1. Yorumla.Net yayın hayatına son verecektir. Bugüne kadar desteğinden ve katkılarından dolayı herkese teşekkür ederiz.

Beden Dili

Konu, 'Sağlık ve Psikoloji' kısmında Işılay tarafından paylaşıldı.

  1. Işılay

    Işılay Süper aktif yorumcu

    Kayıt:
    5 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    8.087
    Beğeniler:
    365
    Nereden:
    Kocaeli
    Beden dili insanlık tarihi açısından en eski iletişim aracımızdır.

    Beden dili duygu ve düşüncelerimizin yansımasıdır.

    İnsanların yüzyüze kurdukları ilişkide, kelimeler %10, ses tonu %30, beden dili %60 önem taşır.

    Beden Dili Öğeleri
    Beden duruşu
    Mimikler
    Başın kullanımı
    Oturmak için seçilen yer
    Giyim
    Bakım ve makyaj
    Jestler
    Göz teması
    Ayakların kullanımı
    Oturma biçimi
    Mesafe Kullanılan aksesuarlar

    Doğrudan Göz İlişkisi
    Bir kişiyle konuşurken dikkat edilecek en önemli noktalardan biri, nereye baktığınızdır. Doğrudan konuştuğunuz kişiye bakmak, karşınızdaki kişiye samimiyetinizi iletmenize yardımcı olur ve mesajınızın etkisini artırır. Yere bakarak veya gözlerinizi kaçırarak konuşmanız, karşınızdaki kişinin üstünlüğünü kabullenme olarak yorumlanacaktır.

    Doğrudan göz ilişkisi kurmak ve sürdürmek konusunda aşırılığa kaçmamak gerekir.
    Sürekli olarak bir insanın gözlerinin içine bakmak hem o kimsede rahatsızlık doğurur, hem de gereksizdir.
    Doğrudan göz ilişkisi de zamanla geliştirilebilir. Bunun için, dikkatinizi göz temasınıza

    yöneltmeniz ye birisiyle konuşurken, gözlerinizi kullanış biçiminizin farkında olmanız gerekir. Beden Duruşu (Postür)
    İnsanlar birbirleriyle ilişkilerinde çok farklı beden duruşları içindedir. Biriyle çok özel bir konuyu görüşen kişi hafifçe öne eğilir. Çocuğa eğilerek konuşan yetişkin, karşısında işbirliğine çok daha yatkın bir çocuk bulacaktır.

    İlişkide olduğu kişiyi doğrudan karşısına alan ve dik bir beden duruşuna sahip olan kişi, mesajına güvenli bir özellik katmış olacaktır.İki büklüm, boynu bükük, "süklüm püklüm" beden duruşları ne kadar hatalıysa, omuzları geriye atılmış, göğüs dışarı çıkmış, baş yana eğilmiş, meydan okur, savaşa davet eder türdeki beden duruşları da aynı ölçüde hatalıdır.

    Başı ve bedeni dik tutarak konuşmak ve dinlemek, dikkat ederek zamanla beden duruşunu güvenli tavır yönünde geliştirmek mümkündür.
    Mesafe ve Bedensel Temas
    Mahrem mesafe, herkesin tipik olarak asansörde yaşadığı, tanımadığınız insanlarla yakın olduğunuzda rahatsızlık duyacağınız mesafenin ölçüsüdür.

    Hangi toplumda olursa olsun mesafe, insan ilişkilerinde önemli bir etkiye sahiptir. Bir insana çok yakın oturmak veya ona yakın durmak, elini omuzuna, sırtına koymak, koluna, eline değmek iki kişi arasındaki ilişkiye belirli bir "özerklik, yakınlık ve sıcaklık katar.

    Yakınlık isteği içinde olmayan kimse ise rahatsızlık duyar ve savunucu olur. Bu sebeple böyle bir yakınlık girişiminden önce, bu yakınlığın karşıdaki kişi tarafından nasıl değerlendirileceğini sözlü olarak ölçmekte yarar vardır.

    Karşıdaki kişinin koyulan mesafeyi veya bedensel teması nasıl algıladığına dikkat edilmesi gerekir. Aksi takdirde ortaya rahatsızlık verecek yorumlar ve istenmeyen sonuçlar çıkması kaçınılmaz olur.
    Jestler

    Uygun ölçüde ve uygun şiddette yapılan jestler bir konuşmaya güç katar. Bu konuda dikkat edilmesi gereken, jestleri konuşmadaki eksik kelimeleri tamamlayacak bir araç olarak kullanmamak, yabancı dile hakim olmayan birinin ifadesini elleriyle tamamlaması gibi bir duruma düşmemektir.

    Bundan başka sert ve sinirli jestlerin, dinleyenlerde rahatsızlık doğurduğu unutulmamalıdır.

    Rahat, sakin ve yumuşak jestler, konuşmacının kendine güvenini, konuştuğu konuya hakimiyetini ortaya koyduğu yönünde yorumlanmaktadır.


    Mimikler

    İnsan ilişkilerinde hiçbir şey , belki yüz ifadesi kadar önemli ve anlamlı olamaz. Üzüntünün veya kızgınlığın gülümseyen bir ifadeyle, sevincin çatık kaşlarla ifade edilmesi uygun düşmez. Güvenli bir ifade, verilen mesajla uyum içindeki bir ifadedir. Öfkeli bir mesaj veya memnuniyetsizlik en açık olarak donuk bir ifadeyle verilebilir.


    Ses Tonu, Şiddeti ve Konuşmanın Akıcılığı

    Ses tonunun kullanılma biçimi, sözlü ilişkinin hayati bir parçasıdır. Tek heceli bir kelime, örneğin "git" kelimesi, söyleniş biçimine bağlı olarak pek çok anlama gelebilir. "Git" vardır, "seni bir daha görmek istemiyorum" anl..... gelen; "git" vardır, "kal, hiç gitme"; anl..... gelen.

    İnsanlararası ilişkilerde yaşanan en küçük gerginlik, kendini önce ses tonunda ortaya koyar. Büyük çoğunlukla gündelik ilişkilerde canlı, neşeli, enerjik bir ses tonu, insanlar üzerinde olumlu etki bırakır. Ancak ortada bir gerginlik ve sorun varsa ses tonunun yumuşak ve sakin olması çatışmayı önler ve işbirliğini kolaylaştırır.

    Monoton, dinleyende bıkkınlık yaratan, kolayca dikkatin dağılmasına sebep olan bir konuşma üslubuyla kişi ortaya ne kadar orjinal fikirler koysa da ikna edici olmakta güçlük çekecektir.

    Sert ve kesin konuşma biçimi, çoğunlukla dinleyenlerde savunuculuğa sebep olur ve rahatsızlık doğurur. Ayrıca sesine özür diler gibi bir ton veren kişilerin, karşısındakiler tarafından istekleri kolayca geri çevrilir veya söyledikleri önemsiz olarak görülür.


    Duygu ve düşüncelerinizi olumlu yönde geliştirebilmek için beden dilinizin sunduğu imkanları kullanabilirsiniz.

    Dünyada tekrarlanamayacak tek şey ilk izlenimdir. Bu sebeple beden dilini hayat amaçları doğrultusunda düzenlemeyi öğrenmek, büyük önem taşır.

    İnsanlar konuşarak anlaşmaya başlamadan önce beden dillerini kullanarak anlaşmaktadırlar.Günümüzde de beden ile ruh birbirinden ayrı düşünülmemektedir. Beden iç dünyayı saran bir eldivendir ve duygular, düşünceler beden dili ile anlaşılmaktadır. Önceleri halk arasındaki yaygın olan görüşe göre; bedensel arzular ahlaka aykırı görülmekte ve günah sayılmaktadır. Bu nedenle, insanlar bedenlerine karşı olumsuz bir tutum içine girmektedirler. Eğer beden dilimize önyargısız ve cesaretle yaklaşırsak birçok görüşmenin sonucu olumlu olabilecektir denmektedir.

    Bedenimizle yaptığımız her hareketin başka başka anlamlara geldiği söylenmektedir. Aynı hareketi farklı bireyler karşısında yaptığımızda da ayrı anlamlar taşıyacağı, ayrıca her meslek grubundan insanın farklı davranışlar sergilediği belirtilmektedir. Mesela, genç bir insanın omuz silkmesi yaşıtları arasında isteksizlik olarak algılanırken annesi-babası ve öğretmeni tarafından saygısızlık olarak algılanmaktadır. İnsanların beden dillerini kullanarak büyük toplulukları dahi etkileyebileceği dile . İnsan nasıl bir davranış sergilerse öyle de hissetmektedir. Kendisini kötü hisseden bir insanın beden duruşunu ayarlaması ve kendini kontrol etmesi yararlı olacaktır.

    Karşı karşıya gelen iki insanın, birbirlerinde uyandırdıkları ilk intiba çok önemli olmaktadır. Bu, kişinin giyinişinden tutunda, taktığı takıları, tavırları, sergilediği mimiklere kadar ayrıntılıdır. Bu ayrıntılar karşıdakinin değer yargılarına göre bir anlam kazanır.
    İletişimde ana amaç, anlayarak kavramaktır. Karşıdaki kişi anlatılanlara açık değilse sağlıklı bir iletişim gerçekleşemez. İletişim kurulmaya çalışılan kişi başka işle meşgulse iletişim kurulamaz. Kısacası; bir iletişimden söz edebilmek için her iki tarafında doğru zaman, doğru yer ve doğru koşullarda olması gerekir. Çünkü, davranışlar insandan insana, insanın kendi kişiliğine, içinde yaşadığı topluma – kültüre, eğitim seviyesine, sahip olduğu yaşam koşullarına ve daha birçok faktöre bağlı değişiklikler göstermektedir. Bu farklılıkların yanı sıra bütün insanların ortak anlamlar çıkarabileceği durumlar da söz konusudur. İşte bu ortak anlatımları beden dili sayesinde sergileyebiliriz.
    İletişimde bazı sistemler yer almaktadır. Verici, mesaj ve alıcı. Verici kişi mesajını sözlü, sözsüz, yazılı olarak veya evrensel dil olan beden dili ile anlamlı bir şekilde kodlar, mesaj alıcıya gidene kadar algıların alınması ,organize edilmesi, anlaşılması ve değerlendirilmesi sürecini geçer. Sonra, alıcı, yani iletişimi sürdüren kişi, mesajın alındığına dair geri bildirimde bulunur.
    Mesajın doğru alınmasında, gönderen kişinin becerileri son derece önemlidir.
    Bu beceriler yanında kişi kendisine; ne söylemek istiyorum? Ne zaman söylersem karşımdakinin iletişim kanalları açık olur? Nerede, hangi ortamda iletişimi başlatırsam yerinde olur? gibi sorular sorarak cevaplandırırsa çok yararlı olacaktır. Eğer iletişim sözlü iletişim ise, ses tonunun nasıl olduğu da önem kazanmaktadır.

    Beden dilimizin en belirgin ve en keskin anlamları yüzümüzde saklıdır. İnsan düşüncesinin, duygu ve yüz ifadesi arasındaki doğrudan bağlantıyı engellediği ve yönlendirdiği söylenebilir. Mutluluk, korku, öfke, hayret, üzüntü ve tiksinti gibi duygusal ifadelerin aktarılmasında bütün kültürlerde ortak yüz ifadelerinin kullanıldığı bilinmektedir.

    İnsanın kendisini ifade etmesinde en duyarlı ve etkili organı ellerdir.
    Ellerin önemi; son derece duyarlı hareket ve hissetme becerisine sahip olmasından değil, aynı zamanda el ve beyin arasındaki karşılıklı bağlantıların zenginliğinden kaynaklanmaktadır. Ellerin kullanılmasıyla, konuşma esnasında kelimelerden çok onu sunuş şeklinin, yani beden dilinin ne kadar önemli olduğu ortaya konulur.
    Çocukluk döneminde, herhangi bir sıkıntı yaşandığında, anne veya baba tarafından başı okşanarak rahatlatılmış bir kişi, yetişkinlik döneminde sıkıntılı anında bu işi kendi elleri ile yapar. Bir gerginlik anında kişinin kendi bedenine teması kişiye rahatlık verir. Bu davranışlar genellikle; çeneye yaslanmak, saçı okşamak, yanağa yaslanmak, ağza temas etmek, şakağa yaslanmak, elleri cebe sokmak, kollarla bedeni sarmak şeklindedir. Bunlar hem kadınlar, hem de erkekler tarafından sergilenirler.

    El sıkışma davranışının değişik şekillerde olanlarından söz edilmiştir. Genellikle ev sahibi konumunda olan kişi elini önce uzatır, konuk olan şahıs da kabul edilmekten duyduğu memnuniyeti ifade edercesine zaten elleri havada bir şekilde ev sahibine doğru ilerlemektedir. Kişiler el sıkışma işlemi sırasında, diğer elleri ile de bedensel teması gerçekleştirirler. Bu davranış, olumlu duygular geliştiren el sıkışma şeklidir ve statüleri arasında fark bulunmayan kişiler samimiyetlerini belirtmek için genellikle bu şekilde el sıkışırlar. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Bill Clinton’un konuklarıyla bu şekilde el sıkışmasının ekranlara yansıtıldığını hepimiz görmüşüzdür. Olumlu el sıkışmaların yanında, ellerin uzatılıp havada kaldığı durumlar da gerçekleşmektedir. Ayrıca, birbirini yeterince kavramayan güvensiz el sıkışmalar da olmaktadır.
    İnsanlar kendilerini güvende hissetmedikleri durumlarda bazı engellerin arkasına saklanarak bir şekilde korunma ihtiyacı duymaktadır. Çocuklar bu davranışı kollarını kavuşturarak göstermektedirler. İnsanlar dinledikleri konuyu almak istemiyorlarsa, çevreleri hoşlanmadıkları kişilerle çevrilmişlerse, kol kavuşturma engelini sergilemektedirler. Ayrıca, insanlar ellerinde bulunan kitap, çanta gibi araç – gereçlerini önlerinde tutarak korunma ihtiyaçlarını sergilemektedirler.
    İnsanların oturma şekilleri, o andaki duygu ve düşüncelerini yansıtması açısından önemlidir. Koltuğa ilişmiş kalkmaya hazır, endişeli ve sıkıntılı oturma biçimi, tartışmaya dönük oturma biçimi, ağırlığın koltuğa verildiği estetik oturma biçimi, kendisine fazla güvenir şekilde yayılarak oturma biçimi ve güvenli koltuğu kaplayarak oturma biçimi gibi birçok oturma şekilleri vardır. Oturma şekilleri yanında, farklı oturma düzenleri de vardır. Karşı karşıya rekabeti ifade eden oturma düzeni, doksan derecelik açı yapacak şekilde masanın köşesinde birbirine yakın oturma düzeni, masanın düz kenarında yan yana samimi oturma düzeni ve karşılıklı en uç köşelerde ilişkiyi en alt düzeye indiren oturma düzenleri gibi oturma düzenleri vardır. Yine, yuvarlak masa çevresinde otururken kendilerini rahat, sakin ve güvende hissetmelerine imkan veren oturma düzeni ile dikdörtgen masa çevresinde güç merkezli oturma düzenlerinin de olduğu bilinmektedir.
    İnsanların başkalarıyla ilişkilerinde aralarına koydukları mesafe, onlara karşı duydukları duyguları ile ilgilidir. Bu mesafeye; güvenlik alanları denilmiştir. 0.25 cm’lik mesafeye özel duygusal ilişkimiz olan insanları alırız. Bu alanın aşılması durumunda ise; sıkıntı, gerginlik, huzursuzluk ve saldırganlık eğilimlerimizde artış olacaktır. 25 – 100 cm’lik alanın; arkadaşlarımızla sohbet ederken kullandığımız kişisel alanımız olduğu, 100 – 250 cm’lik mesafenin de sosyal alan olduğu ve burayı genellikle işyerindeki arkadaşlarımızla, evimize gelen tamirci, kapıcı gibi kimselerle kurulan ilişkilerde kullandığımız bilinir. Bu mesafeden daha uzak alanlar, otobüs durakları, tren istasyonları, büyük otellerin lobisi gibi yerlerde mümkün olduğunca korumaya çalıştığımız alanlardır.
    Aile bireyleri ile aramızdaki ilişkilerde bedensel temas önemlidir. Sarılma, öpme, kucaklama gibi davranışlar ailedeki bireyler arasında karşılıklı sevgi ve güveni artırıcı davranışlardır. Bunun tam tersine, yabancı kişilerle veya karşı cinsten olan kişilerle mesafeli bulunmakta da yarar vardır.
    Kişiler herhangi bir durumda, ayakta veya otururken ayak uçları ve göğüsleri hangi yöne dönük duruyorsa kişinin eğiliminin, arzusunun veya ilgisinin o yönde olduğuna karar verilebilir. Bu durum topluluklar için de geçerlidir. Topluluk dışarıya açıksa; göğüs ve ayak uçları o ortama başkalarını da kabul edecek şekilde durmaktadır. Gruba insan katılmasını istemiyorlarsa; sırtları insanlara dönük şekilde durmaktadırlar. Yine grup üyelerinden bazıları grup üyelerinden herhangi birisini dışlamak istiyorlarsa; göğüslerinin yönlerini ve ayak uçlarını o kişiye ters istikamete döndürürler.
    Beden dilinin önemli olduğu diğer bir olgu da karşı cinste ilgi uyandırmak maksadıyla yapılan kur davranışlarıdır. Hayvanların kur davranışları yaptığı bilinmektedir. Hayvanlar bunu; tüylerini kabartarak, değişik ağız hareketleri yaparak ve kuyruk sallama gibi hareketlerle gösterirler.

    Bu durum insanlarda, karşılaştıkları ilk anda elektriklenme şeklinde başlar, kadınlarda; cüretkar oturuşlar, sigarayı havalı bir şekilde tüttürmeler, ayakkabılarını oynatmalar, omuz üzerinden ...i bir şekilde bakmalar şeklinde, erkeklerde ise; kemeri ile oynamalar, bakışlar, kravat düzeltmeler şeklinde devam eder. Evli olanlarda ise; eşini sahiplenici şekilde erkeğin kadınına sarılması, kadının erkeğinin ceketindeki tozları alması şeklinde kendini göstermektedir.
    Yalan söyleyen bir insan beden dilini kontrol etmekte güçlük çekmektedir. Yalan sırasında; ellerini silkelediği, yüzüne – gözüne değdirdiği, gözlerini sık sık karşıdakinden kaçırdığıve bu tip hareketlerinde bir artış gözlendiği bilinmektedir.
    Statü ve varlık göstergesi olan davranışlardan da söz edebiliriz. Eskiden statü; beyaz sakallar ve yaş ile orantılı iken, şimdilerde ise başkalarına aktaracak bilgi, değer, duygu ve düşüncelere sahip olmak veya maddi yönden güçlü olmakla orantılıdır. Bu sebepledir ki; moda açısından in–out uygulamaları varlıklı kesimler arasında yaygındır.

    Ayrıca; ayakkabıların kalitesi, işyerindeki telefon adedi, kişinin taşıdığı çanta, oturulan koltuklarının boyu ve karşıdaki insanlarınkinden yüksekliği, zamanının az oluşu, arabasının pahalılığı, evinin müstakil ve lüks oluşu, yemek yeme davranışının farklılığı statü göstergesi sayılmaktadır.
    Yöneticilik veya varlık statülerine sahip olmadıkları halde, besteci, heykeltıraş, yazar, ressam, bilim adamı, mimar gibi yaratıcı kabiliyette olan kişiler de saygı ve itibar gören, kendilerine yüksek statü atfedilenlerdendir.
    Sonuç olarak, insanlarla daha iyi ilişkiler kurabilmek için; öncelikle beden dilini iyi kullanmak, ayrıca; karşımızdakinin yansıttığı kişiliği olduğu gibi kabul edip, ona seçim hakkı tanıyarak, asla utandırmayarak, zaman zaman övgü ve onay vererek, yardım etmesine olanak sağlayarak ve onu iyi dinleyerek bu ilişkiyi daha da geliştirebileceğimiz açıktır.
    scream_029 bunu beğendi.
  2. scream_029

    scream_029 Süper aktif yorumcu

    Kayıt:
    5 Mart 2007
    Mesajlar:
    7.470
    Beğeniler:
    207
    teşekkürelr..

Sayfayı Paylaş