Atatürkün Dış Politikası

Konu, 'M.Kemal Atatürk' kısmında snoopytd tarafından paylaşıldı.

  1. snoopytd

    snoopytd Pasif yorumcu

    Kayıt:
    10 Ağustos 2006
    Mesajlar:
    3.200
    Konular:
    674
    Beğeniler:
    390
    Nereden:
    Ankara
            
    Atatürk’ün dış politikasına değinmek, onu anlamak için çok önemlidir. Çünkü onun Milli Mücadele’yi başlattığı günlerde, muhteşem bir geçmişe sahip bir devlet yıkılıyor ve yeni bir devletin ilk adımları atılmaya başlanıyordu. Atatürk’ün bu dönemde dış politikada attığı her adım, yeni devletin geleceği bakımından çok önemliydi.
    Atatürk’ün dış politikada amaçları şöyledir;

    1-Milli Bir Devlet Kurmak
    Milli Mücadele’yi başlattığı sırada, Mustafa Kemal’in ilk amacı ülkenin düşman işgalinden kurtarılması ve milli sınırlar içinde bir Türk Devletinin kurulmasıydı. Mustafa Kemal, bu fikirlerini önce yakın arkadaşlarına kabul ettirmiştir. Daha sonra Misak-ı Milli ile başlayan, Erzurum ve Sivas Kongresi’nde genişletilen ve son olarak da İstanbul Meclis-i Mebusan’ı tarafından kabul edilen bu çok önemli belge, Mondros Ateşkesi ile tüm dünyaya duyurulmuştu.

    2-Tam Bağımsızlık
    Osmanlı Devleti, son dönemlerinde dış müdahaleler, yabancılara tanınan imtiyazlar ve kapitülasyonlar yüzünden, bağımsızlığını hemen hemen yitirmiş durumdaydı. Atatürk’ün hedefi ise, bağımlılıkları tamamen ortadan kaldırıp tam bağımsız bir ülkeye kavuşmaktı. Zaten Milli Mücadele’nin çıkış noktası da buydu. Yapılan bütün antlaşmalarda, bütün görüşmelerde, Atatürk’ün koyduğu şartların önemli bir kısmını bu konu teşkil ediyordu.

    3-Batılılaşmak
    Yüzünü batıya çevirmiş Türk dış politikası ve modernleşme çabaları, Atatürk ile başlamıştır. Atatürk, Türkiye’nin uygar dünyadaki yerini alabilmesi için, batılılaşması gerektiğine inanmış, Türkleri, bütün medeni milletlerin dostu olarak tarif etmiştir. Yabancıların, bize zarar vermemek, özgürlüğümüzü kısıtlamaya çalışmamak şartıyla ülkemizde diledikleri gibi davranabileceklerini belirtmiştir.
    Yeni Türkiye’yi “Avrupa Türkiye’si” olarak tanımlamıştır.
    Yalnız, burada şunu hatırlatmakta yarar vardır: Atatürkçü düşüncede batılılaşmak, hiçbir zaman körü körüne bir batı taklitçiliği olarak tanımlanmamıştır. Örneğin, başka bir ülke yerine İsviçre Medeni Kanunu’nun örnek alınması, bu belgenin Türkiye’ye özgü şartlara daha fazla uymuş olmasındandır.

    4-Mazlum Milletlere Örnek Olmak
    Atatürk, tam bağımsız bir Türk Devleti kurmanın yanı sıra, Milli Mücadele hareketiyle, başka mazlum milletlere de kurtuluş hareketleri için örnek istiyordu. Bunun en açık ifadesini, devlet adamlarının onunla ilgili sözlerinde görürüz. Örneğin Tunus Devlet Başkanı Habib Burgiba, Atatürk ile ilgili olarak şunları söylemiştir:
    “Mustafa Kemal’in kişiliği, halk kitlelerinin ayaklanması ve halk mücadelelerinin ölçüsü olmuştur. Bu mücadeleler O’nun ölümünden sonra genişlemiştir. Doğu ve batı blokları arasındaki üçüncü dünyaya da sirayet etmiş ve onu sömürge tahakkümünden kurtarmıştır” 10

    Atatürk’ün dış politikasının ilkelerini şöyle sıralayabiliriz;

    1- Gerçekçilik
    Atatürk dış politikasının ilkelerini belirlerken, hem ülkenin durumunu hem de diğer milletlerin içinde bulunduğu durumu gerçekçi bir bakış açısıyla değerlendirmiştir. Örneğin Milli Mücadele döneminde, Sovyetler Birliği ile birçok konuda ortak politikalar güdülmüş; ancak, Rus dostluğu ile komünizm arasında bir bağ kurulmamış, komünizmin gerçek yüzü görülebilmiştir.

    2- Hukuka Bağlılık
    1936’da, Montreux Boğazlar Sözleşmesi’nin imzalanması sürecinde izlenen yol, Atatürk döneminde, Türkiye’nin uluslararası hukuka bağlılığını gösteren önemli bir örnektir.
    Lozan Antlaşması sonrasında, hakimiyetimiz kısıtlanarak bize bırakılan boğazlar, II. Dünya Savaşı’na giden yıllarda, Rusya ve İngiltere arasında başarılı bir denge siyaseti izlenmesiyle Türkiye’nin eline geçmişti. Bu başarıyı, hukuki bir mücadeleyle elde etmek, Atatürk’ün barışçı yönünü de ortaya koymuştur.

    3- ‘Yurtta Sulh, Cihanda Sulh’ "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh": Atatürk’ün dış politikası söz konusu olduğunda, en çok zikredilen sözler bunlar olmuştur. Atatürk gerek Milli Mücadele döneminde, gerekse sonraki yıllarda, ortaya çıkan her sorunu, ilk etapta barışçı yollarla çözmeye çalışmıştır. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, Atatürk’ün barışçılığı, tavizkar veya yatıştırmacı değildi. Atatürk’ün gerçekçi yönü, böyle bir politika izlenmesini önlemişti.
    Atatürk, dış politikasını her zaman halka dayandırmış, halkla birlikte yürütmüştür. Milli Mücadele’yi başlatmak için, çok sevdiği askerlikten ayrılarak Anadolu’ya geçmesi, kendi deyimiyle “ferdi millet” olarak bu mücadeleyi sürdürmesi, bunun en önemli kanıtlarındandır.
    Atatürk’ün dış politikada ne kadar başarılı olduğunu en güzel şekilde yansıtan yazılardan biri, Neue Zürcher Zeitung gazetesinin 22 Kasım 1938 tarihli nüshasında yayımlanmıştır:
    “ Atatürk’ün cenaze töreni, onun son zaferi oldu. Tabutunun önünde karşıtlarının hepsi sessiz kaldı. Türk ve Alman askerleri, tabutunun arkasında bir sırada yürüdüler; bir diğer sırada Stalin ve Hitler’in temsilcileri yan yanaydılar; hem Valencia (Cumhuriyetçiler) hem de General Franco çelenk yollamışlardı. Tabutunun önünde faşistler, demokratlar, komünistler eğildiler. Her sınıfıyla birlikte olarak Türk halkı yakardı ve ağladı. Zenginle fakir, yüksekle alçaklar arasında hiçbir fark yoktu. Bugün Ankara’nın yaşamış olduğu, dünyanın hiçbir zaman görmediği bir törendi.”

Sayfayı Paylaş