Atatürk'ün Türk Dil Kurumu Neler Yaptı?

Konu, 'Edebiyat' kısmında Tılsım tarafından paylaşıldı.

  1. Tılsım

    Tılsım Pasif yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    134.232
    Konular:
    45.139
    Beğeniler:
    3.833
    Nereden:
    Belirtilmedi
            
    (1932-1983)

    Atatürk Türkiyesi’nin temel taşı bağımsızlıktır. Bu kavram, siyasal bağımsızlığın yanı sıra, ulusal yaşamın bütün alanlarını kapsar. Bu alanlardan biri de dildir. Atatürk, niçin, "Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk ulusu, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır." demişti? Dilimizi egemenliği altına alan yabancı diller boyunduruğu neydi?

    15-19. yüzyıllar arasında dilimiz, bir yandan din dili olan Arapçanın, bir yandan yazın (edebiyat) dili olan Farsçanın egemenliği altındaydı. Öyle ki sayfalarca süren bir metin içinde Türkçe sözcük sayısı çok azdı; Arapça ve Farsça sözcükleri Türkçe tümce (cümle) kuruluşuna yerleştirmeye yarayan eklerden ve yardımcı eylemlerden başkasını görmek olanaksızdı.

    19. yüzyıl ortalarından beri seçkin bilimci ve yazıncılarımızın çabalarıyla, bu yabancı diller egemenliği sarsılmış, ancak yıkılmamıştı. Atatürk'ün başlattığı yazı ve dil devrimleri, hem Türkçenin, hem de Türkçeyle düşünmeyi başaran bilim ve sanat insanlarının, doğallıkla toplumun yolunu açtı.

    Atatürk Türkiyesi’nin ulusçuluk ve halkçılık ilkeleri de eğitimde ana araç olan dilin ulusal ve halka dönük olmasını gerektiriyordu.

    Çağdaş uygarlığın getirdiği bilim ve teknikbilim (teknoloji) kavramları için, batıda olduğu gibi bizde de yeni sözcüklere, terimlere gereksinim duyuluyordu. Atatürk işte bu nedenlerle dilimizi kısa sürede güçsüzlüğünden kurtarmak, gelişmiş bir dil durumuna yükseltmek istedi. İşte yukarıda kurulum öyküsünü anlattığımız Türk Dil Kurumu'nun, bu nedenle iki önemli amacı vardı:

    1) Dilde özleşme; yüzyıllardır ulusal kimliğinden uzaklaştırılmış olan dilimizin benliğine kavuşturulması için, yabancı sözcükler ile yabancı dil ögeleri yerine Türkçelerini koymak demekti.

    2) Dilimizi geliştirmekse çağdaş bilim ve teknikbilimdeki (teknolojideki) kavramları karşılayacak sayıda sözcük ve terim türetmekle gerçekleşebilirdi.

    TDK, 1932'den 1983'e dek bu iki amaca ulaşmak için Mustafa Kemal'in imlediği (işaret ettiği) "devrimci" bir anlayışla, "bilimsel" yöntemleri kullanmıştır. Ancak bu iki yol da sürekli tepki almıştır. Atatürk'ün dilde devrimden caydığı, kurumları "akademi"ye dönüştürmek istediği gibi, hiçbir belgede izine rastlanmayan gerçekdışı savlarla TDK sürekli saldırıya uğramıştır.

    Atatürk'ün Türk Dil Kurumu, Dernekler Yasası’na göre kurulmuş ve bu yasa uyarınca etkinlik yapan bir örgüttü. "Dil Encümeni" örneğiyle, dilin, resmi bir kurumda, resmi kurallar içinde gelişemeyeceği görülmüştü. Atatürk bunu bildiği için bir dernek kurmuştu. Üstelik bu derneği herkesin desteklemesi gerektiğini de söylev ve demeçlerinde sıkça dile getirmişti.
  2. Tılsım

    Tılsım Pasif yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    134.232
    Konular:
    45.139
    Beğeniler:
    3.833
    Nereden:
    Belirtilmedi
    ATATÜRK'ÜN KURUMUNUN ORGANLARI :

    TDK, 1932'den 1983'e dek, iki yılda bir toplanan kurultaylarda seçilen kurullarca yönetildi. Kurultay, yapılan işleri inceler, bütçeyi kabul eder ve yeni dönemde yapılacak işleri belirler, Yönetim, Denetleme ve Onur Kurullarını seçerek dağılırdı.

    “Atatürk'ün Türk Dil Kurumu”, kapatılmadan önce, 17 öğretim üyesi, 6 öğretmen, 8 sanatçı, 4 üniversite dışında çalışan bilimciden oluşan 35 kişilik bir Yönetim Kuruluyla çalışıyordu. Türk Dil Kurumu'nun ilk Başkanı Samih Rifat Beyden, seçilmiş son Başkanı Prof. Dr. Şerafettin Turan'a; ilk Genel Yazman Ruşen Eşref Ünaydın'dan, seçilmiş son Genel Yazman Kemal Demiray'a dek, Yönetim Kurulunun gündemini, izlencesini (programını) oluşturan ve bu izlence doğrultusunda çalışan bütün yöneticileri Atatürk'ün tutumunu benimsemişti.

    Dilimizi onarma konusunda Atatürk şöyle bir yol izlemiştir:

    1) 1924'te, öğretim dili Arapça olan medreseleri kapatarak Arapçanın Türk dili içindeki yerini büyük ölçüde sarsmıştır.

    2) 1928'de yeni imceliği/abeceyi (alfabe) yasalaştırarak, Türkçenin yenileşmesine gerekli ortamı hazırlamıştır.

    3) 1929'da okul öğretim izlencelerinden (müfredat programlarından) Arapça ve Farsçayı kaldırmıştır.

    4) 1930'da topluma, dili başka dillerin boyunduruğundan kurtarmanın önemini duyumsatmıştır.

    5) 1932'de TDK'yi kurmuş, herkesi bu kurumu sahiplenmeye çağırmıştır.

    6) Dilde yapılan devrimi devletin desteklemesine öncü olmuştur.



    Atatürk'ün yaşamının son yıllarında en yoğun uğraşının Türk dilini benliğine kavuşturma ile varsıllaştırma (zenginleştirme) çabası olduğu belgelerle de kanıtlanmıştır. Türk Dil kurumu yöneticilerini her gece sofrasına çağırmış, yapılan ve yapılacak işleri görüşmüş, dile ilişkin kendi görüşlerini onlarla paylaşmıştır. Bu arada Geometri betiğini (kitabını) yazarak terimlerin Türkçeleştirilmesinin, ya da karşılığı olmayan terimlere karşılık bulunmasının önemini bilimcilere duyumsatmıştır. Ölümünden on gün önceki TBMM'nin açılış töreninde okunan söylevinde şunları söylemiştir:

    "Türk Dil Kurumu, en güzel ve verimli bir iş olarak, türlü bilimlerle ilgili Türkçe terimleri bulmuş, böylece dilimiz yabancı dillerin etkisinden kurtulma yolunda büyük adımını atmıştır. Bu yıl okullarımızda öğretimin Türkçe terimlerle yazılmış kitaplarla başlamış olması, kültür yaşamımız için önemli bir olaydır."

    Nitekim Atatürk, ölümünden 65 gün önce eliyle yazdığı "vasiyetname"sinde Türk Tarih ve Dil Kurumlarına gelirinden pay ayırarak, bu kurumları ne çok önemsediğini göstermiş, bir bakıma bu kurumların geleceğini güvence altına almıştır.
  3. Tılsım

    Tılsım Pasif yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    134.232
    Konular:
    45.139
    Beğeniler:
    3.833
    Nereden:
    Belirtilmedi
    TÜRK DİL KURUMU'NUN 1932-83 ARASINDAKİ BİLİMSEL ÇALIŞMALARI :

    Atatürk'ün Türk Dil Kurumu 1932'den 1983'e dek, yeryüzünde Türkbilim konusunda araştırmalar yapan kurumların başında geliyordu. Yabancı kurumların araştırmalarında TDK sürekli anılıyor, kaynak gösteriliyordu. Atatürk'ün başlattığı dil devrimi, Türkiye'de aydınlarca destekleniyor, TDK, arkasındaki aydın desteğiyle ve bilimcilerin, sanatçıların katkılarıyla Türkçenin yenileşerek gelişmesinde önemli bir işlev üstleniyordu. Atatürk'ün isteği doğrultusunda, özleştirmenin yanı sıra, yürütülmekte olan bilimsel çalışmalar eğitim-öğretim yaşamına damgasını vurmuştu.

    a) Eski Türk dilleriyle ilgili çalışmalar, bugün bile, Türkbilim alanında önemli birer kaynaktır. Örneğin Orhun ve Yenisey yazıtları; eski Uygurca metinler; Divanu Lugat-it Türk'ün özdeşbasımı; Kutadgu Bilig özdeşbasımı ile bunun üzerindeki araştırmalar; Atebet'ül-Hakayık özdeşbasımı ve metni; Nehcü'l-Feradis özdeşbasımı; Mantıku't-Tayr özdeşbasımı; Ali Şir Nevai'nin yapıtları; Yusuf ile Zeliha özdeşbasımı ve metni; Kadı Burhanettin Divanı özdeşbasımı; Kitabu Evsafı Mesacidi'ş-şerife özdeşbasımı; Vesilet'ün-necat Mevlit özdeşbasımı ve metni gibi.

    b ) Eski Türk dilleri üzerine yazılmış sözlüklerin, dilbilgisi kitaplarının yayımlanması ve Türkçeye çevrilmesi çalışmaları, yine TDK'nin bilimsel etkinlikleriydi. Örneğin, Divünü Lugat-it Türk çevirisi ve dizini; İbnü Mühenna Lugati; El İdrak Haşiyesi; Ettuhfet-üz-zekiyye Fi-l-lugat-it Türkiyye; Müyessiret-ül Ulum; Eş-şüzur Üz-zehebbiyye Ve-l-kıta-il-Ahmediye Fi-l-lugat-it Türkiyye gibi.

    c) Türkçenin genel gelişimi ve eski Türk dillerinde yazılmış yazın ürünleri üzerine araştırmalar, TDK'nin bir başka önemli etkinliğiydi. Örneğin, Agah Sırrı Levent'in Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Evreleri; Agop Dilaçar'ın Türk Diline Genel Bir Bakış; Dil, Diller; Dilcilik; Kutadgu Bilig İncelemesi, F. Birtek'in En Eski Türk Savları... gibi onlarca yapıt bulunmaktadır.

    ç) Türkiye dışındaki çağdaş Türk diyeleklerinden (lehçelerinden) metin derlemeleri ve sözlükler, yine TDK'nin çok önemsediği bir çalışma alanıydı. Örneğin Dobruca'daki Kırım Türklerinde Atasözleri ve Deyimler; Kazan Türkçesinde Atasözleri ve Deyimler; Azerbaycan Halk Yazını Örnekleri, Eski Uygur Türkçesi Sözlüğü, Yakutça, Çuvaşça ve Kırgızca sözlükler yayımlanmıştı.

    d) Anadolu Türkçesi yazı dilinde eskiden kullanılmış Türkçe sözcükleri toplayan ve yüzlerce yapıtın taranması sonucu ortaya çıkan 8 ciltlik Tarama Sözlüğü, TDK'nin geleceğe bıraktığı dev yapıtlardı.

    e) Anadolu ve Rumeli Türkçesinden ağız derlemeleri, TDK'nin bugün de araştırmacılara yol gösteren önemli kaynaklarıdır. Örneğin, Ömer Asım Aksoy'un Gaziantep Ağzı, Kemal Edip Kürkçüoğlu'nun Urfa Ağzı; Ahmet Caferoğlu'nun Anadolu Ağızlarından Toplamalar, Doğu İllerimiz Ağızlarından Toplamalar, Güneydoğu İllerimiz Ağızlarından Toplamalar, Kuzeydoğu İllerimiz Ağızlarından Toplamalar, Sıvas ve Tokat İlleri Ağızlarından Toplamalar; Hüseyin Dallı'nın Kuzeydoğu Bulgaristan Türk Ağızları Üzerine Araştırmalar gibi yapıtlar.

    f) Türkiye Türkçesi ağızlarından derlenen, yazı dilinde kullanılmayan sözcüklerin bir araya getirildiği 11 ciltlik Derleme Sözlüğü de Atatürk'ün Türk Dil Kurumu'nun dev çalışmalarındandı.

    g) Bu kurumun, büyük önhazırlıklarla ve coşkuyla başlattığı bir başka çalışma da 13. yüzyıldan bu yana kullanılan bütün Türkçe ve yabancı sözcükleri kapsayacak olan "Türkiye Türkçesinin Tarihsel Sözlüğü"ydü. Bunun için onlarca yapıt, uzmanlarca taranmış, binlerce fiş birikmişti. 1980'lerde, Türkiye'deki birçok kurum gibi, bütün çalışmalarını bilgisayar ortamına taşımaya hazırlanan Atatürk'ün kurumunun 1971'de başlattığı bu çalışması yazık ki öylece kaldı. Bu sözlükte, bütün sözcüklerin köken açıklaması yapılacak, sözcüklerin öteki Türk dillerindeki biçimleri gösterilecek, eski yazıyla, ya da başka dillerdeki değişik yazımları da yapıtta yer alacaktı.

    ATATÜRK'ÜN KURUMUNUN DİLBİLGİSİ- DİLBİLİM ALANINDAKİ ÇALIŞMALARI :

    Atatürk'ün, Türk Dil Kurumu'nu kurduğu dönemde, birçok alanda olduğu gibi, dilbilimde de Türkiye, kendi uzmanlarını, bilimcilerini yetiştirmiş değildir. Kuşkusuz geleneksel yöntemlerle dili inceleyen, araştıran dilciler vardır, ancak bu saygın dilciler, çağdaş dilbilimin verileriyle Türkiye Türkçesinin dilbilgisini oluşturma çabalarından uzaktı. Buna karşın çok önemli yapıtlar ortaya konmuştu. TDK'nin 1983'e dek oluşturduğu dilbilgisi çalışmalarını şöyle belirleyebiliriz:

    a) Ahmet Cevat Emre'nin Tür Dilbilgisi; Besim Atalay'ın Türk Dilinde Ekler ve Kökler; Tahsin Banguoğlu'nun Türk Grameri; Tahir Nejat Gencan'ın Dilbilgisi; Vecihe Hatiboğlu'nun İkileme Pekiştirme ve Kuralları, Türkçenin Sözdizimi; Muzaffer Tansu'nun Durgun Genel Ses Bilgisi ve Türkçe; Hikmet Dizdaroğlu'nun Tümce Bilgisi; Doğan Aksan yönetiminde Sevgi Özel, Neşe Atabay, Ayfer Çam, Oya Adalı, Nevin Selen, Ömer Demircan gibi uzmanların değişik bölümlerini çalıştığı Türkiye Türkçesinin Temel Dilbilgisi dizisi. Yazık ki bu dizi de 1983'te yarım kaldı, bitirilseydi Türkiye Türkçesinin Temel Dilbilgisi bugün bütün dilseverler için ana kaynak olacaktı.

    b ) TDK'nin dilbilim alanında özgün ve çeviri yapıtları giderek çoğalıyordu. Örneğin Doğan Aksan'ın üç kitaplık Her Yönüyle Dil, Agop Dilaçar'ın, Anadili İlkeleri ve Türkiye Dışındaki Başka Uygulamaları; Berke Vardar'ın çevirdiği F.de Saussure'ün Genel Dilbilim Dersleri gibi.

    c) TDK'nin Dilbilim ve Dilbilgisi Kolunca sürdürülen yazım (imla) çalışmaları, yurt ölçüsünde yazım birliğini sağlanmıştı. TDK'nin kuruluşunu izleyen yıllardan 1941'e dek "Dil Encümeni"nin 1928'de yayımladığı "İmla Lügati" kullanılmış, TDK, dilbilgisindeki çalışmaların yoğunlaşmasına koşut (paralel) olarak yazım sorunlarını büyük ölçüde çözmüştü.
  4. Tılsım

    Tılsım Pasif yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    134.232
    Konular:
    45.139
    Beğeniler:
    3.833
    Nereden:
    Belirtilmedi
    ATATÜRK'ÜN KURUMUNUN YAZIM ÇALIŞMALARI :

    Yazım, TDK karşıtlarınca sürekli tartışma konusu yapılmıştır. TDK, 1941'de "İmla Lügati"ni elden geçirerek yeniden yayımlamış, bu yapıt 1965'e dek kullanılmıştır. Dil devrimiyle Türkçenin sözvarlığının büyük değişime uğraması, dilbilgisine yönelik yeni çalışmalar, TDK'yi bu alanda yeni çalışmalar yapmaya zorlamıştır. Dil devrimi, eski tümlemelerin (tamlamaların), yazımı ve söylenmesi zor ögelerin çoğunun dilin kullanım alanı dışında kalmasını sağlamıştı. Örneğin "muvaffakıyet"i doğru yazmak sorun yaratırken, bu kavramın Türkçesi olan "başarı"yı kimse yanlış yazmıyordu. Dilbilgisindeki araştırmalar yoğunlaştıkça, Türkçenin yazımında kuraldışı ögelerin azlığı, sorunlu yazım biçimlerinin genellikle Arapça, Farsça sözcüklerle, bunların oluşturduğu tümlemelerden (tamlamalardan) kaynaklandığı, dilci olmayanlarca bile görülüyordu.

    TDK'nin 1965 baskılı "Yeni İmla Kılavuzu" zaman içinde gelişerek, 1977'de iyice olgunlaşan "Yazım Kılavuzu'na ulaşılmıştı. TDK yönetimi, 1976 kurultayının arkasından bütün yurtta 25 bin kişi arasında geniş bir sormaca (anket) yapmış, yazan çizen, basında, yayınevlerinde çalışan, dizgiciden sayfa yazmanına (sekreterine), ilkokul öğretmeninden bilimteycilere (akademisyenlere) dek, yazım konusunda sorun yaşayan kişilere ulaşmış, ilk kez bilgisayar kullanılarak elde edilen sonuçlar, üç günlük bir yazım kurultayında enine boyuna tartışılmış ve Yazım Kılavuzu'nun 9. baskısı yayımlanmıştı.

    Atatürk'ün kurumu bir dernekti, yasal buyurucu gücü yoktu, buna karşın YAZIM KILAVUZU ile TÜRKÇE SÖZLÜK'ü ülkenin bütün okullarında, bütün yayınevlerinde, bütün basın yayın kurumlarında başvuru kaynağı idi. Bu nedenle ülke ölçüsünde yazım birliği sağlanmıştı.

    Eski dil ve yazının uzantısı olan sorunların çoğu aşılarak, yazımdaki ikili üçlü biçimler ortadan kalkmıştı. Kuşkusuz Türkçe sürekli yenileşen, gelişme süreci içinde bir dildi, bu nedenle yazım sorunları olacaktı. Bu sorun dile sürekli yeni kavramlar katıldığı düşünülürse, bütün diller için söz konusuydu. Ancak başka dillerin hiçbirinin Türkçeninki gibi hüzünlü bir yaşamöyküsü yoktu. Hiçbir dil, Türkçe gibi yabancı dillerin saldırısı altında tanınmaz duruma gelmemişti.
  5. Tılsım

    Tılsım Pasif yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    134.232
    Konular:
    45.139
    Beğeniler:
    3.833
    Nereden:
    Belirtilmedi
    1983'TEN ÖNCEKİ TÜRK DİL KURUMU'NUN SÖZLÜKLERİ :

    1983'ten önceki Türk Dil Kurumu, dil devrimine öncülük eden, yenileşen dilimizin doğru öğrenilmesi, düzgün kullanılması, dolayısıyla 2000'li yıllarda yoğunlaşan kaygıları da dile getirerek söylersek kirlenmemesi için sorumluluk taşıyan, bu sorumluluğu toplumla paylaşan tek kurumdu. Bir başka deyişle, yenileşerek gelişen ve özleşen dilin sözvarlığını sözlüklerde toplama sorumluluğu da bu kurumundu ve TDK bu sorumluluğunu bilinçle taşıyordu.

    a) Ortak dil için hazırlanmış sözlüklerle, yabancı dillerden Türkçeye sözlükler yapılıyordu. Yetkin uzmanlarca hazırlanan TÜRKÇE SÖZLÜK, 1983'e dek 7 kez ve milyonlarca basılmıştı. Belki de Türkiye'de hiçbir kitap, TÜRKÇE SÖZLÜK ile YAZIM KILAVUZU'nun ulaştığı baskı sayılarını yakalayamamıştır.

    b ) Ortaöğrenim düzeyindeki kitleye seslenen Resimli Türkçe Sözlük ile Büyük Sözlük, çocuk ve gençlere Türkçenin müziğini yansıtan önemli kaynaklardı.

    c) TDK'nin yayımladığı İngilizce-Türkçe, Fransızca-Türkçe sözlüklerin dışında, Almanca-Türkçe bir sözlük hazırlanırken kurum kapatılmıştır.

    ç) 1983 öncesindeki TDK, atasözleri ve deyimleri toplayan çalışmalarıyla da öncü olmuştu. Bugün de herkesin başyapıt saydığı Ömer Asım Aksoy'un Atasözleri ve Deyimler Sözlükleri, bu alanda çalışacak bütün uzmanların yolunu aydınlatmaktadır.



    1983'TEN ÖNCEKİ TÜRK DİL KURUMU'NUN TERİM ÇALIŞMALARI :

    1983'ten önceki TDK'nin en büyük başarılarından biri terimler konusundaki duyarlığıdır. Türkçenin bilim dili olarak gelişmesinin, birçok alandaki bilimsel-teknik kavramları kapsayan bir dil olmasının ölçüsü terimlerdir. 1932'den, 1983 sonuna dek bu alandaki çalışmalar beş başlık altında sürdürülmüştür: İnsan bilimleri, doğal ve deneysel bilimler, uygulamalı bilimler, güzel sanatlar ve spor.

    TDK'nin 1983 sonuna dek yarattığı on beş bini aşkın Türkçe terimin her aşamadaki eğitim kurumunda ve bilimteysel (akademik) düzeyde kullanıldığı doğrultusundaki kesin bilgilerin yanı sıra, kimi terimlerin günlük dilin dolaşımında da yer alması büyük bir başarıdır. Kaldı ki TDK bu alanda daha büyük adımlar atmak üzereyken kapatılmıştır. Terimler bilgisayar ortamında toplanacak, değişik alanlarda kullanılan ortak terimler saptanacak, kuşkusuz binlerce kavramın Türkçesi sözlüklerimize girecekti. TDK'nin, uzmanlarla, bilimcilerle el ele vererek ürettiği terimler 101 yapıtla kamuoyuna sunulmuştu. Eğitim, tinbilim (ruhbilim/psikoloji), mantık, tarih, yazınbilim (edebiyat), dilbilgisi, yılkıbilim (hayvanbilim/zooloji), gökbilim, spor, sağaltmanlık (hekimlik), aydınlanma, resmi yazışmalar, sinema ve televizyon, yerbilim, işlembilim (matematik), fizik, kimya... gibi birçok alanın saygın bilimci ve uzmanlarının hazırladığı sözlükler, bilim dünyasının bugün de temel kaynaklarıdır
  6. Tılsım

    Tılsım Pasif yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    134.232
    Konular:
    45.139
    Beğeniler:
    3.833
    Nereden:
    Belirtilmedi
    1983'TEN ÖNCEKİ KURUMUN SÜRELİ YAYINLARI TANITMA BETİKLERİ (KİTAPLARI) :

    a) TDK'nin 1933-1950 arasında üç dizi olarak Türk Dili-Belleten adıyla yayımladığı süreli yayını, bütün Türkbilim dünyası için temel kaynaklardı. Belleten, 1951'den sonra her yıl yayımlanmaya başlamıştır. Atatürk'ün kurumunun belli aralıklarla yaptığı bilimsel kurultayların bildirileri ayrı ayrı betiklerde (kitaplarda) toplanmıştır. Ayrıca saygın dilcilerin anısına çıkarılan "armağan" betikler (kitaplar), yine bilim dünyası için büyük önem taşıyordu.

    b ) 1983'ten önceki Türk Dil Kurumu'nun 1951 Ekiminden başlayarak hiç aksamadan çıkan süreli yayınlarından biri TÜRK DİLİ adlı aylık, dil ve yazın dergisiydi. Özel sayıları başlı başına özgün bir yapıt gibi algılanan, kimi özel sayılarının birçok kez yeni baskısı yapılan bu dergi, 1983'e dek 382 ay çıkmıştır. Türk Dili dergisi, bir yandan saygın dilcilerin, sanatçıların ürünlerini topluma taşırken öte yandan birçok genç bilimci ve yazıncının tanınmasını sağlamıştır.

    c) Atatürk'ün kurumunun 1983 sonuna dek Türk toplumuna en büyük hizmetlerinin bir bölümü de bilimsel kurultaylar, açıkoturum, söyleşi ve konferanslardı. Öte yandan Türk Dili’ne, yazınına, kültürüne, bilime emek verenleri tanıtan betikler de (kitaplar da) TDK'nin 51 yıllık yaşamı içinde büyük yer tutmaktadır. Dizi olarak yayımlanan tanıtma betiklerinin (kitaplarının) çoğu bilimcilerin, sanatçıların yaşamöykülerini anlatmakta, ürünlerini tanıtmaktadır. Örneğin Arı Dile Doğru, Dil Tartışmaları, Dil Devrimimiz, Gelişen ve Özleşen Dilimiz; Nurullah Ataç, Besim Atalay, Agop Dilaçar, Mehmet Ali Ağakay... gibi.
  7. Tılsım

    Tılsım Pasif yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    134.232
    Konular:
    45.139
    Beğeniler:
    3.833
    Nereden:
    Belirtilmedi
    ATATÜRK'ÜN KURUMUNUN ÖDÜLLERİ :

    51 yıl içinde görkemli bir uzmanlık betikliği (kitaplığı) geliştiren Atatürk'ün Türk Dil Kurumu, yurttaşların betikliklerini (kitaplıklarını) varsıllaştırmak (zenginleştirmek) için birçoğu birçok kez basılan ve baskı sayıları oldukça yüksek olan 600'ü aşkın betik (kitap) yayımladı.

    TDK, 1955 yılından başlayarak verdiği ödüllerle insanların hem düş ve düşünce dünyasının bilgi ve sanatla aydınlanmasını, hem de dil devrimini benimseyen bilimciler ile sanatçıların toplumla kaynaşmasını sağladı. TDK ödülleri, birkaç kurumun önde gelen ödülü gibi, toplumca çok önemseniyordu. İlk yıllarda sanat ödülü başlığıyla verilen, giderek şiir, roman, öykü, oyun, deneme-eleştiri-gezi, çeviri, çocuk yazını, bilim, basın gibi dallarda çeşitlenen TDK ödülleri onlarca sanatçıya, bilimciye, dil kullanımına özen gösteren haberciye sunuldu.



    1983'TEN ÖNCEKİ TÜRK DİL KURUMU'NUN ÖZLEŞTİRME ÇALIŞMALARI :

    Atatürk'ün deyişiyle, "Türk dilinin kendi benliğine, aslındaki güzellik ve varsıllığa (zenginliğe) kavuşması için" yapılan çalışmalar, özleştirme eylemidir. Bir başka söyleyişle Türkçeyi yabancı sözcüklerden arıtma, kendi ulusal gücüyle geliştirmedir. TDK, Türkçenin özleşmesi için aşağıdaki yolları kullanmıştır.

    a) Halk ağzından derlenen sözcüklerin yeniden kullanım alanına girmesi sağlanmıştır. Örneğin "mahsul" halkın dilinden gelen "ürün" sözcüğü ile karşılanırken; "kesif-yoğun; zayi-yitik; mayi-sıvı; tufeyli-asalak...." gibi değişimler de yine halk ağzından bulunan karşılıklarla gerçekleştirilmiştir.

    b ) Eski metinler süzgeçten geçirilerek unutulmuş sözcükler canlandırılmıştır; nitelik, konuk, oran, arıtmak, sınamak, sonuç, evren, ivmek, ilenmek, yanıt... gibi sözcükler böyle bulunmuştur.

    c) Türkçenin ek ve köklerine işlerlik kazandırılarak, karşılığı olmayan yabancı sözcüklere karşılıklar türetilmiş, yeni sözcükler elde etmek için başvurulan yollardan biri de bileştirme olmuştur. Durum, özel, sakınca, olanak, yetki, toplum, ilginç, deneme; atardamar, ilkokul, katsayı, gökdelen, özsu.... gibi yüzlerce sözcük türetilmiştir.
  8. Tılsım

    Tılsım Pasif yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    134.232
    Konular:
    45.139
    Beğeniler:
    3.833
    Nereden:
    Belirtilmedi
    ATATÜRK'ÜN KURUMUNA NİÇİN KARŞI ÇIKILDI?

    İlginçtir; 1932'den 1983'e dek 51 yıl yaşayan, kültür yaşamımıza yüzlerce sözcük kazandıran, en önemlisi Türkçenin bilim ve sanat dili olması yolunda çalışan ve bunu başaran Türk Dil Kurumu'na karşı çıkanların başını "milliyetçiler" çekmektedir. Bilimcileri, yabancı dilcileri de şaşırtan bu durumu açıklamak gerçekten zordur. TDK'ye karşı oluş, Atatürk'ün ölümünden sonra, 1950'ye dek gizli gizli sürdürülmüş, 1950'den sonra örgütlü bir dirence dönüşmüştür. TDK'ye karşı olanlar, aslında dilin yenileşmesini önlemeye çalışmışlardır. Bu kesime göre dil devrimi dili yozlaştırma, soysuzlaştırma, yoksullaştırma eylemidir. Dahası bu eylem, kuşaklar arasında kopukluk yaratmakta, yeni türetilen "uydurma" sözcükler, geçmişle bağımızı koparmaktadır. Bu eylemin yandaşları solcu, bunları barındıran TDK de solcuların kalesidir, öyleyse bu kale yıkılmalı, solcular dağıtılmalıdır. Çünkü uydurukçu, solcular dile "müdahale" etmiştir, "dile müdahale olmaz", dil kendi akışı içinde gelişir, öyleyse geçerli olan "yaşayan Türkçe"dir. Yaşayan Türkçe, aynı zamanda dinsel bir anlam taşımaktadır; bir başka deyişle 1950'den sonra yükselişe geçen "Türk İslam sentezi"nin anlatım biçimidir. Atatürk'ün Türk Dil Kurumu, tam yarım yüzyıl bilimle, sanatla, dünya ve Türkiye'deki gelişmelerle çelişen bu tür usdışı (akıldışı) savların sahibi kişi ve kurumlara karşı kendini savunmak zorunda kalmıştır. Dahası birileri "hostes"i, "gökkonuksal avrat", "sigara"yı "dumansal tütüngeç...." diye gülünçleştirmiş, kendi diliyle alay eden, dilini aşağılayanların bu saçmalıkları TDK'ye mal etmiştir. Yazık ki 2000'li yılların gençleri, dahası bakanları, milletvekilleri bu masallara inanmaktadır. TDK'nin hiçbir zaman bu türden türetmeleri olmamıştır. Hiç kimse, hiçbir TDK yayınında böylesi türetmeler bulamaz. Yine birileri Atatürk'ün dil devriminden caydığını sözümona kanıtlamak için "Güneş Dil Kuramı’nı öne sürmektedir.
  9. Tılsım

    Tılsım Pasif yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    134.232
    Konular:
    45.139
    Beğeniler:
    3.833
    Nereden:
    Belirtilmedi
    ATATÜRK, TÜRK TARİH VE DİL KURUMLARININ AKADEMİ OLMASINI MI İSTİYORDU?

    1983'te kurumlar kapatılırken ve sonrasında, kurumları kapatma gerekçesi olarak öne sürülen bir sav da Atatürk'ün bu kurumları gelecekte akademi yapacağıydı. Bunun için de ulu önderin 1 Kasım 1936'daki Meclisi açış konuşması örnek verilmektedir:

    "(...) Bu ulusal kurumların az zaman içinde, ulusal akademiler durumunu almasını dilerim. Bunun için çalışkan tarih ve dil bilimcilerimizin, dünya bilim alemince tanınacak özgün yapıtlarını görmekle mutlu olacağım."

    Atatürk, 1 Kasım 1937'de yine Kamutay’ı (TBMM'yi) açarken, bu kez "Türk Tarih ve Türk Dil Kurumlarının, Türk ulusal varlığını aydınlatan çok değerli ve önemli birer bilim kurumu niteliği aldığını görmek, hepimizi sevindirici bir olaydır." demekte, ama dil gericileri bu konuşmayı duymazdan gelmektedir.



    ATATÜRK’ÜN KURUMU SÜREKLİ SUÇLANMIŞTIR :

    Türkçeye yeni sözcükler, kavramlar kazandıran, yüzlerce betik yayımlayan Türk Dil Kurumu, bu yarım yüzyıl içinde dil devrimi karşıtlarınca sürekli karalanmış, türlü saldırıları göğüslemek zorunda kalmıştır. TDK, türlü suçlama ve saldırılardan, Atatürk'ün açtığı yoldan yürüyerek, ulu önderin başlattığı devrim ülküsünden sapmayarak kendini korumuştur. TDK'nin özerk bir dernek olması, tüzelkişilik taşıması, onun, siyasal iktidarlardan olumsuz anlamda etkilenmesini de engellemiştir. Ancak dil devriminin geçmişle bağları kopardığını, dilde devrim olamayacağını, eski sözcüklerin yerine yenilerinin geçmesinin "tasfiyecilik" sayılacağını ileri sürenler, 51 yıl boş durmamıştır. Türk Dil Kurumu'nun amacına, çalışmalarına yönelik saldırılar, özellikle 1950'de iktidara yerleşen Demokrat Partinin (DP'nin) güçlenmesiyle boyutlanmıştır. 1932'den 1950'ye dek Milli Eğitim Bakanları TDK'nin onursal başkanıydı; bu durum, TDK'nin tüzüğüne Atatürk döneminde geçmişti. Milli Eğitim Bakanlarının TDK'nin onursal başkanı olması, TDK ile eğitim kurumları arasında bağ kurulması içindi. DP'nin iktidarının ilk Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri, kurumun başkanlığını reddetmiş, bunu TDK yönetimine de bildirmiştir. Bunun üzerine TDK, 1951 Olağanüstü bir kurultayla tüzüğünü değiştirerek, Milli Eğitim Bakanlarının "onursal başkanlığı" maddesini kaldırmış, karşıdevrimcilerin TDK'ye yönelik saldırıları da bu tüzük değişikliğinin niçin yapıldığı göz ardı edilerek yoğunlaşmıştır. DP'nin dil devrimini hiç benimsememesi, dil devrimine karşı olanları desteklemesi, başka eylemleriyle de belgelenmiştir. DP, 1932'den 1950 Haziranına dek Türkçe okunan ezanı yeniden Arapçaya çevirmiş, Anayasanın adını ve dilini değiştirmek için türlü girişimlerde bulunmuş, Türkçe sözcüklere savaş açılmıştır.
  10. Tılsım

    Tılsım Pasif yorumcu

    Kayıt:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    134.232
    Konular:
    45.139
    Beğeniler:
    3.833
    Nereden:
    Belirtilmedi
    ATATÜRK'ÜN TÜRK DİL KURUMU'NDAN DİL DERNEĞİ'NE (1932-83/ 1983-87) :

    Atatürk'ün Türk Dil Kurumu, ulu önderin saptadığı amacından hiç sapmamış, karşıdevrimci bütün saldırıları bilimsel ve sanatsal üretimiyle, aydınların desteğiyle göğüslemiştir. Dil devrimi tartışmaları genellikle bir avuç sözcük üzerinde yoğunlaşmış, dil devrimiyle kazanılan sözcükleri kullananlara türlü çeşit eleştiriler yöneltilmiştir. Gelgelelim dil devrimini ve devrimcileri eleştirenler de devrimin kazanımlarıyla konuşup yazmaktadır. Bu durum, dil devrimiyle yenileşen Türkçenin gücünü kanıtlamaktadır.

    Dilbilimci Doğan Aksan, "Tartışılan Sözcükler" adlı yapıtında (TDK Yayınları, Ankara, 1976), 1932'den 1970'lerin sonuna dek tartışma konusu yapılan sözcükleri teker teker ele almıştır.

    "Amaç, bağımsızlık, belleten, boyut, doğa, doğal, düşün, egemen, egemenlik, eleştirmek, eşit, evren, ezgi, genel, gereksinme, içerik, ilginç, imge, kapsamak, karşıt, koşul, neden, nesnel, okul, olanak, olasılık, onur, ortam, önerge, örneğin, örnek, özel, özgür, özgürlük, saptamak, simge, somut, sorun, soyut, sözcük, toplum, umut, uzman, yanıt, yapıt, yeğlemek, yinelemek, yönerge…" gibi sözcükler, zaman zaman resmi kurumların, örneğin Milli Eğitim Bakanlığı'nın, TRT'nin yasak dizelgelerine (listelerine) girmiştir.Bugün bu sözcüklerle birlikte dil devrimiyle kazandığımız yüzlerce sözcük, hiçbir yasak, hiçbir sınır tanımadan yasakçıların dilinden de duyulmaktadır. Yabancı sözcüklere, özellikle Arapça ve Farsça kökenli olanlara gösterilen hoşgörüyü, sahiplenmeyi, Türkçe sözcüklere göstermemek, kuşkusuz dil bilinci yoksunluğudur, dili siyaset aracı yapmaktır. Atatürk'ün Türk Dil Kurumu, toplumun dil bilincinin kökleşmesinde önemli rol oynamıştır.

    1983 güzünde Atatürk'ün Türk Dil Kurumu, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu içine alınarak, tüzelkişiliği sona ermiş, Başkanlığa bağlı bir devlet dairesi olmuştur. Hukukçuların diliyle Atatürk'ün kurumları kapatılmış, yerine eskisiyle ad benzerliği olan yeni bir yapı çıkmıştır.

    Türkiye'nin, 12 Eylülden sonra olağanüstü koşullar içinde, hukukun üstünlüğü açısından hâlâ tartışılan kimi sıkıntılar içine itildiği düşünülürse, kurumların kapatılması da doğal olarak birçok tartışı yaratmıştır. İşte 22 Nisan 1987'de kurulan Dil Derneği, Atatürk'ün başlattığı dil devrimini sürdürmek, eski kurumun işlevini yüklenmek için kurulmuş ve ülkenin bütün aydınlarının desteğini almıştır.

    Dil Derneği

Sayfayı Paylaş