Atasözleri hikayeleri ve çıkış noktaları

Konu, 'Bunları Biliyor Musunuz' kısmında violet tarafından paylaşıldı.

  1. violet

    violet Hoşgeldin Meleğim..

    Kayıt:
    11 Ekim 2006
    Mesajlar:
    142.398
    Konular:
    48.970
    Beğeniler:
    11.011
    Nereden:
    Belirtilmedi
            
    ADAM OL BABAN GİBİ, EŞEK OLMA ATASÖZÜNÜN HİKAYESİ, ORTAYA ÇIKIŞI



    Vaktiyle Eğitim Bakanlığı da yapmış olan tarihçi Abdurrahman Şeref Bey, Galatasaray Lisesi’ nde müdür iken , birgün Sultan Abdülhamid’ in hizmetkarlarından bir paşanın oğluna kızar. Öğrencilerin arasında çocuğa;



    “Adam ol” der, “baban gibi eşek olma!”



    Çocuk bunu babasına anlatır.



    Babası:



    “Vay, demek ben bugüne bugün padişahımın mahiyetinde bir paşa olayım da, bana eşek desin. Bunu ona soracağım” der.



    Ertesi gün okula gidip hocayı bularak;



    “Beyefendi, sizin bana eşek demeye ne hakkınız var? Ben, padişahın mahiyetinde paşayım” deyince, Abdurrahman Şeref bey;



    “Ne münasebet ben sizi tanımıyorum. Ne zaman eşek dedim”, diye sorar.



    Paşa;



    “Geçen gün okulda oğluma “adam ol, baban gibi eşek olma” diye bağırmışsınız” der.



    Bunun üzerine Abdurrahman Bey;



    “Doğru, çocuğunuzu payladım. Çalışmıyordu. Sizi örnek göstererek, “adam ol baban gibi! eşek olma! diye söyledim“ der.



    Bu cevap üzerine paşa, hem özür diler, hem de teşekkür eder ve oradan ayrılır.



    Eleftra, yuayua ve BAYBARS. bunu beğendi.
  2. violet

    violet Hoşgeldin Meleğim..

    Kayıt:
    11 Ekim 2006
    Mesajlar:
    142.398
    Konular:
    48.970
    Beğeniler:
    11.011
    Nereden:
    Belirtilmedi
    ATI ALAN ÜSKÜDARI GEÇTİ. ATASÖZÜNÜN HİKAYESİ, ORTAYA ÇIKIŞI



    Zamanında Bolu beyine baş kaldıran Köroğlu'nun dillerde yağız mı yağız atı çalınır.bütün civarı arar tarar yok.bir kimse birde İstanbul'daki pazarları dolaş der.İstanbulda pazarları dolaşırken atına rastlar.



    Pazar sahibine şu ata bir bineyim hele der.pazarcıda buyur der .



    Eski sahibinin kokusunu alan at şahlanıp,dört nala ordan uzaklaşır.



    Dövünen pazarcıya ihtiyarın biri gelip ,



    Ah evlat! Atı alan üsküdarı geçti.



    O köroğluydu ,atın gerçek sahibi...
  3. violet

    violet Hoşgeldin Meleğim..

    Kayıt:
    11 Ekim 2006
    Mesajlar:
    142.398
    Konular:
    48.970
    Beğeniler:
    11.011
    Nereden:
    Belirtilmedi
    ÇIKAR AĞZINDAKİ BAKLAYI ATASÖZÜNÜN HİKAYESİ, ORTAYA ÇIKIŞI



    “Zamanında çok küfürbaz bir adam yaşarmış. Sonunda kendine yakıştırılan küfürbazlık ününe dayanamaz duruma gelmiş. Soluğu bir bilgenin yanında almış, ondan akıl danışmış.



    ‘Her kızdığım konu karşısında küfretmek huyumdan kurtulmak istiyorum’ demiş. Adamın içtenliğini görünce bilge ona yardımcı olmaya karar vermiş. Bakkaldan bir avuç bakla tanesi getirtmiş ve bunları ‘küfürbazlık’tan kurtulmak isteyen adamın avucunun içine koydu.



    ‘Şimdi bu bakla tanelerini al, birini dilinin altına, ötekilerini cebine koy’ demiş. ‘Konuşmak istediğin zaman bakla diline takılacak, sen de küfürden kurtulma isteğini anımsayıp o anda söyleyeceğin küfürden vazgeçeceksin. Bakla ağzında ıslanıp da erimeye başlayacak olursa cebinden yeni bir bakla çıkakrırsın, dilinin altına onu yerleştirirsin.’



    “Adamcağız bilgenin dediğini yapmış. Bu ara da bilgenin yanından da ayrılmamaya çalışıyormuş. Yağmurlu bir günde birlikte bir sokaktan geçerlerken bir evin penceresi hızla açılmış ve genç bir kız başını uzatmış, seslenmiş:



    ‘Bilge efendi, biraz durur musun?’ demiş ve pencereyi kapatmış. Bilge söyleneni yapmış ama sicim gibi yağan yağmur altında iliklerine değin ıslanmış. Sığınacak bir saçak altı da yoktur. Üstelik niçin durdurulduğunu henüz bilmemektedir ve kız da pencereden kaybolmuştur. Bir ara evin kapısına varıp kızın ne istediğini sormak geçmiş içinden fakat tam kapıya yöneleceği sırada kız tekrar pencerede görünmüş ve aynı isteğini yinelemiş:



    ‘Bilge efendi, lütfen birkaç dakika daha bekler misiniz...’



    “Bilge içinden öfkelenmiş ama kızın isteğini de yerine getirmiş. Fakat yanındaki ‘eski’ küfürbaz adam, kendini zor tutuyormuş. Bu arada yağmurun şiddeti gittikçe artıyor, bilge de, adam da, vıcık vıcık ıslanıyorlarmış.



    Bir süre sonra pencere açılmış ve kız yine seslenmiş



    ‘Gidebilirsiniz artık!..’ demiş.



    Bilge bu durumu çok merak etmiş ve sormuş:



    ‘İyi de evladım bir şey yoksa bu yağmurun altında bizi niçin beklettin?’



    “Penceredeki kız, bu soruyu pek umursamamış:



    ‘Efendim, sizi elbette bir nedeni olmadan bekletmiş değilim’ demiş ve bekletme nedenini şöyle açıklamış:



    ‘Tavuklarımızı kuluçkaya yatırıyorduk. Yumurtaları tavuğun altına koyarken bir kavuklunun tepesine bakılırsa piliçler de tepeli olur, horoz çıkarmış. Annem sizi sokaktan geçerken görünce hemen yumurtaları kuluçkaya koydu ve yumurtaları tavuğun altına yerleştirene değin sizin pencerenin önünden ayrılmamanızı istedi.’



    “Saygısızlığın böylesi karşısında bilgenin de tepesinin tası atmış. Yanındaki ‘eski’ küfürbaza dönmüş ve şöyle demiş:



    ‘Hak ettiler bu ana kız’ demiş. ‘Çıkar ağzından baklayı!..’"

  4. violet

    violet Hoşgeldin Meleğim..

    Kayıt:
    11 Ekim 2006
    Mesajlar:
    142.398
    Konular:
    48.970
    Beğeniler:
    11.011
    Nereden:
    Belirtilmedi
    DİMYAT'A PİRİNCE GİDERKEN EVDEKİ BULGURDAN OLMAK ATASÖZÜNÜN HİKAYESİ, ORTAYA ÇIKIŞI



    Dimyat Mısır'da, Süveyş Kanalı ağzında ve Portsait yakınlarında bir iskeledir. Eskiden Mısır'ın meşhur pirinçleri, ince hasırdan örülmüş torbalar içinde buradan Türkiye gelirdi.



    Dimyat'a pirinç almak için giden bir Türk tüccarının bindiği gemi Akdenizde Arap Korsanları tarafından soyulmuş ve adamcağızın kemerindeki bütün altınlarını almışlar.



    Binbir müşkilat içinde Türkiye'ye dönen pirinç tüccarı o yıl iflas etmek durumuna düşmüş. İstanbul'dan kalkmış, memleketi olan Karaman'a gitmiş. O sene tarlasından kalkan buğdayları da bulgur tüccarlarına sattığından, kendi ev halkı kışın bulgursuz kalmışlar. "Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak" sözünün aslı buradan kalmıştır.
  5. violet

    violet Hoşgeldin Meleğim..

    Kayıt:
    11 Ekim 2006
    Mesajlar:
    142.398
    Konular:
    48.970
    Beğeniler:
    11.011
    Nereden:
    Belirtilmedi
    LAFLA PEYNİR GEMİSİ YÜRÜMEZ ATASÖZÜNÜN HİKAYESİ, ORTAYA ÇIKIŞI



    Lafla peynir gemisi yürümez: sadece konuşmak, dayanağı olmadan gerçekleştirilemeyecek sözler vermek anlamında kullanılan bir deyimdir. hikeyesi ise şöyledir;



    Rivayete göre bir zamanlar İsatnbul'da, Edirneli Aksi Yusuf adında bir peynir tüccarı var imiş. Madrabaz ve cimri birisi olup Trakya'dan getirttiği peynirleri İstanbul'da satar, artanını da deniz yoluyla İzmir'e gönderirmiş. İzmir'de peynir fiyatları yükseldikçe elinde ne kadar mal varsa gemilere yükletir ama navlunu peşin vermek istemeyerek, kaptanları yalanlarıyla oyalar durur, "Hele peynirler sağ salim varsın, istediğin parayı fazlafazla veririm," diye vaatlerde bulunurmuş. Birkaç kez aldanan tüccar gemi kaptanlarından birisi, yine İzmir'e doğru yola çıkmak üzere iken diklenmiş:



    -Efendi tayfalarıma para ödeyeceğim. Geminin kalkması için masarifim var. Navlunu peşin ödemezsen Sarayburnu'nu bile dönmem.



    Aksi Yusuf her zamanki gibi,



    -Hele peynirler salimen varsın... demeye başlar başlamaz gemici.



    -Efendi, lafla peynir gemisi yürümez. Buna kömür lazım, yağ lazım.



    Aksi Yusuf parayı ödemiş. O gün akşama kadar şu bir tek cümleyi sayıklayıp durmuş.



    -Lafla peynir gemisi yürümez .vee deyim günümüze kadar ulaşmış
  6. violet

    violet Hoşgeldin Meleğim..

    Kayıt:
    11 Ekim 2006
    Mesajlar:
    142.398
    Konular:
    48.970
    Beğeniler:
    11.011
    Nereden:
    Belirtilmedi
    PARAYI VEREN DÜDÜĞÜ ÇALAR ATASÖZÜNÜN HİKAYESİ, ORTAYA ÇIKIŞI



    Bir gün Nasrettin Hoca pazara giderken çocuklar etrafını almışlar. Hepsi birer düdük ısmarlamış, ama para veren olmamış.



    Hoca çocukların tümüne olumlu cevap vermiş:



    - Peki, olur...



    Çocuklardan yalnız biri, elinde para olduğu halde, Hoca'ya şunları söylemiş:



    - Şu parayla bana bir düdük getirir misin ?



    Hoca akşama doğru pazardan dönmüş. Yolunu bekleyen çocuklar hemen



    Hoca'nın etrafını sararak düdüklerini istemişler.



    Nasrettin Hoca, cebinden bir düdük çıkarıp kendisine para veren çocuğa uzatmış.



    Ötekileri bağırmaya başlamışlar:



    - Ya bizim düdükler nerede ?



    Hoca'nın cevabı kısa ve anlamlı olmuş:



    - Parayı veren düdüğü çalar.

  7. violet

    violet Hoşgeldin Meleğim..

    Kayıt:
    11 Ekim 2006
    Mesajlar:
    142.398
    Konular:
    48.970
    Beğeniler:
    11.011
    Nereden:
    Belirtilmedi
    Kel başa şimşir tarak

    Şimşir sözcüğü, kılıç anlamına gelir. Deyimde kullanılan şimşir sözünün aslı çok sert ve dayanıklı olduğundan, tarak, cetvel v.b. yapımında kullanılan 'şimşir' ağacından gelmektedir.

    Eskiden zengin bir aile, kızlarını gelin ediyorlarmış. Oğlan evine, adet olduğu üzere, bohça bohça hediyeler gitmiş. Kayınvalide, iki görümce ve eltilere, yaş ve aile içindeki durumlarına göre; altın, gümüş kaplamalı, fil dişi ve şimşir taraklar, diğer armağanlarla birlikte verilmiş.
    Küçük elti ağır ve ateşli bir hastalık geçirdiğinden saçları dökülmüş. Aile içindekilerden başka kimsenin, kadıncağızın kelliğinden haberi yokmuş.

    Kendisine verile verile şimşir tarak verilmesi, küçük eltinin çok canını sıkmış. Kelliğini unutup, armağanları getiren kadına sızlanmış:
    "Herkese altın, gümüş tarak, bana da şimşir öyle mi? Yemi gelin, daha bu eve adımını atmadan benimle uğraşmaya başladı..." Oğlan anası gelininin bu hareketinden utanmış ve üzüntü duymuş. O kızgınlıkla çıkışmış: "Senin ki gibi kel başa, şimşir tarak çok bile" deyivermiş.

    Bu atasözü, yoksul, ya da durumu kötü bir kişinin, vaziyetine uymayan, pahalı, gereksiz şeyler almaya kalkması gibi durumlarda kullanılır.
  8. violet

    violet Hoşgeldin Meleğim..

    Kayıt:
    11 Ekim 2006
    Mesajlar:
    142.398
    Konular:
    48.970
    Beğeniler:
    11.011
    Nereden:
    Belirtilmedi
    Zurnada peşrev olmaz

    Davul ile zurnayı musikiden saymayan ve küçük gören bir sonradan görme İstanbul' lu, Edirne' de bir düğüne davet edilmiş. Yemekten sonra açık havada yapılan oyun ve eğlenceler sırasında bu hatırlı davetliye, zurnazen başı yaklaşarak sormuş:

    -Çalmamızı arzu ettiğiniz herhangi bir parça var mı?
    Ukala adam, dudak bükmüş:

    -Ayol, kala kala zurnaya mı kaldık. Bunun peşrevi olmaz. Ne nota bilirsiniz ki siz, ne de beste. Sizin çaldıklarınızı ben dinleyemem. İyisi mi, kendiniz çalın oynayın.

    Zurnazen, bu hakaretleri pek içerlemiş. "Görürsün sen efendi" diyerek, en kabiliyetli yamaklarını etrafına toplayıp başlamış çalmaya.
    O çalar, etrafındakiler söylermiş. Ne Itri' si kalmış çalmadık, ne Dede Efendi' si. Sonradan görme bey, ağzı bir karış açık onları uzun uzun dinlemiş. Adamlar, bir besteden bir besteye, bir makamdan bir makama geçtikçe, o da renkten renge geçmiş.

    Bu deyim, hikayedeki anlamının dışında, "insanın kaderini zorlamamasını, ne çıkarsa bahtına razı olması gerektiğini anlatmak için kullanılır.
  9. violet

    violet Hoşgeldin Meleğim..

    Kayıt:
    11 Ekim 2006
    Mesajlar:
    142.398
    Konular:
    48.970
    Beğeniler:
    11.011
    Nereden:
    Belirtilmedi
    Yanlış hesap, Bağdattan döner.

    İstanbul kapalı çarşıya kervanlar gelir.Tüccarların siparişleri kumaş,kürk,baharat neyse dağıtılır.Daha sonra tüccarlardan paraları tahsil edilirmiş.
    Yine bir alış veriş sonrasında, tüccarın biri hesap yaparken dört işlem hilleri ile kervancıyı 400-500 altın içerde bırakır.
    Hesaptaki yanlışlığı anlayamayan kervancı Bağdat –Hicaz ve Mısıra seferine çıkar.

    Tüccarda, şimdi bu Mısırdan altı-yedi ayda zor döner.bende bu parayı işletirim. diye düşünür.

    Kervancı yol uzun ,zaman bol bütün hesapları tekrar tekrar inceler.
    Tüccarın yaptığı hileyi anlar.Kervan Bağdat’a girmek üzereyken,kervanı oğlu vv güvendiği bir kişiye emnet eder,
    -Siz beni Bağdatta bekleyin. der.
    İyi bir Arap atı alıp dört nala İstanbula dönmeye başlar.

    Yolda, bu adam bu parayı hemen öyle vermez diye düşünüp bir plan kurar.İstanbuldaki dostlarında plan için yardım ister.

    Ertesi gün tüccarın dükkanına iki kadın gelir.
    Tüccara ,
    -Sorup soruşturduk bu civarda en dürüst ,en güvenilir kişi sizmişsiniz.Biz Hicaza gideceğiz.Size bu iki çantayı emanet etmek istiyoruz.derler.

    Çantaları açıp tüccara gösterirler.Çantaların için inci.altın,pırlanta envayi çeşit müccevher.

    -Olurda gelemezsek bunlar size helali hoş olsun.bize bir dua okutur,belki bir hayrat yaptırırsın.derler.

    Bunları duyan tüccar sevinçten uçar.Kadınları hürmet ,ziyafet.
    Bu sırada kervancı içeri girer,
    Bunu gören tüccar ,daha kervancı lafa başlamadan ,
    -Yahu hoşgeldin.bizim hesapta bir yanlışlık olmuş .paralarını ayırdım.Çocuklarada tenbihledim,eğer ölürsem kervancının parasının mutlaka verin.Ben kul hakkı yemem kardeşim. der.

    Parayı hemen verir.
    Bu sırada kadınlar, –Biz bu sene gitmekten vazgeçtik .Kısmetse seneye !.deyip dükkan
    çıkarlar.

    Oyuna geldiğini anlayan tüccar ,kervancıının peşinden koşup ,
    -hani sen Mısır'a gidecektin .yaktın beni! diye bağırır.
    Atına binen kervancı,
    -yanlış hesap adamı Bağdattan döndürür der ve yoluna gider.
  10. violet

    violet Hoşgeldin Meleğim..

    Kayıt:
    11 Ekim 2006
    Mesajlar:
    142.398
    Konular:
    48.970
    Beğeniler:
    11.011
    Nereden:
    Belirtilmedi
    Saman Altından Su Yürütmek

    Vaktiyle köyün birinde ahalinin tarlaları ve meyve sebze bahçelerini suladığı bir su kaynağı varmış. Bu kaynak köyün ortak malıymış. Civarda başkaca su kaynağı olmadığından bütün köylü arazisini bu kaynaktan nöbetleşe sıra ile sularmış.

    Kimin ne vakit, ne kadar su kullanacağı belliymiş ve herkes kendi sırasını takip eder, komşularının hakkına da saygı gösterirmiş.

    Ancak her köyde olduğu gibi bu köyde de açıkgöz bir adam varmış. Sebze bahçesi su kaynağının hemen yakınında bulunan bu adam,herkes gibi sırası geldiğinde gider, kaynaktan suyunu alırmış ama bununla yetinmeyip kaynak ile bahçesi arasına gizli bir su yolu kazmış.Kimseler farketmesin diye de su yolunun üzerini taşla tahtayla kapatıp üstüne de saman balyaları yığmış. Su , diğer vakitlerde bu saman altından aka aka açıkgözün tarlasına kadar gidermiş.

    Yaz ortasında herkesin tarlası susuzluktan yanıp kavrulurken, onun ki fidanların boy üstüne boy attıkları, yemyeşil bir halde olurmuş.Üstelik bostanın ortasındaki sulama havuzu da, her zaman silme doluymuş.

    Köylüler "Bu işin içinde bir iş var" diyerek araştırmışlar ve kısa bir süre sonra da bu uyanığın saman altından su yürüttüğünü farketmişler.

    Bu deyim "gizlice iş görmek,kimselere farkettirmeden işler çevirmek"anlamında kullanılır..
  11. violet

    violet Hoşgeldin Meleğim..

    Kayıt:
    11 Ekim 2006
    Mesajlar:
    142.398
    Konular:
    48.970
    Beğeniler:
    11.011
    Nereden:
    Belirtilmedi
    ALTI KAVAL ÜSTÜ ŞEŞÂNE

    Parçalan birbirine benzemeyen ve uygun olmayan, dolayısıyla bir işe yaramayan aparatlar hakkında veya giyim kuşam konusunda birbirine uymayan ve yakışmayan kıyafetler İçin altı kaval üstü şeşhâne deyimini kullanırız. Buradaki şeş-hâne kelimesinin İstanbul'da bir semt adı olan Şişhane ile herhangi bir alâkası yoktur ve Şişhane söylenişi yanlıştır. Çünki şeş-hâne diye namlusunda altı adet yiv bulunan tüfek ve toplara denir. Yivler mermiye bir ivme kazandırdığı için ateşli silahların gelişmesinde önemli bir yere sahiptir. Evvelce kaval gibi içi düz bir boru biçiminde imal edilen namlular, yiv ve set tertibatının icadıyla birlikte fazla kullanılmaz olmuş ve gerek topçuluk gerekse tüfek, tabanca vs. ateşli silahlarda yivli namlular tercih edilmiştir. Merminin kendi ekseni etrafında dönmesini ve dolayısıyla daha uzağa gitmesini sağlayan yivler bir namluda genellikle altı adet olup münhani (spiral) şeklinde namlu içini dolanırlar. Altı adet yiv demek, namlunun da altı bölüme (şeş hâne = altı dilim) ayrılması demektir ki halk dilinde şeşâne (şişane değil) şeklinde kullanılır.

    Bu izahtan sonra üstü kaval, altı şeşhâne biçiminde bir silah olmayacağını söylemeyi zaid addediyoruz. Çünki kaval topların attığı gülle ile şeşhânelerden atılan mermi farklıdır. Keza kaval tüfekler ile fişek atılırken şişhane namlulu tabancalardan kurşun atılır. Bu durumda bîr silah namlusunun yarısına kadar kaval, sonra şişhane olması da mümkün değildir. Ancak yine de vaktiyle bir avcının, yivlerin icadından sonra çifte (çift namlulu) tüfeğinin kaval tipi namlularının üst kısımlarını teknolojiye uydurmak için şeşhâne yivli namlu ile takviye ettiğine dair bir hikâye anlatılır. Hattâ bu uydurma tüfek öyle acayip ve gülünç bir görünüm almış ki diğer avcılar uzunca müddet kendisiyle alay etmişler ve "Altı kaval üstü şeşhâne / Bu ne biçim tüfek böyle" diyerek kafiyelendirmişler. O günden sonra halk arasında bu hadiseye telmihen birbirine zıt durumlar için altı kaval üstü şeşhâne demek yaygınlaşmış ve giderek deyimleşerek dilimize yerleşmiştir.
  12. violet

    violet Hoşgeldin Meleğim..

    Kayıt:
    11 Ekim 2006
    Mesajlar:
    142.398
    Konular:
    48.970
    Beğeniler:
    11.011
    Nereden:
    Belirtilmedi
    VERMEYİNCE MABUT NEYLESİN SULTAN MAHMUT


    Derler ki, Sultan Mahmut'lardan birine kısmeti bağlı bir adamdan söz etmişler. Sultan adamı bir de kendisi denemek istemiş.

    Bir koca tepsi baklava yaptırmış. Üst tabakadan başka tepsinin her tarafına görünmeyecek şekilde altın dizdirmiş. adamını gönderip ona tepsiyi birinin bir adağı diyerek kısmetsiz şahsa vermesini ve şahsı takip etmesini emretmiş.

    Adamımız tepsiyi almış. Yolda bir tanıdığına rastlamış. İkisinin de olaydan haberi yok. Adamımız hikayeyi anlatınca, "senin," demiş tanıdığı gerçek bir hayırseverlik duygusuyla, "baklavadan çok paraya ihtiyacın var. al şu iki altını, sat tepsiyi bana." Teklif adamımızın da işine gelmiş ve tepsiyi satmış.

    Sultan hikayeyi duyunca "fesüphanallah!" demiş. Adamına adamımızın her gün geçtiği köprünün her gün geçtiği tarafına o gelmeden hemen önce altın dizmesini ve kenara çekilip izlemesini emretmiş.

    Adamımız köprüye gelince "ya," demiş, "hep aynı taraftan geçiyorum, bu gün de diğer taraftan geçeyim, bir değişiklik olsun," demiş.

    Sultan hikayeyi duyunca, "ya hazreti pir!" demiş. Adamımızı yaka paça beylik arazilerden birine getirmelerini emretmiş. Getirmişler. Adam korkudan tir tir titrerken ona bir kasnak verilmesini emretmiş ve adamımıza, "bu kasnağı atabildiğin kadar uzağa atacaksın. En son durduğu yere kadar olan arazi senin olacak," demiş.

    Adamımız kasnağı savurmuş. Kasnak havada bir yay çizip gelmiş ayaklarının dibinde durmuş.

    Sultan "ya malik el mülk!" diye haykırmış, "getirin onu!" doğruca haziye gitmiş. Adama bir kürek verilmesini emretmiş. "Küreği daldır, ne gelirse senindir." Adam korku ve heyecandan küreği ters daldırmış ve gele gele bir metelik gelmiş.

    Sultan "kısmeti bağlı" olmanın ne demek olduğunu anlamış böylece.

    Raviyan-ı ahbar, nakilan-ı esrar zikr idürler kim "vermeyince mabut, neylesin Sultan Mahmut" meselini dahi şol sultan irad buyurmuştur."
  13. violet

    violet Hoşgeldin Meleğim..

    Kayıt:
    11 Ekim 2006
    Mesajlar:
    142.398
    Konular:
    48.970
    Beğeniler:
    11.011
    Nereden:
    Belirtilmedi
    TENCERE YUVARLANDI ,KAPAĞINI BULDU ATASÖZÜNÜN HİKAYESİ, ORTAYA ÇIKIŞI

    Bir zamanlar Şenn adında çok zeki ve bilgili bir adam yaşamaktaydı.Bu adam bir gün kendisi gibi bilgin ve akıllı bir kız bulup evlenmek için atına atlayıp yola çıktı.Yolda bir adama rasladı.Adam köyüne gidiyordu.Şenn de adama katılıp birlikte yolculuk etmeye başladılar.

    Şenn adama sordu:

    “Ben mi seni yükleneyim, yoksa sen mi beni yüklenirsin?”

    Adam, “Bu nasıl söz?İkimiz de atlıyken birbirimizi nasıl yükleniriz?”diye yanıt verdi.

    Biraz ilerleyip köye yaklaştıklarında, Şenn biçilmiş ekinleri görünce tekrar sordu:

    “Bu ekinler yenmiş mi yenmemiş mi?” Adam iyice sinirlendi:

    “Be cahil adam! Ekini saplarıyla görüyorsun da yenip yenmediğini mi soruyorsun?”

    Köye varınca da bir cenazeye rasladılar. Şenn yine sordu:

    “Bu tabutun içindeki ölü mü, yoksa diri mi?”

    Adam öfkeyle yüzünü çevirdi ve”Senin gibi tuhaf ve cahil bir adam görmedim!”diye çıkıştı.

    Adamcağız, sorularına bir anlam veremediği bu yol arkadaşını o gün evinde konuk etti.Evde Tabaka adında bir kızı vardı.Kız babasına konuğun kim olduğunu sordu.Adam da onun kendisine sorduğu aptalca soruları sıraladı ve pek tuhaf bir adam olduğunu söyledi.Fakat kız “Baba, o adam tuhaf değil” dedi.”Birinci sorusu,’Ben mi söze başlayayım sen mi?’ demektir.İkincisi, ‘Ekin sahipleri onun parasını yemişler mi acaba?’, üçüncüsü de,’Acaba bu ölü kendi adını yaşatacak evlat bırakmış mıdır?’ demektir.

    Bunun üzerine adam, Şenn’in yanına dönüp soruların yanıtını aktardı.Şenn ise, “Bu sözler senin değil.Sahibini açıklar mısın?”deyince, adam kendi kızı olduğunu söyledi.

    Şenn , “Ben işte böyle bir kız arıyordum” diyerek onunla evlenmek istedi.

    Anne babasının da rızasıyla Tabaka ile evlenen Şenn, kızı alıp ailesine götürdü.Çevre halkı da bu evlilik karşısında, “Vafeka şenn tabaka”, yani “Kap kapağına uygun düştü” dediler.Çünkü “Şenn” su kabı, “Tabaka” ise kapak anlamındadır.Türkçe’mizde ise bu söz, “Tencere yuvarlandı, kapağını buldu” atasözüne dönüşmüştür.
  14. semanur11

    semanur11 Yeni yorumcu

    Kayıt:
    7 Nisan 2013
    Mesajlar:
    1
    Konular:
    0
    Beğeniler:
    0
    Nereden:
    İstanbul
    süperrrrrrr saol violet :D :) :nokta::ok:

Sayfayı Paylaş