![]() |
|
|
|||||||
| Hayata Dair.. Hayata dair küçük hikayeler, tavsiyeler özlü sözler.. Hepsi bu bölümde.. |
|
|
|
|
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Görünüm Modları |
|
|
#1 (permalink) |
|
Hastabakıcı
Başucunda bekliyor gibi saatlerce kendi yatağının yanında diz çökmüş halde… Sigarası bitmeye başladığında ciğerlerinin acısı dayanılmaz bir hal almıştı. Unutmadığı dizelerden birini hatırlattı odası; ‘rengarenk karanlık ve zifiri sessizlik’. Bütün bunlar onun melankolisinin çığlıklarıydılar. Ve o şeker kız! Sabaha kadar ne güzel uyuduğunu düşünüp durduğu veya ne kötü rüyalarla bembeyaz alnına dizilmiş ter topları. ‘Lanet olsun!’ diye bir sesin o bomboş odaya negatif bile olsa canlılık getirmesi. ‘Ölümün içine giren filizlenme’ tam olarak açıklaması bu olmalı. Siyahın içine buğulu bir şekilde yayılan griye kaçar sigara dumanını görebiliyor. Onun tüm yönleriyle üzerine ömrünü tükettiği, iki yıldan beri değişmeyen kısa sigarasının en usta ressamların dahi çizemeyeceği duygu dolu bir tablo olduğunu düşünüyordu. En iyi dost! Merak ettiği şey; kendinden başka daha kaç kişinin közün belirli kenarlarından sızan dumanın canlı bir maviye kaçar griliği olmasına rağmen, ciğerinden geri üfleyebildiği kadarıyla çıkan dumanın ölüm gibi mat bir renk farlılığına sahip olması… “Saçma” dedi. Dünyanın daracık mahzenine tıktığı bu kocaman dünyasında boğuluyor olması bile umursuzluğuna darbe yaratamazdı artık. Kemirgen duygularından sıyrılmış, şizofren şiirlerini yakmış, kırılgan kavgasına veda etmişti. Çok sevdiği şehirlerarası otobüsünü terk edip saatlerce yolda araba bekleyen afallak bir şoför hayal etti. Tam bir hayalperest! Hala ince ince nefesini hissettiği, her şeyi olan kadına baktı bir kez daha. Aniden bomboş yatağının üzerinden hızla yürüyen kırmızı karıncaya doğru gözbebekleri kocamanlaştı. O kadın artık yok, yerinde aç gözlü materyalist bir karınca vardı. Hayatının en sert yumruğunu üzerine indirdikten sonra bile yürüyen karıncaya tekrar yakından baktı. Ağlıyordu artık… Hıçkıra hıçkıra içine damlayan gözyaşlarıyla burnunu çekti. Sıcak bir tat. Oysa gözpınarları eski çöl havasından ödün vermemiş, nemli gözleriyle kalakalmıştı. Sadece küçük bir an gözlerini kapattı. Açması ile ayağa kalkması bir olmuştu. Sarı renkteki yumuşak bağcıklarını sıkıca bağlarken tam karşıya, zeytin ağacına öylece daldı. Ve boş bir sokak. Ayakkabılarındaki kauçuk tabanın gıcırtılı sesi onu kendine getirmeye yeterdi; ama eskiden. Bu kez sessiz, hızlı adımları hep daha ileriye götürüyordu kendisini… Dar bir sokağın işlek bir caddeye çıktığını fark etmesi ancak kafasını ilk kez kaldırmasına tekabül ediyordu. Çok beğenerek kastığı ayak kasları belirgin şekilde sertleşmiş ve içerlerinde odundan mangallar varmışçasına ona acı vermeye çoktan girişmişlerdi. Gecenin rengine kamufle asfalt çok akıcıydı. İleride, ikinci kez baktığında fart ettiği bir araba farının yansıması onu daha bir uyandırmıştı. Araba tahminen bir kilometre kadar uzaktan, ortalama bir hızda geliyor; o ise düz ve uzun sokağın sonuna yüz metre civarı mesafede son kez depara kalkıyordu. Çakışma noktası! Hesapları hep severdi. Tüm çakışma noktalarını bilir ve onların olduğu veya olacağı her yerde o bulunurdu. Kendi hızı içerisinde panik atak denebilecek bir hıza kalkmıştı şimdi. Adrenalin işte buydu. Hayatı onun sadece buydu; deliler gibi bir amaca koşmak. Yüzüne çarpan zeytin dallarına, dağılan saçlarına aldırmadan. Amaçlarını yarıda bırakmaktan nefret eder; o da bunun bilincinde bu kez başaracaktı. Hedefine bu kez –ilk kez- ulaşacaktı. Son beş saniye diye geçirirken kafasından, yalnızca atacağı büyük ve azimli ve de çok hızlı elli adım gerekiyordu. Şimdi geriye sayma zamanı; Dört… Üç… İki… Bir… Koyu mavi bir spor araba ortalama doksan kilometre bölü saatlik bir hızla onu sırıyıp geçti. Sadece bagaj kapısı tarafında, arabanın depo kapağına yakın bir yere kendi limitlerdeki hızıyla çarpıp sol tarafına doğru hızla savrulduğu anı biraz olsun heyecanla hissetti. Kulaklarındaki fren çığlığı çok uzun süre aynı bozuk şarkılar gibi vızıldadı uykusu boyunca… Sağ elinin baş parmağı bir öne bir arkaya oynayıp duruyordu, hisleri uyanıp sinirleri beynine bu sinyalleri yollamaya tekrar karar vermişken. Ruhunu şöyle bir silkeledi. Soğuk bir odada olsa gerek tüylerinin derisinin ne kadar derininde köklendiğini anlayacak boyutta ürperdi. İlk önce başparmağını düşündü. Evet, onun baş parmağı çok esnekti, geriye doğru kıvrıldığında bir “U” harfi ortaya çıkabiliyordu ve bunu bilen ve en sevdiği neşe anı olan bir tek kişi tanıyordu…! Vücudunun yorgunluğuna oranla son hızla kafasını sol omzundan sağa doğru çevirdiğinde o gözler hüzün ile sevinç karışımıyla ona bakıyor olarak karşısına dikildi. Hala küçücük elleri başparmağı ile oynuyor ve yine küçücük dudakları o mükemmel gülümseyişiyle ona neşeli bir hava katıyordu! Tavana baktı biraz! “Hastabakıcı!” dedi, ironisine sırıtarak. Tekrar sağına dündü, gözlerinden boşalan –evet, bu kez sağanak şeklinde çöle boşalan yağmur misali- yaşlarla aldırmadan ona doğru doğrulup tüm enerjisiyle sarıldı. Bütün enerjisinin yanında kalbinin durduğunu hissetti ama hiç güç kaybetmeden daha sıkı sarıldı. ‘Seni seviyorum’ kelimesini ilk kez söyleyen bu güzel ve inançlı kıza bakamadan daha gözlerinin karardığını anlayıp kollarını bırakır gibi oldu ama tekrar gücünü toplamaya zorladı kendini. Artık kan akmasa da damarlarında, ruhunun yada her ne ise iki insanı bağlayan ve onu yaşatan onun kanlı canlı gülücük saçtığını biliyordu. Yatağa yığılırken, karanlık bir dünyaya böyle aydınlık bir zamanda diye düşünebildi. Kalbinden nefret ettiğini anladığında bilinç denen lanet olası gitmeye niyet etmiş, tası tarağı toplamıştı bile. Yüzüne çok yakın eğilmiş kadına bakarak karartılar içindeki güneş sarısı saçlarınla son kez dudaklarını kıpırdattığında ecel neredeydi ise yıllardır onu şimdi kıskıvrak yakalamıştı. Dudaklarının ıslaklığı ve tam kirpiklerine düşen iki üç damla sanırım kırıntıları olmalıydı ömrün! “Şimdi” dedi, “ÖLÜMSÜZLÜK!”… Doğduğunda...
sen ağlarken, seni bekleyenler gülüyordu.... Öyle yaşa ki... seni yolcu edenler ağlarken, sen gülesin.... Linkleri Sadece Kayitli Uyelerimiz Gorebilir. Uye Olmak Icin Tiklayiniz... Linkleri Sadece Kayitli Uyelerimiz Gorebilir. Uye Olmak Icin Tiklayiniz... |
|
|
|
|
![]() 55_sms Kullanıcısına Teşekkur Edenler |
ros_ay (12-12-2006) |
|
|
#3 (permalink) |
|
tskler........
Doğduğunda...
sen ağlarken, seni bekleyenler gülüyordu.... Öyle yaşa ki... seni yolcu edenler ağlarken, sen gülesin.... Linkleri Sadece Kayitli Uyelerimiz Gorebilir. Uye Olmak Icin Tiklayiniz... Linkleri Sadece Kayitli Uyelerimiz Gorebilir. Uye Olmak Icin Tiklayiniz... |
|
|
|
|
![]() |
| Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
|
|