Üçüncü Kişi (Ben mi, sen mi, o mu?)
Dışarı çıkmıştın sen. Yoktun. Usulca el attım çantanın fermuarına ve sen yokken ben, senin aklını aldım.
Eksikliğini hissedeceğini sanmıyorum ya, nezaketen haber vereyim dedim. Yaratılıştan sonraki aklı bölüştürme gününü kaçırmıştın da sen, adresine postayla gönderilmişti fedakar sıçanın payı. Kenarı oyalı mendillere sarıp da saklardın onu, gün olur da lazım olur diye çantanda gezdirirdin. Bir aksesuardı o senin için, anahtarların kadar az kullandığın.
Sana "serseri" dediklerinde anahtarlarını şıngırdatırdın ve "akılsız" denilmeyi beklerdin sıfır kilometre aklınla övünmek için. Sen sıfırı iyi birşey sanardın. Gülücükler dağıtıp ellerini şaklatırdın sınav kağıtlarında gördükçe o aşina olduğun şekli. Sana güneşi verdiler sanardın; siyah mürekkepten bir çember, parıltısız; anca bu kadar olur küçük adamın güneşi.
Bir sıkımlık aklın vardı, onu da ben aldım. Yoktun sen, sıfırdın.
Demiştin sen.
Aklım. Çantamın içinde bir yerlerde olacaktı. Bulamıyorum. Ama sen alabildiğine göre çantamın içinde bir yerlerdeydi bir zamanlar aklım. Aklım bir zamanlar çantamın içinde bir yerlerdeydi.
Demişti o. Sonra, her zamanki keyfe keder haliyle paytak paytak uzaklaşırken, kendi dünyasının ufkuna doğru "Aklımı gören oldu mu?" diye seslenmişti. Sana sırtını döndükten sonra unutmuştu sana sırtını dönmemesi gerektiğini. Arkadan güneş sanıyordun çünkü sen onu.
Paytak birkaç adım daha attı ve gülümsedi, anahtarları şıngırdıyordu. O gün o saatte anahtarları halen daha çantasının içinde bir yerlerdeydi ve onlar da bir daha bulunmamak üzere kaybedilmeden önce sahiplerinin gönlünce şıngırdatılmalıydılar.
Ben hep ama hep susmuştum siz anlamsızlaşırken. Ağzım açıkken beceremiyordum üçüncü kişi olmayı. Üçüncü kişi susmak için işe alınmıştı, kendisinin olmayan hikayeyi anlatırken en azından kağıt üstünde ilk üçe girebilmek için kıvranan figürandı.
Ruhumun тam orta yerinde…GüLümsediğim küskünLükLer var
|