Bir iki üç...
bilmem sizin başınıza hiç gelir mi...
Belki de en kusursuz yaptığınız işe, büyük bir hevesle tam girişecekken, ilk adımda aklınıza birşey takılıverir...
İlk başta pek önemsemezsiniz ne de olsa geçicidir, bir bulut kadar...
Sonrasında işe koyulur... Damla damla terler dökmeye başlarsınız, emeğinizin verimli olması için uzun bir soluk alıp kısa kısa koşarsınız ve ikinci adımda tam aklınız uzun bir vadiden ibaret olmuşken bulutlar tekrar belirir, kaybolan gün ışığının ardından yağmur çiseler, derken kar, derken fırtına...
Bir anda göremez olursunuz, bir âmâ kadar... Yere eğilir, çamurların arasında alın terlerinizi karış karış ararsınız...
Gece olur, soğuk ve tam anlamıyla zifiri karanlık iliklerinize kadar işlemiştir.
Dua edersiniz, evet inanmasanız bile dua edersiniz...
O içinizi ısıtan güneşe muhtaçsınızdır. Daha doğrusu aklınız muhtaçtır. Yüreğiniz; somut ve soyut bütün varlıklarını çoktan vadinin çamurunda defalarca yitirmiştir. Bu sebepten sadece aklınız güneşe muhtaçtır.
Üçüncü ve son adımda siz farkında olmadan, batıdan acı bir güneş doğar. Doğması lazımdır ki bu evrenin zorunlu gebeliğinin tekerrürüdür.
Yatağınıza uzanıp başınızı koyduğunuzda herşeyi kavrarsınız.
Dualarınızın gerçekleşmiş olması bile artık sizi mutlu edemez, çünkü ne gözleriniz artık net görebilir, ne de üzerinizdeki çamur kolay kolay silinebilir...
bilmem sizin başınıza hiç gelir mi...
Ruhumun тam orta yerinde…GüLümsediğim küskünLükLer var
|