![]() |
|
|
|||||||
| Hukuk Hukuksal Bütün sorularınızı ve Bilmek istediklerinizi bizlerle Paylaşabilirsiniz |
|
|
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Görünüm Modları |
|
|
#1 (permalink) |
|
BİRİNCİ KISIM Genel Hükümler BİRİNCİ BÖLÜM Görev, Yetki ve Yargı Yeri Belirlenmesi BİRİNCİ AYIRIM Görev Görevin belirlenmesi ve niteliği MADDE 1– (1) Mahkemelerin görevi, ancak kanunla belirlenir. Gö¬reve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir. Malvarlığı haklarına ilişkin davalarda görev MADDE 2– (1) Malvarlığı haklarına ilişkin davalarda görevli mah¬keme, dava konusunun davanın açıldığı tarihteki değerine veya tuta¬rına göre belirlenir. (2) Dava konusunun değer veya tutarının belirlenmesinde faiz, icra tazminatları, yargılama giderleri ile takip giderleri dikkate alınmaz. (3) Para alacaklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değerinin belirlenmesinde, dava dilekçesinde gösterilmiş olan tutar esas alınır. (4) Konusu paradan başka bir şey olan malvarlığı haklarına ilişkin davalarda ise, dava konusunun değerini mahkeme kendiliğinden tespit eder. (5) Diğer kanunlardaki göreve ilişkin hükümler saklıdır. Objektif dava birleşmesinde görev MADDE 3– (1) Objektif dava birleşmesinde görevli mahkeme, dava konularının değer veya miktarlarının toplamı esas alınarak belirle¬nir. Terditli dava ile seçimlik davada görev MADDE 4– (1) Terditli davada görevli mahkeme, ileri sürülen ta¬leplerden birisinin para alacağı olması hâlinde, bu para alacağının tu¬tarı; her iki talep de paradan başka bir şeye ilişkin ise, yalnızca değeri daha fazla olanı esas alınmak suretiyle belirlenir. (2) Yukarıda belirtilen kural, seçimlik davada görevli mahkeme¬nin belirlenmesinde de kıyas yoluyla uygulanır. Kısmî davada görev MADDE 5– (1) Kısmî davanın konusu dava edilen alacağın son kısmı ise, görevli mahkemenin belirlenmesinde bu kısım esas alınır. (2) Dava edilen, alacağın son kısmı değilse, alacağın tamamı esas alınarak görevli mahkeme belirlenir. Karşı davada görev MADDE 6– (1) Karşı dava konusunun değeri asıl dava konusu¬nun değerinden daha fazla ise, görevli mahkemenin belirlenmesinde karşı dava konusunun değeri esas alınır. (2) Değer itibarıyla, asıl dava asliye hukuk mahkemesinin, karşı dava sulh hukuk mahkemesinin görevine giriyorsa, her iki davaya da asliye hukuk mahkemesinde bakılır. Eşyaya bağlı irtifak haklarına ilişkin davalarda görev MADDE 7– (1) Eşyaya bağlı irtifak haklarına ilişkin davalarda gö¬revli mahkeme, dava edilen irtifak hakkının, yararlanan taşınmaza sağladığı değer artışı ile yüklü taşınmaza verdiği değer kaybından hangisi daha fazla ise, ona göre belirlenir. Sulh hukuk mahkemelerinin görevi MADDE 8– (1) Sulh hukuk mahkemeleri; a) İflâsa, konkordatoya ve sermaye şirketleri ile kooperatiflerin uz¬laşma yoluyla yeniden yapılandırılmasına ve vakıflara ilişkin davalar ayrık olmak üzere, malvarlığı haklarından doğan değer veya tutarı beşbin Türk Lirası (bu tutar dahil) geçmeyen davaları, b) Dava konusunun değer veya tutarına bakılmaksızın; 1) Kiralanan taşınmazların, İcra ve İflâs Kanununa göre ilâmsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kiraya ilişkin mev¬zuatın uygulanmasından kaynaklanan tüm uyuşmazlıkları konu alan dava¬ları, 2) Taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve or¬taklı¬ğın giderilmesine ilişkin davaları, 3) Taşınır ve taşınmaz mallarda, sadece zilyetliğin korunmasına yö¬nelik olan davaları, c) Bu Kanun ile diğer kanunların, sulh hukuk mahkemesi veya sulh hukuk hâkimini görevlendirdiği davaları, görürler. Şahıs varlığına ilişkin davalarda görev MADDE 9– (1) Şahıs varlığına ilişkin dava ve işlerde, görevli mah¬keme, aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece asliye hukuk mah¬kemesidir.
__________________
..An be an içimdesin .. Sanki bu yürek buz tutmuş, sanki benim değil bu beden ya da bu bedenin içinde olan ben değilim. Sanki ben bitmişim.. ..Düş'tüm Düş'ümden..
|
|
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
İKİNCİ AYIRIM
Yetki Genel kural MADDE 10– (1) Mahkemelerin yetkisi, diğer kanunlarda yer alan yetkiye ilişkin hükümler saklı kalmak üzere, bu Kanundaki hüküm¬lere tâbi¬dir. Genel yetkili mahkeme MADDE 11– (1) Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tü¬zel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. (2) Yerleşim yeri, Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre belir¬lenir. Davalının birden fazla olması hâlinde yetki MADDE 12– (1) Davalı birden fazla ise, dava, bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir. Ancak, dava sebebine göre ka¬nunda, davalıların tamamı hakkında ortak yetkiyi taşıyan bir mahkeme belirtilmişse, davaya o yer mahkemesinde bakılır. (2) Birden fazla davalının bulunduğu hâllerde, davanın, davalılar¬dan birini sırf kendi yerleşim yeri mahkemesinden başka bir mahkemeye getir¬mek amacıyla açıldığı, deliller veya belirtilerle anlaşılırsa, mahkeme, ilgili davalının itirazı üzerine, onun hakkındaki davayı ayırarak yetkisiz¬lik kararı verir. Bir yerde geçici olarak oturanlara karşı açılacak davalarda yetki MADDE 13– (1) Memur, işçi, öğrenci, asker gibi, bir yerde ge¬çici olarak oturanlara karşı açılacak alacak veya taşınır mal davaları için, orada bulunmaları uzunca bir süre devam edecekse, bulundukları yer mahkemesi de yetkilidir. Türkiye’de yerleşim yerinin bulunmaması hâlinde yetki MADDE 14– (1) Türkiye’de yerleşim yeri bulunmayanlar hak¬kında genel yetkili mahkeme, davalının Türkiye’deki, mutad meskenin bulunduğu yer mahkemesidir. Ancak, diğer özel yetki hâlleri saklı kal¬mak üzere, bir malvarlığına ilişkin dava, ihtilaf konusu malvarlığının bulunduğu yerde de açılabilir. Sözleşmeden doğan davalarda yetki MADDE 15– (1) Sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin yapıl¬dığı veya ifa edileceği yer mahkemesinde de açılır. Mirastan doğan davalarda yetki MADDE 16– (1) Aşağıdaki davalara, ölen kimsenin son yerleşim yeri mahkemesinde bakılır: a) Terekenin paylaşılmasına, yapılan paylaşma sözleşmesinin ge¬çer¬sizliğine ilişkin davalarla, mirasçılar arasında terekenin yönetiminden kay¬naklanan davalar. b) Terekenin kesin paylaşımına kadar, mirasçılara karşı açılacak tüm davalar. (2) Terekede bulunan bir mal hakkında açılmak istenen istihkak da¬vası, terekenin yazımı ve tespiti zamanında mal nerede bulunuyorsa, orada da açılabilir. (3) Mirasçılık belgesinin iptali ve yeni mirasçılık belgesi verilme¬sine ilişkin davalarda, mirasçıların her birinin oturduğu yer mahkemesi de yetki¬lidir. Taşınmazın aynından doğan davalarda yetki MADDE 17– (1) Taşınmaz üzerindeki aynî hakka ilişkin veya aynî hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek dava ve işler ile taşın¬mazın zil¬yetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin dava ve işlerde, taşın¬mazın bulun¬duğu yer mahkemesi kesin yetkilidir. (2) Bu dava ve işler, birden fazla taşınmaza ilişkinse, taşınmaz¬lardan birinin bulunduğu yerde, diğerleri hakkında da açılabilir. (3) İrtifak haklarına ilişkin davalar, üzerinde irtifak hakkı kurulan ta¬şınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılır. Karşı davada yetki MADDE 18– (1) Kesin yetkinin söz konusu olmadığı hâllerde, asıl davaya bakan mahkeme, karşı davaya bakmaya da yetkilidir. Şubeler ve tüzel kişilerle ilgili davalarda yetki MADDE 19– (1) Bir şubenin işlemlerinden doğan davalarda, o şu¬benin bulunduğu yer mahkemesi de yetkilidir. (2) Özel hukuk tüzel kişilerinin, ortaklık veya üyelik ilişkileriyle sı¬nırlı olmak kaydıyla, bir ortağına veya üyesine karşı veya bir ortağın yahut üyenin bu sıfatla diğerlerine karşı açacakları davalar için, ilgili tüzel kişinin merkezinin bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir. Sigorta sözleşmelerinden doğan davalarda yetki MADDE 20– (1) Zarar sigortalarından doğan davalar, sigorta, bir ta¬şınmaza veya niteliği gereği bir yerde sabit bulunması gereken yahut şart kılınan taşınıra ilişkinse, malın bulunduğu yerde; bir yerde sabit bu¬lunması gerekmeyen veya şart kılınmayan bir taşınıra ilişkinse; rizikonun gerçekleş¬tiği yerde de açılabilir. (2) Can sigortalarında, sigorta ettirenin, sigortalının veya lehdarın leh veya aleyhine açılacak davalarda onların yerleşim yeri mahkemesi kesin yetkilidir. (3) Bu hüküm deniz sigortalarından doğan davalarda uygulanmaz. Haksız fiilden doğan davalarda yetki MADDE 21– (1) Haksız fiilden doğan davalarda, haksız fiilin iş¬len¬diği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer mahkemesi de yetkilidir. Tacirler veya kamu tüzel kişileri arasındaki yetki sözleşmesi MADDE 22– (1) Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğ¬muş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mah¬kemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırıl¬madıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır. Diğer kişiler arasındaki yetki sözleşmesi MADDE 23– (1) Tacirler ile kamu tüzel kişileri dışındaki diğer ki¬şiler, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, kanu¬nen yetkili kılınan genel ve özel yetkili mahkemeler yanında başka bir mah¬kemeyi de yetkili kılabilirler. Yetki sözleşmesinin geçerlilik şartları MADDE 24– (1) Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeye¬cekleri konular ile kesin yetki hâllerinde, yetki sözleşmesi yapılamaz. (2) Yetki sözleşmesinin geçerli olabilmesi için yazılı olarak ya¬pıl¬ması, uyuşmazlığın kaynaklandığı hukukî ilişkinin belirli veya belirle¬nebilir olması ve yetkili kılınan mahkeme veya mahkemelerin gösteril¬mesi şarttır. Yetki itirazının ileri sürülmesi MADDE 25– (1) Yetkinin kesin olduğu davalarda, mahkeme yet¬kili olup olmadığını, davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zo¬rundadır; taraflar da, mahkemenin yetkisiz olduğunu her zaman ileri sü¬rebilir. (2) Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, esasa gi¬ril¬meden önce ileri sürülmesi gerekir. Yetki itirazında bulunan taraf, yet¬kili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz. (3) Mahkeme yetkisizlik kararında, yetkili mahkemeyi de göste¬rir. ÜÇÜNCÜ AYIRIM Görevsizlik, Yetkisizlik Kararı Üzerine Yapılacak İşlemler ve Yargı Yeri Belirlenmesi Görevsizlik veya yetkisizlik kararı üzerine yapılacak işlemler MADDE 26– (1) Görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi hâ¬linde, taraflardan birinin, bu kararın kesinleştiği tarihten itibaren onbeş gün içinde kararı veren mahkemeye başvurarak, dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi gerekir. Aksi tak¬dirde, bu mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verilir. (2) Dosya kendisine gönderilen mahkeme, kendiliğinden taraflara çağrı kağıdı gönderir. Yargı yeri belirlenmesini gerektiren sebepler MADDE 27– (1) Aşağıdaki hâllerde, davaya bakacak mahkeme¬nin tayini için yargı yeri belirlenmesi yoluna başvurulur: a) Davaya bakmakla görevli ve yetkili mahkemenin davaya bak¬ma¬sına herhangi bir engel çıkarsa. b) İki mahkeme arasında yargı çevrelerinin sınırlarının belirlen¬mesi konusunda bir tereddüt ortaya çıkarsa. c) İki mahkeme de görevsizlik kararı verir ve bu kararlar kanun yo¬luna başvurulmaksızın kesinleşirse. ç) Kesin yetki hâllerinde, iki mahkeme de yetkisizlik kararı verir ve bu kararlar kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşirse. İnceleme yeri MADDE 28– (1) Yetkili mahkemenin bir davaya bakmasına fiilî veya hukukî bir engel bulunduğu yahut iki mahkeme arasında yargı çev¬relerinin sınırlarının belirlenmesinde tereddüt ortaya çıktığı takdirde, yetkili mahkemenin tayininde, ilk derece mahkemeleri için bölge adliye mahkeme¬lerine, bölge adliye mahkemeleri için Yargıtaya başvurulur. (2) İki mahkemenin aynı dava hakkında göreve veya yetkiye iliş¬kin olarak verdikleri kararlar kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleştiği tak¬dirde, görevli veya yetkili mahkeme, ilgisine göre bölge adliye mah¬keme¬since veya Yargıtayca belirlenir. İnceleme usulü ve sonucu MADDE 29– (1) Yargı yerinin belirlenmesine ilişkin inceleme dosya üzerinden yapılabilir. (2) Bölge adliye mahkemesince veya Yargıtayca verilen yargı yeri belirlenmesi ile kanun yolu incelemesi sonucunda kesinleşen göreve veya yetkiye ilişkin kararlar, davaya ondan sonra bakacak mahkemeyi bağlar.
__________________
..An be an içimdesin .. Sanki bu yürek buz tutmuş, sanki benim değil bu beden ya da bu bedenin içinde olan ben değilim. Sanki ben bitmişim.. ..Düş'tüm Düş'ümden..
|
|
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
İKİNCİ BÖLÜM
Yargılamaya Hâkim Olan İlkeler Tasarruf ilkesi MADDE 30– (1) Hâkim, iki taraftan birinin talebi olmaksızın, ken¬diliğinden bir davayı inceleyemez ve karara bağlayamaz. (2) Kanunda açıkça belirtilmedikçe, hiç kimse kendi lehine olan da¬vayı açmaya veya hakkını talep etmeye zorlanamaz (3) Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri dava ko¬nusu hakkında, dava açıldıktan sonra da tasarruf yetkisi devam eder. Taraflarca getirilme ilkesi MADDE 31– (1) Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate ala¬maz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. (2) Kanunla belirtilen durumlar dışında, hâkim, kendiliğinden de¬lil toplayamaz. Taleple bağlılık ilkesi MADDE 32– (1) Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; on¬dan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonu¬cundan daha azına karar verebilir. (2) Hâkimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hü¬kümleri saklıdır. Hukukî dinlenilme hakkı MADDE 33– (1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın di¬ğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukukî dinlenilme hak¬kına sahiptirler. (2) Bu hak; a) a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b) b) Açıklama ve ispat hakkını, c) c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve ka¬rarların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir. Aleniyet ilkesi MADDE 34– (1) Duruşma ve kararların bildirilmesi alenîdir. (2) Genel ahlak, kamu düzeni, millî güvenlik, küçüklerin korun¬ması veya yargılama ile ilgili kişilerin özel hayatının gizliliği ya da ta¬raflardan birinin ticarî sır gibi hukuken korunmaya değer bir menfaatinin bulunması gerekçesiyle duruşmanın bir kısmının yahut tamamının gizli olarak yapılma¬sına mahkemece karar verilebilir. (3) Tarafların gizlilik talebi ön sorunlar hakkındaki hükümler çer¬çe¬vesinde gizli oturumda incelenir ve karara bağlanır. Hâkim, bu kararı¬nın gerekçelerini, esas hakkındaki kararı ile birlikte açıklar. (4) Hâkim, gizli yargılama işlemleri sırasında hazır bulunanları o yargılamayla ilgili edindikleri bilgileri açıklamamaları hususunda uyarır ve Türk Ceza Kanununun gizliliğin ihlâline ilişkin hükmünün uygulana¬cağını ihtar ederek bu hususu tutanağa geçirir. Dürüst davranma ve doğruyu söyleme yükümlülüğü MADDE 35– (1) Taraflar, dürüstlük kuralına uygun davranmak zo¬rundadırlar. (2) Taraflar, davanın dayanağı olan vakıalara ilişkin açıklamala¬rını gerçeğe uygun bir biçimde yapmakla yükümlüdürler. Usul ekonomisi ilkesi MADDE 36– (1) Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve dü¬zenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağla¬makla yü¬kümlüdür. Hâkimin davayı aydınlatma ödevi MADDE 37– (1) Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddî veya hukukî açıdan belirsiz yahut çelişkili gör¬düğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir. Yargılamanın sevk ve idaresi MADDE 38– (1) Yargılamayı, hâkim sevk ve idare eder; yargı¬lama düzeninin bozulmaması için, gerekli her türlü tedbiri alır. (2) Okunamayan veya münasebetsiz olan belge iade edilir ve ye¬ni¬den düzenlenmesi için uygun bir süre verilir. Bu süre içinde düzenlen¬mezse, yeniden süre verilemez. Hukukun uygulanması MADDE 39– (1) Hâkim, Türk hukukunu kendiliğinden uygular. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Hâkimin Yasaklılığı, Reddi ve Hukukî Sorumluluğu BİRİNCİ AYIRIM Hâkimin Davaya Bakmaktan Yasaklılığı ve Reddi Yasaklılık sebepleri MADDE 40– (1) Hâkim, aşağıdaki hâllerde davaya bakamaz; ta¬lep olmasa bile çekinmek zorundadır: a) Kendisine ait olan veya doğrudan doğruya ya da dolayısıyla il¬gili olduğu davada. b) Aralarında evlilik bağı kalksa bile eşinin davasında. c) Kendisi veya eşinin altsoy veya üstsoyunun davasında. ç) Taraflardan biri ile arasında evlatlık bağı bulunanın davasında. d) Üçüncü derece de dahil olmak üzere kan veya kendisini oluştu¬ran evlilik bağı kalksa dahi kayın hısımlığı bulunanların davasında. e) Nişanlısının davasında. f) İki taraftan birinin vekili, vasisi, kayyımı veya yasal danışmanı sı¬fatıyla hareket ettiği davada. Çekinme kararının sonuçları MADDE 41– (1) Çekinme kararına karşı üst mahkemeye başvu¬rula¬bilir. Yasaklama sebebinin doğduğu tarihten itibaren, o hâkim huzuru ile yapılan bütün işlemler, üst mahkemenin kararı ile iptal olunabilir. Hüküm ve kararlar ise herhâlde iptal olunur. Bu durumda, hâkim yargı¬lama giderlerine mahkûm edilebilir. (2) Çekinme kararının ilk derece mahkemesi hâkimince verildiği hâllerde, başvuru üzerine bölge adliye mahkemesinin vereceği karar ke¬sin¬dir. Ret sebepleri MADDE 42– (1) Hâkimin tarafsızlığından şüpheyi gerektiren önemli bir sebebin bulunması hâlinde, taraflardan biri hâkimi reddedebi¬leceği gibi hâkim de bizzat çekilebilir. Özellikle aşağıdaki hâllerde, hâ¬kimin reddi sebebinin varlığı kabul edilir: a) Davada, iki taraftan birine öğüt vermiş ya da yol göstermiş ol¬ması. b) Davada, iki taraftan birine veya üçüncü kişiye kanunen gerek¬me¬diği hâlde görüşünü açıklamış olması. c) Davada, tanık veya bilirkişi olarak dinlenmiş veya hâkim ya da hakem sıfatıyla hareket etmiş olması. ç) Davanın, dördüncü derece de dahil yansoy hısımlarına ait ol¬ması. d) Dava esnasında, iki taraftan birisi ile davası veya aralarında bir düşmanlık bulunması.
__________________
..An be an içimdesin .. Sanki bu yürek buz tutmuş, sanki benim değil bu beden ya da bu bedenin içinde olan ben değilim. Sanki ben bitmişim.. ..Düş'tüm Düş'ümden..
|
|
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
Hâkimin bizzat çekilmemesi hâli
MADDE 43– (1) Hâkim, reddini gerektiren sebeplerden biri var¬ken bizzat çekilmezse, iki taraftan biri ret talebinde bulununcaya kadar davaya bakabilir. Ret usulü MADDE 44– (1) Hâkimin reddi sebebini bilen tarafın, ret talebini en geç ilk oturumda ileri sürmesi gerekir. Taraf, ret sebebini davaya ba¬kıldığı sırada öğrenmiş ise, en geç öğrenmeden sonraki ilk oturumda, yeni bir işlem yapılmadan önce bu talebini hemen bildirmek zorundadır. Belirtilen sürede yapılmayan ret talebi dinlenmez. (2) Hâkimin reddi, dilekçeyle talep edilir. Bu dilekçede, ret tale¬binin dayandığı sebepler ile delil veya emarelerin açıkça gösterilmesi ve varsa belgelerin eklenmesi gerekir. (3) Hâkimin reddi dilekçesi, reddi istenen hâkimin mensup ol¬duğu mahkemeye verilir. (4) Ret talebi geri alınamaz. (5) Hâkimi reddeden taraf, dilekçesini karşı tarafa tebliğ ettirir. Karşı taraf yedi gün içinde cevap verebilir. Bu süre geçtikten sonra yazı işleri mü¬dürü tarafından ret dilekçesi, varsa karşı tarafın cevabı ve ekleri, dosya ile birlikte reddi istenen hâkime verilir. Hâkim yedi gün içinde dosyayı inceler ve ret sebeplerinin kanuna uygun olup olmadığı hakkın¬daki düşüncesini yazı ile bildirerek, dosyayı hemen merciine gönderil¬mek üzere yazı işleri müdü¬rüne verir. (6) Ret sebebi sabit olmasa bile, merci bunu muhtemel görürse, ret talebini kabul edebilir. (7) Ret sebepleri hakkında yemin teklif olunamaz. (8) Hâkimi çekilmeye davet, hâkimin reddi hükmündedir. (9) Bu kararlar aleyhine ancak hükümle birlikte kanun yollarına baş¬vurulabilir. Çekilme kararının incelenmesi MADDE 45– (1) Hâkim, taraflardan birinin ret talebi üzerine veya kendiliğinden çekilme yönünde görüş bildirirse, ret talebini incele¬meye yet¬kili merci, bu çekilmenin kanuna uygun olup olmadığına karar verir. Ret talebini incelemeye yetkili merci MADDE 46– (1) Hâkimin reddi talebi, reddi istenen hâkim katıl¬maksızın mensup olduğu mahkemece incelenir. (2) Reddedilen hâkimin katılmamasından dolayı mahkeme topla¬na¬mıyor ya da mahkeme tek hâkimden oluşuyor ise, ret talebi, o yerde asliye hukuk hâkimliği görevini yapan diğer mahkeme veya hâkim tara¬fından in¬celenir. O yerde, asliye hukuk hâkimliği görevi tek hâkim tara¬fından yerine getiriliyorsa, o hâkim hakkındaki ret talebi, asliye ceza hâ¬kimi varsa onun tarafından, yoksa en yakın asliye hukuk mahkemesince incelenir. (3) Sulh hukuk hâkimi reddedildiği takdirde, ret talebi, o yerdeki di¬ğer sulh hukuk hâkimi tarafından incelenir. O yerde, sulh hukuk hâ¬kimliği görevi tek hâkim tarafından yerine getiriliyorsa, o hâkim hakkın¬daki ret ta¬lebi, bulunma sıralarına göre; o yerdeki sulh ceza hâkimi, as¬liye hukuk hâ¬kimi, asliye ceza hâkimi, bunların da bulunmaması hâlinde, en yakın yerdeki sulh hukuk hâkimi tarafından incelenir. (4) Bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinin başkan ve üyele¬rinin reddi talebi, reddedilen başkan ve üye katılmaksızın görevli olduğu dairece incelenerek karara bağlanır. Hukuk dairelerinin toplanmasını en¬gelleyecek şekildeki toplu ret talepleri dinlenmez. Ret talebinin geri çevrilmesi MADDE 47– (1) Hâkimin reddi talebi, aşağıdaki hâllerde kabul edilmeyerek geri çevrilir: a) Ret talebi süresinde yapılmamışsa. b) Ret sebebi ve bu sebebe ilişkin inandırıcı delil veya emare göste¬rilmemişse. c) Ret talebinin davayı uzatmak amacıyla yapıldığı açıkça anlaşı¬lı¬yorsa. (2) Bu hâllerde ret talebi, toplu mahkemelerde reddedilen hâkimin müzakereye katılmasıyla; tek hâkimli mahkemelerde ise, reddedilen hâ¬kimin kendisi tarafından geri çevrilir. (3) İlk derece mahkemesinin bu kararlarına karşı istinaf yoluna; bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinin başkan ve üyeleri hakkındaki kararlarına karşı da temyiz yoluna ancak hükümle birlikte başvurulabilir. Ret talebinin incelenmesi MADDE 48– (1) Hâkimin reddi talebine ilişkin karar, dosya üze¬rin¬den inceleme yapılarak da verilebilir. (2) Reddi istenen hâkim, ret hakkında merci tarafından karar ve¬rilin¬ceye kadar o davaya bakamaz. Şu kadar ki; gecikmesinde sakınca bulunan iş ve davalar bunun dışındadır. Daha önce hakkındaki ret talebi mercice reddolunan hâkimin, aynı durum ve olaylara dayanarak yeniden reddedil¬mesi hâli, hâkimin davaya bakmasına engel oluşturmaz. (3) Ret talebinin merci tarafından kabul edilmemesi hâlinde, reddi istenen hâkim davaya bakmaya devam eder. (4) Ret talebinin, kötüniyetle yapıldığının anlaşılması ve esas yö¬nünden kabul edilmemesi hâlinde, talepte bulunanların her biri hakkında beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezasına hükmolunur. (5) Hâkim hakkında aynı davada aynı tarafça ileri sürülen ret ta¬lebi¬nin reddi hâlinde verilecek disiplin para cezası, bir önceki disiplin para ceza¬sının iki katından az olamaz. (6) Disiplin para cezasının tahsili için, davaya bakan mahkeme, dos¬yanın geliş tarihinden başlayarak onbeş gün içinde gereğini yapar. Ret talebine ilişkin kararlara karşı istinaf MADDE 49– (1) Esas hüküm bakımından istinaf yolu kapalı bu¬lu¬nan dava ve işlerde, hâkimin reddi talebiyle ilgili merci kararları kesin¬dir. (2) Esas hüküm bakımından istinaf yolu açık bulunan dava ve iş¬lerde ise, ret talebi hakkındaki merci kararlarına karşı tefhim veya tebliği tarihin¬den itibaren yedi gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir; bu hâlde 351 inci madde hükmü uygulanmaz. Bölge adliye mahkemesinin, bu hu¬sustaki ka¬rarları kesindir. (3) Ret talebinin reddine ilişkin merci kararının bölge adliye mah¬kemesince uygun bulunmayarak kaldırılması veya ret talebinin ka¬bulüne ilişkin merci kararının bölge adliye mahkemesince uygun bulun¬ması hâ¬linde, ret sebebinin doğduğu tarihten itibaren reddedilen hâkimce yapılmış olan ve ret talebinde bulunan tarafça itiraz edilen esasa etkili işlemler, da¬vaya daha sonra bakacak hâkim tarafından iptal olunur. Ret talebine ilişkin kararların temyizi MADDE 50– (1) Esas hüküm bakımından temyiz yolu kapalı bulu¬nan dava ve işlerde, bölge adliye mahkemesi başkan ve üyelerinin reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararları kesindir. (2) Esas hüküm bakımından temyiz yolu açık bulunan dava ve iş¬lerde ise, ret talebi hakkındaki karar, tefhim veya tebliği tarihinden iti¬baren yedi gün içinde temyiz edilebilir. Bu hâlde 351 inci madde hükmü uygulan¬maz. Yargıtayın bu husustaki kararı kesindir. (3) Bölge adliye mahkemesi hâkiminin reddine ilişkin talebin reddi konusundaki kararın temyizi üzerine Yargıtayca bozulması veya ret talebi¬nin kabulüne ilişkin kararın Yargıtayca onanması hâlinde, ret sebe¬binin doğduğu tarihten itibaren reddedilen hâkimce yapılmış olan ve ret talebinde bulunan tarafça itiraz edilen esasa ilişkin işlemler, davaya daha sonra baka¬cak olan bölge adliye mahkemesi tarafından iptal olunur.
__________________
..An be an içimdesin .. Sanki bu yürek buz tutmuş, sanki benim değil bu beden ya da bu bedenin içinde olan ben değilim. Sanki ben bitmişim.. ..Düş'tüm Düş'ümden..
|
|
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
Zabıt kâtibinin yasaklılığı ve reddi
MADDE 51– (1) Davada görevli zabıt kâtibi hakkında 40 ve 42 inci maddelerde öngörülen sebeplerden birisiyle ret talebinde bulunula¬bilir. Ret talebi, zabıt katibinin görev yaptığı mahkeme tarafından karara bağlanır. Bu konuda verilecek kararlar kesindir. (2) Zabıt kâtibi 40 ıncı maddedeki sebepleri bildirerek gö¬revden çe¬kinebilir. Bu hâlde gereken karar, görev yaptığı mahkeme tara¬fından verilir. (3) Aynı işte zabıt kâtibinin hâkim ile birlikte reddi talebi hak¬kında veya çekinmelerine karar verecek merci, hâkime göre belirle¬nir. İKİNCİ AYIRIM Hâkimin Hukukî Sorumluluğu Devletin sorumluluğu ve rücu MADDE 52– (1) Hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı aşa¬ğı¬daki sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir: a) a) Kayırma veya taraf tutma yahut taraflardan birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması. b) b) Sağlanan veya vaat edilen bir menfaat sebebiyle kanuna aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması. c) c) Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması. ç) Duruşma tutanağında mevcut olmayan bir sebebe dayanılarak hü¬küm verilmiş olması. d) d) Duruşma tutanakları ile hüküm veya kararların değiştirilmiş ya¬hut tahrif edilmiş ve söylenmeyen bir sözün hüküm veya karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş ve buna dayanılarak hüküm verilmiş ol¬ması. e) e) Hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması. (2) Zarara uğrayan kişi, hukukî yollara başvurmak suretiyle zara¬rın doğmasını önleme imkânı bulunmasına rağmen bu yola gitmemiş ise tazmi¬nat talep edemez. (3) Devlet, ödediği tazminat nedeniyle, sorumlu hâkime ödeme tari¬hinden itibaren bir yıl içinde rücu edebilir. Davaların açılacağı mahkeme MADDE 53– (1) Devlet aleyhine açılan tazminat davası, ilk de¬rece mahkemesi hâkimlerinin davranışlarından dolayı, o hâkimin kararı veya hükmü verdiği yer mahkemesinin yargı çevresi içinde yer aldığı bölge adliye mahkemesinin hukuk dairesinde; bölge adliye mahkemesi hâkimlerinin dav¬ranışlarından dolayı, Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde; Yargıtay Başkan ve üyeleri ile, kanunen onlarla aynı konumda bulunan¬ların davranışlarından dolayı Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda açılır ve ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu¬nun tazminat davası sonu¬cunda vermiş olduğu kararlara ilişkin temyiz incelemesi, Yargıtay Büyük Genel Kurulunca yapılır. (2) Devletin sorumlu hâkime karşı açacağı rücu davası, tazminat da¬vasını karara bağlamış olan mahkemede görülür. Dava dilekçesi MADDE 54– (1) Tazminat davası dilekçesinde hangi sorumluluk sebebine dayanıldığı ve delilleri açıkça belirtilir; varsa belgeler de ekle¬nir. (2) Tazminat davasını inceleyecek mahkeme, belirtilen hususlarda eksiklik görürse, eksikliğin giderilmesi için süre vermeden dilekçenin red¬dine karar verir. Davanın reddi hâlinde verilecek ceza MADDE 55– (1) Dava reddedilirse davacı, beşyüz Türk Lirasın¬dan beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezasına mahkûm edilir. DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Taraflar ve Davaya Katılan Üçüncü Kişiler BİRİNCİ AYIRIM Tarafların Ehliyetleri Taraf ehliyeti MADDE 56– (1) Medenî haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, davada taraf ehliyetine de sahiptir. Dava ehliyeti MADDE 57– (1) Dava ehliyeti, medenî hakları kullanma ehliye¬tine göre belirlenir. Davada yasal temsil MADDE 58– (1) Medenî hakları kullanma ehliyetine sahip olma¬yanlar davada yasal temsilcileri; tüzel kişiler ise yetkili organları tarafın¬dan temsil edilir. Dava takip yetkisi MADDE 59– (1) Dava takip yetkisi, talep sonucu hakkında hü¬küm alabilme yetkisidir. Bu yetki, kanunda belirtilen istisnaî durumlar dışında, maddî hukuktaki tasarruf yetkisine göre tayin edilir. Temsil veya izin belgelerinin verilmesi MADDE 60 – (1) Yasal temsilciler, davanın açılıp yürütülmesi¬nin belli bir makamın iznine bağlı olduğu hâllerde izin belgelerini, tüzel ki¬şilerin organları ise, temsil belgelerini, dava veya cevap dilekçesiyle mahkemeye vermek zorundadırlar; aksi takdirde dava açamaz ve yargı¬lamayla ilgili hiç¬bir işlem yapamazlar. Şu kadar ki, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mahkeme, yasal temsilcilerin veya tüzel kişilerin or¬ganlarının, yukarıda be¬lirtilen eksikliği gidermeleri şartıyla dava açmala¬rına yahut davayla ilgili işlem yapmalarına izin verebilir. (2) İzin belgesinin alınması için mahkemeye müracaat edilmesi ge¬rekiyorsa ilgiliye, müracaatı için kesin süre verilir. Bu süre içinde mahke¬meye başvurulması hâlinde bu konuda karar verilinceye kadar beklenir. (3) Süresi içinde belgelerin ibraz edilmemesi veya mahkemeye baş¬vurulmaması hâlinde, dava açılmamış veya gerçekleştirilen işlemler yapıl¬mamış sayılır. Dava sırasında taraflardan birinin ölümü MADDE 61– (1) Taraflardan birinin ölümü hâlinde dava, mirasın kesin olarak intikaline kadar ertelenir. Bununla beraber hâkim, gecikme¬sinde sakınca bulunan hâllerde, talep üzerine davayı takip için kayyım atan¬masına karar verebilir. Kanunî temsilci atanması sebebiyle yargılamanın ertelenmesi MADDE 62– (1) Taraflardan birinin vesayet altına alınması veya kendisine yasal danışman atanması talebi mahkemece uygun bulunur ya da mahkemece gerekli görülürse, bu konuda kesin bir karar verilinceye kadar yargılama ertelenebilir. (2) Taraflardan biri kanun gereğince tedavi, gözlem veya koruma altına alınmış yahut başkalarıyla görüşmekten yasaklanmış olup da, ken¬disi veya vekilinin mahkemede bulunması mümkün değilse, o kimse hakkında davayı takip için kayyım atanıncaya kadar yargılama ertelene¬bilir. İKİNCİ AYIRIM Dava Arkadaşlığı İhtiyarî dava arkadaşlığı MADDE 63– (1) Birden çok kişi, aşağıdaki hâllerde birlikte dava açabilecekleri gibi, aleyhlerine de birlikte dava açılabilir: a) Davacılar veya davalılar arasında dava konusu olan hak veya bor¬cun, elbirliği ile mülkiyet dışındaki bir sebeple ortak olması. b) Ortak bir işlemle hepsinin yararına bir hak doğmuş olması veya kendilerinin bu şekilde yükümlülük altına girmeleri. c) Davaların temelini oluşturan vakıaların ve hukukî sebeplerin aynı veya birbirine benzer olması. İhtiyarî dava arkadaşlarının davadaki durumu MADDE 64– (1) İhtiyarî dava arkadaşlığında, davalar birbirinden bağımsızdır. Dava arkadaşlarından her biri, diğerinden bağımsız olarak ha¬reket eder. Mecburî dava arkadaşlığı MADDE 65– (1) Maddî hukuka göre, bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi gereken hâllerde, mecburî dava arkadaşlığı vardır. Mecburî dava arkadaşlarının davadaki durumu MADDE 66– (1) Mecburî dava arkadaşları, ancak birlikte dava aça¬bilir veya aleyhlerine de birlikte dava açılabilir. Bu tür dava arkadaş¬lığında, dava arkadaşları birlikte hareket etmek zorundadır. (2) Kanunlarda birden çok kişiye karşı birlikte dava açılması ön¬gö¬rülen hâllerde, ihtiyarî dava arkadaşlığına ilişkin hükümler kıyas yo¬luyla uygulanır.
__________________
..An be an içimdesin .. Sanki bu yürek buz tutmuş, sanki benim değil bu beden ya da bu bedenin içinde olan ben değilim. Sanki ben bitmişim.. ..Düş'tüm Düş'ümden..
|
|
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
|
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Davanın İhbarı ve Davaya Müdahale Taraf ihbarı ve şartları MADDE 67– (1) Taraflardan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir. (2) Dava kendisine ihbar edilen kişinin de, aynı şartlarda bir baş¬ka¬sına ihbarda bulunması mümkündür ve bu şekilde ihbar devam ettirile¬bilir. İhbarın şekli MADDE 68– (1) İhbar yazılı olarak yapılır; ihbar sebebinin ge¬rek¬çeleriyle birlikte açıklanması ve yargılamanın hangi aşamada bulun¬duğunun belirtilmesi gerekir. (2) İhbarın sonuçları, ihbarnamenin üçüncü kişiye tebliğiyle bir¬likte doğar. (3) Davanın ihbarı sebebiyle yargılama bir başka güne bırakıla¬maz ve ihbarın tevali etmesi gibi zorunlu olan durumlar dışında süre ve¬rilemez. İhbarda bulunulan kişinin durumu MADDE 69– (1) Kendisine dava ihbar edilen kişi, davayı kazan¬ma¬sında hukukî yararı olan taraf yanında davaya katılabilir. Re’sen ihbar MADDE 70– (1) Üçüncü kişinin hakkının korunması için yargı¬la¬mada yer alması gereken durumlarda, mahkeme, konusunu ve tarafla¬rını belirterek davayı üçüncü kişiye ihbar eder; ihbarın gerektirdiği mas¬rafın yatırılan avansdan karşılanmasına karar verir. Aslî müdahale MADDE 71– (1) Bir yargılamanın konusu olan hak veya şey üze¬rinde kısmen ya da tamamen hak iddia eden üçüncü kişi, hüküm verilin¬ceye kadar bu durumu ileri sürerek, yargılamanın taraflarına karşı aynı mahke¬mede dava açabilir. (2) Aslî müdahale davası ile asıl yargılama birlikte yürütülür ve ka¬rara bağlanır. Fer’î müdahale MADDE 72– (1) Üçüncü kişi, davayı kazanmasında hukukî ya¬rarı bulunan taraf yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla, tahkikat sona erin¬ceye kadar, fer’î müdahil olarak davada yer alabilir. Fer’î müdahale talebi ve incelenmesi MADDE 73– (1) Müdahale talebinde bulunan üçüncü kişi, ya¬nında katılmak istediği tarafı, müdahale sebebini ve bunun dayanaklarını belirten bir dilekçeyle mahkemeye başvurur. (2) Müdahale dilekçesi, davanın taraflarına tebliğ edilir. Mah¬keme, gerekirse taraflarla birlikte üçüncü kişiyi de dinlemek üzere davet eder, gel¬meseler dahi müdahale talebi hakkında karar verir. Fer’î müdahilin durumu MADDE 74– (1) Müdahale talebinin kabulü hâlinde müdahil, da¬vayı ancak bulunduğu noktadan itibaren takip edebilir. Müdahil, yanında katıldığı tarafın yararına olan iddia veya savunma vasıtalarını ileri süre¬bilir; onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayan her türlü usul işlemle¬rini yapa¬bilir. (2) Mahkeme, katıldığı noktadan itibaren, taraflara bildirilen iş¬lem¬leri müdahile de tebliğ eder. Fer’î müdahalenin etkisi MADDE 75– (1) Müdahilin de yer aldığı asıl davada hüküm, ta¬raf¬lar hakkında verilir. (2) Fer’î müdahilin, tarafla rücu ilişkisinde, asıl davadaki uyuş¬mazlık hakkında yanlış karar verildiği iddiası dinlenilmez. Ancak müdahil, zama¬nında ihbar yapılmadığı için davaya geç katıldığını veya yanında katıldığı tarafın iddia ve savunma imkânlarını kullanmasını en¬gellediğini ya da ken¬disince bilinmeyen iddia ve savunma imkânlarının, tarafın ağır kusuru sebe¬biyle kullanılamadığını belirterek, yanında katıl¬dığı tarafın yargılamayı ha¬talı yürüttüğünü ileri sürebilir. Cumhuriyet savcısının davada yer alması MADDE 76– (1) Cumhuriyet savcısı, kanunda açıkça öngörülen hâllerde, hukuk davası açar veya açılmış olan hukuk davasında taraf ola¬rak yer alır. (2) Cumhuriyet savcısı, resmî dairenin bildirimine rağmen dava aç¬maz ise, ihbar eden resmi daire, Cumhuriyet savcısının yargı çevre¬sinde görev yaptığı ağır ceza merkezine en yakın kıdemli asliye hukuk mahkemesi hâkimine itiraz edebilir. Bu hususta Ceza Muhakemesi Ka¬nununun 172 ve 173 üncü maddeleri kıyasen uygulanır. (3) Cumhuriyet savcısının yer aldığı dava ve işler üzerinde taraf¬lar serbestçe tasarruf edemezler. DÖRDÜNCÜ AYIRIM Davaya Vekâlet Avukat ile temsil zorunluluğu MADDE 77– (1) Dava ehliyetine sahip taraf, sulh hukuk, iş ve ka¬dastro mahkemeleri ile, değeri ellibin Türk Lirasından az olan davalar hariç olmak üzere, davasını ancak bir avukat aracılığıyla açıp yürütebilir ve ken¬disi aleyhine açılan davayı takip edebilir. (2) Birinci fıkra hükmü, kanun yolu aşamasında da geçerlidir. (3) Şahıs varlığına ilişkin dava ve işlerde avukat aracılığıyla tem¬sil zorunluluğu yoktur. Davaya vekâlet hakkında uygulanacak hükümler MADDE 78– (1) Davanın vekil aracılığıyla açılması ve takip edil¬mesinde, kanunlardaki özel hükümler saklı kalmak üzere, Türk Borçlar Ka¬nununun temsile ilişkin hükümleri uygulanır. Davaya vekâletin kanunî kapsamı MADDE 79– (1) Davaya vekâlet, kanunda özel yetki verilmesini ge¬rektiren hususlar saklı kalmak üzere, hüküm kesinleşinceye kadar, ve¬kilin davanın takibi için gereken bütün işlemleri yapmasına, hükmün yerine geti¬rilmesine, yargılama giderlerinin tahsili ile buna ilişkin mak¬buz vermesine ve bu işlemlerin tamamının kendisine karşı da yapılabil¬mesine ilişkin yetkiyi kapsar. (2) Belirtilen bu yetkiyi kısıtlamaya yönelik bütün sınırlandırıcı iş¬lemler, karşı taraf yönünden geçersizdir. Davaya vekâlette özel yetki verilmesini gerektiren hâller MADDE 80– (1) Açıkça yetki verilmemiş ise vekil, sulh olamaz, hâkimi reddedemez, davanın tamamını ıslah edemez, hükmolunan şeyi tes¬lim alamaz, yemin teklif edemez, yemini kabul, iade veya reddede¬mez, baş¬kasını tevkil edemez, haczi kaldıramaz, müvekkilinin iflâsını isteyemez, tahkim ve hakem sözleşmesi yapamaz, konkordato veya ser¬maye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırıl¬ması teklifinde bulu¬namaz ve bunlara muvafakat veremez, alternatif uyuşmazlık çözüm yolla¬rına başvuramaz, davadan veya kanun yolların¬dan feragat edemez, karşı tarafı ibra ve davasını kabul edemez, yargıla¬manın iadesi yoluna gidemez, hâkimlerin fiilleri sebebiyle Devlet aley¬hine tazminat davası açamaz, han¬gileri hakkında yetki verildiği açıklan¬madıkça kişiye sıkı sıkıya bağlı hak¬larla ilgili davaları açamaz ve takip edemez. Birden fazla vekil görevlendirilmesi MADDE 81– (1) Dava için birden fazla vekil görevlendirilmiş ise, vekillerden her biri, vekâletten kaynaklanan yetkileri, diğerinden bağımsız olarak kullanabilir. Aksi yöndeki sınırlamalar, karşı taraf bakı¬mından geçer¬sizdir. Vekâletnamenin ibrazı MADDE 82– (1) Avukat, açtığı veya takip ettiği dava ve işlerde, noter tarafından onaylanan ya da düzenlenen vekâletname aslını veya avukat tarafından onaylanmış aslına uygun örneğini, dava yahut takip dosyasına konulmak üzere ibraz etmek zorundadır.
__________________
..An be an içimdesin .. Sanki bu yürek buz tutmuş, sanki benim değil bu beden ya da bu bedenin içinde olan ben değilim. Sanki ben bitmişim.. ..Düş'tüm Düş'ümden..
|
|
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
|
Vekâletnamesiz dava açılması ve işlem yapılması
MADDE 83– (1) Avukatla takibi zorunlu davada, vekâletnamesi¬nin aslını veya onaylı örneğini vermeyen avukat, dava açamaz ve yargı¬lamayla ilgili hiçbir işlem yapamaz. Şu kadar ki, gecikmesinde zarar do¬ğabilecek hâllerde mahkeme, vereceği kesin süre içinde vekâletnamesini getirmek koşuluyla avukatın dava açmasına veya usul işlemlerini yapma¬sına izin ve¬rebilir. Bu süre içinde vekâletname verilmez ise dava açılma¬mış ve gerçek¬leştirilen işlemler yapılmamış sayılır. (2) Avukatla takibi zorunlu olmayan davanın, avukat aracılığıyla ta¬kibinde de, yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır. Ancak, verilen kesin süre içinde vekil vekâletnamesini vermez veya aynı süre içinde asıl taraf, yapılan işlemleri kabul ettiğini dilekçeyle mahkemeye bildirmez ise, dava açılmamış veya gerçekleştirilen işlemler yapılmamış sayılır. (3) Vekâletnamesiz işlem yapmasına izin verilen ancak süresi içinde vekâletname ibraz etmeyen avukat, oturum harcı ile diğer yargı¬lama gider¬leri ve karşı tarafın uğradığı zararları ödemeye mahkum edilir. Bunu kötüniyetle yapan avukat aleyhine, ceza ve disiplin soruşturması açılmasını sağlamak üzere, Cumhuriyet başsavcılığına ve vekilin bağlı olduğu baro başkanlığına durum yazıyla bildirilir. (4) Bir tarafın avukat tutmak istemesi sebebiyle, yargılama hiçbir şe¬kilde başka bir güne bırakılamaz. (5) Avukatın istifası, azli veya dosyanın incelenmemiş olması se¬be¬biyle yargılama başka bir güne bırakılamaz. Ancak, dosyanın incelen¬memiş olması geçerli bir özre dayanıyorsa, hâkim bir defaya mahsus ol¬mak üzere, kısa bir süre verebilir. Verilen süre sonunda, dosya incelen¬memiş olsa bile, davaya devam olunur. Vekilin vekâlet veren huzurundaki beyanı MADDE 84– (1) Kendisinin de hazır olduğu oturumda, vekili ta¬ra¬fından yapılan açıklamalara derhâl ve açıkça itiraz etmeyen taraf, bu açıkla¬malara rıza göstermiş sayılır. Vekâlet veren veya vekilin duruşmada uygun olmayan tutum ve davranışı MADDE 85– (1) Vekil, oturum sırasında uygun olmayan tutum ve davranışta bulunursa, hâkim tarafından uyarılır; uymaz ise, hemen dışarıya çıkartılması sağlanır ve mahkemece, gerekli görülürse, gerekçe gösterilerek belirlenecek süre içinde, başka bir vekil göndermesi hususu¬nun vekâlet ve¬rene tebliğine karar verilir. (2) Vekille takibi zorunlu olmayan davalarda, davasını kendisi ta¬kip eden kimse, mahkemede uygun olmayan tutum ve davranışta bulu¬nursa, hâkim kendisini uyarır; uymaz ise, hemen dışarıya çıkartılmasını sağlar ve gerekli görürse, kendisini vekil ile temsil ettirmesine karar ve¬rir; vekil ile temsil ettirmemesi hâlinde, tarafın yokluğu hâlinde uygula¬nacak hükümlere göre işlem yapılır. (3) Vekille takibi zorunlu olan davalarda, vekâlet veren, mahke¬mece verilen süre içinde, başka bir vekil göndermez yahut vekille takibi zorunlu olmayan davalarda, davasını takip etmezse, tarafın yokluğu hâ¬linde uygula¬nacak hükümlere göre işlem yapılır. Tarafın davasını takip edebilecek ehliyette olmaması MADDE 86– (1) Vekille takibi zorunlu olmayan davalarda hâ¬kim, taraflardan birisinin davasını bizzat takip edecek yeterlikte olmadı¬ğını gö¬rürse, ona uygun bir süre tanıyarak, davasını vekil aracılığıyla takip etme¬sine karar verebilir. Verilen karara uymayan taraf hakkında, yokluğu hâlin¬deki hükümlere göre işlem yapılır. Vekilin azli ve istifasının şekli MADDE 87– (1) Vekilin azli veya istifasının, mahkeme ve karşı ta¬raf bakımından hüküm ifade edebilmesi için, bu konudaki beyanın di¬lek¬çeyle bildirilmesi veya tutanağa geçirilmesi ve gerektiğinde ilgilisine yapıla¬cak tebligat giderinin de peşin olarak ödenmesi zorunludur. Vekilin istifası MADDE 88– (1) İstifa eden vekilin vekâlet görevi, istifanın mü¬vek¬kiline tebliğinden itibaren onbeş gün süreyle devam eder. (2) Avukat ile takibi zorunlu olmayan davada, vekilinin istifa et¬miş olmasına rağmen vekâlet veren davayı takip etmez ve vekil de gö¬revlendir¬mez ise, tarafın yokluğu hâlinde uygulanacak hükümlere göre işlem yapılır. (3) Avukat ile takibi zorunlu davada vekâlet veren taraf, istifanın kendisine tebliğinden itibaren en geç onbeş gün içinde yeni vekilini mah¬kemeye bildirmek zorundadır. Aksi takdirde, tarafın yokluğu hâlinde uygu¬lanacak hükümlere göre işlem yapılır. (4) Yukarıdaki fıkralarda yer alan hususlar, istifa eden vekilin is¬tifa dilekçesi ile birlikte vekâlet verene ihtaren bildirilir. Vekilin azli MADDE 89– (1) Avukat ile takibi zorunlu olmayan davada veki¬li¬nin azli hâlinde, vekâlet veren, davayı takip etmez ve onbeş gün içinde vekil de görevlendirmez ise, tarafın yokluğu hâlinde uygulanacak hü¬kümlere göre işlem yapılır. (2) Avukatla takibi zorunlu olan davalarda, azil ile birlikte taraf, onbeş günlük kesin süre içinde, kendisini temsil edecek bir başka avukatı görevlendirmek ve vekâletnameyi vekili aracılığıyla mahkemeye sunmak zorundadır. Aksi takdirde azil, hüküm doğurmaz.
__________________
..An be an içimdesin .. Sanki bu yürek buz tutmuş, sanki benim değil bu beden ya da bu bedenin içinde olan ben değilim. Sanki ben bitmişim.. ..Düş'tüm Düş'ümden..
|
|
|
|
|
|
|
#8 (permalink) |
|
BEŞİNCİ BÖLÜM
Teminat Teminat gösterilecek hâller MADDE 90– (1) Aşağıdaki hâllerde davalı tarafın veya borçlu¬nun muhtemel yargılama giderlerini yahut takip giderlerini karşılayacak uy¬gun bir teminat gösterilir: a) Türkiye’de mutad meskeni olmayan Türk vatandaşının dava aç¬ması, davacı yanında davaya katılması veya takip yapması. b) Davacının daha önceden iflâsına karar verilmiş, hakkında kon¬kor¬dato veya uzlaşma suretiyle yeniden yapılandırma işlemlerinin başla¬tılmış bulunması; borç ödemeden aciz belgesinin varlığı gibi sebeplerle, ödeme güçlüğü içinde bulunduğunun belgelenmesi. (2) Teminatı gerektiren hâl ve şartların davanın görülmesi sıra¬sında ortaya çıkması hâlinde de mahkeme teminat gösterilmesine karar verir. (3) Mecburî dava ve takip arkadaşlığında teminat gösterme yü¬küm¬lülüğü, bu yükümlülüğün tüm davacılar ve alacaklılar bakımından mevcut olması hâlinde doğar. Teminat kararı MADDE 91– (1) Yargılama giderlerini karşılayacak teminata, mah¬kemece kendiliğinden karar verilir. Hâkim, teminat kararı vermeden önce tarafları veya müdahale talebinde bulunan kişiyi dinleyebilir. (2) Takip giderlerini karşılayacak teminat hakkında, icra müdürü kendiliğinden karar verir. Teminat gerektirmeyen hâller MADDE 92– (1) Aşağıda sayılan hâllerde teminat istenemez: a) Davacının adlî yardımdan yararlanması. b) Davacının, yurt içinde istenen teminatı karşılamaya ye¬terli ta¬şın¬maz malının veya aynî teminatla güvence altına alınmış bir alacağının bu¬lunması, c) Davanın, sırf küçüğün menfaatlerini korumaya yöne¬lik olarak açılmış olması, ç) İlâma bağlı alacak için ilâmlı icra takibi yapılmış olması. Teminatın tutarı ve şekli MADDE 93– (1) Bir davada verilecek teminatın tutarını ve şek¬lini hâkim serbestçe tayin eder. Ancak, tarafların teminatın şeklini söz¬leşmeyle kararlaştırmaları hâlinde, teminat ona göre belirlenir. (2) Teminatı gerektiren hâl ve şartlarda değişiklik olması hâlinde, hâkim teminatın azaltılması, arttırılması, değiştirilmesi ya da kaldırılma¬sına karar verebilir. Teminat gösterilmemesinin sonuçları MADDE 94– (1) Hâkim tarafından belirlenen kesin süre içeri¬sinde teminat gösterilmezse, dava usulden reddedilir. (2) Müdahale talebinde bulunan kişi, kesin süre içinde istenen te¬mi¬natı vermezse, müdahale talebinden vazgeçmiş sayılmasına karar veri¬lir. Teminatın iadesi MADDE 95– (1) Teminat gösterilmesini gerektiren sebep ortadan kalktığı takdirde, ilgilinin talebi üzerine mahkeme, teminatın iadesine karar verir. ALTINCI BÖLÜM Süreler, Eski Hâle Getirme ve Adlî Tatil BİRİNCİ AYIRIM Süreler Sürelerin belirlenmesi MADDE 96– (1) Süreler, kanunda belirtilir veya hâkim tarafın¬dan tespit edilir. Kanunda belirtilen istisnaî durumlar dışında, hâkim ka¬nun¬daki süreleri artıramaz veya eksiltemez. (2) Hâkim, kendisinin tespit ettiği süreleri, haklı sebeplerle artıra¬bilir veya eksiltebilir; gerekli gördüğü takdirde, bu konudaki kararından önce tarafları da dinler. Sürelerin başlaması MADDE 97– (1) Süreler, taraflara tebliğ tarihinden veya kanunda öngörülen hâllerde, tefhim tarihinden itibaren işlemeye başlar. Sürelerin bitimi MADDE 98– (1) Süreler gün olarak belirlenmiş ise, tebliğ veya tef¬him edildiği gün hesaba katılmaz ve son günün tatil saatinde biter. (2) Süre, hafta, ay veya yıl olarak belirlenmiş ise, başladığı güne son hafta, ay veya yıl içindeki karşılık gelen günün tatil saatinde biter. Sürenin bittiği ayda, başladığı güne karşılık gelen bir gün yoksa, süre bu ayın son günü tatil saatinde biter. Tatil günlerinin etkisi MADDE 99– (1) Resmî tatil günleri, süreye dahildir. Sürenin son gününün resmî tatil gününe rastlaması hâlinde, süre, tatili takip eden ilk iş günü çalışma saati sonunda biter. Kesin süre MADDE 100– (1) Kanunun belirlediği süreler kesindir. (2) Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Aksi hâlde, belirlenen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir. Bu şe¬kilde verilecek ikinci süre kesindir; yeniden süre verilemez. (3) Kesin süre içinde yapılması gereken işlemi, süresinde yapma¬yan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar. İKİNCİ AYIRIM Eski Hâle Getirme Talep MADDE 101– (1) Elde olmayan sebeplerle, kanunda belirtilen veya hâkimin kesin olarak belirlediği süre içinde bir işlemi yapamayan kimse, eski hâle getirme talebinde bulunabilir. (2) Süresinde yapılamayan işlemle ulaşılmak istenen aynı sonuca, eski hâle getirme dışında, başka bir hukukî yoldan ulaşılabiliyorsa, eski hâle getirme talebinde bulunulamaz. Süre MADDE 102– (1) Eski hâle getirme, işlemin, süresinde yapıla¬ma¬masına sebep olan engelin ortadan kalkmasından itibaren, onbeş gün içinde talep edilmelidir. (2) İlk derece yargılamasında ve istinaf yargılamasında, en geç nihaî karar verilinceye kadar eski hâle getirme talebinde bulunmak müm¬kündür. Ancak nihaî karar bir tarafın yokluğunda verilmişse, tahkikat aşamasında kaçırılan süreler için kararın verilmesinden sonra da eski hâle getirme tale¬binde bulunulabilir. Talebin şekli ve kapsamı MADDE 103– (1) Eski hâle getirme, dilekçeyle talep edilir. Di¬lek¬çede, talebin dayandığı sebepler ile bunların delil veya emareleri gös¬terilir. Süresinde yapılamayan işlemin de, eski hâle getirme talebinde bulunmak için öngörülen süre içinde yapılması zorunludur. Talep ve inceleme mercii MADDE 104– (1) Yapılamayan işlem için eski hâle getirme ta¬lebi, bu işlem hakkında hangi mahkemede inceleme yapılacak idiyse, o mahke¬meden talep edilir. (2) Eski hâle getirme, istinaf yoluna başvuru hakkının düşmesi hâ¬linde, bölge adliye mahkemesinden; temyiz yoluna başvuru hakkının düş¬mesi hâlinde ise, Yargıtaydan talep edilir. Talebin yargılamaya ve hükmün icrasına etkisi MADDE 105– (1) Eski hâle getirme talebi, yargılamanın ertelen¬me¬sini gerektirmez ve hükmün icrasına engel olmaz. Ancak, talebi ince¬leyen mahkeme, talebi haklı görürse, teminat gösterilmek şartıyla, yargı¬lamanın ertelenmesine veya hükmün icrasının geri bırakılmasına karar verebilir. Mahkeme, gerektiğinde teminat gösterilmeden de yargılamanın ertelenme¬sine veya icranın geri bırakılmasına karar verebilir. İnceleme ve karar MADDE 106– (1) İlk derece mahkemeleri veya bölge adliye mah¬kemelerinde eski hâle getirme talebi, ön sorunlar hakkındaki usule; Yargıtayda ileri sürülecek eski hâle getirme talebi ise, temyiz usulüne göre yapılır ve incelenir. (2) Mahkeme, eski hâle getirme talebinin kabulü hâlinde, hangi iş¬lemlerin geçersiz hâle geldiğini kararında belirtir. Islahla geçersiz kılı¬nama¬yan işlemler, eski hâle getirme talebinden de etkilenmez. Giderler MADDE 107– (1) Eski hâle getirme talebi sebebiyle ortaya çıkan giderler, talepte bulunan tarafa yükletilir. Ancak, karşı taraf eski hâle ge¬tirme talebine karşı asılsız itirazlar ileri sürerek giderlerin artmasına sebep olmuşsa, hâkim, giderlerin tümünün veya bir kısmının karşı tarafa yükletil¬mesine karar verebilir. ÜÇÜNCÜ AYIRIM Adlî Tatil Süresi MADDE 108– (1) Mahkemeler her yıl, ağustos ayının birinden eylül ayının beşine kadar tatil olunur. Adlî tatilde görülecek dava ve işler MADDE 109– (1) Adlî tatilde, ancak aşağıdaki dava ve işler gö¬rü¬lür: a) İhtiyatî tedbir, ihtiyatî haciz ve delillerin tespiti gibi geçici hu¬kukî koruma, deniz raporlarının alınması ve dispeçci atanması talepleri ile bun¬lara karşı yapılacak itirazlar ve diğer başvurular hakkında karar verilmesi. b) Her çeşit nafaka davaları ile soybağı, velâyet ve vesayete iliş¬kin dava ya da işler. c) Nüfus kayıtlarının düzeltilmesi işleri ve davaları. ç) Hizmet veya iş ilişkisi sebebiyle işçilerin açtıkları davalar. d) Ticarî defterlerin kaybından dolayı kayıp belgesi verilmesi ta¬lep¬leri ile kıymetli evrakın kaybından doğan iptal işleri. e) İflâs ve konkordato ile sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uz¬laşma suretiyle yeniden yapılandırılmasına ilişkin işler ve davalar. f) Adlî tatilde yapılmasına karar verilen keşifler. g) Tahkim hükümlerine göre, mahkemenin görev alanına giren dava ve işler. ğ) Kanunlarda ivedi olduğu belirtilen veya taraflardan birinin ta¬lebi üzerine, mahkemece ivedi görülmesine karar verilen dava ve işler. (2) Tarafların anlaşması hâlinde veya dava bir tarafın yokluğunda görülmekte ise, hazır olan tarafın talebi üzerine, yukarıdaki iş ve davalara bakılması, adlî tatilden sonraya bırakılabilir. (3) Adlî tatilde, yukarıdaki fıkralarda gösterilenler dışında kalan dava ve işlerle ilgili olarak verilen dava, karşı dava, istinaf ve temyiz dilek¬çeleri ile bunlara karşı verilen cevap dilekçelerinin ve dosyası iş¬lemden kal¬dırılan davaları yenileme dilekçelerinin alınması, ilâm veril¬mesi, her türlü tebligat, dosyanın başka bir mahkemeye, bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya gönderilmesi işlemleri de yapılır. (4) Bu madde hükümleri, bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtay in¬celemelerinde de uygulanır.
__________________
..An be an içimdesin .. Sanki bu yürek buz tutmuş, sanki benim değil bu beden ya da bu bedenin içinde olan ben değilim. Sanki ben bitmişim.. ..Düş'tüm Düş'ümden..
|
|
|
|
|
|
|
#9 (permalink) |
|
Adlî tatilin sürelere etkisi MADDE 110– (1) Adlî tatile tâbi olan dava ve işlerde, bu Kanu¬nun tayin ettiği sürelerin bitmesi tatil zamanına rastlarsa, bu süreler ay¬rıca bir karara gerek olmaksızın adlî tatilin bittiği günden itibaren yedi gün uzatılmış sayılır. İKİNCİ KISIM Dava Çeşitleri, Dava Şartları ve İlk İtirazlar BİRİNCİ BÖLÜM Dava Çeşitleri Eda davası MADDE 111– (1) Eda davası yoluyla mahkemeden, davalının, bir şeyi vermeye veya yapmaya yahut yapmamaya mahkûm edilmesi talep edi¬lir. Tespit davası MADDE 112– (1) Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hak¬kın veya hukukî ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir. (2) Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnaî durumlar dı¬şında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bu¬lunmalıdır. (3) Maddî vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluş¬tu¬ramaz. İnşaî dava MADDE 113– (1) İnşaî dava yoluyla, mahkemeden, yeni bir hu¬kukî durum yaratılması veya mevcut bir hukukî durumun içeriğinin de¬ğiştirilmesi yahut onun ortadan kaldırılması talep edilir. (2) Bir inşaî hakkın, dava yoluyla kullanılmasının zorunlu olduğu hâllerde, inşaî dava açılır. (3) Kanunlarda aksi belirtilmedikçe, inşaî hükümler, geçmişe et¬kili değildir. Kısmî dava MADDE 114– (1) Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir ol¬duğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir. (2) Talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise, kısmî dava açılamaz. (3) Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça fera¬gat edilmiş olması hâli dışında, kısmî dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez. Objektif dava birleşmesi MADDE 115– (1) Davacı, aynı davalıya karşı olan, birbirinden ba¬ğımsız birden fazla aslî talebini, aynı dava dilekçesinde birleştirebilir. Bunun için, birlikte dava edilen taleplerin tamamının aynı yargı çeşidi içinde yer alması ve taleplerin tümü bakımından ortak yetkili bir mahke¬menin bulun¬ması şarttır. Terditli dava MADDE 116– (1) Davacı, aynı davalıya karşı birden fazla tale¬bini, aralarında aslîlik–ferîlik ilişkisi kurmak suretiyle, aynı dava dilekçe¬sinde ileri sürebilir. Bunun için, talepler arasında hukukî veya ekonomik bir bağ¬lantının bulunması şarttır. (2) Mahkeme, davacının aslî talebinin esastan reddine karar ver¬me¬dikçe, fer’î talebini inceleyemez ve hükme bağlayamaz. Seçimlik dava MADDE 117– (1) Seçimlik borçlarda, seçme hakkı, borçluya veya üçüncü bir kişiye ait olup; borçlu yahut üçüncü kişi bu hakkını kul¬lanmaktan kaçınıyorsa, alacaklı seçimlik dava açabilir. (2) Seçimlik davada mahkeme, talebin hukuka uygun olduğu so¬nu¬cuna varırsa, seçimlik mahkûmiyet hükmü verir. (3) Seçimlik mahkûmiyet hükmünü cebrî icraya koyan alacaklı, ta¬kibinin konusunu, mahkûmiyet hükmünde yer alan edimlerden birisine has¬retmek zorundadır. Ancak, bu durum, borçlunun, diğer edimi ifa et¬mek su¬retiyle borcundan kurtulma hakkını ortada |