![]() |
|
|
|||||||
| Hayata Dair.. Hayata dair küçük hikayeler, tavsiyeler özlü sözler.. Hepsi bu bölümde.. |
|
|
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Görünüm Modları |
|
|
#1 (permalink) |
|
İki dakikalık düşünme eylemine sığan bazen sayfalarla yeniden ifade edilemez ya, aynen budur şimdi anlatmaya koyulduğum.
Annemle babamın siyah beyaz bir fotoğrafi vardı, hani babaların annelere tutku, sevgi ve sevecenlik karışımı bir edayla baktığı ve annelerinde onlara her zamanki güzel ve çekici bakışlarından birini attiğı o düğün fotoğrafları. İşte bu fotoğrafa daha küçükkende dakikalar boyu dalıp gidebilirdim, şimdi ise aklıma geldikçe dakikalarca o fotoğraf üzerine düşünebiliyorum. Hani bazen insan hayal ettiklerini gerçek hayatta tasavvur eder ya, bu sefer tam tersi olsun isterdim hep. Yani ben o fotoğrafa bakarken gözlerimi kapar hayallere dalardım. O bakişlarda, bir zamanlar birbirine aşık, birbirini severek evlenen bir çift görüyordum ve o andan itibaren bizimkilerin hikayesi kafamda bir aşk hikayesine dönüşüyordu. Benimkisi büyük bir aşkın meyvesi(!) olmanin mutluluğunu yakalamaya çalışmaktan çok, annemin gecmişinde hiç olmazsa en az bir kere, yani o fotoğraf karesinin kapladığı anda mutlu olduğunu duyumsama ihtiyacıydı. Çünkü bir kadını tutku, sevgi ve sevecenlik dolu bir bakış sadece bir saniye sürsede yıllar boyu yetecek kadar mutlu edebilir. Bu bir zamanlar sevildiğinin kanıtıdır aynı zamanda ve bir zamanlar mutluluğu tattığının. Yani o kişinin şimdiki kederli hali sevenlerine yetmeyince o kişinin geçmişte görüp geçirmiş bir insan olduğu ve zamanında nice mutlu günleri olduğu söylenir ve bir zaman (?) sonra yine o günlerine kavuşacaği umutlanır. Kavuşmasa dahi eskiden yaşamış olduklarına sayılsındır. Çünkü sevenler sevdiklerini hep mutlu hayal etmek isterler. Hayatım boyunca annemin kederli bakışları altında ezildim. Onun mutsuzluğunu bazen öyle içimde hissederdim ki ve maalesef özellikle şu günlerde öylesine hissediyorum ki ve onun değistiremediğim hayatını, yaşam anlayışını kabullenmem o kadar fazla zamanımı ve enerjimi aldıkı, kendimi halen o fotoğraftaki aşık bakışlarla kandırmak isterim. Bir an için dahi olsa o güzel hayale inanmak o kadar huzur verici ki... Hani insan kendi aşk fakırliğini unutası geliyor! Son düşüncem ise yine mutluluk üzerine ama apayrı enstrümanlarlaydı. "Eğer bir gün bir çocuğum olursa ona yaşamın amacını nasıl anlatacağım diye" ile ilgili bir konu üzerine kafa yoruştu. Yukarıdaki ana tema ile düşünmeye başlayıp bu düşünceye nasıl geldiğimi inanın bilmiyorum. Çoluk çocuğa karışmak gibi bir derdim de yok henüz ama, kendimi ona birşeyleri izah ederken yakalayıveriyorum bazen "Ey hayatımın anlamı, ruhumun en elle tutulur yanı, senin şimdiden öğrenmen gereken tek ama tek bir şey var: Hayatın amacı. Bu öğrenilmesi çok basit ama uygulamaya sıra gelince kendini körebe gibi hissedebileceğin bir yolculuktur canım kızım. Yaşamın en temel amacı mutlu olabilmektir güzel yavrum. Eğer bu "mutluluk" kavramını salt "eğlence" olarak algılarsan, kendini Akmerkezlerden ve bar köşelerinden alamazsın, yaşamın yavan ekmek gibi olur, doyarsın ama açsındır. "Hep huzur" diye anlarsan, günlük hayatının coşkusuzluğu seni susuz bırakır, bir zaman sonra yaşamaktan yılgın düşersin. Ve hayatın soyut bir zamandan ibaret olarak kalır ama asla senin olmaz... Günü gelecek yaşamın öylesine karışacak ki bu arap saçı oluş seni çözülmezlik sanısına çıkaracak, aldanmayasın. Yaşamda her büyük başlangıçlar ve yeni sayfalar hep bu karışıklıklardan sonradır. Çünkü her olgu içinde karşıtını barındırır ve karışıklık çözümün ta kendisidir aslında, ya da çözümün ta kendisini doğurur. Böylece yeni başlangiçlar ve en hızlı değişimlerle tanışırsın. Mutluluğun gölgesi bazen dengelilik olurken, bazen de dengesizliktir a yavrum. Kendi derinliğini keşfederken en dip anlarda dahi ulaşman gereken hazdır. O belirli şeylerin belirli bir sonucu değil, sonuçlara ulaşırken içinde bulunduğun ruh halidir güzel kızım. Tüm öğrenmeler onadır, tüm duygular ona çıkar ve tüm hastalıklar onun yokluğunda bulduğun suretlerindir. O senin tanrıyı içinde taşıman, yüceliğini kaybetmemen, erdemle zamanda yol alman, kendini diğer bir kalbi sevebildiğin kadar sevebilmendir, sevgiyi hepsiyle harman edebilmendir. O senin sana borcundur ve hep içinde taşıman gereken en değerli mücevherindir. Ona sahip olduğun müddetçe gözlerin onun varliğiyla parıldayacak ve dostların senin varlığınla zenginleşeceklerdir." Bütün bunları bir dakika içinde ona anlatmıştım. Yüreğimde ona ait bir sicaklık vardı ve gerçekten de orada gibiydi. Sanki anlatırken onu sarmış ve ellerini avucumun içinde tutmuştum. Sonra bir endişe kapladı her yanımı. Bir gün bunları O´na anlatabilmeyi becerebilecek miydim? Hadi anlattım anlaşılabilecek miydim? Sonra bir uykuya daldı ruhum „Prensesin Uykusu“ na… Ruhumun тam orta yerinde…GüLümsediğim küskünLükLer var
|
|
|
|
|
![]() nesquik Kullanıcısına Teşekkur Edenler |
che_bjk (07-16-2008) |
![]() |
| Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
|
|