.M. Kemal Sivas'ta iken İrade-i Milliye gazetesin çıkarmıştı.(13 Eyl).Bu defa Ankara'da Hakimiyet-i Milliye gazetesini kurdu.(10 Ocak 1920)

    Meclis-i Mebusan 12 Ocak'ta İstanbul'da açıldı.Mustafa Kemal İstanbul' giden millet vekillerine,kendisini seçmelerini ve mecliste Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetini kurmalarını tavsiye etmişti. Kendisi hazır bulunmayan birini seçmenin sakıncalı olacağı düşüncesiyle onu başkanlığa seçmediler.Kurdukları gruba Felah-ı Vatan adı verdiler.Mebusan meclisi heyeti 28 Ocak 1920'de Misak-ı Milli esaslarını bir bildiri şeklinde kabul ve imza etti.Pariste toplanan müttefikler arası konsey 13 Mart'ta İstanbul'un fiilen işgaline karar verdi.16 Mart'ta İstanbul fiilen işgal edildi.M. Kemal olayı İslam elemi ve dünya parlamentolarına yayınladığı bildirilerle protesto etti.Bildiride 700 yıllık Osmanlı Devletinin hayat ve hakimiyetinin sona erdiğini belirterek, milleti hayat ve bağımsızlığını bütün geleceğini korumaya çağırdı.

    BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

    19 Mart 1920'de yayınladığı bildiride Ankara'da olağanüstü yetkilerle ve milletin gerçek iradesine sahip bir meclis toplanacağını,bu meclisin milletin yeniden seçeceği temsilcilerle İstanbul Meclis üyelerinden, Anadolu'ya geçe bilenlerden oluşacağını belirtti.Her ilden 5 milletvekili seçilirken 5 Nisan'da Sadaret'e gelen Damat Ferit Milli Hareket'in Padişaha isyan,hareketin başındakileri de eşkıya olarak niteleyen fermanlar yayınlatıyor.Şeyhülislam Abdullah Efendi verdiği fetvada bunları kafir ilan ediyor,öldürülmelerinin dinen caiz olduğunu bildiriyordu.Bu durumu değerlendiren Damat Ferit,İngilizlerin desteğiyle kurduğu bir takım saf ve cahil insanlardan oluşan Kuva-i İnzibatiye ve Hilafet Ordusu'nu Anadolu'ya göndermeye yelteniyordu.TBMM 23 Nisan 1920'de en yaşlı milletvekili Şerif Bey'in başkanlığında toplanıyordu.Ertesi Gün M. Kemal meclis başkanı seçildi.Bir hükümet kurulmasının zorunlu olduğunu söyledi.3 Mayıs 1920'de 11 kişilik icra heyetini seçti.20 Ocak 1921 Teşkilat-ı Esasiye Yasası ile icra vekilleri heyeti kuruluncaya kadar başkanlık yaptı.29 Nisan 1920 günü kabul edilen Hiyanet-i Vataniye yasası ile TBMM'nin niteliğine isyan edenler,sözle veya yazılı saldırı yapanların vatan haini sayılacağı ilan edildi.Bu tür suçluları yargılamak için de İstiklal Mahkemeleri'nin kurulmasına karar verildi.

    Bu dönemde halkçılık programını düşüncelerine uygun bulmayanlar muhalefet grupları şeklinde ortaya çıktılar.Muhalefette olan anlaşmazlıkları gidermek için mecliste Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurdu.10 Mayıs 1921 günü M. Kemal grubun başkanı seçildi.Bu I. Meclis zaman zaman üyeler arası şiddetli tartışmalara sahne olurken konu vatan olduğunda birlik ve beraberlikten hiç ayrılmamıştı.Nihayet zafer sonrası 16 Nisan 1923 günü son birleşimi yapılarak tarihin şerefli sayfalarına geçti.

    Mustafa Kemal'i meclis çalışmaları dışında meşgul eden konuların başında,dağınık haldeki Türk Ordu'sunu yeniden seferber etmek,silahlandırmak ve eğitmek meselesi geliyordu.Ordu kurulana kadar Kuva-i Milliye birliklerinden yararlanmayı düşünmüş,fakat bunların başındaki Çerkez Ethem ve Demirci Mehmet Efe gibi diğer Kuva-i Milliye birliklerinin keyfi davranışları,yarardan çok zarar getiriyorlardı. Bu durum da düzenli ordunun kurulmasını hızlandırmıştı.

    SARIKAMIŞ VE KARS GÜMRÜ'NÜN ELE GEÇİRİLMESİ

    1877 Osm-Rus savaşı sonrası Rusya'da kalan ve Kars dolaylarında Bağımsız bir Ermeni Devleti kurulmuştu.Ermeniler bu bölgede İngilizlerle işbirliği yapıp Türkleri katlediyor,Türkiye ve Rusya'nın bağlantısını kesmeye çalışıyorlardı.9 Haziran 1920'de Kazım Karabekir 19. Kolordu Kumandanı Doğu Cephesi Kumandanlığına atandı.Doğu illerinde seferberlik ilan ederek kuvvetli bir ordu meydana getirdi.Kars,Sarıkamış ve Gümrü işgal edildi.3 Aralık 1920'de TBMM'nin taraf olduğu ilk anlaşma olan Gümrü imzalandı.Ermeni sorunu ortadan kalktı.Doğu kuvvetlerinin Batı:'ya aktarılması gerçekleşti.Fransızların Güney bölgesindeki(Mersin'den Urfa'ya saldırılarına M. Kemal direktifinde kahramanca karşı koyan milis kuvvetleri Arap savunması sonunda Gazi unvanını almıştı.Fransızlar Türklerle savaşın sonuç vermeyeceğini anlamışlardı.Sakarya savaşından sonra Ankara İtilafname'sini imzaladılar.T.B.M.M ve Türklerin Misak-ı Milli'deki bağımsızlık ilk defa bir devlet tanımıştı.

    SEVR ANLAŞMASI

    Yunanlılar 22 Haziran 1920'de Türklerin düzenli ordu kurmasına engel olmak ve barış projesini kabule zorlamak için 3 yönden ileri harekata geçti.T.B.M.M Yunan ilerleyişini durdurmak üzere 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Cebesoy'u Batı Cephesi komutanlığına getirdi.Yunanlılar kuzeyde başarılı olmuşlardı.Balıkesir ve Bursa'yı işgal etmişler,20-27 Temmuz'da Edirne dahil bütün Batı ve Doğu Trakya'yı işgali başarmışlardı.Bu işgaller -özellikle Bursa'nın işgali- mecliste ağır eleştirilere sebep olmuştu.(eski başkentin yitirilişi siyah örtü örtülerek protesto edildi).M. Kemal henüz ordumuzun kuruluş aşamasında olduğunu,zafere inandığını belirtti.Fakat Vahdettin ve İstanbul Hükümeti barış yapılmasını kabul ettiler.10 Ağustos 1920'de Sevr imzalandı.T.B.M.M bu anlaşmayı imzalayanları vatan haini ilan etti.

    Bu anlaşmayı Türk milletine kabul ettiremeyeceklerini anlayan işgal kuvvetleri,Yunanlıları tekrar saldırıya geçirdiler.Türk Ordu'sunun Çerkez Ethem ile uğraşmasını fırsat bilerek Afyon,Eskişehir,Bursa üzerinden İnönü'ye yürümeye başladılar.Albay İnönü Yunanlıları 3 günlük çetin mücadeleler sonuca mağlup etti.Bu kez Sevr'i uzlaşma yoluyla kabul ettirmeye çalıştılar.Ankara hükümetini Londra'ya çağırdılar.13 günlük konferans sonuç vermedi.Yunan kuvvetleri 23 Mart'ta tekrar saldırıya geçtiler.II. İnönü'de de yenildiler.T.B.M.M ve S.S.C.B Moskova ant. İmzalamış Ankara hükümeti diplomatik güç kazanmış.

    Yunanlıların 2. kez mağlup olması hoşnutsuzluk ve siyasi buhran yarattı.Yunanlılar farklı bir taktikle tekrar saldırma kararı aldılar.M. KEMAL Batı cephesi ordularının Sakarya'ya çekilmesini istedi.Meclis M. Kemal'in T.B.M.M Ordularının başına getirilmesine karar verdi.(5 Ağustos 1921) olağanüstü yetkilere sahip olmuştu.M. Kemal bu sürecin 3 ayla sınırlanmasını ,gerekirse her 3 ay sonucu sürenin uzatılmasını uygun gördüğünü belirtti.

    M. Kemal Başkomutan olduktan sonra Tekalif-i Milliye emirlerini yayınladı.Ordunun ihtiyacı olan her türlü malzemenin Ordu emrine verilmesini öngören emirler uygulamak için de Tekalif-i Milliye komisyonu kuruldu.Yunanlıların kesin sonuç almak için tekrar saldırıya geçeneğini biliyordu. 23 Ağustos'ta Yunanlılar tek savunma hattına şiddetli saldırıya başlamış oldu.Sakarya Meydan Savaşı başlamış oldu.22 gün ve 21 gece aralıksız devam eden savaşta M. Kemal ünlü "Hattı müdafaa yoktur,sathı müdafaa vardır.O satıh bütün vatandır" emrini vermiştir.Savunma durumundaki Türk birlikleri saldırıya geçtiler.Sakarya'nın doğusunda yunan askeri kalmamıştı.

    Türklerden her bakımdan iki kat üstün araç gereçle savaşan Yunan Ordularını yenilgiye uğratan M. Kemal'e Gazi unvanı verildi.Savaş sonrası Fransızlarla Ankara Antlaşması imzalandı.İtilaf devletlerini güvenini sarsan Yunanlılar son bir kez saldırıya geçti.Türk Ordu'sunun da kendisini toplaması gerekliydi.11 ayda bunu başardı.Başkomutanlık Meydan Muharebesi başlamıştı.Garp Cephesi Orduları 2'ye ayrıldı.6 Ağustos 1922'de M. Kemal P.,İsmet P., Genel Kurmay Başkanı Fevzi Paşa taarruz hazırlıklarını gözden geçirdiler.Türkler şiddetli bir saldırı sonucu Çiğiltepe, Erkmentepe, Tınaztepe, Belentepe, vs. ele geçirdi.Afyon kuzeyindeki Yunan Orduları geri çekilmek zorunda kaldılar.Türk ordusu Dumlupınar'a yöneldi. Dumlupınar'ın kuzey ve kuzeydoğudaki 5 tümenlik Trikupis Grubu yenildi.

    M. Kemal Yunanlıların herhangi bir yerde tutunup savunmaya geçmelerine ve itilaf devletlerinin müdahalesine meydan bırakmamak için düşmanın süratle ve aralıksız kovulmasını istiyordu.Bunun için "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz dir" hedefini vermişti.9 Eylül'de 3,5 yıl işgal altındaki İzmir de kurtuldu.

    Annesi Zübeyde Hanım 14 Ocak 1923'te öldü.29 Ocak 1923 İzmir'in ünlü ailelerinden Uşşakizade'lere mensup Muammer Bey'in kızı Latife Hanım ile evlendi.Evlilikleri 5 Ağustos 1923'e kadar sürdü.18 Eylül'e kadar Batı Anadolu Yunan ordusundan temizlenmiş bulunuyordu. Türk-Yunan Savaşı Mudanya Mütarekesi ile sona erdi.(1 Ekim 1922) Yunanlılar yeterli delege olmadığı gerekçesi ile imzadan kaçındılar.İtilaf Devletlerinin Barış konferansına Ankara Hükümeti ile beraber İstanbul Hükümetini de çağırmak istemesi T.B.M.M' yi harekete geçirdi.Meclis 1 Kasım1922'de saltanat ile halifeliğin ayrılması ve saltanatın kaldırılmasına karar verdi. Vahdettin İngilizlere sığındı.17 Kasım gecesi bir İngiliz zırhlısı ile kaçtı.Abdülmecit Halife oldu.

    Lozan Barış Ant. 28 Temmuz 1923 günü imzalandı.Yunan sorunu dışında Şark sorunu ve diğer sorunlar ele alındı.I. Dünya savaşında savaş durumunda olan devletler arası barış yapıldı.Türkiye'yi İsmet Paşa temsil ediyordu. İşgal kuvvetleri 30 Ekim 1923'te İstanbul'u boşalttılar.M. Kemal toprak bütünlüğünün ifadesi olarak,Ankara'yı başkent yapmak istiyordu. Tasarı meclise sunuldu. Ankara başkent oldu. M. Kemal askeri alanda büyük başarılar kazanmıştı.Bundan sonra daha fazlası gerekliydi.Şimdi devlet adamı bir devrimci olarak iş başındaydı. 6 Aralık 1922'de basına verdiği demeçte Cumhuriyet Halk partisi adında, Halkçılık ilkesine dayalı bir parti kuracağını ve her türlü yoruma açık olduğunu belirtti. Herkes çeşitli endişeler ortaya attı. Buna rağmen M. Kemal CHP'yi kurdu. Ölünceye kadar da başında kaldı.

    M. Kemal artık cumhuriyeti ilan etmek için faaliyetlere geçti.Milletvekilleri de bu görüşteydiler.1920 yılında "Egemenlik Ulusundur" ilkesine dayalı idarenin başladığı günden itibaren aslında Cumhuriyet kurulmuş fakat adı söylenmemişti. M. Kemal,İsmet Paşa ve Fethi Bey'i köşküne çağırdı ve cumhuriyeti ilan edeceğini bildirdi. Anayasaya Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir maddesi ekendi.29 EKİM 1923'TE Teşkilat-ı Esasiye Yasasında değişiklik yapılarak, cumhuriyetin ilanına karar verildi.Oylamaya katılan milletvekilleri cumhuriyeti kabul ederek kendisini ilk Cumhurbaşkanı seçtiler.1927-31-35 yıllarında 4 yılda bir Cumhurbaşkanı seçildi.

    T.B.M. M nin 3 Mart 1924 tarihli oturumunda Medreselerin kapatılmasına,eğitim ve öğretimin birleştirilmesine ve Şeriye ve Evkaf Vekaleti'nin kabineden çıkarılmasına ilişkin yasalar kabul edildi.20 Nisan 1924'te 2. anayasa yürürlüğe girdi.Türkiye Cumhuriyeti'nin Laik olduğu kesinlik kazandı. ( 10 Nisan 1928 )

    İNKLAPLAR, DEVRİMLER

    M. Kemal'in gerçekleştirdiği devrimler tek bir temele dayanıyordu.Türk milletini gerçekten Layık olduğu yüksek,güçlü ve müreffeh bir yaşam düzeyine kavuşturmak. Bu düşünceyi engellemeye çalışan her türlü kurum ve muhalifin karşısında bulunuyordu.Eski Ortaçağ karanlığını içinde tutan topluma,ilkel bir görüntü veren kurumları hükümleri ve alışkanlıkları kaldırarak,çağdaş uygarlığın akıl ve bilime dayanan değerlerini getirmek istiyordu. Bu temel görüşler doğrultusunda devrimleri geçekleştirdi.

    Bu devrimler,hilafetin kaldırılması,eğitimin tek elden yönetilmesi,şeriye mahkemelerinin kaldırılması,Tekke,zaviye ve türbanın kaldırılması,şapka giyiminin zorunlu olması,takvim ve saatte değişiklik,Türk medeni yasasının kabulü,Latin harflerinin kabulü,ulusal okulların açılması ulusal rakamların kabulü, Kur'an ve ezanın Türkçeleştirilmesi.Lakap ve unvanların kaldırılması ve bazı kisvelerin giyilmemesi,hafta tatili cumadan,pazara alındı ve en önemlisi medeni yasanın evlenmeyle ilgili hükümleri...Tanzimat dönemindeki Mecellenin yerini İsviçre medeni kanunundan örnek olarak hazırlanan Türk Medeni Yasası 17 Şubat 1926'da kabul edildi.Medeni yasa ile kadınlara haklar tanınırken,onların siyasal ve ekonomik yaşama katkıları da düşünüldü. 1930'da belediye seçme ve seçilme,1934'te de milletvekili seçme ve seçilme hakkını kazanmıştı.21 haziran 1934'te soyadı yasası kabul edilmiş,T.B.M.M' de M. Kemal'e Atatürk soyadını vermişti.Bunun daha öncesinde hem askeri hem askeri hem siyasi önder olmasını çekemeyenler yüzünden askerlikten istifa etti.(30 haz 1927).Atatürk Cumhuriyet idaresindeki bir ülkenin demokratik olması gerektiği,bunun için birden fazla parti kurulması gerektiğini savunuyordu.Cumhuriyetçilik ve Laiklik ilkesinden ödün vermek istemiyordu.Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası(1924-25) ile Serbest Cumhuriyet Fırkası(1930) bu ülke sınırlarını aştıkları için uzun ömürlü olmadılar.

    Cumhuriyet Halk Partisinin 2. büyük kurultayında gerek parti,gerekse Türkiye açısından büyük önem taşıyan büyük Nutku'nu okudu.(15-20 Ekim 1927) Nutukta kuruluş savaşının tüm evrelerini belgelerle açıkladı.Cumhuriyetin kuruluşunu,devrimleri,devrimlere karşı çıkanları ayrı, ayrı anlattı. Sonunda da Türkiye Cumhuriyetini Türk gençliğine emanet ettiğini bildirdi.12 Nisan 1931'de Türk Tarih Kurumu'nu kurdu.

    12 Temmuz 1932'de Türk Dil Kurumunu kurdu.

    1933'te Cumhuriyet'in 10. yılı dolayısıyla konuşma yaptı.Halkı en geniş refah araç ve kaynaklarına sahip çıkmaya ulusal kültürü,çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkaracağını söz verdi.Sözünü "Ne Mutlu Türküm Diyene" diyerek noktaladı.Ekonomi ve siyasete önem verdi.Ekonomik sistem olarak Devletçiliği benimsedi.Devlet denetiminde özel girişimi öngördü.

    Ülke ekonomisi için gerekli büyük,küçük her çeşit sanayii kurmayı ilke edindi.Yalnız ülke çıkarlarına uygun olan yabancı sermayenin ülkede yatırım yapmasına izin verdi.Ülkenin gerçek sahibinin köylü olduğunu belirterek, makinalı tarıma geçmeyi öngördü.Dış siyaseti dostluk ve barış temeline dayandırarak,bu doğrultuda(1934)Balkan(1937) Sadabat Paktını kurdu.

    4. kez Cumhurbaşkanlığına seçilen Atatürk Ankara Ant. İle Fransa'ya bırakılan Hatay'ı ülkemize katmak için büyük çaba harcadı.Fakat sağlığı günden güne bozuluyordu.20 Mayıs 1938'de Hatay sorunu ile ilgili olarak Mersin ve çevresindeki askeri birlikleri denetledi.

    İstanbul'a gitti 5 Eylül'de son biçimini verdiği vasiyetnamesini İstanbul 6. Notere kapalı bir zarf içinde verdi.1kasım 1938 meclis açılışına hastalığı yüzünden katılamadı. Büyük Komutan, devlet adamı,büyük insan 10 kasım 1938 Perşembe günü saat 9.05'te hayata gözlerini yumdu...Bu haber Türk milletini yasa boğdu .
  2. Uzaklar

    Uzaklar Süper aktif yorumcu

    NUSRAT MAYIN GEMİSİ

    NUSRAT NASIL BİR GEMİYDİ?

    Nusrat Mayın Gemisi, 1912 yılında Almanya'nın Kiel şehrinde Germenia tezgahlarında inşa ettirilmiştir. Eni: 7,4 m. Boyu: 40m. Çektiği su: 2 m. Sürati: 15 mildir. Bu tekne dar alanlarda kolayca manevra yapabiliyor ve az su çektiğinden mayın alanları üzerinde güvenle dolaşabiliyordu. Gemi 3 eylül 1914'te Çanakkale'ye getirildi.

    NUSRAT''TA İKİ KAHRAMAN YÜZBAŞI

    Hafız Nazmi Bey: Balkan Savaşı'ndan sonra Çanakkale Boğazı Mayın Grup Komutanlığına ve klavuzluğa atanmıştır. Balkan Savaşı'nda bir iki düşman gemisi batırmakla da ün yapmıştır. 18 Mart 1915 tarihinde kazanılan başarıda büyük pay sahibi olan Hafiz Nazmi binbaşılıktan emekli olmuştur. Son günlerine kadar denizden ayrılamayan Binbaşı Nazmi Akpınar 65 yaşındayken 5 mayıs 1940 günü hayata gözlerini yummuştur.

    Tophaneli Hakkı Kaptan: Nusrat Mayın Gemisi komutanıdır. Bu önemli görevden iki gün önce kalp krizi geçirdiği halde, bu tarihi görevi Hafız Nazmi Beyle paylaşmak istemiş hayatından fedakarlık ederek onunla birlikte ve Nusrat'ın komutanı sıfatı ile göreve çıkmıştır. Mayınları döşedikten sonra geri dönüş esnasında düşman gemilerinin projektörlerle denizi taraması sırasında Nusrat'ın görülebileceği endişesi ve üzüntüsüne dayanamayıp yeni bir kalp krizi ile Çanakkale'ye dönmeden şehit olmuştur. Diğer Nusrat personeli: Güverte Yüzbaşısı Hüseyin, Önyüzbaşı Çarkçı Ali, İkinci Çarkçı Ahmet, Üçüncü Çarkçı Yüzbaşı Hasan, Elektrik Zabiti Mülazım Hasan, Top Zabiti Mülazım Kadri Bey ve elli dört Nefer.

    MAYINLAR NASIL DÖŞENDİ ?

    6 Mart gecesi Cevat Bey, Mayın Grup Komutanı Hafız Nazmi Bey'e "Oğlum! Sana çok önemli bir görev veriyorum. Vatanın selameti bu görevin başarıyla yerine getirilmesine bağlıdır. Yarın akşam, Nusratın son yirmi altı mayınını şu gördüğün karanlık limanda kıyıya paralel olarak dökeceksin. Düşman hareketinizi seçer, size saldırıya kalkışırsa kıyı toplarımız önceden aldıkları talimata uygun olarak hareket edecek ve sizi himaye ateşiyle koruyacaktır. Kendinizi göstermemeye çaba harcayın. Allah yardımcınız olsun".

    Mayınların kıyıya paralel dökülmesi ve mahalin karanlık liman olarak seçilmesi son derece dahiyane bir fikirdi. Düşman gemileri boğaza giriyorlar, görevlerini tamamlayan zırhlı arkadakilerin yollarına engel olmamak için Karanlık liman' da dönüş yapıyorlardı. Nusrat'ın dökeceği mayınlar kıyıya paralel olup manevra hattına dik olarak yerleştirilecekti.

    Nusdatın, büyük bir kahramanlıkla karanlık bir gecede, Karanlık Liman'ın, kapkara sularına serptiği bu mayınlar, Osmanlı Bahriyesi'nin elinde mevcut son mayınlardı.

    7 Mart'ı 8'e bağlayan gece yarısı Nusrat Çanakkale'den demir aldı. Gemide sessizlik hakimdi. Tüm ışıklar söndürülmüştü. Gemi Karanlık Liman'a yol aldı. Düşman projektörleri denizi tarıyordu. Anadolu yakasındaki Akyarlar'a birer birer sessiz bir şekilde mayınlar bırakılmaya başlandı. Birkaç dakikada tüm mayınlar planlandığı gibi sulara indi. Geri dönüş esnasında düşman devriyelerinin Nusrat'a doğru projektör yakması tüm gemi personelinin yüreğini ağzına getirmişti. O an bir mucize gerçekleşti. Nusrat'i korumakla görevli Türk devriyelerinin projektörleri Nusrat'ı düşmana karşı karambole getirdi. Bu ışık kavgası esnasında sessizce Çanakkale'ye yol alan Nusrat Mayın Gemisi görevini tamamlamıştı. Ancak gemi komutanı Hakkı Bey daha öncede bahsedildiği gibi Çanakkale'ye dönmeden şehit düştü.

    Mayınların döşenmesinden on gün sonra düşman saldırıya geçmişti. İkmal için geri dönene gemiler onları bekleyen sürpriz'den habersizdiler. Ardı ardına patlamalar meydana gelmeye başladı. 7-8 Mart gecesinde dökülmüş, tüm taramalara rağmen fark edilememiş mayınlar sayesinde savaşın kaderi değişmişti. İlk olarak 639 kişilik mürettebatıyla Bouve adlı zırhlı battı. Ardından İnflexible ve Bolva sulara gömüldüler. İngilizler 18 Mart günü meydana gelen bu talihsizliğin mağlubiyetin acısını son taramasını yaptıktan sonra mayın yoktur raporunu veren pilottan çıkardılar.

    MÜTTEFİKLER AÇISINDAN18 MART ZAFERİ

    İngiliz General Oglander'in "Çanakkale-Gelibolu Askeri Harekatı" adlı eserinin 1. cildinde: "Pek uygun başlamış olan gün bu meçhul mayın hattının olağan üstü ve ortalığı kırıp geçiren başarısı yüzünden, tam bir başarısızlıkla sona erdi. Bu yirmi mayının seferin talihi üzerindeki etkisi ölçülemez."

    Bahriye Nazırı Winston Chuchill 1930'da "Revue de Paris" dergisinde olayı şöyle yorumlamıştır: "Birinci Dünya Harbi'nde bu kadar insanın ölmesine harbin ağır masraflara maal olmasına, denizlerde onca ticaret ve savaş gemisinin batmasına başlıca neden, Türkler tarafından bir gece önce atılan o incecik çelik halat ucunda sallanan yirmi altı adet mayındır."

    "Nusret'in gizlice döktüğü bu 26 demir kap, savaşın devamı ve dünyanın geleceği bakımdan, diğer tüm çabalardan daha tam ve daha kesin sonuçtu. Hedeflere varmak içindi. Bu engel, İngilizler tarafından başarıyla başlatılmış olan Çanakkale Operasyonunun durduran bir çok psikolojik karışıklıklar doğurdu . Yanlız başına bu mayın engelidir ki Türkiye'yi bir yenilgiden kurtardı ve savaşı uzattı."

    NUSRAT MAYIN GEMİSİ'NİN AKIBETİ

    Şuan Mersin İl Kültür Müdürlüğü, Nusrat Mayın Gemisi'ni aynen Yavuz ve Midilli gemileri gibi "jilet" yapmak istemektedir

    Enzar Töre'nin www.canakkale.org/nusrat.shtml adresinde gördüğüm konuyla ilgili yazısını aktarmak istiyorum. Yazının başlığı "Çanakkale Nusratı'nı Bekliyor."

    Kalkınmanın Temel taşı ülkesini seven insanların çokluğudur. Ülkeyi sevmenin temelinde ülkenin geçmişini bilmek yatar.
    Eğer tarihinizi bilmiyorsanız neyi, niçin seveceğinizi bilemezsiniz. Seviyorum derseniz bu anlamsız bir sevmedir. Türkiye'yi seviyorum diyorsanız, önce tarihinizi bileceksiniz, tarihinize sahip çıkacaksınız. Bunu yapmıyorsanız en azında ülkenizi sevmiyorsunuz demektir. Çanakkale Savaşları Dünya üzerinde bir dönüm noktasıdır.

    Balkan harbi ile başlayan yenilgiler zinciri ile ülkemizin artık elden gittiği yapacak hiç bir şey olmadığı şeklindeki karamsarlık ve yıkıntıyı ortadan kaldırmış ve Türkün bir muhaberede yenilebileceği ama hiç bir zaman yok edilemeyeceği tekrar ispatlanmıştır. En zayıf sanıldığımız bu anda dünyanın en son teknolojileri ile donatılmış ordularını dize getirmiş vatanını savunmuştur. Bugün Orduların varlık sebebi savaşmaktan ziyade caydırıcılıktır. Bu nedenle ordular gerçek güçlerini saklarlar. Önemli olan düşmanın elinizdeki gücü bilip sizden çekinmesi değil, bilmeyerek çekinmesidir. Eğer elinizdeki gücü bilirse ona göre hazırlık yapabilir. Ancak bilemezse her zaman için tereddüt içinde olacaktır. Çanakkale Savaşları bu yönden de önem taşır. Bu büyük savaş, tarihimizde Türk'ün her zaman savaşa hazır olduğunu ve hiç bir zaman güçsüz sanılarak ona saldırılamayacağını göstermiştir. Bu kanaati sağlayan bugünkü ordumuzun gücü kadar tarihimizin bu altın sayfasıdır. İşte bu altın sayfanın yazarı bugün çürüyor. Bu çürümeyi durdurmanın bedeli bugün için savunmaya harcadığımız en küçük bir yeni teknoloji silahtan bile çok daha azdır. Halbuki Nusret anılardaki varlığı ile bu modern silahların yapabileceğinden çok daha fazlasını geçmişte yaptığı gibi bugün de yapıyor. Yeter ki var olsun yeter ki insanlar onu ve hikayesini öğrensinler.

    Ey Türk Devleti ! Türk milleti !
    Tarihinin bu eşsiz kahramanını çürümeye mi terkettin. Eğer bunu yaparsan sen, bugünkü nesil ona layık değilsin. Ve bunun bedelini çok daha ağır ödeyeceksin demektir. Nusrat çiçeklerle bezeli olarak boğaza açıldığı limanda olmalı. Her gün onu görmeliyiz göstermeliyiz ve tüm dünya onun bedeninde görmeli ve anlamalı ki Bu millet en güçsüz sanıldığı anda bile yeterince güçlüdür ve tarih bunu bilmeyenlerin uğradığı felaketleri anlatır.

    Böyle bir kampanya'yı ortaya atıp başlatan değerli Erol Ercan, yaşadığımız bu toprakları bize emanet eden, bu topraklara basarken ayaklarımızın belki de bir kaç santim altında kemikleri çürüyen binlerce vatan evladı dedemiz ninemiz seni şükranla anıyor.
    Nusrat jilet olmayacak. Olamayacak. Buna kimsenin gücü yetmez. Ancak çürütmeye gücü yetiyor.
    Bu kampanyayı gören herkes sayfasına link yapmalı. Çürümesine müsaade etmemeliyiz. -Enzar TÖRE

    Evet. Nusrat Mayın Gemisi 2001 yılı itibarıyla Mersin'nde çürümeye terkedilmiştir. Batmaması için duyarlı insanlar tarafından içindeki su boşaltılmaktadır. Akıbetinin layık olduğu gibi olması için yardıma muhtaçtır.
  3. Uzaklar

    Uzaklar Süper aktif yorumcu

    TÜRK EDEBİYATINDA ÇANAKKALE ZAFERİ

    Çanakkale yüzyıllar boyu insanlık tarihinin en önemli harbe ve mücadelelerine sahne olan Boğazlar bölgesinde şirin ve güzel bir şehirdir. Bu şehir her yönüyle yaşayan bir tarih, Türklerin Avrupa'ya geçmeleriyle süre gelen ve yurdumuzun her köşesinden her Türk ailesinin ve atalarından bir veya birkaç erini gömdüğü şehitler beldesi bugün de üniversite şehridir.

    Çanakkale şehri, aynı adı taşıyan boğazın Anadolu yakasında ve bu Boğazın en fazla darlaştığı kesimde düz bir alanda kurulmuştur. Çanakkale kuruluşu pek eski dönemlere inmeyen ve temeli Fatih Sultan Mehmet zamanında atılmış olan bir 15. Y.y. şehridir.

    Burada yerleşim birimlerin mazisi Truva ile başlar. Truva'nın kalıntıları eski Tunç Çağına kadar inmektedir. Truva şehri M.Ö. 13. Asırda Akalıların eline geçmiştir. M.Ö. 6. Asırda Lidyalıların elinde olan şehir bundan sonra İran hakimiyetine girmiştir. Daha sonra Atina hakimiyetine giren şehir bu kez Atina Isparta mücadelelerine sahne olmuştur. M.Ö. 334 baharında Asya'yı fethe çıkan Büyük İskender Boğaz'dan geçmiş ve Granikos'ta(Bıga çayı) İran ordusunu bozguna uğratmıştır. Daha sonraki asırlarda Anadolu'ya geçen Romalılar buraları hakimiyeti altına almışlardır. Roma'nın parçalanmasıyla Doğu Roma imparatorluğunun eline geçen şehir 14. Asırda Aydınoğlu Umur Beyin akınlarına sahne olmuştur. Sonra Osmanlıların eline geçen şehir Türklerin Avrupa'ya geçişinde önemli bir yer edinmiştir. Nitekim Orhan Bey zamanında Türkler Gelibolu'ya geçmiş Yıldırım Bayezid zamanında Gelibolu önemli bir şehir olmuştur.Fatih döneminde Haçlıların Boğazdan geçmesini engellenememiştir. İstanbul'u fethetmek isteyen Fatih Boğazdan geçişi engellemek Boğaz'ın en dar yerine karşılıklı iki kale yaptırmıştır. Bunlardan Anadolu yakasındakinin adı Fatih'in oğlu Sultan Mustafa tarafından yaptırıldığı için Kal'a-i Sultaniye(Batı yazarları buraya Dardanos demişlerdir.) Avrupa yakasındakine ise Kilitbahir(denizin kilidi anlamında) adı verilmiştir.Artık bundan sonra şehir Türk hakimiyetinde kalmıştır.

    Çanakkale stratejik konumu itibariyle çok önemli bir şehirdi.19.y.y. da Osmanlı devletinin Avrupa devletleri karşısında zayıflamasıyla beraber şehrin önemi daha da artmış küçülen Osmanlı Devletinin bu şehri koruması Boğaz'ların ve İstanbul'un güvenliği için çok önemli olmuştu.

    18.yüzyılda şehirde İsveç Konsolosluğunun bulunması şehrin önemini ortaya koymaktadır.

    19.yüzyılın sonlarında ve ikinci yarısında Çanakkale Boğazı'nın kıyılarında Mecidiye,Hamidiye,Mesudiye,Namazgah,Yıldız,Ertu� �rul ve Orhaniye adlı yeni tabyalar oluşturulmuştur. Bu tabyalar ve onların kahraman bekçilerinin dünyanın en büyük filosunu geri çevirdiklerini göreceğiz.

    Çanakkale yöresi stratejik konumu bakımından önemli bir yer işgal ettiğinden , 19.yüzyılın son çeyreğinde İngiltere,Fransa,Yunanistan ve Rusya birer konsolosluk açmışlardı.Bunlara 1872 Şubatında Almanya konsolosluğu ilave edildi.

    1906'da İngiliz İmparatorluk Müdafaa Komitesinin yaptığı araştırmalar Çanakkale'nin yalnız deniz kuvvetleriyle geçilemeyeceğini bir kez daha ortaya koymuş,1911-1912 Türk-İtalya ve 1912-1913 Türk Balkan Devletleri savaşında İtalya ve Yunan Kurmay heyetleri de aynı sonuca varmışlardır. Nitekim İtalyan filosu 18 Nisan 1912'de Boğazın dış tabyalarını bombardımanla yetinmiş, 19 Temmuz1912'de de sekiz muhripten kurulu İtalyan filolitası, Boğaz dahiline başarısız bir gece akınında bulunmuştu. Balkan Savaşında da Boğaz'a karşı ciddi bir hareket olmamıştı.

    1.Dünya Savaşı'na katılmamızdan 10 gün sonra İngiltere Boğazlar Meselesinin müttefiki olan Rusya'nın lehine halini kabul etti. Üçlü İttifak Devletleri bu konuda anlaşmaya vardılar.

    Merkezi devletler yanında savaşa giren Osmanlı Devletini saf dışı bırakmak amacıyla İtilaf Devletleri tarafından düzenlenmiş olan Çanakkale Harekatı, 1. Dünya Savaşı'nın en önemli askeri faaliyetlerinden birini oluşturmaktaydı.

    18 Mart 1915 sabahı Boğaza giren ve tabyaları topa tutan İngiliz ve Fransız Filoları Çanakkale Boğazının iki yakasındaki mevzilerden açılan yoğun ateş ve Karanlık Limana dökülen mayınların etkisiyle, mevcutlarının % 35 ini kaybedip geri çekilmek zorunda kaldılar.

    18 mart bozgunu , İtilaf Devletlerine karadan destek olmaksızın yalnız deniz kuvvetleriyle Boğazın geçilemeyeceğini gösterdiğinden General Hamilton 'un emriyle bir Çıkarma ordusu hazırlandı. Çıkarma Harekatı 25 nisan 1915 günü sabaha karşı başladı. Sarp bir kıyı olan Arıburnu bölgesine çıkan düşman kuvvetlerini 19. Tümen Kumandanı Mustafa Kemal karşıladı. Kıyıya çıkan İngiliz ve Fransız kuvvetleri geri püskürtüldü. Bundan sonra her iki cephede de siper savaşları sürdürülmüş özellikle 21 Haziran Kerevizdere, 28 Haziranda da Zığındere çarpışmaları çok şiddetli geçmiştir. Bunun ardından İtilaf kuvvetleri kesin bir sonuç almak amacıyla 6-7 Ağustos gecesi başlattıkları Harekat dört gün sürdü. Bu kuvvetler Yarbay Mustafa Kemal tarafından Conkbayırı'nda durduruldular. Böylece Birinci Anafartalar Zaferinden sonra İtilaf kuvvetlerinin yaptığı bütün taarruzlar sonuçsuz kaldı. Ancak 21 Ağustosta yeni bir saldırı başlattılar. İkinci Anafartalar Muharebesi denilen bu Harekat da başarılı olamayınca Muharebeler günlerce süren siper savaşlarına dönüştü. Bu çarpışmalarda Türk askeri Çanakkale'nin geçilmez olduğunu ispatladı. İtilaf kuvvetleri 19-20 Aralık gecesi Anafartalar ve Arıburnu Cephesinden 8-9 Ocak 1916' da Seddülbahir'den çekildiler.

    İtilaf Devletlerinin başarısızlığı ile sonuçlanan Çanakkale Muharebeleri Birinci Dünya Savaşının seyrini değiştirip uzamasına sebep olduğu gibi Çarlık Rusya'sının çöküşünü hazırlamış ve İngiltere'de Hükümet değişikliğine yol açmıştır.

    Çanakkale Savaşları sonuçları sebebiyle dünyaya Türk'ün yenilmezliğini, Mehmetçiğin azim ve iradesini ve de centilmenliğini göstermiştir. Bununla birlikte bu savaşlar sırasında bir komutan parlamıştır. Mustafa Kemal! Daha sonra milleti arkasına alıp Türk'ün haklı davasını sürdürecek ve başarıya ulaşarak yeni bir devlet kuracaktır. Ayrıca bütün dünya onun dehasını takdir edecektir. Mustafa Kemal ise bir şey in farkındadır. Bağımsızlığı ve namusu söz konusu olunca Türk askerinin nasıl ölüme koştuğunu bilmektedir. Yeter ki onu idare edecek dahi bir komutan olsun. İşte o da Mustafa Kemal idi. Siz hiç ölmek için can atan asker gördünüz mü? İşte Çanakkale Savaşlarında Türk askeri!Atatürk'ün bu konudaki hatıralarından birine değinelim.

    Bir buluşma esnasında Mısır Devlet Başkanı Atatürk'ü takdir ettiğini söyler ve ekler;

    -" Ekselans benim milletimin de sizin milletiniz gibi hürriyete ve istiklale ihtiyacı var. Bunu nasıl temin edebiliriz? Tıpkı sizin Çanakkale Boğaz Savaşında Düvel-i Muazzama Ordusuna karşı kazandığınız zafer gibi bizim de böyle bir ordu ve stratejiye ihtiyacımız var. Bize bu konuda yardım edebilir misiniz? " Sorusuna Mustafa

    Kemal:

    -" Vatanı için şehit olacak bir buçuk milyon Mısırlı genciniz varsa bu işi yapabiliriz. Bunun haricinde olmaz! " deyince Mısır Devlet Başkanı

    -" Maalesef bizim öyle ölecek bir buçuk milyon Mısırlı gencimiz yok." Der. Mustafa Kemal de:

    -" O zaman sizin de hürriyet ve istiklale hakkınız olamaz." Deyiverir.

    İşte bu söz her şeyi açıklamıyor mu?...

    TÜRK EDEBİYATINDA ÇANAKKALE SAVAŞLARI VE ZAFERİ

    İLGİLİ; MENKIBE,DESTAN, ŞİİR, ANEKDOT, VE EFSANELER:

    1-)MENKIBELERDE ÇANAKKALE ZAFERİ



    Menkıbeler, birtakım mahalli adetlerin, insani birtakım tasavvurların dini muhteva içinde hatıralardır. Bu bakımdan karanlık devirleri aydınlatmada tarih kadar kıymetli belgelerdir. Çanakkale Savaşları sırasında bir çok menkıbe yazılmıştır. Bu menkıbeler, bize Türk milletinin zihninde Çanakkale Savaşlarının ne kadar derin

    izler bıraktığını göstermesi açısından önemlidir.

    Çanakkale Savaşları etrafında teşekkül eden menkıbeleri şöyle sıralayabiliriz.

    A)TARİHİ-EFSANEVİ ŞAHSİYETLER ETRAFINDA OLUŞAN MENKIBELER

    Milletlerle olan savaşlarında Allah'ın Türkler'e yardım ettiğini pek çok menkıbede görürüz. Bunlardan birisi de Mustafa kemal hakkında

    anlatılanıdır

    1) GAZİ MUSTAFA KEMAL PAŞA:

    Türkler'in başka. M. Kemal'in Omega saatinin parçalanması suretiyle kendisine hiçbir şey olmamasıdır. Bu olay, Anadolu'nun pek çok yerinde, farklı şekilde anlatılır. Bu olay' yazılı olarak en güzel şekilde Ruşen Eşref Ünaydın'ın "Mustafa Kemal ile Mülakat" adlı eserinde şöyle verilir:

    "Buraya kadar muhaveremizi sakin bir vaziyette dinleyen Yüzbaşı Cevat Bey, Paşa'nın yaveri, kalın, sertliği hoşa giden bir sesle:

    _"Bu şarapnel parçasından biri Paşa'nın göğsünü okşamıştır!"dedi.

    _Nasıl? Dedim.

    Paşa, tespihi ile oynuyordu. Cevat Bey, parlak çizmelerindeki mahmuzları şıkırt yaparak, göğsünün sol tarafındaki nişan kurdeleleri sırası ve ipek kordonu kabaresine şöyle anlatıyordu:

    -Bulunduğumuz yer tamamen muhacimlerin arası idi.Paşa da ilerleyen efradımızı seyrederken göğsüne bir şey in kuvvetlice çarptığını duymuştur.

    -Evet sağ taraftan ceketimde bir kurşun yeri gördüm.Yanımda bulunan zabit(Rahmetli Nuri Canker Bey)"Efendi,vuruldunuz" dedi.Ben böyle bir söz şuyu bulursa askerimizin kuvve-i maneviyesi üzerinde yapacağı tesiri düşündüm.

    Elimle zabitin ağzını kapadım.

    "Sus" dedim.

    Cevat Bey devam ediyordu.

    -"Bir şarapnel misketi,göğsünün sağ tarafını tamamen Omega saatinin bulunduğu cebe isabet etmişti.Saat, parça parça oldu, fakat o darbe,Paşanın göğsünde hafif bir leke bırakmaktan ileri geçmemiştir."dedi.

    -O saat sizin için tarihi bir saattir.Görebilir miyim efendim?dedim.

    Paşa:

    -"O saatin enkazını,bu muharebeden sonra Liman Paşa hatıra olarak aldılar.Bana da kendilerinin aile-i asalet armasını havi bulunan saatlerini verdiler.

    Cevat Bey saati gösterdi.Omega markalı siyah bir saat.Arkasında bir taç ve "L.2." markaları ve Paşanın kırılan saatide Mekteb-i Harbiyeden beri sakladığı Omega markalı kuvvetli bir talebe saati imiş.Cevat Bey Zenınnth marka bir bilezik saatini gösterdi ki onu Mustafa Kemal Paşaya o kurşunun değdiği esnada yanında bulunan genç Mülazım vermiş.

    Askerin bu kadar yanında giden, onlara ön ayak olan bir Kumandana en zorlu düşmanların bile dayanamayacağına aklım eriyordu.

    Omega saati,Türk milleti için kendini feda etti,Komutan Mustafa Kemal'i kurtardı. Türk ordusunun Kumandanını,Türk milletini,Ortadoğu'yu, insanlığı kurtardı.

    2)SEYİT ALİ ONBAŞI:

    Çanakkale Savaşları'nda Deniz Savaşları sırasında Seddü'l- bahir açıklarında bulunan düşman gemileri Morto Koyu ile Seddü' l- bahir tepesini sürekli bombardıman altına almışlardı. Türk mukavemeti gittikçe azalıyordu. Kendilerini Allah' ın koruyuculuğuna bırakan Türk birlikleri şehitlik mertebesine ulaşmayı arzu edercesine, kaçmak yerine son gayretleriyle mücadele ediyorlardı.

    Bu sırada bir İngiliz gemisinden atılan büyük bir bomba Morto Koyu sırtlarındaki bir topçu birliğimizi toptan imha etti. İçlerinden yalnızca Seyid Ali Çavuş kurtulmuştu. Çavuş etrafındaki manzara karşısında duyduğu ızdırap ile dünyada eşine az rastlanacak bir olay gerçekleştirdi.

    Duyduğu acı ile normalde üç kişinin zor taşıdığı 257 kiloluk bombayı yerinden tek başına kaldırdı, taşıdı, topun namlusuna sürdü ve ateşledi. Bu mermi gideceği yeri de biliyordu. Queen Elizabeth gemisinin bacasından içeri girdi ve gemi ortadan ikiye ayrılarak battı.

    Burada, 257 okkalık bir mermiyi kaldırarak olağanüstülük gösteren Seyit Ali Onbaşı ile ilgili menkıbeyi Mehmet İhsan GENİŞÇAN, eserinde şöyle anlatıyor:

    " Ne hikmetse bataryada tek top ayakta kalabilmiş, fakat onun da vinci kırılmış olduğundan mermileri namluya sürülemiyordu. Yüzbaşı Hilmi Bey , etrafından birilerinden yardım alabilmek düşüncesiyle bataryadan uzaklaştığı sırada Niğdeli Ali ile Koca Seyit ümitsiz ve perişan ne yapacaklarını düşünüyorlardı.

    " Ulu ve yüce Allah' tan başka hiçbir güç ve kuvvet yoktur. " duası Seyit' in ağzından nûr tanesi gibi dökülmeye başladı.

    Seyit Ali, bu duayı defalarca okudu. Bu yakarış şüphesiz hiç kimseninkine benzemiyordu. Aşk ile kendinden geçmesi ve 257 okkalık top mermisini kucaklayıp omzuna alması bir oldu. Demir basamakları tam üç kez inip çıktı. Yanında bulunan Niğdeli Ali, Seyit ' in göğüs ve omuz kemiklerinin çatırtısını duyuyor, hayret ve dehşet içinde kalıyordu. Topun namlusuna sürülen üçüncü mermi savaşın kaderini böylece değiştiren olayı yaratmış ve İngilizler' e ait "Ocean" isimli zırhlı, bu merminin isabetiyle korkunç yara almıştır.

    Aynı gün geç saatlerde Çanakkale Boğazı Müstahkem Mevki Kumandanı Cevat Paşa, ödül olarak Seyit' e onbaşılık rütbesini verdi. Merminin bir defada kendi huzurunda kaldırılmasını istedi. Bunun üzerine Seyit Onbaşı, Cevat Paşa' ya şu cevabı verdi:

    " Ben bu mermileri kaldırırken gönlüm, Allah'ın feyziyle doldu. Ancak bu kuvvetin sırrı o anda bana Allah' ın ihsan ettiği bir vergi idi. Bu ağırlığı kaldıracak kadar bir makam varmışsam bu dua ve rıza ile olmuştur. Ancak şimdi kaldırmam mümkün değildir kumandanım"

    3)YAHYA ÇAVUŞ VE TAKIMI

    Çanakkale Muharebelerinin en ateşli saldırıları sırasında Morto Koyu' ndan çıkartma yapan bir İngiliz birliğine karşı Seddü' l- bahir tepesinde bulunan Yahya Çavuş ve takımı (15 kişi) büyük bir inançla engel olmaya çalışıyorlardı. Karşılarında bulunan bir birliğe karşı 15 kişi gönülden savaşarak engel olmaya çalıştılar. Tam üç gün ve üç gece bir birliğe bir takım olarak karşı geldiler. Onları durdurdular. Gelibolu Yarımadası' nın içlerine girmelerine 15 kişilik bir kuvvetle engel oldular. Sonunda yardımcı kuvvetlerin gelmesine yakın hepsi Allah' ı arzu ettiler. Şehitlik mertebesiyle Allah' a ulaştılar.

    Bundan başka "Hasan ve Mevsuf", "Sıhhıye Başçavuşu Hüseyin Hikmet Başaran", "Bayraklı Baba Menkıbesi" ve "Kaşıkçı Dede Menkıbesi" hakkında anlatılan menkıbeler vardır.

    B)Dinî ve Tarihî Şahsiyetler Etrafında Teşekkül Eden Menkıbeler

    1)CONKBAYIRI ÜZERİNDEKİ BULUTLAR :

    Çanakkale' de en çok anlatılan menkıbe şudur:

    Conkbayırı' nda kara savaşları sırasında 57 tümen her gün çamaşır değiştirir. Kirlilerini yıkar çalılara asar ve ertesi gün için kurumuş. Sebebi ise eğer şehit olurlarsa Allah'a temiz kıyafetlerle varmaktır. Savaşa çıkmadan önce namazlarını kılar ve ibadet ettikten sonra savaşa başlarlarmış. Maneviyatı kuvvetli bu insanlar Conkbayırı' ında düşman tarafından kıstırıldıkları anda gökten beyaz-gri bir bulut kümesi 57. Tümenin üzerine inmiş ve bulut yok olduğunda düşman askerleri ne olup bittiğini anlayamamışlar. Zira ortada tek bir Türk askeri bile yokmuş. Gemiden bu olayı seyreden İngiliz Amirali Hamilton daha sonraki savaş anılarında da bu olayı anlatmaktadır.

    2)BULUTUN KORUMASI

    Menkıbelerde bir başka mucizevî yardım da bir İngiliz Alayının bulutların içinde kayboluşu biçimindedir. Olay şu şekilde anlatılmaktadır;

    " O gün Kraliyet Alayı taze kuvvetlerle bu saldırıda görev aldı. Sağ cenahta yer alan bu alay, daha az bir mukavemetle karşılaştığı için hızla ilerlemeye başlamıştı. Alay, Azmak Deresi' nin kuru yatağını geçmiş, Kayacık Ağrılı mevkiinden Damakçı Bayırı'na doğru yürüyordu. Karşılarında küçük bir tepe vardı. Tepenin üzerinde garip, soluk renkte bir bulut durmaktaydı.alay, sol taraftaki Ağıl Dere' ye inmeden tepeye doğru ilerledi ve bulutun içine girip kayboldular. Yâni alanda askerlerin Mestan Tepe' den şaşkın bakışları arasında 7-8 değişik bulutla daha birleşerek Trakya istikametine doğru uçup gittiler. Orada bulunan 267 İngiliz askerinden hiçbirinin izine bir daha rastlanamamıştır."

    3)NUSRET MAYIN GEMİSİNİN MUTLAK YAKALANIŞTAN KURTULMASI

    Nusret Mayın Gemisi Çanakkale savaşına noktayı koyacak olan görevine çıktığı gece Karanlık Liman ile Seddülbahir arasındaki mayınları toplayıp yerini değiştirirken O''nu koruyan Anadolu Feneri de bir İngiliz Gemisi üzerine projektörleri dikmiş ve gemiyi takibe almıştı. Fakat birden Anadolu Feneri arıza yaptı. Nusret Mayın Gemisi telaşla ışıklarını söndürdü. İngiliz gemisi bu sefer kendi projektörleriyle denizi taramaya başladı. Geçen dakikalar içinde Nusret Mayın Gemisi tam yakalanacağı anda birden Anadolu Feneri tekrar çalışmaya başladı. İngiliz gemisinin projektörleri üzerine kendi projektörlerini dikti ve iki ışık arasında kalan Nusret muhakkak bir hezimetten kurtuldu. Görevini yerine getirip geri döndüğünde bu heyecana kalbi dayanamayan gemi kaptanı ,Hakkı Bey' in naşını da karaya çıkardı. Anadolu Feneri' nin hiçbir tamirat yapılmadan kendiliğinden çalıştığını öğrenen gemi komutanı Nazmi Bey, bu olayın bir mucize olduğunu daha sonraki günlerde yazdığı günlüğünde bildirmektedir.

    Bundan başka bulutun koruması ile ilgili anlatılan iki menkıbe daha vardır. Yine "Uçan Türkler" adlı anlatılan bir menkıbe daha vardır.

    II- DESTANLARIMIZDA ÇANAKKALE ZAFERİ

    Türkler, pek çok özelliğin yanı sıra, destan yaratan bir millet olarak da tarihte hakettiği yeri almıştır. Alp Er Tunga Destanı,Şu Destanı, Oğuz Kağan Destanı, Ergenekon Destanı, Bozkurt Destanı, Genç Osman Destanı, Plevne Destanı, Estergon Destanı, Şeyh Şamil Destanı, Girit Destanı, Kars Destanı, Silistre, Cezayir, Varna, Budin destanları bu milletin yarattığı destanlardan sadece bir kaçıdır. Tarih boyunca yaratılan destanlar zincirinin altın halkalarından biri de hiç şüphesiz "Çanakkale Destanı" dır.

    Çanakkale Zaferi öyle büyük bir zaferdir ki, halkın vicdanında öyle derin izler bırakmıştır ki, pek çok şair tarafından - halkın da hislerine tercüman olunarak- destanlar vücuda getirilmiştir. Türk' ün bu zaferini en mükemmel şekilde Mehmet Akif destanlaştırmıştır. Edebiyat tarihinin Akif' in;

    "Çanakkale Şiiri" hakkındaki hükmü şudur:

    "Bu şiiri Mehmet Akif yazmadı; kağıda dökenle, toprağa kanını dökenler birleşerek yazdılar."

    Çanakkale Savaşı ile ilgili yazılmış pek çok destan mevcuttur. Başta Mehmet Akif' in eseri olmak üzere seçilmiş birkaç destanı verelim.

    - 1-MEHMET AKİF ERSOY - ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ

    Bu eser, yıllardır hepimiz tarafından zevkle okunmuş ve ezberlenmiştir. Burada Akif harbin vahametini, vahşetini anlatırken, bu uğurda şehit olanların da yalnız kalmayacaklarını, onları Hz. Peygamber' in şefkatle beklediğini müjdelemektedir. Bu şiiri başlı başına Türk' ün Destanıdır. Anlatılmaz yaşanır.

    Prof. Dr. Mehmet Kaplan, bu destanın estetik kıymeti hakkında şu kanaati ifade eder:

    " Mehmet Akif Ersoy'un Çanakkale Savaşını tasvir eden şiiri yazıldığı tarihten bu güne kadar bütün nesillere o savaşın heyecanını yaşatmış ve onun tarihî, derin ve büyük manasını hatırlatmıştır. Bunun sebebi de hiç şüphesiz, bu şiirin taşımış olduğu estetik değerdir."

    Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?

    En kesif orduların yükleniyor dördü beşi

    -Tepeden yol bularak geçmek için Marmara' ya-

    Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya

    Ne hayasızca tahaşşüt ki ufuklar kapalı!

    Nerede- gösterdiği vahşetle "Bu: bir Avrupalı"

    Dedirir -yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi

    Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!

    Eski dünya, yeni dünya, bütün akvam-ı beşer,

    Kanıyor kum gibi, tufan gibi hakikat mahşer mi mahşer

    Yedi iklimi cihanın duruyor karşıda

    Ostralya' yla beraber bakıyorsun: Kanada!

    Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk;

    Sade bir havadis var ortada: vahşetler denk.

    Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela...

    Hani tâûna da zuldûr bu rezil istila!...



    Bundan başka Boyabatlı Mustafa'nın "Çanakkale Destanı" adlı eseri vardır.

    III- ŞİİRLERİMİZDE ÇANAKKALE ZAFERİ

    Çanakkale Zaferi ile ilgili, menkıbe, destan yanında münferit şiirler de yazılmıştır. Mehmetçik, harbe giderken sâkin ve sevinçli olarak anasından, babasından, yavuklusundan, sılasından ayrılmıştır. Hatta anasını, yavuklusunu bir daha göremeyeceğini bilerek yola revân olmuştur. Bu duyguyu şu mısralarda görebiliriz.



    ÇANAKKALE TÜRKÜSÜ

    Çanakkale içinde vurdular beni

    Ölmeden mezara koydular beni

    Of gençliğim eyvah.

    Çanakkale içinde Aynalı Çarşı

    Ana ben gidiyom düşmana karşı

    Of gençliğim eyvah

    Çanakkale içinde bir uzun selvi

    Kimimiz nişanlı kimimiz evli

    Of gençliğim eyvah



    - BİR YOLCU' YA

    Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın

    Bu toprak bir devrin battığı yerdir.

    Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın

    Bir vatan kalbinin attığı yerdir



    Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda

    Gördüğün bu tümsek Anadolu' nda

    İstiklâl uğrunda, namus yolunda

    Can veren Mehmet' in yattığı yerdir.



    Bu tümsek koparken büyük zelzele,

    Son vatan parçası geçerken ele

    Mehmet' in, düşmanı boğduğu sele

    Mübârek kanını kattığı yerdir



    Düşün ki, haşr olan kan, kemik, etin

    Yaptığın bu tümsek amansız, çetin

    Bir harbin sonunda bütün milletin

    Hürriyet zevkini tattığı yerdir.

    Necmettin Halil Onan(Çakıl Taşları)

    Çanakkale Savaşları öyle bir savaştır ki Türk Milletinin ruhunda ve zihninde silinmeyecek etkiler bırakmıştır.Bu yüzdendir ki bir çok destana, şiire ve romana ve de tarihin tozlu yapraklarına konu olmuştur. Yüz binlerce şehidin verildiği bu savaşlar öyle silinecek bir yazı değildir. Bu savaşlar Türk milletinin onurunu, kahramanlığını ve centilmenliğini bütün dünyaya ispatlamıştır. Bu sebeple bu savaşları çok iyi algılamamız gereklidir.
  4. Uzaklar

    Uzaklar Süper aktif yorumcu

    MUSTAFA FEVZİ ÇAKMAK (1876-1950)
    1 . MUSTAFA FEVZİ ÇAKMAK'IN AİLESİ VE ÖĞRENİM HAYATI

    Fevzi Çakmak'a; Fevzi Paşa, Müşir Fevzi yada Mareşal Çakmak da denir. Cumhuriyet Ordularının iki mareşalinden -ötekisi Atatürk - biridir. Mustafa Fevzi Çakmak, 1876 tarihinde İstanbul'da doğdu. Babası Çakmakoğullarından, Tophane kâtiplerinden Ali Sırrı Efendi ; annesi ise Varnalı Hacı Bekir Efendi'nin kızı olan Hesna Hanım dır. Fevzi Çakmak'ın babası Ali Sırrı Efendi, albay rütbesiyle Medine'de bulunduğu dönemde ölmüş ve Medine'ye gömülmüştür. Ali Sırrı Efendi ile Hesna Hanımın biri kız ve üçü erkek olmak üzere dört çocukları olmuştur. Osmanlı Ordularında topçu albayı olan Ali Sırrı Efendi, çocuklarını asker yapmayı istemekteydi. Nitekim erkek kardeşleri de Fevzi Çakmak gibi asker olmuş fakat kardeşlerinden Muhtar bey 1912 Balkan Savaşı'nda, Nazif Bey Çanakkale Savaşında ve en küçük kardeşi olan Sami Bey ise askeri ortaokula devam ettiği sırada genç yaşta vefat etmişlerdir.

    Mustafa Fevzi, öğrenim hayatına beş yaşındayken İstanbul'da Sadık Hoca Mahalle Mektebi 'ne yazılarak başlamıştır. Mahalle Mektebi'ndeki iki yıllık öğreniminin ardından Sarıyer'deki Hayriye Mektebine devam etti. Mustafa Fevzi on yaşına geldiğinde, Rüştiye Mektebi 'ne yazılarak orta öğrenimine başladı. Bu okuldaki bir yıllık öğrenim ardından Soğuk Çeşme Askeri Rüşdiyesi 'ne yazıldı ve 1890 yılında Kuleli Askeri İdadisine girdi. Bu okuldan 1893 yılında mezun olan Mustafa Fevzi 29 Haziran 1893 tarihine Pangaltı Harbiye Mektebi 'ne kaydoldu. 28 Ocak 1896 tarihinde Erkan-ı Harb (kurmay) sınıfına ayrılarak; Harb Okulunu başarıyla tamamladıktan sonra 25 Aralık 1898 tarihinde Harb Akademisi'nden Kurmay Yüzbaşı olarak mezun olup, orduya katıldı.

    2. FEVZİ ÇAKMAK'IN BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ FAALİYETLERİ

    Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle orduya katılan Fevzi Bey'in ilk görev yeri; 25 Aralık 1898'de atandığı Erkân-ı Harbiye Dairesi (Genelkurmay) IV. Şube idi. Bu görevin arkasından 11 Nisan 1899'da Rumeli'ye gönderilerek Metroviça'daki XVIII. Fırka Kurmaylığ ı'nda görevlendirildi.XVIII. Fırka Kurmaylığı görevi ile Arnavutluk'a gelen Fevzi Bey'in ilk işi bölgeyi iyice tanıyıp kendisine verilen görevi eksiksiz yerine getirebilmek için çalışmalara ve hazırlıklara başlamak oldu. Fevzi Bey yüzbaşı rütbesinde gönderildiği Rumeli'de, 14 sene sürekli olarak kalarak 6 Şubat 1901'de Kolağası , 20 Nisan 1902' de Binbaş ı , 19 Temmuz 1906'da Kaymakam ( Yarbay) ve nihayet 17 Aralık 1907'de Miralay (Albay) rütbesine yükseldi. Fevzi Bey, 29 Aralık 1908'de Kosova'ya bağlı Taşlıca Mutasarrıfı ve Nizamiye 35. Liva (Tugay) K. ' lığına atandı. 1908 yılında II. Meşrutiyet'in ilanında sonra 7 Ağustos 1909'da çıkarılan Tasviye-i Rütbe-i Askeriye Kanunu ile Fevzi Bey'in rütbesi Miralaylıktan, 19 Ağustos 1909'da Binbaşılığa indirildi. 19 Ocak 1910 tarihinde Fevzi Bey'in rütbesi Tugay K.' lığına yeterli gelmeyince ordu açığına alındı. Fakat 27 Nisan 1910 yılında Taşlıca Mutasarrıflığı uhdesinde kalmak üzere Müretteb Kosova Kolordusu Karargâh ı'nda görevlendirildi. Bu görevden sonra Fevzi Bey, 3 Haziran 1910'da Mürettep Kosova Kor. Kurmay Başkanlığı 'na atandı ve 29 Eylül 1910 yılında Binbaşılığa indirilen rütbesi yeniden Kaymakamlığa (Yarbay) yükseltildi. Fevzi Bey kaymakam rütbesiyle, 15 Ocak 1911 tarihinde Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Dairesi V. Şubes i 'nde görevlendirildi. Bunu takip eden yıllarda Batı Rumeli'yi özellikle İtalyanlara karşı savunmak amacıyla oluşturulan Garp Ordusu Kurmay Başkanlıg ı 'na (18 Nisan 1911) ve daha sonra da 6 Ekim 1911'de İpek Mutasarrıflığı 'nda görevlendirildi. Fevzi Bey, 19 Ekim 1911'de İstanbul'a dönerek Genelkurmay'daki görevine devam etti. Ayrıca Dahiliye Nazırı Hacı Adil'in başkanlığındaki bir heyetle 11 Şubat 1912'de Rumeli Vilayetleri için (Kosova, Selanik ve Manastır) ittihaz olunan kararın tatbikatına geçmek üzere görevlendirildi.

    Fevzi Bey, Balkan Savaşı'nın çıktığı dönemde (3 Temmuz 1912'de) 21. Yakova Nizamiye Fırkası K. Vekilliğine , daha sonra da Balkan Harbi Seferberliği'nin başlangıcında Vardar Ordusu K.' lığı Harekât Şubesi Müdürlüğü 'ne getirildi. Ordu Kurmay Başkanı Albay Halil'in İstanbul'a gitmesi üzerine de 10 Mayıs 1913'ten itibaren Kurmay Başkanlığı'na vekalet eden Fevzi Bey, Rumeli Vilayetleri'ndeki Türk egemenliğini sona erdiren Balkan Harbi'nin sonunda, 22 Haziran 1913 tarihinde İstanbul'a geri döndü. Fevzi Bey, 1913 yılının 6 Kasımı'nda Miralay (Albay) rütbesine terfi etti ve iki sene kıdem zammı alarak 2 Mart 1914 yılında Mirliva (General) rütbesini aldı. Bu dönemden sonra Fevzi Bey, kolordusu ile birlikte Birinci Dünya Savaşı'nda Çanakkale Cephesi'nde görev aldı.

    3. ÇANAKKALE CEPHESİ'NDE FEVZİ ÇAKMAK

    Fevzi Paşa'nın, Balkan Savaşları çıktığı dönemde 21. Yakova Nizamiye Fırkası K. Vekilliği 'nde; 6 Ağustos 1912'de Kosova Kuvay-ı Umumiye Kurmay Başkanlığ ı'nda; 29 Ekim 1912'de de Balkan Harbi Seferberliği'nin başlangıcında Vardar Ordusu K. I. Şube Müdürlüğü 'nde görevlendirildiğini daha öncede belirtmiştik. Sırp Cephesi'nde Vardar Ordusu Harekât Şube Müdürü olarak bulunan Fevzi Paşa'nın başarılı askerî faaliyetlerine rağmen, Garp Vilayetleri'nde 10 Mayıs 1913'den itibaren Türk Hakimiyeti sona ermiştir. Fevzi Paşa, Güney Gurubu Komutanlığı'na bağlı V. Ordu K. olarak 13 Temmuz'da katıldığı II. Kereviz Dere Muharebesi 'nde İngiliz ve Fransızlara karşı savaştı. Fevzi Paşa'nın Komutasındaki V. Kolordu K.' lığına bağlı IV. - VII. Tüm. Komutanlıkları cephede ve VI. Tüm. Komutanlığı ise geride bekletilmekteydi. Bu muharebeler esnasında V. Kor. Komutanlığına bağlı, VII. Tüm. Cephesi'ne yapılan İngiliz taarruzları başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Fransızlar ise IV. Tüm. Cephesi'ne taarruz etmiş fakat beklemedeki VI. Türk Tüm.'nin bölgede kullanılması üzerine düşman fazla ilerleme gösterememiştir. 13 Temmuz'da cepheye gelen Fevzi Paşa'nın komutasındaki XIII. ve XIV. Tümenler muharebeye katılmamış fakat 21 Temmuz'dan itibaren cepheye gelerek, I. Tüm. hariç yıpranmış ve yorulmuş eski tümenleri değiştirmişlerdir. Ayrıca II. Ordu Tümenleri'nin bölgeye (Kereviz Dere-Zığın Dere) gelmeleri üzerine VI. ve VII. Tümenler, Saros Gurubuna gönderilmiştir.

    Fevzi Paşa, V. Kolordu Komutanı olarak 6 - 13 Ağustos 1915 tarihindeki muharebelere katılmıştır. Düşman Kirte istikametinde yapacağı taarruzlar doğrultusunda Alçıtepe'yi almayı planlıyordu. Fakat Türk direnişi karşısında amacına ulaşamayan düşman çok fazla ilerleyememiştir. 6 Ağustos'ta düşmanın taarruz ettiği Arıburnu - Conkbayırı bölgesine gönderilen VIII. ve IV. Tüm. ile yetinmeyen Vehip Paşa, 9 Ağustos'ta Fevzi Paşa'nın komuta ettiği V. Kor. Komutanlığına bağlı V. ve XIV. Kolorduların son ihtiyatları olan 41. ve 28. Alayları da bu bölgeye gönderdi. Bölgeye gönderilen bu iki alay Conkbayırı'nın düşman eline geçmemesine ve Alb. Mustafa Kemal'in 10 Ağustos tarihinde Conkbayırı taarruzuna yardımcı oldu. Eylül 1915 - 9 Ocak 1916 Mevzi Muharebeleri 'nde rahatsızlığı nedeniyle Anafartalar Kurmaylığı'ndan Alb. Mustafa Kemal'in 10 Aralık 1915'te ayrılması üzerine bu göreve Fevzi Paşa getirilmiştir. Bu muharebelerde V. Kolordu Komutanı olarak görev alan Fevzi Bey'in komutasındaki XIII. Tüm. 21 Ekim 1915'te Keşan'a hareket etti. XIV. Tümen ise 12 Ocak 1916'da bölgeden ayrıldı.

    Anafartalar Grup Komutanı olarak Eylül - 20 Aralık 1915 Mevzi Muharebeleri Kuzey Grubu'nda bulunan Fevzi Paşa, Alb. Mustafa Kemal'in rahatsızlığı nedeniyle cepheden 16 Aralık 1915'de ayrılması üzerine bu göreve getirildi. Anafartalar Grup Komutanlığına bağlı II. Kor. Kh. ve IV. Tüm. 16 Ekim 1915'te cepheden ayrılarak Keşan'a gönderildi. II. Kor. Kh.'nın bölgeden ayrılması üzerine yerine XVI. Kor. Kh. teşkil edildi. Düşmanın 18 Aralık'ta başlatıp; 20 Aralık gecesi tamamladığı tahliyeden sonra bu bölgedeki birlikler Trakya'ya sevk edildi. Yeni getirilen birliklerden Çanakkale Grup Komutanlığı teşkil edildi. Fevzi Paşa'nın komutasındaki Anafartalar Grup Komutanlığına bağlı Tümenlerin bölgeden ayrılış tarihleri:

    XIX. Tüm. 19 Ocak 1916

    XV. Tüm. 17 Ocak 1916

    XII. Tüm. 16 Ocak 1916

    VII. Tüm. 15 Ocak 1916

    XI. Tüm. 9 Ocak 1916

    IX. Tüm. 14 Ocak 1916

    VIII. Tüm. 13 Ocak 1916

    4. FEVZİ ÇAKMAK'IN 1915 SONRASI ASKERÎ VE SİYASÎ FAALİYETLERİ

    Fevzi Bey, Rus taarruzlarının yoğunlaştığı bir dönemde -19 Nisan 1916 - Doğu Cephesi'ne bağlı III. Mıntıka K.' lığına atandı. Daha sonra 7 Eylül 1916'da II. Kafkas Kor. K. 'lığında görevlendirildi. Böylece Fevzi Paşa, Ruslara karşı başarılı saldırılarda bulunarak; Rusların İskenderun ve Basra Körfezlerine inme planlarını tamamen ortadan kaldırdı. 5 Temmuz 1917'de Diyarbakır'da II. Ordu K. 'na atanan Fevzi Bey Şark Cephesi'nde harekât kısmen normale dönünce önce Suriye 'ye sonrada Sina ve Filistin Cephelerine gönderildi. Daha sonra Fevzi Paşa, Kanal Cephesi'nden saldıran İngilizleri durdurmak üzere Mustafa Kemal'den boşalan Halep'teki VII. Ordu K. 'na tayin edildi. Bu cephede gösterdiği başarılardan dolayı Fevzi Bey'in rütbesi 28 Temmuz 1918'de Ferik (Korgeneral)'liğe yükseltildi. Ancak bir süre sonra Fevzi Bey'in hastalanması üzerine bu göreve Mustafa Kemal Paşa tayin edildi ve Fevzi Bey İstanbul'a döndü.

    Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından sonra Fevzi Paşa, Ahmet Tevfik Paşa Kabinesi'nde 24 Aralık 1918'de Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti 'nde (Genel Kurmay Başkanlığı) görev almıştır. Ayrıca Fevzi Bey, Mustafa Kemal'in IX. Ordu Müfettişi olarak Anadolu'ya geçmesini hazırlayanlardan biri olmuştur. Bu dönemde Yunanlıların bir zırhlısının İzmir'e geldiğini ve bazı askerlerin karaya çıktığını haber alan Fevzi Bey, karaya çıkacak askerlere ateş edilmesi emrini vermesi nedeniyle; işgalci devletlerin ve özellikle İngilizlerin hükümete yaptıkları baskı sonucu 14 Mayıs 1919'da görevinden azlettirildi. 28 Nisan 1919'da Rumeli'ye giden Heyet-i Nasiha içerisinde bulundu. Daha sonra 14 Mayıs 1919'da I. Ordu Kıtaatı Müfettişliği 'ne atandı. 3 Kasım 1919'da Meclis-i Vükela kararlarıyla Sivas'a gitmesi karalaştırılan heyete dahil edildi. Ancak Fevzi Paşa'nın Milli Mücadeleyi bastırmak ve Mustafa Kemal'i tutuklatmak üzere geldiği söylentileri Sivas'ta Fevzi Paşa aleyhine bir hareketin doğmasına neden oldu. Fakat Fevzi Paşa ile görüşen Kâzım Karabekir onun böyle bir düşüncesi olmadığını anlamıştır. Fevzi Paşa Sivas'tan döndükten sonra 31 Aralık 1919'da Askerî Şura Üyeliği 'ne atanmıştır. Daha sonra Ali Rıza Paşa ve Salih Paşa kabinesinde, 3 Şubat 1920 'de Harbiye Nazırı olarak görev aldı. 3 Mart 1920'de Ali Rıza Paşa'nın istifasıyla açığa alındı ve 8 Mart 1920 tarihinde kurulan Salih Paşa kabinesinde tekrar Harbiye Nazırı olarak görevlendirildi. Fakat 8 Nisan 1920'de kabinenin istifasıyla Fevzi Paşa'nın görevi son buldu. İngilizler, İstanbul'u resmen işgal edince Fevzi Paşa İstanbul'da yapılacak bir şey kalmadığını düşünerek 27 Nisan 1920 'de gizlice Ankara'ya gitti. 3 Mayıs 1920'de Feke Kazası Belediye ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti tarafından TBMM'ne Kozan Milletvekili olarak girdi. Daha sonra kurulan ilk hükümette Milli Müdafaa Veki li, İcra Vekilleri Heyeti Müşirliğe Başkanlığı ve Ankara'da kurulan Meclis hükümetinin ilk başkanlığını yaptı. Fevzi Paşa bu son görevinde iken düzenli ordunun kurulmasında önemli hizmetleri oldu.

    Fevzi Paşa hakkında Divân-ı Harp tarafından 24 Mayıs 1920'de verilen idam kararı, 27 Mayıs 1920'de pâdişah tarafından onaylandı. II. İnönü Savaşı'nın kazanılmasından sonra 3 Nisan 1921 'de 1.Ferik 'liğe (Orgeneral) terfi eden Fevzi Paşa, İsmet İnönü'nün yerine 5 Ağustos 1921'de Milli Müdafaa Vekilliği 'nden istifa ederek Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisliğine getirildi. Fevzi Paşa gerek II. İnönü gerek daha sonra yapılan Eskişehir-Kütahya, Sakarya ve Başkumandanlık Meydan Savaşları'nda gösterdiği başarılardan dolayı rütbesi 31 Ağustos 1922'de, Müşir liğe (Mareşal) yükseltildi. Fevzi Paşa, 27 Ekim 1922'de Genel Kurmay Başkanlığı'nın yanı sıra Batı Cephesi K. ' lığına atandı. Bu dönemden sonra siyasete de atılan Fevzi Çakmak BMM'nin ikinci döneminde İstanbul Milletvekili seçildi. Ayrıca yeni İcra Vekilleri Heyeti'nde 14 Ağustos 1923 yılında Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekilliği 'ne seçilerek; 30 Ekimde kurulan ilk Cumhuriyet Hükümeti'nde yerini korudu. Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekilliği'nin kaldırılmasıyla; Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisliği 'ne atanan Mareşal Fevzi Çakmak 30 Ekim 1924'e kadar askerlik görevinde bulundu. 31 Ekim 1920'de askerlik görevini, siyasete tercih ederek İstanbul Milletvekilliği'nden istifa etti. Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisliği görevini 23 yıl yaptıktan sonra 12 Ocak 1944'de Askerî ve Mülkî Tekaüt Yasası'na göre Tahdit-i Sin yani yaş haddinden dolayı emekliye ayrıldı. VIII. Dönemde TBMM'de Demokrat Parti listesinden bağımsız aday olarak İstanbul Milletvekili seçildi. 5 Ağustos 1946'da Meclise katılan Fevzi Paşa, partisinden ayrılarak; 19 Temmuz 1948'de Millet Partisi'nin kurucu üyeleri arasında yer aldı.

    Mareşal Fevzi Çakmak sağlam karakterli, dinine bağlı bir komutandı. Geniş bir kültüre sahip olan Fevzi Paşa tarih ve edebiyata meraklıydı. İngilizce, Fransızca, Arapça ve Farsça yanında bazı balkan dillerini de bilmekteydi. Fevzi Paşa, politikadan hoşlanmadığı gibi ordunun da politikadan uzak durması için çaba göstermiştir. Fevzi Paşa'nın Harb Akademisi'nde verdiği konferanslar kitap halinde Garb-i Rumeli'nin Suret-i Ziya ve Balkan Harbinde Garp Cephesi Harekâtı adıyla yayımlanmıştır. Ayrıca Büyük Harpte Şark Cephesi Harekâtı adlı bir eseri de vardır.
  5. Uzaklar

    Uzaklar Süper aktif yorumcu

    ALİ FUAD CEBESOY

    (1882 - 1968 )

    1. ALİ FUAD CEBESOY'UN AİLESİ VE ÖĞRENİM HAYATI

    Ali Fuad (Cebesoy), Eylül 1882'de doğmuştur. Babası İsmail Fazıl Paşa , annesi ise Zekiye Hanım dır. İsmail Fazıl Paşa, ilk BMM hükümetinde Nafıa ( İmar ve İskan) Vekilliği yapmış; emekli bir Korgeneraldir. Öğrenim hayatına 1893 yılında tamamladığı Erzincan Askerî Rüşdiyesi ile başlayan; Ali Fuad Bey 1894 yılında Saint Joseph Fransız Lisesi 'ne devam etti. Asker bir ailenin çocuğu olmasına rağmen İsmail Fazıl Paşa, Ali Fuad'ın Harb Okuluna girmesini istemiyordu. Ali Fuad'ın askerlik mesleğini seçmesini engellemek içinde bu Fransız Lisesi'ne kaydettirdi. (Böylece Ali Fuad gençlik yıllarında Batı kültürüyle tanışmış, öğrendiği Fransızca ise onun siyasî ve diplomatik hayatında önemli bir rol oynamıştır.) 1899 yılında bu Liseyi bitiren Ali Fuad 13 Mart 1899'da girdiği Harb Okulu' nu, 10 Ocak 1902'de bitirdi. Aynı yıl Harp Akademisi' ne devam eden Ali Fuad, Akademide Kurmay sınıfına ayrıldı. 11 Şubat 1905'de Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle Akademisi'nden mezun olup, stajını yapmak için V. Ordu emrinde Şam'a tayin edildi. Bu görevinde Ali Fuad 28. Süvari Alayı ve 15. Topçu Alayı ardından da 16. Nişancı Taburu 'nda staj yaptı. 28 Haziran 1906'da III. Ordu Kurmaylığı 'na atanan Ali Fuad; III. Ordu Sahra Topçu Alayı'nda stajını tamamladıktan sonra, Numune Sahra Topçu XV. Alayın Tabiye Öğretmenliği ile görevlendirildi. 20 Haziran 1907 tarihinde Kolağas ı rütbesine terfi etti. Sisam Kareferya Mıntıkası'nda patlak veren isyanı bastırmak için görevlendirilerek; kendisinden boşalan yere okul ve yakın arkadaşı olan Mustafa Kemal'in tayin edilmesini sağladı. Kareferyadaki görevi bittikten sonra da13 Mart 1908'de, Selanik'te III. Süvari Tümen Kurmay Başkanlığı 'na atandı.

    2. BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI BAŞLARINDA ALİ FUAD CEBESOY

    Genç Subayların yetişmeleri için yurtdışına Ataşe Militer olarak tayin edilmeye başlanması üzerine Ali Fuad, 9 Şubat 1909'da Roma Sefareti Ateşe Militerliği'ne tayin edildi. Bu görevi sırasında siyasî ve askerî hizmetlerde bulunarak Almanya, Avusturya, Fransa ve İsviçre başkentleriyle bu ülkelerin belli kentlerini gezme olanağı buldu. Ağustos 1910'da İtalyan Ordusu'nun Manevralarına katılarak İstanbul'da Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti 'ne İtalyanların yakın bir tarihte Trablusgarp ve Bingaziye Osmanlı Devleti'ne Harp ilan etmek suretiyle yapacakları çıkarma harekâtının esasları hakkında raporlar vermiştir. İtalyanların 1911'de Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etmesiyle İstanbul'a dönmüştür.

    1 Ekim 1911'de Rumeli Garp Ordusu'nda I. Şube Müdürlüğü 'ne getirilen Ali Fuad, 25 Kasım 1911'de Binbaşı rütbesine terfi etti. 20 Şubat 1912'de geçici bir görevle I. Ordu Kurmaylığı' nda, İpek ve Yakova'nın isyancılardan kurtarılması için VII. Kor. Tarafından oluşturulan Müfreze Komutanlığı 'nda görevlendirildi. Trablusgarp'a yapılacak silah ve cephane nakliyatı ile İtalya'nın kara ve deniz kuvvetleri için bilgi toplamak amacıyla 24 Haziran 1912'de görevlendirildi. Ali Fuad bu görevinden sonra, 29 Eylül 1912'de Yanya Kor. Kurmay Başkanlığı 'na ayrıca 10 Kasım 1912'de başarısız olarak görevden alınan Cevdet Paşa'nın yerine 23. Tüm. K. Vekilliği 'ne atandı. Bu görevi sırasında ağır bir şekilde yaralanan Ali Fuad, Atina'da bir hastaneye götürüldü. Burada 1,5 aylık tedavinin ardından serbest bırakıldı. Serbest bırakıldıktan sonra Genel Kurmay II. Şube Müdürlüğü' ne tayin edildi. Bu görevin ardından 8 Ocak 1914'de VIII. Ordu Kurmay Başkanlığı 'nda görevlendirilerek; Balkan Savaşı'ndaki başarılarından dolayı 1 Mart 1914'de Kaymakamlık rütbesine yükseltildi.

    3. ALİ FUAD CEBESOY BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI'NDA

    Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla Binbaşı Ali Fuad Bey, önce Filistin daha sonrada Çanakkale , Kafkas (Doğu Anadolu) ve tekrar Suriye , Filistin Cephelerinde Tüm. ve Kor. Komutanlıkları yapmıştır. Ali Fuad Bey, 14 Ekim 1914 Kanal'a taarruz edecek olan ordunun merkez kuvvetini teşkil teşkil eden 25. Fırka K.' lığına tayin edildi. Böylece I. Kanal harekâtının yükü ileride yarbaylığa yükselecek olan Ali Fuad Bey'in yönetimine geçti. Fakat Ali Fuad Bey'in başarılı askerî faaliyetlerine rağmen maalesef 3 Şubat 1915'de Süveyş Kanalını geçme girişimleri başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

    3.1. ÇANAKKALE CEPHESİN'DEKİ FAALİYETLERİ

    14 Ekim 1914'de vekaleten 25. Fırka K. 'lığına detirilen Ali Fuad Bey, 30 Kasım 1914'de asaleten bu göreve atandı. Daha sonrada 25. Fırka K. olarak Çanakkale Savaşlarına katıldı.

    Yarbay Ali Fuad'ın Komutasında bulunan 25. Tüm. , IV. Ordu emrinden alınıp; I. Ordu Kuruluşu' na bağlandı. 2 Haziran 1915'de boğazlar bölgesine taşınmaya başlandı. Çünkü itilaf Devletleri Donanması, Çanakkale'yi zorla geçmeye teşebbüs etmişti. Fakat itilaf Devletleri bu teşebbüsünden bir sonuç alamadı. Müttefik Ordusuyla deniz taarruzundan sonra kara savaşlarınında yapılacağı düşünülmekteydi. Bunun üzerine Başkumandan vekili olan Enver Paşa, VIII. ve X. Tüm.lerin ardından Ali Fuad Paşa'nın komutasındaki 25. Tüm.'inde taşınacağını IV. Ordu K. olan Cemal Paşa'ya bildirdi. Böylece 24 Mayıs 1915'den itibaren sevkedilmeye başlanan 25. Tüm. , 2 Haziran 1915'te boğazlar bölgesine taşınmaya başlandı. Ayrıca 25. Tüm. IV. Ordu kuruluşu olmaktan çıkartılıp I.Ordu XVII. Kor. emrine verildi. 25. Tüm.'in İstanbul'a gelmesinden sonra Liman Von Sanders'in Saros ve Bolayır bölgesine çıkarma yapılacağı konusunda ısrar etmesi üzerine 25. Tüm. 25 Ağustos'tan itibaren bu bölgeye nakledilmeye başlandı. 29 Ağustos'ta ise 25. Tüm. ilk kuvvetleriyle Saros ve Bolayır bölgesine geldi. Fakat 1915 yılı sonlarında Çanakkale taarruzlarından sonuç alamayan İtilaf Devletleri Bulgaristan'ında savaşa girmesiyle Berlin-İstanbul yolunun açılmasından çekinerek Çanakkaleyi boşaltmaya kara verdiler. Bu durum üzerine düşmanın tahliyesinden sonra Çanakkale Grubu Komutanlığına bağlı Ali Fuad Paşa'nın komutasındaki 25. Tüm. muharebelere katılamadı. Daha sonrada Suriye cephesine gönderildi.



    4. 1915 SONRASI ASKERİ VE SİYASİ FAALİYETLERİ

    Çanakkale Cephesi'nin açılmasıyla büyük ölçüde Çanakkale'ye bağlanan Türk kuvvetleri Çanakkale'de kazanılan zaferin ardından ülkenin diğer bölgelerine sevk edildi. Çanakkale'den çekilen İngilizlerin Mısır'da taarruza başlayacağını öğrenen Başkumandanlık Vekaleti II. Kanal Seferi için Yarbay Ali Fuad, 13 Şubat 1916'da XIV. K. 'lığında görevlendirildi. I. Kanal Seferine erleri Suriyeli olan 25. Tüm. ile katılan Yarbay Ali Fuad, II. Kanal Seferine erlerinin tamamı Türk olan XIV. Tüm. ile katıldı. Bu görevi sırasında Suriye daha sonra Diyarbakır üzerinden Çapakçur Mıntıkası'nda meydana gelen savaşlara katıldı. Ayrıca XIV. Tüm., II. Ordu III. Kolordu kuruluşuna bağlandı. 30 Eylül 1916'da Bitlis çevresinde bağımsız olarak görev yapan XVI. Kolorduya bağlı V. Tümen Kumandanlığı'na atanan Yarbay Ali Fuad, Ocak 1917'de Ordu Kurmay Başkanlığı'na daha sonra da 30 Mayıs 1917 de III. Tümen Komutanlığı 'na tayin edildi. Daha sonra Sina-Filistin Cephesi'ne tayin edildiğinden Kafkas Cephesi'nden ayrıldı. Yarbay Ali Fuad, Filistin cephesinde Yıldırım Orduları Kumandanlığı kurulmasından sonra 29 Haziran 1917 de XX. Kolordu Komutanlığı' na atandı. Bu görevi sırasında Filistin de taarruza geçen İngilizlere karşı yaptığı başarılı hareketler neticesinde 21 Aralık 1917 de Mirliva rütbesini aldı. Filistin Cephesi'nde 19 Eylül 1918'den itibaren başlayan muharebelerden sonra Türk Orduları Halep'in kuzeyine çekildi. Nihayet 30 Ekim 1918 yılında ateşkesin imzalanmasıyla birlikte İstanbul'a çağrılan Liman Von Sanders'in yerine Yıldırım Orduları Grup Kumandanlığı 'na Mustafa Kemal Paşa getirilerek VII. Ordu Kumandanlığı vekaletine ise XX. Kolordu Kumandanlığı uhdesinde kalmak üzere Ali Fuad paşa getirildi. 25 Şubat 1919'da II. ve VII. Ordular dağıtılarak Yıldırım Gurubu Kumandanlığı adını alan makama bağlandı. Ali Fuad Paşa'da XX. Kolordu Kumandanlığı 'na atanarak; Konya'ya gitti. Fakat daha sonra karargahıyla birlikte 13 Mayıs 1919'da Ankara'ya gelen Ali Fuad Paşa, 21-22 Haziran'da Amasya Genelgesini imzaladı. İstanbul Hükümeti tarafından 26 Ağustos 1919 da azledilen Ali Fuad Paşa görevini bırakmayarak, 9 Eylül 1919'da Sivas Kongresi kararları doğrultusunda Garb-i Anadolu Umum Kuvay-ı Milliye Kumandanlığı' na atandı. Bu olaydan sonra İstanbul Hükümeti tarafından merkeze çağrılan Ali Fuad Paşa, 29 Ekim 1919'da Ankara Merkez Hastanesi'nden aldığı raporla istirahate ihtiyacı olduğu ve Ankara'da kalmasının gerekli olduğunu belirtti.

    Bu askerî görevlerin ardından siyasetle de uğraşan Ali Fuad Paşa, BMM I. Dönemi için yapılan seçimlerde Ankara Millet Vekili seçildi. Divân-ı Harp tarafından 11 Mayıs 1920'de idama mahkum edilen Ali Fuad Paşa daha önce 25 Haziran 1919'da Ordu Komutanı sıfatıyla Garp Cephesi Komutanlığı 'nda görevlendirilmişti. Aynı zamanda bu dönemde siyasi sıfatını da taşımaktaydı. Garp cephesinde Yunanlılara karşı girişimlerde bulunan Ali Fuad Paşa, 9 Kasım 1920 tarihinde Moskova Büyük Elçiliği 'ne atandı. Moskova Büyük Elçiliği'nin Ruslar tarafından basılmasından sonra gelişen olaylarla Moskova'dan hareket eden Ali Fuad Paşa, 2 Haziran 1922 tarihinde Ankara'ya geldi. Ankara'ya geldikten sonra Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanlığı , TBMM II. Başkanlığı ve geçici başkan seçilerek TBMM'nin II. Dönemi'nde yine Ankara Milletvekili olarak meclise girdi. Ali Fuad Paşa, 13 Ağustos 1923'de Ferik rütbesine yükseltildi. 21 Ekim 1923'de II. Ordu Müfettişliğ i'ne atanan Ali Fuad Paşa aynı zamanda milletvekili olduğu için 31 Ekim 1924 de müfettişlikten istifa ederek tekrar meclise döndü. Bununla beraber TPCF'nin kurucuları arasında yer alan Ali Fuad Paşa, bu partinin Umum-i Kâtibi olarak görev aldı. İzmir suikasti ile ilgisi olduğu sanılan Ali Fuad Paşa, İstiklal Mahkemesi'nde yargılanarak 15 Temmuz 1926'da tahliye edilince meclise döndü. Ne yazık ki Kasım 1927'de ordudan açığa alınarak 5 Aralık 1927'de emekliğe ayrıldı. Bununla beraber 5. , 6. ve 8. Dönemlerde Konya'dan bağımsız Millet Vekili; 9. Dönem'de Eskişehir 10. ve 11. Dönemler'de İstanbul Millet Vekili olarak TBMM'ne girdi. Bu arada Nâfia Vekili olarak 3 Nisan 1939 - 8 Mart 1943 yılları arasında görev alarak; 7 Ağustos 1943 - 9 Mart 1946 döneminde Münakalât Vekili (Ulaştırma Bakanı) ve 30 Ocak 1948 - 1 Kasım 1948 döneminde TBMM Başkanı olarak görev yaptı. Ayrıca 14 Nisan 1959 tarihinde Atlantik Kongresine katılmak üzere Fransa'ya giden Ali Fuad Cebesoy, Meclis'in kapatılmasıyla aktif siyasî hayattan çekildi. Ali Fuad Cebesoy, - 85 yaşında iken - 10 Ocak 1968'de İstanbul'da vefat etti.

    Türk Milleti'nin adeta bir destan yazdığı ve Avrupa'nın sömürgeci uygarlığına karşı üstün başarılar kazandığı Gelibolu Yarımadası'ndaki çarpışmalar, 1915 yılının Ekim ayında hemen hemen durdurulmuştur. İtilaf Kuvvetleri 6 Aralik'ta Anafartalar, Seddülbâhir ve Arıburnu Cepheleri'ni boşaltarak Çanakkale Savaşları'nın bitirilmesine karar verdiler. Türk Ordusu Çanakkale'de 6 ay süreyle yarım milyona varan bir kuvvete karşı koyarak müttefiklerine önemli bir yardımda bulunduğu gibi Birinci Dünya Savaşı'nın kaderini değiştirmiş ve Rus Çarlığı'nın çökmesine neden olmuştur. Karma bir yönetim ve çok az bir cephaneyle yürütülen savaşlar sonunda Türk Ordusu 55.000 şehit, 100.000 yaralı, 10.000 kayıp ve 25.000'i hastalıktan ölmek üzere 190.000 kişi yitirdi. İtilaf Devletleri'nin kayıplarıysa 13.000 ölü, 72.000 yaralı ve 30.000 kayıp olmak üzere 145.000'İtilaf Devletleri bulmuştur.

    Çanakkale Savaşları'nın devam ettiği dönemde İtilaf Devletleri, Rusya'nın baskısıyla yaptıkları anlaşma sonucu; Boğazlar ve İstanbul'u bu ülkeye vaat etmeleri İtalya'yı yeniden İtilaf Devletleri'nin yanına çekmişti. Fakat İtilaf Devletleri'nin Çanakkale'de kara ve deniz savaşlarındaki yenilgisi, Bulgaristan'ı Müttefikler'in arasında yer almaya itti. Böylece Almanya ile Osmanlı Devleti arasında bir köprü kurulmuş oldu. Türk Ordusu'nun Çanakkale Savaşları'ndaki üstün başarıları savaşın üç yıl daha uzamasına Rusya'nın İtilaf Devletleri ile ilişki kuramamasına ve Rusya'da 1917 yılında Bolşevik İhtilali'nin patlamasına yol açtı. 3 Mart 1918'de savaştan çekilen Sovyetler, Doğu Anadolu'da işgal altında tuttukları yerlerden çekildikleri gibi Berlin Anlaşması (1878) ile ele geçirdikleri Kars, Ardahan ve Batum'u da Türkiye'ye geri verdi. Böylece Türkiye ile SSCB arasında Kurtuluş Savaşı yıllarında daha da gelişecek olan ilişkilerin temelleri atılmış oldu.

    Sınırlarını meridyen hesabıyla yapan Avrupa'nın en güçlü sömürgeci ülkeleri İngiltere ve Fransa'nın öncülüğünde, İstanbul'u ve Boğazları ele geçirmek amacıyla açılan Çanakkale Cephesi'ndeki savaşlar Türk Ordusu'nun ve Türk Milleti'nin üstün başarılarıyla zaferle sonuçlanmıştır. Böylece Çanakkale Savaşları'ndan beklemedikleri bir mağlûbiyet alan İtilaf Devletleri'nin yenilmezlik unvanına Türk Milleti son vermiştir. Tabiki bu savaşların kazanılmasında kadın, erkek, çocuk, her neferiyle bütün Türk Milleti'nin ve tabiki Türk Ordusu'nun vatan sevgisine borçlu olduğumuz da bir gerçektir. Ayrıca Çanakkale Savaşları'nın kazanılmasında Türk Milletini bir bütün yapan ve savaşın kazanılacağından hiç şüphe duymadan cephelerde savaşan komutanlarımızı da unutmamak gerekir. Bu çalışmamda Balkan Savaşlarında, Birinci Dünya Savaşı'nda ve Milli Mücadelemizde görevler alan Kâzım Karabekir, Fevzi Çakmak ve Ali Fuad Cebesoy'un faaliyetlerinden bahsettik. Çanakkale Savaşları'nın kazanılmasında önemli görevler alan adı geçen komutanlar kendilerine verilen görevleri üstün başarılarla yerine getirmişlerdir. Sonuç olarak Çanakkale Cephesinde ve Milli Mücadelemiz sırasında ölüm-kalım mücadelesi vererek çarpışan Türk Milletinin her ferdine , Türk Ordusunun her komutanına şükranlarımızı sunuyor ve bir kez daha yad ediyoruz.
  6. Uzaklar

    Uzaklar Süper aktif yorumcu

    MUSA KAZIM KARABEKİR (1882-1948)


    1. MUSA KÂZIM KARABEKİR'İN AİLESİ VE ÖĞRENİM HAYATI

    Asker, Milli Mücadele Kahramanı ve siyaset adamı olan Musa Kâzım Karabekir miladi 1882 - Rumi 1298 - yılında İstanbul'un Küçük Mustafa Paşa semtinde dünyaya gelmiştir. Babası, Osmanlı Ordusu'nda paşalığa kadar yükselmiş olan Mehmet Emin Paşa, annesi ise Hacı Havva Hanımdır. Mehmet Emin Paşa görevi nedeniyle pek çok şehir dolaşmış ve son görev yeri olan Mekke'de kolera hastalığına yakalanarak; 1893 yılında vefat etmiştir. Kâzım Karabekir'in annesi ise Mehmet Emin Paşa ölünce İstanbul'a göç etmiş ve 1917'de İstanbul'da vefat etmiştir. Kâzım Karabekir, ailesiyle birlikte Mekke'ye göç etmeden önce İstanbul'un Zeyrek semtinde İlkokula başlamıştı. Böylece öğrenim hayatı boyunca Kâzım Zeyrek adıyla anıldı. Çünkü soyadı kullanımının olmadığı bu dönemde örenciler okullara kaydedilirken oturdukları il, ilçe veya semt adlarıyla çağrılırlardı. Kâzım Karabekir'de İstanbul'da ailesinin oturduğu Zeyrek semtinden dolayı Kâzım Zeyrek adıyla anılmıştır. 1894 yılında İstanbul'da Fatih Askeri Rüştiyesi'ne giren Kâzım Karabekir, 1896 yılında bu askeri ortaokulu bitirerek, 1897 yılında da Kuleli Askeri İdadisi'ne girdi. Kâzım Karabekir, Askeri Lise'yi 1899'da bitirdi ve ardından askeri lisenin devamı niteliğindeki Pangaltı Harbiye Mektebi ' ne 14 Mart 1900 tarihinde girdi. Harbiye'den 6 Aralık 1902'de Mülazım-ı Sâni (Teğmen) rütbesiyle, piyade sınıfının birincisi olarak; 1318 - P.1 sicil numarasıyla mezun oldu. Kâzım Karabekir, bu okulun ardından Harb Akademileri'nin karşılığı olan ve kurmay subay yetiştiren Erkan-ı Harbiye Mektebi ' ne devam ederek, 5 Kasım 1905'te bu okulu Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle bitirdi. 10 Kasım 1905'te Edirne'deki II. Ordu'ya daha sonra da 11 Ocak 1906'da III. Ordu'ya verilen Kâzım Karabekir; XIII. Süvari Topçu Alayı, XV. Süvari Avcı Taburu ve Manastır Mıntıka K.' lığı Erkan-ı Harbiyesi'nde görev aldı.

    2. BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINA KADAR ASKERÎ FAALİYETLERİ

    Daha öncede belirttiğimiz gibi askerlik görevine Manastır'da başlayan Kâzım Karabekir, stajını tamamladığı bu bölgede Manastır Mıntıkası Kurmay Başkanlığı'nda görev aldı. Daha sonrada Manastır Mıntıka Müfettişliği'ne tayin olan Kâzım Karabekir bu görevi sırasında Rum ve Bulgar çeteleri ile yapılan çatışmalarda bulundu ve Bulgar çetesinin imhasında gösterdiği başarılardan dolayı 19 Ağustos 1907'de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) rütbesine yükseltildi. Kâzım Karabekir bu başarısının ardından 6 Eylül 1907'de İstanbul Harb Okulu Tabiye Öğretmen Yardımcılığı'na atandı. 19 Kasım 1908 tarihinde Edirne'deki II. Ordu'nun III. Piyade Tümeni Kurmay'lığında görev alan Kâzım Karabekir, 31 Mart Vakası'nın meydana gelmesi üzerine Harekât Ordusu'na katılarak Mürettep II. Fırkanın Kurmay Başkanı olarak İstanbul'a geldi. 1 Nisan 1910'da Arnavutluk Ayaklanması'nın bastırılması için düzenlenen Mürettep Kolordu'da I. Şube Müdürü ve 15 Ocak 1911'de X. Edirne Tümeni Kurmay Başkanlığı'nda görevlendirildi. Soyadı kullanımının gerçekleşmediği bu döneme kadar Kâzım Zeyrek olarak anılan Kâzım Karabekir, 15 Nisan 1911'de Harbiye Bakanlığı'na verdiği dilekçe ile atalarının ismi olan Karabekir namını soyadı olarak aldı. Kâzım Karabekir, 9 Nisan 1912'de Bulgar Hududu Edirne Kısmı Komiserliği'ne atandı ve 27 Nisan 1912'de Binbaşı rütbesine yükseltildi. I. Balkan Savaşı sırasında Edirne/Kale Muharebeleri'nde (18 Ekim 1912 - 26 Mart 1913 ) X. Tümenin Kurmay Başkanlığı'nı yapmıştır. Bu savaş sırasında Edirne Kalesi'nin teslim olması ile 28.500 kişi Bulgarlar tarafından esir edildi. Kâzım Karabekir'de 22 Nisan 1913'te Bulgar'lara esir düştü. 21 Ekim 1913'te Bulgaristan ile imzalanan antlaşma sonucu esirlikten kurtulan Kâzım Karabekir; 2 Aralık 1913'te Balkan Savaşı sırasında, Rus halkının uğradığı zararın tespiti için oluşturulan Türk - Bulgar - Rus karma komisyonunda Türk Temsilcisi olarak bulunan Kâzım Karabekir daha sonrada General Liman Von Sanders başkanlığında, Türk Ordusu'nun ıslahı amacı ile gönderilen Alman Askeri Heyeti İstanbul'a gelince, 11 Ocak 1914'te Genel Kurmay İstihbarat Şubesi Müdür Yardımcılığı'nda görevlendirildi. 28 Mayıs 1914'te Birinci Dünya Savaşı öncesinde Kâzım Karabekir, uzunca bir dönem Avrupa'ya gönderildi. Bu görev Viyana, Münih, Hamburg, Paris ve İsviçre'yi kapsıyor ve buralardaki Askeri Ataşelerin nasıl çalıştıklarını yerinde incelemek amacını taşıyordu.

    3. BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI BAŞLARINDA KÂZIM KARABEKİR

    Avrupa'nın genel bir savaşa sürüklendiği bu dönemde Kâzım Karabekir görevli olarak Paris'te bulunmaktaydı. Fakat bu durumu fark eden Kâzım Karabekir, 14 Temmuz 1914'te İstanbul'a geri dönerek; 3 Ağustos 1914'te Genel Kurmay II. (İstihbarat) Şube Müdürü olarak görevlendirildi. Karabekir'in savaş konusundaki düşünceleri;

    ¨ "İstanbul ve Çanakkale boğazlarını kuvvetlendirmek,

    ¨ Boğazlardaki kuvvetleri desteklemek,

    ¨ Savaşa girmekten mümkün olduğunca kaçınmaktı. "

    Kâzım Karabekir, Genel Kurmay'daki görevini devam ettirirken, Konya'ya bir soruşturma sebebiyle gönderilmişti. 29 Kasım 1914'te "Üç Yıl Hazerî Kıdem Zammı" alarak; 9 Aralık 1914'te Yarbay rütbesine yükseltildi. Yarbay Kâzım Karabekir, 6 Ocak 1915'te Mürettep I. Kuvve-i Seferiye K.'ı olarak İran Harekatına gönderildi. Karabekir, Halep'e geldiğinde, III. Ordu'nun Sarıkamış'da büyük bir felakete uğramış olduğunu, komutasına verilen kuvvetlerin Doğu Cephesi'ne kendisinde Süleyman Askeri Bey'in yerine Irak Havalisi Kuvvetleri K.' lığına ve Basra Valiliğine atandığını öğrendi. Böylece Süleyman Askeri Bey'in yerine geçmek üzere İstanbul'a geldi.

    4. ÇANAKKALE CEPHESİ'NDE KÂZIM KARABEKİR

    Karabekir Paşa, 6 Mart 1915 tarihinde İstanbul'a gelince V. Kolordu'ya bağlı İstanbul - Kartal'da bulunan XIV. Tümen K.' lığına atanmıştır. Bu görevde bulunduğu esnada Kâzım Karabekir, Maramara Denizi ve Karadeniz kıyılarının tahkimatı ile uğraşmıştır. Ancak XIV. Tümen'in Çanakkale'ye - Gelibolu'ya - gönderilmesi ile bu bölgede Seddülbâhir ve Kereviz Deresi'ndeki (12-13 Temmuz 1915) savaşlarda bulunmuştur. Kâzım Karabekir'in Kereviz Dere'de bulunduğu sıralarda Fransızlar, Haziran'dan itibaren Zığın Dere ve Kereviz Dere bölgelerinde taarruzlar yapmakta idi. Fransızların amacı; Türk Ordusu'nun dikkatini güney bölgesine çekmekti. Böylece Ağustos ayında Anafartalara yapılacak olan çıkarmanın başarısını garanti altına almak istiyorlardı. Fransızların planı amacına ulaştı ve Türk Kuvvetleri'nin çoğu güney bölgesine kaydırıldı. Bu amacın gerçekleşmesi için İngilizler I. Tüm. ile Türk kanadına, Kereviz Dere bölgesine, 12 Temmuz sabahı saat 07:00'de taarruza başladılar. Türk Tüm.'leri batıdan itibaren XI., I., VII. ve IV. Tüm.'ler cephede, VI. Tüm. geride bekletilmekte idi. VII. Tüm. cephesine taarruz eden İngiliz Tüm.'nin her iki günündeki taarruzları da başarısızlıkla sonuçlandı. IV. Tümen cephesine taarruz eden Fransızların taarruzları ise beklemedeki VI. Tüm.'inde bölgede kullanılması üzerine gelişme gösteremedi. Birkaç metrelik ileri geri hareketler şeklinde gelişen muharebede oldukça fazla kan döküldü ve Türk kaybı 9700 kişiye ulaştı. Karabekir, Kereviz Dere Muharebeleri sırasında V. Kolordu Komutanlığına bağlı - yarbay rütbesiyle - XIV. Tümen Komutanı olarak bulunmaktaydı. Bu görevi sırasında 6 -13 Ağustos 1915 Muharebelerinde de görev almıştır. Bu muharebeler sırasında düşman Arıburnu ve Anafartalar bölgesine, çıkarma ile takviye ederek yapacağı taarruza karşılık güney cephesinden Türk Kuvveti kaydırılmasın diye 6 - 7 Ağustos günleri bu cephenin merkezine Kirte istikametine taarruzlar düzenlediler. Ancak her iki taarruzda zayiat verilerek püskürtüldü. Sonraki küçük çaptaki taarruzlarda sonuçsuz kaldı. Bundan sonrada bu cephede düşmanın tahliyesine kadar mevzii muharebeleri devam etti. böylece düşman, çıkarmanın ilk günü almayı plânladığı Alçıtepe'yi ele geçiremedi. Her yönden sayıca üstün olmasına karşın Türk direnişi karşısında sadece 5. Km. ilerleyebildi. Bu muharebeler sırasında düşmana karşı 3,5 ay başarıyla savaşan Karabekir, askerî kişiliği açısından takdir toplayarak Muharabe Gümüş Liyakat Madalyası ile ödüllendirildi. Ayrıca Almanya'dan da İkinci Rütbeden Kron Dö Braş Kılıçlı Nişanı aldı. Kâzım Karabekir Paşa, Eylül 1915 - 9 Ocak 1916 Mevzi Muharebeleri'nde Güney Grubu Komutanlığına bağlı II. Bölge Komutanlığı'nda XIV. Tümen Komutanı olarak görevlendirildi. Muharebeler devam ettiği sırada XIV. Tümen 11 Ocak 1916'da bölgeden ayrıldı.

    5. 1915 SONRASI ASKERÎ VE SİYASÎ FAALİYETLERİ

    Çanakkale Cephesindeki taarruz savaşlarının, siper muharebelerine dönüşmesi ile birlikte Karabekir Paşa, Gelibolu'dan alınarak 26 Ekim 1915'te İstanbul'daki I. Ordu Kurmay Başkanlığı'na atandı. Daha sonrada VI. Ordu Kurmay Başkanı olarak Irak Cephesine gönderildi. Bu arada Kâzım Karabekir Paşa, Gelibolu'daki başarılarından dolayı "Üç Yıl Savaş Zammı" alarak 14 Aralık 1915'te Miralay ( Albay ) rütbesine yükseltildi. Miralay Kâzım Karabekir, Almanya'dan ikinci kez "Alman Demir Salib Nişanı" alarak; 24 Nisan 1916'da Kut'ül Amara'yı kuşatmakta olan XVIII. Kolordu K. olarak görevlendirildi. Bu cephedeki başarılarından dolayı Kâzım Karabekir'e 8 Şubat 1912'de yeniden "Altın Muharebe Liyakat Madalyası" ve "İki Yıllık Kıdem Zammı" verildi. Kâzım Karabekir, Cafer Tayyar ile o yıllarda yapılabilen karşılıklı yer değiştirme - becayiş - usulü ile Kafkas Cephesindeki II. Kor. K. olarak atandı. Bu Kolordu; Van Gölü'nün güney mıntıkası, Bitlis, Muş, Murat Çayı ve Palu Doğusu'na kadar olan geniş bir araziyi müdafaa etmekle yükümlüydü. Bu dönemde Osmanlı Devleti, toplam dört kolordusu olan iki ordusunu Van gölü ile Karadeniz arasında bulundurmaktaydı. Bu orduların en aşağı tarafta olanı Kâzım Karabekir'in komutanı olduğu II. Kolordu idi. Bu kolorduda on aya yakın bir süre görev yapan Kâzım Karabekir bölgedeki başarılarında dolayı 23 Eylül 1917 padişah iradesi ile yeniden "Kılıçlı İkinci Mecidi Nişanı" aldı. 31 Ekim 1920'de Ferik ( Korgeneral ) rütbesini aldı. 3 Aralık 1921'de TBMM Murahhası sıfatıyla Gümrü Antlaşması'nı imzaladıktan sonra; 18 Ekim 1921'de biten Kars Konferansı'na Türkiye Baş Murrahası olarak katıldı. Ayrıca bu konferansa başkanlık yaparak; 13 Ekim 1921'de Kars Antlaşmasını imzaladı. 15 Ekim 1922'de Ankara'ya gelen Kâzım Karabekir, Edirne Milletvekili sıfatı ile meclis çalışmalarına devam etti. 17 Şubat 1923'de - Türkiye'de ilk defa - toplanan İzmir İktisat Kongresine başkanlık yaptı ve 29 Haziran 1923'de TBMM'nin İkinci Devresi'nde İstanbul Milletvekili seçildiği dönemde; Doğu Cephesi komutanlığı görevini de fiili olarak devam ettirmekte idi. 21 Kasım 1923'de "Milli Mücadelemizde Siyasi ve Savaş Yararlılığı" görülenlere verilen yeşil ve kırmızı şeritli İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi. Kâzım Karabekir, 21 Ekim 1923'de son askeri görevi olan I. Ordu Müfettişliği''ne atandı. 26 Ekim 1924'de bu görevinden istifa ederek sadece siyasi alanda faaliyet gösterdi.

    Kâzım Karabekir, 17 Kasım 1924'de TPCF (Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası) kurucuları arasında yer alarak; bir süre sonrada bu partinin başkanı oldu. İsmet (İnönü) Bey Hükümeti'nin Takrir-i Sukün Kanunu çıkarmasından sonra Doğuda Şeyh Sait İsyanı çıkmış ve bu isyanda TPCF'nin de rolü olduğu iddia edilmişti. Böylece 5 Haziran 1925'de Bakanlar Kurulu kararı ile TPCF kapatıldı. Ayrıca Kâzım Karabekir, bu dönemde Mustafa Kemal'e düzenlenen (İzmir'de) suikast ile ilgili olarak İstiklal Mahkemesi'nde yargılanıp, beraat eti. Kâzım Karabekir TBMM'nin ikinci Dönemi sona erince milletvekilliğine son verilmiş ve ordu açığında iken 5 Aralık 1927'de emekli olmuştur. Bu dönemden sonra uzun bir süre politikadan uzaklaşarak inzivaya çekilen Karabekir Paşa, yönetimle olan anlaşmazlığı yüzünden sıkıyönetim altında tutulması istenen 84 kişilik listenin başında yer aldı. Belki de en sıkıntılı yıllarını bu dönemde geçiren Kâzım Karabekir, sıkıntılı günlerin ardından 1939'da İstanbul Milletvekilliği'ne seçildi. 1943 - 1946 yıllarında milletvekili olarak yerini korudu ve 5 Ağustos 1946'da yapılan BMM başkanlık seçimlerimde Meclis Başkanı seçildi. Kâzım Karabekir, 26 Ocak 1948 yılında - 66 yaşında iken - geçirdiği bir kalp krizi sonucu, Ankara'da vefat etti.

    Kâzım Karabekir Paşa, askerlik yaşamı boyunca önemli başarılar kazanmış bir Türk Komutanı ve siyasi bir kişiliktir. Bulgarca, Fransızca, Almanca ve Rusça bilen Kâzım Karabekir'in Sırp-Bulgar Seferi, Osmanlı Ordusunun Taarruz Fikri, Ermeni Mezalimi, Erkân-ı Harbiye Vezaifinden İstihbarat, İstiklâl Harbimizin Esasları, Cihan Harbine Neden Girdik? Nasıl Girdik? Nasıl İdare Ettik?, İttihat ve Terakki Cemiyeti, Paşaların Kavgası, Paşaların Hesaplaşması, Ermeni Meselesi, Sarıkamış-Kars ve Ötesi, İstiklal Harbimiz I-II gibi yayınlanmış eserleri vardır.
  7. Faruk Okur

    Faruk Okur Amatör yorumcu

    sağolasın kardeş......

    Allah askerlerimizden ve Mustafa Kemal'den razı olsun...

    Resimde koysan ii olurdu kardeş ;)
  8. wodoo

    wodoo Süper aktif yorumcu

    Şüheda gövdesi, bir baksana dağlar taşlar...
    O, rukü olmasa, dünyada eğilmez başlar,

    Vurulmuş tertemiz alnından uzanmış yatıyor;
    Bir hilal uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor!

    Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
    Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.

    Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...
    Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi...

    Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
    "gömelim gel seni tarihe!" desem, sığmazsın.



    Herc u merc ettiğin edvara ya yetmez o kitab...
    Seni ancak ebediyyetler eder istiab.

    "Bu, taşındır" diyerek Kabe'yi diksem başına;
    Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

    Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namiyle,
    Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle;

    Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
    Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsam oradan;
    Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına,
    Uzanırken gece mehtabı getirsem yanına,
    Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
    Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;

    Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
    Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.

    Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
    Şarkın en sevgili sultanı Selahaddin'i,

    Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...
    Sen ki İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,

    O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
    Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;

    Sen ki; a'sara gömülsen taşacaksın... Heyhat,
    Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...

    Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
    Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.



    MEHMET AKİF ERSOY
  9. polyamorist

    polyamorist Yeni yorumcu

    ADANA (842)
    ADIYAMAN (11)
    AFYON (95)
    AKSARAY (285)
    AMASYA (32)
    ANKARA (1772)
    ANTALYA (183)
    ARTVİN (10)
    AYDIN (1746)
    BALIKESİR (2779)
    BARTIN (254)
    BAYBURT (21)
    BİLECİK (854)
    BİNGÖL (8)
    BİTLİS (59)
    BOLU (1405)
    BURDUR (606)
    BURSA (3737)
    ÇANKIRI (972)
    ÇANAKKALE (1788)
    ÇORUM (1333)
    DENİZLİ (2195)
    DİYARBAKIR (49)
    EDİRNE (858)
    ELAZIĞ (159)
    ERZİNCAN (282)
    ERZURUM (109)
    ESKİŞEHİR (843)
    GAZİANTEP (502)
    GİRESUN (114)
    GÜMÜŞHANE (39)
    HATAY (283)
    İÇEL (1218)
    ISPARTA (55)
    İSTANBUL (1648)
    İZMİR (1720)
    KAHRAMANMARAŞ (213)
    KARAMAN (455)
    KARS (1)
    KASTAMONU (2425)
    KAYSERİ (771)
    KIRIKKALE (232)
    KIRKLARELİ (366)
    KIRŞEHİR (448)
    KOCAELİ (583)
    KONYA (2488)
    KÜTAHYA (1487)
    MALATYA (141)
    MANİSA (2174)
    MARDİN (7)
    MUĞLA (671)
    MUŞ (7)
    NEVŞEHİR (525)
    NİĞDE (509)
    ORDU (56)
    RİZE (71)
    SAKARYA (526)
    SAMSUN (44)
    SİİRT (40)
    SİNOP (1488)
    SİVAS (25)
    TEKİRDAĞ (646)
    TOKAT (47)
    TRABZON (155)
    TUNCELİ (30)
    URFA (383)
    UŞAK (818)
    VAN (36)
    YOZGAT (661)
    ZONGULDAK (753)

    TOPLAM : 48148

    kayıplar dahil

    TEŞEKKÜR BEKLERİM BUNA KARŞILIK..
    geshu. ve adembaba bunu beğendi.
  10. BALZAC_90

    BALZAC_90 Misafir

    çok güzel fakat çokta kötü bişey ( ruhları şad olsun ) ellerine sağlık
  11. SeRHuN

    SeRHuN Yeni yorumcu

    abi bu savas hakkında kitap okuya okuya nerdeseyse ezberledim bu harb olaylarını ama coook kahramancaa
  12. geshu.

    geshu. Süper aktif yorumcu

  13. geshu.

    geshu. Süper aktif yorumcu

  14. geshu.

    geshu. Süper aktif yorumcu

  15. memetkosak

    memetkosak Yeni yorumcu

    emeğine sağlık çok güzel olmuş.
  16. by_romeo

    by_romeo Yeni yorumcu

    belki hepsini aokumadım ama ,bu kadar emek vermişsin eline ,yüreğine sağlık paylaşım için çok saol
  17. green olive

    green olive Yeni yorumcu

    bu nedir yaaaa neyse bi araa okuyayım böyle güzel bir konudan bahsettiğin için teşekkürler
  18. ceZzZa

    ceZzZa Yeni yorumcu

    Şu boğaz harbi nedir, var mı ki dünyada eşi?

    En kesif orduların, yükleniyor dördü beşi

  19. . St-ReSs .

    . St-ReSs . Misafir

    Biraz kısa değil mi?:D
  20. ahzadi

    ahzadi Aktif yorumcu

    Bir efsaneydi Çanakkale

    Birinci Dünya Savaşı öncesinde Avrupa ikiye bölünmüştü. Almanya’nın öncülüğünde buluşan Avusturya—Macaristan, İtalya —daha sonra saf değiştirmişti—,
    Bulgaristan ‘İttifak Devletleri’ni meydana getirmişlerdi. Bu ittifaka daha sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun da katılmasına karşılık, Fransa, İngiltere, Rusya —daha sonra ise Amerika, Japonya, Belçika, Romanya, Sırbistan, Yunanistan ve ve Karadağ— ‘İtilaf Devletleri’ni oluşturmuşlardı.

    Almanya’nın teknolojide gün geçtikçe ilerlemesi, bölgedeki etkinliğinin artması bu ülkeleri endişelendiriyordu. Bir Sırp gencinin Avusturya—Macaristan veliahtı Ferdinand’ı Saraybosna’da vurarak öldürmesi bardağı taşıran son damla olmuştu.

    Rusya Sırbistan’ı korumak maksadıyla Avusturya—Macaristan İmparatorluğu’na saldırdı. Almanya derhal Avusturya—Macaristan tarafından savaşa katılarak Rusya’ya saldırmakta gecikmedi. Nihayet Fransa ve İngiltere müttefikleri Rusya’ya yardım etmek için savaşa girdiler. Böylece o zamana kadar yaşanan bütün savaşların en büyüğü, en korkuncu, en uzunu ve en geniş çaplısı başlamış oldu. İtilaf Devletleri’nin saflarında toplam 42 milyon 700 bin, İttifak Devletleri’nin saflarında ise toplam 22 milyon 900 bin asker savaşıyordu. Bu savaş sonunda her iki taraf toplam 9 milyon 323 bin ölü, 38 milyon 481 bin yaralı vermişti.

Sayfayı Paylaş